Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır;
- Ölümü Danışman olarak kullanmak
- Kendini önemsemeyi bırakmak
- Kişisel tarihi silip atmak
Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır;
- benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız,
- benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz,
- benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız,
Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra ona bağlı olarak bir duygu ortaya çıkar, bu duygunun olumlu veya olumsuz olduğuna bilişsel çerçevemiz karar verir. Bu nedenle benlik hem istikrarlı hem de değişken bir nitelik gösterir. Hem içsel bir boyut, anılar ve şemalar gibi, hem de dışsal bir boyut, diğer kişiler karşısında takınılan roller ve davranışları içerir.
Bireyi birey yapan, diğerlerinden ayıran duygu, tutum ve davranışların toplamı “benlik” denilen kavramın içindedir. Benlik, insanın kendi benliğini anlama ve kavrama biçimi olup kendine verdiği değerdir. Buna göre diğer insanlarla olan ilişkileri biçimlenir. Mistiklerin dışında, bilimadamları da “İdeal Benlik” diye bir kavram ortaya atmışlar ve tüm insanları buna göre uyarlamayı görev edinmişlerdir. İdeal benlik “birinin nasıl olması gerektiğidir”, ancak çok açıktır ki bu kavram, en azından, zamana ve cografi bölgeye göre çok büyük farklılıklar taşımaktadır, o halde “ideal” olan biri 10 sene sonra olmayabilir veya Avrupada “ideal” olan biri Afrikaya gittiğinde artık ideal olmayabilecektir. Bir kavramı evrenselleştirmedikten sonra, pek de bir anlam taşımayacak, kimin için ve/veya ne için “ideal” sorusu devamlı gündeme gelecektir. Aslında “İdeal İnsan” fikri nerdeyse 2500 yıl önce Platon tarafında da düşünülmüş ve bir başka gerçeklikle açıklanmıştır. Platonun o zamanlar anlattığı “Mağara Örneği” şu anki konumuz benlik ve dolayesi ile bilgi ile doğrudan alakalıdır. Platon’un bu örneği antik çağlarda olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini koruduğu için bir daha hatırlanmasında yarar var.
- İnsanlar bir mağarada zincirlenmişlerdir. Yalnızca mağara duvarına vuran gölgeleri görür ve sesleri duydukları için bunları tek gerçeklik zanneder.
- Aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır. Mağaranın dışına çıkıp diğer dünyayı görür, ışığa çıkış acı vericidir ve gördükleri anlaşılmaz şeylerdir.
- Geri döndüğünde, bu sefer karanlığa giriş acı verici olur, hem ışıktan gözleri kamaşmış hem de bir başka gerçekliğin farkına vardığından sersemlemiştir, eskisinden daha da aptal bir durumdadır.
- İçerdekiler, anlattıklarını hiç de hoş karşılamazlar, dillerinde bunları açıklıyacak kelimeler dahi yoktur, ve ne de olsa karanlık ve esaret rahatlıktır onlar için. Herhangi bir çaba gerektirmez. Işığa ve bir başka gerçekliğe bakmak ve onu kavramak ise cesaret ister.
Platon’a göre bilgi, duyuların algısı ile edinilmez. Bilgi “idealar” dünyasından derlenir.
İdeaları akıl yoluyla, akıl gözüyle görüp bilgilerini derliyebiliriz, bilgi almada duyusal algılarımızı karıştırdığımızda zorunlu olarak yorumlama mekanizması da devreye girer ki bu da saf bilgiye kendimizden birşeyler katmak anlamındadır. Bunun için de mağaradan kurtulmak ve dünyaya geniş bir açıdan bakmayı gerektirir. Platon’un bu görüşünün don Juan’ın duyusal verileri algılamanın, yorum katmadan yapılması gerektiği görüşü ile benzerliğine dikkat etmek gerekir.
