Cariyelik nedir?
Cariye edinmek ne demektir, kimler nasıl cariye edinebilir?
Evin hanımıyla cariyenin farkı nedir?
İslamiyetin cariyeliğe bakışı nasıldır, zavallı cariyeler için neler yapmıştır?
Yorumlarınızla yol gösterin lütfen, şimdiden teşekkür ederim.
İslamiyetin cariyeliğe bakışı şöyledir adaş. (gerçi benim ki zeniks okunur)
Allah, carileyerin duaların duymuş ve 1500 yıl sonra adım adım (toplumlar sarsılmasın, ekonomi çökmesin, diye yavaş) cariyeliği kaldırtmıştır. Neden bu kadar uzun sürdü derseniz eğer, bilirsiniz o zamandan münezzehtir. Bizim için uzundur onun için değil.
xenix
Sayın xenix, merakıma biraz olsun ilaç olabildiğiniz için şahsınıza minnettarım. Ama hala aydınlanma ihtiyacı içerisindeyim..
Hem eş var hem cariye, bu nasıl oluyor? Hak geçmesin, darılmasın diye her gece bir eşinde kalıyor ya…arada bir cariyede mi alınıyor yatağa? Cariye yok istemiyorum diyebiliyor mu? Of ya, ne gıcık bi konu.. zavallı cariyelere üzüldüm..Neyseki hakları 1500 yıl sonra verilmiş.
Kesin iyi davranın cariyelerinize denilmiştir, onların kalplerini kırmayın denmiştir.
kseniks’in nüktedanlığı bir tarafa, ben daha ciddi bir soru sorayım izninizle;
İslami öğreti köle ve cariyelere neyi öğütler?
-Efendisine itaati ve köleliğe devamını mı?
-Efendisine isyanı ve kendisini kölelikten kurtarmasını mı?
-Köle-efendi (veya cariye-sahip) ilişkisine takılıp kalmaması ve bu durumu sorgulamamasını mı?
-Allah’ın hikmetinden sual etmeden öylece kalmasını mı?
falan, filan…
Cariye benim hemcinsim olup bir anne adayıdır.
Günümüzde de tıpkı o dönemde olduğu gibi aynen devam eden bir durum var. Evlenilecek kadın var, eğlenilecek kadın var diyenler ile eşim ve cariyelerim diyenler aynı gen anahtarının sahipleri. Toplum karmaları da bu tutum ve davranışlar içindeki insanların türettiği küçük kümelerin büyüğü oluyor. Bu kadar akıl dışılığa sahip tonlarca akıllı görünen yöneticiler, liderler vs. ler mevcut. Din adamları başı çekiyorlar…..
KUR’AN İLE DALGA GEÇENLER…
Kendi dinlerine saygısı omayanların başkalarının dinine saygılı olmaları beklenebilir mi? Kendi Peygamberlerini sevmeyen, saymayanlar başkalarının peygamberine saygılı olabilir mi?
Din diye sarıldıkları ama bir masal kitabı kadar bile inandırıcı olmayan kutsal (?!?)kitaplarında Peygamberlerine 700’ü kral kızı olmak üzere eşi, 300 tanede cariye olmak üzere toplam 1.000 tane cariyeyi normal görenler Hz. Peygamber’in eşlerine acaba hangi yüzle dil uzatırlar? Oturun da din kitaplarınızdaki kendi saçmalıklarınızı eleştirin.
Peygamberlerini (haşa) Allah (c.c) ile güreştirenlerin, (Hz. Davut A.S) Kafasını kesip tekmeleyenlerin, (Hz. Yahya A.S)kuyuya atıp taşlayanların, (Res’ler)’ in,nesillerinin hezeyanını anlamak çok da zor olmasa gerek.
Akıla, izana, zamana, mekana uygun bir din kitapları olmayanların yapacakları tek şey başkalarının dinine saldırmaktır. “Madem bizim yok, sizin de olmasın.” Mantık bu..
Sabah erken kalkan papazlarınız bir din kitabı yazdıysa suç bizim mi? Dünyaya sığdıramadığınız Peygamberinizi (Haşa) Allah yapıp göğe ötelediyseniz, biz mi size böyle“yapın!” dedik?
Bir peygamber zina yapar mı? Bir din kitabı Peygamberine zina isnat eder mi? Bir kavim azıcık zoru görünce Peygamberine; “Allah’ ı da yanına al onlarla ikiniz savaşın. Biz gelmiyoruz”, der mi?
Siz oturun da önce kendi dininizi eleştirin. Papazların, Hahamların tasallutundan kurtarın. Eleştirecekseniz Papazlarınızın, tellakların hamamda kir çıkarması gibi günah çıkarmasını eleştirin.
İslam da bir tek kişi “Dünya dönüyor”dedi diye öldürülmedi.
İslamda bir tek teolog, bilim adamının önüne geçmedi, geçemedi.
İslam da hiç kimse bilim dalında buluş yaptı diye idam edilmedi, aforoza uğramadı..Dışlanmadı.
İ. Newton’ u nasıl asmadınız, T. Edison’ u nasıl kesmediniz, hayret !..
Baktınız ki müslümanlar bilim adamlarına değer veriyor, son 3 asırdır siz de bilim adamlarına sahip çıkmaya başladınız. Her şeye rağmen güzel bir gelişme. Çünki 17. Yüz yıl öncesinde bilim adamının Avrupa’ da bir sokak kedisi kadar bile değeri yoktu. Sokak kedisi dedim de aklıma geldi. “Zamanlardan 13. Asrın ortaları. Avrupa da salgın bir hastalık ortaya çıkar. Ölümlere çare bulamazlar. Avrupa’nın ortaçağ bilim (!) adamlarından birisi ortaya çıkar ve teşhisi koyar. “Hastalığın sebebi kedilerin gece parlayan gözleridir.” Yakalanan bütün kediler öldürülür. Bu defa da korkunç bir fare istilası başlar. Sonucu mu merak ediyorsunuz?
ALIN SİZE SONUÇ; 120.000.000. Ölü…
Okumakla adam olunmuyor. Bir insan en saygın üniversiteyi de bitirse, kültürlü olmak ile adam olmak ayrı şeyler değil.
Nasıl ki bir eşeğin semerini yakuttan, kolonunu elmastan, nalını saf altından bile yapsanız eşek yine eşektir. Sırtına dağ gibi kitap da yükleseniz, eşekliğinden bir şey kaybetmez.
İnsan da öyle..! Okumakla adam olunmuyor. Adam olmak için önce kendinize, kendi değerlerinize saygılı olmayı öğrenmelisiniz.. Yaşadığınız ülkenin, çevrenin insanlarına, kutsal değerlerine, dinine, Peygamberine saygılı olmayı öğrenmelisiniz..Size, Peygamberimize “methiye düzün” onu sevin diyen de yok. TERBİYESİZLİK ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEZ. Biz hiç bir Peygambere hakaret etmeyiz. Yukarıya yazdıklarım benim fikrim değil sizin kitaplarınızda yazan şeyler. Biz yine de bütün Peygamberleri kötülükten ve kötülerden uzak biliriz. Din kitaplarına gelince: Kimsenin dinini alaya almayız ama Kur’an ile, Hz. Peygamber ile dalga geçenler de her zaman bir cevabımız olur.
BURADAN ÇIKARACAĞINIZ ÇOK DERS VAR:
Gidin din kitaplarınızda Peygamberinize yaptığınız iftiraları eleştirin..
– “VAR!” dediğiniz Hz. Süleyman (a.s)’ ın 1.000 tane cariyesini eleştirin. (Her cariyenin koynunda bir gece kalınsa 3 yıl eder. Hz. Süleyman onca hükümranlığı (haşa) cariyelerinin koynunda mı elde etti!) Bizler asla masal kitaplarında bile bulunmayan bu yalanlara itibar etmeyiz.
Gördüğü kadını yatağa atmaktan başka bir düşüncesi olmayanlar burada FEMİNİZMİN YALAKALIĞI’ NI YAPMASIN.kadına verdiğiniz değer ortada. WEB CAM da ne kadar müşteri toplarsa o kadar değerlidir..
Kadına ancak vitrinde değer verdiğinizden asla kuşkumuz yok.
O bir “Anne” imiş, “Ailenin dişi kuşu imiş.”bunlarla işiniz olmaz sizin. Ama feminizmin yalakalığını da kimseye kaptırmazsınız.
İslamiyet cariyeliği de, köleliği de 1.500 yıl önce aşama aşama kaldırmıştır. Ama haçlı zihniyetinin hala cariyeleri vardır. Hala köleleri vardır. Köleliği de sadece kendilerinden olmayana değil, başta SİYAHİ ler olmak üzere kendi toplumlarına bile reva görürler. Gidin onları eleştirin.
İslamiyet zalim ağaların, zalim beylerin, zalim zenginlerin, zalim hükümdar ve imparatorlukların yalakalığını yapmamış. Tek bir kişi çıkmış, 23-35 yılda 17 zalim devletin ve 2 zalim imparatorluğun tarihi misyonunu tarihin mezarlığına gömmüştür. Köle ile en asil zengini yan yana getirmiştir. Yoksula, yetime, kızlara, kadınlara, dolayısı ile insana hak ettiği değeri vermiştir. Bu gün bile en zengin ile en fakirin arasında uçurum kadar fark var iken 1.500 yıl önce bu farkın kıl kadar bir değeri yoktu.
Sözün kısası; “Kendiniz için bir iyilik yapın ve Kur’ an’ a art niyetli, ön yargılı olarak değilde bir şeyler öğrenmek için yaklaşırsanız onda sizin için hayırlara vesile olacak çok şey bulacaksınız.
Selamlar…
“5.000 kadınla yattım,” “10.000” kadınla yattım diye medyaya boy boy poz veren sanatçılarınıza sorun kadınlara verdikleri değeri.
Neredeyse nüfus azalmasından dolayı nesilleri kesilecek olanlar atmaya gelince mangalda kül de bırakmıyorlar. Zaten onların hayat felsefeleri yalan üzerine kurulmuş. “Yalan değil, doğru” diyen varsa ya bir daha kadının çağdaş değerlerinden bahsetmesin ya da “kadın bir vitrin oyuncağıdır” deyip gerçek yüzlerini ortaya koysun.
Kadını bir eşya gibi gören, ona insan gibi davranmayan, saygılı, sevgili olmayan müslümanlar varsa ki, çok var, aynı şeyleri onlar için de geçerlidir.
Biz, bütün Peygamberlerin tertemiz bir hayat yaşadıklarına, Asla günahlara bulaşmadıklarına inanırız. Hepsine de saygılıyız. Birileri terbiyesizlik yaptı biz de onlar gibi diğer peygamberlere terbiyesizlik yapmayız, yapamayız ama adamlıktan nasip almamış nasipsizlere de verecek cevabımız tabii ki olacaktır.
Efendim bağıra bağıra bi hal oldunuz, calm down lütfen calm down.
[How many people, how many, did you see how many? Böyle yazınca da olmuyor ki, ses ve mimiğin yeri dolmuyor ki.. tüh.]
Su akar..
ali k’ya cevap:
ya sorulan sorulara, kadınla ilgili eşitsizliklere, çelişkilere hiç cevap YooooK.. Hep islam şöyledir, böyledir de korumacıdır da…
Boş ol’la mı koruyosunuz, on tane kadınla evlenerek mi? Kimi koruyorsunuz ya da neyi ? islam geldi İran’a kızların okula gitmesi yasaklandı, dışarıya yalnız başlarına çıkmaları her şey yasaklandı..
Hapsederek mi koruyo islam kadınları?
Benimkisi yersiz bi meraktı efendim, affınıza sığınırım. Hani dünyanın bütün işçileri birleşin diye bi söz vardı ya, peki ya dünyanın bütün köleleri ve cariyeleri ne yapsın izninizle, ben onu şeettiydim sadece.
yani ne bileyim, mesela dünyanın bütün köleleri ve cariyeleri kırın zincirlerinizi mi?
yoksa dünyanın bütün köle ve cariyeleri, efendinize zorluk çıkarmayın ve şükredin gibi mi..
veyahut dünyanın bütün köle ve cariyeleri, elbet sizin hakkınızda en hayırlısını biz biliriz ve bize güvenin mi..
Ben bir köleyim efenim. Ve sevgili peygamberim bir köle olarak benim nasıl düşünmemi ister, işte bunu bilmenin derdindeyim. Sus desin susayım, haşa isyan değil ama önce ondan duyayım.
[Calm down, i have a gun.. i have gun calm down, how many people did you see how many?.. Yok gene olmadı, bi sorun var bu replikte ama haydi hayırlısı.]
bunlar zamana göre islamın ,geçiş amacıyla yaptıgı uygulamardır..ibadet öyle değildir,ama fıkıhtaki uygulamalar,zamanın ruhuna göre değişir,islam insanı korumacı bir dindir,nerede taşkınlık varsa onu düzenlemek amacıyladır..
itikadi(Allah-ahiret)konularında;net sunumlar yapan islam,fıkhi uygulamalarında ;tarihsel dönemle ilgili;ıslahatçı çözümler sunar…
islama ;insanlıgın ruhu ve fıkhı olarak bakmak daha doğru olur…
islam diğer dinlerden bir din değildir cümlesi yanlış algılanıyor..şu anlamda islam ;orijine-öze-ademiyete dönüş anlamındadır…
isa ve musada bu baglamdadır..
islam;hayatı kuşatan yasaların prensipli dökümü anlamındadır…
insanlıgın en iyi hükümleri islam olarak alınmalıdır..
sen cariyeliği söz konusu edersin…bu dünün konusudur..ben marksizmi eksisyantalizmi konu ederim..
her ikiside gereklidir..islamın içeriğinde bu yoktur denemez..cariye lafzından daha fazla;kendini bilme-takva lafzı geçer
Kadınları meta olarak görmek islamın doğasında varken, islama bu kadar bahane uydurmanın ne alemi var?
Fethedilen şehirlerde kadınların ganimet olarak alınmasına, mal olarak satılmasına izin verilen bir dinden söz ediyoruz. Lütfen kendimizi kandırmayalım.
Kuranda kadına yönelik aşağılayıcı ayetler, kaburgadan yaratılmakla başlıyor ve saymakla bitmiyor!
Su akar..
ali k’ya cevap:
Hmm aferim ali k, çok güzel öğrenmişsin islamı; senin dediğine göre, kuranda bir bir kelime diğerrinden daha çok geçiyorsa onu ezer. Bu durumda söyle bakalım Kuran kaç kelimeden oluşuyor 🙂
nereye baksan; insan.
[Adım Thomas Anderson, Oxford’da işletme okuyorum, sadece yazları kabilemle birlikte burda geçiriyorum.. bak bu da fena değilmiş vesselam..]
Su akar..
İran sadece bir örnek, bırakalım İran’ı.. Muhammed’in kaç karısı vardı, neden Hatice başını örtmezken, o öldükten sonra kadınlar başını örtmeye başladı?
Bununla ilgili bir hikaye anlatılır.. Yok efendim çölde giderkene cart curt…
Bu olaydan önce hiç bir benzeri yaşanmamış mı, hadi insanlar tabii geçmişi ve yaşananları her ayrıntısıyla bilemiyor. Peki, Allah da bilememiş de kadınların kapatılma emrini vermek için bu olayı beklemiş ?
Kuranda yazılanların Muhammedin özel yaşamında yaşanan olaylardan kaynaklanması çok garip diil mi ?
irandaki devrim,humeyni ekolündendir….fakat açılımı savunanlarda vardır…
türkiyede;yaşar nuri bir ekolüdür,erbakan bir ekoldür…hanif müslümanlar bir ekoldür…
boşnak begoviçte;kadın yorumunda daha batıcıdır…
turgut özalda müslümandı..islamiydi ama liberaldi…
türkeş islamı savunmuyormuydu…
kimi sosyalistler(şeyh bedrettin ekolü-islami sol yaklaşımlar)islami etkili değilmi?
ben orijine dair-adem merkeziyetçi islamdan bahsediyorum….
iran veya turan bu baglamda ele alınmalıdır..
kuran deyince;oradan esinlenen bir sürü liberal(iranda beni sadr-musaddık)da vardır…
akılcılık(mutezile) ve islam felsefesi(rüşt) ve islam tasavvufu(arabi-mevlana)çok büyük kitlesellikleri varken devlet olamamışlardır,ve tamamen fedaratif çözüme dayalıdırlar…
bugün garaudyın müslüman olmadığını kim savunabilir ki eserleri ortadadır….
islam hayatın içinde bir dindir ve zamanın ruhuna göre hareket eder…
cariye ve köle fıkhı;tüm dünyada yakın zamana kadar vardı….
islam hiç bir şeyi türedi olarak çıkarmadı…namazda-hacda-oruçta-savaşta-barışta-cariyelikte -kölelikte süregiden geleneklerdi..islam,bunlara dair yeni düzenlemeler getirdi….
kuran devri kapandımı?
Kuranın ortaaya koydugu;allah-ahiret-hayat-tabiat-tarih anlayışı tüm zamanlara hitap eder…fıkıh ise;yereldir…
şöyleki hukuk;toplumsal kabullerle ilgilidir…
hırsızlıga-fuhuşa-uyuşturucuya-kaçakçılıga v.s.ne tür bir ceza uygulanacagı ülkenin iç disiplinleriyle baglantılıdır…
Su akar..
Sürekli eklemeler yapıyorun ali k; gerçi hiçbiri sorulara cevap değil; zaten veremezsin biliyorum..
Amma velakin ben senin son yazdıklarına istinaden söyleyebilirim ki; İslam’da Şeriat Kanunları uygulanır. Demişsin ki toplumsal kabullere bağlıdır; o zaman o toplum hırsızlığı kabul ediyorsa; hırsızlık bir suç olmayacak ve bunun adına islam denecek; öyle mi?
levinstayn,
ben kuranı kaç kelime var diye okumam…
hayat içinde ne ifade ediyor,ona bakarım…
hırsızlık;bütün din ve ideolojilerde reddedilen insani bir birikimdir…
o zaman begoviç,özal,türkeş,erbakanın adil düzeni,garaudy,yaşar nuri şeriata karşımıdırlar…
abim..bunlar süregiden tarihsel uygulamalardır..iranda öyle olurken,bosnada farklı yorumlanabilir…
şeriat;teşri-kanun-nizam anlamındadır…
iki türlü ortaya konur…
hayat akümülasyonu ve insani akümülasyonun kesiştiği yerdir….
ister ilahi ,isterse tabi kanunlar olsun…
bir kanununun Allahtan gelmesi ;işte ilahi-tabii kanunların kesiştiği noktaya delalet eder…
bu aynı zamanda insan nedir?in sualinede karşılık gelir…
sınıfsal-örfi-idari-kültürel ve dini düzeyi kanunu belirler…
Şeriat isterük diyenler şeriat kapını geçemeyenlerdir. İslam dini şeriat kapısını geçtikten sonra anlaşılıyor. Bu da hal işidir. Görüyorum ki bilgiyi biriktirmek, onu zihinsel donanım edinmek, onun sayesinde bir benlik elde etmek bırakalım İslam’ı, ideolojilerde dahi iş görmeyen bir zayıflıktır. Hadi bunun üzerine hakikatli bir söz diyelim de hakikaten kavrayalım olguyu.
İslam inancının yol bozucuları bu ülkenin sünnileştirlmiş zihniyetleridir. Sünnilik İslam inancında yoktur. Sünniliğin kurallarının İslam inancıyla hiçbir ilgisi yoktur. Namaz, türban, cami. Diyanete yuvalanmış muaviye zihniyetinin İslam üzerindeki çarpık yorumundan kurtulup bakmak gerekir Müslümanlığa. Hayır, iş onların sandığı gibi değil. İş sanıldığı gibi değilmiş.
Müslümanım diyen birinin Kadınlara saygı göstermemesi kafirliğindendir. Gerçeğin üzerini örtüyordur.
Çocuklara sevgi göstermeyen birinin Müslümanım demesi kafirliğindendir.
İnsanları farklı düşüncelerinden dolayı dışlayan, ezen, zulüm eden kişilerin Müslümanlıktan söz etmeleri kafirliklerindendir.
İdeolojik, siyasi, kişisel, çıkara dayalı ve sömürgeci anlayışla bilgi bakımından, zihinsel donanım bakımından kendinden daha düşük seviyede olan kişilerin üzerinden geçim sağlayanlar kafirlerdir.
Bilimden, bilgiden, ilerlemeden kaçınıp katı inaç ölçütleriyle düşünmeye başlayanlar kafirlerdir. İslamda bilime, bilgiye düşmanlık yoktur. Hatta tersine dair hakikat vardır. Bilgiyle, akılla, sevgiyle, dostlukla, iyilikle, hoşgörüyle olmayanın İslam anlayışı cehaletten öte geçmez.
Şimdi bu sitede İslamdan söz eden yobaz zihniyetlere soruyorum. Kur’an da insanın kendisini bilgiyle güçlendirmesi gerektiğine dair ayet var mıdır yok mudur? Peki bu ne demektir? Yahu bunu anlamamak için zihinsel özürlü olmak lazım.
Fakat Hakikatten söz edilecekse benim için şüphesiz İslam’dır.
Su akar..
ali k, tabiki ben de kuran’da kaç kelime var diye bakmıyorum; oradaki cümlemi algılayamamışsın bile; bi de “abim” filan 🙂 Komik olma.
Yabancı, sana gelince, Sen Bana Muhammedin karılarının isimlerini sayar mısın? Kaç karısı vardı? İslam çok eşiliği savunur mu savunmaz mı? Eskiden özü sözü bir bi adamdın. Şİmdi tam bir müslüman olmuşun…
Sevgili Levinstayn bana öyle bir gerçeklik gösterki içinde erkeğin kadınını stepne olarak kullamadığına dair gerçeklik olsun. Bu açıdan bakarsak yanılırız. Müslüman olduğunu söyleyen ve inancın mükemmeliğinden söz eden kişilerin yaşamlarında da sayısız hatalar bulmak mümkün. Şimdi burada genelde şu tartışılıyor: Hangisi daha mükemmel? Bu ideoloji mi, bu inanç mı, bu öğreti mi? Eğer mükemmellik, ideal olan üzerine çalıştırıyorsak zihni, varılan sonuç neden İslam olamaz?
Gerçeğin ne olduğu üzerine tartışacaksak varacağımız sonuç vahşi bir kapitalizmdir. Sen sünni zihniyetin anladığı ve uyguladığı biçimiyle değerlendiriyorsan İslamı benim o kategoride olmadığımı bilmeni isterim. Çünkü bu da Vahşi Kapitalizm gibi bir gerçekliktir. İslam öyle buyurmaz ama Ülkedeki muaviye zihniyeti öyle uygular. Bu İslamı bağlamazki. Öyle bir yere geldimki Kur’an’ı üçüncü kez okuduğumda işin sandığım gibi olmadığını gördüm. Hadi psikoloji üzerine tartışalım ya da felsefe. Sonuç olarak hem var olan Vahşi Kapitalizmin gereksizliğine hem de var olan muaviye zihniyetinin saçmalığına varacağız. O halde nedir hakikat diyeceksek ben bunun Kur’an da var olduğunu anladım.
Muhammed’in kaç eşi vardı? Bu sorular klasik sorulardı evet. Ben de bu ve benzer birçok soruyu sorardım. Kimseyi İslama çağırmıyorum, kimseye gelin, buraya gelin demiyorum. Bu benim kişisel yolculuğum ve şimdi İslama çıktı yolum. Bilinmezki kim nasıl gerçekle yüzleşecek ve yolu nereye çıkacak. Bir ideolojide, akımda, öğretide sabit kalmak yanlıştır belkide. Belki de tersi öyledir. Kişi deneyimleyecek bunu.
Tam bir Müslüman olmuşsun demişsin? Ben bundan önce de tam bir Ateist değildim, tam bir Agnostik değildim, Anarşist, Komünist değildim. Şimdi de tam bir Müslüman değilim. Bu tutarsızlık mı, karasızlık mı? Hayır bu şüphecilik işte. Hangi uç daha baskın geliyorsa, hangisinde aranan gerçeğin bir izi bulunuyorsa kişi taşınıyor oraya. Aslına bakarsan kimse sahiden Anarşist değil, Komünist değil, Müslüman değil, Agnostik değil. Çünkü bu sistemin içinde sistemin kendisinden başka gerçeklik yok.
Su akar..
Sistemin içinde kendisinden başka gerçeklik olmadığına inanan biri, zaten sisteme tabi olmuş demektir. Sen de çemberin tam ortasında olanlardansın.
Klasik cevaplar’ı olmayan Klasik sorular.. Ben de zaten kimseye gel şu ol bu ol demiyorum. Tek söylediğim, elimizde somut verileri olan bir şeyin incelenmesi ve senin ya da sizin, bu gerçeklikleri çarptırarak; sanki başkaymış gibi gösterme çabanız.
