Bilimin Çelişkisi

Eğer bilimsel yöntemin amacı hipotez kalabalığı içinden seçim yapmaksa ve hipotez sayısı deney yönteminin başa çıkabileceğinden daha büyük bir hızla artıyorsa tüm hipotezlerin asla sınanamayacağı açıktır. Eğer tüm hipotezler sınanamıyorsa deneylerin sonuçları kesin değildir ve tüm bilimsel yöntem, kanıtlanmış bilgiler oluşturma amacına ulaşmakta yetersiz kalmaktadır.

Tüm bilim tarihi eski olgulara dair sürekli yenilenen ve değişen açıklamaların öyküsüydü. Kalıcılık süresi tümüyle rastlantısal görünüyordu. Bazı bilimsel hakikatler yüzyıllar boyu sürer görünürken kimileri bir yıl bile sürmüyordu. Bilimsel hakikat sonsuza dek geçerli bir dogma değildi. Başka şeyler gibi irdelenebilecek zamansal, niteliksel bir varlıktı.

Bilimsel hakikatlerin geçerlilik süresi bilimsel çabaların yoğunluğun ters orantılı görünüyordu. Yani 20. yy bilimsel hakikatlerinin ömrü bir önceki yüzyıla göre çok daha kısa görünüyor, çünkü günümüzde çok daha bilimsel etkinlik var. Eğer gelecek yüzyılda bilimsel etkinlik 10 kat artarsa herhangi bir bilimsel hakikatin yaşam beklentisi şimdikinin onda birine düşecektir. Mevcut hakikatin yaşam süresini kısaltan şey, onun yerine almak üzere sunulmuş hipotezlerin hacmidir; ne denli çok hipotez olursa hakikatin yaşam süresi o ölçüde kısalmaktadır. Ve son 30-40 yılda hipotezlerin sayısındaki artışın nedeni ise bilimsel yöntemin kendisinden başka bir şey değildir. Ne denli çok bakarsanız, o ölçüde çok görürsünüz. Çokluk içinden bir hakikati seçmek yerine çokluğu büyütürsünüz. Bu mantıksal olarak şu anlama gelir: Bilimsel yöntemleri kullanarak değişmez hakikakate varmak için uğraştıkça aslında hiç de ona doğru gitmezsiniz. Ondan uzaklaşırsınız! Bu çelişkinin nedeni bilimsel yöntemleri uygulamanızdır!

Bilimsel yöntemin amacı, pek çok hipotetik hakikat arasından tek bir tanesini seçmektir. Öteki şeyler bir yana bilim budur. Ama tarihsel olarak bilimin yaptığı bunun tam tersidir. Olguları, bilgileri, teorileri ve hipotezleri çoğalttıkça çoğaltarak insanoğlunun tek ve mutlak hakikaketten çok sayıda belirsiz ve görece hakikatlere yönelten bilimin kendisidir. Akılcı bilginin ortadan kaldıracağı varsayılan toplumsal kaosun düşüncelerdeki ve değerlerdeki belirsizliğin baş yaratıcısı bilimin kendisinden başka bir şey değildir.

84 yorum “Bilimin Çelişkisi”

  1. Aslında hipotez sayısı okadar hızla artmıyor. Deney ve gözlemler arttıkça eski hipotezler sorgulanıyor ve bazıları da geçersiz oluyor. Hipotezler toplamına Paradigma denir. Her dönemde belli bir paradigma o dönemin hakikatini (daha doğrusu gerçeğini) belirlemiştir. Çünkü bilim hakikati bulamaz, sadece gerçekle ilgili bazı yorumlar yapar ve modeller üretir.

    Geçen yüzyılın başına kadar klasik fiziğin hipotezleri geçerli idi. Bunlar: Yerellik, Nesnellik, Pozitiflik ve İndirgiyecilik varsayımları idi. Görelilik ve Kuantum kuramları bu hipotezleri (varsayımları) büyük çapta sorguladı hatta çürüttü. Ama yerine fazlaca yeni varsayım üretilmedi. Yani, günümüzde bir Paradigma arayışı var ve henüz yeni bir paradigma bulunmuş değil.

    Diyorsun ki: “Bilimsel yöntemin amacı, pek çok hipotetik hakikat arasından tek bir tanesini seçmektir”. Bence bu ifade doğru değil. Bilimsel yöntemin aracı her hipotezi sorgulamak ve yeni bir paradigma üretmek. Ancak “paradigma” ile “hakikat” aynı şey değil. Paradigma belli birtakım gözlem ve deneylerle uyuşan bir dünya görüşüdür. Ama, hakikat değildir. Çünkü her bilim adamının amacı o paradigmayı sorgulamak ve yanlış olup olmadığını sınamaktır. Tüm deneylerin amacı budur. Deney ve gözlemlerle paradigma ya devam eder veya bir süre yamalarla (eklerle ve düzeltmelerle) devam eder. Taa ki tümüyle çökene kadar.

    Örneğin, Big bang (büyük patlama) modeli çökmek üzeredir. Ona yama olarak karanlık madde ve karanlık enerji eklense de bu havada kalacak ve yeni bir evren modeli getirilecektir. daha önceki Ptoleme modelini de Galile ve Kepler gözlemleriyle çökertmişlerdi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. “Eğer tüm hipotezler sınanamıyorsa deneylerin sonuçları kesin değildir ve tüm bilimsel yöntem, kanıtlanmış bilgiler oluşturma amacına ulaşmakta yetersiz kalmaktadır.”

    Bilim matematikteki denklem sistemleri haricinde hiçbir bilgiyi kanıtlayamaz zaten. Sadece daha iyi bir tahminde bulunabilir. Bu iyi mükemmel olamamakla birlikte sonsuz gelişme kapasitesine sahiptir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Katılıyorum deliye. Bilimsel gelişmeler ivmelenerek artar. Son 10 yılda üretilen makale sayısı belki de ondan önceki 50 yılda üretilen makale sayısına denktir.

    Farketmiyor musunuz sonsuz.us a bile evrenle ilgili bir sürü hipotezi olan insan geldi. Elbette sınanmaları oldukça zor hipotezlerle. Belki bir gün onların hipotezleri de sınanabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Makale sayısının artışı yeni bir paradigma üretildiği anlamına gelmez. Yayınlanan makaleler hep kabul edilmiş olan güncel ve geçerli olan paradigmanın içinde kalanlardır. Hele siz güncel ve geçerli paradigmaya ters bir makale yazın, bakalım yayınlayabilecek misiniz? Derhal hakemden döner. Bunun birçok örneği vardır. O bakımdan makale yayınlayanlar aksi bir iddiada bulunmamaya çok dikkat ederler.

    Hipotez artışı olsa da her hipotez sınanmıyor. Onlarla ilgili deney yapılmıyor. Ancak güncel hipotezler (güncel paradigma) tümüyle çökünce yeni bir hipotez deneniyor. Örneğin, kara cisim ışımasına farklı bir paradigma üreten Max Planck kendi buluşuna dahi inanmıyordu. “Enerji gerçekten süreksiz midir?” sorusuna “hayır, benim yaptığım sadece bir matematik ouyndur” yanıtını vermişti. Einstein fotoelektrik olayı bu yaklaşımla açıklayınca durum değişti.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. “Hipotez artışı olsa da her hipotez sınanmıyor. Onlarla ilgili deney yapılmıyor. “

    Delinin yazdığı da bu değil mi zaten?

    Bir de sadece genel paradigmalar veya fizik üzerinden bilimi değerlendirmemek lazım. Tıptan psikolojiye, teknolojiden tarihe, matematikten antropolojiye bir çok alanı kapsar bilim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. “Bilim matematikteki denklem sistemleri haricinde hiçbir bilgiyi kanıtlayamaz zaten.”

