“BEN” nesli

Yazar: Adnan Şerifoğlu

En Çok Seni Seviyorum Ey Kendim

“Çocukken kitap okumayı o kadar çok severdim ki, bir kitabı bitirebilmek için sıklıkla uyku vaktimi geçirirdim. Ancak Amerika’nın orta batısından olan anne ve babamın, yeterli uykuyu almam gerektiği gibi radikal bir düşüncesi vardı. Bir seferinde kitabımı banyoda bitirmeye kalktım ama hemen basıldım. Bu olaydan sonra, okumaya yetecek kadar parlak ama kapının altından sızıp ebeveyn birimini alarma geçirmeyecek kadar da loş olan akvaryumun ışığını açık bırakmayı akıl ettim. Gecenin bir vakti loş ışıkta sayfaları çevirirken, yakalanırsam yalan söylemeye hazırdım.”

Yukarıdaki satırları Jean M. Twenge’in “Generation Me” adıyla, yayınladığı ve dilimize Esra Öztürk’ün “Ben Nesli” adıyla çevirdiği kitabın “Teşekkür” bölümünden aldım. Yazarın bu kitaba ve yazdığı başka kitaplara, yazacaklarına doğru başlayan serüveni böyle kaçak, ama zevkli, tehlikeli, oldukça heyecanlı başlamış.

Kitabın yazarı Jean M. Twenge, San Diego Devlet Üniversitesi’nin psikoloji bölümünde doçent olarak çalışmakta. Ben Nesli dışında Narsisizm Salgını adlı kitabının da yazarı… Bu çalışmaların dışında onlarca makalesi, onlarca sunumu var. Ayrıca üniversitede lisans dersleri veriyor. Çevirmen Esra Öztürk ise internet ortamında Dragomanos sitesinin editörü ve çevirmen. Dragoman çevirmenlerinden ve kendi araştırmalarından derlediği terimleri kontrol ederek sitenin veri tabanına giren kişi…

Kitap, 2007 yılında ABD’de basılmış, 2009’da da Türkçe yayınlanmış. Sözünü edeceğim nüsha Kaknüs Yayınlarınca yayınlanan 2’inci baskı. Kitap, zor bir konuyu ele alıyor, bilimsel verilere dayanıyor. Uzun ve çok yorucu bir çalışmadan sonra, ortaya, 380 sayfalık böyle bir eser çıkmış.

Eserin önsözünü, Psikiyatr Dr. N. Mustafa Merter yazmış. Dr. Merter, Türkiye Ben ötesi Psikoloji Derneği Başkanı. Önsözün başlığı “Türkiye’de Ben Nesli”. Yazar burada Amerika’daki “Ben Nesli”ne benzeyen bir neslin bizde de yetiştiği endişesini taşıyor:

“Anlaşılan şu ki, eğer acil tedbirler almazsak gittikçe yalnızlaşan, aşırı bencil / narsist, zevkperest / hedonist, kaygılı, öfke ve nefret dolu bir insanlığa doğru doludizgin gidiyoruz. Bu çocuklar evlenmeyecek, aile kurmayacak, istikrarlı bir şekilde çalışmayacak ve medyanın kendilerine sunduğu hayali değerlerle yetinecekler. Tüm dünya sessizce ama kesin bir şekilde, bir “açık hava tımarhanesine” dönüşüyor.”

Yazar Twenge, toplumsal değişmelerin öncelikle gençleri vurduğundan bahsederken; esas amacının, kitap aracılığıyla yapmak istediği şeyin, 1950’lerden günümüze kadar yaşanan değişim sürecini izlemek olduğunu söylüyor. Bunu da kitabıyla başarmış durumda. Kitap, bize nesil farklılıklarıyla ilgili 1.3 milyon genç hakkındaki bilgilere dayanan on iki araştırmanın sonuçlarını sunuyor gerçekten de. Yazar, karakterimizi, ailemizden çok doğduğumuz dönemin etkilediğini belirtirken, bir atasözüyle de bunu pekiştiriyor: “İnsan, içinde yaşadığı çağa, babasına benzediğinden daha çok benzer.”

Kitabın odağını , 1970, 1980, 1990’larda doğmuş ve yazarın “Ben Nesli” diye adlandırdığı gençler oluşturuyor. Yazarın kendisi de 1971 doğumlu olması nedeniyle bu neslin bir mensubu. Bu sadece ABD’yi ilgilendirir gibi dursa da, bu neslin ortak özelliklerine baktığımızda, bizim nesillerimizle örtüşen çok yönlerinin olduğunu görüyoruz.

