Atatürk’ten Suud Kralına Mektup

HZ. Muhammedin Mezarını yıkıp yerini degiştirmek isteyen Zamanın SUUD Kralına ATATÜRK’ÜN Kendi el yazısı ve imzasıyla çektigi Telgraf.. Dikkatli okuyun Yazıya başlarken Krala sayın kelimesini kullanmıyor.. “” SUUD Kralı Dikkatine !! Tarafımıza ulaşan haberlere göre ALLAHIN Sevgili ve Özel Kulu, Elçisi Peygamber efendimiz HZ.MUHAMMED MUSTAFA’NIN (S.A.V)Kabrini yıkıp yerini degiştirecekmişsin O Mezarın Tek Taşına dokunursan KURTULUŞ Savaşını bırakır ordularımla aşağı inerim.

Yıl 1919 Haziran 26. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Son zamanlarda facebookta bu paylaşımı o kadar çok kişide gördüm ki anlatamam. Tam bir şehir efsanesi, sahte hikaye nasıl oluşturulur ve böyle bir sürü inanan çıkar şaşırtıcı.

Birincisi ortada böyle bir telgraf yok. İkincisi Atatürk böyle bir telgraf çekecek adam değil. Üçüncüsü telgrafın çekildiği tarihte henüz Kurtuluş Savaşı diye bir şey olmadığı gibi Atatürk’ün ordusu dahi yok.

Yani neresinden tutsanız elinizde kalacak bir sahte hikaye.

11 yorum “Atatürk’ten Suud Kralına Mektup”

  1. Atatürk hakkında o kadar şey söyleniyor ki ,herkesin kafasında ayrı bir atatürk var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Bu hikayeyi yazanı bulup madara edeceksin aslında. Gerçi buna inananlarıda ondan aşağı kalmaz ya hani. Afedersiniz mal oğlu mallar yahu!

    Ha bir de Atatürk samimi bir müslümanmış. Delil mi? Delil ha. E canım adam bursa da cuma namazında vaaz vermiş, hiç atayis biri bunu yapar mı? Aman o beyninizi kullanmayın sonra yanar manar Allah etmesin.

    …yahu tamam, velev ki böyle bir mektup yazılmış olsun. Eee sonuç nedir yani burda neyi ispat etmeye çalışıyorsun? Sosyal paylaşım sitelerinde habire paylaşıp neyi kime ispat ediyorsun? Atatürk’e toz kondurmayacak ya(inanç konusunda), ama dininden de dönmeye yemiyor, ee ne yapacak, kendini tatmin etmek için böyle yalanlara anında iman edecek işte…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Dördüncüsü, Muhammed’in mezarı diye bir şey zaten yoktur.. Hatta Muhammed diye biri dahi olmayabilir.. İsa, Musa gibi mitolojik bir karakter olabilir.. Günümüzde onun mezarı olarak kabul edilen yer turistlerden para kazanmak için uydurulan bir yerdir.. Topkapı sarayındaki hırka, terlik gibi eşyalara bilimsel bir analiz yapıldığı zaman, bahsi geçen döneme ait olmadığı veya aynı kişiye ait olmadığı da anlaşılır.

    Beşincisi, M.Kemal’in din ve peygamber anlayışı sıradan müslümanlardan çok farklıdır.. Kendisi deisttir.. Ama İslam dinini çok defa kendi amaçları için kullanmıştır.. Yani yukarıdaki sözü söyleyebilecek tarz bir insandır.

    Fakat hiçbir kanıt olmadığı için yukarıdaki sözü söylediğini kabul etmemiz için herhangi bir gerekçe yoktur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Şimdi mektuba tekrar bakıyorumda, yahu bu kadar dandik bir yazım stili nasıl olur? Sanki ilkokul 3. sınıf öğrencisi yazmış, hitabete bak SUUD Kralı Dikkatine !!. Sanki belediyeden anons yapıyor :)) Gel otomobilini çek kutuluş savaşına başlıyamıyoz falan…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Ebubekir, sonsuz’a bir teşekkür borçlusun. Bak seni rahatlattı, ben biliyorum bu ileti senin uykularını kaçırıyordu bugüne kadar. Hadi geçmiş olsun.