Sonuç olarak yalanlarınız..
Belki tarihi gelişim olarak, aleviler, sünnilerden şu gün için; zamanından meydana gelen ve hala devam eden ezilmişliğin etkisiyle daha “ilerici” görünüyor olabilirler. Hatta günümüzde “ilerici” bir rol oynadıkları, sünnilere göre; doğru da.
Ama bu kurandaki kadınları aşağılayan ayetleri değiştirmez ki..
Ben de tam olarak aynı şeyi söylüyorum Farabi.. Muhabbetçi isimli kullanıcının incil ve teslis inancını -sözüm ona tarihe dayanarak- sorgulaması sırasında söylemeye çalıştığım şey de aynısıydı aslında..
Evet, bu soru inanmayanlar için değil, bilakis ve sadece inananlar için.
Ve daha da ilginç olanı; bakara 30-36’ya “geçerli ve kabul edilebilir bir mantık” atfedenlerin, buna karşın rab isa’nın tanrı planı çerçevesinde yeryüzüne inmesi ve bizi herşeyden çok sevdiği için günahın karşılığı olan hesabı bizzat kendisinin ödemesinde bulamadıkları mantık ve reddettikleri geçerlilik nedir acaba? Sanırım ben bunu hiç anlayamayacağım. (Hikayenin hitap ettiği algı düzeyini hiç saymıyorum bu arada, aynısı Buhari’nin şeytan ayetleri için de geçerli elbet)
Her şeyden evvel bilinmelidir ki, İslâm köleliği vâz’ ve icat etmediği gibi, onun koruyucusu ve devam ettiricisi de olmamıştır. Kölelik, devletlerin ve milletlerin savaşlar münasebetiyle oluşturdukları bir müessesedir. İslâm, evvelâ, köleliği bir vak’a olarak ele aldı. Sonra kölelerin ne ticaret ne de eğlence metâı olmadığını hatırlattı ve insan olduklarına dikkati çekti.
İnsanda asıl olan hürriyettir. Hür olan bir insanı köleleştirme büyük günahlardan sayılır ve bundan elde edilen geliri kullanmak ve istifade etmek ise, kat’iyen haramdır. Hürriyete dokunan her hareket ve davranış kınanmış olmasına mukâbil, ona hizmet edici her hamle de, İslâm nazarında takdir görmüştür. Bir insanın yarısını hürriyete kavuşturmak, hürriyete kavuşturan için vücûdunun yarısını âhiret azabından kurtarmak, bütününü azat etmek ise, vücûdunun tamamını teminat altına almak sayılmıştır. İslâm’da köleleri hürriyete kavuşturma, uğrunda bayrak açılan bir mevzûdur. İslâm, yerinde onu bir vazife sayar, yerinde fazîlet der, teşvik eder, yerinde efendi ve köle arasındaki anlaşma ve mukavelelerle, ona giden kapıları açık tutar.
Cariyeler, harplerde esir alınan kadınlardır. Müslümanlar bunları evlerine alıyor, terbiye ediyor, onlara, insanlığın kemaline giden yolları gösteriyor ve yine onları aziz birer misafir gibi koruyorlardı. Maddî ihtiyaçlarını tekeffül etmenin yanında mânen de görüp gözetiyorlardı; eğer Müslüman olursa, çoğu kere onu salıveriyordu, dilerse onu istifraş ediyor ve eğer ondan bir çocuğu olursa, zaten “ümmü’l-veled” (beyin çocuğuna ana olma) hâline geliyor ve hürriyete kavuşma yollarından biriyle hürriyete kavuşuyordu.
İslâm literatüründe “mevâlî” diye bir tabir vardır. Bunlar sonradan hürriyetlerini elde eden insanlardır. Ve bunlar arasında her zaman saygıyla andığımız ve kıyamete kadar da anacak olduğumuz deha çapında büyükler vardır. İmam Malik gibi birisini yetiştiren Nâfi, mevâlîdendi. İmam A’zam, Mesrûk, Tâvus İbn Keysân ve daha niceleri hep mevâlîdendi. Hatta Emeviler devrinde iki âlim kendi aralarında konuşurken elli kadar büyük saydılar da, ancak, elli birinci şahıs mevâlî olmayanlardan çıktı.
Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz, kim onu hapseder veya gıdasını keserse onu hapseder ve gıdasını keseriz, kim onu hadım yaparsa onu hadım yaparız.” ( Ebû Dâvud, Diyât 7; Tirmizî, Diyât 16; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/408)
“Biliniz ki, hiçbir Arab’ın Arap olmayana ve hiçbir Arap olmayanın da Arap olana; hiçbir beyazın siyaha, hiçbir siyahın da beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvâ iledir.” (Müslim, İmare 36; Tirmizî, Cuma 80, Cihad, 28)
“Hizmetçi ve köleleriniz kardeşlerinizdir. Kardeşi, elinin altında bulunan her fert, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onların yapamayacakları işleri emredip onlara yüklemesin. Eğer zor işler teklif ederseniz, behemehal onlara yardım ediniz.” ( Müslim, Eyman 29; Müsned 5/161)
“Sizden hiçbiriniz, ‘Bu kölemdir, bu câriyemdir.’ demesin. Kızım veya oğlum, yahut kardeşim desin.” (Muslim, Elfaz 3; Müsned 2/484)
Alıntı: (fgülen)
Fazla değil 1 tane ayet istiyorum islamın köleliği bitirdiğine dair.
Bitirememişse, devam ettirmiştir.
xenix
” Öyle bir yere geldimki Kur’an’ı üçüncü kez okuduğumda işin sandığım gibi olmadığını gördüm”
Bu davranış genelde inanma olayı gerçekleştikten sonra olur sanıyorum.”İslamı bağlamaz” deyişi genel olarak başka ideolojiler içinde söylenebilir.
Aması var,
Yukarıda söylenen “gerçeklik” konusu,inanç sağlam olduğunda kabul edilebilir düzeye indirgenebilirmi?
Bakara suresi 30-36. ayetler entersandır.
Kısaca vereyim ama mutlaka açıp tekrar okuyun.
Ademin yaratılışı-meleklerin itirazları-Allah ın melekleri ikna için Ademe gizlice isimler öğretmesi-şeytanın doğrudan insana ve Tanrıya karşı çıkışı-şeytanın kandırması-cennetten çıkış.
Bu olayların olması muhtemelmidir? Normalmidir.Bu soru,inanmayanlar için değil. Bir tanrıya inandığımızı varsayarak nasıl cevaplanır önemli olan bu.
Ne iyi insanlar, şu harplerde savaşmayan evinde oturan kadınları evlerine alıp, terbiye edip, onları köle edinenler. Umarım bir gün bir başka dinden biri de sizin eşinizi, kız kardeşinizi böyle alıp terbiye eder.
sonsuz hayatın yanında 30-40 yıllık hayatın bir önemi var mı? Bu dünyada ki rolün cariye olmuş, köle olmuş, ne farkeder?
)kapa parantez
Dağda,ayetleri gözlerinden ruhuna fazla akıtmışlar, motorun su kaynatmış:))
Masal benim ağzımdan almış lafı; Peki ya bu aziz misafirlere insanlığın kemaline giden yol öğretilirken onları yatağa almak neyin nesi yahu? Ulan delirtmeyin be insanı, efendinin biri cariyelerinden birine ilişmek istediğinde bunun isterimi istemezimi mi var?
[Hem kardeşim hem kölem, madem kardeşin niye kölen?]
Hem İslamın nasıl bir derinlik olduğundan bahsedip hem de fetoş gibi bir muaviyeden alıntı yapmak bana tuhaf geliyor doğrusu. Çünkü fetoş ve benzerleri Allaha şirk koşan şarlatanlardır. Ne gerek var ki ikinci ve çarpık söylemlerin yorum biçimlerine kulak kesilmeye? İslam aracı kabul etmiyor ve akılla sorgulamak gerektiğinden bahsediyor. Oysa fetoş bir cemaatin içinde kendi narsisizmini yaşayan aşırılıktır. İslam aşırılığı da kabul etmiyor.
Eğer Muhammed’in köleliği kaldırmaya niyeti olsaydı, şöyle bir ayetle gayet rahatlıkla bunu başarabilirdi, başaramasa bile enazından farkını ortaya koymuş olurdu:
“Bundan sonra hiçbir müslüman köle edinmeyecek, köleleri olanlarda onları azat edecek, şimdiye kadar yaptıkları hizmetlerin karşılığını onlara verecek ve onlara yeni hayatlarına uyum sağlamasında ellerinden gelen yardımı yapacaklardır. Allah adildir, Allah bağışlayandır.”
Var mı Kuran’da buna benzer bir ayet veya daha iyisi?
Yahu ben anlamıyorum..
Birisi bana söyleyebilir mi lütfen; Cariyelerle nikah kıyılıyor muydu? Sanırım kıyılmıyordu, çünkü nikah kıyılsa cariyelikten kurtulup evin hanımlığına terfi etmeleri gerekirdi, diye düşünüyorum..( ya da yanılıyorsam lütfen düzeltin ) Peki ama bu durumda cariyesiyle birlikte olan bir efendi nikahsız bir cinsel ilişki yaşamış olmuyor mu, e bu da hem efendi hem cariye için basbayağı zina etmek anlamına gelmiyor mu?
Yoksa cariyeler söz konusu olduğunda ayrı bir zina hukuku mu işliyor?
Soru:
– Cariye nedir? Cariyelerle evlenilirmi? Günümüzdeki hükmü nedir? (Soru-cevap) Eskiden cariye kadınlar vardı. Efendisi cariye ile cinsi munasebet kurmak istediği zaman acaba cariyenin red etme hakkı varmıydı? Efendisi cariye ile evlenmek istediği zaman cariye red edebilirmiydi?
Cevap:
Savaş sırasında düşman tarafından esir edilen kız ve kadınlar “cariye” olarak alınır. Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi. Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı. Artık o andan itibaren “cariye” ailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü. Cariyenin sahibi olan “efendi” onu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi. Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı. Zâten ayrıca bu hususta Kur’ân’ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur. Mü’-minûn Sûresinin 5 ve 6. âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:
“O mü’minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar.”
Efendinin, cariyesinden cinsî yönden istifade etmesinin, cariyenin hesabına iki mühim hikmet ve faydası vardır. Birincisi ve en mühimi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiş olur. Çünkü, aksi takdirde, cariyelerin fuhşa düşmeleri, zinaya girmeleri ihtimali kaçınılmaz olduğu gibi, efendisinin evine de bağlı kalmış olur.
Diğer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuğu olduğu takdirde “çocuğun annesi” mânâsına “ümmü’l-veled” sayılmaktadır. Cariyeden doğan bu çocuk hür kabul edilir. Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşmaktadır. Çocuk olmasaydı, efendisi de azat etmeseydi, diğer mallar gibi cariye de miras olarak kalacaktı.
Efendinin, cariyesi ile karı-koca olmaları da şart değildir. Efendi, onu sadece bir hizmetçi olarak istihdam edebilmektedir. Ayrıca, cariyenin kocası esirler arasında ise, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile münasebette bulunması caiz değildir. Hattâ erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsî yönden faydalanamaz.1
Bu meselelerle birlikte, Kur’ân-ı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teşvik etmiştir. Nur Sûresinde meâlen şöyle buyurulur:
“Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz. Eğer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder.”2 Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eşitlik sağlanmış olur.
Her vesile ile kölenin hürriyetine kavuşturulmasını tavsiye eden dinimiz, cariyenin de nikahlanarak ev hanımı yapılmasını teşvik etmiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler:
“Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir şekilde terbiye eder, yetiştirir de sonra azat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır.”3
Bu açıklamalar göz önüne alınırsa, İslâmın köle ve cariyeleri ne kadar himaye ettiği, onların haklarını koruduğu açıkça görülecektir. Cariye sadece “kadınlığından” istifade edilen bir insan olarak da görülmemektedir. O aynı zamanda evin bir ferdi, ailenin bir parçasıdır. Ailenin, hanımından sonra evin en sorumlu kadınıdır.
Bir insan sahip olduğu cariyesini azat edip hürriyetine kavuşturabildiği gibi, onu bir başkasına hediye olarak da verebilirdi. İşte Mısır hükümdarı Mukavkıs’ın Peygamber Efendimize (a.s.m.) gönderdiği iki cariye de bu kabildendir. Zaten bu iki cariye Mısır’dan gelirken yolda Müslüman olmuşlardı. Bilindiği gibi Peygamberimiz bu cariyelerden Mâriye’yi kendi nikâhı altına almıştı. Daha sonra Hz. Mâriye’den Hz. İbrahim dünyaya gelmişti. Hz. İbrahim’in doğumundan sonra Peygamberimiz Hz. Mâriye’yi hürriyetine kavuşturdu. Böylece Mâriye, diğer Peygamber hanımlarının gıpta edeceği bir mevkie yükselmişti. Şîrin isimli diğer cariyeyi de Peygamberimiz, şâiri Hassan bin Sabit’e verdi.
Bu hadiseyi misal getirerek, bugün gayr-ı müslim ülkelerden “cariye” olarak nikâhsız bir şekilde kadın alınamaz. Çünkü artık tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir. Diğer taraftan Peygamberimize hediye edilen “cariye”, Mukavkıs’ın yanında da cariye idi. Yoksa Mukavkıs kendi milletinden bir kadını Peygamberimize “hediye” olarak göndermiş değildi.
Evet, herşey son derece “insani”.
Ben de tam olarak bunu söylüyorum zaten ali k.. İlk bakışta garip gelmesinden tut da, cinsî yönden istifade edilmenin cariyeye kazandıracağı bütün hikmet ve faydalara kadar her tarafı insanla bezeli.
İnsan, insan, insan, yok başka…yok başka.. yok başka yerin lütfu bu yazdan, ne de kıştan.
CARİYE
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle İslam’da kölelik konusuna okunmalıdır.Erkek köle gibi kadın köle- Cariyeler- içinde o yazıdaki hükümler aynen geçerlidir!
Cariye; Savaşta esir edilen,savaşa bizzat katılan kadın asker, düşman safları içinde yer alan kadınlardır.Ve sonuçta artık cariyelik konusu tarihi ilgilendiren bir konu haline gelmiştir ve tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir.
Önce altını kalın çizgilerle çizelim: Kur’an’da “cariye” kavramı geçmez.Sadece “Meleket aymanukum” kavramı geçer:
MELEKET EYMANUKUM: Harfi harfine “Sağ ellerinizin sahip olduğu” demektir. Bu deyimle iki mananın kastedildiği anlaşılıyor;
1- Veli, şahitler vb. meşru şartları yerine getirerek nikah sahibi olmak
2- Savaş sonucu esir kadınlara sahip olmak.
Yani ister hür ister esir böyle “meşru nikah sahibi olmadan” hiç kimseyle evlilik ilişkisine girilemeyeceği anlatılmak isteniyor. Çünkü “Sağ elin sahip olduğu” deyiminden maksat nikah mülkiyeti veya nikah sahibi olmaktır. Zira bu tabir henüz savaş ve esir kadın ele geçirmenin söz konusu olmadığı Mekke dönemi ayetlerinde de geçmektedir (70/30). Bu kavramın maksadı insanları zinadan menetmek ve yeni bir nikah bulunmaksızın veya eğer kadın memluke (esir, köle) ise nikah sahibi olmaksızın onlarla cinsi temasta bulunmaktan men etmektir. Cenabı-ı Hak bunu “sağ elin sahip olduğu” ile ifade etmiştir. Çünkü “sağ elin sahip olduğu” hem nikah ile evlenilen kadınlar hem de mülk olarak sahip olunan kadınlar hakkında söz konusudur (Razi)
Demek ki savaşta esir alınan kadınlar, mübadele (esir değişimi) veya serbest bırakma söz konusu değilse, siyasi olarak esaret altında olurlar fakat onlarla cinsel ilişkiye girilemez.Bunun için her normal kadınla yapıldığı gibi ayrıca nikah kıyılması gerekir. Buna ise “eş” denilir. İslam vicdanı her ne şekilde olursa olsun “nikahsız” ilişkiye cevaz vermez.
Ayette geçen “Ezvâcuhum ev ma meleket eymânuhum” ifadesi, “Yalnızca eşleri veya cariyeleri ile birlikte olanlardır.” değil; “Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır” manasına gelmektedir. Kadın erkek bütün eşleri kapsamaktadır. Çünkü 11 ayetlik yukarıdaki pasajda konu erkek ve kadın bütün müminlerin temel özelliklerinin sıralanmasıdır. Aradaki “ev” bağlacı seçenek bildiren “veya” değil; açıklama getiren “yani” anlamında kullanılıyor. Kur’an’ın kendi kendini tefsir ettiğine dikkat ediniz. “Düşünmek veya yani şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur” (Furkan; 25/62) ayetinde geçtiği gibi.Şu ayet ise, esir alınarak köle yapılan ve böylece evlilik dışı nikahsız cinsel ilişki kurulabilen kadın demek olan “cariye” uygulamasına yol olmadığının apaçık delilidir: “Hür mümin kadınlarla (muhsanât) bir yuva kurmaya güç yetirecek durumda olmayanlarınız, savaşta esir alarak sahip olduğunuz (ma meleket eymânukum) iman etmiş kadınları düşünebilir. Allah imanınız ile ilgili her şeyi biliyor. İman edenler artık birbirinin can yoldaşıdırlar. Şu halde onları namusuyla yaşamaları şartıyla, ailelerinden izin alarak ve mehirlerini vererek nikâhlayın.” (Nisa; 4/25)
Dikkate edin, düpedüz ailesinden izinli, mehirli, normal (meşru) evlilikten bahsediliyor. Rızası olmadan, izin alınmadan, mehir verilmeden, nikah kıymadan, sırf savaşta elime esir düştü diye kadıncağızı cariye yapmak bunu neresinde? Her şeyden önce bu Kur’an’ın ruhuna ve vicdanına ters.
Bugün yeniden üretilecek (inşa çağı) fıkhında bunun adı “savaş esirleri hukuku”dur. Buna göre bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce esir düşse şunlar yapılır: Güvenliği sağlanmış korunaklı bir yerde bekletilirler. Ganimet olarak görülemezler. Esir alan askerlere dağıtılamaz, hiçbiri köle ve cariye yapılamaz. Evli olanların evlilikleri devam eder. Esir düştü diye ailesinden veya eşinden zorla koparılamaz, hangi dine göre kıyarsa kıymış olsun nikahı feshedilemez. Her türlü kötü muamele, angarya, işkence, tecavüz, cinsel taciz yasak olur. Misafir muamelesi görürler.
Ya esir mübadelesi karşılığında serbest bırakılırlar.Ya fidye veya tazminat karşılığı salıverilirler.Ya örneğin, lisan belletme, teknoloji öğretme, meslek kazandırma vs. karşılığı üçer beşer serbest bırakılırlar.İçlerinden kendi istekleri ile evlenmek ve Müslüman toplumda yaşamak isteyen olursa, kendi rızasıyla, ailesinin izni alınarak (hatta çağrılarak) ve mehirleri tastamam verilerek bekarlarla telli duvaklı, davullu zurnalı baş göz edilip serbest bırakılırlar.
Hz. Ömer’in hilafeti sırasında Suriye’nin fethi sebebiyle sayıları yüz bini bulan erkekli kadınlı esirler ele geçmişti. Bu kadar insana ne yapılacağı sorun olunca …Hz. Ali: “Ey Ömer! Bunların hepsi Bizans’ın zulmü altında inleyen sefil ve biçare insanlardır. Artık bunlar bizim halkımızdır.Bunların kolları ve cesetleri kazanıldı, şimdi de yüreklerinin kazanılmasına sıra geldi. Görüşüm şudur: Hepsini kayıtsız şartsız serbest bırak! İslam’ın sevgi, merhamet ve adaleti altında saadetle yaşasınlar. Varsınlar çoluk çocuklarına kavuşsunlar.” (Filibeli Ahmet Hilmi; İslam Tarihi, shf. 287) Hz. Ömer bu görüşü büyük bir sevinçle kabul etti. Yüz bin esirin serbest bırakılması için derhal bölge komutanı Ebu Ebeyde b. Cerrah’a emir gönderdi.
Hz. Peygamber’in iki tane cariyesi … ilki Reyhane, Medine’deki Yahudi Kurayza kabilesine mensup bir hanımdı. Bu kabile ile yapılan savaş sonunda esir düştü. Hz. Peygamber Reyhane’yi önce serbest bıraktı sonra da evlenme teklif etti. O da kabul edince nikah kıyarak evlendi. (Belazuri,1, 920). Mariye ise babası İranlı, annesi Yunan Mısırlı Hrıstıyan bir hanımdı. H. 7 yılda Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubuna bir yazı ile karşılık veren Mısır Kralı tarafından gönderilmişti. Hz. Peygamber’in Reyhane’ye yaptığını ona da yaptığı anlaşılıyor. Çünkü Kur’an içlerinde Mariye’nin de olduğu Hz. Peygamber’in hanımlarından ayırdetmeksizin “Ey peygamber eşleri” diye bahseder.Başka bir tabir kullanmaz. Mesela şu ayette adı geçen hanım Mariye idi.“Ey peygamber! Eşlerini memnun etmek için Allah’ın serbest bıraktığı şeyi niçin kendine yasaklıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. Allah yeminlerinizi bir çözüme bağlamayı istemektedir.” (Tahrim; 66/1-2, Razi, Kurtubi, İbn Kesir, Zemahşeri). Tahrim, talak, zıhar vs. ise nikah sorumluluğu altındaki “eşler” için geçerlidir. Buradaki eş ise Hafsa, Aişe ve Zeynep ile aynı statüde olan Mariye idi. İhsan ELİAÇIK – haber10.com
Yabancı,
Sistemin gerçekliğinde, senin sen olmanı bekler dururuz. Zaten başka türlüsü de bizden beklenmez. Bu arada “Beklenen”, senin düşlerin olmayabilir. Düş kurmam dersen, umutsuzca çırpınman bize Sade’yi hatırlatabilir. Gene de tatmin olmayabiliriz. Tüm bunlardan bize ne der geçeriz.
Pardon unuttum!
Rehber arayışlarını aşka dönüştüren ululara selam yollarken, gülerek el salladıklarını unutmamak gerekir di mi?
Sormuştun anlattım:) Takla atan dindar’a erdem’in rövaşatası… Hepsi kavram dostum…
Şu allah hep efendilerle mi konuşur, bizzat cariyelere hitaben söylediği bişeycikler de yok mudur?
Ya ben anlatamıyorum galiba..
Ali k, bak ben muhammed döneminde bir köleyim , hatta cariyeyim, söyle şimdi ne yapmalı ve nasıl dua etmeliyim ? Köleliğime hikmet mi atfetmeliyim, kendime hayırlı sahipler mi dilemeliyim, efendime isyan mı etmeliyim?
[ Karıncanın bile duası var cariyenin yok mu?]
bak eliaçık islamda cariyelik konusunu anlatmış….oradan hareketle sonuçlar çıkartabilirsin….
birde islam tarihinde köle isyanlarına bak….
KUR’AN DA KÖLELİK İLE İLGİLİ AYETLER
Eleştirmek herkesin hakkı. İsteyen Kur’ am-ı eleştirir, soruşturur, irdeler, hükümleri aklına yatar – yatmaz veya inanır-inanmaz bu konularda tamamen özgürdür. Lakin burada inanmayanlardan milyonlarca daha fazla inanan müslüman var. En azından inananların inancına saygılı olmak gerekir.
Eleştiri başka şey, inananların inançları ile alay etmek, dalga geçmek başka şey.. Eleştiri, adı üstünde, elemektir. Eğer yeterli ilim ve liyakatiniz, selim bir aklınız, biri adalet diğeri itidalden oluşmuş bir çift eliniz, insaf telinden örülmüş bir eleğiniz varsa, o eleğe koyar, bize kadar gelmiş değerleri elersiniz. Eleğin altına geçen de olacaktır, üstünde kalan da. Eğer bu şartları haiz olarak yapmışsanız bu elemeyi, üstünde kalana itibar eder, altında kalana itiraz edersiniz. Hatta çok makul şeylere dahi herkesin itiraz hakkı olabilir ama inançları alay konusu etmeğe kimsenin hakkı olduğunu düşünmüyorum.