Bu nesilde görülen ve narsisizme kadar varan “bencillik” , insanı yer yer bunaltan bir özgüvenle kendinin çok özel olduğuna inanmak, çok yüksek beklentilerle olmayacak hayallerin peşinde koşmak, bunu yaparken de en ufak bir tökezlemede her şeyden vazgeçmek… Bizim yeni nesillerimiz için de geçerli.

Bu neslin “çocuklarına tapan büyükleri” var. Onlara aşıladıkları kibirle, onların, kendilerine “en mükemmel nesil” ve “gelmiş geçmiş en iyi çocuklar” olduklarına inanmalarını sağladılar. Bu nesil bir dünya savaşı yaşamadı. Buna karşın askere gitmemek için bin bir bahane üretmek, olabildiğince “mahalle baskısından uzakta olmak”, “kimseyi takmamak” gibi genel ve özel tavırlar geliştirilmiş bir hayatı yaşamayı tercih etti.

Hiç kimsenin farklı gözükmek istemediği 1950’lerin nesli ile Ben neslini kıyaslarsak çok belirgin farklar görürüz: İstediğini yapmak, toplum kurallarını aşma cesareti, dans partileri, başkalarını yok saymak, dünyanın kendi etrafında döndüğünü kabul etmek, alabildiğine özgürlük ve açık fikirlilik, kimseyi umursamadan dilediğince giyinebilmek, değerleri sürekli sorgulamak, siyasete katılma konusunda eksiklik…

Bu kuşak için “Öz Saygı” her şeyden önce gelir. Her şey Öz Saygı kavramını izlemek durumundadır. Bunun sonucunda da haddinden fazla beslenen bir “ben”le azmanlaşmış bir “bencillik”, narsisizmi doğurmuştur. Başarı, bu Öz Saygı kavramının gölgesinde kalarak, yeterince dallanıp budaklanamamıştır. Öğrencilerden bir şeyler öğrenmeleri beklenmemektedir. Tek beklenti onların “kendilerini iyi hissetmeleridir.” Böyle bir bakışla da okullar, çocukların kendilerini dış dünyadan soyutlayacakları ve kendilerini entelektüel açıdan olmasa da duygusal yönden besleyecekleri yerler olmalıdır. “Ancak her hangi bir çocuk, hiçbir şey yapmadan kendini mükemmel bulacaksa neden bir şey yapsın ki? Temeli olmayan öz saygı çalışkanlığı değil, tembelliği teşvik etmektedir.”

Bu Öz Saygı kavramı etrafında, ışığın cazibesine kapılmış pervaneler gibi dönen anne-babalar, bu ışığın kaynağı alev tarafından yakılmakta olduklarını fark ettiklerinde artık çok geç olmuştur. Çocukları tarafından çeşitli vesilelerle “deli” veya “özürlü” olarak hakarete uğradıklarında bile, onların ruh sağlıklarına zarar vereceklerini düşündüklerinden, bu çocukları terbiye etmemişlerdir.

Peki, sizce böyle yetiştirilmiş bir neslin sonu ne olmuştur? Yazar Jean M. Twenge’in araştırmaları bizi depresyon ve yalnızlıkla baş başa kalan bir nesle götürmektedir? Bu neslin çağı “endişe çağı”, bu nesil de “gergin bir nesil”dir.

Kitabın bize anlattığı, bol örnekle incelediği nesil, bizde de var. Bu nesli yok sayamayız. Onlara yardım etmek, onları tanımakla başlar. Tanımak için de okumak ve gözlem yapmak gerekiyor. Endişe çağının bu gergin nesline yardım için anne-babalar, öğretmenler, başka eğitici ve öğreticiler olarak böyle bir eseri okumakla işe başlamamız gerektiğine inanıyorum.

Bence asıl sorun, dünyanın en mükemmel insanı olduğumuzu düşünmemizdir, endişelerimizin olması değil…

indigodergisi.com

8 yorum ““BEN” nesli”

  1. Herkes yaşlandıkça yeni nesilin bozulduğunu söyler.

    Çocukları rekabet ve hırsla büyüt, sınavdan sınava sok, sonra da bencil oluyorlar diye hayıflan.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. o çocukları büyütenler de aslında bu sistemin bir askeri.Kitleler televizyon,bilgisayar gibi sembolik araçlarla uyuşturulurken herkes bundan nasibini alıyor.Sinemayla,televizyonla,kitaplarla,teknolojileri baskı aracı olarak kullanıp tüm dünyaya,gerçeğin,doğrunun,iyinin,kötünün ne olduğu dayatılıyor.Kapitalizmin hizmetkarı kişisel gelişimciler ve onların kjitaplarıyla da bu durum destekleniyor.Sen şusun,Sen busun,Sen yaparsın,Sen yaparsın,Sen başarırsın,pozitif olun sloganlarıyla tam anlamıyla birer robot gibi davranmamız isteniyor,artık iç dünyamız ile görüntümüz çok farklı.Oysaki acı çekmeden öğrenilen herşey uçup gittiği için yetiştirilen o çocuklar da çoğunlukla diplomalı cahiller olacaktır.Kişisel gelişimciler sayesinde sürekli pohpohlanan benlikteki modern insanlar kendisine yönelen her fikri,her davranışı,hakaret ve küçültücü eylem olarak görüp anlamaya dahi çalışmadan doğrudan duvar örerek gittikçe yalnızlaşıyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “Bence asıl sorun, dünyanın en mükemmel insanı olduğumuzu düşünmemizdir, endişelerimizin olması değil…”