    Gördün mü iyi ki laik bir cumhuriyet var ülkemizde, bu yüzden de bu site var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Eskiden Ayvalik’ta kocaman bir mesaj vardi:

    Turk milletinin en buyuk dusmani Komunizmdir
    Goruldugu yerde ezilmeli
    Mustafa Kemal

    O zamandan bu zamana fazla bir degisme olmamis demek ki

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. 1 – “Sözde” telgraf “el yazısıyla” çekilmiş… Faks mı bu mübarek, el yazısıyla çekilebilsin? Telgraf sisteminde mürekkepli kalem bir kağıt şerit üzerine nokta (.) veya çizgi (-) şeklinde şekiller çizer. Daha sonra ise Samuel Morse ve yardımcısı Vail bu sistemi geliştirdiler. “Nokta ve çizgilerden” oluşan bir kodlama sistemi ortaya çıkardılar. Bu kodlama sistemi, daha sonra tüm dünyada kabul gören Mors alfabesiydi.[1]
    2 – “Sözde” telgraf; “Mustafa Kemal Atatürk” imzasını taşıyor. Halbuki “Atatürk” soyadı taa 24 Kasım 1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla kendisine verilmiştir.[2]
    3 – Dışişleri ile ilgili yazışmalar “Dışişleri Bakanlığı” arşivinde muhafaza edilir. Oysa bu “sözde” telgrafın kaynağı “Cumhurbaşkanlığı” arşividir. Üstelik “sözde” belgenin hangi dosya ve numarada olduğu hakkında bilgi de verilmemiş. Böyle kaynak olur mu? Zaten böyle bir belge olmadığı için numarası verilemiyor olsa gerek. Eğer böyle bir belge varsa çıkarın ortaya. Şayet bulamıyorsanız yok hükmündedir, olmayan bir belge nasıl delil olur?
    4– “Suud Kralına” çekildiği iddia edilen telgrafın tarihi “26 Haziran 1919′dur. Oysa Suudi Arabistan Krallığı taa 23 Eylül 1932 tarihinde kurulmuştur.[3]
    Bazıları da telgrafın 1926 yılında çekildiğini iddia ederler… Ancak bu tarih “sözde” telgrafın içeriği ile çelişmektedir. Zira metinde:
    “O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı’nı bırakır ordularımla aşağı inerim.”
    ifadeleri yer alıyor. 1926 yılında Kurtuluş Savaşı mı vardı? Kurtuluş Savaşı 11 Ekim 1922′de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen, 24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona ermiştir.
    Kısaca bu iddianın aslı yoktur, saçma bir iddiadır.
    Nevzat Yalçıntaş, bunu M. Kemal Atatürk’ü müslüman göstermek için uydurduklarını Kadir Mısıroğlu’na itiraf etmiş ve Kadir Mısıroğlu’da bunu televizyonda açıklamıştır. Nevzat Yalçıntaş’ın Kadir Mısıroğlu’nu yalanladığını da duymadık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Hz. Muhammed’le ilgili “mit olabilir” sözlerin ne tarihten ne birşeyden anlamadığını söylüyor. Tamam inanmıyorsun ben de deistim ama böyle bir insanın yaşadığı bir realite. (Şii-Sünni çatışmasını araştırırsan bir kez daha anlarsın) Hz. Muhammed’in mezarının nerede olduğunun belli olmadığı doğru, ama Suudi Arabistan yaşamamış bir insanın üzerinden para kazanacak, üztüne bir de bu adama inandığını söyleyecek. Petrolleri biterse belki. Hadi bunu geçtik, Mustafa Kemal’in bu tarz şeyler yazabilecek bir insan olduğu doğrudur, zira kendisi oportünisttir yani “köprüyü geçene kadar”. Yıl olmuş 2012, araştırmadan etmeden kendini mutlu edecek yalanlara inananlar var. Ne bileyim, üzülüyorum 😀 Suud Krallığı 1932’de kuruluyor. Sözde mektupta geçen tarih 1919. Adam o kadar ileri görüşlü ki 1932’de kurulacak Suud Krallığını 1919’da telgraf çekmiş.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Sakal-ı Şerif

    2005 yılında Kültür Bakanı Sakal-ı Şerif’ì hava alanına getirdi diye bir sürü laf edildi, bilen bilmeyen konuştu. Bakan Sakal-ı Şerif’i boşuna getirtmedi ayağına kadar. Bu işlem gerçekte Sakal-ı Şerif’i kurtarma operasyonunun bir parçasıdır. Hadi anlatayım ama lütfen aramızda kalsın.

    Bu Sakal-ı Şerif kovboy filimlerinde gördüğünüz Sakallı Şerif değildir. Topkapı müzesinde bir kutu içinde saklanan ve Arap’ların peygamberi Muhammed’e ait olduğu öne sürülen efsanevi kıllar kümesidir.