    Dünyanın döndüğü kanıtlanmadı mı henüz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Özür dilerim, yanlış bir kelime kullanmışım. Bilgi yerine kanun olacakmış. Yani:

    Bilim matematikteki denklem sistemleri haricinde hiçbir kanunu kanıtlayamaz zaten.

    Mesela çekim yasasının gerçek olduğu asla ispat edilemez.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Bir kaç sorum olacak.

    Bilimsel kanun nedir? Ne olursa kanıtlanmış olur?

    Yani “şöyle böyle” olursa kanıtlanmış olur şeklinde kıstasınız, ölçütünüz nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Bilimsel kanun, evrendeki herhangi bir olaylar dizisinin belli bir düzen(yasa) ile gerçekleştiğinin yeterince delil ile desteklenmesi ve uzunca bir süre(biyoloji hocamız 100 yıl gibi birşey söylemişti, daha az da olabilir) aksi bir durumun gözlenmemesi sonucu oluşturulan sağlam varsayımlara denir. Bu benim tanımım.

    “Ne olursa kanıtlanmış olur?

    Yani “şöyle böyle” olursa kanıtlanmış olur şeklinde kıstasınız, ölçütünüz nedir?”

    Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Bilimin yönteminin yanlış olduğunu veya saçma olduğunu falan kesinlikle iddia etmiyorum. Değinmek istediğim nokta aslında şuydu: Bilim evrendeki cereyan eden hadiselerin birbirleriyle “zorunlu olarak neden-sonuç” ilişkisi içinde olduğunu sayarak işe başlar. Yani bilim daha en başta evren hakkında bir önyargıya sahip durumdadır. Böyle olmadığını iddia etmiyorum belkide öyledir fakat bilim evreni gerçekten bazı kanunlarıın idare ettiğini asla kanıtlayamaz. Sadece kuvvetli delillerle kanunlarını güçlendirir veya aksi delillerle yıkar. Kanıtlayamamasının nedeni de az önce dediğim gibi, evrende “zorunlu neden-sonuç” ilişkisini varsaymasıdır. Bu asla ispat edilemez. Dolayısıyla buna bağlı olarak oluşturulan hiçbir kanun da ispat edilemez. Ve bence günlük hayatta buna çokta gerek yoktur. Bu tamamen felsefi bir problem.

    Neyi kanıtlar? İçinde zaman olgusunun olmadığı herşeyi. Mesela 8+9=17 bu zamana bağlı olmadığı için kanıtlanabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Kanıt ancak kapalı sistemler için geçerlidir. Bu durum matematik için de geçerlidir. Kapalı sistem demek içindeki tüm durumların ve şartların belli olduğu, hiç bir belirsizliğin bulunmadığı sistemlere denir. Matematikte 8+9 = 17 dediğimizde elimizde en az 17 adet nesne olduğu ve bunların tek tek bağımsız nesneler oldukları varsayımı vardır. Ama “kaç tane asal sayı vardır?” diye sorsam, bunun yanıtı yoktur, kanıtlanamaz, çünkü ucu açık bir soru sordum.

    Doğadaki sistemler ve yapılar açıktır. Etraftan enerji alırlar ve enerji verirler. Bu tür sistemlerde kesin kanıt söz konusu değildir. Daima belli bir hata payı ve olasılık söz konusudur. Bir deney yaptığımızda hata paylarını da göstermemiz gerekir. Dünyanın döndüğü kanıtlandı ama nekadar süre için. Ancak şöyle denebilir. “Şu andaki bilgimiz bize dünyanın döndüğünü onaylıyor, ama yarın bu dünya dönmeye devam edecek mi, bilemeyiz”. Çünkü “yarın” sözü açıktır.

    Bir barda duvara asılı bir levhada şöyle yazıyordu: “Bugün sigara içmek yasaktır. Ama yarın sigara içmek serbest olacaktır.” Bunu okuyunca bizim asla yarını yakalayamayacağımızın farkına varmıştım. Onun için yarına ait (daha genel anlamda geleceğe ait) yapacağımız her iddia veya kesin görüş, bir varsayımdan ibaret kalmaya mahkumdur.

    Doğa yasalarını da bu şekilde değerlendirmek gerekir. “Bugünkü geçerli paradigmaya ve elimizdeki verilere göre” dedikten sonra yasayı söylemek hakkına sahip olabiliriz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. “Ama “kaç tane asal sayı vardır?” diye sorsam, bunun yanıtı yoktur, kanıtlanamaz, çünkü ucu açık bir soru sordum.”

    Yapmayın hocam
    Sonsuz tane asal sayı vardır ve çok zarif ispatları vardır.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Sonsuz bir sayı değildir. “Kaç tane” sorusunun yanıtı olamaz. Çünkü sonsuz ucu açık bir kavramdır. Bunu benden iyi biliyorsun, sevgili xenix.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Peki sevgili bilgisev. Matematikçilerin ispatladıkları “asal sayılar sonsuzdur” hangi sorunun cevabı?

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. “Asal sayılar sonsuzdur” şu demek: “Asal sayıları bir dizi halinde yazarsam bu dizinin başlangıç sayısı 1 sonu ise açıktır”. “1” bir asal sayı mıdır, o da tartışılır. Fakat bizi ilgilendiren başı değil sonu. Sonsuz elemandan oluşan bir dizide “kaç eleman var?” sorusu yanıtsızdır. Çünkü “sonsuz” bir sayı değil, bir kavramdır.

    Sayıların nicelikleri, kavramların nitelikleri vardır. Bunu matematikçiler bilmeyebilir ama fizikçiler iyi bilir. Bilgisayarcılar ise hiç bilmez. :=))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. O zaman ucunu kapatalım. Sizin istediğiniz oysa eğer, matematikte kolay böyle şeyler.

    Mesela

    0 ile 1 arasında kaç tane rasyonel sayı vardır?

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. 0 ile 1 arasında kaç tane irrasyonel sayı vardır?

    (Hocam bunların ucunu kapattık ama hala sonsuz taneler? )

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Ucunu kapatsan da 0-1 aralığında sayılamayacak kadar çok irrasyonel sayı vardır. Bir kavram olarak “sonsuz” sözü “sayılamayacak kadar çok” yerine geçer. zaten benim de üzerinde durduğum nokta bu.

    Bu konuya açık-kapalı sistemlerden girdik. Açık sistem çevresi ile etkileşen (enerji alış-verişi yapan) fiziksel sistemdir. Matematik dahi kapalı değildir. Gödel teoremi tüm formel sistemlerde yanıtı olmayan soruların bulunacağını kanıtlamıştır.

    Şimdi, “formel sistem” ne demek? Belli kurallar içeren ve bu kurallar dahilinde davranan sistemlere formel sistemler denir. Ama, gödel teoremine göre en formel sistem dahi çelişkiler içermektedir.

    Şu halde bilim (formel sistem olarak) hiç bir zaman doğayı tam olarak açıklayamıyacak, daima yanıtı olmayan sorular kalacaktır. Bazı kimselerin inandığı “bir gün bilim tüm soruların yanıtını verecektir” görüşü bir hayalden ibarettir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. İlk paragrafınız hariç diğerlerine katılıyorum. Fakat “sayılamayacak kadar çok” = “sonsuz” değildir. Sayılamayacak kadar çok ben de şunu uyandırıyor. Hani bir sonu var ama sayılamayacak derecede çok. Oysa sonunun olmadığını biliyoruz. Kanıtlıyoruz. İspatlıyoruz. Bunun için hepsini saymak veya sayamamak gerekmiyor. Tümden gelip, tüme varıp bu tür çıkarsamalar yapılabilir.