Allah, Kur’an-ı Kerim’de ve Rasul de hadisi şerifte kölelere ihsanda bulunmayı ve onlara iyi muameleyi tavsiye etmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:
Allah’a kulluk edin. O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere ihsanda bulunun/iyilik edin.”[1]
Rasulullah (a.s.) şöyle dedi:
Yine Müslim, Ebu Hureyre yoluyla Rasul (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:
Şeriat, kölenin konumunu yükseltip onu hür kimseler gibi yapmıştır. Zira onun kanını, masum/koruma altında kılmıştır. Köleyi öldüren hür kimse öldürülür. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle diyor:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas farz kılındı.”[4]
Kısas, tekâbül etmektir/benzerliktir. Suç işleyenin cezalandırılmasıdır. Suçun cezasına da kısas denir. “Size kısas” yazıldı” demek, öldürülenler hakkında suçun cezası, katilinin öldürülmesi şeklinde size farz kılındı, demektir. Bu ise, geneldir. Erkeği, kadını, hürü, köleyi kapsar. Bunu İbni Mace’nin, İbni Abbas yoluyla rivayet ettiği Rasul’ ün şu sözü de teyit etmektedir:
Kanlarınız birbirine denktirler/eşittirler.”[5]
Bu geneldir. Dolayısıyla hür kimse ve kölenin her birisinin de kanının masum olması ve öldürülmesinin haram olması, hangisi olursa olsun katilinin öldürülmesi hususunda eşittirler. Buna binaen İslâm, kölenin canına hür kimsenin canı gibi aynı şekilde itibar edip kanını hür kimsenin kanı gibi masum saymıştır. Rasul şöyle demiştir:
Kölesini kim öldürürse, onu öldürürüz.”[6]
Yine İslâm; köleye, evlenme, boşanma, öğrenme, hür olsun köle olsun başkası hakkında şahitlik yapma hakkı vermiştir.
İslâm, kadın kölenin sahibine, ondan cinsi tatminde bulunma hakkını verse de o kölenin konumunu yükseltip kölelikten kurtulmasına yol açmaktadır. Çünkü sahibinin kadın kölesinden cinsi tatminde bulunması, kocanın karısı ile cinsi tatminde bulunması gibidir. Bu ise kadın köleyi, hür eşin seviyesine yükseltir, ona sahibinin yanında bir seviye kazandırır. Ayrıca bu cinsi tatmin sonunda hamile kalış ve doğum, bu köle kadına, sahibinin ölümünden sonra zorunlu olarak kölelikten kurtulma fırsatı verir.
İslâm, kölenin, kölelikten kurtulmasına teşvik etmiştir. Köle azad etmeyi, insana, Allah’ın yüce nimetine şükretmesine yardımcı ve o zor geçidi geçmesine yardımcı kılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle demiştir:
“Ama o zor geçidi aşmaya girişmedi. O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? O zor geçit, bir köle azad etmektir…”[7]
İslâm, köleleri kölelikten kurtarmayı vacib kılan amelî hükümler/uygulama amaçlı hükümler koymuştur. Nitekim Şeriat, kölelikten kurtarmayı zorunlu kılan hükümler koymuştur.
Zira İslâm, mahrem akrabasının mülkiyetine ait kölenin azad edilmesini, mülkün oluşmasıyla birlikte zorunlu kılmıştır. Mülkün sahibi ister razı olsun ister razı olmasın, ister azad etsin ister etmesin fark etmez, o köle hemen azad olur/kölelikten kurtulur. Satın alma ya da miras yoluyla mahrem akrabalığı olan bir köleye sahip olan her insana, onun mülkiyetine geçmesi ile birlikte hemen kölelikten kurtulmasını/serbest olmasını, azad etmesine gerek olmaksızın zorunlu kılmıştır. Ebu Davud, Hasan’dan o da Samra’dan Nebi (u)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Kim sahibi olduğu kişiyi/kölesini döverse ya da ona vurursa, bunun kefareti, o köleyi azad etmesidir.”[10]
Bu hadiste geçen “vurmaktan” kasıt olunan, çok acı veren şiddetle vurmaktır. Çünkü efendinin kölesine terbiye için vurmasını caiz kılan hadisler geçmiştir.
İslâm, köle azad etmeyi, bir çok günah için gerekli kefaret kılmıştır. Mesela:
Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, onun kefareti, bir mü’min köle azad etmektir. Allahu Teâlâ şöyle demiştir:
“Bir mü’minin bir mü’mini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, onlara diyet ödemesi gerekir. Eğer öldürülen, size düşman bir topluluktan ve mü’min idiyse, öldürenin bir mü’min azad etmesi gerekir. Eğer aranızda anlaşma olan bir topluluktan ise ailesine diyet ödemesi ve bir mü’min azad etmesi gerekir.”[11]
Kim yeminini bozarsa, hatasının kefareti olan hususlardan birisi de bir köle azad etmesidir. Allahu Teâlâ şöyle dedi:
“Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden (kasıtsız yeminden) dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bağlanmış olduğunuz (yemin kastı ile yaptığınız) yeminden dolayı sizi sorumlu tutar. (Bu tür yeminlerinizi bozarsanız) onun kefareti ailenize yedirdiğiniz orta yollusundan on fakiri doyurmak yahut onları giydirmek ya da bir köle azad etmektir.”[12]
Eşine, “Sen bana annemin sırtı gibisin” diyerek “zihar” edip (Eşi ile yatmamaya yemin etmek) sonra tekrar eşine dönen kimsenin kefareti, bir köle azad etmektir. Allahu Teâlâ şöyle dedi:
“Karılarından zihar yoluyla bazılarını boşayıp sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirlerine temastan önce bir köle azad etmeleri gerekir.”[13]
Kim Ramazan orucunu cima/cinsi münasebet yoluyla bozarsa, bir köle azad etmesi gerekir. Ebu Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir adam Nebi’ ye gelip; Helak oldum ya Rasulullah, dedi. Rasul (u) de ona; Seni helak eden nedir? dedi. O da; Ramazanda eşimle cinsi münasebette bulundum, dedi. Rasul (u); Bir köle azad edebilir misin? dedi. Adam; Hayır, dedi. Rasul ; Ard arda kesintisiz iki ay oruç tutabilir misin? dedi. Adam; Hayır, dedi. Sonra oturdu. Daha sonra Nebi, ona bir sepet hurma getirdi ve ona verip; Bunu sadaka olarak dağıt, dedi. Adam; Benden daha fakir/muhtaç kimse var mı? Ona benim ev halkımdan daha muhtaç olan var mı? dedi. Bunun üzerine Nebi, yan dişleri görülesiye kadar gülüp ona şöyle dedi: Haydi git ve onu ehline/ev halkına yedir.”
Görüldüğü gibi Nebi’ nin ilk emrettiği husus, köle azad etmek olmuştur. Onun bunu yapmaktan aciz olduğu açığa çıkmadıkça diğerlerine geçmemiştir. Bütün bu kefaretle ilgili hükümler, kefaretle yükümlü olana köle azad etmeyi zorunlu kılmaktadırlar.
İslâm bununla yetinmemiştir. Bilakis köleye kendisini kölelikten kurtarmak üzere çalışmak için bir yol göstermiştir. Aynı şekilde sahibine de kölenin ücretini telafi etme yolu göstermiştir. Bu konu mükatebe bahsinde izah edilir. İslâm buna teşvik etmiştir. Allahu Teâlâ Kur’an’da bunu emretmiş/talep etmiştir. Allahu Teâlâ şöyle demiştir:
“Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin onlardan bir iyilik görürseniz bedel vermelerini kabul edin, onlara Allah’ın size verdiği maldan verin.”[14]
Sahibi, kölesine; “Bana şu süre içerisinde şu kadar para verirsen hürsün” diyerek “mükatebe” yaptığında, efendinin kölesini mükatebe söylediği malı kazanasıya kadar çalışması için serbest bırakması vacib olur. İstenilen malı/parayı getirdiğinde onu azad etmesi de vacib olur. Onun bu mükaketeden cayması da doğru olmaz.
Fakihler mükatebeyi şöyle tarif etmişlerdir: “Kölesinin malı ile sahibinin onu derhal serbest bırakmasıdır. Mükatebe anlaşması sahih olduğunda, köle efendisinin elinden dışarı çıkar, ücreti ödediğinde ise, efendisinin mülkiyetinden dışarı çıkar.”
Bu hükümlerin hepsi de kölelerin azad edilmesi/ kölelikten kurtulması içindir. Bu hükümler incelendiğinde şu yolun izlendiği dikkati çekmektedir:
Cazip kılma ve teşvik ile yönlendirme yolu,
Allah’a karşı muttaki olmanın itmesi ile fert uygulamadığında devletin kuvvetle uyguladığı hükümler koyma yolu,
Bunların hepsi de, köle sahiplerinde köleleri azad etmekle ilgili düşünme ve amel etmeyi oluşturmaya yol açmaktadırlar, kölelerde de kendilerini kölelikten kurtarmak için çalışmakla ilgili düşünme ve amel etmeyi oluşturmaya yol açmaktadırlar. Bu, toplumdan köleliliği sona erdirmeye yönelik seyri/yol almayı sağlar.
“Zekatlar, Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri imana ısındırılacaklara verilir. Kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve o yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir.”[15]
Ayette geçen köleler hakkında” sözü, kölelerin kölelikten kurtulmaları demektir.
İslâm bu bölüm için belirli bir miktar tayin etmemiştir. Devlete, zekat mallarından kölelerin azad edilmesi için bir miktar ayırması caizdir. Hatta zekatın harcandığı diğer bölümlerden birisine harcama zorunluluğu olmadığında, zekat mallarının tamamını köle azad etmek uğruna harcaması da devlete caiz olur. Zira zekatın o sekiz sınıfa/bölüme de harcanması vacib değildir. Bilakis müslümanların halifesi uygun gördüğünde bu sekiz sınıftan/bölümden bir bölüme zekat mallarını harcaması caiz olur.
2/BAKARA/177 : Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
2 BAKARA/178 : Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.
2/BAKARA/221 : Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar.
4/NİS’A/92 : Hata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).
5/MAİDE/89 : Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.
9/TEVBE/60 : Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
24/N U R/32 : Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.
26/ŞUARA/22 : “O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. “
58/MÜCADELE/3 : Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
90/BELED/12 – 13 : Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmektir.
Selamlar… Sevgiler… Hürmetler…
1)Nisa: 36
(2) Müslim, K. İman, 3139
(3) Müslim, K. El-Fâz min el’Edebi ve Gayrihâ, 4177
(4) Bakara: 178
(5) İbni Mace, K. Diyât, 2673
(6) Ahmed b. HanbelMüs. Basriyyîn, 19263
(7) Beled: 11-13
(8) Buhari, K. ‘Itka, 2333
(9) Ebu Davud, K. ‘Itka, 3441
(10)[Müslim, K. İmân, 3130, İbni Ömer yoluyla rivayet etmiştir.
(11) Nisa: 92
(12) Maide: 89
(13)Mücadele: 3
(14)Nur: 33
(15)Tevbe: 60
Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı
bayraktarb@htgazete.com.tr
Kölelik ve haklar
03 Şubat 2010 Çarşamba, 18:39:42
BİLİNDİĞİ gibi 2 Aralık köleliğin yasaklanması günü, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü ve bu günü içine alan İnsan Hakları Haftası’dır. Bizim yazımız da bu iki özel günün arasında yer almaktadır. Günceli yakalamak bakımından bu günlerin içeriğini gündeme taşımak istiyoruz.
Kölelik, insanlık tarihinde bir kara sayfadır ve insanlık için bir yüz karasıdır. Mal veya para vererek bir insanı satın almak, hiçbir hak sahibi olmadan onu kullanmak, gerektiğinde başkasına satmak gibi insanlığın onurunu ayaklar altına alan bir uygulamaya karşı mücadele vermek Kuran’da bir ibadet olarak öne sürülmektedir.
Bakara Suresi’nin 177. ayetinde iyinin ne olduğu anlatılırken, onun içeriğini oluşturan eylemler gündeme getirilmektedir. İşte bu amel veya eylemlerden biri de köleliğin kaldırılması için infakta yani harcamada bulunmaktır. Tövbe Suresi’nin 60. ayetinde de zekâtın kimlere verileceği sayılırken bunlardan birinin de köleliğin kaldırılması faaliyeti olduğuna dikkat çekilmektedir. Ayrıca Beled Suresi’nin 13. ayetinde de köleliği kaldırmak, insanları özgürlüğüne kavuşturmak için harcama yapmanın bir ibadet olduğuna işaret edilmektedir.
Bu ayetlerden anlıyoruz ki, Kuran köleliği kaldırmayı, insanları özgürlüklerine kavuşturma faaliyetini bir ibadet olarak kabul etmektedir. Onun için Kuran’ın bir özgürlükler kitabı olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan Kuran, insanın sadece Allah’a kul olabileceğini, insanın insana kul olamayacağını çeşitli ayetlerinde gündeme getirmektedir. İnsanın insana köle olmasıyla ilgili mücadeleye bütün peygamberleri koymamız doğru olacaktır. Peygamberler bir şekilde kölelikle mücadele vermişlerdir. Özellikle Hz. Musa’nın İsrailoğullarını Firavun’un esaretinden kurtarma mücadelesi ile Kuran ve Hz. Peygamber’in köleliği kaldırma mücadelesi öne çıkmaktadır.
İlahi vahiy ve peygamberler, köleliğin kaldırılması için mücadele verirken kölelik virüsü gen yapısını değiştirerek varlığını sürdürmektedir. Günümüzde GDO, yani genetiği değiştirilmiş organizmalardan, araştırmalardan ve onun zararlarından bahsedilmektedir. Oysa GDK, yani genetiği değiştirilmiş kölelikler unutulmaktadır. Günümüzde köleliğin şekil ve kimlik değiştirerek devam ettiğine şahit oluyoruz. Eskiden insanlar, hukuken sahip olduğu hakların elinden alınmasıyla boğaz tokluğuna yaşama uğruna köleleştiriliyordu. Yusuf Suresi’nin 20. ayetine göre Hz. Yusuf da düşük bir fiyata köle olarak satılmıştı. Ama günümüzdeki kölelik, geçmiş asırlardakinden daha derin ve daha mücadele edilemez bir kılıktadır.
Günümüzde düşünce, yani zihin köleliği bütün erdemleri yakıp kül etmektedir. Artık yüz yüze köleliğin yanında uzaklardan da kölelikler devam etmektedir. Bu düşünce köleliğini kalemlerde, kitaplarda, makalelerde ve çeşitli müesseselerde görebilirsiniz. Bir bakıma biz buna ideolojilerin köleleri diyebiliriz. Zihnine zincir vurulan, düşüncesi hapsedilip köleleştirilen insanlar özgür olsalar ne yazar. Zihin ve gönül köleliği, hukuki kölelikten hem daha zararlı hem de daha tehlikelidir. Eski anlayışta insan bir kişiye köle oluyordu. Şimdi ise pek çok insana kölelik yapmaktadır.
Kölelik gen ve kılık değişikliğine uğrarken, efendiler de gen ve kılık değişikliğine uğramıştır. Yeni efendiler insanların zihnine, gönlüne hükmediyor, oralarda tahtlarını kuruyorlar. Onun içindir ki Yüce Allah, A’raf Suresi’nin 176. ayetinde Hz. Peygamber’in görevlerini sayarken bu görevlerden birinin insanların zihnine ve gönlüne vurulan zincirleri kırmak olduğunu gündeme getirmektedir. Özgürlükler peygamberinin ümmeti içinde, “Ölünün, yıkayıcısına teslim olması gibi teslim olacaksın” zihniyetinin nasıl türediği, yürekler acısı bir durumdur. İnsanların midesini doyurma uğruna zihninin zincire vurulduğu bir çağda yaşamak, gerçekten derin bir acı vermektedir. Çeşitli odak noktalarının duvarları içinde hapsedilmiş ve zincir vurulmuş zihinlerin varlığı, özgürlük âlemini kirletmektedir. Günümüzün köleliğinin kara bulutu insanlığın üzerini kaplamış, nefes alamayacak hale getirmiştir.
HAKLAR
Günümüzde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden bahsedilmektedir. Oysa Kuran, “Haklar” beyannamesini gündeme getirmiştir. Onun için Kuran, Allah hakkını da gündeme getirmekte ve onun ardından insan haklarını ele almaktadır. En’am Suresi’nin 151-152. ayetlerinde hakların bir kısmı açıklanmaktadır.
Allah hakkı
İnsanın yaradanını tanıması, O’na iman etmesi, O’nu birlemesi, O’na eş koşmaması Allah’ın hakkıdır. Başka bir ifadeyle Allah’a kulluk etmek, yani tapınmak O’nun hakkıdır (En’am 151).
Ana-baba hakkı
Ana-babaya iyilik etmek, onlara üf bile dememek, onları itmemek, onlara tatlı söz söylemek, onlara tevazu kanatlarını germek, onlar için Allah’a dua etmek (İsra, 23-24) onların hakkıdır. (En’am 151).
Çocuk hakkı
Anne karnında yaratılmış olan insan yavrusuna kıymayıp dünyaya getirmek, onu iyi bir şekilde yetiştirmek onun hakkıdır.
Toplumun hakkı
Kötülüklerin gizli ve aşikârına yaklaşmayıp, toplumun ahlakını, değerlerini canlı tutmak onun hakkıdır (En’am 151).
Hayat hakkı
En’am 151’de, İsra 33’te ve Furkan 68’de Yüce Allah insana, hayvana ve ağaca haksız yere kıyılamayacağını emretmektedir. Böylece Kuran hayat hakkını genişletip, hayvan ve bitki âlemini de içine almaktadır.
Yetim hakkı
Yetimin malına yaklaşılmama gereğini vurgulayarak/emrederek Yüce Allah, Kuran’ın haklar sistemini genişletmiştir (En’am 152).
Tüketici hakkı
“Ölçü ve tartıyı adaletle yapınız” (En’am, 152) diye emrederek tüketici haklarını korumaktadır.
Hukukun hakkı
“Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olunuz” (En’am, 152) diye buyururken, düşmana bile adil davranılmasını (Maide, 8); kendiniz, ana-babanız, akrabanız, zengin, fakir bile olsa şahitliği Allah adına yaparak adaletin bayrağını ayakta tutun emrini verirken (Nisa, 135) hukuk hakkının nedenli önemli olduğunu göstermektedir.
İnsanın hakkı
“Herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz” (En’am, 152) buyururken, insana dini bakımdan yük yüklerken Yüce Allah, insanın gücünü dikkate almayı insan hakkının bir gereği saymaktadır.
Öğrenim hakkı
Kuran’ın ilk inen ayetlerinden biri “oku” emridir. Okumak insanın gelişimini, değişimini, yenilenmesini temin eden bir faaliyet olduğuna göre, insana bunu temin etmek onun hakkı olmaktadır. Bu hakkı Bakara Suresi’nin 31. ayetine göre Yüce Allah yerine getirmiş, yarattığı Hz. Adem’i öğrenime tabi tutmuştur. Bu da bize şunu ifade etmektedir: Doğan çocuğun öğrenme hakkı vardır. Bu hakla beraber bu dünyaya gelmektedir. Hayat hakkının ardından öğrenim hakkı herhangi bir nedenle engellenemez.
Emeğin hakkı
Asırlar önce Kuran, “İnsan için kendi emeğinden başka bir şey yoktur” (Necm, 39) demiştir. Karşılığı verilmeyen emek ıstıraba dönüşür, giderek zulüm halini alır. Bir bireyin beyin emeği, bir de kas emeği vardır. Her iki emeğin hakkı ödenmeli ve bu emekler doğru yolda kullanılmalıdır.
Fakirin hakkı
Çeşitli biyolojik ve sosyolojik nedenlerle insanlar fakir düşebilirler. Fakir düşenlerin elinden tutup kaldırmak, fakirliğin toplumu kirletmesine engel olmak, zenginlerin üzerine bir hak olarak yüklenmektedir. Ayet şöyledir: “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır” (Zariyat, 19; Mearic, 24-25). Fakirlerin elinden tutup kaldırmak bir tercih değil, bir zorunluluktur.
İnsanlara doğruyu söylemek onların hakkıdır
Bakara Suresi’nin 83. ayetinde şu ifade yer almaktadır: “İnsanlara doğruyu söyleyiniz.” Bu bütün insanların üzerine olan bir yükümlülüktür.
Zulme uğrayanın hakkını arama hakkı
Yüce Allah, Nisa Suresi’nin 148. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez, ancak zulme uğrayan müstesnadır.” Böylece zulme uğrayan kişi hakkını arayacak, zulme uğradığını duyuracaktır. Mücadele Suresi’nin 1. ayetinden anlıyoruz ki Yüce Allah, kadına kendi hakkını arama imkânını tanımaktadır. Kuran kadına ekonomik bakımdan miras hakkı tanımıştır (Nisa, 7, 11-12, 32).
Örgütlenme hakkı
Yüce Allah, Maide Suresi’nin 2. ayetinde, insanlara iyilik ve ruh olgunluğu üzerinde örgütlenmeyi emretmektedir. Günah ve düşmanlık üzerine örgütlenilemeyeceğini de hükme bağlamaktadır.
Mülkiyet hakkı
Kuran, ferdin ve toplumun mülkiyet hakkını tanımakta ve bu hakkın korunmasını emretmektedir (Bakara, 188; Nisa, 29; Maide, 38).
Kısaca diyebiliriz ki, Kuran asırlar önce modern toplumun temellerini atarken bu temellerin “haklar” üzerinde oturmasını da öngörmüştür. Yüce Allah, En’am 151-152. ayetlerinde haklar konusunda akıl ve düşünceyi devreye sokmayı da emretmektedir.
“Kuran evrensel bir kitaptır, bütün zamanlara hitab eder” iddiasını eden akıl fukarası zır cahiller!!
NİSA/36
Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara,sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.
Köle tüccari allah, “sahip olduğunuz kölelere iyilik edin.”diyor…
“Kölelerinizi azad edin, insanlık suçu işliyorsunuz sizi helak ederim” demiyor.Neden?
Nisa/3
Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
“Sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin” ifadelerinden ne algılıyorsunuz ? cariyelerle mutlu mesut nikahsızca yaşayın diyor. neden?
Nur /33
Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Allah, onları fuhuşa zorlamamaları için yumuşacık bir öneride bulunmuştur sadece. Ceza yok.. Dinsizlere yaptığı tehditlerin binde biri yok.. “Zorlamayın” deyip geçmiş, bu da yetmiyor gibi cariyeyi bağışlamaktan sözederek onu resmen günahkar ilan etmiştir. Suç işlemeyeni affetmek ne demektir?
Yani kadına “korkma, efendin seni zorlasa bile ben seni affederim” diyerek efendiye üstü örtülü izin veriyor.
NAHL:
75 – Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.
Hiç bir şeye gücü yetmeyen ve baskasının malı olan kölenin köle olmasını isteyen, güzel rızkı veren de kendisi degil mi?
Sonra tutup utanmadan “bunlar hiç eşit olur mu?” diye soruyor. Neden?
Nahl 76’yıda ekleyelim..İbreti alem olsun..
76 – Allah şu iki adamı da misal verdi: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, adaletle emreden ve doğru yolda bulunan adam eşit olur mu?
İbreti alemi iyice ibretlik yapalım…
NAHL:
93 – Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.
İslam, bütün ahlaksızlık ve ilkellikleri meşrulaştırmıştır. Bu daha da korkunçtur.
Kölelik, İslam’ın meşru hale getirdiği en önemli ilkelliklerden biridir,
Kutsal hukuk denilen şeriat, Kur’an’ın içindedir doğal olarak ve bütün hükümler nettir. Kölelik onaylanmakla kalmamış, kölelere neler yapılacağı konusunda da hükümler verilmiştir. Köleler alınır satılır, insanların yaptıkları hata ve suçlarda “köle azad etmek” yoluyla onların bedel, mal olduğu belirtilir ve ayrıca kadın köleler seks hizmeti verir. Kur’an zaman zaman onlara iyi davranmayı salık verir ama o da olayın süsüdür.
Köleleri, sahipleri ile birlikte bir bedel belirleyerek özgür bırakmaktan sözeder mesela. Özgürlüğün bedeli vardır, kendi parasını ödeyen köle, efendisi izin verirse eğer özgür kalabilir. Bu prayı nasıl biriktirecek, nereden bulacak gibi sorular sormak sadece sizin kötü niyetinizin delili olacaktır, lütfen sormayınız.
ÇAĞDAŞ DÜNYANIN TALİHSİZ KÖLELERİ !
Kölelik Fransada 1848 de kaldırıldı (!?!) Uluslar arası alanda 1926 yılında kanun çıkarılarak kaldırıldı (??!) öyle mi ? Köleliğin sadece kağıt üzerinden kaldırıldığını, ilkel köleliğin şartları ve koşulları değiştirilerek MODERN KÖLELİK halinde halen devam ettiğini birkaç milyon Holding Patronundan başka herkes biliyor.
