BİLGİ KİTABI – ALFA KANALI – ALTIN ÇAĞ HAKKINDA AÇIKLAYICI BİLGİDİR

Dostlarımız,

Şu an maddi manevi ve doğal yönden birçok niteliğini kaybetmiş olan planetimiz, tekrar restore edilmektedir. Bugüne kadar yaşanmış ve yaşanacak olan olaylar, çok kısa bir zamanda insanlığı hakikat bilincine ulaştırarak bir bütünlükte birleştirecektir. Yaşadığımız dönemde tüm planetimizde Birleşim, Barış ve Dostluk Şuurunu oluşturmaya çalışan birçok Spiritik Odaklar mevcuttur. Ve bu Odakları 20.yüzyılın başında ve bilhassa son yarısında, 10. Boyuttan verilen kozmik tesirler ile uyanan insanlar, görevli kadrolar olarak devreye almışlardır. Ve herkes aldığı tesirleri ya bilinçli, ya da bilinçsiz olarak tatbik etmiştir ve etmektedir.

Bu son çağda aynı gaye ve düşünce doğrultusunda hareket eden odaklar, bugüne kadar bir hazırlanış dönemi yaşamıştır. Ancak şimdi artık el ele vererek birleşme ve TEK’e hizmet zamanıdır. Bu neden ile herkes yapmış olduğu çalışmaların ışığında birleşebilir ise, Dünyamız çok şey kazanacaktır.

Altın Çağ masalı asırlara matuf bir yatırımdır. Aslında her reformik düzen bir Altın Çağdır. Ancak bu 26.000 yıllık son siklus geçiş programının, diğer dönemlerden daha değişik bir hazırlanış programı vardır. Bu hazırlanış programı, sistematik bir şekilde asrımıza kadar gelmiştir. Önce Kutsal Kitaplar ile bildirilen göksel öneriler, insanlığı bir Hakikat Bütünlüğünde toplayarak, planetimizi Tek Tanrı bilincinde birleştirmiştir. Geçen zaman süreçlerinde tüm hakikatler ve göksel bildiriler, planetimizdeki insanlara bugüne kadar ışık tutmuştur.

Medyamik bir çağ olarak değerlendirdiğimiz bu özel çağda, artık hakikatler, kazanılan bilinçler doğrultusunda gözler önüne serilmektedir. Yapılan bunca çaba ve birleşim çağrıları, sadece planetimize ait bir olgu değildir. Bu son çağ sistemi tüm Evrensel Bütünlüğün Kâinatlar Nizamları ile bir bütünde birleşimidir ki, işte bu gelecek çağa Altın Çağ denilmektedir.

Altın Çağ yarınlarda Tek Tanrı, Tek Düzen, Tek Sistem ve Tek Kitap doğrultusunda bizlere ışık tutan ve kardeş dünya bütünlüğünde mutlu insanların yaşayacakları bir ortamın müjdecisidir. Ancak özlenen Altın Çağ’a gelininceye kadar planetimizin daha aşacağı eşikler vardır. Altın Çağın bu hazırlık dönemine 3 Kozmik Çağ tanınmıştır.

Biliyoruz ki (bir Kozmik Çağ bir asrı kapsamaktadır). Birinci Kozmik Çağımız, 1900 Hızlı Evrim Programı ile devreye girerek, programını tamamlamak üzeredir. İkinci Kozmik Çağ, 21. yüzyılı kapsamakta, Üçüncü Kozmik Çağ ise, 22. yüzyılı içine almaktadır.

Yukarıda bahsettiğimiz özlenen ve arzu edilen Altın Çağın başlangıç tarihi 23. asırdan itibaren başlayarak 7 asırlık bir Dönemi içine alacaktır. Şu an bu dönemin hazırlık programlarını bir bir sıralar isek, Altın Çağ’a hiç de kolay yollardan kavuşulamayacağı idrakine varırız.

Altın Çağ’ın Hazırlık Programında ( 5 ) skala vardır. Her bir skala bir Çağı kapsamaktadır. bunu sırası ile yazarsak:

Bu bir Hazırlık Çağıdır ki, Kutsal Kitaplar Dönemini kapsar.

  1. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar Bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen Dönemdir. Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir.
  2. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş Dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma – Çalışma – Araştırma – İdrake varma Dönemi devreye girecektir. İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır.

  3. Altın Çağ : 23. Yüzyıldan sonra 7 Asırlık bir Dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik – Bütünlük Bilinci doğrultusunda, Evrensel Şuurun ve Birleşiminin direkt İdrakine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan fakat tanıtmaya çalıştığımız bir Mekanizmanın – Sistemin – Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır.

  4. Işık Çağı : Altın Çağ’dan sonra başlayacak olan Çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıldan sonra devreye girecek bir Çağdır ki burada direkt Allah’ın Düzeni devrededir.

Bu yolda hazırlanan İnsanlık, artık bu Sistemin direkt Öz Elemanı olacaktır. İşte bu Evrensel Işık yoluna Altın Çağ diyoruz. Yarınların güzel günlerinin son hazırlık dönemlerine, şu an yaşadığımız ortamda hızlı bir şekilde girilmiştir.

Artık hepimiz biliyoruz ki yaşayacağımız Çağlar yaşadığımız Çağlardan çok farklı olacaktır. Ancak bu farklılık ve değişim planetimizin her kesiminde birçok sancılara neden olmaktadır ve değişen zaman ile insanlar da değişmektedir. Bu şekilde şuursal bir kaosu yaşayan insanlık, yarınların Altın Çağına hazırlık yapmaktadır.

Bu bir geçiş dönemidir. Bu dönemde, planetimizin her kesiminde beşeriyeti Altın Çağa hazırlamak ve insani Bütünlüklerde kitlevi Şuurlanma, Uyanma ve Arınma aşamalarını hızlandırmak gayesi ile, birçok Odaklar ve Dernekler kurulmaktadır.Bizler, Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi olarak, bu Evrensel Yolda 30 yıldır hizmet veren bir ekolüz.

Bizim Bilgi Kitabı adını taşıyan bir Kitabımız vardır. Bu Kitabı fasiküller halinde seminer çalışmaları ile topluma açmaktayız. Bu Evrensel programları tüm dünya boyutuna anlatıp tanıtmak, bizim Misyonumuzun Görevidir.

Dünyada resmen Dernekleşip Vakıf kurmamız, 1993 yılında devreye alınmıştır. Ancak 30 yıldır tüm dünya ile irtibattayız. Ve bu Bilgi Kitabını tüm dünya, 1950 yılından beri beklemektedir.

Şimdi sizlere Bilgi Kitabının bazı özellikleri hakkında daha detaylı ve açıklayıcı bir bilgi vermek istiyoruz. ( BİLGİ KİTABI ) 1.11.1981 yılında Birleşik İnsanlık Realitesi Kozmos Federal Meclisi tarafından Anadolu Türkiyesine, ALFA Kanalından yazdırılmaya başlandı.

Ancak henüz Toplumun hazır olmadığı gerekçesi ile Bilgi Kitabı 3 yıl insanlığa açılmadı, 1984 yılında tüm Dünyada Birleşim ve Realite yolunda Spiritik Odaklar oluşturuldu ve Kitabı topluma açma ve tanıtma emri aldık. Bilgi Kitabı halen 12 senede tamamlanarak Kitap haline getirilmiş ve ingilizceye de çevrilmiştir.

Merkezi Güneşler Birliği – Evrensel Nizam Konseyi – Birleşik Nizam Konseyi, üçlü olarak müşterek çalışma yapan Evrensel bir kadrodur. Buna Rahman Boyutu yani Sistem denir. Bu boyuta direkt Allah’ın yansıma Mekanizması olan Alfa Kanalı bağlıdır. Ve bugüne kadar Planetimize hediye edilen tüm Kutsal Kitaplar yani ( Tevrat – Zebur – İncil – Kuran ) bu Kanaldan Planetimize indirilmiştir.

Bu Kitaplar İnsanı eğitici, Yetiştirici, Bilinçlendirici ve Bütünleştirici Kutsal Kitaplardır. Bilgi Kitabı da aynı Kanaldan yazdırılmış olmasına rağmen, tapılacak bir Kitap değildir. O, Planetimize tüm sırları ve Hakikatleri açan, İnsanlığa bugüne kadar yürüdüğü yolların nedenini açıklayan bir Rehber Kitaptır. Bilgi Kitabı aynı zamanda bugüne kadar bilinen tüm Kutsal Kitapların frekanslarını da bünyesinde toplayan bir Hakikat ve Birleşim Kitabıdır.

Bu Kitap Planetimizin halen bilmediği ve ( Işık – Foton – Siklon ) tekniği denilen değişik bir Teknik ile yazdırılmıştır. Bu tekniğe göre zaman enerjisi harf frekanslarına yüklenmektedir. Bu neden ile Kitabı okuduğunuz zaman anlarsınız ve kendinize göre bir Bilgi edinirsiniz. Sonra hafızalardan silinir. Ancak kaba Bilgisi kalır. Diğer Kutsal Kitapları ezberleyebilirsiniz. Ancak bu Kitabın bir sayfasını bile ezberleyemezsiniz. Çünkü zaman enerjisine bağlı olduğu için, zaman kaymakta ve Bilgiler de hafızadan kaymaktadır. Bu Özel bir tekniktir.

Bize bu Kitabın 19 Asırlık bir hükmü olduğu söylenmiş ve yarınların Tek Kitabı olarak tanıtılarak yazdırılmıştır. Bilgi Kitabına bu son Çağın Kozmik Kitabı da denilmektedir. Ve bu Kitabın kendine özgü değişik fonksiyonları da okundukça devreye girmektedir.

Bu Kitabı okuyanlar direkt Birleşik İnsanlık Realitesinin Merkezi Sistemine bağlanır ve mikro arşivlerde bulunan Evrensel dosyalarınızın açılmasını sağlar. Realite bu yol ile Bireyleri tanır. Ve herkesin ihtiyacına göre teker teker onları yetiştirir. Ve kapasitelerine göre görev taksimi yapar. Bu neden ile bizlerden bu kitabın fasiküllerinin en ücra yerlere kadar dağıtılması istenmiştir.

Ve 30 yıldan beri fasiküller ile tüm dünyanın değişik kesimleri tanışmıştır ve tanışmaktadır. Bilgi Kitabını devamlı okuduğunuz taktirde, kazandığınız Bilinç nisbetinde içindeki Bilgilere değişik yorumlar getirerek, bir sayfanın içinden en az 10 mesaj çıkartabilirsiniz ve o zamana kadar göremediğiniz Bilgileri zaman süreçlerinde görürsünüz.

1996 yılında Bilgi Kitabı adı ile basılan bu Kitabın, Planetimizde aynı görüşü paylaşan dostlara ulaştırılması istenmiştir. Ve onların Bilgileri ile de birleşerek müşterek birşeyler yapmak ve Birleşmek Bizlerin ve Evrensel Dostlarımızın tek arzusudur. Bizlere verilen bilgiye göre bu Kitap 7.000.000.000 İnsan Bilincine göre hazırlanmış bir Kitaptır. Ve herkes tüm sorularının cevaplarını bu Kitabı derinlemesine okuduğu zaman almaktadır.

Şayet siz bir görevli iseniz, sizin gen programınızdaki şifre ile Kitabın içinde bulunan milyonlarca gizli şifre içinden size ait olan şifre birleşir ise direkt bağlantı kurulur ve siz Sistem ile bağlantıyı kendi kendinize yaparsınız. Önce açılan kanalınız sizi yetiştirici bir görevi üstlenir daha sonra hakiki görevinize atanırsınız. Kitabın özelliği budur.

Kozmik akımları direkt kendi Bilinçleri ile çekemeyen insanlar, Bilgi Kitabı yolu ile uyandırılmaktadır. Ve bu Sistem direkt Kozmozun programıdır. Ve dünyamız 10. Boyuttan verilen ve Evrim enerjileri taşıyan Kozmik tesirler ile 1960 yılından beri hazırlanmaktadır. Bu şekilde Planetimizde birçok birleştirici Kozmik Odaklar devreye alınmıştır. Ancak artık şimdi Birleşme zamanı gelmiştir.

Kitabın bir başka özelliği de bugüne kadar Dünyamıza indirilen ve kutsal kitaplar olarak bilinen Tevrat – Zebur – İncil – Kuran ve Uzak şark felsefelerinin tüm frekansları, Kadir Enerji odağının enerjisi ile birleştirilerek 6 frekansın bir Bütün olarak Kitabın tüm harflerine yüklenmesidir. Ancak daha evvel de söylediğimiz gibi bu Kitap tapılacak bir Kitap değildir. Rehber bir Kitaptır. Bu neden ile Kitap tüm İnsanlığın Kitabı olarak Planetimize hediye edilmiştir.

Göksel Otoriteler Alfa Giriş Omega Çıkış Projesine göre hazırlanmış olan Bilgi Kitabına KURTULUŞ Kitabı da demektedirler. Çünkü 9 Katmandan oluşan OMEGA Kanalının tüm Frekansı olan 76. Enerjiyi alabilmenizi, ancak bu Kitabın içinde birleştirilmiş olan tüm Kutsal Kitapların frekansları sağlamaktadır.

Her güneş sistemi kendi boyutunun Evrimini yapmak ile mükelleftir. Bizim Evrim ve Çıkış Boyutumuz SATÜRN’dür. Omega’ya buradan geçilir. 6. Boyut Nirvana Ölümsüzlük Boyutudur. 7. Boyut İnsanlığın son Evrim sınırıdır ve burası Satürn’dür. Yani buraya ulaşabilmiş İnsan Bilinci, Hakiki İnsan olarak Ruhsal Enerjisine sahip çıkar ve Omega’dan çıkış hakkı kazanır.

Bilgi Kitabı sizleri bu Evrensel Boyutların frekanslarına tedrici alıştırarak bu Boyutlara rahatlıkla girebilmenizi sağlayacak yegane kitaptır. Bu son geçiş programında İnsanlığın kurtuluşu için Planetimize 3 Kozmik Çağ tanınmıştır ( her Kozmik Çağ 1 Asırdır ). 1900 yılından itibaren çok hızlı bir Evrim programına alınan Planetimiz, ilk Kozmik Çağını 2000 yılında tamamlamaktadır. Bu 20. Yüzyıldır.

  1. ve 22. yüzyıllar Dünyamızın değişik imtihan yılları olacaktır. 23.Yüzyılda arzu edilen ALTIN ÇAĞ’ın hakiki temeli atılacaktır. 30.Yüzyıla kadar Altın Çağ kurulacak ve Birleşik İnsanlık Realitesi bu tarihten sonra görevini tamamlayarak platformdan çekilecektir. Bilgi Kitabı direkt RABBİN Kitabıdır. Bu neden ile ALFA Kanalından yazdırılmıştır.

Birleşik İnsanlık Realitesi Bilgi Kitabını 30. Yüzyılda ( Hakiki Kaynağına ), yani RABSAL Düzene devredecektir. Rabsal Düzen de bu Kitabı 9 Asır daha zaman enerjisini çekme gerekçesi ile kullanacaktır. Bu Dönemden sonra Kitaplar Dönemi kapanarak arşive alınacaktır.Bundan sonra daha değişik Teknolojiler devreye girecektir.

Burada Sizlere Bilgi Kitabı’nın kısa bir tarihçesini açıkladık. Ancak bu Kitabın Kaynağından indirildiği Zamandan beri, kendine özgü değişik Çalışma Nizamları da vardır. Şimdi size biraz da ALFA Kanalından bahsetmek isteriz.

  1. ALFA Kanalı Direkt Rabbin yani Allah’ın Kanalıdır. Ve bu kanal Sabit değişmez bir Kanaldır.Ancak Dünyamızın 23 derece ekseni etrafında dönüşü nedeni bu kanal Kuzeye doğru kaymaktadır. Bugün tüm Planetimizin Kozmik Tesirler ile uyandırılma projesi 6000 yıllık bir programın son tatbikatıdır.
  2. Birinci 2000 yıl, Musa’dan önceki dönemdir. Bu dönemde tüm planetimize bugün olduğu gibi Kozmik Tesirler ile Evrim akımları verilmiştir. Bu akımları alanlar bir bir tesbit edilerek, ikinci enkarnelerinde hepsi ( yakın plandan, İnsandan İnsana yansıma programı gerekçesi ile ) Uzakşark’ta bir arada beden kazanmışlardır. Bu program ile Planetimiz ilk defa direkt olarak Tanrısal Enerji ile tanışmıştır. Bu program ilk 2000 yıllık dönemi kapsar ve buna Allahın Birinci Düzeni denir.

  3. Musa’nın programına ise Allah’ın İkinci Düzeni denir. O Dönemde Alfa Kanalının izdüşümü Mısır’da piramitlerin ve Nil’in üzerine düştüğü için Musa Mısır’da bedenlenmiştir. Musa görevi gereği direkt Realite Bilgilerini, Tevrat’ta Kabala Bilgisi olarak toplumuna vermiştir. Bu ikinci 2000 yıllık program, İsa dönemine kadar sürmüştür.

  4. Bilindiği gibi Evrim yapacak bir Bilincin aşacağı ilk basamak önce Sevgidir, sonra da Bilgidir. Bu neden ile İsa, önce Sevgi programını alarak insanları tek Tanrı Bilincinde Birleştirmiştir, İncil bu neden ile Sevgi frekansı taşımaktadır. Daha sonra da Muhammet Kuran ile Bilgi vererek Dünya yaşam sistemini oluşturmuştur. O dönemde Alfa Kanalı kuzeye kayarak Kudüs -Mekke ve Medine üzerinde olduğu için İsa ve Muhammet programı Allah’ın üçüncü Düzeni olarak devreye girmiştir.Muhammet Dönemi ile Kutsal Kitaplar ve Peygamberlik dönemi sona ermiştir. Bundan sonra İnsanlık 1500 sene kendi Kitapları ile baş başa bırakılarak Hakikatlerin Kavranılması beklenilmiştir.

  5. Şimdi 2000 yılında 6000 yıllık program bitmekte ve insanlara herşey tüm açıklığı ile anlatılmaktadır. Şu an Alfa Kanalı Anadolu Türkİye’sinin üstünde olduğu için Bilgi Kitabı Türkiye’den devreye alınmıştır.Ve artık Bilgi Kitabı ile İnsanlığa herşey çok açık bir şekilde anlatılarak yarınların Dünya Devletinin Temelleri atılmaktadır. Ve bu Düzene de ALLAH’ın Dördüncü Düzeni denilmektedir. Yine tekrarlayalım Alfa Giriş Omega çıkış projesine göre hazırlanmış olan Bilgi Kitabına Kurtuluş Kitabı da denilmektedir. Ancak asla tapılacak Kutsal bir Din Kitabı değildir. O bir Rehber Kitaptır.

  6. Bu son çağın yoğun programının içinde Bunalan İnsanlığa, Bilgi Kitabı bunalımlarının nedenini açıklayarak İnsanlığı mantıklı bir Düşünceye çekmekte ve rahatlatmaktadır. Bizlerin Çalışmaları bu yolda olduğu için sizlere herşeyi açıkladık. bu bir Birleşim Programıdır.

Altın Çağ’ın bu hazırlık programında, insanlığa tutulan ışıkları görebilen dostlarla el ele Gönül Bütünlüğü ve Barış ile müştereken bir işbirliğine gidilmektedir. Bugüne kadar Altın Çağ’a yapılan yatırımlar, artık tüm planetimizde filiz vermeye başlamıştır. Şu an Kurtuluş ortamına hazırlanan dünyamız, imtihanını kendi kendine vermektedir. Bu bir programdır. Anlayış, Sevgi, Hoşgörü, Makul vicdan ve Güzelliklerle kurulması arzu edilen Altın Çağ, ileri yıllarda planetimize Harpsiz, Çiçekli Mutlu yarınlar getirecektir. Bu görüşten yola çıkarak el ele Işık Yolunda beraberce bir dünya halkası oluşturmak en büyük dileğimizdir. Işık Yolunda buluşmak üzere tüm Sevgimiz sizleredir.

Vedia Bülent Çorak

Vakıf Başkanı

88 yorum “BİLGİ KİTABI – ALFA KANALI – ALTIN ÇAĞ HAKKINDA AÇIKLAYICI BİLGİDİR”

  1. UYANAN BİLİNÇLERE BİLDİRİ

    1987

    Dostlarımız,

    Bu Kitap, Size Plan tarafından Bilgi mahiyetinde indirilen bir BİLGİ KİTABI’dır. Bu Bilgi Kitabının hususiyetlerinden Sizlere sık sık bahsettik, yine de bahsedeceğiz.