    Matematik nesnelerle çalışmaz. Bu yüzden 9+8=17 yazarken elimizde 17 nesne varmış gibi bir cümle kurabilirsiniz ama -9 x -2=18 i nesnelere ve cümlelere dökemezsiniz.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Şimdilik sonsuzluk konusunu bir yana bırakalım, çünkü fiziksel sistemlerden söz ediyorduk. Fiziksel sistremlerdeki sonsuzluğa “singularity” deniyor. Yani “teklik”. Buradan şunu anlıyoruz: Tek ile bir aynı şey değil. Tek olan sayılamaz. Çünkü sayacak bir ikinci varlık yoktur. Tek olan sonsuzdur. “Bir” ise sayılır çünkü “bir” tam sayılar dizisinin ilk elemanıdır.

    Tek kavramından Muhiddin İbnül Arabi’nin “Vahdet-i Vücud” görüşüne ulaşıyoruz. Bu görüşe göre sadece “O” var. Varlık tektir ve tüm diğer çokluk gibi görünenler O’dur. Ondan başka bir şey yoktur. “O” sonsuzdur.

    Modern fizik bilimi de “teklik” kavramı ile karşılaşınca bocalıyor, şaşırıyor ve ne yapıp edip ondan kurtulmaya çalışıyor. Tekklik Kuantum kuramına göre anormaldir. Tekten kurtulmanın yolu ise normale dönmek yani “normalizasyon” yapmaktır.

    Aynı durumu insanlarda da görüyoruz. Meczup veya deli dediğimiz insanlar teklik içindedirler. Onları anlamak zordur. anlaşılmaz sözler ederler, tuhaf hareketler yaparlar. Ama eskiler ne demiş “veli ile deli arasında kıl kadar fark vardır”. Demek ki hem veli hem de deli tekliktedir. Biri kontrollü delidir diğeri değil. Castanedanın hocası da “kontrollü delililk” derken bunu kastediyordu. Günümüzün doktorları teklikte olanlara “hasta” damgası vurup, ilaçlarla çokluğa (normale) getirmeye çalışırlar.

    İnsanlar teklikte kalmaktan korkarlar, rahatsız olurlar. Çoklukta çevrenden destek alabilirsin, teklikte ise sadece kendine güvenebilirsin. Büyük liderler bu yüzden hep tektirler. Sadece kendilerine güvenmek zorundadırlar. Bu hep böyle olmuştur. Hep böyle olacaktır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. “İnsanlar teklikte kalmaktan korkarlar, rahatsız olurlar. Çoklukta çevrenden destek alabilirsin, teklikte ise sadece kendine güvenebilirsin”

    Bu, “VARLIK TEKTİR” sözüyle çelişmiyor mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Varlık konusu önemlidir ve en eski dönemlerden beri tartışılmıştır. Varlık görünen nesnelerin kaynağıdır. Bu kaynağa “cevher” veya “töz” gibi isimler takılmıştır. Töz tektir ve aynı zamanda sonsuz şekilde belirme gücü vardır. Bu bakımdan “varlık” sonsuzdur da denebilir.

    Teklik ile “yalnızlık” kavramlarını karıştırmayalım. Teklikte olmak bir bakıma “O”nun huzurunda olmaktır. Yalnız olmak ise kendi başına olmaktır. Teklikte olmak, öyle her insanın cesaret edip ulaşacağı bir makam değildir. Huzura çıkmak ile hazır olmak yakın kavramlardır. “Mirac” kavramı da bu huzurda olmayı tanımlayabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Hocam afedersiniz, “huzura çıkma” derken neyi anlatmaya çalışıyorsunuz.
    Deli dediğiniz insanın, teklik içinde huzura çıktığını iddia ediyorsanız, deliliği tetikleyen bir sürü nedeni de atlamış olursunuz. Aslında “Deli”‘den de kastınız nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Ayrıca “teklik”‘i birinin huzuruna çıkmak olarak algılayorsanız, aslında o tekliği siz de normalleştirmeye çalışıyor olmuyor musunuz? Bir parçayı bütünden koparıp, başka bir bütünün bünyesine katmak… Değil mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Huzurda 2 kişi ama tek..???

    Ben bu tip spritüel düşüncelerin içinde en çok dönüş kavramını severim. Varoluş ve yokoluş ve sonra yinelenen sonsuz döngü; tekrar varoluş ve tekrar yokoluş (benlikten bahsetmiyorum)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Deli, deli, deli! Yazdığın satırlar, çözüm ararken çözümsüzlük sarmalına saplanıvermek. Aynen böyledir, çıldırmak işte böyledir. Ama dostum, bu satırlar bana yabancı değil bilesin. Ve sır aramızda kalacak. Bu satırlar güzeller. Çelişki, kaos bence bu hayatın matematiğinde var. Varoluşumuz kaos içerir. Muhteşem bir kremadır. Şaşırırız, ürkeriz, yalnız kalırız. Ama kremadır. Tatlıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Yukardaki yazılarımı okursan görürsün ki sorularına zaten yanıt vermiş durumdayım. “Huzura çıkma” bir çeşit “mirac” olayıdır. Bunun maddi yönü değil manevi yönü önemlidir. Her insanın başaracağı bir şey değildir “huzura çıkma”. Öncelikle “hazır olmak” geekir. Bu hazırlık da kimine nasip olur kimine olmaz.
    Huzura çıkmak “birinin huzuruna çıkmak” değildir. Bütünsel birliği yaşamaktır. Ama bunu söze dökünce değeri kayboluyor.

    “Deli ile veli arasında kıl kadar fark vardır” diye yazdım. Bu ne demek? Ne deliyi ne de veliyi anlamak kolaydır. Onlar farklı bir boyuttan konuşurlar demek.

    Şizofrenlere deli diyoruz ama onları anlayamadığımız için etiketliyoruz. “Normal” kavramı da tartışılmalıdır. Normal demek “normlara uyan” yani toplum kuralları içinde davranan insan demektir. Ama normlar daima kısıtlayıcıdır. Normalara uymayan insanlar ise daima toplum tarafından itilir, horlanır, hatta yargılanır.

    Eskiden köy köy dolaşıp ilahi okuyan “abdal” kişiler vardı. Onları anlamayan halk “aptal” dedi. bakın Wikipedi “abdal” kavramını nasıl tanımlıyor: “Bir abdal Allah hariç dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişidir. Abdallık mertebesine ermiş kişi hakikatın mutlak ve doğrudan bilgisine erişebilmektedir.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. deli iyi gözlemlemiş
    doğada çelişki böyle birşey diyalektiğe olan saygım dahada arttı……

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. “Huzura çıkmak” nedir sayın Bilgisev bilir misiniz? Yıkıntıların üstünde tek başına kalınca, kendinizden başkasını çaresizce aramak demektir.

    İnsan hiçlikten doğar, hiçliğe gider. Bütünsel birlik, sizin kendinizi bütüne adamanızla doğru orantılı bir manevi arayıştır. Yanlıştır çünkü, insan, saltığın bünyesinde bir kıpı olamayacak kadar değerlidir.

    Asıl sorulması gereken soru, yıkıntılar üsütünde diz çökünce kafanızı çevirip bakacağınız yerin neresi olacağıdır. Ben buna kendilik derim. Tek dostum, tek sırdaşım, güvenebileceğim yegane varlık: BEN !!!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Varoluşçuluk felsefesini okuduğun belli oluyor. :=))

    Ama, “ben” dediğin nedir? Zaten dünyadaki tüm sorunların nedeni “ben” mücadelesidir. “Ben”, çıkarcıdır, oportünisttir. Diğer adı da ego’dur. Fakat Tasavvuf öğretisine göre benliğin 7 boyutu vardır. Ego ise “nefs-i emmare” olarak tanımlanır ve en alt boyuttur.

