Ken Keyes, sevgiyi sistemleştirerek, yüksek bilince doğru gelişimi ölçmek için yedi basamaklı bir ölçek yapmıştır. Bu ölçekte üç düşük bilinç merkezi ve dört yüksek bilinç merkezi vardır.
Düşük bilinç merkezleri, güvenlik, duygu ve güç merkezleridir.
Dört yüksek bilinç ise sevgi, bolluk, bilinçli farkındalık ve kozmik bilinç merkezleridir.
Güvenlik merkezi, kişisel güvenlikle ilgilidir. Bu merkezde bilinç, güvenlik için gerekli olduğuna inandığı şeylere takılır kalır. Dolayısıyla kişinin enerjisi en alt düzeye iner. Bilinci güvenlik merkezinde olan kişi günde 9-12 saat uyusa bile hala kendini yorgun hisseder. Çünkü güvenlik merkezi insanlar arasında büyük ayırım yaratır. Güvenlik gerekçesiyle diğer insanlar sevilmez ve hep savunma durumunda kalınır. Tabii bu durumdayken büyük enerji sarf edilir.
Duygu merkezi içinde olan insan da varlığının ancak küçük bir bölümüyle ilişki içindedir. Bu tür insanların hayatı boş görünür. Bilincin bu düzeyinde anlık zevkler tadılır. Mutluluğa daha zevkli duygular ve faaliyetlerle ulaşılacağına inanılır. Fakat bilgeliğe, huzura ve sükunete bir türlü ulaşılamaz. Gerçi duygu merkezinde enerji biraz daha artmıştır, daha çok insanla ilişkiye girilmiştir; ama hedeflenen duyusal zevk ve heyecanlar kişiyi bir türlü mutlu etmeye yetmez. Çünkü bu düzeyde sürekli kendini çevreyle kıyaslama vardır. Var olanla yetinme ve mutluluk yoktur.
Güç merkezi de düşük bilinç merkezlerindendir. Bu merkeze odaklanan kişinin bilinci insanları yönetme, prestij, zenginlik, gurur, statü ve politik güçle meşgul olur. Çevresine sürekli emreden, insanlara düşüncelerini ısrarla kabul ettirmeye çalışan bir kimse, güç merkezindedir. Bu bilinç düzeyindeki insan başkalarından hemen tepki görür. Sürekli kaybetme korkusu içinde olduğu için de mutlu değildir. Ancak bu merkezde bilinç, önceki iki merkeze göre biraz daha yükselmiştir.
Sevgi merkezindeki insan başkalarını yargılamaz. Onları olduğu gibi kabul eder. Eğer insanların yaptıklarını onların uyanış yolculuklarının bir parçası olarak görebilirsek o zaman sevgi merkezinde olduğumuzu anlarız. Bu merkezde kişinin sağlığı yerindedir. Kimseyi düşman olarak görmez. Herkesi koşulsuz olarak sever. Kendisini daha çok insana açar, insanlardan kaçmak yerine onlarla iyi ilişkiler kurmaya çalışır. Bu düzeyde önceden sorun olan birçok durum artık sorun değildir.
Bolluk merkezi kişiye büyük bir bereket sunar. Bu merkezde bağımlılıklardın kurtulan insanın enerjisi gittikçe artar. Kişi dost bir dünyada yaşadığını hisseder ve başka insanları ve olayları mutluluk için gerekli olanı veren cömert dünyanın parçası olarak görür.
Bilinçli farkındalık merkezinde insanları yargılama ve değerlendirme yoktur. Bu merkeze ulaşanlar yalnız kendilerini gözlerler. Kişi kendini olumu ve olumsuz yönleriyle gözler, ama asla eleştirmez. Bu merkezde sosyal roller yerine getirilir ve hayat oyunlarına devam edilir. Ama bu oyunlar incinme, savunma olmadan tarafsız bir şekilde oynanır.
Son merkez kozmik bilinç merkezidir. Bu merkezde kişi her şeyle bir olur. Kişi artık kendini gözlemez. Beden, zihin duyular ve bilinçli farkındalık bir bütündür. Ayrı ayrı değildir. Bu merkezde kişinin gözündeki perdeler kalktığı için verimlilik çok artar. Kozmik bilinç merkezine çıkan kişi tüm sınırlarını aşmıştır. Artık dünyada hiçbir şeyden ve hiç kimseden ayrı değildir. Ancak bu merkeze ulaşmak oldukça zordur. Yalnızca aydınlanmış veliler bu merkezdedir. Onların çok yüksek algı kanalları devreye girmiştir. Bu yüce insanların hayatları vericilikle doludur ve sadedir.
Kozmik bilinç merkezinde insan adeta kendinden ayrılır, benlik, dalgasız ve sakin bir gölü andırır. Bu durumda insan etrafındakilerle bütünleşmiş gibidir. Çok yüksek bir bilinç düzeyini temsil eden bu merkezde çok az kişinin olmasının nedeni de budur.
