Büyük şehirlerde iş olanakları arttıkça, göç alıyorlar. Göç aldıkça daha çok insan, daha çok hizmet ihtiyacı, daha çok ev, daha çok iş yeri ve daha çok göç.
Elbette daha çok göç aldıkça daha çok işsiz insan, daha hızlı yozlaşma, daha çok hırsızlık ve yavaş işleyen sosyal adalet sistemleri.
Kendi kendinin üstüne çöken büyük şehirler.
“Büyük şehirlerde iş olanakları arttıkça, göç alıyorlar.” diye başlayıp..
“Kendi kendinin üstüne çöken büyük şehirler.” diye biten bir yazıda; (araları teferruat)
teknoloji,
sanayileşme,
kapitalizm…. üçgenine girilmiş girdaptan başka bir şey göremiyorum…. ya siz ne görüyorsunuz?
köylerinize, doğal yaşama geri dönün..
eğer köyünüz yoksa, hemen bir köy edinin.. kendiniz üretin, kendiniz tüketin.
Bu konuda size yardımcı olacak İMECE EV’ler var..
http://www.imeceevi.org
Ekolojik Köyü ziyaret edebilirsiniz
Tersiniyoz mu ne?:))
Belki bir gün o köye döneriz 🙂
Her gün ve artık her saat mega kent İstanbul’da trafik var. Geceyarısını epey geçe eve dönüyoruz, metrobüslerde gençler falan değil, basbayağı kadın, çoluk çocuk, maaile görüyoruz. Yığınla insan yok metrodur, metrobüstür, otobüstür vs. yollarda çile çekiyor. İstanbul inliyor, uğulduyor. Dinamizmi artık bu olumsuzlukları karşılayamıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kaldırımlarından mı bahsetsem, iki yaka arasındaki trafiğe büyük çözüm getiren metrobüslerdeki yolcu aktarma sorunlarından mı, minibüsçülerin keyfiliğinden mi saysam…
Ama neticede ekmek kapısı, aile ocağı deyip çakılıveriyorsunuz.
Bir gün, belki diyene kadar…
Ben bunlardan bahsetmiyorum. Bunlarla alakası olmadığını da görüyorum ayrıca.
Sorun insan.
İnsan, bir kanser hücresi gibi davranıyor canlı olan şehirlerde.
xenix: Takiplerim
Koy ve kasabalardaki genel kulturel ve sosyolojik yapi es, dost, ahbap, akraba iliskilerine baglidir.Ayrica mesleki uzlanlasma veya cok farkli meslek gruplari gorulmez, geneli tarima dayalidir yani rekabetin boyutlari cok yuksek noktalara cikmaz.Zaten genel hal ve davranislar da orf,adet, kulrel deger ve normlara bagli olrak sekillendigi icin, kentlereoranla daha pirimitif bir yapilanma vardir.
Bu insanlar kentlere tasindiginda gruplasmadan ziyade daha kucuk birimlere ayrilirlar.Kent kulturunun de etkisiyle, aile arasi ve hatta gunumuzde daha bireysel iliskilere donusen sosyal yapi giderek deforme olur. Aslinda kentlesmenin bir dunya nedeni var; ekonomik, sosyo-psikolojik, siyasal, teknolojik, egitimsel vs vs
Turkiye’deki kentlesmenin sorunu diger -gelismekte olan- ulkelerdekinden de farkli degil bence..
Sanayilesmenin hizlanmasiyla populerligi azalan tarimlasma insanlari kentlre tasinmaya iter. Ama sanayilesmeyle kentlesme arasinda dogru oranti olmamasi kentlrdeki ekonomik dengenin belini buker. Eh gocler hala devam ederken, sanayi ve is sektorundeki hiz belli bir kotanin uzerine cikmazsa kentlerdeki kulturel yozlasmanin da onune gecilemez.