    “Yıkıntılar üstünde diz çökünce” diyorsun, ama o yıkıntıları oluşturmuş olan BEN değil midir? BEN aslında tek dostun değil, aksine tek düşmanın. Seni yanıltan, sana kötü nasihatlerde bulunan, seni kırıp dökmeye sevkeden odur.

    BEN’i oluşturan kimdir? Çevre, yani yakın çevremiz ve toplum değil midir? Biz ne kadar kendi benimizi oluşturduk? Ben’i oluşturmak için öncelikle egoyu susturmak ve daha yüksek benlik boyutlarına çıkmak gerekir.

    Eskiler ne demiş: Şeriatta sen ve ben vardır. Tarikatta hem sen hem ben vardır. Hakikatta ise ne sen ne ben vardır.

    Bu konuları anlamak öyle iki tane Sartre okumakla olmuyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Ama, “ben” dediğin nedir? Zaten dünyadaki tüm sorunların nedeni “ben” mücadelesidir. “Ben”, çıkarcıdır, oportünisttir. Diğer adı da ego’dur. Fakat Tasavvuf öğretisine göre benliğin 7 boyutu vardır. Ego ise “nefs-i emmare” olarak tanımlanır ve en alt boyuttur.

    Hocam bazen beni şaşırtıyorsunuz.

    Ben, benlik, ego (ki bir tanımdır) aynı sürgit kavramlar mıdır ?

    Bencillik bir insan davranışıdır. “Ben” ise bencilikle hiç alakası olmayan insanın kendidir. Ve o insan her tür insana ait davranışı (bencillik gibi) gösterebilir, yadırganacak bir durum yoktur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Bu konuları anlamak öyle iki tane Sartre okumakla olmuyor.

    Aynen katılıyorum. Tipik amerikan yaklaşımı, iki kitap okudum herşeyi gördüm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. E tabi sadece Sartre ile olacak iş değil bu. Biraz Nietzsche, biraz Schoppenhauer, biraz Striner, biraz da Kierkegaard lazım. Sayıyım mı daha?

    Eleştiri kaldıramamanın sonu madem ukalalık o zaman ben de ukala oliyim biraz dedim.

    Bu saydığım insanların hepsi ne ile ilgilenir siz de benim kadar iyi biliyorsunuz. İNSAN. Felsefede unutulmuş, salt sosyal veya idealist düşünce dizgesinde bir kıpıdan öte birşey olamamış insan. Sartre bile “ben”‘in karşısına bir “ben-değil”‘i geçirmeden edememiş hani. Parça’yı bütünden bağımsız düşünememesi aslında sizin düştüğünüz hataya düşmesine sebep oluyor. Yapılan vurgu, salt insana yapılan vurgu olmalıdır.

    Farkında mısınız, savunduğunuz düşünceyi aşkın bir çizgiye çekiyorsunuz. Sen anlamazsın demek, ancak maneviyat bunu anlar demek
    felsefeden kopmak demektir. En nihayetinde felsefe, doğruya bilgi aracılığıyla ulaşma gayretindedir. O yüzden hiçbir dinin bir felsefe, hiçbir dindarın da bir filozof olduğunu söyleyemeyiz.

    Ben yıkıntı derken hayatın kendisinden bahsediyorum. Ölümün ve trajedinin olduğu bi yerde aşkın çığlıklar atmak manevi körlüğün işidir. Hayat yıkıntısı üzerinde atılacak çığlık, içedönük ve sessiz olmalıdır.

    Benliğin üstünde yükselsenizde, yıkıntıları inşa edemezsiniz. Siz zaten “BEN” yerine “İNSANI” yıkıyorsunuz haberiniz yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. İnsan neden bir diğerini kontrol altına almak ister?

    Bunu yaparken kullandığı sabit argümanlar vardır:

    Kitap -> Kitaba göre,
    Ulu -> Kutsanmış insan örneğine göre,
    Sözler-> Bilgece sözler örneğine göre yaşamak gibi…

    İnsanı bir türlü rahat bırakmazlar : Şöyle demiş Bilgisev hocamız;

    “Yıkıntılar üstünde diz çökünce” diyorsun, ama o yıkıntıları oluşturmuş olan BEN değil midir? BEN aslında tek dostun değil, aksine tek düşmanın. Seni yanıltan, sana kötü nasihatlerde bulunan, seni kırıp dökmeye sevkeden odur.

    BEN’i oluşturan kimdir? Çevre, yani yakın çevremiz ve toplum değil midir? Biz ne kadar kendi benimizi oluşturduk? Ben’i oluşturmak için öncelikle egoyu susturmak ve daha yüksek benlik boyutlarına çıkmak gerekir.

    Ben de diyorum ki: Yıkıntılar, öfke, kudurmuşluk, vahşet ve aklınıza gelebilecek herşey ama herşey bana ait. Ben insanım. Kendimden sorumluyum. Kendim için, ben “ben” olduğum için sizlerden af mı dileyeceğim ? Hem benliğim yok edilecek hem de “iyi” insan olacağım öyle mi ?

    Benim “kötü” olduğumu düşünen sizler; nasıl olup da “iyi”yi benden daha iyi bildiğinizi söyleyebilirsiniz ? Sizi bu edime davet eden güdü nedir ? Kim olduğunuzu sanıyorsunuz ?

    Sn. Bilgisev ; felsefe bir “ahlak” empoze mercii değildir. “Kötü nasihat” nedir. Kötünün nasıl birşey olduğu kararı kim tarafından verilmiştir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Bilgisev’in tanrısı konuşuyor.

    Ama o kendi tanrısını konuşturmuyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Veya sizler anlamamakta israr ediyorsunuz. Burada sözü edilen “ben” insanın bir varlık boyutu. Oikos, yukarda yazdıklarını sen sansan da sen değilsin. Egon konuşuyor. Alınmış ve tepki gösteren egon. İşte sözlerin ortada:

    “Benim “kötü” olduğumu düşünen sizler; nasıl olup da “iyi”yi benden daha iyi bildiğinizi söyleyebilirsiniz ? Sizi bu edime davet eden güdü nedir ? Kim olduğunuzu sanıyorsunuz ?”

    Senin kötü olduğunu düşünmüyorum ki. “İnsanın benliği egoizmaya yönlendirir” demeye getiriyorum. Burada sen-ben ayırımı yok. Hepimiz için durum aynıdır. Bu durumdan kurtulmak için egoyu susturmak, gemlemek gerekir. Yani, senin anlayacağın: “self control”. Bu da ancak benliğin ikinci boyutuna seni ulaştırır. Daha çok alınacak yol var. Çünkü “ben” 7 katman. Burada kimseye ahlak empoze etmiyorum. Zaten yazışarak empoze etmek mümkün değil. Herkes kendi kabı kadar, nasibi kadar alır. Şimdi de iyi-kötü tartışmasına mı girelim?

    gamaro: “Bilgisev’in tanrısı konuşuyor. Ama o kendi tanrısını konuşturmuyor.” derken neyi kasttetin? Pek anlayamadım. Açıklarsan memnun olurum.

    Sonuçta ne bilim ne de felsefe insanı yüceltmez. Daha “üstün”, daha “iyi”, daha “erdemli” yapmaz. Sözcükleri tırnak içine almamın nedeni onların mutlak olmayıp, göreli oldukları içindir. Üstünlük, iyilik ve erdem her topluma göre farklı tanımlanır ve algılanır. Yine de herkese uyan birtakım anlamlar tanımlarlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. 7 boyut ha!

    Anladım.