Yazık ki bunları bile bile, okuya okuya, yaşaya yaşaya tanık olmamıza rağmen, milyarca erkeklerin, kızların, kadınların, çocukların günden güne köleleştirildiğini göre göre bunları bırakmışız, 1.500 yıl gerilere gidip varsa-yoksa islamın kölelere bakış açısını sorguluyoruz.
E L İ N S A F..!
Sanki kölelik islamdan önce yoktu. Sanki kölelik islamla geldi.
Akıl sahipleri biraz da şunu düşünsün lütfen;
Tarihin her döneminde dünyanın her yerinde kölelik de, cariye edinme de var iken hangi din kölelerin, cariyelerin, yetimin, fakirin, zayıfların hakkını korumak için; Sömürgeci zenginlerin, kabile reislerinin, eşkiya orduların, şehrin en zengin ama en şerefsizlerinin karşısına dikilip de fakirin fukaranın hakkını korudu ?
Hangi din, bir siyahi köle ile Peygamberi yanyana getirdi ?
Hangi din, sadece para ile kazanılmış Ağa’lığı, Efendi’liği, Baron’luğu v.s. ayaklar altına alıp önce adam olmayı tavsiye edip; “üstünlük takvadadır,” dedi ?
Hangi din, hangi toplum işçiye ücretini “alnının teri kurumadan”, vermeyi önerdi ?
Hangi din, kız çocuklarını malum işyerinde para ile fuhuş yaptıran Ebu Leheb’in şerrinden ve aynı şehirde kızının halinin utancından onları diri diri toprağa gömen babalara: “DUR!” deyip de, Leheb ve onun gibi olanların karşısına ölümü göze aldırıp Peygamberini çıkardı ?
Biraz da bunları konuşalım lütfen..
Hangi din derken, diğer dinlerin bu tür şeylere kapalı olduğunu asla söylemiyorum. Allah katından inen bütün kitabi dinler elbette ki zulmün karşısında, mazlumun yanında olmuştur. Argümanlar kısmen farklı olsa da istisnasız bütün dinler aynı minval üzeredir.
Asıl anlatmak istediğim İslamı eleştirirken önce detaylı olarak islamı bilmek, Peygamberini de iyi tanımak gerekir.
Toprakta tozu bile kalmamış kölelerin hakkını korumak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.
VARSA BİRAZCIK YÜREĞİMİZ, VARSA BİRAZCIK CİDDİYETİMİZ; BUYURUN BUGÜN ARAMIZDA, İŞYERLERİMİZDE, ALTIMIZDA, ÜSTÜMÜZDE, MAHALLEMİZDE OTURAN KÖLELERİN HAKKINI KORUYALIM. EN AZINDAN BEN BÖYLE DÜŞÜNÜYORUM VESSELAM…
Çok sevdiğim Hz. ALİ’ nin güzel bir vecizesi ile noktalıyorum:
BİR HAKSIZLIK GÖRDÜĞÜNÜZDE MÜDAHALE ETMEZSENİZ ÖNCE HAKKINIZI, ARDINDAN DA ŞEREFİNİZİ KAYBEDERSİNİZ…
Hepsi kavram olursa, takla atan, mükemmellik çizgisini dindarlık olarak belirleyen mi olur yoksa hepsinin kavram olduğunu iddia eden mi olur? O halde kişi neden illede Agnostisizm üzerine bir duruş sergileme ihtiyacında olur? Bunların cevapları verilemediğinde kişinin kendisi olması ne anlam ifade eder?
Sn: MİSAFİR,
* KUR’ AN, HAKİKATLERİ G Ö R E N E D İ R.
KÖRE NE ?
Kur’ an-ı gözlerini kapatarak okumaya kalkarsan sadece aklındakini okursun.
Kur’ an-ı gözlerini açarak okursan Kur’ an-ı okursun.
Hele bir de gönlünü (kalbini) açarak okursan o zaman manayı okursun.
Umarım; “GÖZLERİ VARDIR GÖRMEZLER, KULAKLARI VARDIR DUYMAZLAR, AKILLARI VARDIR ANLAMAZLAR”, Ayetinin muhatabı değilsindir.
O yazdığın ayetlerden anladığın yazdıklarınsa senin için şu an yapacak hiç bir şey yok! Çünkü onları bir tefsirin kapağı açılıp da yazılmış şeyler değil. Bazı akl-ı evvellerin sü-i zanı, iftirası sadece. Kitap okuma alışkanlığın yoksa da birkaç meal ya da tefsiri tıklasaydın. Örneğin: Muhammed Hamidullah, Fahruddin Er-RAZİ, Mustafa İSLAMOĞLU, R. İhsan ELİAÇIK, ALİ BULAÇ, Suat YILDIRIM v.s.. v.s…
Okumayacağını bile bile öneriyorum. Kimbilir ? Belki de beni yanıltırsın. Slm.
İnsanın kendisi olması diye bir düş için derin uykulara yatmayı çok isterdim. İnsan belirli çevre ve koşullardan edindiği davranış ve düşünüş kriterlerini, alışkanlıklarını, aidiyet ihtiyacı gidermiş olma rahatlığını kendisi olmakla anlamlandırmakta özgürdür. Psikoloji denilen hastalıklı alan bu konuda yeterince sanrılı kuramlar geliştirmiştir. Oysa insanda hep adil olanı, hakkaniyetli olanı arama dürtüsü vardır çünkü etrafında dönen herbişeyin bu öz gereklilikten yoksun olduğunu şüphesiz bilir. Yalnızlığını ne düzeyde yaşadığını bilinç olarak algılayamayacak umursamazlıkta olsa da derin itki her daim eşit ve adil olanı bulmak yönündedir. Ki bütün kavga alındığında sahip olduğunu düşündüğü ganimetin, karşılığında hakkınca verilmediğine dairdir. Şimdi bu ince çizgi içinde yol nasıl hakikatli olanın eteğinde nefes alıp vermeye meyletmez düşünmekteyim ellerimi alıp dizlerimin üzerine.
Geçmişe baktığında sayısız kazık yemiş olduğunu anladığı vakit vermiş olduğu ‘ben de böyle olmalıyım demek ki çünkü ben bundan başka bir gerçek yaşamamışım’ kararının sonucunu bir öğretiyle taçlandırabilir hatta bu öğretiden ziyade ideolojik düzeyde varoluş inşası da olabilir. Bütün bunların arkasında sanrılı bir koşullanma vardır. Öyleyse bu örselenmiş koşullanmanın bilgiyle donatılmış sanıları bir diğer örselenmiş koşullanmanın bilgiyle donatılmış sanılarını itme hakkına sahip değildir. Oysa sözcüklerin kendisi öyle neşeli tınlamalardır ki kişi geçmiş sanrılı koşullanmasını yeni ve farklı bir grubun, öğretinin içinde amansız bir kahkaha atmosferinde ehlileştirme gayretine nail olmayı, dünyanın merkezinde duran hakikatli hal olarak adledebilir. Bu ve benzeri sistem tahribatlarının içinde en renkli duruş pek tabi bol ahenk bir koşturmaca ve en konforlusundan bir güvende hissetme çözümüdür. Oysa çoğu akşam unutmak içindir derinliğinde kuduran dalgayı, onun kıyıya her vuruşunda suyun yüzünde kendini görür ki mahlukât, pek zayi omuştur giden ömür. Dalgasının dudağından çekerken aklını sisleyen bergüzarı, pek bir mest olmuştur düşlerinin helezonik yolculuklarında. Arkasını yaslandığında açılır bir perde görünür ayan beyan hakiki sahne, uzayıp giden bir zamnın içinde ne bahsedecek bir kendi vardır o sahnede ne de adlandıracak bir sahici yapı ki inşa etmiş olsun incecik bir huzurla temel sütunlarını örselenmiş ömrünün. Varmak ne zaman ve nerede bir sonuç bulmuş omak üzere yargılanmış ki o vardığı yerde özlü bir sonuç üzre olduğunu hakkınca bile.
Şeref Yücel yazmış;
Birincisi çok insan bir şeye inanıyor diye saygı gösterilmez. Ona bakarsanız müslümanlardan daha çok insan İslam’ın uydurma olduğuna inanıyor.
İkincisi sizlerin inanmayanlara gösterdiğiniz saygıya örnek verebilir misiniz? (Gerçi geçen gün editörler sizin bir yorumunuzu kırpmadan önce okudum saygınızı! )
Üçüncüsü inanca saygı olmaz. Kişiye saygı olur. Birisi Ay’ın peynirden yapıldığına inanırsa kimse o inanca saygı göstermez.
xenix
Su akar..
ya olaya bakar mısın? ali k, cariye’nin efendisine vermek karşılığında bir de çocuğu olursa; “özgür”lüğünü kazanabileceğini anlatmış.
Ve bu olaya gayet insani ve olumlu bakıyor.
Sonra da saygıdan filan bahsediyor, pes !
Erkeğin, kadından üstün olduğunu ön gören bir anlayışta ne saygısından bahsediyorsan ki? Kendini üstün olarak gördüğün birine saygı işte böyle, ırzına geçmek karşılığında özgürlüğünü vermek şeklinde olur ancak.
İNANCA SAYGI
Çok erdemli ve örnek bir insan olduğumu düşünmüyorum. Ama en azından karınca adımlarla bile olsa öyle olmaya gayret ediyorum. Biz, kendimiz için ne istiyorsak başkalarına da öyle davranmak zorundayız.
Ay’ ın peynirden yapıldığı konusunu da ilk defa sizden duydum. Böyle bir şeyi söylese söylese espiri yapmak için CEM YILMAZ söylemiştir diye düşünüyorum.
“İnanca saygı olmaz, kişiye saygı olur,” iddianıza da verecek tek cevap;
İlk cümleyi dikkatli okursanız, inanca değil kişiye saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyorum. Ben inanca saygı duymam, kişinin bunu ifade etmesine, inanma özgürlüğüne saygı duyarım. (Ara fosili bulmanıza gerek kalmadı aynı şeyi söylemişim, sadece daha dikkatli okuman gerekir zeniks.)
Gelelim Şeref Yücel’e. Bana Kuran’dan veya hadislerden Muhammed’in putperestlerin inançlarına, putlarına saygı gösterdiğine dair bir olay getirebilir misiniz? (Gerçi şeytan ayetleri başlığında var bir olay ama kabul etmiyorsunuz onu da) Bakalım başka inançlara ne kadar saygılıymışlar?
xenix
Bin kişi bin gece saygı üzerine konuşsa, senin gibilerin dokuzyüzdoksandokuzunda çıt çıkarmadan dinlemesi gerekir ki, hala ümitkar kalabilsin insan.
Sarkık göğüslü cümlelerle emzirdiğin bu bomba.. tam da kaburgalarının altında büyüyor.
Ah şu miting alanları.
[neden daha zekice değil ..neden değil.. neden daha..değil.. peynir.]
Xenix;
Aynı Xenix;
Ara fosili bulun 🙂
Helen 1880 yılında ABD’nin Tuscumbia şehrinde doğduğu zaman son derece sağlıklı bir bebekti.
18 Aylık oluncaya kadar da ciddi bir sağlık sorunu olmadı küçük kızın. Ama iki yaşını doldurmaya birkaç ay varken ateşli bir hastalık geçirdi. Hastalığının tedavisi bitip, yaşamsal tehlikeyi atlattığında Helen Keller’in yaşamı tümüyle değişmişti. Çevresindeki bir çok kişi Helen Keller’in geçirdiği ateşli hastalık nedeniyle zihinsel yeteneğini yitirdiğine inanıyorlardı. Bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde çevresinde olan biteni çok az anlaması, ele avuca sığmazlığı, asiliği bu inanışın onaylandığının göstergesiydi.
Helen Keller’in geçirdiği hastalık onu konuşma, görme ve işitme engelli yapmıştı ama hiç kimse onun zihinsel yeteneklerinin ayırdında değildi henüz.
Konuşma, görme ve duyma engelli Helen Keller’in asıl yaşamı ise 1887 yılının Mart ayında, yedi yaşına girmesine çok az kala başladı.
Perkins Görme Engelliler okulundan yeni mezun olan, 20 yaşındaki genç öğretmen Anne Mansfield Sullivan, Helen Keller ‘a öğretmenlik yapmak üzere Tuscumbia şehrine geldiğinde , karşısında duran konuşma, görme ve işitme engelli küçük kızın insan beyninin doğru kullanıldığında olağanüstü bir kapasitesi olduğunu tüm dünyaya göstereceğini bilmiyordu.
Öğretmen A. Sullivan, Perkins Görme Engelliler okulundaki öğrencilerinin Helen’e götürmesi için yaptıkları oyuncak bebekle başladı işine. Elleri ile Helen’in ellerine “b-e-b-e-k” sözcüğünü heceledi. O’nun nesneler ve harfler arasında bir bağlantı kurmasını sağlamak istiyordu. Helen harfleri doğru olarak yapmasını çok hızlı öğrendi ama bunu yaparken henüz bir sözcüğü hecelediğini ya da böyle bir sözcük olduğunu bilmiyordu.
GARİP TARTIŞMALARINIZDAN BİRAZ UZAKLAŞIP KENDİNİZİ BU SATIRLARDAKİNİN YERİNE KOYARAK EMPATİ KURMANIZI ÖNERİRİM…
Angelyasam,
İyi de helen’i seviyor olman; hırsızı, gaspçıyı ne bilim hayatına girmiş diğer uğursuzları seveceğin anlamına gelmez… Ona empati buna kötek… İyimiş…
Kime kötek ?
Burada yazı yazan kişilerin neredeyse tamamına küfreder gibi “GARİP TARTIŞMA” kisvesi vurarak kendini öne çıkarman bence İKİ YÜZLÜ…
Helen bi cariye miymiş, ne alaka ?
Empatiyse cariyeye empati yap, yaptığın empatiyi de insana değil tanrına anlat. Gına geldi takipsizliğinden.
çok basit düşünüyorsunuz
Beni doğruladığın için teşekkür ederim Angelyasam…
Tutarsızlık insan’ın özünde mevcuttur. Çok sıkılman gereksiz… Zaten tam da bunu diyordum.
Başka bişi daha sölim:
Bizi ayakta tutan unuttuklarımızdır.
SİZİ DİNLİYORUM (ÖN YARGILARIM KAPALI)…
İNSANLAR KONUŞA KONUŞA DEĞİL, DİNLEYE DİNLEYE BİLGELİĞE ULAŞIR..”
………………………………………. Ünsüz düşünür: Şeref YÜCEL………)))))
Biz sadece teklif ettik, dayatmadık..
Sanırım nüans farkımızın iz düşümü bu nokta olmalı…
Diyorsanız ki; “bu sitede sadece biz çalar, biz oynarız…” Zaten başka bir şey yaptığınız yok.
KONUŞMASINI BİLENLER, DİNLEMEYE AÇIK OLMALI… Ş.Y.
İnancına saygı duymuyorsan bir kişinin eğer, pek tabii onun inancıylada dalga geçersin demektir. O zaman kişi bundan memnun olur mu? Hayır olmaz. Eee nerde kaldı kişinin küçümsenmemesi ilkesi?
Onlar üç kişiydiler. Sallallahu, Aleyyi ve Sellem.
Ve üçü için de gürültüden başka bişey değildi Kamran İnce.
”Oturun da kendi din kitaplarınızdaki kendi saçmalıklarınızı eleştirin.” İşte bu cümle, saygı bekleyen bir kişinin beklediği saygıyı alabilmesiyle orantılı olmadığı gibi İslam inancında diğer dinlerle ilgili ” Bu kitap kendisinden öncekilerin tasdikidir” ayetiyle başlayan açıklamanın hakikatine de uymuyor. Ne demek bu ayetin anlamı? Bu kitap öncekilerin aynısıdır demek. O halde hiçbir inancın kitabı bir diğerinden saçma değildir. Ve ayrıca bu inacın her defasında ortaya serilip içselliğinden uzaklaştırılması da inanan kişinin inandığı şeye olan saygısızlığıdır. Kanımca bu ve daha fazla detayı aklen kavrayamayan birinin (kim olduğu, mezheebinin ne olduğu önemli olmaksızın) inançtan söz etmesi de samimi değildir. İnanç hal işidiri gönül işidir ve yansıması kişinin davranışlarıdır. Bu konuda tersini iddia edecek bir anlayış varsa enine boyuna tartışmaya da hazırım. İnanç inanmayanlara ısrarla dayatın demiş mi? Yani bunu hangi inaç söylemiş anlayamıyorum. Benim gördüğüm hiçbir inanç böyle bir saygısızlığı onaylamıyor. Şimdi hal böyle olunca inanan kişilerin kendi davranışlarını (amellerini) gözetmekten başka bir ölçü gerçeklikleri olmuyor.
Geçenlerde bir üyenin ‘evinize girip zorla namaz mı kıldırıyorlar’ şeklinde bir yorumu vardı. Yani tersi neden düşünülmüyor peki. İnanmayan biri evimize girip ‘namaz kılmayacaksın’ mı diyor. Tabi işin hakikatine bakılırsa İslamda namaz da yoktur zaten. Bugünki 5 vakit namazın ve türbanın İslamın hakikaten gerekliliği olduğunu iddia ederek, bir diğerinin de bu anlamda davranış zorunluluğu olduğunu dayatmak asıl kafirliktir. Üzerini örtmeyiniz. Üzerini örtmek bile birden fazla anlamda kullanılmasına rağmen Kur’an ın sadece çevirildiği ya da yazıldğı biçiminde algılanıp bunu da hakikat saymak ise İslam konusunda yapılacak en büyük kafirliktir.
Yanlış olan ve yanlış uygulanan saygı hak etmez. Saygıyı doğruluk, hakikat hak eder. Hakiki olanın ne olduğu üzerine derin bir tefekkür edinmeyen kişiler İslam konusunda daha fazla cahil davranışta bulumaktan kaçınmalıdır. İslam ‘kendini bilgiyle güçlendir’ demiştir. ‘yürürken kibirlenerek yürüme’ demiştir. Kibir denir? Bilgiyle güçlendirmek ne anlam ifade ediyor? Kibirlenmeyen kişi mütevazidir, mütevazi olan saygılıdır, saygılı olan anlayışlı ve bilgilidir. Tevili gözetiyormusun? Tevili gözetmek ne demek biliyormusun? Biliyorsun biliyorsun amma tevil yerine yatıp kalkıp duvarı gözetiyorsun.
Sayısız örneğini gördüğümüz halde nasıl saygı gösteririz senin saygısızlığına? islam böyle demiş o zaman siz de böyle yapacaksınız. İslam kitabı oku sonra git onları çarşaf çarşaf ser dememiş kardeşim. İslam gayet nettir. Der ki; Kendinle uğraş önce kendinle, kalbini temizle!! Yok öyle yapmayacak vatandaş ne yapacak gözünü ötekileştirdiğine dikip habire sopayla kafasına vurmaya çalışacak. Tamam gözüm sana böyle bir kıyak geçeriz.
Kişiye saygı demek onun inancına saygı demek değildir. Kimse kimseyi hoş tutmak zorunda da değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) nasıl putları, putperestlerin kafasına yıktıysa, onların inançlarını yerle bir ettiyse buna en güzel örnektir. Ama onları öldürmemiş yaşamalarına ve hak din olan İslam’ı seçmelerine izin vermiştir.
Mescid-i Nebevî’de Necranlı Hıristiyanlar
Hz. Peygamber’in Ehl-i Kitab’a davranışı ve onlarla münasebetleri çerçevesinde burada kaydı gereken mühim bir hâdise de, Mescid-i Nebevî’nin içinde Hıristiyanlara haftalık ayinlerini yapmalarına verilen izindir. Bu vakayı anlatan râvi “Necran heyeti gibisini hiç görmedim” diyerek, günümüz için de oldukça ibretli olan vak’ayı anlatır: Heyet ibadet vakitleri gelince Mescid-i Nebevî’nin içinde ibadetlerini yapmak isterler. Ashaptan bazıları bunu garipsemiş, belki de bir tepki göstermiş olacaklar ki, Aleyhissalâtü vesselâm “Onları serbest bırakın!” müdahalesinde bulunmuşlardır. Necranlılar doğuya yönelerek ibadet yaparlar (İbnu Hişâm, 1-2: 574, İbnu Sa’d 1:357). (hikmet.net)
Bir başka yerde de Hz. Muhammed’in abasını yere sererek onları oturttuğunu okudum.
İslam tarihini incelediğimiz zaman benzer vakaları çok görürüz. Bir vaka da gönüller sultanı Mevlana’dan…
Hz. Mevlana’nın namını duyan bir papaz onu ziyarete gelir. Ayrılırken Mevlana’nın elini öpmek ister ve Mevlana ondan önce davranıp papazın elini öper..
Eğer müslümanlık hor, hakir görülüyorsa, haksız suçlamalara maruz kalıyorsa; suç bizde…! Onu hakkıyla anlayamadık, yaşayamadık, anlatamadık!…Sevip sevdiremedik. Oysa o, SEVİLMEYE LAYIK BİR DİN.
“İslamda namaz da yoktur zaten.”
Siz islam derken neyi kastediyorsunuz merak ettim.İslam ın temel dayanağı kuran ise ,orada namaz var.Sizin dayanağınız nedir? veya inandığınız her ne ise ona islam demeyi bırakın artık.
İslam secde, rüku, kıyam şeklinde 5 vakit uygulanan ritüeli ne zorunlu kılmıştır ne de elzem adletmiştir. ‘Onlar böyle yapardı, onlar böyle yaşardı’ şeklinde Sanırım takıntıyı yanlış yerden edindiniz. İslamda sürekli rütüel halinde olmak ‘mümin’ mertebesine ulaştıktan sonra dolayısıyla insanın dünyaya dair bağımlılıklarından arındıktan sonra sabitlenen yaşam biçimi olabilir. Kur’an da bu sonuca varacak sayısız ayet vardır birbirini tamalayan. Sen imam efendinin arkasında Allah Allah asosyal yaşamda yallah yallah dersen var 55 vakit ritüel yap. Konu bu da değildir. İslam dininde ağırlık ritüel değil ruh olgunluğudur. Bu olgunluğa eriştikten sonra 5 vakit yapılan namazı uygulamayan kişiye Allah kızıyorsa bu din üzerinde bu kadar tartışılmayı gerektirecek önemde bir din değildir. İslam dinindeki ruhsal mertebe çıtası hemen her öğretide vardır ve bunun örnekleride yeterince vardır. Örneğin Buddha ya da diğer mistikler. Hangisinin öğretisinde haksızlığa, zulüme, kötülüğe onay verilmişki? Verilmemiştir hiçbirinde. Dolayısıyla ortaya şöyle bir sonuç çıkar; Kişi 5 vakit yatıp kalkmadan da İslam dininde bahsedilen ‘mümin’ mertebesine ulaşabilir. Öyle olmasa adı İslam olmayan öğretilerde de bu ruhsal haller, vecd durumları, aşk ile yaratıcıda birleşme durumları tecelli etmezdi. Oysa böyle söylediğimizde şu savunma yapılır; Hepsi islamdır çünkü İslam son dindir ve diğerlerinde bozulmalar olduğu için gönderilen peygamber aracılığıyla tekrar düzeltilmiştir. Fakat hakikat şunu da söylüyor; Peygamber öldükten sonra muaviyenin ele geçirdiği islam dini bugünki İslam ülkelerinde ve Türkiyedeki sünni yorumlayış içindeki bozulmalarında ana kaynağıdır. Bu bozulmanın içinde camilerde 5 vakit ritüel yapmak ve Kur’an ı arapça okutup kıble ehli ve kitap ehli yapmak da vardır.
Öyle ayetler vardır ki yorumladığınız zaman ortaya çıkan hakikat bugün Diyanet tarafından dayatılan ve zorla baskıyla kabul ettirilmeye çalışılan çarpıklıktan daha farklıdır. Bunu nedeni kitabın yorumlamaya son derece açık olmasıdır. Bugün namaz diye dayatılan şey ‘SALAT’ sözcüğünün çarpıtılmış yorumudur. Peki SALAT ne demektir aslen?
İslam dinin gelmesinin nedenlerinden biri ayette yazıyor. Hristiyanların ve yahudilerin artık doğru olanı uygulamadıklarını söyler Allah. Yani Hristiyanlığın özünde ya da museviliğin özünde bir sorun yok sadece bu inançların peygamberlerinden sonra uygulayanlarının yanlışlarında ve yolu bozmuş olmalarında bir sorun vardır. Peki İslam dini muaviyenin eline geçtikten sonra İslam da bozulma olmadı mı? Yani bunu söylerken kalbini yoklamalı kişi ki hakikat üzere olsun. Kur’an ın kendisi bu konuda referans olabilecekken ve başka her türlü yorumun Allahın değil yorumlayan kişinin kendi akli süzgecinden geçtikten sonra biçim alması, dolayısıyla yorumlayanın algılayışına göre şekillenmesi olabilecekken hadis dediğimiz şahsi yorumlara da güvenemeyecekken hangi ritüelin ya da hangi bilginin bozulmamışlığından söz edilebilir ki?