    Bu Kitapta Uzak şark Felsefesinin Frekansı, Tevrat’ın, Zebur’un, İncil’in ve Kuran’ın Frekansı bir araya getirilmiştir. Ve buna direkt KÂDİR ENERJİ ODAĞI’nın Frekansı da eklenmiştir. Onun için şöyle demekteyiz: ALTIYI BİR’DE TOPLADIK – BİR’İ BİRE EKLEDİK.

    Bu Kitap tapılacak bir Kitap değildir. Gözde büyütülmesin. İleride kazanacağınız Kozmik Şuur ötesi Bilinçler ile artık hiçbir şeyi gözde büyütmemeyi öğreneceksiniz. Ve Hiçliğin içindeki Hepliği bularak, kendinizi tanıyacaksınız.

    Ancak, yaşam için gerekli olan Ego törpülenmedikçe ve Pozitif yönde bir Hizmete yönlendirilmedikçe hiçbir Fert, ne Maddi ne de Manevi Huzuru hiçbir zaman bulamayacaktır.

    Bugüne kadar ALFA Kanalından indirilen Kutsal Kitaplarınız, Kozmik Şuur kazanan Sizlere, Sizi tanıtarak yardımcı oldu. Fakat bu BİLGİ KİTABI, Sizin Kozmik Bilincinizin Anahtarı olarak, gerek Frekansı gerekse Açıklayıcı niteliği ile Kozmik Bilincinizin Kapısını aralamaktadır.

    Bu Dönemde kazandığınız Bilinç nispetinde Bilgi alacak, Bilgi vereceksiniz. Ve bu şekilde daha Güçlü Bilgileri almaya Hak kazanacaksınız.

    Bu BILGI KİTABI’na Bizler, ALTIN ÇAĞ’ın ALTIN KITABI da demekteyiz. Evren Anayasasını Bildirdiği için, Evrenin Anayasası olarak da kabul ederiz. Bilinçleri Açtığı, Frekansları Kotladığı için de KIYAMETİN SON KİTABI deriz.

    Kozmik Bilinç Kapıları ardına kadar açılıncaya dek, Sizlere Göksel Bilgiler verilmeye devam edilecektir. Ancak ondan sonra Herkesin kendisi bir Kitap olacaktır. ALTIN ÇAĞ böyle Bilinçler ile kurulacaktır.

    Ve artık Kitapların yerini İZOLAN bir Dil yani ATOMIK DİL alacaktır.

    Egolarını yenenler, RABBİN Öz Elemanlarıdır. Ve onların Birleşip, Dünya Nizamına Işık tutmalarını beklemekteyiz. Artık lütfen, İdrakli, Mantıklı, Şuurlu bir Dünyalı olarak faaliyete geçin, kaybedilen zamanları telafiye çalışın. Sık sık tekrarladığımız gibi yine tekrarlayalım:

    Yazdırılan bu BİLGİ KİTABI ve Sizlere bugüne kadar verilmiş olan tüm Bilgiler, Sizleri İrşat eden Kutsal Kitaplarınız, Sizleri Yetiştirici, Uyarıcı ve İnsanlık seviyesine ulaştırıcı Göksel birer Rehberdir.

    Bu Son Çağda Hulûs sahibi Dostlarımızı, Altın Çağ’ın çatısı altında topluyoruz. Ancak Egolarını yenerek Elbirliği, Gönül Dirliği ile Birleşerek Hizmet verenlere Evrenin Kapılarını açıyoruz. Sevgimiz Sonsuzluk ötesi ve tüm Evrenleredir.

    KOZMOS FEDERAL MECLİSİ

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. memlekette ne kadar ışıkçı var yahu..yani bi yürümeye gör, anında tutuyorlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. IŞIK – FOTON – SİKLON TEKNİĞİ

    1990

    Dostlarımız,

    Yunusların Diyarından, İlâhi Planların Önerileri olarak verilen Bilgiler, aynı Frekans Yükünü taşımaktadır (Değişken değillerdir). Buralara Meleklerin Diyarı denir. Burası İlâhi Âlemin RUHSAL KESİMİ’dir.

    Yunusların Otağı, Mevlâna’nın Yatağı olarak bilinen bu Boyuta Sevenlerin Diyarı da denilmektedir. Bilgi Kitabı İlâhi Âlemin direkt RABSAL Kesiminden yazdırılmakta ve Alfa Kanalından Planetinize ulaştırılmaktadır (Buradaki Bilgi Frekansları Bilinçlere göre değişkendir).

    Bu her iki Bütünlük Teknolojik Boyuta bağlı olarak Hiyararşik Bütünlüğü oluşturmaktadır (Realite Bütünlüğüne bağlı olarak). Birleşik Realite Evrensel Bütünlüğü GÜRZ Boyutunun tüm Yükümlülüğünü RAHMAN’a bağlı olarak taşımaktadır.

    Bilgi Kitabı, Alfa Kanalından, RABBİN BİRLEŞİK BÜTÜNLÜĞÜ’nden yazdırılan bir Kitaptır. Ve Kitabın tüm Fonksiyonları bu Geçiş Çağına göre hazırlanmıştır. Işık – Foton – Siklon tekniği ile yazdırılan bu Kitapta, Harf Frekanslarının kendine özgü Özel bir Denetimi vardır.

    Bu Kitap hangi Asırda okunursa okunsun, bulunduğu Zaman Diliminin tüm Enerjisini bünyesinde toplayabilecek bir Tekniğe sahiptir. Bulunduğu Zaman Enerjisini bünyesinde toplayan bu Kitap, bu Enerjiyi bünyesinde kilitleyerek, daha ileri Zaman Dilimlerinin Enerjilerine Kapılarını kapatmaktadır.

    Bu Son Geçiş Boyutunda Bilgi Kitabı Planetinizin alabileceği en Son Boyut Frekansı olan 76. OMEGA Boyutuna kadar Frekans vermekte ve bundan öteye olan Frekansları düşürerek Bilinçlerin sarsılmamasını sağlamaktadır. Kitabın Özelliğinin daha birçok Fonksiyonları vardır. Ancak bunlardan sadece Sizi alâkadar edebileceklerden bahsedilmektedir.

    Bu Fonksiyonlardan bazıları şöyledir: Henüz Planetinizin bilmediği bu Işık – Foton – Siklon Tekniği ile yapılan çalışmalar (Tüm Mevcudatın) GEN Şifrelerinde dahi değişiklikler yapabilecek bir Güçtedir. Bu yollarla Sizlere değişik yorumlar ile Mesajlar verilmektedir (Bulutların şekli dahil).

    İleri Asırlarda, Kitabın bünyesinde topladığı Zaman Enerjisi İleri Zaman Bilinçleri ile Birleşince, Kitaptaki aynı satırlar Sizlere bambaşka bir Bilgiyi aktaracaktır. Harfler değişmeyecek, cümleler değişmeyecek fakat Kitap, o Zaman Diliminin ihtiyacı olan Bilgileri aynı satırların Frekans Yansıtma Odaklarından Sizlere ulaştıracaktır. (Herkes kazandığı Bilinç nispetinde Bilgi alır) denmesinin nedeni budur.

    Bunun içindir ki, şu an Bilgi Kitabı, bir REHBER Kitaptır. Yarınların IRŞAT Kitabı olacaktır. Ve daha ileri Asırlarda da bir TEMEL Kitap olacaktır.

    Görevli Bilinçlerin bir Anahtarı olan bu BILGI KITABI, Planetinize On Asırlık bir hizmetten sonra Realite tarafından ALLAH’IN DİREKT DÜZENİNE devredilerek daha değişik Fonksiyonlarını hizmete sunacaktır. Bilgi Kitabının birçok Realiteler doğrultusunda çok değişik İsimleri vardır.

    MEVLÂNA BIRLEŞIK ALANI’ndaki Ismi ( INSANIN KITABI ) veya ( ALTIN POST )’tur.

    BIRLEŞIK INSANLIK REALITESI’ndeki Ismi ( BILGI KITABI – KOZMIK IŞIK KITABI )’dır.

    KÂINATLAR NIZAMI’ndaki Ismi ( EVRENSEL ANAYASA )’dır.

    RUHSAL BOYUT’taki Ismi ( KIYAMETİN SEÇİCİ ve SON KİTABI )’dır.

    ALTIN ÇAĞ’IN KURULUŞ NİZAMI’ndaki Ismi ( ALTIN ÇAĞIN ALTIN KİTABI )’dır.

    DÜNYA PLANETİ’ndeki Ismi ( YARINLARIN KİTABI – BİLGİ KİTABI – REHBER KİTAP- HAKİKAT KİTABI )’dır.

    Bilgilerinize sunulur.

    MERKEZ

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. merkez.. kozmos federal meclisi.. (ayrıca niye federal?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. xenix yine birşeyler karıştırıyorsun ve her ne yapıyorsan iyi de yapıyorsun derim. Altın Çağ’ın bilgisini bir tane hatun üstlendi ve Dünyaya Kardeşlik Adına sunum yapıyor. Yazdığı kitabın tek faydalı yanı akılları çorba haline getirmesi. Çorbayı içen fayda bulur içmeyende açlıktan ölür yane….Kara mizah :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. RUHSAL BİLGİLERDE DEVRİM = BİLGİ KİTABI

    *BİLGİ KİTABI, Bayan Vedia Bülent (Önsü) Çorak ‘a KOZMİK HİYERARŞİ’ den (Kozmos’ u Yöneten SİSTEM’ den) düşünce yoluyla yazdırılmış olan bir Kitaptır. Kitabın içinde Dinsel Bilgilerin çok ötesinde olan, çarpıcı Evrensel Gerçekler açıklanmaktadır. Bildiklerimizin çok dışında, Bize öğretilenlerin çok ötesinde olan Bu Evrensel Bilgilerin bir kısmı 1) BİLGİ KİTABI, 2) YARADILIŞ, 3) EVRİM ve 4) KISA NOTLAR şeklinde özetlenerek ve açıklanarak aktarılmaktadır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Bilgi kitabının bir kısmını okudum. Gerçekten idda ettiği gibi aklımda hiçbir şey kalmadı. Fakat bana göre nedeni çok sıkıcı ve karmaşık bir dille yazılmasıdır. Dilde sadelik ve akıcılık yoktur. Her cümle faklı anlamlara gelebilecek şekilde yazılmış olduğundan herkes kendi düşüncesine göre anlam çıkarır. Bu gerçekten din kitaplarının ortak özelliğidir. Kuran dahil dini kitaplardan bir çok anlam çıkarmak mümkündür. Bu sebeple her çağa hitap ederler. Çünkü modası geçmiş yorumu atıp yerine başkasını koymanıza imkan verir. Zaten öyle olmasaydı dinlere bu kadar inanan olmazdı.
    Vedia Hanımla bizzat birkaç sohbet ettim ve birkaç konferansına katıldım. Edindiğim izlenim şu! Güzel ve doğru bilgilerin arasına saçmalıklarda eklenerek uzaylı bir tarikat oluşturulmuş.
    Bilgi kitabı ibadeti önermez diyorlar ama uygulamada ibadet tarzı bir durum vardır. Her mürit bizzat el yazısıyla bilgi kitabını yazması ve okuması yaşanır. Bunun için bir hoca eşliğinde bu iş yapılır. (Sanırım onlar hoca demezler)Akşamları bir araya gelinerek ders çalışılır ve Bilgi kitabı müritlere parayla satılır. (50 Aurodan pahalı ama tam rakamı bilmiyorum)
    Her mürit belli bir öğrenci yetiştirmek zorundadır. Eğer bulunduğu şehirde bu durumu başaramazsa başka bir şehirde bu işi yapmalıdır yoksa yeniden doğma hakkını kaybeder. Yani bir mürit öğrenci yetiştiremediği taktirde yeniden doğma hakkının elinden alınmasıyla tehdit edilerek genişleme garanti altına alınmaktadır. Kendi ilinde başarılı olamayan bir çiftin her akşam Tekirdağa gittiğini biliyorum.
    Bilgi kitabını yazdıran uzaylının, daha öncede Peygambere Kuran’ı yazdırdığını iddia ediyorlar. Bu uzaylı şu anda (kitabın yazıldığı anda) bilmem hangi gezegenden bilmem kimin aracılığıyla Vedia hanımla ilişki kurduğunu söylemektedir. Yani uzayda bir gezegende yaşayan kanlı canlı bir Allah’ımız var.
    Alfa kanalı ne anlama geliyor bilmiyorum ama hep bu kanal sayesinde insanlarla ilişki kurulduğu iddia ediliyor. Bu kanal önceleri mısır üzerindeymiş. Sonra yukarı doğru yükselerek anadolu üzerine gelmiş. Bütün kutsal dinler bu kanal sayesinde oluşturulmuş. Bu durum doğru gibi gözüküyor olmasına rağmen epey eksiktir. Çünkü Budizm, Hinduizm gibi doğu dinleri yanında Amerikadaki dinlerin kökeni bu alfa kanalına bağlı olamaz. Galiba onlarda üç büyük dinin haricindekileri insan işi olarak görüyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Kendi halinde bir ev hanımı nasıl oluyorsa planet,kozmik, alfa kanalı diye diye ezoterik hallere bürüne bürüne aslında kocaman bir rantın başına geçiyor ve bu sürekliliği sağlıyor. Vay bee!
    Bi sürü de ”sürüsü” var.