İnsan, benlik tanımının içerdiği şey değil, ama, öyle olduğuna inanır, ve bu tanıma uygun davranır, yani benlik, sadece sözçüklerden oluşmuş sanki gerçekmiş gibi davrandığımız bir kavramlar/yorumlar yığınıdır. Benlik denilen tanımın içeriğinin aktif ifadesi, alışkanlıklardır ve sınırlarla tanımlanmış herşeydir. Biz, günlük yaşamın yapmalarıyız. Benliğin tek gerçekliğimiz olduğu ve sonsuza dek böyle kalacağına inandırıldık. Bir zamanlar biçimsiz/tanımsız olduğumuz unutturuldu.Yapma-mayı uygularken, bu tanımda yer almadığından, bunları olanaksız olarak düşünür ancak çalışma ile yapılabileceğini keşfederiz.
Gerçekliğin ve dolayesi ile benliğin yıkımı psikotik deliliktir. Burdaki “gerçeklik” olağan dünya görüşü anlamında öğretilmiş gerçekliktir. Sanrılanma, olmayan bir şeyi değil, olan bir şeyin algılanmasıdır, ancak olağandan farklı yorumlanması/düzenlenmesidir. Psikotik deliler normal insanların bilinçsizce zihinlerinden attıkları şeyleri algılarlar, bu durumda gerçeklik parçalanır ve benlik sürekliliğini kaybeder, sürekliliğini kaybeden benlik kesinlik duygusunu kaybeder ve kimlikle ilgili kuşkuya düşer. Benliğin özelliklerinin neler olduğundan emin değildir artık. Davranışın temeli benlik olduğundan ve bu da parçalandığından kişi düzensiz ve tutarsız görünür. Deli, savaşçı gibi ama denetimsiz bir şekilde yeniden yapılanma sürecine giren kişidir, alternatif bir varlık biçimi arayışı, normalliği red etmedir. Psikozlu delinin savaşçıdan farkı özgürlük hedefine varması için gereken erkin olmamasıdır.
Savaşçının özgürlük için benimsediği yol onu çıldırtabilir, ama bir savaşçı bunu kendini kaybetmeden gerçekleştirir. Don Juan’ın “denetimli delilik” dediği olgu budur. Burası açıktır ki psikozlular, deliliğe kendi seçimleri olmadan, denetleme güçlerinin ötesine dalarken, bir savaşçı benliğinin yeniden yapılandırma sürecinde uyumlu bir şekilde ilerler. Normalliğin azalması beraberinde enerji, denetim ve ölçülüğün artmasını getirir. Savaşçılar şasırtıcı ve giz dolu olan bu dünyayı gezinmek amacıyle kullanırlar.
Bir benlikle doğmadığımızı ancak bebekliğimizden beri bir benlik edinmeye zorlandığımızı anladığımızda bu sorunun büyük bir kısmını halletmışsiz demektir. Bu durumda benliği biçimlendiren biz olduğumuza göre onu silme ve/veya değiştirecek ve başka birini yaratacak olanağa da sahibiz demektir. Burdaki amaç yeni durumlara uyacak yeni bir varlık biçimi yaratabilmektir.