İslamda ritüelin değil ruhsal olgunluğun temel alınması gerektiğine dair sayısız kuvvetli ayet vardır bugünki meallerde. Bilemiyorum, belkide size bu konuda orjinal bilgi gönderiliyordur. İşte 5 vakit ritüel ve arapça tekrarların arkasındaki anlayışın tasavvufu reddetmesinin temel nedenlerinden biri de bu inancın ritüelden, arapça tekrardan ziyade manevi ölçütlerinin bilinmemesine ve birilerinin İslamı bugünki uygulanışıyla uygulanıp işin yönetim kadrosunda olanların çarkının bozulmamasıyla sonuçlanmasına dair kuvvetli şaretlerdir. Yoksa neden ısrarla nefis mertebelerinden, adaletten, eşitlikten, tevilden, hakikatten söz edilsin? İşte akıl burada devreye girmeli ve Allah da bunu söyleyip uyarıda bulunmuş zaten.
Odukça tuhaf bir iddiadır 5 vakit ritüelin hakikat olduğu iddiası. Çünkü iç ses dürüst yaklaşıldığında şunu söylüyor; Allah kimseyi 5 ‘sen iyilik, barış ve sevgi üzre biriydin ama 5 vakit namaz kılmadın o yüzden cehennemi hak ediyorsun’ adaletsizliğinde bulunmaz. Bu aken, mantıken saçma olurdu çünkü o zaman allah adaletsiz olurdu!!
Mesela secdeye kapanmak. Bu Allahın söylediğinin doğruluğu konusunda farkına varma anında kişinin kapanıp ‘senin hak olduğunu kabul ettim demesidir. Yani çıkan akıllıca sonuç budur. Bu aşamdan sonra iş ritüelde değil bahsedilen ‘inanmış insan’ davranışlarını ilişkilerde yansıtma aşamasıdır. Oysa genel vurgu her zaman 5 vakit namaz üzerinedir değil mi? Bu özellikle sünni yorumlayışın sahiplendiği ve ısrarla dayattığı birşeydir. Tersini söyleyebilmek bunca zaman içerisinde bu anlamda uygulanan politikalardan sonra kafirlikte ısrar etmekten başka ne olabilir?
Sözcüğe dikkat edelim!! Kafir deniliyor yani üzerini örtmek. Neyin üzerini örtmek hakatin, hakikate ulaşmak için ne diyor Allah? Akıl ve bilgiden dolayısıyla bilimden yararlan diyor. İyi düşünmeli ve iç içe dürülmüş manaları iyi kavramalı ve asla üzerini örtmemeli.
Su akar..
İnanmayanlara ne deniyor, kafir denmiyor mu? Peki ya cehennemin amacı ne?
İnanca saygı duymamak kişiye saygı duymamak değildir. Ben hintlilerin öküze tapmasına saygı duymam. Sen de duymazsın. Ama öküze tapıyor diye de bir hintliyi küçümsemem, aşağılamam, dalga geçmem. Tıpkı bir müslümanla, bu yüzden dalga geçmediğim, aşağılamadığım gibi.
Ama bu forumlarda inanmayanlara çok hakaret edildi. Hatta bu başlıkta bile Şeref bey, Ahmaklar diye bir başladı , her cümlede türlü hakaretlerle çıktı!? Neden? Bir kişinin inanmamasına saygı gösteremediği için. Ama sonra kalktı, kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz dedi. Fakat o yorumu bile yayınlanmıştı bir müddet. Davula vuruyoruz zurna sesi geliyor diyor mesela hala. Eh ağzında zurna olunca başka ses gelmez demek lazım.
Sizden benim inancıma saygı duymanızı beklemiyorum, beklemeyeceğim de. Zaten duyamayacağınızı biliyorum. Bu yüzden “inancıma” değil, benim bunu ifade edebilme ve yaşayabilme özgürlüğüme saygı duyun yeter.
xenix
Benim yabancının söylediklerinden anladığım şu,
Namaz ritüeli belli bir olgunluğa erişen bir insan için gerekli değildir,(bu düşünceye bakışım kesinlikle olumlu benim belirteyim).Ama Öylesye namaz ritüeli neden kuranda bir çok yerde geçer? Olgunlaşmayanlar için mi?
Namaz ın ne olduğu bence bellidir. Sayısı ,biçimi yani uygulama şeklinde değişiklikler olmuş olabilir ama kesin olan , secde rüku gibi hareketlerle yapıldığıdır.Ve bu konuda,özellikle namazın(veya salat) anlamı konusunda, islam dünyasında pekde tartışma olduğunu sanmıyorum.1400 yıldan bu yana namaz ın anlamı dahil tamamen yanlış anlaşıldığını söylüyorsanız iddianız büyük derim.
ve benzer diğer ibadetler de sizin için böylemidir.Oruç ve kurban kesmek örneğin.
Ateist, teist olmayan demektir. Ateistler bir grup değildir. Sadece teist olmayanları ifade eder. Her ateist bambaşka şeylere inanabilir.
xenix
Ateistler inanır(birşeye) mı?
Sıkıldığım şeylerden biri insan’ın nasıl olması gerektiğini söyleyenlerdir.
“Tek bir insana bile saygı gösterilmeliymiş” Öyle mi ?
Elbet bu beylik söylemin arkasındaki insana ait korkunç hırsı görmek mümkün…
Bunu söylüyor çünkü saygı bekliyor. Neden ? Mesela gösterge nedir ve neye göredir? Soruları hiçleyen inanılmaz abuk, mantıksız ve geleceğe ses vermeyen, insanı kısıtlayan, kendi düşüncesini hiçe sayan bir söylem olduğunun farkında bile değil…
İstediğim gibi olurum kardeşim senin istediğin gibi değil…
Mesela seni sevmem, islamı sevmem, papazı sevmem, sokaktaki adamı sevmem. Canım kimi isterse onu severim veya saymam… Bunun nedeni “seçebilen” olmamda yatar. Güdülen’de değil…
Hele hele sevgi sözcüğünü din ile birlikte kullananlar; kitabı sevecen bellediklerini hiç sanmıyorum ya! aslında o kitap kendi nefretlerinin en komedi aletidir.
SORULAR ve CEVAPLAR…
Sn: Yabancı,“Oturun da kendi kitabınızı eleştirin,” sözümden başkalarının inancına saygısızlık ettiğim manası çıkarılmış. Sanırım konuyu baştan takip etmemişsiniz. Hz. Peygambere, İslama o kadar asılsız iftiralar edildi ki, buna mukabil kendi kitaplarında yazılı olan şeyleri söyledim ve bunlara katılmadığımı ifade ettim. Bunu söylerken de aslında daha nazik olabilirdim. Bam teline basar gibi nüktedan bir üslup kullanmamalıydım.
İnanca saygı duymak demek ona inanmak anlamına gelmez. Nasıl ki siz namaz kılarken bir Hint’ liden namazını eda edebilmeniz ve en azından engel olunmaması açısından bir saygı bekliyorsanız, siz de o,nun ineğe tapmasına saygılı olmak zorundasınız.
Kafirun suresinin anlamı da budur zaten;
Bismillahirrahmanirrahiym
1 Kul ya eyyühel kafirun
2 La a’büdü ma ta’büdun
3 Ve la entüm abidune ma a’büd
4 Ve la ene abidün ma abedtüm
5 Ve la entüm abidune ma a’büd
6 Leküm diynüküm ve liye din
MEALEN;
1 De ki: “Ey kafirler, (Gerçeğin üstünü örtenler, hakikati saklayanlar)
2 Tapmam o taptıklarınıza! (Putlarınıza)
3 Siz de benim kulluk ettiğime tapanlardan değilsiniz.
4 Hem ben tapıcı değilim sizin taptıklarınıza.
5 Hem de siz, benim kulluk ettiğime tapıcılardan değilsiniz.
6 Sizin dininiz size, benim dinim bana!
SÖZ OLA KESE SAVAŞI,
SÖZ OLA KESTİRE BAŞI.
SÖZ OLA AĞULU AŞI,
BAL İLE YAĞ EDE BİR SÖZ…. YUNUS EMRE (R.A.)
Bu sure sizi değil benim dediklerimi destekliyor Sayın Yücel. Peygamber putlara saygı göstermemiş, o kişilerin putlara inanma haklarına saygı göstermiştir. Daha doğrusu kendi inanma hakkına karışmamalarını istemiştir.
Bu konuyu özel olarak açmıştım isterseniz ordan devam edelim. Konu saptı çünkü
İnanca Saygı
xenix
Sn: XENİX,
Suredeki anlatımla “Hz. Peygamber putlara saygı göstermedi”,ifadeniz doğru. Ben de aksini iddia etmedim zaten. Sanırım yazdıklarımızın içinde anlatılmak istenen mana ya iyi anlaşılmamış, ya da tarafımızca iyi anlatılamamıştır.
Ben burada Kur’an ile, Peygamber ile alay edilmesine biraz tepki gösterdim hepsi o kadar. Tepkimi de daha insancıl, daha müşfik bir şekilde dile getirmemin doğruluğuna inandığımı ifade ettim, hepsi bu.
ben şeytana tapıyorum. benim inancım bu. inancıma saygı duyun ve bir daha şeytanLa iLgiLi kötü bir söz söyLediğinizi duymim. kutsal kitapLarınızdan da şeytanı kötüLeyen tüm ayetLeri çıkarın.
Milyar tane şeytan var. Senin taptığın şeytan hangisi? Allah bir tane….
Cariye fikri de şeytanidir zaten. İnsanın gönül eşi bir tanedir…
Milyar tane şeytan mı? 5 tanesinin adını sayabilir misiniz sevgili angel.
Ben isterseniz binlerce tanrının adını sayabilirim ama. İsterseniz Yunan mitolojisinden başlayalım, Arap, Çin, Mısır ve benzeri dinlerdeki tanrıları sayalım. Ama ya şeytanlar? Misafir haklı. Şeytan tek. Tanrı, melek çok.
Sn Yücel, sizin yazınıza kadar kimsenin bir şeyle dalga geçtiği yoktu. Olanı söylüyorduk. 1920 lere kadar Osmanlı’da cariyelik devam ediyordu hala. Hem de dinen yasal olarak. Bir çok islam ülkesinde de kölelik ve cariyelik daha bu yüzyıl kalkmıştır.
xenix
Sevgili xenix Tanrı ile Tek olan Allah karıştırılmasın lütfen.
Ben isterseniz binlerce tanrının adını sayabilirim ama. İsterseniz Yunan mitolojisinden başlayalım, Arap, Çin, Mısır ve benzeri dinlerdeki tanrıları sayalım. Ama ya şeytanlar? Misafir haklı. Şeytan tek. Tanrı, melek çok.
BEN DİYE BAŞLAMIŞ BİR CÜMLE ŞİRK İÇİNDE OLDUĞUNU GÖSTERİYOR. Allah şirk yapanları sevmez ve şirk şeytanın kendisidir zaten.
Tanrı ile tek olan Allah’ı karıştırmamak mı lazım?
Tamam. Ben Tanrı ile tek olan Allah’ı karıştırmıyorum. Ama siz de Tanrı ile tek olan Odin’i karıştırmayın lütfen:))))
Sn: XENİX,
* “ALDATAN, ALDANMIŞTIR.” Ünsüz düşünür Şeref YÜCEL.
Önce, Sn: angelyasam’ın “milyar tane şeytan,”sözünü ben sizin gibi algılamadım. Soru gayet açık. Hangi şeytan? Tanrı’ların (haşa) isimleri gibi şeytan isimleri de saymak mümkün. Siz 5 tane isim istemişsiniz. Biraz fazla oldu ama alın size isim:
Kısaca. İBLİS * AZAZİL * TAGUT – ETTAGUT *SATAN * DEMON * OLD NİCK * LUCİFER * ABIGOR * ADRAMELECH, AIM * ALLOCES * AMDUSIAS * AMON * AMY * ANDRAS * ANDREALPHUS * ANDROMALIUS * BAAL * BALAM * BATHIN * BERITH * BIFRONS * BOTIS * BUER * CAMIO * CIMEJES * CROCELL * DANTALION * DECARABIA * DEUMUS * ELIGOS * EURYNOME * FLAGA * FOCALOR * FORAS * FORNEUS * FURCAS * GLASYA * GREMORY * GUSION * HAAGENTI * HALPHAS * HAURES * HIISI * IPOS * MALPHAS * MAMMON * MARAX * MARBAS * MARCHOCIAS * MELCHOM * NABERIUS * NYBBAS * ORIAX * OROBAS * OSE * PHENEX * PICOLLUS * PRUFLAS * PURSON * RAHOVART * RAUM * RIBESAL * RONOVE * SALLOS * SAMIGINA * SHAX * STOLAS * UVALL * VAPULA * VASSAGO * VEPAR * VINE * VOLAC * XAPHAN, YAN-GANT-Y-TAN * YENALDLOOSHI * ZAGAN * ZEPAR VS…
Aslında hepsinin ismi birdir; ŞEYTAN.. Genel olarak Şeytan ismi tekil, özel isim olarak ele alınırsa İblis’in kovuluşundan sonraki ismidir. Çoğul olarak ele alınırsa, Demon’ların karşılığıdır. Tabii Kur-an’da demon isminin karşılığı olabilecek başka isimler de vardır. İslami Şeytan’ın fonksiyonları bazı inançlardaki gibi ölüm, öldürmek, Tanrı ile savaşmak değildir. O, baştan çıkartıcıdır. Kötü yola sevk eder ve her türlü suça teşvik edicidir.
Bahsettiğiniz mitlerdeki Tanrılar da öyledir. Tarih öncesi ve sonrasıların kültü. Ama nereye bakarsanız bakın, nasıl bakarsanız bakın hepsi de aynı İlah anlayışında birleşiyor. Ritüel ve akideleri ayrı ayrı da olsa. Gerek Totemcilikte, gerekse Putçulukda olsun nihai varılan nokta yine aynı. Yani tek tanrı inancı. Araplardaki 360 tane put, onları Tanrıya ulaştıracak olan aracıların simgesi idi. Yoksa hiçbiri onlara tapmıyordu. Üstelik şeker ve helvadan yapılmış putlarını acıktıkları zaman da yerlerdi.
Kölelik, cariyelik şurda vardı, burda vardı ile bir yere varmamız mümkün değil. Kölelik Tarihin başlangıcından bu yana vardı ve sistemin bir parçası idi. Tıpkı bugün Türkiye’ de 610.00 TL asgari ücret karşılığında, Rusya’da, Moduvya’da, Ukrayna’da daha az, Afrika’ da azın da azı bir ücret karşılığında çalıştırılan MODERN KÖLELER gibi. Burada yapılan tartışmaların aynısı 100 yıl sonra da yapılacağından kuşkunuz olmasın. Onlar da bu günün düzenini sorgulayacaklardır. Ben buradan gelecek nesillere bir mesaj göndereyim; “Gücünüz yetiyorsa gelin de değiştirin ?!”
Kısacası kölelik ilk defa İslamiyet ile ortaya çıkmadı. Biz buna itiraz ediyoruz. Bu günkü imkanlarla bile bir başörtüsü sorunu 90 yıldır halledilememişken, Avrupa’da bile halen aynı sorun yıllardır yaşanıyorken, dünyada İslamdan başka bir sürü din var iken köleliğin ve cariyeliğin tek sorumlusunun İslam olarak gösterilmesi doğrusu hakkaniyetle hiç bağdaşmıyor. Nerede varsa orada Allah korkusu, kul utancı kalmamıştır. Kim yapıyorsa yanlış yapmıştır.
Daha ne diyelim azizim…
Çok komiksin Misafir
Odin bir tanrı adıdır. Odin diye yazdın ya, ben onu “odin” ( odun diye anlayabilirim) “O Din ( o din olarakta anlayabilirim) Odin ( ateş olarakda anlayabilirim) bir sürü anlam yüklerim. Dolayısı ile Allah ( Allah İlah değildiri anlaman gerekir) bir isim değildir. İsmi ona yükleyen bizleriz. O bütün isimlerin hem içinde hem dışında dır. Aklımız ona yetişemez. Aklımızın yetişemediği alandadır. O yüzden aklının yetiştirdikleri ile yetişmediği alanı bir tutarsan şeytanın temsilcisi olur çıkarsın. İşte böyle cehennemde yanarsın yani. Çünkü temsil ettiğin neyse osun….Öyle değilmi yoksa. Ben yanlış düşünebilirim doğrunuz sizindir…. Bana ne
İslam savunucularının en sık dile getirdikleri “toplumsal yapı uygun değildi, bir anda ortadan kaldırılması imkansızdı” argümanlarını saçma bulduğumu belirtmem gerekiyor. İslam’ın ilk yıllarında getirilen emir ve yasakları ele alalım :
Domuz eti yemek,
İçki içmek,
Varlıkların 1/40′ını zekat olarak vermek,
Günde 5 vakit namaz kılmak
ve en temelinden yıllardır tapınılan tanrıların yerine Allah’ın konması.
Tüm bu emir ve yasaklar anında ve o andan itibaren yürürlüğe girmiş emir ve yasaklar iken köleliğin yasaklanmaması ve iddia edildiği gibi “zamana yayılarak” tasfiye edilmesi bence post hoc bir argüman. Kaldı ki, dünyada köleliğin yasaklanması dereceli olarak değil, kanun değişiklikleri sonucunda ve bir anda yapılmıştır. Yani bugün serbest olan kölelik, ertesi gün illegal olmuştur. Eğer ki alelade insanlar ve devlet adamları bu işi milyonlarca köleyi etkileyecek şekilde becerebiliyorsa, Tanrı’nın ve gönderdiği peygamber’in 7 yy arap yarımadasındaki bir avuç insanla bunu kökten çözebilmesi gereklidir. Ancak olan şey bundan çok uzaktadır.
Bunlardan yapılabilecek çıkarım, Muhammed’in köleliği yoketmek gibi bir niyeti olmadığı, ne Kuran’da ne de Hadis’te köleliğin toptan kaldırılmasını söyleyen herhangi bir şey olmadığı ve kölelerin sadece “durumunu düzeltmek” amaçlı reformlar yaptığıdır. Zaten tarih boyunca bu tür reformlar zaman zaman görüldüğü için bu pek de mucizevi bir durum olarak kabul edilebilecek bir şey değil.
Şurada devletlerin köleliği resmen yasakladıkları tarihler bulunuyor. Muhammed’in memleketi Suudi Arabistan’ın 1962′de köleliği yasakladığına dikkati çekmek istiyorum. 1102′de serflik ve köle ticaretini yasaklayan İngiltere ve 1117′de köleliği toptan kaldıran İzlanda‘yla karşılaştırınca köleliğin müslüman ülkeler arasında ilk Tunus tarafından 1846′da yasaklanması, müslüman dünyasının köleliği ne kadar geç terketmeye başladığını göstermektedir.
Özetle, tarihsel kanıtlardan anlaşılabilecek şey, İslam’daki kölelik kavramı ve tarihteki yerinin, diğer kültürlerle kıyaslandığında “ilahi irade etkisiyle” şekillendiğine dair herhangi bir işaret yoktur.
KÖLELİKLE İLGİLİ YAZMAKTAN GINÂ GELDİ ARTIK !
1.000 yıl, 5.000 yıl, 10-20-30-100 bin yıl öncesinin kölelerinin haklarını savunan:
Sayın kölemen avukatları!..
Diyelim ki İslam dini köleliği kaldırmadı veya kaldıramadı. Tut ki böyle kabul ettik. Diğer dinlerin hepsi de islam dininden önce vardı ve kölelik onların zamanında da vardı. İnsaf edip onlar kaldıraydı ya. Doğrusu bize çok ağır bir miras bırakmışsınız. Kirlettiğiniz dünyayı temizlemek de hep bize düşer.
Başka dinler zamanında da var olan ama haklarında tek kelime bile edilmeyen kölelerin haklarını savunan, yanlarında olan, haklarını koruyup özgürlüklerine kavuşması için her şeyi yapan tek din, İslam dinidir.
Sayın Avukatlar! Bunlardan bir tanesini müslümanların tarihinde bulabilirmisiniz?
Eğer geçmişi yargılıyorsak bunlarıda içine alalım. Lütfen. Kendi yaptığı zulmü iyilik, başkalarının yaptığı iyiliği de zulüm görerek Avukatlık yapılmaz. Hukukun böylesine Afrika’nın Zulu kabilesinde bile isyan ederler.
Evet sayın avukatlar! Sorgulamaya ortadan değil en baştan başlayın lütfen. Yoksa sunuca ulaşamaz, aradığınız suçluyu bulamazsınız.
Bu konuda onlarca ayet yazdım, okumamışsanız herkese ayrı ayrı cevap vermemiz çok zor. İslam dini iyilikten, güzellikten, doğruluktan, dürüstlükten başka hiçbir şey emretmemiştir. İslamiyet, birilerinin pazarlarda domates, patates satar gibi sattığı cariyeleri “eş edinin.” demiş, “Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin,” demişse fena mı yapmış yani? Köleyi ayak altından, kılıçların hedefinden alıp Peygamberin yanıbaşına oturtmuşsa, bunun neresi kötü?
Siz hiç bir yolculukda Peygamber ile kölenin sırası ile deveye bindiğini okudunuz mu?
Kölenin de, cariyenin de hiç bir yerde insan yerine konulmadığı dönemlerde; köleyi de, cariyeyi de herkesle ve her kesimle eşit tuttuğu neden inatla inkâr edilir?
Kimsenin çok gerilere gitmesine hiç gerek yok. Bugün dünya ülkelerini 2. Dünya ülkesi, 3. Dünya ülkesi diye sınıflandıranlar kim? Dünya ülkelerini ezen, sömüren, insanları katledenleri hiç mi görmezsiniz? İnsanlık geçtiğimiz yüzyılda 2 tane dünya savaşı yaşadı. Bunların hangisini müslümanlar çıkardı?
Ne garip! Saldırması (Tasvip etmesemde) gerekenlerin, kendilerini savunmak zorunda kaldıkları bir ülke konumuna geldik…
Elimizdeki aynada kendimizden başka herkesin resmi var. Çok yazık!..
Sayın: Haçlı Avukatları! Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.
KÖLELİKLE İLGİLİ YAZMAKTAN GINA GELDİ ARTIK
Makale, eğrisiyle, doğrusuyla bize aitdir sadece adımı yazmayı unuttum. Yoksa ne gizlenmek gibi bir niyetim var, ne de gizlenecek bir durum var.
Saygılar.
tıklayınız
Harikasın angelyasam.
Sn Yücel, bu şeytanların çoğu aynı şeytanın farklı dillerde ki ismi. Ama derseniz ki bunların hepsi başka şeytan, o zaman bir o kadar da başka tanrıya kafa tutmuş oluyorlar. Hepsi aynı tanrıya (veya Allah’a) kafa tutmuşsa çok ilginç bir tespit yaptığınız için teşekkür ederim.
Eh işte bende öyle diyorum. Hepsi aynı ilah, Zeus ta Allah ta Odin de vs hepsi.
Nihayet. Nerelerdesiniz siz sevgili Yücel. Ben bunu bu forumda anlatana kadar canım çıktı. Putperestlerin, putlara tapmadığını bilen birilerini görmek güzel.
Duyan da İslam köleliği yasakladıda biz böyle varsayıyoruz sanacak. Kölelik insanlık ayıbıdır ve bunu onaylayan, reddetmeyen, yasaklamayan tüm dinler de bu ayıbın ortaklarıdır.
xenix
Sn: XENİX,
Birbirimizi anlamak ne güzel.. Doğrularda birleştiğimiz zaman sorun yok. Bazen yanlış şeyleri de savunuyor olabiliriz. Herkesin doğrusu birbirini tastik etmek zorunda da değil. Fakat iftira ve yalan farklı şeyler. Lütfen yanlış anlamayın. Size söylemiyorum. Muhatap ben de dahil hepimiziz.
Az kalsın unutuyordum! “Ben” derken bu cümleyi herkes kullanıyor. Kimsenin bu “Ben,” kelimesinin içine: “şirk.”,veya “ortak koşma.” gibi bir mana yükleyerek söylediğini düşünmüyorum. Şayet varsa onu da söyleyen düşünsün.
Selamlar.
Kadın hakları, Ataerkillik, kadının özgürlüğü konuları gündemdeyken güncelleme gereği hissettim.
Benim adaş nerde ya?