    Fakat siz şeyi anlamadınız : Şey’i… ( link to felsefeekibi.com )

    Hani, kavramlara nesnel özellik atfedip çoğaltmayı; Yeni şeyler… Yeniden yeni şeyler ve iyiliğin, insan olma yolunun adreslenmesi olayı…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. Nedir bu 7 boyut? Tasavvuftan mı bahsediyorsunuz?

    Olmamız gereken BEN nedir? 7 sayısının sırrı nedir? Neden hep 7?

    CENNET KAÇ KATLI?

    Birileri neden olmamız (ermemiz) gerekenden bahseder sürekli?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. “Bu konuları anlamak öyle iki tane Sartre okumakla olmuyor.”

    “Bilgisev” de, “kunta kinte” de yazmış bunu. Ben de şöyle iki tane Fichte patlatıyım da ukalalığa devam edelim kaldığımız yerden. Keza sizin düşüncenizle benzeşen yönleri var bu arkadaşın.

    Fichte için “ben” olgusu yükselip bir saltık “ben” durumuna varmalıdır. “Ben”, “ben değil” ile diyalektik bir şekilde birleşip saltık “ben”‘e dönüşmek zorundadır.

    Burada “ben”‘i anladık da, “ben değil” nedir peki. Durum kısaca şu: İnsanın kendine ben diyebilmesinin ön koşulu ahlaki yükümlülüklerini yerine getirmesidir. Diğer bir değişle, kendi mülkiyetine ait olmayan şeylerle diyalektik birleşmesidir. Tanrı öznenin edimiyle varolur, o da ancak ahlakın koşuludur. Ahlak aslında bir tanrıdır Fichte’ye göre.

    Sizin “ben değil”‘iniz bir ahlak koşulu olmaktan ziyade insan istencinin kısıtlanmasıdır. Ahlak kılık değiştirip, 7 tane zımbırtının yerini almıştır.

    İNSAN, NEDEN OLDUĞU GİBİ KABUL EDİLEMEZ Kİ …

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Bizden neden bir Nietzche, Fichte, Sartre, Descartes çıkmamış? Bir an düşündüm, aklıma hiçbir isim gelmedi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Kaminendo: Evet, Tasavvuftan söz ediyorum. Bu gelenekte benlik (nefs) 7 aşamadan geçebilir. Bunlar merak ediyorsan sıralayayım.
    1. Nefs-i Emmare (Emreden benlik, ego)
    2. Nefs-i Levvame (Kendini denetleyen ve kınayan benlik)
    3. Nefs-i Mülhime (İlham sahibi, sezgisi gelişmiş benlik)
    4. Nefs-i Mutmain (tatmin olmuş, beklentisiz benlik)
    5. Nefs-i Raziya (her şeyde Allah’ı görüp razı olan benlik)
    6. Nefs-i Marziya (Allah’ın da ondan razı olduğu benlik)
    7. Nefs-i Kâmile (Kemale ermiş, olgunlaşmış ve saflaşmış benlik)

        1. boyut çok ileri düzeyler olup ancak ömrünü bu yola adayanlara nasip olur. Bizim gibi batı eğitimi ile yetişmiş kişiler için 2. boyut bile başarıdır. Kendini denetlemek (self control sahibi olmak) sanıldığı kadar kolay değildir.

    Burada “Cennet kaç katlı?” veya “7 sayısı neden önemli?” gibi sorulara girmek istemiyorum. Fakat gerçekten de 7 sayısı birçok yerde karşımıza çıkıyor.

    bwallace4ever: “ben-olmayan nedir?” diye soruyorsun. Tasavvufa göre “ben” bir varsayımdır. Gerçekte (hakikatte) “ben” yoktur. Var olan “O”, yani “cevher” veya “töz”dür. Modern anlamda “O” Enerjidir. Her canlı veya cansız varlık bu enerjinin (tözün) yerel yoğunluğundan ibarettir. Demek ki ikilik yok, çokluk yok, sadece teklik var.

    Tabii ki bu dediklerim Tasavvuf öğretisine göredir. Fakat bu öğreti de en az batının psikolojisi ve felsefesi kadar derindir.

    Kaminendo: Bizden niye bir Fichte veya Sartre çıkmadı diye soruyorsun. Oysaki onlardan çok daha engin ve derin düşünürler çıktı. Örneğin: Farabi, Muhiddin İbnül Arabi, Mevlana, Yunus Emre, Niyazi Mısri..ve daha niceleri. Fakat bu kişiler Arapça veya Farsça yazmış oldukları için bizden olmadıklarını sanıyoruz. bu saydığım kişilerin hepsi de bizim kültürümüzün parçasıdırlar. Maalesef onları okullarda öğretmedikleri için ne düşüncelerinden ne de öğretilerinden haberimiz var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. Amaç benliği kaybetmek değil de onu kontrol altına almak. Castaneda okumuş olanlar bu konuyu daha iyi anlar. Hocası “kontrollü delilik” diye tanımlar bu kontrol durumunu. Yani, kendilerine “normal” diyen ve toplumun normlarına uygun davranan insanlar aslında bağımlıdırlar, özgür değildirler ama bu esaretin farkında değillerdir.

    “Bilge savaşçı” veya “bruho” toplum normlarının dışına çıkmış özgürlüğüne kavuşmuş bir kişidir. Eğer kendini özgür şekilde ifade etse diğer insanlar ona “deli” damgasını vuracaklardır. Bu bakımdan kendini kontrol eder ve diğer insanların yanında onlar gibi davranır. Bu duruma içten içe güler. Çünkü kendisi rol yaptığını bilmekte ama asıl hakikat bilgisini açığa vurmamaktadır. Bu davranış şekline “kontrollü delilik” der.

    xenix: Hafızasını yitirmiş insandan kastın alzeimer hastaları mı? Yoksa şizofreni teşhisi konmuş olanlar mı? Alzeimer hastalığı beyin hücreleri ile ilgili olduğundan bu konunun dışındadır. Şizofreni ise tam olarak anlaşılmış bir hastalık değildir. Irsi olduğu söyleniyor ama hangi genlerle ilgili tam bilinmiyor. Belki bu hastalığın da tedavisi bulunacaktır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. madde 6: Nefs-i Marziya (Allah’ın da ondan razı olduğu benlik)

    Bu allah’tan bahsediyorum.

    Konuşan o.

    Sizse onun cümlelerini sansürlüyorsunuz, yok sayıyorsunuz.

    Örneğin eşiniz sizi aldatırsa onu eve kapayacak ve değnekleyecek misiniz? (Bunu yapmazsanız allah sizden razı olur mu?)

    kaynakça: kur’an

    “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse onları evlere kapatın. Bu, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah onlara bir yol açıncaya kadar böyle gitsin.” (nisa 15)

    Daha sonra Allah’ın açtığı yola bakalım;

    “Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.” (Nur 24/2)

    Tanrınızı susturmayın bilgisev, tanrınızı susturmayın.

    Haa, ama neydi?

    Kemale ermiş benlik, kamil insan vesaire… İyiyimiş.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Benliği kontrol altına alan kim? Ya da ne? O da ben değil mi? Veya ruh mu?

    Tasavvufu hep merak etmişimdir. Fakat bildiğim kadarıyla psikolojideki benliğin eşiti nefs değil. Benlik sizi siz yapan herşeydir. Bencillik ise devamlı kendi çıkarınıza davranma halidir. Keza benmerkezcilik de öyle. Sevgili oikosun dediği gibi farklı şeyler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. “Herkes kendi kabı kadar nasiplenir”. Kimse kimseye bir görüş dayatamaz. Gamaro’nun anlayışı da kendi kabı kadardır. Kemale ermiş benliği anlamak ve uygulamak öyle kolay olsaydı herkes “kâmil insan” olurdu.