Bu tekniklerin hepsindeki amaç birleşim noktasını hareketi ve bu hareketin sağladığı özgürlüğün kabul edilmesidir. Ben dediğimiz şey “birleşim noktasının” belirli bir konumunur. Eğer birleşim noktasını hareket ettirebilirsek tanım değişecek ve dolayesi ile “ego” da farklı algılama seviyelerine uyum sağlıyacağı bir şekile bürünecektir. Gerçekte amaç “ego”nun kırılması veya yok edilmesi değil onun kemikleşmiş yapısının kırılarak farklı algılamaları kabul edebilecek düzeye getirmektir. DJ’nin benliği yok edip yeniden yapılandırma teknikleri mistiklerdeki gibi yok etme değil onu değiştirmedir. Mistik düşüncelerde ağırlıklı olmak üzere genelde felsefelerde “Benlik” (ego) kavramına pek de iyi bir gözle bakılmaz. Her zaman “Ego” ile alay edilir, onun varlığı küçültücüdür ve kırılması, mümkün olan en alt seviyeye indirilmesi gerekir, ancak bu şekilde mutlu sona ulaşılabileceği söylenir. Amaç birey olmamaktır, üst iradenin içinde erimek, yok olmaktır. Bu durumda özgür iradeye de karşı çıkılamadığı için aslında özgür iradenin sonucunun üst iradenin istediği olarak tanımlanır, kısaca benliği kırılmış mutlu insanın özgür iradesi mutlak iradenin aynısıdır. Burdan özgür iradenin olmadığı çıkarsamasının yapılmaması gerektiği de uzun uzun anlatılır, aksi takdirde özgür iradenin olmadığı bir durumda bireyin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı bilinir, ama sorumsuz bir varlık da istenmez nedense, hem sorumlu olunacak hem de serbest iradesi varmış gibi davranıp kendi iradesini kullanmayacak bir varlıktır istenen aslında, halbuki DJ bunun tam tersi varlığın tam anlamıyla özgürleşmesi için çalışmaktadır.
Aki
… devam edecek …
İdeal insanın göreceliği, gerçekten tartışılması gereken bir konu. Hemen hemen hepimizde, bütün dünya benim gibi anlayışlı, sevecen ve özgürlükçü olsaydı ne güzel bir yer olurdu düşüncesi vardır. Acaba hepimiz ideal insan olarak gizliden gizliye kendimizi görüyor muyuz?
Yazı genel olarak güzel, devamını bekliyorum…
xenix
Tek bir benliğe takılıp kalmış, bir savaşçı gibi birleşim noktasının yerini değiştiremeyen birilerinin kendini “İdeal İnsan” zannetmesi olağan, daha doğrusu gerekli 🙂 değil mi? Yoksa benliğin bir anlama kalmazdı.
Aki
Birleşim noktası (algılama noktası) ne kadar sabitse o kadar benlik sahibi (aslında tutarlı da diyebiliriz) olunuyor.
Peki o zaman soru geliyor. Bu yazılanlar bize tutarsız olmamız konusunda teşvik edici mi yoksa?
xenix
DJ’nin “kontrollü delilik” kavramı burda devreye giriyor. Sonuçta delilik, kontrollü veya kontrolsuz. Tabi bu sıradan insanın bakış açısıyla. Kibarca “algıyı farklı yorumlama” diyelim daha bilimsel gibi gözükür hiç olmazsa 🙂
Aki
bu ideal insan benzeri tanımlamaları ve sorguları gördüm forumda, ne yazacağımı bilemedim ve her seferinde düşünüyorum yeniden;
en kolayı ne hissettiğini yazmak ama
;ginsberg’in “alternatif kafa” dediği bi durum var
bazen herkese olur -hepsi bu!
–
örneğin
biz an kızıp öfkelendiğinde- bi an dünyayı yıktığında ve yaktığında ve gemileri; (gibi)
kafa başkadır
birine özgü değil-bi insanı üstün yapmaz;
nazım’ın şiirden kafa olması;
ve farkı bulalım-arayalım hadi hep birlikte;
—
psişik ya da metafizik görülen-algılanan ve isimlendirilen durumları ve algıları ve bu yönde bi gerçek ve algı paylaşan düşünce durumlarını özellikle de kısmen ve sınırlı bu yönde algısı -açıklaması olduğunu düşününce paylaşmak çok zor, çünkü subjektif zaten
ve insanlar istemiyor bunu-karşılıyor ve çatışıyor öylece
burdaki kontrolü dedliğe gelince;
tüm bunlar anlatılabilir ve açıklanabilir aslında ; bununla ilgilenn var mı gerçekten ve siz ilgileniyor musunuz örneğin_?