    Not: Psikolojik açılım şart:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. bilemiyorum kanal bilgilerine kayıtsız şartsız teslim olmak bana göre kendi içsel bütünsüzlügümüzden kaynaklanıyor. tamam eyvallah hoş beş güzel şeyler sölemiyor değiller ama teslimiyette gereksiz. bir yerdede bütün kanal bilgilerinin cinler tarafından verildiğini insanları yanıltmak için olduğunu okumuştum. Birde hatırladığıma göre bilgi kitabı Bedri Ruhselman nın gizli hala saklanan bir eseriydi. Ben şahsen artık her sakallıyı dedem saymadığım gibi her farklı bir alemden gelen bilgiyi de çok ciddiye alamıyorum. Her bilgi için böyle aslında. hep bir bilgi akışı var zihinlere çok kafa şişirici bir durum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. sizin gibi aydın insanların bu gibi konularla ilgilenmesi ilginç. Okuma zamanıma ve gözlerime yazık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Evet masal bir açılım şart, ama devrim niteliğinde tam kapsamlı bir açılım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Misafir arkadaşımız aydınlıktan aydınlanmadan ne anlıyor acaba ? çünkü fazla aydınlık da göze zarar verebilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. İnsanların kendi varlığını sorgulaması insanlık tarihi kadar eskidir. Bu cevabı arayan insanların çok çeşitli inançların peşinde koşması doğaldır. Bir Müslüman’la, böyle bir tarikata inanan insanın gerekçeleri aynıdır. Müslüman’ı Kuran tatmin ederken bazılarını tatmin etmez. Tatmin olmayanlar başka çözüm ve çareler arar. Bu konuda Avrupa çok daha fazla arayıştadır ve orada Budizm’i seçen çok insan vardır.
    İnsanlara öğretilen dededen kalma bilgiler, çoğu için yeterli değildir. İnsanlık sürekli gelişmektedir. Geçmişte çok makul görülen bir açıklama artık birçok kişi tarafından makul kabul görülmemektedir. Haliyle yeni arayış, yeni cevaplar gerekmektedir. İşte bu arayış içinde kimi Budist olurken, kimide böyle tarikatlarda aradığını bulur.
    Bunun en önemli sebebi herkesin tam olarak üzerinde hemfikir olabilecekleri bir açıklamanın olmayışıdır. Bu soruşturmayı en iyi şekilde yapan Tolstoy düşüncelerini İtiraflarım adlı kitapta yazmıştır ve bir çözüme de ulaşamamıştır. Ulaştığı çözüm “dünya böyle olduğu için kabul etmek gerek” gibi bir şeydir. O kitabı okurken özellikle din konusundaki arayışı beni tam olarak yansıttığı için sanki benim yaşadıklarımı yazmış gibi gelmişti bana. Hatta Müslümanlık konusunda yaptığı araştırmayı bazıları sonradan bulunca onu Müslüman diye sunmuştu. Benimde bilgisayarımda Musevilikle ilgili bir sürü araştırma var. Ben öldükten sonra beni de Musevi ilan edebilirler diye düşünüyorum.
    İnsanın var olmasını, sorgulaması ve herkesi tatmin edecek doğru bir cevap olmaması bu süreçlerin devam edeceğini gösterir. Bu işin sonu gelmez gibi gözüküyor. Fakat ben bir son olduğunu düşünüyorum.
    İnsanlık tarihsel süreçte sürekli gelişerek ilerledi. Bu ilerlemesi zekâsıyla beraber oldu. İnsanlık taş devrinden gelişerek bu günkü hale geldi kabul ederiz ama çoğu kişi zekânın hep bu günkü durumda olduğunun kabulünü yapar. Bu aslında geçmişteki üstün insanlardan kaynaklanır. Örneğin Galile dünya dönüyor derken çağdaşları insanın içindeki cadıyı çıkarmak için cayır cayır yakıyordu. Ama o dönemi değerlendirirken sanki tüm dünya Galile gibiydi kabul ederiz. Ya da Aristo dönemindeki tüm dünya Aristo gibi düşünüyordu kabul ediyoruz. Oysa Aristo’nun çağdaşlarının çoğu avcı toplayıcı kabilelerdi. Gelişmeyi anlatırken bu insanların yazdıklarını değerlendirip tüm dünyayı öyleymiş gibi kabul ederiz. Oysa Galile ya da Aristo bireysel insanlardır. Kendi dönemlerindeki dünya insanının genelini temsil edemezler. Hele zekâ olarak hiç temsil edemezler.
    Bu detaya girmemdeki asıl amacım insanlığın zekâ olarak sürekli geliştiğini anlatmaya çalışmaktır. İşte bu gelişmenin bir nirvanası olmalıdır. En azından dünyasal bir nirvanası mutlaka olmalıdır.
    Benim dünyada gözlemlediğim bu aydınlanma ve yeni arayışlar bu şeye işaret gibidir.
    Şöyle bir beyin egzersizi yapıyorum. İnsanı insan yapan şey düşünme yeteneğiyse insanlık ilerde saf düşünceye döner mi? Yani madde bedene ihtiyaç hissetmeden saf zihin olarak yaşayabilir mi?
    Eğer bu mümkün olabilecek bir durumsa bunun olmasını temsil eden bir şey olmalı. Şöyle bir şeyle karşılaşıyorum… Tüm dinlerin kabul ettikleri bir olgu var. Bu olguya kıyamet diyoruz. Kıyamet her ne kadar felaket senaryolarıyla eşdeğer gidiyorsa da aslında gerçek anlamı uyanmaktır. Kıyamet senaryolarını bir taraf bırakıp uyanmak kısmını incelemek istiyorum…
    İnsanlar kıyamette uyanacak ise şu anda uyuyorlar demektir. Bu uyuma tam olarak bilgisizliği kastediyor. Yani biz ne olduğumuz konusunda tam bir kara cahiliz.
    Biz kendimizi bedensel ve ölümlü canlılar olarak biliyoruz. İçimizde olan bazı duygular vasıtasıyla dünya denilen bu gezegende yaşamayı başarıyoruz. Her ne kadar savaşsız ve haksızlıkların olmadığı bir dünya yaramadıysak ta yaşamaya devam ediyoruz. Fakat geleceğimiz çok karanlık. Eğer düşünce sistemlerimizde köklü değişiklikler yapmazsak dünya gezegeni bizi üzerinde barındırmaya devam edemeyebilir. Yok olmak durumunda kalabiliriz. Acaba sadece bedensel varlık mıyız?
    Acaba bildiğimiz bu bilgilerde hata mı var? Yani bizi kara cahil yapan şey bu düşüncelerimiz olabilir mi?
    Yoksa bizler sadece beden değil de karmaşık canlılar mıyız?
    Acaba beden deniler aracı bir konakçıya evsahipliği yapıyor olabilir mi?
    Acaba dinlerin yıllardır “ruh” dediği şey bu konakçı yani bilinç olabilir mi?
    Aydınlanma denilen olay, bu bilincin bedenden bağımsız yaşayabileceğinin, tartışmasız kabulü olabilir mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. peygamberi bilgi nasıl oluştu?içeriği nedir?dili nasıldır?orayı çözebilsek sorun büyük oranda çözülecek…birde filozofların bilgi edinme yollarıyla farkı nedir?
    sorunun kaynagı burada duruyor…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Soruların arkası gelmez cevaplarda eksilmez yaşadığımız sürece…
    Yaşamaktan vazgeçtiğimizde, kendimizi ölülerin yerine koyduğumuzda sorularımızın arkası da yok önüde… Bütün temel sorun ölmekle yaşamak arasındaki kesitin çözümlenmesinde.
    Bunu da çözecek bir akıl bizde yok. Kendimizi o aklın yerine koyduğumuz an hiçbirşey kalmıyor. Soruların anlamıda kalmıyor cevapların anlamı da. Sözün bittiyi yer denir böyle zamanlara.
    Geçen gün kandildi ve ben Peygamberimizin miraca bedeni ile mi yoksa uyku hali ile ruhsal olarak akıl olarak mı çıktığını sorguluyordum. Kızım internetten bulup getirdiği bir taşı gösterdi bana. Anne bak bu taş havada duruyor ve hiçbir ilim bilim bu taşın havada nasıl durduğunu ifade edemiyor. Bu taş nasıl havada durabiliyor ise peygamberde aynı o şekilde bedeni ile miraca yükselmiş dedi. Düşündüm üzerinde evet hiçbir şekilde aklım bunu anlamaya yetmiyordu ve inanmaktan ve orada olan kutsallığı benimsemekten öteye geçmem de mümkün olmadı. Sonra Kuran da yazan bir ayet aklıma geldi. Eğer bir karıncayı yaratabiliyorsanız yaratın. Evet bir karıncayı bile yaratamayacak gücün alanı içindeyiz. Çünkü biz yaratılmış bir alandayız. Öbür alana geçmemize de müsade edilmiyor. Hayal aleminde yada rüya aleminde yada astral seyahat dediğimiz alanlarda bunları deneyimlemeye çalışıyoruz ama hepsi bir kurgudan ibaret kalıyor. Öyle ise biz kurgulayanın bedeninden bir parçayız ve asla kurgulayanın kendisi olamayacağımız için inanmaktan öteye birşey yapamayacağımız muhakkaktır.
    İnanmayınca birşey yapabiliyormuyuz hayır. İnanınca yapabiliyormuyuz?
    En azından sorgulamalarımızı yaparken rollerimizi anlayabileceğimiz nitelikte bir anlayış yüklenirsek yeni rol alanına geçene kadarki sürecimizi devam ettirebiliriz. Eğer bunu başaramaz isek kendimizi yok etmek isteği ile dopdolu olabiliriz. En azından bunu çok sevdiklerimizi kaybettiğimiz zamanlarda yapmamız daha da mümkün. O nedenle ben sorgularımı hep empati yönü ile yapıyorum ve karşıma çıkan olaylarında içinden geçerek farklı alanlara geçiş yaparken sabit alanın içinde yer alıyor ve tamamlanıyorum en azından.
    Bazıları tapınır gibi ibadet ediyor bazıları ise ibadet ediyor. Yani ki bazıları bir yüceye büyüğe köle oluyor bazıları ise yücenin sevgisinde kayboluyor. Hangisi güzel yüce alanın sevgisinde kaybolmak. Çünkü sonu ve başı olmayan bir kayboluş ve uçuş bu. Kölenin uçması da kaybolması da yeni farklı alanlara geçmesi de zordur. Adına zebani diyin, cehennem diyin.
    Bana göre yaşam bildiğim ve bilmediğim tümün ( ister yaradan diyin, ister enerji diyin isterse yok diyin farketmiyor hepsi tümün varettiği yada yok ettii şeyler) hiçliğinin hepliğinde varolurken yokluğuma tanıklık etmek gibi birşey olmak bütün mesele…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Bence güzel bir konuya parmak basmış sayın ali k. İnsanlık sürekli bilgi alıyor bir yerlerden. Bir yerlerden diyorum çünkü neresi olduğunu kesin bilmiyoruz.
    Bilmem farkında mısınız ama insanlık bilgi birikimini bilim ve dine borçludur. Her iki bilgi kaynağı bilgi dağarcığımızın en büyük bölümünü oluşturur.
    Dinlerle verilen bilginin ilahi bir kaynağının olduğu kesin. Çünkü bu bilgiyi bize iletenlerin bu kadar yetenekli olmadığı görülebiliyor. Yani Hıristiyanlığı veya Müslümanlığı bir kişi oluşturup tüm dünyada yayılmasını sağlayamazdı. Üstelik o zamanın şartlarında iletişimin olmadığı düşünülürse bu işin ne kadar imkânsız olduğu anlaşılır.
    Benim irdelemek istediğim konu, bilimsel bilgilerin bize ulaşma şekli. Bana göre onda da bu kutsal mekânların parmağı vardır. Özellikle Einstein’ın ulaştığı seviye kendi döneminin en az 100 yıl ilerisindedir.
    Bir çocuk düşünün ki dört yaşında konuşmaya başlayabiliyor. Tüm okulları boyunca çok başarısız bir öğrenci… (Matematik ve fizik konuları hariç) Zar zor öğretmen oluyor ama onu kimse kabul etmiyor. İş bulamıyor ve babasının torpiliyle patent bürosunda işe giriyor.
    Sonra dünyayı alt üst edecek bir bilgi fışkırıyor bu başarısız öğrenciden. Üstelik bu bilgi öyle okunup araştırılıp bulunabilecek bir türden bir bilgi de değil. Daha da önemlisi Newton ve Öklit oluşturdukları evreni tüm otoriteler itirazsız kabul etmişler ve bu bilgilerin yetersizliğinden bahseden kimse yok. Ateist bilim Newton’la tam istediğini yakalamış. “Kütle çekimi tüm evrenin her noktasına etki ettiği için artık tanrıya yer kalmamıştır” esprileri bile yapılmaktaydı. Yani yeni bir düzen arayışı hiç yoktu ortalıkta.
    Einstein’da bu düzenin içinde yetişmiş ve başlarda hiç itiraz etmemiştir. Hatta esirin varlığını ispat etmeye çalışan Michelson-Marley deneyini kullanarak durumu açıklamaya çalışmış ama sonuçlar onu mucizevî bir yöne götürmüştür. Bir rivayete göre kendi çağında onu anlayan üç kişi olduğu söylenir.
    Başka bir şeyde onun zamanında her istediğin bilgiye ulaşmak kolay değildi. Bu günkü internet ya da yayın dağıtımı yaygın değildi. Bu gün bile piyasada bulacağımız bilim kitapları ancak populer bilim kitaplarıdır ki onlar işin mantığını kabaca anlatırlar. Bilim insanlarının yazdıkları bilimsel yayınlar belli yerlerde yayınlanır ve olur olmaz her yerde satılmazlar. Bilim çevreleri bu yayınlara abone olur ve onları anlayacak ancak onlar olurlar.
    Einstein de bir bilim kurumunda çalışmadığı için böyle yayınlara istediği gibi ulaşabiliyor muydu bilmiyorum. Fakat ulaşmadığını düşünüyorum.
    Peki, Einstein’ı uçuran neydi? Ona daha önce kimsenin düşünmediği gibi düşünmeyi sağlayan ne olabilir? Bildiğim kadarıyla beyni incelendi ve küçük bir fark bulundu. Bu farkında önceden mi olduğu yoksa sonradan mı oluştuğu konusunda bir bilgi yok.
    Kendisine sorulduğunda “sezgilerim” demiş. Sezgilerim demiş ama bu sezgilerin nasıl çalıştığı ile ilgili bir yorum yapmamış. 40 yaşına kadar tüm teorilerini oluşturmuş ve ondan sonra yeni bir şey üretmemiştir. Hatta kuantum teorisine uzun süreler karşı çıkmış. Fakat en sonunda Bohr’un onu alt etmesiyle itiraz etmekten vazgeçmiştir.
    İşte gelmiş geçmiş en büyük deha olarak kabul edilen bu insanın söylediği “sezgilerim” kelimesini masaya yatırmak istiyorum. Çünkü tüm ipuçları bu kelimede yatıyor.
    Sezgi; kelime anlamıyla “Sezme yeteneği, feraset. Gerçeğin deneye veya akla vurmadan, doğrudan doğruya kavranması” anlamı taşır. Pek bilimsel bir yol değil ama tüm bilim insanlarının kullandığı bir yöntemdir.
    Dr. Zülfikâr Özkân “Bilincin Gücü” adlı kitabında “sezgi” hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Sezgi, mantıklı adımlarla ilerlemez ve mantık yürütmez. Anında ve doğru olarak bilgiye ulaşır. Sezgi yolu ile edindiğimiz bilgiye beş duyu ile ulaşamayız. Sezgi, deneye dayalı bir yöntemle bilgi toplamaz. Sezgi, insanın bilincini sınırsız bir şekilde yükseltir.”
    Daha iyi bir tanımlamayı ise imam Gazali yapmış. “İnsan bilgi yolunda duygulardan da akıldan da yararlanabilir. Ancak, bu yetiler insana gerçek varlığın bilgisini vermez. Zira gerçek ve kesin bilgi “sezgi” yoluyla elde edilir. Bu bilgi türü insanın gönlüne yüce ve manevi bir algı olarak iner.”
    Görüldüğü gibi sezgi denilen şey ile vahiy çok benzeşmektedir. Fakat aralarında belirgin farklar vardır.
    Vahiy alan kişi bilgiyi doğaüstü bir varlıktan aldığını bilir. Bilgiyi sorgulamaz, eleştirmez. Mutlak itaat vardır. Sezgide ise mutlakıyet yoktur. Kişi sezgiye nereden aldığını pek bilemez, şüphelense bile kimseye açıklama yapamaz. Fakat sonuçlarını deneyerek doğru bilgiye ulaştığını anlar. Acaba Einstein’ın da dediği sezgi böyle bir şey miydi? Çok büyük bir ihtimalle; çünkü uyguladığı mantık oyunları ipucu oluşturuyor.
    Einstein’ın uyguladığı mantık oyunlarından en çok sevdiğimi yazmak istiyorum. Einstein hayalinde güneşteki bir fotona bindiğini ve sonsuza doğru gittiği düşündü. Sezgilerini serbest bıraktığında kendini tekrar güneşte buldu. İşte mantığına uymayan bunun gibi durumlarda sezgilerinin ona daha doğru bilgi verdiğini anladı ve meşhur teorilerini oluşturdu. Bu güneş düşüncesiyle uzayın sınırsız ama sonlu bir hacme sahip olduğunu anladı.
    Sanırım bu özellik sadece Einstein’a özgü değildir. Benzer bir durum da Darvin yaşamıştır. İyi bir Hıristiyan olmak için uğraşan Darvin kaderin cilvesiyle, dindarların en sevmediği kişi olmuştur. Onun detaylarını yazmayacağım çeşitli kaynaklardan ulaşabilir. link to seyfullahdemir.com isteyen buradan okuyabilir.
    Birde bilim insanlarının sıkıştıkları yerde imdatlarına koşan rüyaları vardır. Niels Bohr’un atomun yapısını çözmeye çalışırken gördüğü rüya, Benzenin mucidi Kekule’nin rüyası gibi rüyalar sanırım günümüzde de görülüyordur. Burada daha etraflı bilgi mevcuttur. (link to seyfullahdemir.com)
    Acaba insanlığa bilinmeyen bir yerlerden yardım eli uzanıyor da biz bunu fark edemiyor muyuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Seyfaham modern zamanların idealist felsefesi üzerinden “sezgisel” taklalar atmış. Ve bunu da öyle bir yapmış ki, sanki birileri sezginin varlığını kabul edip onaylarken başka birileri (örneğin materyalistler veya materyalist düşünce) böyle bir kavram veya olguyu reddediyormuş gibi bir izlenim bırakmış.

    “Dinlerle verilen bilginin ilahi bir kaynağının olduğu kesin” cümlesi de bu anlamda ve kendisine yakışır bir sezgisel kesinlik taşıyor sanırım…ama Seyfaham örnekler eşliğinde ve ordan burdan alıntı yaparak “sezgi”yi tanımlamaya (daha doğrusu anlatmaya) çalışırken, aslında konu ile bağdaşmayacak oranda dar bir alanda çalışmış ve deyim yerindeyse sadece kendi borusunu öttürmüş. Elbette ki herkes kendi borusunu istediği gibi öttürmekte hürdür, ancak bu durum “öttürecek başka boru yoktur” zannı ve yanılgısını oluşturmadığı müddetçe.

    Neyse..Tekrar konuya dönecek olursak, sezgi denilen şeyi şu şekilde tarif edebiliriz; “mantıksal muhakemeye başvurmaksızın hakikatin doğrudan kavranabilmesi yeteneği” Evet, bu bir tanımdır nihayetinde, ama bu tanıma yüklenmeye çalışılan anlamları ve bu anlamların tarihselliğini kurcalamadan çok da birşey ifade etmez. Bunun için ben de burasını açmaya çalışacağım biraz..

    Marksizm öncesi dönemde sezgi, bilme faaliyetinin özel bir “tarzı” olarak ele alınıyordu. (Mesela Descartes’e göre tümdengelimci ispat, ayrıca ispata gereksinim duymayan aksiyomlara dayanır ve sadece sezgi yoluyla anlaşılabilirdi. Bu bakımdan sezgi ve tümdengelimcilik tam hakikatin gerçek kıstasıydı..Meraklısı -ya da konu üzerine yeterli donanımı olanlar- bu cümleden sonuçlar çıkarmaya devam edebilirler, ancak ben şimdilik burda bırakıyorum)

    Diyalektik materyalizm ise sezgi’ye bilmenin özel bir derecesi olarak bakar. Ancak burdaki “özel derece” atfı, çağdaş idealist tutumda izlendiği ve ayrıca Seyfaham’ın da yaptığı gibi sezginin mistik bir bilme faaliyeti olarak ele alınması demek değildir. (Bir ifade içerisinde enerji, uzay-zaman, foton vs. gibi kelimeleri kullanmanız, o ifade ile vurgulanan faaliyetin mistik bir tarzda ele alınmadığını göstermez. Hele ki daha yazınızın başında “dinlerle verilen bilginin ilahi bir kaynağının olduğu kesin(dir)” şeklinde bir öncül ifadeniz varsa.)

    Bu bakımdan, Seyfaham’ın işaret ettiğinden çok daha farklı bir sezgi tanımı ve tutumunun da bulunduğunu, ve bu tutumun sezgi’yi mantık ve pratikle bağdaşmayan mistik bir bilme “melekesi” olarak ele almayı reddettiğini vurgulamakta fayda var. Doğrudur, sezgi denilen şey bilme sürecinde ve gerçekliğin estetiksel kavranmasında önemli bir rol oynar, ancak gerçekliği bilmek için kullanılan yolların bir “sapması” değildir, bilakis bilme süreci, mantıksal düşünme ve pratiğe dayanan diğer biçim ve tezahürlerinin doğal bir şeklidir. Yani; “Hakikati “birdenbire” kavrama yeteneği, aslında yine tecrübe ve bilgiye ait bir birikiştir.“ (Daha sade bir ifadeyle söylersek; “uçan Einstein olmak için öncelikle Einstein olabilmek gereklidir” Örneğin Seyfaham arkadaşımız da kabul edecektir ki, şu evrendeki hangi sezgi gelirse gelsin, bu onu Einstein’ın uçtuğu gibi uçuramayacaktır.)

    Evet, sezgisel bir kavrayış çoğu yerde ilk ve asıl kavrayıştır, bunu ben de yazdım daha önceleri bu meydanda..ama lütfen..yani bu şekilde değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Gamaronun yazdıklarına katılmakla birlikte bir kaç ilave gereği hissettim. Newton ile determinist evrenin yani ilahi kaynaklı evrenin yolu kapanmamış tam aksine herşeyi ilahi güce bağlanmıştı. Newton evreni tam da idealistlerin evreniydi çünkü. Aslında farkında değiller ama günümüzde dahi herkes Einstein evrenini değil Newton evrenini (zamanın sürekli olması, herşeyin önceden bilinebilir olması, nedensellik ilkeleri, herşeyin düzen nizam intizam içinde olması vs) geçerli sanırlar.

    Oysa evrende sabit bir sayaç hatta sabit bir durum bile yoktur. Sabitliğin kalkması ilahi sabitlerinde kalkmasına sebep olmuştur.

    Dip not: Einstein bilimin hep içindeydi, öyle patent bürosunda dünyadan bihaber şekilde yaşamıyordu. Makalelerini çok genç yaşta yazmış olmasına rağmen ispat edilememesi (gözlenememesi) ünlenmesini geciktiren etmen olmuştur. Daha sonra genel görelilik teorisi yine kendi bulduğu bir metodla ispat edilmiştir.

    Daha dip not:

    “Görüldüğü gibi sezgi denilen şey ile vahiy çok benzeşmektedir. Fakat aralarında belirgin farklar vardır.
    Vahiy alan kişi bilgiyi doğaüstü bir varlıktan aldığını bilir. Bilgiyi sorgulamaz, eleştirmez.”

    Diğer başlıkta vahiyle ilgili bir örnek vermiştim. Aynı örnek burası için de geçerli.
    link to sonsuz.us

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Ben böylesi bir bilgi kirliliğinden ve ucuz bilgelikten sıkıldım..evet, sıkıldım.

    Sevgili xenix’in de hatırlattığı şekliyle Newton’un evreninin aslında kimlerin evreni olduğu meselesini bile net bir şekilde görüp değerlendiremeyenlerden, ayrıca sevgili Agnostik’in de altını çizdiği gibi “kamil insan”, “aklı selim insan” , “zart insan-zurt insan” demekle felsefe yapılabileceğini zannedenlerden, ve naçizane benim de defaaten yazdığım gibi idealizm’in aslında ne’lere karşılık geldiğinden habersiz ( farz-ı misal Hume) ve bunun yanında materyalizmin tek derdinin sadece tanrıya, hem de durduk yere, gereksizce ve ahlaksızca sataşmak olduğunu düşünenlerden sıkıldım…İki cikletlik bilgi ile hem konuya vakıf olup hem de konudan şüphe duyanların eklektik tabiatından bıktım..Hadi bi benzetme daha yapayım, daha waffen-SS ile Wehrmacht’ın ayrımını bile bilmeden Alman ordusu hakkında ahkam kesenlerden bıktım..Evet, ben bu estetiksizlikten bıktım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Panter giysili resmiyle arzı endam eden vedia bülent çorak dolandırıcıdan başka birşey değildir. Yazdığı / anlattığı herşey parası çok cahiller için geçerlidir. Xenix’in muzipçe bizlerle dalga geçmesi kendi bileceği bir iştir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Tek yaptıkları bir grubun misyonerliği. Yani bir kalıbı çözüp başka kalıpta şekillendirmeye çalışmaktan başka birşey yapmıyorlar. Ve beyin yıkıyorlar aynı zamanda. Rantı da doğrudur. Çünkü asla içlerinde barındırdıkları ve tüm inanç ve duygularını sömürdükleri kimselere yardımcı olmuyorlar. Onları kurtardıklarını sanarak yanılgının büyüyünü yaşıyor ve yaşatıyorlar. İnsanlığı, duyguları, varolmanın anlamını anlamsızlaştırıyorlar. Bütün dinleri bir araya topladık din kapandı, artık bilinç bilgi kapıları açıldı, el elde baş başta diyorlar ve aynı zamanda da siz eğer bu gruptan uzaklaşırsanız evrime alınırsınız, karneniz kısıtlanır zayıf not alırsınız ve büyük sınava alınırsınız acı çekersiniz diyecek kadarda cüretkarlar. Bu misyoner grup toptan halisinasyonda….Ben oğlumu kaybettiğim dönemde gruptan gelenler bilgi kitabını kutsal kitap gibi okumaya kalkmışlardı da kardeşim bu satanistlerin burda ne işi var demişti. ))) Öyle trajediler yaşadımki burda bu gruptan tanıdığım kimselerle olan paylaşımları anlatsam bi dolu kitap olur du.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. İnsanlardaki genel eğilim inançları doğrultusunda yazı yazma isteğidir. Bende elbette inandığım doğrular doğrultusunda yazı yazıyorum. Fakat bu benim düşüncelerim seninkilerden üstündür demek değildir. Aynen tersi de geçerli.
    Ben dünyada şu ana kadar kendi inançlarından etkilenmeden tam tarafsız bir yazı okumadım. Zaten öyle bir yazı da yazılamaz. Çünkü insan doğru olduğuna inandığı şeyleri gündeme getirir.
    Bu düşünceler eşliğinde ben, “sezginin” insanı kendi dışında bir güç tarafından oluşturulduğunu düşünüyorum. Bunu yazıma da yansıttım. Bu düşünceyi kabul etmemin asıl sebebi “sezgiyle ulaşılan sonuca mantıksal olarak varılamaması. Yani mantık başka şey söylerken sezgi başka şey söyler. Bu bilgi birikimi sonucu da olamaz. Çünkü mevcut bilgileri de yerle bir eder.”
    Bu düşünceye inanmıyor olabilirsiniz. Bu sadece sizin inancınızdır. Çünkü bu konuda yapılan araştırmalar net bir cevap vermekten uzaktır. Hele işin ucu metafiziğe falan çıkacaksa olay inançtan da öte ret etmeye gitmektedir. Bilim 100 yıldır paralel evren konusunu pek gündeme getirmiyor. Çünkü arkasından ruhlar periler çıkacak hatta tanrı bile fiziksel anlam kazanacak diye korkudan ölmektedir. Bu konuda bilimi suçladığımı sanmayın. Gerçekten metafizik konuları o kadar süistimal edildi ki!…
    Fakat konu süistimal edildi diye yetkisiz insanların elinde kalmasına izin mi vermek gerek?
    Eğer kuantum farklı dünyaların varlığını işaret ediyorsa, birileri bundan kendi inançlarına pay çıkaracak diye araştırılmaması mı gerekir?
    Böyle düşünen insanın kendine pay çıkaranla arasında ki fark ne o zaman? Oda kendi inançlarına göre hareket etmiş olmuyor mu?