    Sizin yaptığınız yoruma katılıyorum doğru tespitler, Yalnız bunları uygularken ya da uygulama esnasında yine

    “Ben”

    merkezli bir süreçten ister istemez geçmiyormuyuz.

    Evli ya da çocuk sahibi olduğunuzu düşünelim.
    Çocuğunuzu eğitirken özgüven vereceğimiz yerde daha büyüme aşamasında ben liğini aşılamıyormuyuz sizce.

    Ona dokunma, tüh kaka, yabancılarla konuşma, Okulda kimsenin altında kalma cevabını ver. v.s v.s aklıma gelen ilk örnekler bunlar,

    Kendi adıma yazayım önce can sonra canan öğretilmedimi bizlere…

    Evet tespitler endişe verici…
    Toplum giderek yoz ve kötü bir sürece giriyor.
    Taammül ümüz yok artık birbirimize…

    Saygılarımla.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Bu kadarı da olmaz dedirten bir makale…

    Bilindiği üzere “indigo” kavramı, yeni nesil çocukları içerir. Bu çocukların hediye olduğu ve geleceği değiştireceğini düşünenlerin gerçeküstü (ütopik) hayalidir. Bir dönem üyesi olduğum indigo@yahoogroups kurucusu tarafından hayata geçen indigodergisi başlangıç amacını değiştirmişe benziyor.

    Evet bazı çocuklar hediyelidir ve IQ’leri diğerlerine göre fazladır. Fakat bu durumu sadece bugünle veya belli bir dönemle kısıtlamak insanlığa bir ayıptır. Bu çocuklardan mö. 2000 yılında da vardı, bugün de var. Sistem ise, tarihin deşebileceğiniz en derin kaygısıydır zaten…

    Another Brick in the Wall Part 2 (Waters) 3:56 Pink Floyd

    We don’t need no education
    We don’t need no thought control
    No dark sarcasm in the classroom
    Teachers leave them kids alone
    Hey! Teachers! Leave them kids alone!
    All in all it’s just another brick in the wall.
    All in all you’re just another brick in the wall.

    “Wrong, Do it again!”
    “If you don’t eat yer meat, you can’t have any pudding. How can you
    have any pudding if you don’t eat yer meat?”
    “You! Yes, you behind the bikesheds, stand still laddy!”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Sayın oik0S 🙂

    Sanırım makaleyi alıntı yaptığım dergiyi iyi tanıyorsunuz.Ancak yazınızda bahsettiğiniz gibi makale içinde “indigo”lardan bahsedildiğine dair herhangi bir ifadeye rastlamadım.Yazı her ne kadar indigo dergisinde yayınlanmış ise de 70 yıllardan bugünü de kapsayan bir dönemde dünyaya gelmiş tüm insanların durumunu değerlendiren bir yazı olarak algıladım.Bu dönemin içinde bizler de olduğumuz için,nedenlerini ve niçinlerini kendimce sorguladığımda,karşıma kapitalizm ile elele vermiş kişisel gelişim,beden dili ve teknolojik araçların da bu tür sonuçlar için zemin oluşturduğunu düşündüm.Sürekli hedefler peşinde koşan,sadece bedenden ibaret varlıklar haline getirildik.Hedef belirlemezsek hiçbir şey olamayacağımız,ileriye doğru bir adım atamayacağımıza şartlandırıldık.Kendi iç dünyamıza bile yabancı kaldık.İsteklerimiz çoğaldığında ,onlara ulaşamadığımızda egolarımız daha da azgınlaşır hale geldi.Böylesi bir hız ve güç dünyasında daha yavaş ilerleyen sevgi,saygı,duygusallık,romantizmin yerini mekanik hareketler almaya başladı.Hızlandıkça şuursuzca davranıp,hatalar yapıyor,strese giriyoruz.Bu durumdan bizi kurtaran yine kapitalizmin reçeteleri…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. İndigodergisi tarafından yayınlanan Adnan beyin makalesine katılmasam da, tarafınızdan yazılan iki yanıta da katılıyorum. Pink floyd şarkı sözleri bu konudaki fikrimi açıklar. “Ego” ise, sahtekar bulduğum bir kavramdır. İnsanın kendini duyumsamasının önündeki engeldir.