ne kadar ve nasıl
ve nasıl umursunuzyorsunuz bunu ve umursuyor musunuz gerçekten
bu ne saçmasapan iştir ve ne bunlar ki
bi insanın bi insana güvenmesi ve anlamaya çalışması kadar saçma bi şey yoktur aslında değil mi
var bi şeyler; nasıl isimlendirdiği-bilimselliği ve yukarda yanlış-eksik doğru anlatıldığı;
ginsberg’in ve onun bunun en dediği önemli değil- kimin ne dediği,
taa baştan aşşa heryerimize bilim girsin! emi!
yaşam deneysel bi şeydir güzel kardeşim;
biri kendi kaburgasını kesip kendine mastürbasyon yapmayı dener; eli yetmez-ağzıyla dener-denemek ister; bunu yapar;
kimi fiziksel sınırları zorlar aşar dener;
sıradan insana göre olmak üzerine; buradaki sıradanlığı böyle yorumlayalım; bi üstünler etimolojisi bozar bizi-olmasın
biri altmış saniye de kırk küp dizer biri dizemez; biri 100 saniyeyi 10 küsür de koşar da biri onyedi saniyenin altına inemez;
biri onla uğraşır-biri bunla uğraşır;
picassa başka görür kimse onu anlayamaz
zihin biliş ve hayatı farklı yaşama ve algılama üzerine de sonsuz deney yapabilir; zihnini de çatırdasına-çatlatırcasına zorlayan ya da hayatı zorlayan kişi de farklı algılar deneyimler elde edebilir üretebilir;
hatta sanrılar da, hatta sanrılara bulanmış hayallerde, hatat hayallere bulanmış gerçekler de ve hülyalar ve gerçekler ne farkeder; Gerçekliğin bilinmeyen-bilmediğimiz bin tane açıklaması olabilir ve bunlar bilimsel olabilir,
bazı kişilerinde bu yönde algı ve gelişimleri olabilir; bu bir çeşitlilik sadece bir fark değil
herhangi birinin fizik üzerine evren üzerine bir kavrayış ya da kuram üretmesi bilmiyorum ; insanlar zihinlerinde olanları açmalı mı? duygusal süreçleri
ben anlamadım bu çatışmayı gerçekten anlamadım ve burda neler dönüyor diyorum artık; ne oluyor-neden
burda bir gizem var ve bunu aşmalıyız
bazen ama bazen
bi şeyler oluyor ve bu gerçekten sıradan zihin değil gündelik değil; orada bir patlama var
bize bunun açıklamsını sunan kaynaklar ve onların anlatım pencereleri baştan kuşkulu/elenmiş; biricik araştırma yolları kapatılmış, İnsanlara hiç bi şey söylenmiyor, İnsanlar hiç bi şeye inanmıyorlar; İnsan kalbi düşüncesi dinlemiyorlar; Anlatma yamanmış anlatma olmaktan çıkmış, Saf düşüncelerini ve biricik kalbini açmak -sunmak üzerine ağıt;
bi insan düşünüp daldığında hülyalara düşünüp burası farklıydı burdan metafizik bi yorum ve algı çıkarmalıyım dememeli (???)