Efendim o yüzyıllarda cariyelik yok muşta efendim 100 yıl sona osm.devletine cariyelik şesi gelmişte bilmemneymişte…allahaşkına osmanlı saraylarında ki olay buydu padişah işvesini cilvesini çok sevdiği kadına terfi verir diğerlerini de cepte tutardı.bu işin raconu buydu…Efendim cariyeler çok ayrıntılı eğitimlere tutulurlarmış o zamanları allahaşkına cepte sex için tutulan bir kadın hangi konuda eğitim alır.Ben soruyom bunu hangi konu da eğitim alır yani bir tür kamasutra eğitimi alırdı bence ki böle ne yani cariyeler esaslı bir ünv eğitiminden falan mı geçiriliyorlardı padişah odaya kadıncağızı makinelik yapmak üzre aldığında anlat bakalım cariye coğrafya matematik pi sayısını filan mı soruyordu.hünkarımız padişahımız asimilasyon yapacam diye gittiği yerlerdeki o yer yöre insanlarından olan yabancı bayanları türkmen boylarında ki erkeklerle evlendiripte sona da erkekleri de ” tımar etmek ” için yani türkçesi asimile etmek için ” yeniçeri ocağına ” aldırıp farklı dinlere mensup erkek çouklarını şu an türkiye de yaygın olan dine uyarlayan ve soyut anlamda türkleştiren ellleri etekleri öpülesi yüce padişahımız bu çok donanımlı makine bayanların eğitimini napıcekti? ben merak ediyom.Çok merak ediyorum.yani en gözde kadınlar da en sözde kadınlarda abicim aynı potadaydı bence.İki iki daha dört eder.
Yani şimdi şimdi malüm yeni çevrilmiş film de efendim kıyafetler özenti olmuş şunlar bunlar bilmemne olmuş.Bunları geçelim tabiki adamlar görsel anlamda birtakım icraatlarda bulunucek.Sonuçta bir film bu….
Cariyelik nedir diye sorulmuş :
Cevap; Hem köle hem seks kölesidir.
/Buradan dincilerin kıvırtmalarını izlemek oldukça neşe verici…
1 yaşında bile evlenilebilirmiş ama ilişkiye girmek için beklemek gerekirmiş.. Buna da şükür diyesim geliyor 🙂
Muhammed’in karilarinin sayisi tam olarak bilinmemektedir. Islam Alimleri (!) bu konu üzerinde çok kafa patlatmislar, ama ortak bir sayida bulusamamislar. Eslerinin sayisini ellibese kadar çikaranlar da var. Merak edilen bir konu da Muhammed’in neden yasli kadinlara düskün oldugu ve neden bakire almaktan kaçindigi olmus. Evlendiklerinden birkaçi o kadar yasliymis ki (örnegin Sabah), gerdek gecesi sevismeden yanlarindan kaçmak zorunda kalmis. Evlendigi kadinlar arasinda tek bakire olani Ayse’ymis. Genç eslerinin büyük bir kismini bosamis.
Yasli kadinlara düskünlügü ve bakirelerden çekinmesi konusunda iki görüs var; birincisi Muhammed’in yetim olarak büyümesi ve ilk esinden ana sefkati görmesi, ikincisi Mekke Serifi Ebu Sufyan’in karisina olan umutsuz aski nedeniyle her yasli kadinda onu aramasiymis. Bana göre Ayse’nin bekareti gerdek gecesi fazla zorluk çikarmis olmali ki miçmisim bekaretine deyip isin kolayina kaçmis.
Muhammed’in kadinlari ile ilgili söyle bir istatistik yapabiliriz:
Yasal esleri söyle:
1. Hatice Binti Huveylid Bin Abdul Uz
2. Ayse Bin Ebu Bekir
3. Sevda Binti Zeman Bin Esad
4. Hafsa Bin Omer Al Kattab
5. Zeynep Binti Huzeyme
6. Zeyneb Bin Cahs
7. Ummu Seleme Al Hine
8. Cevriye Bintil Haris Ebu Dirar
9. Reyhane Binti Zeyd
10. Zeynep Binti Cahs
11. Ummu Habibe Bin Sufyan
12. Ramlah
13. Safiye Huyyi Bin Ahtab
14. Meymune Binti Haris
15. Marya Kibri Bin Semun
16. Adiye Binti Cabir
17. Kelbi Bin Huleyfe
18. Katile Binti Kays Madi Kerb
19. Huveyle Binti Bedil
20. Leyla Binti Hatib
21. Ummu Serik
22. Havle Bin Hakim
23. Sabah
24. Fadime Bin Dahhak
25. Aliye Bin Zabyan
26. Mileyke Bin Kab
27. Esma Bin Numan
28. Kuiteyle Bin Kays
29. Seba Binti Salt
30. Selma Bin Nejdet
31. Havle Bin Huzeyle
32. Halife Bin Seraf
33. Amre El-Gifariye Bin Yezid
34. Hind El-Kitabiye Bin Yezid
35. Melike Bin Davud
36. Nesat Al Sat Bin Rufaa
37. Esma Bin Kab
38. Kuteyle Bin Haris
39. Sabiye Bin Amr
40. Cundup Bin Dimre Cind-i
41. Imeyme Binti Serahil
42. Amre Bin Muaviye
43. Seba Bin Sufyan
44. Ummul Haram
45. Leyla Bin Hakim
Muhammed’in cariyeleri:
1. Bereke Bin Ümmü Eymen
2. Emetullah Binti Ruzeyme
3. Hudre
4. Redva
5. Meymune Bin Sad
6. Ruzeyne
7. Selma Bin Ümmü Rafi
8. Marya Bin Ümmü Rebab
9. Marya Bin Ceddetü’l Müsenna
10. Ümmü Iyas
11. Havle Bin Ceddetü Hafs
12. Meymune Binti Ebi Abis
13. Ümmü Dumeyre
14. Ümmü Ayas
15. Rebiha
16. Saibe
17. Nefise
18. Cemile
Muhammed’in yasa disi iliski kurdugu kadinlar:
1. Dubaa Bin Amir
2. Nuame Bel Anberi
3. Habibe Ensariye Bin Sehl
4. Cemre Binti Haris Bin Avf Bin Kab bin Zabyan
5. Sevde Kiresiye
6. Safiye Bin Bestami
7. Ümmü Hani Bin Ebu Talib
8. Fagite
9. Aliye Beni Bekir Bin Kilab
Muhammed’in isteyip alamadigi kadinlar:
1. Ümmü Habibe Bin Abbas
2. Ammare Bin Hamza
3. Ümmühan Bin Ebu Talib.
4. Mesaa Amri Bin Sasasa
5. Safiyye, kocasini tercih edip Muhammed ile evlenmek istemedi.
6. Halibe Bin Abbas Bin Abdul Muttalib
7. Hamra Bin Carud Bin Harise. Harise kizinin teninde hastalik var diye yalan söyleyip, kizini Muhammed’e vermedi.
Surasi bir gerçek ki, Muhammed begendigi bütün güzel kadinlara sahip olmaya çalismis, olmus ta netekim. Bugün Islam ülkelerinde evlilik disi iliski kuranlara, idam dahil, çok agir cezalar verilir. Ama onlar baskaa… Muhammed baska.
Kaynaklar:
offfffff off oof.. bu nasıl bir ızdırap?.. Okumak istemiyorum artık yorumları…… birisi bu nasıl din diyor,,,,,,,,, birisi beğenemedin mi diyor………….. birisi sen aptalsın diyor, beriki sen çok mu akıllısın diyor……… birisi bak işte burada, savunduğun düşünceye bak seni geri zekalı diyor,,, beriki ahanda salağa bak saygı-sevgi diyor….. biri sana ne diyor öteki bana ne diyor……
birisi Tanrısıyla dinini karşılaştıramıyor, beriki onun hatasıyla düşünüyor yol-yöntem belirliyor….
her ikisi de yaptığını akıllıca sanıyor…. birbirlerinin hatalarından kendilerine doğrular karşıdakine yanlışlar çıkarmaya kalkışıyor…
her iki taraf ta düşünemiyor bu cariyelik nedir diye? birisi atalarını takip ediyor, onlar ne demişse cariyelik veya başka bir kavram onu doğru kabul ediyor beriki vay sen misin onu diyen tu kaka… yanlışı bulmaktansa yanlışları yüzlere vuruyorlar her iki taraf ta….
Kitap derki bende çelişki yok… e daha ne? daha ne?
sizce Tanrı köleliği ve cariyeliği meşru kılmış olabilir mi? İnsanlar arasında ayrımcılık yapmış olabilir mi? Cevap ver kendisine müslüman diyen ya da müslümanlara bakarak Kuran’ı eleştiren! Bir köle nasıl olur da öteki dünya için köle olmayanlarla aynı şekilde yargılanır? o köle, Tanrı’nın istediği davranışları köle haliyle nasıl yapabilir? neyi var da paylaşabilir? (paylaşmak senin “kitabında” varsa tabi, varsa yoksa zekat senin için), adaleti nasıl ayakta tutabilir? bir köle sorunlarla nasıl mücadele edebilir? kölenin sözünün kölelik toplumlarında nasıl bir değeri olmuş ta yalan doğru diye yargılansın öteki dünyada? eğer köle veya köleler diye bir şey olsaydı ve de onlara ayrıcalık varsa öteki dünyada, o zaman bu söylenmez miydi bize Kuran’da?
Tanrı hem adaleti ayakta tutun diyecek hem de insanların bir kısmının bir kısmına kölelik yapmasını onaylayacak!
erkeğe harem kurmak nasıl bir mantıktır da kadın bu haremin bir eşyası olsun? işine gelince kadın, işine gelince erkek, işine gelince köle, işine gelince insan!
bir kere “cariye” diye bir kelime yoktur Kuran’da.. putperestlerin haremlerine meşruluk kazandırması için yaptıkları bir yamadır çevirilere….
“meleket eymanüküm” bu ifadenin anlamı cariyeymiş peh….
Tanrıyı tanımayanlar hangi tanrıyı tanımadıklarına baksınlar… dikkat etsinler 1500 yıldır sözüm ona “müslümanlığın” tanıdıkları tanrı-tanrılar tanrıyı tanımayanların tanrısıysa bunda sorun yok!.. fakat dikkat etsinler putperestler yüzünden kendilerini de heder etmesinler…
Tüm bunlardan sonra da sizin çelişki anlayışınız boyanmış bir tabloyu seyretmekten ibaret olacak! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! eline fırçayı alan çuhaya bir darbe atmış, üstelik o darbe o kadar bariz bir şekilde belli ki, ama kimse çıkıp bu fırçayı kim attı da bu resmi bu hale getirdi demiyor, atılan fırça darbelerine anlam vermeye kalkışıyor… sonra da çelişki yok denen resme çelişkili diyor… başlıyor dem vurmaya… beriki fırçaları savunuyor, diğeri fırçaları eleştiriyor… olan insanlığa olmaya devam ediyor…
Dogmanın ipini pazara çıkarmak derler buna.
Sen ne yapıyorsun, “insanlık” dediğin ne, aha işte bu.
Yok değil diyosan tarif edeceksin, kimin nesidir neyin fesidir, hangi kelimenin köküdür?
Avcix putperest kimdir ? Putperest olunmasında ne gibi sakıncalar vardır ?
Ben daha önce izah etmiştim. Bir din ancak putlarla kendine bir yol çizebilir.
Evliya, bilmemne dede gibi kendisinden birşeyler talep edilen tüm mezarlar birer puttur. Müslüman kadınların neredeyse tamamı bu putlara taparlar. Gider onlardan birşeyler isterler. (Putperest de bi heykel yapar bi güzel ondan ister dururdu – Aradaki fark nedir ?)
Nazar boncuğu, eşiğe asılan süpürge birer puttur. (Aslında bunlar anadolu-şaman gelenekleridir)
Ölünün üstüne konan metal eşya (makas, bıçak) birer puttur. (Ortaasya şaman geleneği, demirin kötü ruhları kovduğuna inanılır.)
Neyse insanlığa bakıyoruz sevgili dostum. Putperest görüyoruz. (Görünce bişi oldu mu diye sorarsan; inan bana bişi olmadı)
–
Dostum kendi putperest olan nasıl iftira atsın ? Sen onu de hele…
Anlamayanlar için elbet bi put vardır.
Not: Bu tanrı var ya, oldukça lafazan bi tanrı, belki kendi de bi put olduğundan olsa gerek peygambere ve gücü elinde tutanlara hiç karışmıyor. Birçok eş ve cariyeler…
Cariye yazmıyormuş. Yazsın veya yazmasın, tek gerçek; onların bi güzel becerildiğidir. Böylece cariye anlamının evlenilmeden becerilen kadın olduğunu anlıyoruz. Başka anlam bindirmek abesle iştigal olur. Uygulama böyledir ve bizzat muhammed tarafından böyle uygulanmıştır.
şu anda dünyanın bu halde olmasının baş mimarıdır putperest…
bizler şimdi geçmişe bakarak putperestliği anlamaya çalışıyoruz, dışarıdan bakınca bir-iki taşın yontulması ve onlara yapılan bir kaç hareketi-davranışı yorumluyoruz ve çok ta ahım-şahım olmadığını, masumane bir şey olduğunu düşünüyoruz…
ama bunların toplumlara yansımalarını görebildiğimizde filim kopuyor!
kıble demişsin ya konu açılmışken kıble yön olarak bilinir.. üstelik bu ifade yetersiz kalır, tam olarak namaz kılarken dönülmesi gereken yön şeklinde anlam yüklenir… halbuki anlamı odaklanmadır… tüm dikkatini yöneltmedir… ve Kuran’da odaklanılacak olan Kabe olarak geçmez Yaratan’ın öğütleri olarak geçer…
işte putperestliğin topluma yansımaları bu derece tehlikelidir… Yaratıcı tarih boyunca putperestlerle adeta mücadele etmiştir, bunu yaparken de bizlere mücadeleyi yani sabrı öğütlemiştir, çünkü en başta Kendisi bizim içi mücadele etmiştir… sabır demişken mesela şükür kavramı da manipüle edilmiştir… şükür karşılık vermektir oturup söylenmek demek değildir şükürler olsun diye… buna da şükür diye… bu da bir başka yansımadır..
örneğin Kuran’da ebeveynlere şükredin denir yani onlara karşılık verin, onlar sizlere bu yaşlarınıza kadar baktılar kolladılar, siz de onlara iyi söz söyleyin, karşılık verin, dostça konuşun..gibi..
örneğin helallik te bir başka yansımadır… şimdi yazamayacağım ama yeri geldikçe atılan iftiraları kendimce dile getirmeye çalışacağım…
niyetim atışmak değil.. ayrıca konu hadis-mehzep hiç değil.. birisi peygamber bunu bunu yaptı dediğinde çok doğru söylüyorsun bence de öyle yapmıştır diyorsan ne diyelim? doğrudur heralde…
“sizce Tanrı köleliği ve cariyeliği meşru kılmış olabilir mi? İnsanlar arasında ayrımcılık yapmış olabilir mi? Cevap ver kendisine müslüman diyen ya da müslümanlara bakarak Kuran’ı eleştiren! Bir köle nasıl olur da öteki dünya için köle olmayanlarla aynı şekilde yargılanır? o köle, Tanrı’nın istediği davranışları köle haliyle nasıl yapabilir? neyi var da paylaşabilir? (paylaşmak senin “kitabında” varsa tabi, varsa yoksa zekat senin için), adaleti nasıl ayakta tutabilir? bir köle sorunlarla nasıl mücadele edebilir? kölenin sözünün kölelik toplumlarında nasıl bir değeri olmuş ta yalan doğru diye yargılansın öteki dünyada? eğer köle veya köleler diye bir şey olsaydı ve de onlara ayrıcalık varsa öteki dünyada, o zaman bu söylenmez miydi bize Kuran’da?”
Şimdi bu parağraf avcix arkadaşı okurken dikkatimi çekmişti. Daha sonraki gönderisinde kendisi de kendisinden alıntı yapınca daha bir dikkatimi çekti. Şimdi kendi çalıp kendi oynayan bu arkadaşın bir sorusuna yanıt verelim:
– sizce Tanrı köleliği ve cariyeliği meşru kılmış olabilir mi? İnsanlar arasında ayrımcılık yapmış olabilir mi?
Kesinlikle meşru kılmıştır ve insanlar arasında ayrımcılık yapmıştır!
“Kul yapısı” olan tüm tanrılar buna gizli ya da açık bir şekilde izin verir!
Ama işin ilginç yanı kul yapısı olmayan bir tanrı da her hangi bir “kul” tarafından tanımlanabilmiş değildir. Eğer senin böyle bir tanrın varsa bize anlat da dinleyelim. Ama dikkat et, bu konuda dünya kadar yazıldı, onlardan farklı bir anlatımın varsa öyle başla. Bu nedenle de sitede güzel bir tarama yap önce. Haydi kolay gelsin…
link to sonsuz.us
xenix: Takiplerim
Ekonomik imkanı olmayan kadınlar o dönemde gayrimeşru şartların kurbanı olabiliyordu. Bu sebep üzerine, Hz. Peygamber, çok evliliği teşvik etmiştir. Peygamberimiz, kendisinden biat alan Medine kadınlarından özellikle, “zina etmemek, çocukları öldürmemek” üzerine söz alıyordu çünkü böyle bir problem vardı. Bu nedenle, koruma amaçlı, çok evliliğe sıcak baktı.
Cevabı size Kuran versin…
Nahl(75) Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.
xenix: Takiplerim
Hea cariyeleri de koruma altına almışlardır , kendilerini sahipsiz hissetmesinler diye!
Dimi AntiAteist?
Benim bildiğim, bir insanı koruma altına alıyorsanız, onu yatağınıza almazsınız.
Bir insanı koruyacak yataktan başka yerler de vardır.
“Ben seni koruyorum, sen de yatağıma gel” demek; o insanı korumak değil kullanmaktır.
Evet budur işte İslamın gerçek yüzü, aişenin Muhammed’e eş yapılmasından beri süre gelen geleneksel sapkınlık!
Not: Aslında sende içten içe ”evlatlık” alamazmıydı diye düşünüyorsun, ama töbe haşa demekten soramıyorsun bir türlü…
İtiraf et AntiAteist:))
Peygamber önüne geleni becerdiğine göre muhammedin kitabında “kölelik”, “cariyelik”, “seks köleliliği” mevcut…
Senin kitabı yeniden yazman soruna çözüm değil…
verdiğiniz linki tamamen okumadım .. örneğin şu alıntıya bakalım:
“Maide 89. Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, [b]yahut da bir köle azat etmektir[/b]. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
Burada da bilerek yapılan yeminin keffareti ve üçüncü alternatifi olarak köle azad edilmesi söz konusu.
Çok rahatlıkla anlaşılabileceği gibi burada da bir mümin, kölesini azad etmek yerine 10 fakire yemek yedirmeyi tercih edecektir çünkü bir köleden ömür boyu faydalanmak yerine 10 fakiri doyurmak çok daha ekonomiktir.”
Bir kere bu ifadeleri yazan kişiye teşekkürlerimi sunuyorum… çünkü yaptığı aslında Kuran’ın daha iyi anlaşılmasına bir hizmettir… Kuran çelişki olmadığını söylüyor, ama yukarıdaki çeviriye bakarsak arkadaşımız çelişkileri bir bir sıralamış..
ve demiş ki:
“Çok rahatlıkla anlaşılabileceği gibi burada da bir mümin, kölesini azad etmek yerine 10 fakire yemek yedirmeyi tercih edecektir çünkü bir köleden ömür boyu faydalanmak yerine 10 fakiri doyurmak çok daha ekonomiktir.”
işte böyle sorgulayan beyinler insanlığın lokomotifleridir, bu forumu bu yüzden seviyorum…. tabi birazcık aceleden veya heyecandan olsa gerek anlatmak istediğini neredeyse tersten anlatacakmış :
“çünkü bir köleden ömür boyu faydalanmak yerine 10 fakiri doyurmak çok daha ekonomiktir.”
burada “faydalanmak” kelimesini dil sürçmesi olarak değerlendiriyorum…. Onun dışında başka bir çelişkiyi de ben sunayım: çeviride “bunları bulamayanlar” ifadesiyle “köle” bulmak arasında nasıl bir ilişki olabilir? Çeviri, yemek ve giysi şeklinde giderken neden birden bire bunlardan çok farklı bir kavram olan köleliğe dönüşüyor?
Şimdi biz bu çeviride köleden bahsediyor diye Tanrı köleliği onayladı mı diye yorumlayacağız?..
Ben şu şekilde yorumluyorum: Kuran’da çelişki olamayacağına göre; köle azad edilmesinin şarta bağlanması ile Kuran nasıl ilişkilendirilebilir? böyle bir ilişki mümkün değildir öyleyse sorun ne? ..gibi…
düşünmek ne zamandan beri yeniden yazmak oldu ? ne var ki yeniden yazanlar 1500 yıldır durmuyorlar…
“Kuran çelişki olmadığını söylüyor”
“Kuran’da çelişki olamayacağına göre”
Pardon,
Yanlış anlıyorsam düzeltin;
Siz, Kuranda çelişki olmadığını mı söylüyorsunuz?
Yine aynı terelelli.
Kuldan utanıp allahın sözünü değiştirmek nasıl bir psişik süreç acaba?
1500 yıldır yazıyorlarmış…
Yahu kardeşim, 1500 yıldır yazmıyorlar, 1500 yıldır yazılanı okuyorlar. 1500 yıldır yazılanı okuyup da 1500 yıldır anlamayanlar var diyosan, bu okuyanın değil yazanın problemi olur ancak. (İstersen dene, yönetici ol bi kuruma ve hizmet içi eğitim semineri hazırla, yaz, çiz, çoğalt, dağıt. (tebliğ) Süre ver, kontrol et. Ve eğer 100 kişinin 98’i-99’u senin hazırlayıp dağıttığın evrakta yazılanları yanlış anlayıp yanlış uyguladıysa… ha işte git ondan sonra de ki patrona; efenim bunların hepsi salak valla, o kadar yazdık ama anlamamışlar hala!)
Ne olur?..
İşte bu senin yaptığın olur.
(anlamamışlar efenim anlamamışlar)
Başka ?
Geçin o ataerkili kardeşim, geçin, geçin erkilini anasını terkilini, insan olalım biraz insan be*
Geçin animizmi, geçin tarihi, geçin sosyolojiyi, geçin antropolojiyi, geçin geçin*
Bu nedir ya?
Tamam geçelim de, nereye gelelim?
Kuran’da yanlış olamayacağına göre.. diye başlayan cümlelere mi?
…
Bak konu cariyelik.
Daha önce yine bu başlık altında yazdığım bi mesajı hatırlatayım;
“Benimkisi yersiz bi meraktı efendim, affınıza sığınırım. Hani dünyanın bütün işçileri birleşin diye bi söz vardı ya, peki ya dünyanın bütün köleleri ve cariyeleri ne yapsın izninizle, ben onu şeettiydim sadece. Yani ne bileyim, mesela dünyanın bütün köleleri ve cariyeleri kırın zincirlerinizi mi? Yoksa dünyanın bütün köle ve cariyeleri, efendinize zorluk çıkarmayın ve şükredin gibi mi.. Veyahut dünyanın bütün köle ve cariyeleri, elbet sizin hakkınızda en hayırlısını biz biliriz ve bize güvenin mi.. Ben bir köleyim efenim. Ve sevgili peygamberim bir köle olarak benim nasıl düşünmemi ister, işte bunu bilmenin derdindeyim. Sus desin susayım, haşa isyan değil ama önce ondan duyayım.”
Şimdi sen bozulmamış haliyle mi alıyon, yazılmamış haliyle mi alıyon, hangi haliyle alıyosan al da cevapla; İslam’ın tanrısı “köle” ye ne öğütler?
(Bak efendisine demiyorum, köleye diyorum)
Ya da Somali’ye gidin.
Hatta gitmeden önce haritaya bakın. Biraz da kurcalayın.
Kuzeyin’de kim varmış, güneyinde kim, doğusunu kim kontrol ediliyormuş batısını kim?
Uçak biletiniz benden. (ciddiyim)
Gidin ve yazıcıları* anlatın.
Eğer dönebilirseniz, anılarınızı yayımlarız.
Demiştim ya; böyle konuları ateistlerle tartışmaktan daha keyiflisi yoktur.