    İkinci bir konuda yapılan bir araştırma sonrası yazılan yazıya oradan buradan toplama muamelesi yapmak. Eğer bu sizin düşünceleriniz doğrultusunda olsaydı bunu iyi bir araştırma olarak niteleyecektiniz. Tersi olunca, ordan buradan toplama oldu.
    İnsanların olaylara kendi düşünceleri tarafından baktığını söylemiştim. Gamaro’da da aynı şeyi sezinliyorum. Eğer olay materyalist düşünce dışında bir şey çağrıştırıyorsa çöplükten başka bir şey olmaz. Doğru bir şey yazılacaksa ancak materyalist düşünceyle olabilir. Bu sadece kendi düşüncesidir ve her düşünce gibi gerekli saygıyı da hak eder. Ama, salt doğru olarak kabul edilemez. Ancak ihtimallerden biri olabilir.
    Gamaro kardeşim sıkıldığı bir sürü şey saydı. Sizin sıkıldığınız gibi başkaları da sizin bu tavrınızdan sıkılmış olmasın. Dünyayı görünenin dışında bir şeyle açıklamaya çalışan görüşler de, sizin görüşleriniz kadar saygıyı hak eder. Kabul etmiyor olmanız onlara ucube muamelesi yapma hakkını size vermez.
    Bu bağlamda konu başlığına dönersem Ben bu insanların ne dediklerini sağdan soldan ya da kulaktan dolma bilgilerle öğrenmedim. Ben onların düşüncelerini bizzat birinci ağızdan öğrendim ve ondan sonra karşı çıktım. Önyargı ile yaklaşmadım. Doğruyu öğrenmenin yolu kendi doğru bildiklerinizin karşısında olan her şeye karşı çıkarak öğrenilmez. Elbette bunu söyleyerek herhangi bir kişiyi kastetmiyorum. Bu benim uygulamaya çalıştığım bir yöntemdir. Bir haberi bile en az iki zıt yayın kuruluşundan dinlerim. Bir nebze doğruyu yakalama şansı oluyor. Onun için bu tarikatçıların söylediklerine karşı çıkmakla birlikte düşüncelerine saygı duyuyorum. Kişi onlara inanıyor diye ucube muamelesine maruz bırakılamaz. Onların da herkes gibi saygı görme hakkı var.
    Yoksa siz sadece kendi düşüncenizde olanlara mı saygı duyarsınız?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Gamaro bey, bıktınız ve sıkıldıysanız sizden farklı düşünen ya da düşündüğünü farklı ifade eden kişileri çemkirmek zorunda mısınız?
    Tamam sizin alınız al morunuz mor inandık , amenna.. İyide acaba sizden bıkan ve sıkılanlar olduğunuda hiç düşünüyor musunuz?
    Her konuda yaklaşık 25. cm lik dörder paragrafla cicilerinizi teşhir ederken farklı renklere neden tahammülsünüz? Bu kadr dominant olma hevesi nasıl bir ruh halidir acaba? Herkesler sizin kadar tarih, coğrafya, yurttaşlık ve askerlik, din ve ahlak, FKB., tıp, öys öss efendiimm LYS1,2,3 ve 4 efendim KPSS ; KPDS ve her türlü ilgili ilgisiz lüzumlu lüzumsuz konuyu bilmek ve illaki sizi memnun edecek şekilde yazmak zorunda mı?
    Haa matematik, felsefenin alüyülalası efendim alman dili ve kültürü vede edb, zeka oyunlarında ahkam falan saymaya gerek yok serçe parmağınızın hüneri değil zira.
    Bu arada yönetici olduğunuzu emrinizde bilmem kaç yüz kişiyi çalıştırdığınızı efendim ,bekar ve ilşkiye müsait olduğunuz yönündeki bilgilendirmelrinizi, heyecanla takip ettik fanatik hayranınız olaraktan. Eee diğer cicilerinizide dökün de sizde rahat edin bizde.
    Net düşüncem gamaro bey şudur;
    Herkes sizi sevmek ve hayran olmak zorunda değildir. Sıkıldıysanız yazmak ve her yazılanı okuyup sizinle hemfikir olmayan üyeleri çemkirmek anayasal zorunluluk değildir. Kaldı ki anayasayı bir kere delmekle bişeycikler olmaz.

    Durun durun kapının yerini biliyorum, ben çıkarım . İttirmeyin beyler 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Ay ay ay..En sonuna bir gülücük koyarak cool bir izlenim bırakmaya çalışmışsınız ama olmamış be cellin.

    Ayrıca birşey daha var ki, bence siz mesajınızın tam olarak neresinde ve nasıl bir “terbiyesizlik” yapmaya çalışmış olduğunuzu gayet iyi biliyorsunuz. Diğer sorularınızı ve eleştirilerinizi elimden geldiğince cevaplayacağım elbette, ama dediğim gibi, öncelikle yaptığınız terbiyesizliği düzeltmeniz gerekiyor ve ben bu şansı size veriyorum. Bu bakımdan makul bir süre bekleyeceğim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Seyfaham, sezgi ile ilgili yazınıza karşılık olarak yazdığım yazıda herhangi bir saygısızlık veya hakaret unsuru bulunduğunu düşünmüyorum. Ya da deyin ki şurası şöyledir, ben de okuyup tekrar değerlendireyim.

    “Bilim 100 yıldır paralel evren konusunu pek gündeme getirmiyor. Çünkü arkasından ruhlar periler çıkacak hatta tanrı bile fiziksel anlam kazanacak diye korkudan ölmektedir.”

    Saygı mı demiştiniz ? Yok Seyfaham, mesela ben buna saygı filan duymuyorum. Bilakis, tıpkı yıldızlardaki nükleosentez sürecini dahi inkar edip bi de üstüne dogma pazarlayan misafir mesajı kadar saçma olduğunu düşünüyor ve bunu deklare ediyorum. Şimdi bu bir hakaret veya saygısızlık mıdır? Yok seyfaham, biz burda pamuktan kale yapmıyoruz. Buyrun siz de benim düşüncelerimi hırpalayın, keyif duyarım, ama olan biten herşeyi bir darp ve hakaret meselesi gibi algılamak huyunu son derece anlamsız ve gereksiz buluyorum, açıkcası şu saygı meselesini sulandırmamak lazım.

    Bunun dışında, sezgilerinize güvenerek benim materyalizm dışındaki herşeyi çöplüğe benzettiğimi söylemişsiniz. İnsan bilincini sınırsızca yükselten sezgi size bu kadarını ilham edebildiyse, benim yapabileceğim birşey yok maalesef. Bence sitede daha fazla vakit geçirin. Vakit geçirdikçe birbirimizi daha iyi tanırız.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. öncelikle yaptığınız terbiyesizliği düzeltmeniz gerekiyor ve ben bu şansı size veriyorum. Bu bakımdan makul bir süre bekleyeceğim.

    Oooo! Çok kışkırtıcı gördüm sizi. Terbiyesiz lafını aynıyla size iade ediyorum .
    Bana şans verdiğiniz için size minettar falan olmam mı gerekiyor? Düzeltilecek ne var ki? Ben sadece bir durum tespiti yaptım. Farklı bakan ve sizi farklı görenlerin de olabileceğini dillendirdim.
    Eğer bu şansı kullanmazsam ne yapacaksınız? Siz mafya babası falan mısınız gamaro bey ? Ayaklarıma mı sıktıracaksınız? Köşede yolumu kestirip yüzüme kezzap mı attıracaksınız? Hıı?? Ne yapacaksınız? Siz kimsiniz? Yoksa siz altın bir yumurtanın gümüş bir sperm tarafından döllenmesiyle oluşan pırlanta zigottan gelişmiş müstesna bir tür örneği misiniz?
    Kendinizi ne olarak gördüğünüz sizin sorununuz.
    Yukarda” ben çıkarım “sözü bir espiriydi sadece. Neden çıkıyormuşum? Adammı vurdum alla ala !
    Güvendiğiniz site yönetimi ise onuda konuşuruz.
    Sizinle ilgili yazdıklarımın aynıyla arkasındayım. Tek bir satırını düzeltmem, şu cümle hariç:

    ,bekar ve ilşkiye müsait olduğunuz yönündeki bilgilendirmelerinizi, heyecanla takip ettik fanatik hayranınız olaraktan.

    Bu cümle biraz fazla kişsel olmuş. kabul . Sevgili adilenur’un hatırına yönetim bu cümleyi silebilir.
    Amaa duruunn bu asla bir özür değildir. Kendimi iyi hissetmem için abarttığım konularda attığım bir adımdır. İleri ya da geri olması önemli değil çünkü iyi hissetmem herşeyden önemlidir.

    Ben özür dilemez miyim? Elbette dilerim ama yukardaki yazımda özür mözür dilenecek hiç bir ifade yoktur. Bana gelen dostça tepkilerden anladığım kadarıyla gönül ilişkileriniz sizi ilgilendirir ve bu sitenin partner aranıp bulunacak bir arkadaşlık sitesi olup olmaması da yönetimin ve kurucunun sorunudur. Kaldı ki aşk ve gönül olaylarında sertleşmek asla tercihim ve tarzım değildir. Tamam üstüme vazife de değildir.
    Hepsi bu!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Bence bahsettiğin bölüm için de özür dilemene gerek yok. Zira forumda bunun çok daha sert versiyonları yankılandı da kimsecikler özür dilemediği gibi, yönetim tarafından da uyarılmadı. Eskiden wiki diye bir bölüm vardı. Hala varsa da ben bulamadım. Bu yazdıklarını oraya da paste etmek lazımdı…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Benden alıntı yapacaksanız, alıntıyı tam olarak, orasını burasını kırpmadan yapın cellin. Ben size hitaben ne yazdım, iyi okuyup anladınız mı? Okudunuz ve anladınız tabi. İyi de, gayet güzel anladığınız bir şeyi önce anlamamış gibi görünüp daha sonra tekrar anladıma getirmek nasıl bir tepkiselliktir ki?

    Bakın ben bi daha anlatayım mı? Mesajımda demiştim ki, ” Siz cellin, bence mesajınızın tam olarak neresinde ve nasıl bir terbiyesizlik yapmaya çalıştığınızı gayet iyi biliyorsunuz. Diğer sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım elbette, ama öncelikle bu terbiyesizliği düzeltmeniz gerekiyor ve ben size bu şansı veriyorum” Bakın bu ifade benim sizin mesajınızın tamamını değil, sadece ve özellikle bir iki cümlesini “terbiyesizlik” olarak nitelendirdiğimi gayet açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. E nedir o zaman sanki bütün mesajınızı kastetmişim ayağına yatıp yok mayfa, yok ayağa sıktırma, yok kezzap, yok altın sperm gibi saçma sapan söylemlerle kopradığınız gürültünün sebebi hikmeti? Hem bakın, biraz soluk alınca siz de şıp diye buldunuz işte o cümlenizi, o kadar da zor değilmiş di mi?

    Ve tabi ki özür dilemeniz gerekiyordu bunun için cellin, ne oldu zorunuza mı gitti? Evet, işte tam da bu ifade için özür dilemeniz gerekiyordu benden, çünkü ben, siz kendinizi iyi hissedesiniz diye beni bir yandan çevresindekilere çemkirip öte yandan çiftleşmek için eş arayan bir canlı gibi tarif etme terbiyesizliğinize katlanmak ya da sineye çekmek durumunda değilim. Aldığınız tebrik mesajları, kutlamalar, destekler filan sizin olsun, hatta isterseniz oturup bi şişe şarap da açın. Ama siz nasıl bir bilgiyle, nasıl bir informasyonla ve nasıl bir hakla böyle bir iddaayı dillendirebilme hakkınız olduğunu düşünebiliyorsunuz cellin ? Yani o kadar basit mi ? Ya da ben de bu dediğinizin bir benzerini ve sırf kendimi iyi hissetmek için ve sizin adınıza söyleyebilir miyim? Nedir şimdi bu, sezgi mi, altıncı his mi, kahinlik mi, yoksa basbayağı terbiyesizlik mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Şimdi ben de desem ki, yazdıklarım ve yaptıklarımla hiç alakası olmayan bir biçimde ve böyle bilgisizce belden aşağı vurmak ve laf sokmak ihtiyacı, acaba sizin başka ihtiyaçlarınızı iyi giderememiş olduğunuzun bir işareti olarak algılanabilir mi? Hmm.. Ne oldu? Yani çok mu sert kaçtı, ya da çok mu ayıp oldu, ama benim de kendimi iyi hissetmem herşeyden önce gelir ve bazen abartabilirim işte, ne var ki şimdi bunda?…

    Yemez di mi cellin, bak sen yemedin.. e ben de yemedim işte, şaşıracak bişey yok. Onun için bırak şimdi bu altın spermmiş, mafyaymış, kezzapmış ayaklarını da, otur bi güzel ettiğin lafın tartısına bak. Ben senin ettiğin lafa baktım, ve bana bir özür borçlu olduğunu düşünerek bunu sana hatırlattım, yoksa paldır pandıras bişeyler de yazabilirdim ama yazmadım. Bununla birlikte diğer eleştirilerinize elimden geldiğimce cevap vereceğimi belirttim ve yorum yapmadım, elbetteki ben birilerinden sıkılıyor ve eleştiriyorsam, sizin de benden ve başkalarından sıkılma ve bunu dile getirme hakkınız vardır. Hem de yazım dilinin sertlikleri ve dolambaçları içerisinde fazlasıyla. Ama lütfen, yani ” oo, maşallah ilişkiye filan da açık olduğunuz belirtmişsiniz” filan diyerek mi? Bu mu terbiye? Yani ben burda yazdıklarımı ve paylaştıklarımı yazdığım ve paylaştığım kadarıyla biliyorum işte, e ne yani bilmeyeyim mi, ya da bilmiyo gibi mi davranayım? Bunlara ayrıca cevap vereceğim elbette, sadece kızmadım ya da dellenmedim siz böyle yazdınız diye, daha doğrusu diğer eleştirilerinize, onu bi daha söyleyeyim. Ha bu arada bi de bekleyeceğim dedim, peki bunda ne var allah aşkına, bekleyeceğim dedim altı üstü, bir süre bekleyeceğim ve ondan sonra yazacağım demektir bu, hem insan böyle bir yerde yazamaktan başka ne yapabilir ki, neresinde ve nasıl bir tehdit olabilir bu cümlenin? Yani nasıl bir abartı ve kasıtlı bir algıya sahipsiniz ki, ayağıma mı sıktıracaksınız, kezzap mı attıracaksınız, yok onu bunu mu yaptıracaksınız diye onca acayip ve manasız yaygarayı aynı anda koparabiliyorsunuz? Yoksa bu da kendinizi daha iyi hissetmek yolunda yeni bir abartı mı? Neyse cellin, neyse..Yok sen benden özür filan dileme, insan sevmedi mi sevmez, zorlamamak lazımdır, hatta ben böyle bir özür beklediğim için senden özür dilerim, sewn de bunu kabul et.

    Ama tüm bu yakışıksızlık ve belden aşağı tavır güzel değil. Hoş değil, Estetik değil. Ben de sertçe şeyler yazıyorum belki dönem dönem, ama bu şekil ve ayarda değil.

    Benim adım Gamaro..Aylardır yazıyorum burda, ve eğer bunca süre zarfında benimle herhangi bir bahaneyle tanışmış olan, kadın veya erkek mi olduğumu kesin olarak bilen, asıl adımı ve soyadımı duyan, sesimi işiten, fotoğrafımı gören, ev adresimi, iş adresimi, e-mail adresimi, herhangi bir mesenger adresimi, telefon numaramı ya da tam olarak nerde yaşadığımı dahi bilen birisi varsa…Yazsın.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Toruk, burda birisi sana karşı- hem de hakkında zerre kadar gerçek bilgi sahibi olmadığı sana karşı- bu tip bir söylem ve ithamda bulunduğunda sen bunu bir terbiyesizlik ve düzeltilmesi gereken bir davranış olarak algılamıyorsan, bu senin tutum ve kabulündür ve gereğini kendince yaparsın. Yani herhalde susar veya önemsemezsin, 25 cm’ye güldüğün mesajından ben bunu anladım. Ve hazır saygıdan da açılmışken bugün konu, e saygı duyuyorum tabi ben de senin bu tavrına, ne demişler zaten, insan kendisi için neyin iyi olduğunu yine kendisi bilir şüphesiz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Zamanında ben kızıp köpürürken, bu tür ama neredeyse en uçlarda yakıştırmalar yüzünden kendimi önemsemenin doruklarında gezerken, söylenenlerin terbiyesizlik olduğunu ifade ettiğine hiç şahit olmadım.

    “bir yandan çevresindekilere çemkirip öte yandan çiftleşmek için eş arayan bir canlı gibi tarif etme terbiyesizliğinize katlanmak ya da sineye çekmek durumunda değilim. ”

    Kusura bakma Gamaro ama bunu okurken kahkahayla güldüğümü belirtmeliyim.
    Biraz kendime yapılanların izini sürmüş olduğum için de çok güldüm sanırım.

    Sizin symekiz olayı diye nitelendirdiğiniz trajikomik yorumlar zincirinin bir yerlerinde, symekiz ve benim aramdaki dialogu “kız tavlama” “meraklısı” “kadınlara hediyeler alan” (duyanda kadınlara pırlanta gerdanlık alan bir kodoman olduğumu sanır. Altı üstü bir buket papatyayla bir buket kır çiçeği) vb. gibi ifadelerle niteleyenlere ayıptır, terbiyesizliktir dediğini de duymadım. Site yönetiminin de ayıp oluyor arkadaşlar dediğini duymadım. Kendim o zaman “çirkin” olarak nitelendirmiştim. Diyelim ki benim niyetim gerçekten de symekiz’i tavlamaktı. O durumda bile bunun ifade edilmesi en hafifinden “çirkin” değil miydi? Diyelim ki değildi. Cellin’in senin için söyledikleri hiç çirkin değil, hiç ama hiç terbiyesizce değil. O sertliğe yaklaşamadığı gibi, senin durumu anlaması için verdiğin örneğin de çeyreği kadar sert değil.

    “böyle bilgisizce belden aşağı vurmak ve laf sokmak ihtiyacı, acaba sizin başka ihtiyaçlarınızı iyi giderememiş olduğunuzun bir işareti olarak algılanabilir mi?”

    aaaaa “tarih, coğrafya, yurttaşlık ve askerlik, din ve ahlak, FKB., tıp, öys öss efendiimm LYS1,2,3 ve 4 efendim KPSS ; KPDS ve her türlü ilgili ilgisiz lüzumlu lüzumsuz konuyu” bilen Gamaro’ya yakıştı mı şimdi bu? Cık cık, olmadı….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Valla cellin hanım, foruma kırk yılda bir girip, hiç bir katkı yapmadan sadece forum üyelerine çemkirmek te anayasal zorunluluk değil gibi geliyor bana. 🙂

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Dök Toruk dök, sen de dök eteğindeki taşları.

    Zamanında birileri senin hakkında öyle böyle dediyse bunun hesabını bana mı soruyorsun şimdi? Ben bugüne kadar bu meydanda sana veya bir başka forum kullanıcısına yönelik bu manaya gelebilecek tek bir cümle ettim mi? Sana kız tavlama meraklısı mı dediler, abaza mı dediler, öyle böyle mi dediler, e git sana bunu diyenlerle hesaplaş o zaman, konunun benimle ne alakası var?