    Efendim bu Sakal-ı Şerif yıllar önce Arabistan’dan İstanbul’a getirilmiş. Aradan yıllar geçince Sakal-ı Şerif dejenere olmaya başlamış. Kıl özelliklerini kaybetmeye, eriyip yıvış yıvış bir hale gelmeye başlamış. Bunun üzerine Üçüncü Selim’in Baş Mabeyincisi Abdullah Tersib Ağa durumu padişaha anlatmış: “Padişahım, kıllar bu kadar uzun ömürlü değildir, zaten Sakal-ı Şerifin kullanma talimatında da belirttiği gibi her yüzyılda bir değiştirmek gerekir. Geçen yüzyıl değiştirmeyi unutmuşlar, ondan böyle oldu” demiş.

    Tersip Ağa, eski Sakal-ı Şerifi çıkarıp yerine Üçüncü Selim’in sakalından bir tutam kesip koymuş. Üçüncü Selim itiraz etmiş:

    • Tersip Ağa, Muhammed sarışın mıydı, esmer miydi?
    • Siz nasıl tensip buyurursanız öyleydi padişahım
    • Tersip Ağa, dalkavuklugun da usulü erkanı vardır, adam gibi cevap ver.
    • Emrinizle esmer idi padişahım.
    • Öyleyse rengi tutmadı, Muhammed sarışın değil, esmerdi, senin sakalının rengi daha münasip, seninkini koyalım. Ver su bıçağı bana.
    • Aman padişahım kelleye dikkat!
    • Aslında fena fikir degil, Muhammedin kellesi diye yuttururduk, lakin senin kelle şişeye sığmaz. demiş.
      Böylece Abdullah Tersip Ağa’nın sakalından bir tutam kesip Sakal-ı Şerif’in yerine koymuşlar.

    Aradan yüzyıl kadar geçmiş, bu sefer Abdullah Tersip Ağa’nın sakalı da bozulmaya başlamış. Bunun üzerine Ulu Hakan Abdülhamit Han bir tedbir olarak, eski sakalı çıkarıp, yerine kendi sakalından bir tutam kesip koymuş. Sultan Abdülhamit eski padişahlar gibi sarışın veya kumral değilmiş, annesi Ermeni güzeli Virjin’e çekmiş, esmer, kara kaşlı, kara sakallıymış. Ama yalnız rengi anasına çekmiş, anasının güzelliğinden nasibini almamış. Yeni Sakal-ı Şerif pek yakışmış.

    Lakin geçtiğimiz aylarda Müze Müdürü Kültür Bakanlığını arayarak, Sakal-ı Şerif’in bozulmaya yüz tuttuğunu, eski sakalın cıvıdığını ve içinde bozulmuş böcek yumurtaları bulunduğunu, bunun kötü bir izlenim bıraktığını bildirmiş. Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın sakalının yüzyılı doldurduğunu, değiştirme zamanının geldiğini söylemiş.

    Bakan çok şaşırmış “yahu sakalda böcek yumurtası ne arar?” diye sual edecek olmuş. Müze müdürü “Efendim, rahmetli Abdülhamit suyu sabunu pek sevmezmiş, o yüzden pek kokarmış” demiş. Bakan hemen olaya el koymuş, babasının sakalından bir tutam kesip yanına almış. Ama bir sürü işin gücün arasından fırsat bulup ta sakalı yerine koyamamış. Işte tam o arada Müze Müdürü Bakanı cepten arayarak olayı hatırlatmış. Sayın Bakanım, o bölümü bakım onarım çalışmaları ayağına kapattım, lakin Arap ziyaretçiler efsanevi kılları görmek için çok ısrar ediyorlar.

    Bakan birden ayılmış. Müze Müdürüne demiş ki “Babamın sakalı yanımda, lakin ben şu anda hava alanındayım, uçak kalkmak üzere, oraya gelemem. Böyle çok hassas bir konuda kimseye güvenemem. Sen Sakal-ı Şerif’i yanına al gel. Çabuk ol emi, ben uçağı oyalarım. Taksiyle gel, parası benden. Bana bak, yanına kağıt mendil al, yolda mahfazayı temizlersin, bir de bana burda kıl temizletme.” Müze Müdürü “Tamam Bakan Bey, hemen geliyorum” demiş.

    Müze Müdürü hemen bir taksiye atlayıp hava alanına gitmiş. Sakal-ı Şerif operasyonu da böylece başarıyla tamamlanmış. Işte arkadaşlar işin aslı bu. Kamu oyu Bakan’a boşuna yüklendi, adamcağızın dinimize hizmet etmekten başka bir düşüncesi yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
    1. Suudi Devleti 1744 yılında, 2. Suudi Devleti 1824 yılında, 3. Suudi Devleti 8 Ocak 1926’da kurulmuştur.
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.