“sizce Tanrı köleliği ve cariyeliği meşru kılmış olabilir mi? İnsanlar arasında ayrımcılık yapmış olabilir mi? Cevap ver kendisine müslüman diyen ya da müslümanlara bakarak Kuran’ı eleştiren!”
arkadaşlar bu ifade için özür diliyorum… sadece dikkatinizi çekmek istemiştim, yoksa niyetim “kızmaya kalkışmak” veya taciz etmek gibi bir şey değildi bu haddime değil ama yazmış bulundum…
bunu belirttikten sonra…
Hüseyin Aktaş, ben söylemiyorum Kuran’ı gönderen söylüyor… ben de inanıyorum..
xenix, ben de bu çevirilerdeki yanlışları görebilmekle meşgulüm… örneğin ayetin orijinalinde köle diye çevrilen ifade “memlûken” kelimesi… bir başka ayette köle diye çevrilen ifade “el abdu” kelimesi, bir başka ayette köle diye çevrilen ifade “rekabetin” kelimesi… şimdi ben de soruyorum bunların hangisi “köle”? gibi….
gamaro, 1500 yıldır yazılan okunmuyor.. okunsaydı en azından şimdi cariyeliği tartışmazdık…
“anlaşılmıyorsa bu yazanın suçudur”demişsiniz. bence siz putperestliği tam olarak çözümleyememişsiniz…
Benim dikkat çektiğim nokta bu güne kadar yazılan değil yazdırılanların okunduğudur hatta onların bile okunmadığıdır… Görülen taklit edilmiş, bu eleştirirken de aynı savunurken de aynı olmuş…
“Kuldan utanıp allahın sözünü değiştirmek nasıl bir psişik süreç acaba?”
ben bir örnek vereyim…. bugün “şeriat” adı altında yönetilen toplumlara bakarsanız mesela Arabistan, ülkede din polisleri vardır… din ve ahlak polisleri, bunlar sokaklarda ellerinde sopalarla gezerek Arabistan şeriat kanunlarının bekçiliğini yaparlar… bu durumu Arap yöneticileri Allah’tan aldıkları yetki ile açıklarlar… yani sokaklarda üniformalı eli sopalı insanlar dolaşmaktadır bu da din adına yapılmaktadır.. Kuran’a baktığımızda her hangi bir zorlamanın toplum içerisinde olmaması gerektiğinin vurgulandığını görürüz… Araplar ise bunun tam tersini söylüyorlar toplum içerisinde din-ahlak polisi kurumunun gerekli olduğunu savunuyorlar…
öyleyse, Kuran toplumda zorlamanın olmadığını söylerken Araplar bunun tam tersini söylüyorlarsa, Arapların savundukları “din” Kuran’daki din olamaz…..
bu çıkarımı insanlar yapmıyor diye suç onlardan gider yönünde başka bir çıkarım yapmak nasıl bir mantık çözemedim…
Maval okuma.
Zina eden kadına ne yapacaksın?
Benim böyle bir ayet aklımda kalmamış, hangi ayetlermiş bunlar, paylaşır mısın. Tersi anlama gelen ise birkaç ayet hemen aklıma geliyor. Bana sanki 1500 yıldır yazılanı okumayan onlar değil de, sen gibi geldin.
Bırakın arkadaşı kendi haline. Çünkü inanıyormuş. Söyleyecek söz yok. “Bildiği” zaman gelsin…
(Ben de xenixleştim mi ne?)
Mesela Yaşar Nuri denilen zat, kuldan utanıp allahın sözünü değiştirenlerin başındadır.
Cübbeli ise bu anlamda daha hayırlı bir mümindir.
Arapların konuyla ilgisi ne?
Bak ne diyor ayet: “”Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.”
Bileşenlerine ayıralım;
Değnek..kamusal alanda aleni infaz.. ve allahın sözünü klavuz edinip yumuşamayan mümin.
Eee, arap bi güzel anlamış işte, daha ne?
(Bunnarın hepsini geçtin de bi polise mi takıldın?)
Yok yok, asıl senin yüreğin yumuşamış.
gamaro,
zina, kadın-erkek olarak ayrı değildir Kuran’da “eşini aldatmak” olarak geçer… eşin kim ise onu aldatmamalısın.. dürüstük kavramıyla iç içedir..
yani toplum içerisinde karşı cinsten birisiyle yaptığın beraberlik anlaşmasını (bu ister sevgi üzerine ister başka bir şey üzerine olsun) tek taraflı veya gizli gizli bozmamalısın… anlaşmaya son vermek istiyorsan karşı tarafın rızasını da gözetmelisin çünkü bir anlaşman bir sözün var ve o eş ile birlikte olduğunu toplum biliyor bunu ilan etmişsiniz….
bunları biliyorum ama maalesef ne yapılacağı konusunda ya da bir şey yapılır mı konusunda emin değilim… Bunun için Kuran adına konuşulacaksa Kuran’ın iyice incelenmesi gerekir bunca anlam karmaşasının arasında…
bir de şunu biliyorum: Arapların iddia ettikleri şeylere güvenmiyorum…
KaptanMosey, 2:256
Hüseyin Aktaş,
inanç bilmekle, bilinçli olmakla iç içe bir kavramdır… Tanrı insanlara bir şeye inanmak konusunda veya ikna olmak konusunda aklımızı kullanmamız gerektiğini söylüyor… bizlere görme-işitme-düşünme yetileri verdiğini ve bunları kullanmamız gerektiğini, bu sürecin sonunda karar vermemiz gerektiğini öğütlüyor…
Kuran’ın çelişkisiz olduğu inancına ulaşmak için de aynı şeyleri yapmamız gerektiğini hatırlatıyor.. (4:82)
bizler Kuran’da çelişki olup olmadığını anlayabilmek için onu okuyup incelemeliyiz… ben bu süreç içerisinde böyle bir karar verdim, yani kuru bir inanç değil incelenmiş bir inanç; ki inanç ta kuru kuruya değil akıl ile desteklenmeli… o zaman inanç inanç olur.. ve o inancın arkasında durabilirsiniz.. ama kuru kuruya bir inanç bir taklitse sahip olduğunuz bu inanç ileride ya yok olur ya da şekil değiştirir…
“Bunun için Kuran adına konuşulacaksa Kuran’ın iyice incelenmesi gerekir bunca anlam karmaşasının arasında…”
Eeee?
Bu ne şimdi, cevap mı?
Al sen incele o zaman iyiden iyice, al sen anlat bize, elinden tutan mı var?
Ama anlat!
…
Yahu bu nasıl bir hastalıklı durumdur be.
Şu soruyu cevapla:
İnsan Kur’an’ın allah sözü olduğu bilgisini nerden alır/almıştır, ya da en azından SEN nerden aldın bize önce bunu açıkla.
Bak soru çok basit, hiç de indirgenemez karışık filan değil valla.
“”Bunun için Kuran adına konuşulacaksa Kuran’ın iyice incelenmesi gerekir bunca anlam karmaşasının arasında…”
Eeee?
Bu ne şimdi, cevap mı?
Al sen incele o zaman iyiden iyice, al sen anlat bize, elinden tutan mı var?
Ama anlat!
…
Yahu bu nasıl bir hastalıklı durumdur be.”
gamaro, her şeyi bildiğimi iddia etmedim ki ne sorarsan anlatayım! ben de cevaplar arıyorum…
Bu mu şimdi ayetin avcix. Konumuz ibadetler mi bizim, cariyelikten, çok eşlilikten zinadan ve kölelikten bahsediyoruz. İbadetleri uygulayan müslümanlar zaten azınlıkta, onları zorlayan zaten pek yok. gamaro’nun dediği gibi zina eden kadın’a ne yaparsın? Bir mürtede ne yaparsın?
Nedir bu kadar kafanı karıştıran. Niye emin olamıyorsun. Hangi ayete bakacağını mı bilmiyorsun, okuduğunu anlamakta mı zorlanıyorsun. Belki yardımcı olabiliriz. İnceleye inceleye bitiremediniz şu kitabı. İncelenmesi lazım.. incelenmesi lazım…
inceleyin artık şunu. Ne anlaşılmaz kitapmış arkadaş, resmen boşu boşuna gönderilmiş yahu. Bir de dalga geçer gibi şöyle ayetler koymuş içine:
İnsan Kur’an’ın allah sözü olduğu bilgisini nerden alır/almıştır, ya da en azından SEN nerden aldın bize önce bunu açıkla
Kuran’dan…
Şimdi gamaro’nun sorusuna “Kuran’dan…” diye cevap vererek yukarıda alıntıladığım sözlerine uygun davranmış oldun öyle mi? İncelenmiş bir inanç sahibi oldun, inancını akıl ile desteklemiş oldun?
“Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu biliyorum çünkü, Kuran öyle diyor.” yavrum benim.
KaptanMosey mürted ne demek bilmiyorum… ayrıca anlamını merak ta etmiyorum çünkü belli ki fıkıhtan fırlamış bir kelime… daha doğrusu fıkıh sayesinde ün yapmış bir kelime olsa gerek…
din ile ibadet kavramlarını aynı şeymiş gibi algılamanızı anlayabiliyorum..
incelenmesi lazım derken mesela cin kelimesi çevirilerde ne olduğu tam söylenmeyen topluluk olarak anlamlandırılır.. toplumda da bu yönde hayal edilir, halbuki böyle bir insan ve cin diye ayrı topluluklar yoktur Kuran pasajlarında… incelenmesi gerekir derken bu tür anlam karmaşalarının belirlenmesi gerekiri kastediyorum…
dikkat ederseniz forumun konusu cariyelikten uzaklaştı, siz son yorumların hepsini okuduysanız şu anda cariyeliği ve köleliği tartışmıyoruz, hatta ben neyi tartıştığımızı takip edemiyorum şu anda…
cariyeliğin ve köleliğin Kuran çevirilerinde anlamlandırıldığı gibi bir şey olamayacağını söyledim… bunda hemfikiriz sanırım..
Şimdi gamaro’nun sorusuna “Kuran’dan…” diye cevap vererek yukarıda alıntıladığım sözlerine uygun davranmış oldun öyle mi? İncelenmiş bir inanç sahibi oldun, inancını akıl ile desteklemiş oldun?
“Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu biliyorum çünkü, Kuran öyle diyor.” yavrum benim.
KaptanMosey, evet kaptanMosey… başka nereden olacaktı?
Avcix,
İnanıyorsan niye ve neyi araştırıyorsun ki?
İnançlar insan beynine saplanmış en kanlı bıçaktır!
Araştıracaksan önce bu bıçaktan kurtul!
İnanç ile bilgi arasındaki farkı öğren önce.
İnançlar ölü düşüncelerdir ve sana ait değildirler!
“Müslüman” demek “teslim olan adam” demektir. “Teslim” olduğun zaman araştırmaya kalkmak ise zaten yine inançlarına göre şüpheye düşmektir; günahtır; “şirk koşmaktır”… Tövbe de de dergahın yolunu tut sen. Ya da her insan gibi araştırmaya devam et! O zaman da bize ders vermeye kalkmadan önce, kendi dersini çalış, tezini yaz da gel. Girdiğin her başlık altında elalemi azarlayarak giriyordun, şimdi özür dilemeye koyuldun. Bak bir Çerkez atasözü derki; “Toplum içinde sonradan kalkacağın yere oturma!”
Tamam?
Sen daha çok ararsın avcix.
Çünkü sorun şu ki; bu mızrak bu çuvala nasıl sığsın?
(üstüne üstlük, bi de demokrasi çağında filanız ha:)
Daha da basitleştirelim olmazsa;
Aman tanrım, aldatıyor mu beni yoksa? Yok yok.. aldatmıyordur, aldatamaz.. peki ya şu mesaj, şu ileti, yok sen şöylesin de yok bilmem ne felan?.. Aman canım o elbette çok değerli bir arkadaş…E ama cüzdanında da prezervatifle geziyo bu taman? Yav işte biz de sağda solda kalabiliyoz bazen, kendileri çok tedbirlidir de ondan. O haldee? Evet, nedir evet?.. Demek ki bazı geceler ortadan kaybolması da normal? Aman efenim zaten hepimiz kayıp değil miyiz biraz, ayrıca kaybolmak demişken ihanetin üst boyut evrensel gerçek anlamı felan…
Şimdi baştan alıyoruz:
–Eşimin beni aldatma ihtimali diye bişey bulunmadığına göreee….
–Eeee?
–Demek ki güvenmemek lazım yukarda yazılı bilgilere:)
–Tamam da, eşinin seni aldatması gibi bi ihtimalin bulunmadığı bilgisine nerden ulaştın sorması ayıp?
–Aaaa, ondan kolay ne var, bizzat kendisi söyledi bana!
:))
Neyini anlamıyon hakket, neyi anlamıyon… diye sormak lazım elbet:))
sevgili aktaş
“Çerkez atasözü derki; “Toplum içinde sonradan kalkacağın yere oturma!” örnek müthiş.. kutlarım..
Tipitiplik yapmanın alemi yok.
Bende de bi havuç var ki üzerinde dünyanın en kudretli havucu yazıyo.
Hemfikir değiliz avcix, değiliz. Sen okuduklarına inanmak istemiyorsun. Sende ışık gördüm ben, ama biraz daha oku
Siz müminler genellikle ne yapıyorsunuz biliyor musun? Kuran’daki her sıkıntı yaratan kelimenin anlamını genişletmeye çalışıyorsunuz. Yapma şunu kardeşim yapma yani. Bunu yazanlar 1400 yıl öncesinin dar kafalı düz insanları yahu, 1400 yıl! Üstelik kendi çağına göre bile geri, okuma yazma bilmediği iddia ediliyor. Ve üstelik 1400 yıllık olmakla da kalmıyor, bu kitabın referansları arasında bazı kil tabletler ve Mısır papirüsleri bile var.
Toplum içinde zorlama olmaması bak mesela şöyle rica edilebilir. Ben sana “benim” tabletlerden bir iki alıntı yapayım.
Yani şöyle değil:
anlatabildim mi?
Hüseyin Aktaş, dünyamız bu halde olduğu için…
inançlar ile inanç farklı kavramlar…. bilgi olmadan edinilen inanç bahsettiğiniz inançlar arasına giriyor bu yüzden de kanlı birer bıçaklar.. KaptanMosey in de beni uyardığı yorumda söylediğim gibi inançtan bahsederken Kuran’ın bu bilgileri insana sunduğunu ve bu bilgilerin sorgulanabilir olduğunu belirttim… günümüzde insanlar Kuran adına inanç belirlerken bunu yapmıyorlar Kuran’ın sunduğu bilgileri değerlendirmiyorlar, onun yerine gerek çevirilerin gerek Arapların gerek başkalarının ikramlarını kabul ediyorlar…bunları da sorgulamıyorlar.. bizim burada yaptığımız bunları sorgulamak..
gamaro, maalesef esprinizi anlayamadım…
çerkez atasözü şunun demiş bunu demiş… ben kişisel tartışmalardan ve olayları kişiselleştirmekten kaçınmak adına özür diledim… umarım bir daha böyle çıkışları tekrarlamam..
benim arayışımdan dem vurmuşsunuz.. bu arayışın sizin temelsiz fikirlere çözüm olacağını umuyorum… o yüzden araştırmaya devam etmeliyim-etmelisiniz.. bence siz de araştırın…
“Müslüman” demek “teslim olan adam” demektir. “Teslim” olduğun zaman araştırmaya kalkmak ise zaten yine inançlarına göre şüpheye düşmektir; günahtır; “şirk koşmaktır”
bu ifade daha çok toplumdaki herhangi bir cemaat liderine şeyhe ya da şıha-dedeye yakışan bir yaklaşım…
Ayrıca konu şöyle böyle saptı demen de çok enteresan.
Ya kardeşim, geldin eski bi başlığı kendin güncelledin.
Saydın döktün, yok o yanlışmış, öbürü de yanlışmış, beriki de şöyleymiş, öteki de böyleymiş.
Sadede gel.
Bak benim sorum duruyor yukarda; İslamın tanrısı “köleye” ne öğütler? (efendisine değil, köleye)
Hadi diyelim ki efendisine üstü saklı bi öğüt vermiş olsun, hani canın isterse köleni de azad edebilirsin gibisinden. Lakin gel gör ki, yapmıyor bunu sahip, hani sen de demişsin ya, anlamıyor bi türlü!
Eee?
Nolcek şimdi?
Köle efendisinin anlamasını mı bekliycek?
Sabır mı edicek?
Bu mudur?
…
Gelelim senin cariye kelimene. (Kelime kökü ve tercüme efenim, bakın gene aynı hebele hübele)
Hani bi ayet vardı… Diyordu ki, ya muhammed zamanında sana şunu şunu helal kıldıydık ama şimdi şunları şunları şöyle yapcaz.. e işte şimdilik böyle ama biz yeni bir güncelleme (ayetül-update) yapana kadar sen de şunna şunna ve bi deeee (buraya dikkat !) NELERİNLE idare ediver diyodu aceba, hatırladın?
Sahi neydi o kelime avcix’ciim?
Burda kimse senin inancını sorgulamıyor avcix.
Sorgulanan şey, sen ve sen gibilerin kullandığı inanılmaz yöntem.
Ne sordum sana ben?
“Kur’an’ın allah sözü olduğunu bilgisini insan nerden alır?”
Cevabın ne: Kurandan.
…
Tüm bunlar bana -eğer benzetmek gerekirse- santral sinir sisteminde pre-snaptik oto reseptörleri tutarak spontan impuls deşarjına yol açan virütik tabloları hatırlatıyor ya, neyse..
Biz devam edelim yine..
Şimdi eğer dediğin gibi Kur’an’ın allah sözü olduğu bilgisi yine kur’an’dan alınıyorsa, o zaman kuran’daki bu bilginin (kuran’ın allah sözü olduğu bilgisinin) doğru olduğunu nerden ve nasıl anlar insan?
O da mı kur’an’dan?
Nedir bu, hermafrodizmin bir başka şekli mi?
Mantık ve teknik dediğin şey keranenin arka bahçesi mi?
Bak canım, ben senin için sadeleştireyim biraz konuyu…
Tanrı ile ilgili bilgi ve görgümüzün bütün kaynağı: kutsal kitaplardır.
Yani mikrofiber kanatlarıyla dalda kanat çırpan böceğin bokundaki mucizevi protein veya sevimli sempatik bir erkeğin benimle sevişirken içime boşalttığı spermadaki kuyruklu bilmem ne hücreleri felan değil..
Zaten bugüne kadar hiçbir ot, hiçbir bok ya da hiçbir elektron dile gelip ahan da bu bizi yaratmıştır neyim dememiştir.
Anladın?
Onun için sen delil arıyosan, bakacağın yer kitaptır.
Hangi kitap?
Kutsal kitap…
Çünkü o kitap, yeryüzünde tanrı’ya delil olabilecek tek varlıktır.
Ha işte zurnanın zırt dediği yer de burası zaten…
Şimdi sen bu kitabın allah’ın sözü olduğuna inandığın için aklınla-ruhunla ve bütün kelime köklerinle incele babam incele de tabi… Bak aynı yere geldik yine.. kitabın allah sözü olduğu bilgisini nerden aldın? Kimden ve ne zaman? Kitabı okumadan önce mi misal, yoksa okuduktan sonra mı? Veyahut okumaya başladığında çoktan var mıydı sende bu bilgi? Varsa nerden geldi? Yok eğer yoksa, o zaman nasıl oldu da…
Hayırlı sürmenajlar.
(Bu tablo maymun hangi dalda oyununun bir parçasıdır aslında. Lakin asla yakalanamaz bu maymun. Allah dediğinde kitaba atlar, kitap dediğinde allaha… Kesinlikle; yükseltgenemez bir basitlik.)
Misal, ben desem ki birine: Ulan senin ananı avradını dağa kaldırcam, ayrıca bir kaç da arkadaş getirip seyrettircem onlara…
Kişi ne anlar bundan?
Ne düşünür yahu.. Ne?
Yani ne biliim, “ananı” derken aslında tabiat anaya işaret buyurduğumu, avrat ile onun güneşle olan ayrılmaz ve yaratıcı birlikteliğini vurguladığımı, dağdan kastımın daha yüksek bir ruh-bilinç seviyesi olduğunu, arkadaşlara izlettirmek konusunun ise arka ve aş kelimelerinin bilmem hangi sansktritçe kelime kökünde saklı bulunduğunu felan mı?
Nedir yahu kafanı bu kadar karıştıran?
Ne?
Seninki soruların peşinde koşmak değil cancaazım.
Sende soru da cevap da kalıp gibi maşallah.
Ha şimdi bu buna nası uyar.. (yazıcılar yazdıkça sen kıvran:)
Bak edebiyat diliyle söyliim istersen;
Boynuna o yeşil fuları takma çocuk… kaybolursun:)
Sen de yazıcılığa başlamışın, iyi yazıyon helal olsun:)
Oncelikle alinti konusunda belirteyim ki, mesajimda cevabi olan bir kavram uzerine soru sorulmus ben de cevabibin zaten mesajda oldugunu gosterdim, haklisin kendim calip kendim oynuyorum umarim bazi taslar yerine oturdugunda hep birlikte calip-oynariz…
Antiateist, dikkat ederseniz cumlenizde peygamberin cok esliligi tesvik ettigini soyluyorsunuz.. Ben de bir zamanlar mantik aramak adina ayni sizin gibi dusunuyordum ama kesinlikle peygambere bir rol bicme hatasina dusmedim; sizi anliyorum.. Ayni sekilde su sorulari size yoneltecegim: Kuran’in peygamberi sizce cok esliligi tesvik etmis olabilir mi? Kuran’da olmayan bir davranisi peygamber kendi kafasina gore topluma ogutlemis olabilir mi?
Kuran’da emaresi bile okunmayan bir sey neden peygamberin tum hayatini ilgilendiren bir konu olsun? Sonra da Kuran’daki dinde oldugu iddia edilsin? Toplumda bu kadar gerekli hale geldiyse neden Kuran degil de peygamber soz sahibi olsun?
Sizce Kuran’daki din hakkinda soz sahibi kimdir? Onu gonderen mi yoksa onu insanlara iletmekle gorevli olan mi?!
Huseyin Aktas ve antiateist, ben de onceki mesajlarimda ve simdi sordugum sorularin ve daha bir coklarinin cevaplarini bulabilmek icin yola ciktim, bu yol bittiginde buldugum cevaplari paylasacagim ilk yerlerden birisi bu forumdur bunu daha once de belirtmistim adeta keyif alirim diye.
Son olarak ta sunu soyleyeyim bu mesaji bitirirken…
Kul yapisi sisitemleri insanlarin urettikleri kiliflardan, hedef saptirmalardan, saman altindan su yurutmelerden baska bir sey degildir.. Bilincin aci oldugundan bahsetmistim, duydugum aci da en cok bu kul yapisi yani insan urunu dinlerin farkinda olanlarin insan urunu olmayan dini gorememelerinden kaynaklaniyor.. Onlar da goremezlerse, insan urunu dinlerin uyeleri nasil gorecekler?… Yaratici’nin en temel uyarilarindan birisidir kulluk sistemlerinin terkedilmesi! Ama mesela gunumuzde insanlarin eline dusmek diye bir deyim kullaniriz, ozellikle ulkemizde “isin baskasina dusmesin” seklinde ifadeler kullaniriz ki maalesef bu ifade ulkemizde son derece gecerli! Ayni durum tum dunya icin de gecerli, bunu su sekilde ifade edebiliriz: “isin putperestlere dusmesin!”
Mesela… Ibadet kavrami.. Bu kavram tarih icerisinde putperestlerin elinde sekillenmistir.. Turkceye aynen gecmis ama anlam olarak Kuran’daki anlamiyla degil putperestlerin yontmalariyla sekil almis hali dilimize gecmis.. Sonra da ibadetlerinizi aksatmayin gibi insan urunu telkinler-yaptirimlar toplumlari mesgul eder olmustur, beyinler durmus, dikkatler saptirilmis insanlar koyun haline getirilmistir.. Gibi..
Ben birseyleri anlatma telasinda degilim daha anlatacaklarim bende de tam anlamiyla sekillenmedi ama en azindan gunumuzdeki “din” anlayisinin Kuran’daki din den cok farkli oldugunu biliyorum. Sadece dusunmeliyiz diyorum iyicene.. Onumuze sevis edilenlerden ibaret degil yasananlar..
gamaro,
“Bak benim sorum duruyor yukarda; İslamın tanrısı “köleye” ne öğütler? (efendisine değil, köleye)”
gamaro; konu yanlış algılanıyor… ayrıca “islamın tanrısı” ne öğütler dediğimizde Tanrı’nın dışında birçok tanrıdan bahsetmiş oluruz ve o tanrıların da söyledikleri Kuran dışında her yerde zaten..
konuya dönersek, kölelik toplumsal bir kavramdır, ve tamamen toplumdaki iğrenç çıkar ilişkilerin iğrenç bir yansımasıdır.. bu çıkar o toplumda ne ile somutlaştırılıyorsa, o somutun bir uzantısıdır… mesela günümüzde bu somut genelde paradır.