    “Kemale ermiş benlik, kamil insan vesaire… İyiyimiş.” diyorsun. Sen alay etmeye devam et. Birgün farklı bir insana rastladığında beni anarsın.

    Simge: Benlik tektir. Bu bakımdan kendi kendini kontrol altına alabilir. Ama, benliğin boyutları vardır. Nasıl ki bir fidan gelişir ağaç olursa, benlik de gelişip kemale erebilir. Nefs ile benlik aynı şeydir. Hangi nefs boyutunda (mertebesinde) isen benliğin de o boyuttadır. Benlik gelişen, olgunlaşan ve değişen bir yetenek ve yapıya sahiptir. Ama, toplum normları içinde yaşamını sürdürenler için benlik ne değişir ne de gelişir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Kendi kendini kontrol altına alabilir bu doğru. Fakat kontrol altına almanın iyisi kötüsü boyutu derecesi ölçütü nedir?

    Diyelim ki çok açsınız ama kontrol edip yemek yemiyorsunuz.

    Diyelim ki bir fakire yardım etmek geçiyor içinizden ama kontrol edip bunu yapmıyorsunuz.

    Veya başka bir örnekten gidelim yüzyılımızın dehalarından Einstein hangi benlik derecesine sahipti? Sezgisi gelişmiş mi yoksa karısına olan tutumu yüzünden emreden benlik derecesinde mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. Kamil insanla dalga geçtiğim filan yok.

    Aslında hiçbirşeyle dalga geçtiğim yok.

    Ama kullandığınız albenili piknik örtüsü ile üstünü örttüğünüz çimenin sesini duymazdan gelmeniz ilginç, peyniriniz bol olsun.

    Tanrınız diyorum… (hani şu sizden razı olmasını beklediğiniz tanrınız)

    Siz onu konuşturmuyorsunuz. (almanca ignorieren de denebilir)

    Kabı kadarmış…

    Doğrudur, allahın hükmünü yerine getirirken yumuşamayın.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Ali k da alıntı yapsın, nisa 15 ve nur 24 kıssa mıdır değil midir bi aydınlatsın.

    (Ben nedir sahi?)

    Hani Adem-i insan filan…

    Tabi ki Hegel-Nietzche-Platon-husserl-aristo-plato-demokritonbalığı ve medine vesikası ekseninde canım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Bilgisev,

    Siz normları yıkıp yeni bir norm yaratma peşindesiniz. Aynısını İsa’da Yahudilere yapmadı mı simgesel olarak? Yeniden dirilme, acı çekme, bağışlama. Bunların hepsi, zalim olarak gördüğü musevi toplumunun normlarını yıkıp yeni, pasif-agresif bir norm yaratmaktı.

    Siz, normların üstesinden insan istencini yıkarak gelmeye çalışıyorsunuz. Pire için yorgan yakılmaz ki.

    Şu hayatta hala, rasyonel resimler çizme inadını anlamıyorum. Dedim ya, ölüm ve trajedinin olduğu bir yerde yıkıntıların olmadığından söz edemezsiniz. Hayat serüveni kişisel bir serüvendir. Çığlığı da sessizdir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Ben yeni bir norm getirmeye çalışmıyorum. Yüzlerce yıldan beri var olan Tasavvuf anlayışından söz ediyorum. İnsan istencini de yıkmaya uğraşmıyorum. Sadece bencil egonun kontrolü gerekir diyorum. bu da norm değildir. Kişinin kendi istenci ile gerçekleştirebileceği bir gayrettir.

    “rasyonel resim çizmek” fikrini de nerden çıkardın? tam aksine, tasavvuf öğretisi rasyonalizm üzerine kurulu olmayıp sezgilere çok önem verir. Nitekim 3. boyut Nefs-i Mülhime ilham boyutudur, ki bu boyutta rasyonel düşünce yerini sezgiye, norm dışına terk etmiştir.

    Hayat serüveni kişisel değildir. Burda da yanılıyorsun. İnsan toplumsal bir varlıktır. Tek başına dağ başında yaşamaz. Daima çevresinden etkilenir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. “”Hayat serüveni kişisel değildir. Burda da yanılıyorsun. İnsan toplumsal bir varlıktır. Tek başına dağ başında yaşamaz. Daima çevresinden etkilenir.””

    Toplumdan bağımsız bir insan düşünemeyeceğiniz gibi kendinden bağımsız bir insan da düşünemezsiniz. İnsanı salt toplum kıskacında, sadece bilgi alıp olduğu gibi o bilgileri aktaran bir makine olarak görmeyin lütfen. İnsanın güzelliği yaratıclığındadır. Merak etmesindedir. İfade etmesindedir. Toplumun normlarını alır, süzgeçten geçirir bi bakarsınız bi resim, bi bakarsınız bi müzik olmuştur.

    Geçen gün BBC’nin Planet Earth belgeselini izledim. Merak, nasıl bir ifadeye dönüşür onu gördüm. İnsanın, insana özgü bu özelliklerini görünce insana bir kere daha hayran oldum. Bu eserler kişinin kendisine olduğu gibi “ben” diyebilmesiyle mümkündür.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Sevgili hocamın söylemeye çalıştığı veya hayata geçirmeye çalıştığı şey! herşeyden önce yeni bir şey değil: Bildiğimiz 10 yy. AHLAKÇILIĞI…

    Tasavvuf denilen olguyu defalarca tartışmıştık, yeniden gözden geçirirsek; kamil insan olma halinin ve bu durumun yansıtabilenecek en “iyi” davranış teamülü olduğunun kabulüdür.

    Hocamın yoluyla alternatif düşündüğümüzde, bir cizvit rahibinin olabilecek en mükemmel insan olduğunu söyleyebilirim:

    Bir cizvit rahibi;
    – Az yer, az içer.
    – Mevcut bilimleri dışlamaz; felsefe, matematik,astronomi konularında üniversitede ders verecek kadar bilgi sahibidir.
    – Asla şiddete başvurmaz.
    – Asla evlenmez. (hayatlarında bir kadın yoktur.)
    – Din konusunu kendi gibi olan cizvit rahipleriyle bile tartışmaz.
    – Din öğretmez, bilim öğretir ve bu yolla insanların en sonunda İsa’ya boyun eğeceklerine inanır.
    – Her tür yapıtı fark gözetmeksizin okuyarak, insana ait herşeyi öğrenmeye çalışır.
    – Görevlerini para karşılığı yapmaz. (sadece asgari ihtiyaçları için paraya ihtiyaç duyar)
    – Verileni alır, gayrisini istemez.

    Aklıma gelenler bu kadar… (bu arada herhangi cizvit rahibi, gerçek kuzeyi hesaplama gibi oldukça zor problemleri gözü kapalı çözer.)

    Haydi dostlar tefekkür yoluna…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Cizvit rahibi , porno bakıp ozbir çeker mi ? Bak işte orasını bilmiyorum. Onlara sormak lazım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. La ilahe illallah muhammeden resulullah diyor musunuz demiyor musunuz?

    Kur’an’ın sizden razı olmasını beklediğiniz allah’ın sözü olduğunu kabul ediyor musunuz etmiyor musunuz?

    Kişisel (konuşan) bir tanrınız (allah c.c) var mı yok mu?

    Ve ne zaman bu sorular sorulsa “onu öyle anlamak yanlıştır şunu şöyle anlamak eksiktir” dışında NE diyorsunuz?

    Bıktım be hocam bıktım sizin gibilerin “ahlak-etik-kamil insan” halısının altına süpürüp hokus-pokus ettiği tozdan pasaktan.