    Sorun nedir Toruk, sen benim bu ve benzeri ifadeleri onayladığımı ne zaman gördün de şimdi oturmuş cıklıyorsun? Ya da symekiz olayı diyorsun, eeee, nedir yani benimle alakası? Ben seninle symekiz arasında böyle birşeyi ima dahi edecek tek bir ifade kullandım mı? Ama bu ve diğer bahsettiğin şeyler olurken senin yaptığın gibi “yok canım, bunlar son derece normal ifadelerdir, özürlük bir mesele filan değildir” şeklinde bir deklarasyon mu yayınladım ki, şimdi çıkmış beni duyarsızlıkla ya da yapılanları onaylamakla filan itham ediyorsun? Hem seninle bu tonda yazışanlarla hiç yazışmadığımı nerden biliyorsun ? Ya da Hüseyin Aktaş, Ebubekir, sen ve diğer bir kaç forum kullanıcısı arasında dolanıp duran o büyük tartışmada, seni başbaşa oturup bir fincan kahve içmekten dahi uzak gören bu tutum ve tavrı anlayamadığımı ve onaylamadığımı yazmamış mıydım? Seninle atıl kurt diye dalga geçenleri unuttun mu? Yani enteresan insansın Toruk, bulup getirdiğin ve beraberinde kendi kendi kendine güldüğün şeyler iyi güzel de, benimle alakası nedir arkadaşım, gören duyan da anlatıp durduğun onca şeyi benim sana söylemiş olduğumu filan zannedecek, bu mudur senin olay yeri inceleme anlayışın?

    Ama boş ver Toruk, boşver. Sadece bunlar değil zaten mesele, bak sen de gelmişsin eteğinde bir sürü taşla, dök gitsin. Ben bu mekanda yazdığım ve paylaştığım şeyleri yazıp paylaştığım derecede biliyorum işte, eee, yani ne yapayım şimdi, sen onu söyle? Yani senin ya da bir başkasının KPSS, KPDS, LYS, ya da ilgili -ilgisiz her konu şeklinde attığınız taşlardan kurtulmak için bilmiyo gibi mi davranayım ? Bu mudur muradınız ? Yazabiliyorum ama yazmayayım mı? Bak bir daha tekrar edeyim istersen Toruk, evet ben birşeyler biliyorum ve bildiğim kadarıyla da yazıyorum, hadi söyle ne yapayım, nedir yahu derdiniz? Almancam iyidir, felsefeyle ilgiliyim, otuz yaşına kadar okuduğum kitap sayısı binlerle ifade edilebilir, tarihe, özellikle de 20. yüzyıl tarihine meraklıyım ,mesleğimde hiçbir amca dayı desteği olmadan iyi bir noktadayım, daha üstüne amatör resssam ve müzisyenliğim var, bir de fırsat buldukça disiplin sanatları ve aikido ile uğraşırım, doğa bilimlerince kendimce ilgilenirim, hafızam iyidir, ayrıca sık sık sonsuz us takılırım, e şimdi ben ne yapayım Toruk ? Nedir bu yahu, yeni bir kıskançlık mı? Al işte bugün iki arada bi derecede yazdım Newton ve tanrı hakkında bişeyler, sonra İbn-i Rüşt, ya da daha başka zamanlarda yazmış olduğum daha başka şeyler de var, e sözü olanlar gidip oralarda cevap versin kardeşim, ama burada cıklamak niye?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Bu arada bazı gazetecilik alametleri gördüm ben sende toruk, ya da heves yapmıştır belki, tam bilemiyorum tabi. Ama şu son yaptığın şey (yani şu benim mesajımdan alıntılayıp kendi mesajının sonuna eklediğin cümle ve ona yüklediğin anlam) bir acar muhabir iç güdüsüyle haber patlatmaya benzemiş biraz, sen de benim bu kritiğimi kabul et. Yani şöyle,önce paragrafı görme, sonra böl, sonra anlamı da böl, önünü arkasını belirsizleştir vs derken, vallahi eline sağlık, büyük iş çıkarmışsın. Zaten ciddiyetin hafiften dağıldığı ve eğlenceli bir an olmalı ki, beraberinde sen de bir KPS, KPDS ve gereksiz şeyler esprisi yapmışsın. Ha iyi niyetinizden şüphem yok elbet , ama ben yine de o ifadeyi önü ve arkasıyla birlikte buraya yapıştırayım ki, sevimlice yüklemeye çalıştığınız o ucube anlamın geçersizliği ve gereksizliği daha bir çıksın ortaya. Hem belki siz de bir kez daha ve daha dikkatli okuma fırsatı bulursunuz ve bir faydası dokunur.

    Ne demişim ben, bir bakalım;

    “Ama siz nasıl bir bilgiyle, nasıl bir informasyonla ve nasıl bir hakla böyle bir iddaayı dillendirebilme hakkınız olduğunu düşünebiliyorsunuz cellin ? Yani o kadar basit mi ? Ya da ben de bu dediğinizin bir benzerini ve sırf kendimi iyi hissetmek için ve sizin adınıza söyleyebilir miyim?..(Yani) Şimdi ben de desem ki, yazdıklarım ve yaptıklarımla hiç alakası olmayan bir biçimde ve böyle bilgisizce belden aşağı vurmak ve laf sokmak ihtiyacı, acaba sizin başka ihtiyaçlarınızı iyi giderememiş olduğunuzun bir işareti olarak algılanabilir mi? Hmm.. Ne oldu? Yani çok mu sert kaçtı, ya da çok mu ayıp oldu, ama benim de kendimi iyi hissetmem herşeyden önce gelir ve bazen abartabilirim işte, ne var ki şimdi bunda?…Yemez di mi cellin, bak sen yemedin.. e ben de yemedim işte, şaşıracak bişey yok.”

    Bu ifadenin kendi bütünlüğü içerisinde neyi anlatmak derdinde olduğu ve kimin davranışını kime yansıtmak amacıyla kurgulandığını anlayabilmek için cambazlık yapmaya gerek yok Toruk. Bütün gerekçeleri ve delilleri bizati içindedir. Kendini iyi hissetmek gibi bir gerekçe insanlara karşı belden aşağı müdehale edebilmenin (siz kendi adınıza önemsemeyebilirsiniz ama ben kendi adıma önemseyenlerdenim) ve bu tür bir uslup ve tavırla laf sokuşturma isteğinin bir mazereti olamaz. Daha doğrusu birileri çıkıp böyle olduğunu iddaa belki, ama dedim ya, insan bunu yemez. Cellin yemedi, e ben de yemedim işte, pek farklı değiliz yani birbirimizden. Tek fark şu ki, onun bana yedirmeye çalıştığı şeyin yenilmez olduğunu ben ona bu şekilde ve yine kendi ifadesiyle göstermek durumunda kaldım.

    E daha da gelecek olan varsa gelsin, çekinmesin. Sen gel mesela, cellin yine gelsin, başka diş gıcırdatanlar varsa onlar da gelsin, yazalım, çizelim, devam edelim, hani nasıl diyordu G.O.R.A’da; “bir sinerji yaratalım”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Süpersin Gamaro.

    “söylenenlerin terbiyesizlik olduğunu ifade ettiğine hiç şahit olmadım.” demiştim. Sen yaptın demedim. Gerçi symekiz olayı diye ifade edilen (flaş flaş, şok gelişme gibi. acar gazetecilik örneği. 🙂 ) meselede senin katkın da az değildi ama konumuz o olmadığı için hiç değinmedim. Eteğimdeki taşları dökmek istesem, afacandan girip başka yerden çıkmam gerekirdi. Konumuz cellin’in söylediklerinin terbiyesizlik olup olmadığı. Ben de diyorum ki terbiyesizlik olsa, öncelikle bunlara terbiyesizlik denilirdi. Kimse bunlara bir şey demediğine göre; şimdi cellin’in dediklerine terbiyesizlik demek mümkün değildir.

    Ben ciddiyeti elden bırakıyorum artık Gamaro. Bugüne dek ciddiyetle takıldım da boyum mu uzadı? Sen de kendini fazla üzmeden hafif hafif bırak yüklerini bence.

    “senin durumu anlaması için verdiğin örneğin de çeyreği kadar sert değil. ” demiştim. Yani o söylediklerinin amacını anladığımı ifade ettim. Yine de o amaçla bile söylense; cellinin ifadelerinden kat kat fazla sert dedim. Bu detayı atlamış olman ilginç.

    Fazla entellektüel bilgiye sahip olduğun gerçeğini kabul ediyoruz/ediyorum. Bazen, takip ettiğim kadarıyla da şu sıralar sıklıkla, bu birikimini yorumlarında bir koz olarak kullanıyorsun. Karşı tarafın ifadelerinin değersizliğini imlemek için bir silah, ezici bir balyoz olarak. Cellin’in ne kadar takip ettiğini bilmiyorum ama ben bayağıdır yazdıklarını okuduğum için bu farkı görebiliyorum. Sende, kaba tabiriyle bir zıvanadan çıkmışlık hali seziyorum. Hani bir aralar benim sık sık yaptığım gibi. 🙂

    Son paragrafa bakıyorum da mafyadan, entellektüel mahalle kabadayısına geçiş yapmışsın. 🙂
    “Alayınız gelsin” “Yieeeeyyttt varr mı … Gamaro’ya yan bakann.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Vallahi isteyen istediği gibi, yandan, karşıdan, ordan burdan bakabilir bana Toruk. Sorun çıkar, çıkmaz, yazarız, çizeriz, güleriz, tartışırız, çözeriz veya çözemeyiz, artık ne varsa kısmetimizde bulur bizi illa ki. Ama şunu da söylemeliyim ki, ben atmamışken senin bir “alay” narayı benim yerime atman biraz yersiz olmuş tabi.

    Nara atmak demişken, detay atlamaktan filan da bahsetmişsin mesajında, daha doğrusu atladığımı düşünmüşsün. Lakin o pek de öyle değil Toruk, yani ben o bahsettiğin detayı atlamış filan değilim, bilakis mesajındaki bütün detayları dikkatli bir şekilde takip ettim. Örneğin, başlangıçta yaptığın o nazikçe uyarı ve eleştirinin (benzetmenin sert olması meselesi) mevcut haliyle seni pek kesmediğini , bu bakımdan içinde kıpraşıp duran bir sesin seni daha alengirli ve ilave bir şeyler söyleme noktasında teşvik ettiğini, ve nihayetinde senin de buna ihtiyaç duyduğunu hissettim. E sen de haklı çıkardın zaten beni. Ve onun için, yani tam da bu yüzden KPSS- KPDS taşlamalarıyla dolu bir cümleyi “bakın ben de imzamı atıyorum bunun altına” dercesine devşirip kendi kurduğun cümlenin içine kattın, sonra beraberinde cık’ladın ve kapanış repliğini sen işte böyle yaptın.

    Yani sevgili Toruk, ben herhangi bir detayı atlamış filan değilim, ama bana soracak olursan eğer, asıl sen kendi detayların arasında ve yine kendini atlatmışsın. Vallahi arkadaki arabayı atlatmak filmlerde hep olur da, insanın kendi arabasıyla kendini atlatmaya çalışması ilginç tabi. E neyse, tarz meselesidir deyip geçelim bari biz de.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. Bak sevgili Toruk, önce bir konuyu netleştirelim istersen. Öncelikli soru şu ki, burada olup biten her tartışmaya herkes müdahil olmak zorunda mıdır? Bence değildir, yani kişi bazen onaylamasa bile bir sürü sebeple bunu yazmayabilir, veya birgün başka bir yerde ve başka bir şekilde tepki gösterebilir, ya da bazen daha da başka bir şey yapar -hem de senin iyiliğin adına- ama belki bunu senin ruhun bile duymaz. Ama açıkca bir mesajla tepkisini dile getirmeyen herkesi olan biteni onaylamakla itham edersen, bence o biraz fazla kaçar. (Sen mesela, sen bu sitede nerde bir yanlışlık görsen, mutlaka ve tam da o anda belirtiyor musun fikrini Toruk ? Ya da her densinsizliğe hiç sektirmeden tepki mi veriyorsun? Hele ki doğrudan da içinde değilsen konunun..) Onun için işin bu kısmını kurcalamak bence çok anlamlı sonuçlar vermeyecektir bizlere, ya da onu zaman gösterir diyelim.

    Hem asıl mesele zaten daha başka. Diyelim ki bir kaç kişi bi hayli gürültü çıkarmaya ve birbirlerine karşı bel altı ima ve atıflarda bulunmaya başladılar..İyi de Toruk, buna karşı tepki vermek (veya nasıl bir tepki vereceğini belirlemek) herkesten önce söz konusu ifadelerin hedefi olan insanın işi değil midir? Artık o cevap verir, vermez, tartışır, tartışmaz, yok sayar (sen yapmıştın mesela), olmadı bi daha sayar, bal satar, pire yapar, deve yapar, ama herneyse yaptığı şey, muhakkak ki kendi tasarrufundadır ve onu bağlar. Ama aynı kişinin (yani bu tip ifadelere muhatap olan kişinin) kendisine yapılanlara karşı “herhangi ” bir tavrı belirlemiş ve bunu uygulamış olması, onun takındığı tutum ve kendince sergilediği bu tavrın en genel anlamda “bilgece”, ya da “aslen kendini önemsemekten kaynaklı” veya kesinlikle zart veya kesinlikle zurt kaynaklı olduğunu filan göstermez Toruk. Onun için sen kendi adına çıkardığın sonuçları yine kendi adına ve istediğin gibi kullanıp adlandır tabi ki, ama daha da ileri gidip seçtiğin ve sergilediğin tutum ve davranışları sanki evrensel bir değer veya mutlak bir doğruymuş gibi pazarlamaya, hatta bi de bunun üstüne senin gibi davranmayanları (mesela beni) adeta bir narsizm kurbanı veya zıvanadan çıkma adayı gibi tarif etmeye filan kalkma. Dedim ya, insan kendisine neyin yakışacağını en iyi kendisi bilir yine, seçmekte de özgürdür şüphesiz. Bilgelik mi mesela, hay hay. Ama o zaman da geriye dönüp, “e o vakit de şöyle olduydu da, sen de hiçbişey demediydin de, ama şimdi de böyle yaptın da..” benzeri söylemlerden medet umulmamalıdır. Yani kendi adına bahsettiğin ve olup bitmiş onca şeyi her ne kadar dert etmiyor gibi görünmeye çalışsan ve ben artık onu önemsemiyorum, bunu dert etmiyorum, şunu üstüme almıyorum, öbürünü şöyle yapmıyorum, boyum uzamaz kısalmaz vs. tarzında takılsan da, bak içinde kalmış işte onca şey, yani kırılmışsın, seni de etkilemiş demek ki bunlar, ve sen de her insanın yapacağı gibi hasarı azaltmaya çalışmışsın, hiç anlaşılmıyor mu sanıyorsun? E sonra da kızıyorsun, dök eteğindeki taşları dedik diye.

    Bir de sahip olduğum bilgi/birikimi ezici bir silah gibi, ya da bir balyoz gibi kullandığımdan söz etmişsin. Belki öyledir son dönemlerde, (malum, boş olduk, boş geldik, boş gittik, son yıllarda yapılmış evrim sahtekarlıklarıyla keklendik, tanrım ben niye böyleyim, yoksa ailemde ensest bir ilişki mi vardı diye gerildik, her gelen bir mühür attı yürek zarfımıza, yuh çekildik, falan filan derken yani doğru, belli bir birikim yapmış olabilir biraz, ya da her neyse o da biraz benim işte Toruk.) Ama söylesene, ben eğer böyle yapmasaydım, -ki kimseye belden aşağı vurmadım- sen yine “sen de dök eteğindeki taşları Gamaro” dermiydin bana ? Ben zaten döke döke geliyorum Toruk, bak işte her taraf taş, e o zaman da agresif oluyorum, balyoz oluyorum, şimdi bu nasıl denge? Neyse..neyse.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Egolarınız bir bardak suda fırtına çıkaracak kadar büyükmüş.
    Ne diyelim pes.
    Sizi izlemek çok eğlenceli.
    İnsanların röntgenci yanlarına hitap etmeyi biliyorsunuz vesselam.
    Hadi bakalım Toruk top sende.

    (Ben Gamaro ya oynuyorum. Ya siz…..?) :))))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Cellin, size de bi cevap borcum daha vardı, bu fırsatla onu da tamamlayayım.

    Benim alım morum filan yok, siz yine de istediğinize inanın. Ya da benden bıktınız ve sıkıldınız mı, bıkın ve sıkılın o zaman, ve de bunu yazın. Mesajlarımın boyunu ve paragraf sayısını ölçmüyorum, sadece bir yazıyı yazdıktan sonra en iyi okunulabileceği boyutu düşünüyor ve ona göre bölüyorum. Bundan rahatsız olduğunuz için üzgünüm,ama yapabileceğim birşey yok. Ya da rahatsız olmadıysanız da neden dile getirdiğinizi bilmiyorum, takdir sizin.

    Neleri ve ne kadar bildiğimi söylemiştim ama sizin için bir kez daha tekrar edeyim. Ben burda yazdığım herşeyi yazdığım ve paylaştığım kadarıyla biliyorum işte. Haklısınız az olduğu söylenemez belki, ama bari siz söyleyin o zaman ne yapayım? Ya da bundan kendi adıma bir pişmanlık mı duyayım? Ayrıca benim zamanımda bir ÖSS bi de ÖYS vardı, mesela LYS nedir bilmiyorum, ama dikkatimi çekti, şimdi sayenizde gidip onu da öğreneceğim, bendeki bu merak sizi rahatsız ettiyse özür dilerim, ama ben de işte böyleyim.

    Ha bu arada ben kimseye çemkirmedim. Ayrıca bu fiili (çemkirmek) insana üstü örtülü bir biçimde ve de nezaketle it muamelesi yapmanın bir yolu olarak algılanabilecek olmasından korktuğum için bugüne kadar daha hiç kimseye karşı kullanmadım ve bundan sonra da kullanmayacağım. Ama eleştirinizdir ve sizce öyledir.Elbetteki kanaatinizi bildireceksiniz, teşekkür ederim. Ama lütfen bu sefer de mayfa geliyor, kezzap atacak, ayağıma sıkacak filan diye yaygara koparmayın. Bakın ben sadece yazıyorum, size de tavsiye ederim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Yahu nasıl bi hazımsızlıktır? Pes! lili lili lulu lulucu cellin saçmalamakla kalmamış terbiyesizlikte etmiş hani..
    Eee toruk’a gelince,eğlenmiyor eğleniyormuş gibi yapıyor:)) Güya kendisini önemsemiyor arkadaş…peh!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. Masal, buradan devam edelim istersen. link to sonsuz.us Yazdıklarını gördükten sonra, eğleniyormuş gibi mi yapıyorum? sorusunun cevabını ayrı bir başlık şeklinde vermek istedim.

    Misafirin eğlendiğinden hiç şüphem yok. Zira daha da eğlenebilmek için taraf olup ortalığı kızıştırmaya çalışmış. Bravo, daha misafirken sonsuza bu kadar alıştığına göre; nick aldığında ne kadar eğleneceğini tahmin edemiyorum. 🙂 Verdiğim linkteki yazıyı sen de oku misafir.

    Gamaro, bak işte aramızda geçen dialog kendine dışarıdan bakıp yaptıklarının izini sürmeni sağladı. ben de kendi izimi sürüyorum sayenizde. Burası bayağı faydalı bir site. Hatta bu yönde kullanılabilecek yegane site.

    Masal, senin de izini farklı şekilde sürüyorum ama Tek Kaş gibi dağa kaldırmak için değil. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Dağa kaldırma eyleminin altında yatan psikolojik sorun: Testislerinden salgılanan testesteron hormonunun eksikliğinden dolayı kendini erkek gibi hissetmeyen ve bunu kapatabilmek amacıyla fazlalıkla ve yanlış bir şekilde erkeklik,maçoluk ve ben yaparım havası takınan maganda, evrimini henüz tamamlayamış bir tür canlıdır. evrimine başlarken insan olan bu canlı evrimini ayı olarak bitirir.
    Kısaca özetlemek gerekirse; Bir çeşit insan görünümlü ayıdır!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Bir ara güzel bir mesajı vardı yabancı’nın çöp sokma üzerine. Diyordu ki mealen; Herkes kendi çöpünü önce kendine soksun ve burda yeterince kişi var zaten bunu böyle yapan. Ha bir de ben dağarcıklara çöp sokmak için geldim der gibi gelenler var ki, kalsın aman kalsın.

    Vallahi ister öyle ister böyle yapsın ama, bence biraz da konsantrasyon sahibi olsun. Yani bir yanda kendi çöpünü kendine batırırken, öte yanda başkalarının elindeki çöple ne yaptığını takip edecek kadar uyanık olmasın. Naçizane.