mesele bu değil ki
ben bıktım-resmen bıktım ve defalarca kere bıktım
buraya ne yazılabileceğini ise hiç bilmedim-bulamadım;
hayır kaçıncı uğrayıp-rastgelip denkleşip bi şeyler yazmak isteyip içimde bir çatışmaya takılmadan onu aşan ve kendi içimde yargılanmayan karşılık bulan bi şey yazabileceğim ki ben
peki hızlı yol; delirmek için; yemeyin
hayır, ne kadar resim yaparsan yap picasso olamazsın anlıyor musun
sen sen olursun ve iyi bir ressam olursun-olabilirsin ve picassoyla ölçülmezsin ki zaten ölçülemezsin de kıyaslanamazsın da
yani picasso ve senin ve farklılığını yükseklik olarak ölçen matematik geliştirilemez, ve picassonun yordamı ise yaramaz-yaramayacak
ve picasso’nun verdiği vereceği yaratıcı matematik- ya da resim dersleri bi işe -yaramayacak
ki ihtiyacın yok-hiç yok; kimseyi dinleme
duygun coşku-istek
,
eğer gerçekliği görmek istiyorsan kimseyi dinleme
istediğin gibi
picasso ne zaman yaptığı resmi beğenirse o zaman ressam olur;
özgünlüğü ve özgürlüğü ölçmek isteyenler yere çakılacak
kalbimdeki patlama-
ressamın eseri zaten gerçekliktir;
siz/sizler resim yorumlayıcılardan iyi dersler alıyorsunuz-almışsınız-oldu mu bakalım da
bir gün resme bakın ve anlayan/isteyen ne gördüğünü söyleyen bir kanırtı türetin
bir gün duvarları kanatırcasına yazmak istedim ve bir gün sözcükleri kanatırcasına -yazmak- havaya uçurmak- istedim;
bu cümleleri söylemek isteyen ne istiyor
bir gün gerçeği bükercesine;
tek anlattığı paylaşamama-anı paylaşamama-anlaşılamma-yalnızlık; anlatmama ya da acı ve sanrı belki
bir yordam ve uygulama istiyorsunuz ve isteyip duruyorsunuz; fırçayı başka tutmak gibi bu ve oldu mu olur
dış dünyaya bakıp-çınladığını, patladığını ve yerle bir olduğunu düşünün-bunun ne yararı var
anlamak diye zihne doluşan bir yığılma-patlama, ses seli ses patlaması ve çınlaması ve görülmeyen bir rüzgar saçıncı; sarsan benzeri düşünün örneğin bunun yararı var mı
dış dünyaya bakıp ben bunu anlamıyorum-ben seni anlamıyorum ve anlamak istiyorum (artık) diye ciğeriniz çıkana kadar bağırın bir gün (sessiz sel-yakarış-ağlayış) ve tükenin ne farkeder
kelimeleriniz süzülüp büzülene kadar ve aklınız delilik-çınlayana kadar ; delilikten korkmayana kadar
duygu diye bir addan yapma bir eser bıraktım dedi ressam; delilik geldi-hoşgeldi; gelir gider arada bize de;
bir hipersonic duygu-duyumsayış var dersem ne olur örneğin; varoluşun kanıtının içinde yattığı; onu bulup-görüp alır mısın?
bir çınkın haykırışta aklım ; varlık sordum;
varlık sordum;
derlik sordum-derlik sordum
deliliklere delirdim de delirdim desem ve uzatsam benden şairi olur mu ve ne tür bir şair olur ki; gerçekliğin tükürüncü
kalbimdeki ağrı ve yükü bilinmezi atan bir söz var mı? ses
aklıma doluşmamış varlık- varlık değildir
eksik bakış benim değildir
bir duygudeneyim-öndeneyim;
fizikselliğin tanıklığı (ki tümsüreçlerin tanıklığı) tüm zamanlar ötesi öncel tanıklık gerektirir; yaratım ve olum öntanıklığı; başka şey ikna edemez sizi ve şimdi sizi burdan alıp evrenin başlangıcı varsayılan bir noktaya mı?
gözleme mi?
hey çocuklar gözleme yemeye gidiyoruz-ta evrenin başlangıcına piknik yapmaya
duygular duyduğunda ve doyduğunda hiç bi şey eskisi gibi olmayacak ve acıkmakta
bir ses-i ala büker sesi
çağnık çağnıyan şimşekler adına;
şimşekte yatarım ben ve şimşektir evim;
deliyim ben deli donu seyrelmiş deli
apışaramdan delilik görünür sadece bakm;
delilikten yapma yargaçlar ki delilik tatmin etmez insanı
kim ne bağırcaksa bağırsın aban artık bitsin bu
hereks son sözünü ve tüm yapımını yapsın ve tüm eylemini artık
seyrelmiş delilik-kontrollü delilik ve kontrolsüz delilik bileşti mi insan? tatmin oldu mu? şimdi soruyorum neye
gün nefesi; gün gibi nefes alamıyorsam neye; tatmin dolmuyorsa içime neye; yaşayamıyorsam ve herşeye yapışmış bileşmiş çıkamazcasına kurtluşsuzluk neye
gerçek banane verecek huzur mu? uyku mu?