Burada şunu da belirtelim ki insanları yargılamayan ve reddetmeyen böyle bir anlayış, vurdumduymazlık anlamında da anlaşılmamalıdır. Bilakis insanları anlamak, idrakin en yüksek mertebesidir. İnsanları anlamanın en güzel yolu, onların eylemlerini bilinçli bir şeklide algılamak ve yargılamadan çelişkilerinin farkında olmaktır. Deyim yerindeyse enerjimiz çevremizdeki enerjilerle uyum halindeyken derin bir huzur ve eşsiz bir güzellik yaşarız.
Maslow ve Keyes’in görüşlerinden çıkan sonuç şudur sevgi, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar yüce bir duygudur. Sevgiyi hakkıyla yaşayabilmek mutluluğun kendisidir ve bunun için de ilerlemek ve kişiliğimizi geliştirmek şarttır.
Mutluluk ve Başarı Yolları
Dr Zülfikar Özkan
bırakan canilerin, mahlukların, söyleyecek isim bulamadığım alçakların ardından, bu yazının nerelerde okunması gerektiğini bir kez daha düşündüm. Sağol canu.
Ne yazık ki ülkemizde bu tür vahşetler yaşanıyor. Başka ülkelerde de toplu katliamlar (okul baskınları vs ) görülmekle birlikte özellikle batı toplumlarında başka konulardaki gelişmişlikler nedeniyle bu kadar dikkat çekmedi.
Her durumda vahşet ve şiddet duyguları, bilinç düzeyinin aşağılarda kaldığının göstrgesi olmaktadır ne yazık ki 🙁
Bilinç düzeylerimiz yükseldikçe bu dünya yaşanası olacaktır ve yaşanılası kılınacaktır. Güvenlik, duygu ve güçlü olup hükmetme endişelerinden kozmik bilince terfi….gecikmemesi dileği ile 🙂
Siz bilinç düzeyinizi biliyor musunuz ? Yani bilinç düzeylerini bilenler veya en azından tahmin edenler burada bizimle paylaşsa ne iyi olur di mi? 🙂
Mesela ben düşündüm taşındım kendime bir yer beğendim . Ama canu söylemeden demiycem 😛
biyoloji okuyan herkez bilir ki bu tip kavramlar vücudun hormonal tepkilerinden başka birşey değil.aşk,sevgi vs bu tip kavramlar aslında, bizim bilinç dışımızda gelişen karmaşık kimyasal reaksiyonlardır..yani özgür irade diye birşey yoktur..herşey doğadır ve işleyen odur.
herşeyi doğa yapıyor ama biz yapıyoruz sanıyoruz.
hmm güzel başlıkmış. çoğu insan gün içinde bu bilinç düzeyleri arasında gidip gelir aslında. kimileri yazının şu en üstündeki düzeylere az uğrar, kimileri en alttakilere daha az uğrar. ama mutlaka zaman zaman insanların bilinç düzeyleri değişir. ille de yani sadece veliler kozmik bilinci deneyimler diye 1 şey yok. hatta bizim algıladığımız anlamda basamak basamak yükselen 1 bilinçlilik durumuyla bütün bunlarda gelişme sağlandığı falan kısıtlı sistemimizin bize emrettiği 1 şeydir.
şeyleri ne kadar incelikli işleyebilir ki kapasitemiz? maksimum nedir yani? 1 belgeselde izlemiştim: “beyzbol topu büyüklüğünde bilince sahipseniz okuduğunuz kitabı o büyüklükte özümseyip değerlendirebilirsiniz peki bunu arttırsaydık ne olurdu?” diyordu. esas olay bilincin arttırılıp arttırılamayacağı. ya da saflaştırılabilmesi.
mesela çok basitinden 1 durumu düşünelim. olay değil, sadece 1 durum olsun. olayların durumlardan daha önemli ve daha imlenmeye değer şeyler olduklarını varsayarız. halbuki çok basit 1 durumu bile gerçekleştiren milyonlarca başka durum vardır ve bütün bunlar girdilerdir. ayrıca o durumları da aynı şekilde başka durumlar ortaya çıkarır. ve onlar da girdilerdir. dolayısıyla aslında girdi de yoktur, çıktı da. kocaman 1 ağ vardır yalnızca ve bu ağ bizim kapasitemiz açısından tam 1 kaos gibi görünür. ne kadar fazla özsel değerlendirmeleri tabi kılabilirsek sisteme o kaos o kadar düzen yansıtır bize. işte bilinçlilik seviyemiz bütün bunları işleyebilme potansiyelimizdir. ve bunların düşünceyle ilgisi olmadığı gibi, an içinde imlenebilir bile sayılmazlar.
merak ediyorum: herkesin bilinçlilik büyüklüğü farklı mıdır? yani varoluşumuzun maksimum potansiyelini kullanabilseydik yine de özümsemelerimizin derinliği ve özselliği farklı ayarlarda mı olurdu?