Konutlanma sorunu kentlere gocun dogurdugu sorunlardan birisi.Mesela ufak capli yapilan arastirmalarda bile kentlerdeki konut mulkiyetinin oranlarinin %40lari bulmadigini gosterirken, kirsal kesilmlerde bu oran hemen hemen %87’yi bulur.. Issizlik ve ekonomik nedenler tabii ki de konut mulkiyetinin azalmasindaki en onemli etkenlerdir. Ev alamayan dar gelirli vatandas gecekondu yapmaya yonelir ve bu da kentlerdeki kesmekesi arttirdikca arttirir..
Aslina bakarsak bir ulkedeki kentlesme problemi, o ulkenin toplumsal-ekonomik kalkinma duzeyiyle dogru orantili…
kentlesmedeki bu bilincsizligin onune gecebilmek iicn, once ulusal gelir konusunda ulkenin her yerindeki insanlara esit miktarda dagilim saglanmali. Sonraisnda tarimlasma ve ciftciye destek olunmali.Zaten son yillarda ciftci kredisiyle desteklenmeye calisiliyor; fakat belli ki bu yeterli degil.Aksi takdirde sorunun kaynagina inilip toprak reformu benzeri bir kalkinma projesi hazirlanmazsa, hem kentler yozlasir hem de kirsal kesimdeki dusen tarim faaliyetleriyle ulkenin tarim ihtiyaci karsilamayacak hale gelir… Kulruel bozukluga deginmeye bile gerek yok saniirm..
“İnsan, bir kanser hücresi gibi davranıyor canlı olan şehirlerde.” xenix..
Size göre nasıl davranmalı?
“Sorun insan.” evet insan..
konu başlığında yazdıklarınız, bana başka bir çağrışım yaptırtmadı..
teknoloji,
sanayileşme,
kapitalizm…. üçgenin kendisi, zaten kanser hücresi..
bu hücrenin içine giren veya girmeye çalışan bir varlık, daha başka nasıl davranabilir ki?
G milat’ın yazdıkları tamamen doğru, ona ilaveten;
ülkedeki kentleşme problemi, zamanla ülkenin problemine dönüşür..
(şu an İstanbul’un deprem sorunu, ülkenin sorunu olduğu gibi.. )
“G milat’ın yazdıkları tamamen doğru, ona ilaveten;
ülkedeki kentleşme problemi, zamanla ülkenin problemine dönüşür..
(şu an İstanbul’un deprem sorunu, ülkenin sorunu olduğu gibi.. )”
Son derece muhim bir ilavede bulunmussunuz Statik:) Ben atlayivermisim o kismi..
Son donemlerde ulkedeki depremlerle gundeme gelen konutlanma sorunu hala guncelligini koruyor.Sosyo-ekonomik boyutta incelenmesi gereken kentlesmenin, saglikli yapilabilmesi icin kisi basina dusen gayri safi milli hasilatin artirilmasi cabasina gidilmeli.. Yoksa altini cizdiginiz gibi kentlesme kaosu zamanla ulkenin kaosu haline gelir(hatta geldi bile)
Dedigim gibi bir ulkedeki kentlesme problemi, o ulkenin toplumsal-ekonomik kalkinma duzeyiyle dogru orantili…
Turkiye’nin 68 yillarinda icinde bulundugu devrimci sosyolojik yapiyi anlatan hos bir belgesel olmus. O donemlerdeki kentlesmenin ve iktidarin ulke uzerindeki etkisini konu almis.
Biraz uzun olmasina bakmayin:) Cabucak izleyiverirsiniz..
Ozellikle 12.dakikdan sonrakiler cok carpici.. Istanbul’un kesmekesini ve kentsel yapisini gozler onune seriyor..
Iyi seyirler
büyük kentleri bir kara deliğe benzetebiliriz, herşeyi içine çekip yutan korkunç bir çekim gücü, ama her karadeliğin sonu büyük bir patlamadır.