uyku dindirir- dingin yağmur
herkes diyarında muhabbetindne; uykusunu almışmış uykulu ve uykusuz herkes diyarında muhabbetinde;
biri bana bir yol desİn
saat iki ellebir ve uyumak istemiyorum sadece bi şeyler olsun-bi şey olsun da bi şeyler değişsin ve anlamlı olsun olan-olacak olan her neyse;
her neyse anlamını ben bilmeyeyim
uyku uyutan bir uyutgaç ve huzur götüren bir sakingeç
bir küfür duvarına dönüşmüş levha da sessiz kalabalık ve sakin; bir yargılar yumağında öylece utanç ve utançsızlık
sakinlik ve neşe olsundu-olmalıydı
kelimelerimin özgürlüğünü naltmaayan bir rüzgar olsun
hiç sökülmesem gibi sökülsem ve hiç ölmesem gibi ölsem isterim şu an tam şimdi tam burda ve başka yerlerde tüm yerlerde nereler varsa oralarda olsam gibi olsam isterim şimdi ve buradan ayrılamdan burada olmamak isterim şimdi;
bu acı da ve elemde şimdi tam kurtulamak ama hiç kaçmamak burdan, baştan etmek ama yoksu nolsun her şey benden
huzurlu özgür ve dingin ama öfkemli-kinimsi bir basınç söküyor aklım ve bu cümleleri eylemleri görmüyor ve söyletmiyor bana sanki
umut neden karnalı ve kapkara yüzü umut
neden gülmez açmaz umut nerdesi ney halk
huzurlu ve gülümsü bir uçusu göremiyorum ve bilemiyorum ben tam şimdi
ölümden sonraya inanamıyorum bilmiyorum, aklıma yığdığım tüm engeller varlığıma sökemiyorum huzuru tam şimdi-bitmeyen dinmeyen yağınçla şimdi
aklıma gelen bu pespaye ve bu savaş çatışma anlam nedir; tam bir gülgünlük nedir?
ben hiçi söksem tam şimdi kendimi kaldırıp atsam yerlere bir fotograf gibi bakan baksa gördüğü bulduğu yargı yarma derme yargılama nedir ve nedir kurtuluşsuzluk ve bu özgünsüzlük nedirbu hayat anlamlanmış ve tam kurtulmuş bir sökümde her şey itam yapmış başarmış galip gelmiş-ölmüş-özgür-özgün bir bitiş söküş-sönüş-hiçiş; her şey anlamlı;
sorumlu ve sorgusuz ama özgür
ben kendi varlığımı alıp eline atmak isterim; bu yargıdan sıyrılmak isterim; beni yaran tam yarsın; tam da tam;
ben kendimin sorumlusu muyum beni yaran; tam sorumlusu
ben kendimin bağımsız mı sorumlusuyum
tanrı dan mı bağımsız
tüm nedenlerden mi? yaradan dan mı? yaratmayan dan mı evrenden mi? tüm oluşlardan mı? tüm koşulalrdan mı?