    [Bu arada size de teşekkürler misafir. Lakin öyle uzaktan kanaat notu verir gibi olmaz bu iş. Ego dediğiniz içi su dolu bi bardaktır zaten, sizinkini görelim. Yani koyun önce masanın üstüne kendi bardağınızı da, e birisi bir vakit çarpar nasılsa o masaya, fırtına mı meltem mi artık ondan sonra bakarız.]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. Sayın gamaro,
    Uzun aralarla nete girebildiğim için gündemin değiştiği bir durumda yazmak durumunda kalıyorum. Fakat beni ilgilendiren kısmına cevap vermek istedim.

    Şahsıma vermiş olduğunuz cevaptan dolayı değil ama “Ben böylesi bir bilgi kirliliğinden ve ucuz bilgelikten sıkıldım..evet, sıkıldım.” Diyerek başladığınız yazınızda epey sorun var. Ortaya yazdınız ama, bu topikte en büyük muhatabı benim. Çünkü sizin yazınızdan önce ucuz bilgelik olabilecek yazı sadece ben yazdım. Beni ayırmadığınıza göre ucuz bilgelerden biri de benim demektir.
    Şunu anlıyorum ki! Böyle davranmak sizin genel tutumunuzmuş. Sadece şahsıma değil başkalarına da aynı bilgiçliği taslamışsınız ki insanlar sizin bu tavrınızdan rahatsız olmuşlar. Hatta bunu teyit eden “ben çok şey biliyorum ve yazmayayım mı?” gibi bir yazınızda var.
    Elbette insanlar bildiklerini paylaşmalıdır. Ama bunu yaparken ukalaca davranamazlar. Bilgi insanı yüceltir ama bilgiyi sunuş şekli çok önemlidir. Anadolu’da bir hikâye anlatılır…

    “Adam oğluna sen adam olamazsın dermiş. Çocukta çok çalışmış ve ilçeye kaymakam olmuş. Göndermiş jandarmayı babasını getirtmiş. “Gördün mü baba, bak ben kaymakam oldum” demiş. Adam da “Ben sana kaymakam olamazsın demedim ki! Adam olamazsın dedim.” Demiş
    “

    Görüldüğü gibi kaymakam olunmakla adam olunmuyor. Adam olmanın da bilgiyle falan ilişkisi yok. Adam olmak erdemli olmayla ilişkili bir şeydir. Hani dalga geçerek “kamil insan”, “aklı selim insan” , “zart insan-zurt insan” demişsin ya. İşte o insanlar bilgiye ulaşırlar ama asla ukalaca davranmazlar.
    Fakat sizinle ‘materyalizmin tek derdinin tanrıyla uğraşmak’ olmadığı konusunda hemfikirim. Fakat ne hikmetse bu konularda kim yazarsa konuyu mutlaka oralara getirir.
    Yine bir sürü şeyler yazacağın kesin. Fakat ben sizinle bu polemiği daha ilerletmek amacında değilim. Tek bir konuya daha cevap vermek istiyorum. Çünkü söylediklerime o noktada saygı duymadığınızı belirttiniz.
    “”Bilim 100 yıldır paralel evren konusunu pek gündeme getirmiyor. Çünkü arkasından ruhlar periler çıkacak hatta tanrı bile fiziksel anlam kazanacak diye korkudan ölmektedir.” Saygı mı demiştiniz ? Yok Seyfaham, mesela ben buna saygı filan duymuyorum.” Demişsin.
    Bilimin böyle bir şeyi alçak gönüllükle açıklamış olmasına rağmen sizin saygı duymamanız sizin sorununuz. Zaten bu söz benim değildir. Bu sözü Paralel evrenleri anlatan belgeselin ilk açılışında görebilirsiniz. Ben aşağıda oradaki sözleri alıntı yaptım.

    “…….
    İçinde yaşadığımız evren tek değil.
    Her birinde farklı fizik kurallarının geçerli olduğu sonsuz sayıda evren olması mümkün.
    Bizim evrenimiz bunlardan biri…
    ……
    PARALEL EVRENLER…
    Yaklaşık 100 yıldan beri bilim dünyasını rahatsız eden karanlık bir sır vardı.
    Bizim insani duygularımızın algıladığı boyutların ötesinde esrarlı gizli dünyalar olabileceği düşüncesi…
    Mistik konularla ilgilenenler uzun zamandan beri böyle yerlerin var olduğunu iddia ediyorlardı. Bunların hayaletlerle ruhlarla dolu olduğu söyleniyordu.
    Bilimin kabul edebileceği en son şeyse böyle hurafelerle aynı kulvarı paylaşmaktı.
    Ama diğer taraftan da 1920‘lere kadar fizikçiler rahatsız edici bir keşifle ilgili bir açıklama bulmaya çalışıyorlardı.
    Elektron gibi atom parçalarının kesin yerini belirlemeye çalışınca bunun kesinlikle imkânsız olduğunu fark etmişlerdi. Çünkü bu parçacıklar tek bir yerde bulunmuyorlardı. Atomun özellikleri konusunda inceleme yapanlar gerçeklerin herhangi bir kişinin kurgu maksatıyla uydurabileceğinden çok daha garip olduğunu fark ettiler. Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde bulunma olanağına sahipti.
    ……
    Bu konuda yapılabilecek tek açıklama parçacıkların varlığının sadece bizim evrenimizle sınırlı olmaması. Bu parçacıklar bir evrenden diğerine geçiyor…
    ……..
    “

    Diye devam edip giden bu satırlar, Türkçesi TRT2’de yayınlanan ‘paralel evrenler’ adıyla hazırlanan belgeselden alınma. İsteyen link to seyfullahdemir.com adresinden belgeseli izleyebilir.
    Görüldüğü gibi ‘Yaklaşık 100 yıldan beri bilim dünyasını rahatsız eden karanlık bir sır vardı.’ Sözü her şeyi anlatıyor. Bilim artık bu işi sır olmaktan çıkardı ama siz çok bilgili olmanıza rağmen haberiniz yok. Üstelik bu söz bu gün teorik fiziğin en üstünde olan Hawking gibi fizikçiler tarafından söylenmektedir.
    Demek ki neymiş! Çok şey bilmek demek, her şeyi bilmek demek değildir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. “Adam oğluna sen adam olamazsın dermiş. Çocukta çok çalışmış ve ilçeye kaymakam olmuş. Göndermiş jandarmayı babasını getirtmiş. “Gördün mü baba, bak ben kaymakam oldum” demiş. Adam da “Ben sana kaymakam olamazsın demedim ki! Adam olamazsın dedim.” Demiş

    Zaten mesele bu… İnsanların birey kabul edilmemesi… Ve babanın bir oğul hk. acımasız eleştirisi eğer kabul edilebilir bir olguysa ve babanın sözü son söz ise… O halde siz de adam değilsiniz. Ben dedim oldu:)

    Ne gariptir ki, anadolu atayı ön plana çıkartırken aslında kendi çocuklarının öz benliğini hep hiçlemiştir. Aslında hiçlenen kendidir. Kendi geleceğidir. Muhazafakar geri kalmışlığın en derin izahıdır. Onlar, geçmişin izlerinde kendi mistik arzularını ararken çocuk çoktan kaymakam oluvermiştir. Oluvermiş fakat birtürlü onlar gibi olamamıştır. İşte biz agnostikler de sizler gibi olamadık özür dileriz. Ne sizler gibi olmak istiyoruz ne de beslendiğiniz abukluğun çocuklarımızı etkisi altına almasını arzuluyoruz. Tepkimiz bunadır. Tarihten gelen mistik arzulara gem vurmak aslında daha zor olmalı… Sizler!, kısaca öteye inananlar! umduğunuzu bulamayınca ne olacak? Aradığınız cennet midir ? Evet bu sorulara kendiniz cevap verin ve daha sessiz bir yer olsun, içinde biz olmayalım.

    Önerme1 : Abim pazara gitti, neymiş paralel evren varmış.
    Önerme2: Paralelde yaptığım jimnastik hareketlerinin quantum parçacıklarına yaptığı etkiyle agnostik oldum.
    Not: Sitemizde paralel evren yazıları mevcuttur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. E hep siz ve sizler gibiler mi bilgiçlik taslayacak Seyfaham ?

    Sen bilim adamlarını (hatta güya bilimin kendisini) tanrıyı bulma korkusuyla tir tir titretip altına sıçırırken bilgiçlik veya saygısızlık olmuyo da, ben senin “mistik bir bilme melekesi” şeklinde anlatmaya çalıştığın sezgiye karşı Marks ve Descartes’ten bahsedince mi bilgiçlik taslayıp saygısızlık yapmış oluyorum ? Hep size mi su çeker bu tulumba, doymadınız mı daha ?

    Seyrettiğin belgeselde ne varmış hem? Gören de sen (hem de belgesel seyretmek yoluyla) “mutlak gerçeğin” sırrına ermişsin de biz kaçırmışız zannedecek herşeyi. Bahsettiğin o belgesel ve alıntıladığın o açılış cümleleri sicim teorisinden M teorisine uzanan öyküyü anlatan bir dokumentasyon nihayetinde. Mesela neden M değil mi ? Mother mı, Mystery mi, Magic mi ? Eeee? Sonra teorinin matematik sorunları ve bir süreliğine rafa kalkışı, ardından 80’li yıllarda yendiden ele alınmaya başlaması, titreşen sicimler, her sicimin titreştiği frekansın maddedeki niteliksel farklılıkları tayin etmesi, yoksa evren dediğimiz şey bu titreşen ve dalgalanan sicimlere ait bir SENFONI mi ? Sonra diğer evrenler, paralel evrenler, (mesela ekmeği dilimliyordu o adam di mi?), sonra branlar, e sonra bu iki bran’ın önce birbirine yaklaşması, sonra bir biri üzerinde hafifçe ve okşar gibi oynaşması ve sonra bir noktadan hasıl olan o büyük patlama..(yoksa bu şekilde mi vuku bulmuştu big bang dediğimiz şey, ve/ama eğer bu böyleyse o zaman “zaman” daha önce de vardı, yani big bag’le birlikte başlamamıştı, vesaire, vesaire..

    Eee Seyfaham, bu değil midir anlatıp durduğun ve sanki kainatın sırrı çözülmüş de genel bir deklarasyonla insanlığa duyrulmuş gibi dem vurduğun o belgesel ? İyi de ne nasıl çözülmüş arkadaşım, sen hangi kesinlikten, hangi sırdan bahsediyorsun ? Bahsettiğin şeyler henüz sadece matematik düzeyde ve teorik olarak tartışılıyor ve halen sahip oldukları bazı matematiksel sorunlar giderilse ve teori mükemmelleştirilse bile bunun nesnel bir gerçeklik veya fizik mi, yoksa sadece “biraz felsefe, ve biraz da teorik ve senfonik bir güzellik mi” olduğu dahi bilinemeyecek. Çünkü bu titreşen sicimler gerçek olsalar dahi bunların boyutları o kadar küçük ki (bir sicimin bir atoma oranı bir atomun güneş sistemine oranı kadardı sanırım, ya da böyle öngörülüyor demek daha doğru olacak) henüz hiçbir dalga boyundaki ışıkla görüntelenmeleri mümkün değil ve muhtemelen hiçbir zaman da görüntülenemeyecekler. Şimdi sen hangi korkudan, hangi titremeden, hangi üzerine gitmemeden bahsediyorsun ? Ve hadi ki ispatlansın tüm bunlar, hadi ki yaşıyor olalım paralel evrenlerde, eee, nerden ve nasıl monte ediyorsun bu sistemin içine tanrıyı sen, yoksa o da mı sezgi ?

    Neymiş ; “Görüldüğü gibi yaklaşık 100 yıldan beri bilim dünyasını rahatsız eden karanlık bir sır vardı ifadesi her şeyi anlatıyormuş ve bilim artık bu işi sır olmaktan çıkarmış” mış… Yahu güzel kardeşim; siz karşınıza çıkan herhangi bir belgeseli veya okuyup bellediğiniz ve işinize gelen/kafanıza yatan her cümleyi mutlak ve kusursuz bi “ayet” yanılmazlığıyla algılama huyundan ne zaman vazgeçeceksiniz? Bu mudur bilimden anladığınız ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Ha bu arada saygı meselesi de vardı tabi..Tabi canım, saygı..

    Peki ya sen? Bir yandan “düzeyli” bir çizgi tutturmaya çalışır görünüp “bakın benim de araştırmalarım var, ben de gayet normal ve saygılı bi şekilde fikrimi beyan ediyorum” şeklinde takılırken, diğer yandan kaymakam fıkraları eşliğinde “sen adam mısın, yok yok olamamışsın” boncukları dağıtmadan duramamanı nasıl açıklıyorsun? Böyle midir sizde adet, lafın bittiği yerde bu kez de “adamlık” mı kurcalanmaya başlanır ?

    Yok yok, bunlar bana ve bize yabancı değildir, merak etme. Yani olur burda böyle şeyler, alışkınız. Artık mezhebiniz ne genişmiş diye sarkanından mı tutarsın, yoksa hangi konu açılsa elinde iki ayetle damlayıp “boşsunuz kardeşim, boş işlerle uğraşıyosunuz” diyen ve tanrıtanımaz oluşumuzu aile içi cinsel istismar gibi bir ihtimalle yanyana koymaktan dahi çekinmeyenleri mi..seç beğen al işte.

    Yuh çekenler, salavat getirenler, kör ve akılsız olduğumuzu söyleyenler, hiç utanmadan yıldızlardaki nukleosentez sürecini inkar edip bi de bunun üstünden dogma pazarlayanlar, son yıllarda yapılmış evrim sahtekarlıkları diye lafa girip (son yıllar dediği yüzyıl öncesi oluyo bu arada) içten pazarlıklı ve sinsice takılanlar, ve hatta şurda yazıp çiziyor oluşumuzu dahi karı kız ayartma güdüsüyle ve afedersin ama şeyimizin derdi ile açıklamaya çalışanlar filan derken..alışkınız yani, dert değil. Hem bak, daha iki gün oldu şuraya geleli ama sen de bi “adam olma” dersi verdin işte ayaküstü, e ne diyelim eline sağlık.

    Şimdi sen ister uzat polemiği, ister uzatma Seyfahan, kendi bileceğin iş tabi. Ama ben devam edeceğim ve bu zemin kaydırma ve heyelan eşliğinde mal kaçırma dürtüsünü biraz daha kurcalayacağım. Sonra senin o son yazında belirttiğin ve aynı prensibi takip ederek alt üst ettiğin tüm o kamil insan, erdemli insan, zart insan, zurt insan ve kaymakam örneklerini de masaya yatıracağım.

    Ha bi de şu saygı meselesi, o da var tabi.. Şimdilik kal selametle seyfaham, ama unutma, böyle bir yerde (sonsuz us’u kastediyorum) ancak Engels’in Duhring’e duyduğu kadar saygı duymakla mükellif olabilirler insanlar birbirine. Onun için (hani diyordu ya G.O.R.A’ da , şimdi durduk yere element uydurmayalım mümkünse. E paralel evren işte.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Paralel evren demişken, bak ne geldi aklıma.. Düşün ki seyfaham, öyle bir evren daha var ki sen gamaro olmuşsun bense sen…

    Yok yok, bu kesmez aslında.. düşün ki öyle bir evren daha var ve isa gerçekten tanrının oğluymuş meğer.. Muhammedse hiç gelmemiş, kuran diye bi kitap filan da inmemiş..ve hatta düşün ki öyle bi evren daha var, meğer tanrı da yokmuş o evrende ve hiç olmamış.

    Ne oldu? Garip mi kaçtı biraz? E hani paralel evrenlerdi ama, yani onlarda mı hep size ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Değerli gamaro,

    Yazmayı çok sevdiğiniz belli. Fakat benim sizinle fikir teatisi yerine sidik yarışı yapmak gibi bir durumum olamaz. Ne yaşım nede terbiyem buna müsaade etmez. Fakat sizinle fikir teatiside yapılamaz çünkü siz fikir belirtirken bile egonuza yenik düşüyor ve olayı fikir teatisi yerine fikir yarışına çeviriyorsunuz.

    Özellikle benim hakkımda hiçbirşey bilmemenize rağmen bir yazımla hatta bir cümlemle herşeyi anlamışsınız. Anlaşılan sezgileriniz çok güçlü. Özellikle belirteyim. Birçok bilimsel konuda bende, sizin gibi düşünüyorum ama ben bunu sunuş şeklinizi eleştirdim. Farkındaysanız hala daha kin kusuyorsunuz. Adam olmayı, erdemli olmayı bile başka yerlere çektiniz.

    Vatandaşın biride agnostiklerin erdemli olamayacakları gibi bir duruma getirmiş. İnsaf yahu. Agnostikler en erdemli insanlardır. O hikaye babanın otoritesini değil oğulun durumunu anlatır. Orada verilmesi amaçlanan ana fikir kaymakam olan oğulun babasını ziyaret edip durumu anlatması olmalıydı. Bir insanı gücünü kullanarak jandarmayla büyüğünü ayağına getirmesi eleştirilmektedir. Bunu bile başka yerlere çekiyorsunuz. Beğenmediğiniz atalarınızın sayesinde bu gün ateist yada agnostiksiniz. Buralarda özgürce insanları kıracak sözler edebiliyorsunuz. Sakın bunu sizin başardığınızı düşünmeyin, sizden önce çok insan bu mücadeleyi verdi. Vermeye de devam ediyor…

    Dediğim gibi benim düşüncelerimin ne olduğu hakkında hiçbir fikriniz yokken yazdıklarımı eleştirmeniz yerine benim gibilerden bıkmış olmanız sizin psikolojinizin ne olduğunu gösteriyor. Başkalarının ne dediğini bana yakıştırmanız doğru bir tavır değil. Gördüğüm kadarıyla çok dolusunuz. Fakat kininizi bana kusmanız beni değil sizi küçültür. Bunu örneklerle anlatmaya çalışmam bile bir işe yaramamış. Anladığım kadarıyla yaşınız genç. Gençliğin verdiği tezcanlılıkla atıp tutuyorsunuz. Fakat önceki yazımda dediğim gibi ben sizinle bu polemiği sürdürmem.

    İşin kötü tarafı her sitede böyle tartışmalar kaçınılmaz olarak oluyor ve durum bir tarafın çekilmesiyle sona eriyor. Ondan sonra aynı fikirde olanlar yazıp “körler, sağırlar birbirini ağırlar” durumuna dönüyor. Ne yazık ki tek taraflı yazılarda hiçbir zaman doğruyu ortaya çıkarmaz. Affınıza sığınarak bu konuda ki son yazımı yazdım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Sezgiler yetersiz Seyfeham,

    Çünkü kastedilen ayağa gelme değil, babanın bir oğula ki kendi oğludur, daha henüz çocukken destek yerine köstek olmasıdır. Ve bunu kehanet biçiminde öngörmesidir. Bu kehanet içinde, karşıdaki oğulun duygu ve düşünce dünyası yoktur GÜDÜK bir saygı anlayışıyla öngörü vardır. Oğul, gerekeni ve doğruyu yapmıştır, zira o kendidir ve hep kendi olacaktır. Baba oğulun başarısının ve gerçeğinin dışında kalacaktır. Biri somut diğeri soyuttur. Tıpkı siz ötedünyacılar gibi…

    Yukarıda bahsettiğin ve hep bahsedilen parçacık teorileri; sorunun kendi değildir birer sonrasızlık yorumlarıdır.

    Felsefenin bu tip durumlar için görüşleri vardır.

    Mesela; özdek’i oluşturan her parçacık sonsuz bölünebilen yeni parçacıklar oluşturabilir. Ve sizler bu sonsuzluk içinde kayıp halkanın ta kendisi veya hiçbiri olabilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Yazmayı çok sevdiğim mi belli mi oluyor?

    Hayır Seyfaham, o kadar da sevmiyorum aslında. Mesela son 7-8 yıldır ne oturup bişeyler karalamışlığım vardır kendi kendime, ne günlük filan tutarım, ne chat yaparım (zaten messenger’im yok), ne facebook’ta takılırım ( e zaten o da yok), ne de şu internet dünyasında o forum senin bu forum benim gezmek gibi huylarım vardır. Sadece burası anlayacağın, yani sadece burdayım ve evet, gördüğün kadarıyla yazmaktayım. Nedir peki, önce nitelikti şimdi de nicelik meselesi mi? Ya da böyle bir yerde “yazmak” dışında ne yapabilir insan, isterseniz onu da söyleyin de dikkate alayım.