    Zira ego kavramı, sanki dış dünyada bir başkasıdır. Ego değil ama “BEN” o insanın bütünüdür. Sevgisini, nefretini ve aklınıza gelebilecek her şeyi barındırır. Ego sözcüğü yerine “bencil” kullanmamız gereğine inanıyorum.

    Kitabın odağını , 1970, 1980, 1990’larda doğmuş ve yazarın “Ben Nesli” diye adlandırdığı gençler oluşturuyor. demiş yazar… İtirazım ise , hani indigolar dünyayı kurtaracaktı… Ne oldu da bu düşünce değişti.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Usta şöför dediğiniz kimdir?

    Her türlü yol şartlarında aracını sevk ve idare edebilen kişi. Karda doğru yerlerde kaydırmadan vites değiştirebilen, uygun mesafe ve zamanlama ile frene basan, kayan, kaygan yol şartlarında aracını batırmayan, motor sesine göre aracın gücünü ayarlayabilen…

    …artık ASR var, ABS var…geri vites kamerası var, ön raka tamponda sensör düt dütü var…yağmur başlayınca silecekler çalışıyor, hava kararınca farlar yanıyor.

    Çarpmadan, kaymadan, batmadan gidiyorsunuz işte…bravo.

    Ya dijital fotoğraf makinelerine ne demeli? Her şey otomatik…ışığı, gölgeyi algılıyor…ISO değerini kendisi tayin ediyor…diyaframı bu değerlere göre kaç salisede açıp açıp kapayacağını kendisi hesaplıyor…

    …ŞİP ŞAK.

    -Vaaaayyy

    Film alacaksın, takacaksın, filmin özelliklerine göre ayar yapacaksın…karanlık oda, kimyasallar, agrandizör…

    …bir fotoğraf çekmek ve çektikten sonra onu görmek için kaç değişik firmanın ürününe ve kaç kişinin emeğine ihtiyaç vardı?

    Şimdi ise?

    -Şip şakkadanak…bak bak bak…
    -Vaaaay…bravo çok iyi fotoğraf çekiyorsunuz.

    Al o resmi, büyüt, küçült, renklendir, efektlendir, istersen yağlı boya tablo haline sok…

    …tık tık tık…

    …on mouse tıklaması ile mümkün.

    -Bak…
    -Vaaaay.

    Müzik yap, şarkı yaz, düzenle, orkestrasyon yap…hem de senfoni hatta ful armoni…tek başına…çal dinle…üstüne oku.

    Başkasına gerek duymadan…

    …bir bascı, davulcu, darbukacı olmadan…

    …keman çal, kanun çal…

    …tek başına.

    -Gel dinle
    -Vaaaay

    -Hepsini ben yaptım…
    -Vıııııy…

    Kendi şekerini ölç, kendi iğneni yap, kıçını kıpırdatmadan, bir traş olmadan, kuaföre gitmeden, donla pijamayla Don Juan lık yap sohbet et…kadın tavla, adam ayart…

    …yazılar şiirler yaz, okut, yayınla, beş yüz resim çek yirmi dakikada yayınla, elli gazeteyi sırasıyla ekranda önüne getir…

    Santrali ara, yazdır, sıraya gir, operator sayesinde bağlan…normal, acele, yıldırım…

    Mektup yaz, kağıt kullan, kalem tükrükle…postahaneye gitmek için minibüse bin, pul al, öde, yapıştır…kamyona binsin mektup, benzin mazot harcansın, dağıtıma girsin postacı taşısın…

    Telefona Ahmet de…üç buçuk saniyede çalsın Ahmet.

    -Abi on saniye de elinde belge…mail atacam.
    -Vaaaay

    -Clapton yeni albüm yapmış…dinledin mi?
    -Yok…
    -D&R da var.
    -İndir şuradan…45 saniye.

    -Vaaay…vıyyyy…vışşşş.

    Vış ya.

    Kolektif yaşam biçiminden uzaklaşalı çok oldu.

    -Hepsini ben yazdım, ben çaldım, ben çizdim, ben yayınladım, ben gönderdim…
    -Vaaaay

    Ben yaptım beeeeeeeeeeeen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Emek harcamadan, yorulmadan her şeyi yapıyoruz.

    Bir damla bile ter akıtmadan biz yaptık oluyoruz.

    Teknoloji nin dezavantajlarımı diyelim Faydası olduğu kadar. ?

    Ne dersin.?

    Tek bir tıkla her şey elimizin altında….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.