    Kaç ay önceydi hatırlamıyorum, o zaman da aynı şeyi sormuştum;

    Sahi hepsi bi arada nası gidiyo?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Bence tasavvufun islamla hiç bir ilgisi yok. 11. ve 12. yy lardaki islam baskısından dolayı bir takım kavramları eklemek zorunda kalmışlar (Allah gibi) ve zamanla kalıplaşmış inançlar haline dönmüş. Bu yüzden tasavvufçular Allah’ı kabul eder ama aynı zamanda Kuran’ı ve Muhammed’in yaptıklarını saçma bulur.

    Deizm tanrısına Allah der sadece. Çoğu gerçek tasavvufçu da deisttir, müslüman değil.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. E olmasın müslüman ne olacak? Mantelite aynı şeyden türemiyor mu?
    Felsefe adı altında, “sen kamil insana ancak maneviyatla ulaşırsın. Daha çok yolun var” tarzı polemiklerle dinin felsefe karşı tutumuna ortak oluyor aslında.

    Müslümanlıkta felsefe taşerona devredilmiştir, o da aşkın bir tanrıdır. Tasavvufta da bu aşkınlık, manevi hissiyatla olur.

    Deist deyip geçme. İşin ucunda kabul etmeyenlerin ötekileştirilmesi, edenlerin aşkınlaştırılması var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Yok öyle kaçak dövüşmece.

    Kimsenin kemale erme yöntemleriyle, kamil insanla vesireyle bir derdi yok.

    Başlık ne?

    Bilimin çelişkisi.

    “Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.”

    Peki bu neyin çelişkisi?

    Dinin mi?

    Tasavvufun mu?

    Neyin yahu?

    Eşleştirmeyi kurcalarız, kurcalanır, hepsi bu. Yoksa kimsenin mutluluk oyunuyla alınıp verilemeyen bişey yok.

    Ali olun, Veli olun, Aydın olun, kamil olun… bana ne.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. Sevgili bilgesev,
    Farzedin ki; şuan Okan Bayülgen’in programındasınız ve sevgili gamaro da telefonla bağlanmış size bu soruları yöneltiyor:)

    Ve bizler de izleyici olarak cevabınızı beklemekteyiz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. Kuran’dan ayetler aktarmak Tasavvufu anlamaya yetmez. Tasavvuf herşeyden önce Anadolu Bilgeliğidir. Arap dünyasında Tasavvuf öncesi Zühd denen bir yaşam tarzı bulunuyordu. Zühd dünyaya sırt çevirmek ve minimumla yatinerek yaşamak demektir. Bu gelenek zamanla yok olmuş bugün arap dünyasında Zühd sahibi insan kalmamış gibidir.

    Fakat Tasavvuf Anadolu’da yeşermiştir. Zengin bir kültüre dönüşmüş, pek çok düşünür ve şair tasavvufla beslenmiştir. Benim sözünü ettiğim hayat tarzı Anadolu bilgeliği denebilecek, yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzını şu sözler çok güzel özetler: “eline, beline, diline hakim olacaksın”. Bu üç organ bedende bulunsa da asıl kontrol etmemiz gereken zihnimizdir. Çünkü ne düşünürsek, ve zihnimizi hangi yönde şartlarsak elimiz, belimiz ve dilimiz o yönde tepki verir ve davranır.

    Verilen örnekte zinadan ve değnek vurmaktan söz ediliyor. Bu ne demektir? Burada kadın bir mal gibi görülüyor ve cezası da tarif ediliyor. Bu görüş Tasavvuf ehlinin asla onaylamayacağı bir görüştür. Bakın Yunus Emre ne diyor:

    Biz kimseye kin tutmazız, ağyar dahi dosttur bize.
    Kanda ıssızlık var ise, ol mahle ki şardır bize.
    Adımız miskindir bizim, düşmanımız kindir bizim.
    Biz kimseye kin tutmazız, kamu âlem birdir bize.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Ben sizin ve diğer dini öğretilerin problemini çözdüm: UMUT …

    İnsanın umut ettikleriyle, gerçekte var olan olaylar birbirlerini tutmuyorsa beyin bundan rahatsız olur. Yaşanan hayalkırıklığı en iyi dinsel öğretilerle bertaraf edilir.

    İnsan istecini geride bırakmaya çalışmanın ardında da beynin, bu rahatsız edici öğelerden kurtulmak için tutunacak dal araması yatıyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. “Verilen örnekte zinadan ve değnek vurmaktan söz ediliyor. Bu ne demektir? Burada kadın bir mal gibi görülüyor ve cezası da tarif ediliyor. Bu görüş Tasavvuf ehlinin asla onaylamayacağı bir görüştür.”

    O halde siz ve tasavvuf ehline göre kur’an kadını bir mal gibi görüyor.

    Ve sizler bunu (yani allah sözünü) asla onaylamıyorsunuz…

    Bi daha sorayım o zaman: la ilahe illallah muhammeden resulullah diyor musunuz demiyor musunuz?

    (soru çok basit halbuse:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. Gerçi buna benzer bişeyleri en son yazdığımda sayın bilgisev benim “tuzakçı” olduğumu ve sorularımdan birini yanıtlamaya kalksa onun peşine taktığım diğer bir soruyla kapana(:) almaya çalıştığımı felan söylemişti ya, neyse… Canı sağolsun:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Tasavvuf herşeyden önce Anadolu Bilgeliğidir.

    Hayır HOCAM bin kere hayır… Tasavvuf, islamın şiddet ve güç peşinde bir şiar olmasına tepki olarak doğmuştur. Sadece bu da değil; Hz. Ali’nin islama bakışı (yakınen izlemiş ve olayları biliyor olması) ve ailesinin bu bakışı sürdürmesinden kaynaklanır.

    Ali’ye sorarlar : Sen veya peygamber allahı gördünüz mü ? “Ne ben ne peygamber onu görmedik, İÇİNİZDE OLANI GÖREMEZDİK” şeklinde cevaplamıştır. Bu Ali’nin halifelik kurumuna, dolayısıyla sünnilik kurumuna bakışını net bir şekilde açıklar. Zira sünni güç, halifenin tanrının kılıcı olduğunu söylemektedir. Ali’nin düşüncesi ise tanrıyı gökten(sanki yaşayan bir kralmış gibi) KALBE indiren soft bir düşüncedir ve herşeyin başlangıcıdır.

    Hallac-ı Mansur gibi islamın o yıllardaki kalbi Bağdat’ta yaşamış (858-920) düşünürler tasavvuf eğitimini alabilecek hocalar bulabilmiştir. Bu durum tasavvuf düşüncesinin Türklerden önce bir geçmişi olduğunu ortaya koyar. Nitekim Hançeroğlu bu tespiti mükemmel dile getirmiştir. ( link to sonsuz.us )

    Türklerin anadoluya gelişi, islam ve hristiyanlıkla aynı anda tanışmalarına olanak vermiştir. (O devirlerde ortaasyada yerleşik konumdaki Türk kentlerinde islam yaygınlaşıyordu fakat uçsuz bucaksız diyarların oba Türkleri henüz islamla tanışmamıştı ve anadoluya göç eden bu Türklerdi.)

    Türklerin yeniden şekil verdiği tasavvuf; sadece şaman-islam karışımı değildir. Anadolunun yüzyıllar boyu içinde barındırdığı kültürel özellikleri de alır. Bu özellikler içinde Hellen, Ion, Frigya, Bizans, Ermeni hatta Hattilerden, Luwilerden birşeyler bulmamız mümkündür.