    Yani Seyfaham, ne oldu şimdi, nereye geldik ? Ya da ne diyorsunuz, ” Sayın Gamaro, siz örneğimi yanlış anladınız ben size adamlık dersi filan vermedim, sadece sizi biraz sinirli gördüm ve bunu da gençliğinize bağladım.” ekseninde miyiz bu sefer de? Yani adamlıktan vazgeçtik şimdi de gençlik ateşi mi ?

    İyi de Seyfaham, mesela ukelalık yapmamak gerekir derken siz aslında kime seslenmiştiniz ? Ya da bazılarının baba-oğul-kutsal ruh üçlemesiyle çekmeye çalıştıkları dikkatin bir benzerini siz de baba-oğul-jandarma üçgeniyle çekmeye çalışmadınız mı, e kimin içindi bunlar, micky-maus, buggs bunny veya bir başka hayal kahramanı mıydı muhatabınız? Kim veya kimlerdi verdiğiniz örneklerin “öznesi” ? Siz hiçliğe mi seslendiniz?

    Ya da diyorsunuz ki sadede mi gelelim ? E gelelim tabi gelmesine de, bakın ama kin kusmadan tutun da, sahip olduğum yüksek egolu psikoloji ve gençliğin heyecanıyla atıp tutmaya kadar her iki araya ve her bir dereye sıkıştırıp durduğunuz daha pek çok ayrıntıyla beraber ne var ne yok hepsini bana yüklediniz, bu mudur sizin sadediniz? Örnekleri yanlış anlamak veya anlatılmak istenen şeyi anlayamamak derseniz biz, sonra sidik yarışı meselesi (gerçi katılamayacağınızı belirtmişsiniz ama bu beni işer pozisyonda tarif etmiş olmanızı değiştirmiyor), e ukelalık yapan biz, tartışılması mümkün olmayan insan biz, kamil insan/ erdem insan’la dalga geçen biz, biz, biz.. [ Ayrıca zemin kaydırma diye ben buna derim işte, çünkü “kamil insan, erdemli insan, zart insan, zurt insan demekle felsefe yapılmaz” cümlesinden böyle bir anlam çıkarmak da bayağı bi sezgi ister kanaatimce, ve buradaki ifadenin kamil/erdemli insan olmayı küçümseyici veya onları alaya alıcı bir anlam taşımayıp, bilakis felsefe ‘nin değerini, gereğini ve de başka birşey olduğunu vurgulamak yönünde kullanıldığını anlayabilmek için artık profesör mü olmak lazımdır bilemiyorum. ]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Ama tüm bunları şaşırtıcı bulmadığımı da söylemek isterim Seyfaham. Çünkü denklemin geri kalanı zaten kendi kendini eşitliyor. Yani biz sizin verdiğiniz hiçbir örneğin ve yaptığınız hiçbir benzetmenin gerçek anlamı ve mahiyetini kavrayamıyoruz ama, buna karşın siz henüz sadece matematik ve teorik düzeyde ele alınmakta olan ve şu haliyle daha çok bilim-kurgu senaryolarına konu olabilecek bir teoriyi “Bilim artık bu işi sır olmaktan çıkardı ama siz çok bilgili olmanıza rağmen daha haberiniz yok.” kesinliğinde anlayabiliyorsunuz mesela. Ya da o kadar güçlü sezgileriniz olmalı ki, bir belgeselin başında duyduğunuz “Yaklaşık 100 yıldan beri bilim dünyasını rahatsız eden karanlık bir sır vardı ” cümlesinin herşeyi anlatan bi cümle olduğuna kanaat getirebiliyor ve bi de üstüne “neymiş, demek ki çok şey bilmek herşeyi bilmek demek değilmiş” diyerek biz anlamayanlara “ünlem” işaretleri eşliğinde seslenebiliyorsunuz.

    Ya da şu paragrafınıza ne dersiniz; “Bilim 100 yıldır paralel evren konusunu pek gündeme getirmiyor. Çünkü arkasından ruhlar periler çıkacak hatta tanrı bile fiziksel anlam kazanacak diye korkudan ölmektedir. Bu konuda bilimi suçladığımı sanmayın. Gerçekten metafizik konuları o kadar süistimal edildi ki!…Fakat konu süistimal edildi diye yetkisiz insanların elinde kalmasına izin mi vermek gerek?” E şimdi neresine ne diyelim bunun Seyfaham, söyle allahını seversen?

    Ya da tamam o zaman.. tamam, bence de bu nedenle gündeme getirmiyor bilim şu paralel evrenler meselesini, hem de bir asırdır. Zaten bu bilim var ya bu bilim, aman ha şimdi tanrı çıkacak karşıma korkusuyla hep böyle yapar. Daha önce de şu ayın ikiye yarılması hadisesini saklamışlardı zati, ve o zaman da aman ha peygamber efendimizin mucizesi ispatlanır da sonra herkes müslüman olur korkusuyla hasır altı etmişlerdi herşeyi. NASA işi gücü bırakıp bütün AY fotoğraflarını fotoshoplamıştı mesela, sonra bu da kafi gelmemiş, ve bu kez de doğu roma imparatorluğundan çin imparatorluğuna, mısırdan anglosakson ingiliz topraklarına kadar dünya üzerinde bu olayı anlatan ne kadar kaynak ve tarihi belge varsa hepsini yoketmişti bazı güçler, mazallah yoksa herkes bu gerçeği görüp iman edebilirdi.

    Bakın siz de tıpkı aynı mealde bir gerçekliğe işaret etmiş ve bunun sebeplerini koymuşsunuz ortaya. Oysa bilim bunu yapamamış, çünkü tanrı bile fiziki bir anlam kazanacak diye tir tir titrediği için bilememiş işte ne yapacağını. (Gerçi yazınızı takip edince aynı bilimin daha sonra fikir değiştirip şu paralel evren konusunu da bi güzel kesinleştirdiğini okuyoruz ya sizden, e o da güzel tabi, hem ordan hem burdan.) Ha bu arada bilimi de suçlamıyormuşsunuz bunun için (e allah razı olsun, affetmek büyüklüktür ne de olsa) Sonra bi de şu çokca suistimal edilen metafizik’in hali tabi, kanaatimce onu da çok iyi yakalamışsınız, hele ki peygamberlere verilen bilginin ilahi bir kaynaktan geldiğinin kesin olduğu bir dünyada…

    Yani evet, bence de bu kadarı fazla ve bence de şu metafizik meselesini yetkisiz insanların elinden alıp ehil olanlara vermek lazım. Onun için, siz mesela Seyfaham, bence siz bu iş için iyi bir adaysınız, yani ben öyle gördüm, samimi fikrimdir ve beyan ederim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. Şimdi diyeceksin ki, bi yazımla beni yargıladınız da şöyle böyle yaptınız..üstelik hiç tanımadığınız halde vesaire.. İyi de sevgili Seyfaham, ben size “Sen adam mısın, aptal mısın, çocuk gibi davranıyorsun, ben böyle salakça bişey görmedim” veya ” Hadi hadi, dikkat çekmek için di mi, karı kız filan haee?” gibisinden birşey mi yazdım ki sizi veya kişiliğinizi vs.yi tanımak ve ona göre yazmakla mükellef olayım? Siz bir yazı yazdınız sezgi üzerine ve ben de karşıtını yazdım. Modern zamanların idealist felsefesine uygundur ama tek sezgi tanımı da bu değildir dedim ve fikir beyan ettim. Beraberinde de “sezgiyi” mistik bir bilme melekesi olarak anladığınız için sizi kıyasıya eleştirdim. Ama bunları yaparken yok egodur, yok adam olmaktır, yok gençlik ateşidir filan demedim. E nedir yani, daha ne bekliyorsunuz? Yazdıklarınıza gösterilen ve gösterilecek her tepki de sizin istediğiniz gibi mi olmalı illa ki? Siz saygı deyince bunu mu anlıyorsunuz, hem de böyle bir yerde ?

    Yani soruyorsan evet Seyfaham, biz burada yazılanları baz alıyoruz ve ona göre -daha doğrusu onlara yönelik- cevap ve söylemler üretiyoruz, yoksa yazarın hayatı veya henüz açıklamadığı (ve dolayısıyla bizim de bilemeyeceğimiz) diğer fikir ve düşünceleri üzerinden jandarma-kaymakam fıkraları anlatmıyoruz.

    Bu arada, “estetiksizlikten bıktım” mesajı için de bişeyler söylemem lazım. Zaten siz de asıl sorunu orda gördüğünüzü belirtmişsiniz.

    Lakin ben sizden daha farklı düşünüyor ve bu bıkkınlık ifadesinin saygı kuralları dışında olduğuna inanmıyorum. Sadece genel olarak değil, özel olarak da, yani kullandığım cümleler itibariyle de. Daha da özetlemek gerekirse; maksadını aşmış bir mesaj olarak bile değerlendirmiyorum. Ya da Orhan Baba “batsın bu dünya” dedi diye ne oranda eleştirilebilirse, ben de o oranda eleştirilebilirim diye düşünüyorum ve zaten eleştiriliyorum da, yani sorun değil. Elbetteki ben birilerinden sıkılıyorsam, başkaları da benden sıkılabilir ve bunu dile getirebilirler. E zaten yazmak için burda değil miyiz hepimiz, benden bıkanlar varsa onlar da yazacak elbette ve ihtiyaç duyarlarsa sertlik de yapacaklar. Ben hırpalanmaya hazırım, size de demiştim zaten, adamlıktır, şereftir, erdemdir, kız kovalamacadır vs. benzeri söylemlerin uzağında kalmak kaydıyla ben buna her zaman varım, hatta keyif duyarım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Ama benim böyle bir mesaj yazmamın gereklerine gelince.. Evet, sıkıldım…Çünkü her allahın günü yeni bir profilin uçuk kaçık bi kaç önerme ve çarpıtılmış/ yanlış bilimsel verilerle ortaya çıkıp bol keseden akıl dağıtmasından ve beraberinde insan olmaktan, bilgelikten, ilahi adaletten, kainatın sırrından bahsederek dogma pazarlamaya çalışmasından, evet sıtkımız sıyrıldı Seyfaham.

    Yani diyebilisin ki, ne var bunda Gamaro, herkes senin gibi düşünmeyebilir, ya da senin dogma dediğin onun gerçeğidir ve o da inandığı şeyi savunacak elbette.. Buna zaten bi sözümüz yok bizim, ve zaten böyle insanlar da var burda. Ama birileri de var ki; sanki nöbetleşe çalışıyorlarmış gibi sektirmeden geliyor ve bir yandan bir iki ayet, öte yandan bi sürü bilimsel kılıklı saçmalık ve beraberinde doğrudan bizim kişilik özelliklerimiz veya sözüm ona ahlak/ahlaksızlık söylemleri eşliğinde “çirkin” (evet, çirkin) bi çorbayı veriyorlar ateşe. Artık allah ne verdiyse, bazen akılsızlığımız, bazen boşluğumuz, bazen körlüğümüz, sapkın psikolojimiz, çocukluk çağı travmalarımız, aile içi cinsel istismar ve ensest ilişki kurbanı olabileceğimiz, kıtlığımız, kelime hokkabazlığımız, seç beğen al işte. Ama sonra da, efenim burda tahammül yok…E iyiymiş valla ,yok efendim yok, saygı bitti, belki yarına.( Ya da siz burda “estetik” birşey görebiliyorsanız eğer Seyfaham, o da sizin takdir ve anlayışınızdır elbet.)

    Benim o mesajım içerisinde vurguladığım her cümlenin birden fazla örneğini pek çok forum sayfasında görebilirsiniz. Ama siz orda- düşündüğünüz gibi en büyük muhatap değil- bilakis en küçük muhatabtınız ve doğru, belli bir birikimin üzerine gelmiştiniz. Neden mi tartıştık ? Detaylarını yukarda ve diğer mesajlarımda fazlasıyla anlattım zaten. Bir ucu olmamış bebeğe kesinlik biçmeniz ve bizi bunu bilmemekle itham etmeniz, diğer ucu da sevgi, saygı, adamlık ve gençlik ateşi diye gidiyor işte.

    Son olarak, genel kanaatim şudur Seyfaham; insanı ve yaşamı metafizik ögeler, tanrı, din ve ahlakçılık gibi eksenler üzerinden ele alan ve bu anlamda fikir üreten pek çok insanın, “saygı” kelimesinin adlandırılmış, anlamlandırılmış ve gündelik hayatımıza ve pratiğimize girmiş bütün formlarıyla ciddi bir hesaplaşma ve yüzleşmede bulunmaları gerektiğine inanıyorum.

    Ne diyeyim, siz de sonsuz us’a hoşgeldiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Ğ – Q ‘ dan Sn Angelyasam’a ;

    Bana öyle geliyor ki, Yüce BİLGİ Kitabı’nın yazılışında şöyle bir “3’lü” hiyerarşi zinciri olmalıdır :

    3 * ) Bayan Wedia Bülent (Önsü) Çorak; sadece “Mesaj alan” ve yazıya dönüştürendir (Sekreter gibi).

    2 * ) Bülent Çorak; hem Mesaj alan, hem de aldığı Mesajı verendir; Wedia Hanım’a dikte ettiren / yazdıran’dır (Sekretere yazdıran Sorumlu Müdür gibi).

    1 * ) Hiyerarşik Kozmik SİSTEM; sadece Mesaj verendir, fakat Bülent Çorak da zaten bu SİSTEM hiyerarşisi dahilindedir. Yani SİSTEMin bildiği BİLGİ Kitabı’nın bilgisini, zaten eksiksiz bilmekle beraber, SİSTEMin Sorumlu ve tam yetkili Görewlisi’dir (Şirketten Sorumlu Müdür gibi).

    Sn Agnostik’in “Dişi” zannettiği Pink-Panterlerin aslı “Tek” değil, “Çift”tir .. Ğ – Q

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Deli’ler yere tebeşirle ip çizmişler, altından geçmeye uğraşırken kadim dostum Agnostik de denemek istemiş, fakat geçememiş. Çünkü senelerden beri zaten Deli’ler de geçememiş .. “Ğ – Q”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. Bilgi kitabına tesadüfen internette rastlamıştım. Bülent Çorak, geçmişte Mevlana olduğunu söylüyor ya önce epey bir irkildim bu düşünce ile yani Mevlana bile (ki bana göre bitirme tezini vermiş olması gereken bir ruh/şahsiyettir) hala dünyaya geliyorsa, benim daha 40 fırın ekmek yemem lazım dedim. Yine de büyük bir sabırla epey bir fasikül okuduktan sonra tam ifade nasıldı hatırlamıyorum ama aslında ruh diye birşey yok, kamil insan olmak demek bedenlerin gelişmesi, evrim geçirmesi demek, bunun için dünyaya geliriz gibi birşeyler dediği kısma gelince bende devreler koptu. Ruh yoksa Mevlana nasıl tekrar dünyaya gelmiş, yani ruh yoksa toprağın altında çürümüş olan beyindeki bilgiler, kadın bedenine nasıl aktarılmış, her beynin back up’ı alınıp, yüzyıllar sonra bir embiyoya mı aktarılıyor, nasıl oluyor ki bu?

    Şimdi baktım yeniden internet sayfasına şöyle yazıyor:
    *BİLGİ KİTABI’ ının tanıtımına ve yayılmasına ferden katkıda bulunmak amacıyla 20.12.1999 tarihinden itibaren yayınlanmaya başlayan, bilahere Sn. Bülent Çorak’ ın şahsi müsaadeleri tahtında yayınına devam eden bu özel web sayfası yine Sn. Bülent Çorak’ ın 14.07.2010 tarihli istekleriyle yayından kaldırılmış bulunmaktadır.

    (şahsi müsadeleri tahtında ne demekse, ilk kez duyuyorum)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. Ğ – Q ‘ dan “Sn Barden”e ;

    kaldırılan o WebSitesinde, kullanışlı / pratik olduğu için ben de Yüce BİLGİ Kitabı’nı Internetten okumaya niyetleniyorken, Sizin gibi farkettim ki, artık yerinde yok. Şu Kitabı doğru-dürüst okuyamayacak mıyım, diye hayıflanırken üzülüp canım sıkıldı. Ve dün bir başka şey ararken, şu linkte karşılaşınca sevindim; tesadüf bu ya, aynı gün Sizin Mesajınız gözüme çarptı. Şayet ilgilenirseniz, yeni keşfettiğim link şöyle:
    ” bilgi kitabı-ilonapagan.com ” veya ” link to ilonapagan.com”

    bir de “bilah-e-re” ve “tahtında” sözcükleri var. Mesajınızda benim de dikkatimi şu bakımdan çekmişti: 52 sene önce öylesine okuduğum “Büyük Nutuk”un orijinalinde, buna benzer sözcükleri ATATÜRK’ün kudretli hitabet üslubuyla kullandığını hatırladım. Fakat “bilahEre” değil, “bilahAre” diyordu; yani “daha sonra/ki”. Bu sözcük ile “Sn Bülent Çorak”; kendisinin “Sn Wedia Bülent Çorak” olmadığının Mesajını “ima” etmek istiyor olabilir, diye düşündüm nedense. Çünkü “Wedia Hanım” Öğretmenlik de yapmış olduğundan, daha anlaşılır olan “daha sonra/ki” sözcüğünü herhalde tercih etmiş olacaktı, ya da “bilahere” değil, “bilahare” yazmasını herhalde benden daha iyi bilecekti. Aslında sanırım “Sn Agnostik” bu işleri belki de, daha iyisinden de bilebilecektir. Ha, ne dersin Sn Agnostik? Siren’lerin bugünlerde pek işitilmez yawaşlıkta gibi ..

    burada “” a “” yerine “e” kullanan Sn Bülent Çorak’ın, Küçük-Harf “”a”” üzerinden vermek istediği Kopya ile, aslında “Dünya Rabbi ATATÜRK” konusunda şu müthiş Mesajı yansıtmak istediğini düşündüm .. ATATÜRK; Büyük-Harf “A” yerine, imzasında bile Küçük-Harf a yazmıştır. Nokta’dan sonra da a ile yuwarlamıştır vb
    “afet-İnan” yazmıştır.

    Yüce BİLGİ Kitabı’nın, Önsözüne eklenen BELGE, 1993 (17 yıl önce) tarihlidir; 1939’dan önceki ATATÜRK’ün aynı Orijinal kendi El-Yazısı’dır ve Nokta’dan sonra Küçük-Harf “”a”” ile yazılmıştır. Şimdi, Öğretmenlik de yapmış olan “Wedia Hanım”ın bu El-Yazısı BELGE’yi yazmış olması ayrıca şu bakımdan mümkün değildir, çünkü “Wedia Bülent (Önsü) Çorak”ın kendi El-Yazısı değildir.

    Öyleyse “Mesaj alan” Pink-Panter’lerden Wedia Bülent Çorak; Uzaylı Bülent Çorak (yani ATATÜRK) tarafından SİSTEM’den alınan ve bilahare kendisine verilen Mesaj(lar)ı alan’dır. Rab(ler) boyutunda Ewrim yapan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümsüz “DNA-Enerjisi (Ruh”, burada Olimpos-Tanrıları gibidir, yani dilediği kimsenin aynı Ses-Tonu vb aynı Beyin-Arşiwi ile görünebilme özelliklerine sahiptir. (dikkat!! aniden Sn Agnostik’in özdeş İkizi gibi de görünebilir ..)

    Sn Barden’in takıldığı “tahtında” sözcüğü, sanırım Cennet-Ayetlerinde “alt / altında(n)” anlamında (“altından” Irmaklar akan) kullanılmıştır. Aynı anlamdaki “muvacehesinde” sözcüğü ile birlikte açıklaması şu linktedir :
    link to seslisozluk.com şartlar tahtında/muvacehesinde

    1993 tarihli ATATÜRK’ün El-Yazısı (Bülent Çorak), BELGE ‘ye erişilebilecek link:
    link to bilgikitabi.net

    Sunarım. Saygılarla. “Ğ – Q (dawetsiz konuk)”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Birileri bana kriptocu mu diyordu?

    Ğ-Q, siz hangi DNA Enerjisi ile yazıyorsunuz bilmiyorum, ama ben iki kere okudum yazdıklarınızı pek birşey anlayamadım. Kitabın önsözünü de pek hatırlamıyorum, tek hatırladığım bunları okumaya başladığınızda yüksek frekansa gireceksiniz, gibi birşeyler dendiği idi. Atatürk’ün DNA Enerjisi mi yazdırmış Wedia Bülent Çorak’a o belgeyi, Mevlana, Atatürk, Öğretmen Wedia, insan kaç tane enerji taşıyabilir ki bünyesinde, kişilik bölünmesi yaşanır, benim aklım yatmadı.