aklından özgürlük sun bana koşullarından o zaman
ben ben miyim ben olarak hiçliğin oratsıan doğmuş içindeki tek başına özgür yargılanacak ben;
yargılama artı beni ve sözlerimi bıktım; neyse ney
yanlışsa yanlış
eğriyse eğri doğruysa doğru
amaçlıysa-amaçsızsa; sarkıksa deliyse neyse
bu gece bu varoluşu durduran bi şey olsa yapardım
durup öylece bi dinlenmek bi yokluğun sigarasını içine çekmek-yokluğun nefesini varsa;
yokolup olmak yokolmaksa yokolalım hep bir de kurtulalım neyi istiyoruz yoruyoruz-yarıyoruz ve yargılıyoruz; yaşıyoruz
neden bu amaçsızlık ve çıkmaz sokaklar birleşememe anlaşamama konuşamama ve bilgisizlik her şey
ne yol
eğer özgürlüğün ördüğü bir duvar varsa yargısızlık bayrağıyını oraya çekeceğim ve savunağım onu fetheden etsi nve ele geçiren geçirsi nneyi fethedecek – kimiğ,
bir sözün öyle değil olmasını ve bir düşünceinin öyle değil olmasını ben hazmedemiyorsam benim de midem kanırsın bir çözüm düşsün ortaya ve dünyaya bu boktan döngü çıkmazın da ne aynı şeyler ve ilerlemesizlik ve şeyler dönüp duruyor
hür bir aklın ve vicdanın yargılandığı yargı
uyku değil ölüm uyumak istiyorum sebepsiz ve canı çeke çeke isteye isteye artık ama buradan kaçmak amaçsızlığı ve kurtulma başarızılığı ve başedememe değil
bir çözüm çözüncünde ben
ne başedecekse edilecekse bin toptan gelsin ve çöksün varlığıma hiçe kadar karanlıksa karanlık korku kuşku neyse bu gece aydınlansın gece ve şimşek çaksın gökyüzü ve bitsin tomar eğlence
kalbime iç açacak bir yol varsa ve huzur getirecek ben onu bu gece yapacağım artık
yaşamı bir bulut kadar ve bir kuşun özgürlüğü kadar özgür kılacak yapacak ve hissettirecek bi şey varsa
bir söz saçıncı değil bu anlatımsızlık ki ta ki benden sökülsün yere pul göğe dağ olsun
bir yürek özgürlüğü arançta üsütüne basınçla gelecek bir düşünme ve karşılık ve ona karşılık özgürlük-bağımszılık arancı; tam bir hürriyet ve aldırmama ve karşı koyma; deli cesaretinden ve gerçekten alan yargısını ve gücünü bir söz söyleme özgürlüğü;
bir yalan yakıncı
taş oturmuş içime sanki kıramıyorum ve damar damar eritemiyorum bu acıyı ve sızıncı
benim adıma yakınçla yakıştırlmış hiçlik ve herşey; ne söylediysem söyledim her yerde özgür adım
taşlar gibi birbirinden sökülmedğinde sözler ve düşünceler ve öylece bırakmak içsesini ve düşünceni özgür olduğunda ve düşünce tutumlarından ve serbest yargılardan bağımsız olan olduğunda yine de içte kalan sesim ve istencim bulsun seni
beni yalan yazan ben ne söyleyeyim sen hoşuna giden- ve o
kendimi sökmediğim bu toprak-taş uçamaz
öfke öfkeyle kurur
yazıyorum ta ki üzerine hiç bir yargı düşmeyecek
durup yazsam ben düşünsem ne yazacağım;
ama canım boşver
gidip internete oyun oynacağım;
resi mbakıp video açacağım;
hiç;
böyle yaprım işte yerine sadece; laf olsun;
kızan kızsın;
kıza kıza tepişir atlar
çok düşünsem araştırsam ne yazacağım; tonlarca kitap kismenin anlamadığı dinlemediği;
dinleyenin anladım sandığı; bu ikilem
ben varım demek için yazacağım; ben güzele yazıyorum denmek-demek için; amaç ne-sonuç;
kişi kendine yaranmak-böbürlenmek ister;vicdanından başka yargıç bulan;
saçmalama yazma özgürlüğü verildiğinde
zamanın saçmalarını kim ayıklayacak;
zamanın çöplüğünde her şey; onları kim ayıklıyor ki
bir öfke sağıncı-nedne bu içimde; neden belirsizlik
bir sözü bir insana vardırmak-bir düşünceyi ve bir buluncu
tam şimdi burası boşluğun boşluğu ve yazılmamış ve yayımlanmamış tam hali tam öyle