    Tasavvuf düşüncesinin dialektik analizi ise, yezid gibi gaspçı arapların Türk kentlerine olan vahşi saldırıları ve yaptıkları korkunç kıyımlardır. Bu tarihsel güdü, Türkleri halifeliğin islamından ve onun biatçılık anlayışından uzaklaştırmıştır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Önce “bin kere hayır” diyorsun, sonra da benim dediğimi aynen onaylıyorsun.

    İşte senin sözlerin: “Türklerin yeniden şekil verdiği tasavvuf; sadece şaman-islam karışımı değildir. Anadolunun yüzyıllar boyu içinde barındırdığı kültürel özellikleri de alır. ”

    Peki ben ne demişim: “Tasavvuf herşeyden önce Anadolu Bilgeliğidir.” Burada sadece Türk halkından söz etmiyorum. Anadolu kültüründen söz ediyorum.

    Sırf itiraz etmiş olmak için yazma lütfen. Yazdıklarını da dikkatle oku. Bu arada gamaro’ya da oikos’un sözleriyle yanıt vereyim: “Tasavvuf Türkleri halifeliğin islamından ve onun biatçılık anlayışından uzaklaştırmıştır.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Halifeliğin islam anlayışından mı? Allah allah, kadını değnekleyin diyen halife miymiş?

    Sorulara cevap vermiyorsunuz, vermiyorsunuz, vermiyorsunuz.

    Süpürün daha tozu zımbırtıyı halının altına, kolay gelsin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Hocam ben tasavvufun’un bir buluş olarak araplara ait olduğunu söylüyorum. Bu buluş ise %100 ahlakçıdır.

    Sonradan Türklerin olaya dahil oluşuna ise “ALEVİLİK” deriz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Ya da şöyle soralım;

    Öldükten sonra yeniden diriltilip hesaba çekilecek miyiz?

    İslamlığın bu hususta ne dediği belli.

    Peki ya tasavvuf ne der?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. Bilgisev yazımı ordan burdan kırparak hiçlemek istediği için yeniden bir cevap yazayım dedim.

    Ne demişim :

    Hallac-ı Mansur gibi islamın o yıllardaki kalbi Bağdat’ta yaşamış (858-920) düşünürler tasavvuf eğitimini alabilecek hocalar bulabilmiştir. Bu durum tasavvuf düşüncesinin Türklerden önce bir geçmişi olduğunu ortaya koyar. Nitekim Hançeroğlu bu tespiti mükemmel dile getirmiştir. ( link to sonsuz.us )

    Tasavvuf’un Türklerden önce bir geçmişi olduğunu söylemişim. Bu ne anlama gelir :

    Gamaro’nun üzerine basarak dile getirdiği, “tomurcuk” ve ziyadesiyle ahlak anlayışından bir kopuş olmadığı anlamına gelir. Bilgisev nefs’in 7 aşamasını yazarak bu ahlaki düşünceye ortak çıkmış. Üstelik bu 7 aşama resmen ve tamamen ARAP TASAVVUF anlayışının bir ürünü olduğu halde anadoluya maletmek istemiştir. Türk-anadolu aleviğinde bu tip bir anlayış yoktur. 4 kapı 40 makam inancı vardır. Her kapının 10 açılımı vardır ve benliğin 7 boyutu gibi bir ifadeye rastlanmaz. Rastlandıysa sorulur : Yunus, Pir sultan, Hacı Bektaş… Hangisinde bu 7 boyuta rastlanır ?

    Bilgisev’in ürettiği tasavvuf anlayışı ARABİ bir tasavvuftur. Bu tür tasavvuf genelikle sünni kesim tarafından da kabul görür. (Şems’in öğrencisi Mevlana bu arabik tasavvuf’un bir üyesidir., ve Hacı bektaş’la ters düşerler.)

    Bir fark söylemek gerekirse;anadolu aleviliğinin en önemli üyesi bektaşi cennet ve cehennemi hiçlerken, Bilgisev’in övdüğü o ULVİ elemanlar, cennet yolcusu olmaya adaydırlar. Tüm gerçeklikleri cennet üzerine kuruludur.

    İslami kesim, imam hatip okullarına giden öğrencilerini aynı şekilde taçlandırır: Onlar saf ve temiz, allah yolunda geleceğin hakikat neferleridir. Bilgisev bundan farklı hiçbirşey söylememektedir.

    Mevlana ve Yunus’u aynı tema içinde değerlendirmesi bile gerçeğin evrilmesidir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Konu başlığı ile hiç ilgisi olmayan yazılar yazılmaya başlandı. Konumuz “bilimin çeşilkisi” son yazılar ise din üzerine. Nedense, hangi konu ile söze başlansa bir şekilde dine dönülüyor. Öncelikle şunu söylemek isterim, dinin dahi değişik anlayış ve uygulayışları vardır. Bu bakımdan Tasavvuf ile şeriyatı ayırmak gerekir.

    Tasavvuf arap dünyasında başlamıştır, ben aksini söylemedim ki. İlk şekline “zühd” denirdi dedim. Bu konuyu yukardaki yazılarımdan birinde apaçık belirttim. Fakat ne cennetten ne de cehennemden söz ettim. Benim sözünü ettiğim gelenek Anadolu geleneğidir. Arabi gelenek değil. Gerek Mevlana gerekse Yunus ve onlar gibi niceleri, Anadolu toprağında yeşermiş değerli düşünürlerdir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. Haa… Demek bu tasavvufun la ilahe illallah muhammeden resulullah ile bi alakası yok yani.

    İyiyimiş o zaman.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. Diyalektik mantikla bicimsel mantik arasindaki iliski, kuantum mekanigiyle klasik mekanik arasindaki iliskiyle karsilastirilabilir. Bunlar birbiriyle celismez, birbirini tamamlarlar. Klasik mekanigin yasalari hâlâ muazzam sayida islem icin gecerlidir. Ancak bunlar, sonsuz kucuk buyuklukleri ve olaganustu hizlari iceren atomalti parcaciklar dunyasina yeterince uygulanamazlar. Benzer sekilde, Eins­tein da Newton’un yerini almamis, yalnizca Newton sisteminin islerlik sinirlarini aciga cikarmistir.

    Bicimsel mantik da (ki “sagduyu” biciminde, yaygin bir onyargi gucune kavusmustur) butun bir gundelik deneyimler dizisi icin es derecede islerligini korumaktadir. Ancak, ozde statik bir gorus noktasindan hareket eden bicimsel mantigin yasalari, daha karmasik, degisken ve celiskili olgularla ugrasirken kacinilmaz olarak coker. Kaos teorisinin dilini kullanacak olursak, bicimsel mantigin “lineer” denklemleri, tum dogada, toplumda ve tarihte gozlenebilen turbulansli sureclerle basa cikamaz. Sadece diyalektik yontem bu amaca ulasmada yeterli olacaktir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. Evet Bilgisev, nedir?

    La ilahe illallah muhammeden resulullah diyor musunuz demiyor musunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Bicimsel mantik da (ki “sagduyu” biciminde, yaygin bir onyargi gucune kavusmustur) butun bir gundelik deneyimler dizisi icin es derecede islerligini korumaktadir.

    Biçimsel mantık?
    (ki “sagduyu” biciminde, yaygin bir onyargi gucune kavusmustur)???

    ne yazdığını ve ne demek istediğini eğer kendisi biliyorsa,
    bende hz.aişeyim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. Perilerle başınız dertte galiba?
    Aman efenim perilere itibar etmeyiniz, özellikle de sulu olanlarına:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Demiştim ya:)…
    Bu periler başa hep dert açar yüzyıllardır.
    Ütopik periler yerine, siz gelin yine de yalakalara ( en azından gerçek olanlara:)) itibar ediniz efenim…

    Sakın ha! özelde hiç çekilmez bunlar:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. konu; desti izdivaç programlarına dönmüş.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.