    Siz yazınca hatırladım bir de Rabler vardı doğru Olimpos Tanrıları gibi.

    Ben kendi ruh anlayışımdan son derece razıyım Ğ-Q, Bilgi Kitabının frekansına girmek istemiyorum bu nedenle.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. Oooo maşallah sayın Ğ- Q, vurdunuz klavye’ye döküldü inciler:) Tüylerim diken diken oldu.Korku filmi gibi…
    Bu nasıl bi hayalperestliktir? Okurken gözbebeklerim büyüyor, cidden bu saçmalıklara inanan insanlar var mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. İlahi “Sn Masal” .. çok sevdiğiniz ölmüş birini rüyanızda gördüğünüzde, tüyleriniz dikilip dehşete mi düşersiniz, yoksa sevinçle boynuna mı sarılırsınız? Buna benzer bir de “Rüya içinde Rüya” olan tarifsiz güzellikte Rüyalar wardır, bilirsiniz, görmüş olmalısınız .. işte iç-içe 2 Üçgen olan meşhur “Mewlana Üçgeni” de böylesine emsalsiz güzellikte manidar bir Rüya değil midir? Mustafa Kemal’in “O” olduğuna dair müthiş Haber, 30 yıldan beri Rüya-Fenomeninden öteye henüz geçebilmiş değildir. Neden? Rüyanın gerçekleşeceğine dair Toplum Bilinci’nin de Şok Dalgalarıyla dehşet içinde Tüyleri diken-diken olmasın diye, buna dair açıklayıcı Bilgi, Yüce BİLGİ Kitabı’nda azar-azar (tedrici) kawrayış tekniğiyle sunulmuştur.

    Kitabı derinlemesine (tekrar ederek) okuyabilen Kimse, buna benzer Bilgileri şimdiki zamanı aşıp, sanki birkaç sene sonraki gelecek zamanın bilgisini yakalama şansına ulaşabilmektedir. Bunun için yazılmış olabilir “Zaman Sizi yakalamadan, Siz zamanı yakalayın !”

    30 yıldan beri aramızda “bilimkurgu gibi” dostça yaşayan (etliye sütlüye karışmadan), Alpha Centauri sakinleri; aynı Kitaptan ve İspanyol Basınından tüm dünyaya anons edilip açıklanmış olmakla beraber, bu apaçık gerçeğe örneğin “Sonsuz Uz WebSitesinde” inanan kaç Kişi olabilir dersiniz? Çünkü bu konuda Uzaylı Dostların “bilgelik kuralının ilki KETUMİYETtir” (kol kırılır-yen içinde kalır) .. çünkü onların söyleyebileceği HERŞEY, Yüce BİLGİ Kitabı’nda söylenmiş ve açıklanmıştır. Örneğin bir Futbol Maçını iyi takip edip önceden okuyabiliyorsanız, sonucunu da zamanın önüne geçip, önceden okuyabilirsiniz. At yarışları tahmincileri de öyle değil mi?

    Belki ben Kedi gibi biraz fazla merakla üstüne eğildiğim bir Bilgiyi değerli WebSitenizle paylaşırken; bir Kâhin ya da buna benzer herhangi bi’şeyin peşinde oladığımı sanırım ifade edebilmiş olmalıyım.

    Kitap bana uçsuz bucaksız Ewrim Okyanusu gibi görünüyor. Sn Agnostik’in deyişiyle “elinoğlu” deliler gibi kendilerinin yabancı dillerinde Kitabın Okuyucu sayısını hergün çoğaltırken, bizler kendi güzel Türkçemizle yazılmış Kitabı şüpheyle karşılayıp; “Hayır, ben böyle deli saçması Kitabı okumammm !” diyebiliyorsak, “Siz bilirsiniz Efendim” demekten başka ne denilebilir ki?

    Bilgi paylaşımına Teşekkür ederim. “Ğ – Q”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. ya siz bu bilgilerin kimisini cinlerden mi alıyorsunuz benim onlarla aram iğdir.onlar beni pek iyi bilir ve ya bilmez.onlar size uzaylı olarak veya ruh olarak ve başka bişekide halisilayon yaparak impulslarla sizlere sahipmi cıkıyorlar.yani siz declle mi yani cinleremi hizmet etdiyorsunuz.utanın kendinizden .bi ahmed hulisi yi dinleyin.bi ımım gazaliyi okuyun.bi allaı tanıyın sonra cinlerden arınmak icin yol bulun.buraya gelen inançlı kardeşlerim decale dikat cekiyorum

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Su akar..

    Bu Bilgi Kitabı bilmem neyi savunanlar, bildiğim kadarıyla 90’lı yıllardan beri Türkiye’de var olan ve kapitalizmin günümüzdeki tek Din, yeni bir din yaratma olgusunun bir ürünüdür. Bunlar işte o zamanlardan attıkları tohumların meyvalarını bugün ILIMLI İSLAM ile almaktalar.

    Sizlerin inandığı din mi yoksa İktidar mı?

    Bizim kültürümüzde Türban yok; ama kadın 80 yaşına gelmiş, o güne kadar baş örtüsü takmış; hoppala o yaştan sonra bi bakıyorsun türban takıyor…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Su akar..

    Tamamen dış, tahminen Amerikan menşeyli bi tarikat bu, Bilgi Kitabı’nı savunanlar. Sözde bilimseller.. Oysaki baştan aşağı bi şaklabanlık olduğu daha ilk cümleden itibaren anlaşılıyor.

    Neyi iddia ediyorlar, biliyor musunuz? Basımı tüm dünyaya Türkiye’den yapılan bir kitaptan ve bu kitap yüksek teknolojili, özel ışık fotonlu bir makine tarafından basılıyor. Bu sayede kitaptaki cümleler her okunduğunda tarafımızdan farklı şekilde algılanıyor. Lafın kısası, sonsuz anlamlılıkta bir kitap(ulu kitap).

    Tabiki bunlardan benim algıladığım, artık bu tarikat her nereden yönetiliyorsa; büyük ihtimalle Büyük Ortadoğu Proje’sinde Türkiye’nin oynadığı rolü ifade ediyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu ortadoğuyu yok etme Projesi.. Hani şu RTE’nin EŞ BAŞKANI olduğu BOP.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Yüce BİLGİ Kitabını okumadan önce,
    gözlerdeki çapakları silmek lazım;
    yoksa, okusanızda anlayamazsınız ..
    (Ğ – Q)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Su akar..

    vay arkadaş, dün kuranı savunan; bugün bilgi kitabını savunuyor..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. aynen katiliyorum cinlerin esir aldigi insanlar bunlar,LA ILAHE ILLALLAH

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Yandaki sayfamız
    (MAHŞERİN HABERCİLERİ)
    Kitabının Ana giriş sayfasıdır.Sayfa değiştirmek için, aşağıdaki linkleri altı çizili konuların üzerini tıklayın sayfalar arasında gezin
    1.)-Sayfa:iSLAMDA GAYBIN VE GELECEĞİN HİKMET SIRLARINI BİLMEK MÜMKÜNDÜR

    HZ. MUHAMMED MİRAÇ YOLCULUĞUNDA 70 000 KELİME KAPASİTELİ GAYB ALEMİN HİKMET SIRLARINI NASIL ÖĞRENDİ?
    2.)- sayfa:YAZARIN BİYOGRAFİSİ KİŞİSEL BİLGİLER
    3.)-sayfa:Uzaylı bir Şeytan Tarikatı olan (RAELYANLAR) hakkında.26 bin senede bir yapılan Ruhsal Ana Hasat-En iyi İnsan Ruhlarının ve en kötü İnsan ruhların seçilmesi nasıl olur?
    6 köşeli Davut Yıldızı ve 5 köşeli Türk yıldızı -hilal Ay sembolünün sırları
    4.sayfa:ÜNLÜ KAHİN NOSTRADAMOUS’UN GELECEĞE AİT KEHANETLERİ
    Nostradamus hAKKINDA BİLGİLER
    5.)-sayfa:REENKARNASYON=YENİDEN DOĞUŞ İSLAMDA VE DİĞER DİNLERDE VARDIR
    ALLAH HAKKINDA GİZLİ SIRLAR
    6.)-Sayfa:1.Ekim 2007 tarihinde ,AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLE İLGİLİ YER BATMASI VEYA KÜRESEL EKONOMİK KRİZİN BAŞLAYIP 40 AY DEVAM ETMESİ
    18000 alemler hakkında yeni keşif sonuçları-Miraç sırları
    7.)-Sayfa:6.Büyük kıyamet Alametide denilen İsa Mesihin gelecekteki misyonu
    8.)-SAYFA:ATLANTA RA FELSEFESİ-YÜCE BİLGELİK FELSEFESİ-TAKVA YOLU-ADALET YOLU-HAKİKATI MUHAMMEDİ YOLU-EVRENSEL HAKİKAT.
    9.)-SAYFA:Okuyucuların sorularına verilen cevaplar
    10.)-SAYFA:Ünlü (Hikmet=Sır Kitabı) olan (BİLGİ KİTABI) hakkında bilgiler
    11.)-SAYFA:6 IŞIK DOSTU YADA 6 ÖZGEN RUH SAHİPLERİ OLAN SEÇİLMİŞ MANEVİ REHBERLER KİMLERDİR?
    12.SAYFA:Melekut Aleminde bulunan Ruh İkizlerinin İnsan yaşamına etkisi
    13.)-SAYFA:İNSANLAR MAYMUNDAN TÜREMİŞMİDİR?
    14.)-SAYFA: (RA BİLGİLERİ)KİTABINDA ALLAHIN TÜM İSANLARA SON ÖMÜR UZATMA VE DOĞRU OLAN ıŞIK YOLUNA DAVET UYARISI:
    15.)-)-sayfa :FOTO ALBÜMÜ SAYFASI
    16.)-SAYFA:Link verilen siteler
    17.)-sayfa: KURANDA ADI GEÇEN 26 PEYGAMBERLE VE ADI GEÇEN 3 EVLİYA İLE İLGİLİ KESİN TARİHLİ OLAYLAR

    Yandaki sayfamız
    (MAHŞERİN HABERCİLERİ)
    Kitabının Ana giriş sayfasıdır.Sayfa değiştirmek için, aşağıdaki linkleri altı çizili konuların üzerini tıklayın sayfalar arasında gezin

    http://galaktikinsan.sitemynet.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. Şu dinler ne rant kapısıymış yaa… Üret üret sat.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. gamaro, bu saz teli nasıl takılır videosu bugün beni çok neşelendirdi.
    burada olmam yukarıdaki tartışmalarınızı okumam tamamen tesadüf.
    sonuç olarak, ben seninle ilgileniyorum. seninle tanışmak istiyorum.
    bu cesareti göstermiş olmama anlayış göstermeni dilerim.
    herkese güzel günler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. teşekkürler soleil, sonsuz iyi bir buluşma noktasıdır, neden siteye üye olmuyorsunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Bu yazı googleda arandığında çıkıyor ilk sayfalarda. Fakat ışık işçileri hiç bir şey yazmıyorlar neden acaba?

    Ğ-Q da özledik…

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. ışık işçileri rahmetli oldu xenix, indigo çocuklar ve burak özdemir’in yeni dünya planı gibi…

    tlinnkkkk (kasa doldu:)

    Ah, gölge oyuncusunu da ihmal etmemek lazım, bakıyorum da hala seks kölesi olmadım.

    Oh come oooon, Z report is still the same; toprak toprağa, küller küllere, le havle vesaire:)

    Bence seneye karanlık maddeciler gelir, zaten yeni bilge hep gelecektir.

    gamaro der ki; frekans çok önemlidir, hele karanlık olursa süper bişeydir, titreşen siyahın gücüyle aydınlığın şifresi çözülecektir.

    Uyanın aydınlanma vakti.

    Düt düt:)

    Spiral galaksiler konfederasyonu adına Hurşit Süpernova.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Işık işçileri cevap vermeye değer bulmuyorlardır belkide
    sizlerin bu bitmeyen ego savaşınızda ve bu negatif çılgın dünyada.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. kıtabı elestırenler sıstemı elestırenler kendılerı hayatta ınsanlık ıcın ne yaptınız.guzel laflar edıyorsunuz bılgıler super ama hala kendılerını hala bulamamıslar.arayıs ıcınde olmalarıda guzel elınızı cabuk tutun zaman daralıyor.bırseyı elestırmek ıcın once onu bılmek gerekıyor 2 satır yazı okuyup elestırenler ısın ıcını bılmıyorlar bu ısın neresı rant kıralarını odemekte zorlanıyorlar davulun sesı uzaktan hos gelıyor yaklasın bıraz bılgıyı alın .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. Alfa kanalının istanbul’a ulaştığı söyleniyor. Sapma varmış, Marduk çekmiş.
    KANAL istanbul olarak dönüşüyor der büyük üstadlar. Toprak ve su şehri yeni çağı aydınlatacak Allah’ın izniyle…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. Yav şimdi saygılı olmak filan etik tabi önemli bişi, ne de olsa çağımız tırnova çağı:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. BEN SİZİN YERİNİZDE OLSAYDIM BİR KONUYU ARAŞTIRIP SOMUT BİR NETİCEYE VARMADAN İNSANLARI RENCİDE EDECEK KARALAYACAK VE AŞAĞILAYACAK SÖZLER YAZMAZDIM. MASAL ADLI ARKADAŞIMIZI DAHA SAĞDUYULU OLMAYA DAVET EDİYORUM. AYRICA HİÇ KİMSEYE ZORLA BİR ŞEY DAYATILMIYOR İSTEYEN İNANIR İSTEYEN İNANMAZ HERKES KENDİ DÜŞÜNCELERİNDE ÖZGÜRDÜR. SAYGI GÖRMEK İSTEYEN HER BİREY BAŞKASININ DÜŞÜNCELERİNE SAYGI DUYMALIDIR İNANIP İNANMAMAK BİREYİN KENDİSİNE AİT BİR OLGUDUR. HEPİMİZ BİRBİRİMİZİ SEVİP BİRBİRİMİZE SAYGI DUYMALIYIZ.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. Jung’un bi teorisi varmış Muhammed’le ilgili benim ki onla örtüşüyor sanırım;
    Jung’un teorisinde sanırım bellek bileşimleri ile iletişim kurmak (medyumluk ya da kanallık gibi ruhçuluğa yakın söylemler) gibi bir ifade geçiyormuş
    medyumluk-psişik medyumluk ve trans kanallık-aracılık ya da medyumluk gibi fenomenlerle bu aydınlanabilir,
    filozofların bilgi edinme yolları?
    sanırım farkı şu; varlık aramıyorlar-bilgi verici ve alıcı
    tanrı yerine zihin kurcalamak; ve düşünmek
    ama bu çok kaba bir değerlendirme olurdu yine de;;
    ruhçu fenomenle biraz ilgilenmek gerkiyor ucundan tutmak; kabaca;

    ama sonuçta bu/bunlar bilinçaltı-bilindışı gibi şeylere ve bilincin bilgi iletişimine (bilginin erişilebilirliğine ve farklı bilinç kaynakları ile iletişim/iletişebilirlik (mümkünlüğü) savları ve fenomenlerine ilişkin olan ya da dayanan açıklamalar olacaktır

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. insanlık bilgiyi kendi bilincinden ve bilgisinden (de) alıyor;
    -bilinç kaynaklarını kullanmak- başkasının değil
    herkesin ve herşeyin ya da insanın da
    bilgi varoluşta kismsenin ya da biş şeyin tapulu malı/mülkü (değildir) olmadığı gibi birinin kullanımında da değildir
    adı sezgi olsun ya da ne olursa olsun

    ya da varoluştaki bilgi ya da varoluşun bilgisi
    tümvaroluşundur-herşeyin ortak kullanım hakkı da

    varoluştaki bilgi/varoluşun bilgisi kimsenin tekelinde değil

    bilinç bilgi ile olan bağdır/bilme; herkes taşır-erişir

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. biri veya birilerinin; bilgiye , kitaba ve sorgulatıcıya gerekleri yoktur

    (bilgiye yoktur derken bu bilgi verici-verilen bilgi ya da bilgi verdiğini öne süren hakkında)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. gerçek para olmasaydı ve gerçeği işlevsel olmasaydı kara para-akpara olur muydu?
    sahte para olur muydu?

    (sahtesi de işlevseldir-eğer kandırılan ya da kandıran faketmez gerçeğini/gerçekliğini bilmiyorsa?)

    peki neden sahte para üretilir? (gerçek parayı herkes üretemez değil mi?)
    ya da soru şu neden sahte bilgi üretilir?
    ya da neden dezenformasyon yayılılr ve yapılır da?

    gerçeğini örtmek için ya da gerçeğine yakın eşdeş kazanç ve çıkar sağlamak için; gerçeği tuttuğu için-sağladığı için değil mi?

    bilgiyi saklamak ne sağlar neden? gizem ne sağlar-satış mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. hayır şundan sözedelim picasso da resim yapar ve bir reklamcı da

    insanlar bugünlerde hukuk yapıyor ve belirli işler yapıyor
    Onları iyi yapanlar-yapabilenler var ama onları kullanmıyorlar ya da bu değil

    yani iyi siyaset yapanlar yapabilecek olanlar yapmıyor; iyi memurlar yok;
    bunlar memurluk yapıyor -siyasetçilik yapıyor-avukatçılık-doktorculuk ve hukukçuluk ve mühendislik ne ararsan yapıyor

    en güzeli şu;
    biri şarkı söylüyor diğeri de;
    birine sorsa en sevdiği şarkıcı ona (sen) şarkıcı bile demezsin -kimse demez;
    kimileri demez ama kimleri diyor burda farken?
    onu neden sevdiğini anlatabiliyor musun?
    işte onu anlatıyorum

    ben şarkı söylemeyen şarkıcılar biliyorum işte ondan sözediyorum,ama o iyi söylediğini olduğunu düşünüyor ve dinleyenler de;
    (burda zevkler ve renkler meselesi değil bu gerçekten ağlayanlar-beceremeyenler ve kendilerini bişey sanan-sanılanlar/sandırlanlar da var değil mi?)
    arabesk dinleyen birine arabeskin kötü işe yaramaz ve boğuk kısık-düşürücü bir duygu manipülasyonu aslında müzik olmadığını anlatabilir misin?
    nereye varır-sın

    hayır bazıları şarkıcı sanıyor kendini ve şarkının ne olduğunu bilmiyor (dinleyende öyle) ( o yaptığını sanıyor) ve picassoyla farkını bilmiyor-betthovenla farkını ve beethoven dinlese onu anlamıyor onun ne yaptığını/olduğunu bile bilmiyor-bir gürültü o
    -piyasa nasıl işliyor canım!
    -piyasa da neyin nesi

    hayır bir sokak ressamı ve iyi bir kompleci-bakıp aktarımcı ve birebir çizimci-picassodan daha iyi bir sanat eseri (yaptığını ya da yapabileceğini de) düşünebilir
    picassodan iyi olduğunu düşünebilir;

    sokakta insanlar görüyorum ve bi çok kurumu onlardan iyi yönetebilirim-(Bana sorsalar bi çok sorunlarını işlerleyebilirim ve çözebilirim de değil mi?) onun yönettiklerinden ve yönettirdiklerinden neden beni görmüyorlar ve seçmiyorlar ve aramıyorlar ve bilmiyorlar o zaman bunu cevaplayın (neden bana hukuk yaptırmazlar mesela) beni kovalarlar
    seni de evet; -hiç başına geldi mi bu!

    işlemeyen bir ticari kurumu-bir devlet müessesini ve bir kooperatifi ya da başka bir yeri bana verebilir ve iyi bir biçimde yönetimle orayı düzeltebilirim beni dinlerler mi?
    sokakta bir sürü sorun var çözümünü görüyorum da
    -bir ticari kurumu kar amacı gütmeden yürütürüm bana verirler mi?
    -bir devlet kurumunu (sorun çözmek) insanlara hizmet etsin diye ve düzletmeye girişerek yönetmeye çalışırım bana verirler mi?
    (ve kurduğum dağarcık binyıllarca işleyebilir değil mi? -kuracağım )

    insanlar hep sorunlardan ve çözümlerden sözediyor oysa hepsini görüyorum ve bir çoğunun da sorum çözümünde bana veriyorlar mı?

    anlaşıldı mı?

    insanlar benim ne istediğimle ilgileniyorlar mı?

    sizce bu ülkenin iktidar sorunlarını ekonomik sorunlarını gerçekten çözecek iy iyürekli bir ekip olsa ve çıksa parti kursa onlarla ilgilenirler mi? -onların çöpçü mü ya da işsiz miolduğu? olacağıda

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.