Bu noktada şunu belirtelim Tanrı Kuran’da biz insanların toplumsal yaşayışlarının şeklinin ne olacağını ne olması gerektiğini belirlememiştir.. Bizlere genel bir çerçeve çizmiştir, dürüstlük-adalet-karşılıkta eşitlik(faizsizlik).. gibi.. bu çerçeve içerisinde kendi toplumsal düzenlerimize-geleneklerinize..vs tabiri uygunsa “karışmamıştır”…
Şimdi tekrar konuya dönersek sorun şuradan kaynaklanıyor:
Kuran’da sanki kölesi olanlara Tanrı bir şeyler söylemiş, böyle bir diyalog oluşmuş, sonra da köle dolayısıyla efendi kavramı Tanrı-vahiy ile ilişkilendirilmiş… buradan hareketle de Kuran’daki dinin kölelik kavramını doğal karşıladığı ve bunun toplumda meşru olduğu sanısı oluşmuş…
peki bu sanı nasıl oluşuyor dersek:
gamaro sizin üstteki yorumda serzenişte bulunduğunuz “”şu yazıyorsa ben bunu mu anlayayım“” şeklindeki ifadeleriniz bu gün maalesef tüm insanlığın sorunudur. Öyle ki; mesela kelime olarak kapı ve açıldı sözcüklerini ele alalım….
Kuran’da “kapı açıldı” diye bir ifade yer alsın.. bu kelimeler Arapça olarak “kapı cins ismi” ve “açmak fiilinden”oluşsun..
örneğin bu ifadenin bulunduğu ayet grubu-pasajı “kapı açıldı” tümcesini şehrin kapısı açıldı olarak anlamlandırsın… yani pasajı bütün olarak ele aldığınızda siz bu kapı açıldı ifadesini şehrin kapısı açılmış olarak anlayacaksınız… yalnız pasaj ilgili olayı anlatırken kapı açıldı ile şehir sözcükleri örneğin dil bilgisi kuralları veya imla kuralları..vs sebebiyle aynı ayette yer almasın…
bu noktada devreye putperest giriyor… bu putperestin uyguladığı yöntemlerden birisi şu:
Ayetlerde geçen kapı kelimesi için rivayetler uyduruyor.. şehrin dönüyor saraya, kapı oluyor saray kapısına…
Putperest yapacağını yaptıktan sonra da devreye düşüncesiz çevirmenler giriyor.. müthiş bir bağlılıkla yüzyılların rivayetlerini yeyip sindirmiş kişiler Kuran’ı çeviriyor..
Bu çeviri sırasında “şehrin kapısı” ifadesine geldiklerinde artık kelimeleri yazıldığı şeklinde görmüyorlar, kafalarında yüzyılların rivayet birikimi ve bakış açısı var, dolayısıyla da çeviriye şehrin kapısı değil “sarayın kapısı” yazıveriyorlar…
bu süreçten sonra da bizler bir Kuran çevirisini okuduğumuzda bundan şu, şundan şu mu? gibi sorular soruyoruz artık…
Bu durumda Kuran’ı okuyup anlamak isteyenlerin yukarıda nedenlerden sadece bir tanesini anlattığımız putperest uzantılardan sakınmaları ve akıllarını karıştırmamaları adına; Kuran’ı Kuran’ın istediği gibi okumalılar, düşünüp taşınıp iyice incelemeliler..
Bana kalırsa bu bir süre meselesi.. Kuran her geçen gün daha da anlaşılır hale geliyor.. çünkü yaklaşık 70-80 yıldır ülkemizde okunuyor… ve ben şuna inanıyorum ki Kuran ülkemizde okunduğu kadar başka bir yerde okunmuyor… ama yine de o kadar az ki okuyan…
“Şimdi eğer dediğin gibi Kur’an’ın allah sözü olduğu bilgisi yine kur’an’dan alınıyorsa, o zaman kuran’daki bu bilginin (kuran’ın allah sözü olduğu bilgisinin) doğru olduğunu nerden ve nasıl anlar insan?”
gamaro maalesef böyle bir sihirli değnek yok… ama anlamak istediğinde Kuran bunun karşılığını veriyor insana.. bunu diyebilirim ancak… Kuran’da Yaratıcı, insanlara kendisine inanmalarını söylerken kanıtlar gösterir, bu kanıtlar gerek insandan gerek çevresinden, yani bu kanıtları görünmeyen düşünülmeyen bir şeyler üzerine örneklendirmez… bu kanıtları değerlendirmek insana bırakılmış…
Sen anladığım kadarıyla Kuran’dan Fatiha ve Ayet-el Kürsi dışında hiçbir şey okumamışsın avcix. Oku, Kuran sürprizlerle dolu.
ikra bismi rabbikellezi halak … yani diyor ki 🙂 yaratan rabbin adıyla (Kuran’ı) oku!
Şu paragraftan sonra KaptanMosey’le aynı fikirdeyim. Kuranı okudunuz mu?
xenix: Takiplerim
Aman be kaptan, sen de anlamıyon bea.. Annamıyorsun işte ordaki “oku” o oku değil ki, ordaki oku al o ok’u bi tarafına soku, manasına geliyo ammmaaaa… anlayana elbet.
not: ortalama insan zekasına hakaret etmeye devam.
🙂
İslam’ın kanayan yarası anlaşılamayan kutsal kitap… gamaro, bu başık altında meseleyi açıklamış aslında ama böyle bir konu sanki lazım arkadaşlar.
Kuran gerçekten bu kadar anlaşılmaz bir kitapsa, bu kendi başına bir problem zaten. Kafa karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir kitap neden “gönderilmiş” olabilir. Dawkins’in dediği gibi “yaratıcının bizi kasıtlı olarak aldattığını gösteriyor”
Mesela şu ayet’e bakalım:
Şimdi okuduğumuzu anlayalım.
1. Burada ne anlatılıyor?
2. Bu ayette neden bir anlam karmaşası yok?
Bir başka ayet…
1. Bu ayetteki sıkıntı, tam olarak nedir?
Why, why not ama… kısa cevap yok.
halbuse ben müslüman olsam..
kuldan utanıp değiştirmezdim allah sözünü, kurban etmezdim demokrasiye- modern hukuka neyim:)
karı meselesi mi miasal?
yazarız elbet, onu da yazarız, ne var:)
(evet evet, güzel bi başlık olurdu şüphesiz, gamaro hidayete erse ne derdi filan:)
minik bi açılış babında: örn. çok eşlilik için yok efendim gariban karılar ortada kalmasın diyeyi de, yok işte savaş vaaadı da ondan şeettiydi de… yok aslında bi denesi en iyisidir dediydi de, cahiliyeydi de… filan değil.
Daha damardan, direkt, kendinden emin ve kulakları sağır eden bir meydan okuma ve metroseksüelleşmemiş sireniyle bi stuka dalışı gibi mübarek, he he:))
Veriyosun ayeti, kapı gibi dayıyosun önüne…
Daha diyor ki, hanki kapı bu ama hanki kapı?!
🙂
[Bakınız hatırlaması bedava:) “mesela kelime olarak kapı ve açıldı sözcüklerini ele alalım.. Kuran’da “kapı açıldı” diye bir ifade yer alsın.. bu kelimeler Arapça olarak “kapı cins ismi” ve “açmak fiilinden”oluşsun.. örneğin bu ifadenin bulunduğu ayet grubu-pasajı “kapı açıldı” tümcesini şehrin kapısı açıldı olarak anlamlandırsın… yani pasajı bütün olarak ele aldığınızda siz bu kapı açıldı ifadesini şehrin kapısı açılmış olarak anlayacaksınız… yalnız pasaj ilgili olayı anlatırken kapı açıldı ile şehir sözcükleri örneğin dil bilgisi kuralları veya imla kuralları..vs sebebiyle aynı ayette yer almasın…” ]
Kapı ya kapı.. açılır mı açılmaz mı…
Oysa biz hangi kapıyı açmıştık bu zilliye?:“Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.”
Hee… Bi de dü beş attın mı al sana nesrin topkapı.
Neyse ya neyse:)
Sahi ne demişti Galileo?
Demişti ki; efenim malumunuz, dünyayı doğurtan güneş olduğu için dünya da ebesinin şeyinde dönüp durmaktadır o günden beri.
Tanrım sen bizi virüslerden koru.
“sizce Tanrı köleliği ve cariyeliği meşru kılmış olabilir mi? İnsanlar arasında ayrımcılık yapmış olabilir mi? Cevap ver kendisine müslüman diyen ya da müslümanlara bakarak Kuran’ı eleştiren! Bir köle nasıl olur da öteki dünya için köle olmayanlarla aynı şekilde yargılanır? o köle, Tanrı’nın istediği davranışları köle haliyle nasıl yapabilir? neyi var da paylaşabilir? (paylaşmak senin “kitabında” varsa tabi, varsa yoksa zekat senin için), adaleti nasıl ayakta tutabilir? bir köle sorunlarla nasıl mücadele edebilir? kölenin sözünün kölelik toplumlarında nasıl bir değeri olmuş ta yalan doğru diye yargılansın öteki dünyada? eğer köle veya köleler diye bir şey olsaydı ve de onlara ayrıcalık varsa öteki dünyada, o zaman bu söylenmez miydi bize Kuran’da?”
en azından yukarıdaki paragrafa bakarsak ifadenin yutturulmaya çalışılan “cariye” olmadığı ortada…. ben bir dil bilimci değilim.. milyarlarca insan birer dil bilimci değiller…. Kuran’ı okuyunca onu anlamak için dil bilimci olmaya gerek yok.. böyle bir zorunluluk ta yok… gerek ve yeter şart akıl-mantık…
ayrıca kelime kökü dediğiniz kavram bağımsız bir kavramdır… şu anda yazdıklarımla kelimelerin köklerinin büyük bir kısmının kastettiğim anlamlarıyla uzaktan yakından benzerliği yoktur bile… kaldı ki bunlara deyim ifadeleri de eklersem dil biliminin bir önemi kalmaz…. mecburen dil bilimi de akıl-mantığa başvuracaktır…
Kuran’daki bir ifadeyi en iyi yine Kuran’a bakarak anlayabiliriz…
Ve in hıftüm illa tuksitu fil yetama fenkihu ma tabe leküm minen nisai mesna ve sülase ve ruba’ fe in hıftüm ella ta’dilu fe vahıdeten ev ma leleket eymanüküm zalike edna ella teulu(4:3)
Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.(4:3)(diyanet)
bol parantezli bir çeviri….
çeviriye bakarsak kadınlardan ikişer-üçer-dörder yani elinize ne geçerse demek istiyor….
şöyle bir soru soralım diyanete: riayet edememekten korkanlar kadınlar olursa ne olacak?
cevap: diyanet zıplar..
soru: birden fazla kadına evlilik sırasında haksızlık yapmak ne demek?
cevap: diyanet zıplar..
“meleket eymenüküm” ifadesi yeminlerinizin sahip oldukları şeklinde çevrilebilir…. örneğin sağlık giderlerini üstlendiğiniz birisi olabilir, okuttuğunuz birisi olabilir, geçimini sağlayamayan birisine geçimini sağlayana kadar yardım etmeye söz verdiğiniz birisi olabilir, evlatlık edindiğiniz bir yetim-öksüz olabilir … kısacası başkası adına sorumluluk yüklendiklerinizin hepsi olabilir….
peki; ayetin geçtiği pasaja bakarsak, pasaj evlilikten bahsetmiyor zaten, pat diye 2-3-4 tane üstelik kadından eser yok! pasaj tüm insanlara hitaben başlıyor ve toplumda yardıma muhtaç hale gelmiş ya da getirilmiş kişilerden bahsediyor… bu kişilerin yeminlerimizin yani sorumluluklarımızın altında olanlardan varsa ikişer üçer dörder evlendirilmesi ve mallarının-servetlerinin onlara iade edilmesinden bahsediyor… eğer diyelim 3 kişi var, bunlardan üçünü birden evlendirmek o kişilerin sorumluluklarını üstlenene ağır gelecekse birisiyle yetinilmeli ve diğerleri uygun zamana ertelenmeli… gibi… yani evlenenler erkekler veya kadınlar değil, konu toplumda evlilik değil… konu bir şekilde yardıma muhtaç hale gelmiş olanların hayatları…
yine diyanet çevirisinden tüm pasajı gösterelim:
Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır.
hal böyleyken biz şimdi cariyeliği mi savunalım yoksa cariyeliğin olmadığını mı savunalım? ya da Tanrı cariyeliği ve çok eşliliği meşru kılmıştır mı diyelim yoksa bu putperestlerin bir iftirası mıdır diyelim?
“Kuran gerçekten bu kadar anlaşılmaz bir kitapsa, bu kendi başına bir problem zaten.”
“Bu noktada şunu belirtelim Tanrı Kuran’da biz insanların toplumsal yaşayışlarının şeklinin ne olacağını ne olması gerektiğini belirlememiştir.. Bizlere genel bir çerçeve çizmiştir, dürüstlük-adalet-karşılıkta eşitlik(faizsizlik).. gibi.. bu çerçeve içerisinde kendi toplumsal düzenlerimize-geleneklerinize..vs tabiri uygunsa “karışmamıştır”…”
“Şu paragraftan sonra KaptanMosey’le aynı fikirdeyim. Kuranı okudunuz mu?”
xenix, kaptanMosey, gamaro, şu soru ile anlatmak istediğimi değişik bir yolla ifade edeyim…
bir toplumda eğer adalet üstünse o toplumun yönetim şeklinin bir önemi kalır mı?
demek istediğim yönetim şekli ister krallık olsun ister komünizm olsun ister kapitalizm ister demokrasi, o yönetimde adalet üstün ise bu isimlerin bir işlevi kalmaz… yani Tanrı bizlere ne şeriatla yönetilin ne demokrasiyle yönetilin ne de başka bir şeyle yönetilin dememiştir.. Bizlere adaleti üstün tutmamızı öğütlemiştir.. bunu nasıl yapmamız konusunda ise insanın kendisi bir çözüm bulacaktır-bu çözümde yardımı olsun diye mizan-denge yi bizim hizmetimize vermiştir……
örneğin karşılıkta eşitlik diye adlandırabileceğimiz bu gün için anlam karşılığı faizsizlik olan kavram yine adalet-dürüstlük gibi genel bir çerçevedir…
Tanrı öğütler vermiştir, bu öğütler etrafında davranışlarınızı şekillendirirseniz huzurlu bir hayat yaşarsınız demiştir…
bunun yanında Kuran anlaşılamaz bir kitaptır diye bir şey söylemedim, dediğim şu: bu güne kadar önümüze servis edilenleri sorgulamadığımız için bu haldeyiz..
“Oysa biz hangi kapıyı açmıştık bu zilliye?:”Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.””
ben bu konuda emin olmadığımı ve görüş sahibi olmadığımı daha önce belirttim ama hala soruyorsunuz… her neyse ben şimdilik şu görüşü paylaşayım:
“Cezasının çağımıza uygun olup olmaması gibi bir durum söz konusu olamaz. Kuran’ın hükümleri geneli ve her dönemi bağlayıcı hükümlerdir. Zina olayında dikkat ederseniz dört şahit bulunması gerekmektedir. Yani celde cezası olması bu işin alenen ortalıkta yapılmasını engellemek içindir. Bazı hadislerde geçtiği şekliyle zina edenlerin recm edilmeleri yani taşlanarak öldürülmeleri ise tamamen uydurmadır ve Kuran ayetleri ile çelişen bir durum arz etmektedir. Günümüz toplumunda kendini evlerine kitleyen ve kimsenin görmeyeceği bir ortam oluşturan kişiler bu durum dört kişi tarafından görülmedikçe celde cezasına çarptırılamazlar. Ancak burada dikkat edilmesi gerekli olan husus zinanın pek çok ayete yasaklanmış ve çirkin bir iş olarak ifadelendirilmiş olmasıdır. Yani asıl ceza ahirette hesaba çekildiğinde belirlenecektir. Yüz celdeyi yemek yapılan suçun ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Bu sadece bu işin alenen ve ortalık yerde yapılmasını engellemek içindir. Kuran evlilik şartlarına uyan erkek ve kadın arasında nikahlanma yolunu açmış ve bunun ile ilgili olarak açıklamalarda bulunmuştur. Nikah, zinayı ortadan kaldıracak bir durumdur”
Bu görüşe katılıyorum ama celde-değnek kavramında emin değilim… “deri altına geçmeyen vuruş”! bunu bir Çinli nasıl hesap edecek? birileri sözlüklere canının istediğini yazmış bence… mesela uydurulan hadislerde celdeden recmden bahsederler.. daha doğrusu Kuran’a yamamaya çalışanların iddiaları… buradan bir celde tanımı çıkmış olabilir.. ayette “vurun” fiili geçmez onun yerine celde kelimesi açıklanırken değnek-vurma-deri gibi ifadelerle açıklanır.. celde tüm bu fiilleri içeren bir kelime olabilir de olmayabilir de.. ancak yukarıdaki alıntıda da ifade edildiği gibi, bir eşi olan diğer eşi olanlarla alenen toplum içerisinde cinsel ilişki kuruyorsa bu durumun sıradanlaşmaması adına alınmış bir önlem olarak görüyorum.. sonuçta ortada bir ceza var, bu ceza “celde” kelimesiyle ifade edilmiş…
zina kelimesi sıkışıklığı da içinde barındıran bir kelime… aldatılmanın başka bir boyutu da toplumda insana darlık veren, sıkan, sıkıntıya düşüren bir durum olması… zina kavramının arap toplumunda nasıl algılandığının iyi tahlil edilmesi gerekir; ortada sadece cinsellik içermeyen öğeler de olabilir ya da aldatma-aldatılma kavramlarının toplumsal açıdan incelenmesi ve anlaşılması durumu daha anlaşılır hale getirebilir…
bir de forumda yorum yaptığımda amacım konuları tartışmak, kesin bir iddiam yok kesin iddiaların ne anlamı olabilir ki?..,,,,,,,,,,
bunların dışında verdiğiniz tepkileri doğal karşılıyorum… ve anlıyorum…
Adalete bak..
Maide 38
Nisa 11
Bakara 230
Nisa 34
Yani şimdi bunlar en meşhur olmuş ve ilk aklıma gelen ayetlerden. Aynı mevzuları tekrar ve tekrar yazdırıyorsun bana. Bu mu yani şimdi Kuran’ın muhteşem adaleti? Bunlarla adil yönetileceğiz?
Sence içinde bulunduğumuz şu 2011 senesinde Allah tanrı hala böyle mi düşünyordur? Yoksa bu cümleler 600 yılının sıradan insanının düşüncelerini mi yansıtıyor gibi? Kaynak göstermeden bu cümleler sana gösterilseydi yorumun nasıl olurdu?
Ayrıca bu zinaya 4 şahit aranmasının nedenleri de senin anlattığın gibi değil. İyice Kuran: introduction dersine çevirdin burayı. Ifk hadisesini araştır oku. En temel şeyleri anlatmaya da utanıyorum artık, kaçıncı döngüyü yapacağız burada?
miras konusundaki tartışmalar çeviri hatalarından kaynaklanıyor… Açıkçası ben de ayrıntılı bilgi sahibi değilim..
sizi şu siteye yönlendireceğim: link to istekuran.net
bu sitede yazar çeviri hatalarından bahsetmiş ve “veled” sözcüğünün çoğul olduğundan bahsetmiş, “erkek çocuk” olarak çevrilen ifadenin aslında “kız-erkek” tüm çocuklar demek olduğunu açıklamış…
“allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması ” bu ifade bazı insanların ayrıcalığa sahip oldukları çıkarımına sebep oluyor.. bu üstünlük bilgi-beceri-istek-merak-sağlık.. gibi hayatın kendi dinamikleridir… her insan bu tür özelliklerin hepsini aynı anda barındırmaz.. üstün olanlar insanlar değil, bu özelliklerin dağılımı sonucu oluşan karakterlerin topluma yansımasıdır….
erkeklerin koruyucu olarak nitelendirilmesi de, örneğin kadının hamileliği sırasında erkeğe toplumsal alanda daha fazla yük düşer, en azından gebeliğin ilerleyen dönemlerinde tüm yük erkeğe düşer, bu tür insan gerekleri açısından farklılıklar sebebiyle erkek biraz daha koruyucu özellik gösterir… onun dışında toplumsal roller bakımından bir fark söz konusu değildir… ayrıca ayet evlilik kurumundan değil tüm insanlara hitaben uyarıyor hemen devamındaki ayet te yine genele hitap ediyor ve karı-koca dargınlığının giderilmesine yönelik öğütler veriliyor…
çevirilerde dövün-vurun gibi kelimeler kullanılıyor… onun öncesinde yalnız bırakın-öğüt verin deniyor…
ayette “sebilen” kelimesi kullanılır.. yol demektir… örneğin hayat yolu derken de bu kelime kullanılır…. çevirmenler sebilen kelimesini dövme ile ilişkilendirmişler, yani dövmeyi bir yol olarak anlamlandırmışlar… konuşmak-danışmak bir yoldur,çözüm yoludur, öğüt vermek hatırlatmak bir yoldur, çözüm yoludur, tartışmada dikkat çekmek için sert uslup kullanmak bir yoldur, çözüm yoludur… peki dövmek bir çözüm yolu mudur? darp kelimesi bu ayette olsa olsa tartışmanın şiddetini arttırmaktır bana kalırsa….
bunun dışında ayet,
maide-38 için : Arabistanda hırsızlık yapanın elleri kollarından ayrılır… önce sağ eli kesilir-koldan ayrılır, tekrar halinde sol el koldan kesici bir aletle ayrılır… bu da din adına yapılır…. Arap kraliyet ailesinin anlayışını-uygulamasını Kuran’a dayandırması Kuran’ın böyle bir cezayı onaylayacağı anlamına elbetteki gelmez… “ellerini kesin” ifadesi Arapların da gayet net bir biçimde bildikleri gibi bir “deyim”dir… ayet ellerini derken Araplar tek eli keserler, onlar da kendilerine inanmıyorlar zaten ama krallık işte…el insanın Türkçedeki karşılığı bir nevi eli-ayağıdır…
hırsız ekmek-baklava çalan değil toplumun canına okuyandır…… ama nedense toplumda genelde bu tür küçük olaylar açısından değerlendirilir hırsızlık… el ifadesi de toplumun canına okuyan hırsızın bu kötü eylemini gerçekleştirirken kullandığı malı-mülkü-yeteneği-toplumsal konumu gibi elleridir… bu ellerin kesilmesi öğütlenmiştir…
“Kaynak göstermeden bu cümleler sana gösterilseydi yorumun nasıl olurdu?”
Sanırım önce birkaç kez okurdum sonra da hemen kim söylemiş bunları derdim, muhtemelen Kuran’da yazıyor derlerdi… Kuran ne derdim, Tanrı sözü derlerdi… Neden Türkçe diye sorardım … o da çevirmişler derdi.. hımmm….
Diyorsun ki yani, şu arap milleti o kadar salak ki, kendi anadilinde yazılanları bile anlamıyor, anlayamıyor, hemi de 1400 küsür yıldır.
Hay bin kunduz elleri kesilsin deyimi yanlış anlaşılmış demek.. hay bin köfte veled kız-oğlan demekmiş meğer.. hay kırk aslan gücünde voltran, ben de kafasını oluşturayım bari ama dövün derken öğüt vermekmiş meğer niyet..
Ve sen de türkçe konuşup yazan biri olarak, elalemin kendi anadilinde anlamayı beceremediği çeviri hatalarını bulup düzeltiyorsun demek… (evet evet, anadilinde anlayamadığı çeviri hataları.. bak bu süper oldu.)
Ortalama insan zekasıyla alay etmeye devam.
Evet bu bir devam. (kitabı yeniden yazınca orgazm)
-Kaynak göstermeden bu cümleler sana gösterilseydi yorumun nasıl olurdu?..
-Sanırım önce birkaç kez okurdum sonra da hemen kim söylemiş bunları derdim, muhtemelen Kuran’da yazıyor derlerdi… Kuran ne derdim, Tanrı sözü derlerdi… Neden Türkçe diye sorardım … o da çevirmişler derdi.. hımmm….
Hımını mınını diyosun yani, e o da güzel.. ne de olsa indirgenemez kompleks bi havası var.
Ama nası derler… Eben de(!) …E ben de kendimden alıntı yapiim bari, he he:)
…Bakın geldik yine bilmem hangi kelimenin arapça sittin çeşit kökünden birine… O aslında şu demekmiş de bu demek değilmiş vesaire..
Ulan bu arapça arapların ana dili değil mi? İnsan anadilini bilmez mi? Kesin dememiş yanlış anlayıp kesmişler, dövün dememiş yanlış anlayıp dövmüşler, öldürün kırbaçlayın dememiş yanlış anlayıp öldürmüş kırbaçlamışlar da, mesele tercüme olunca bi sen mi anlamışsın herşeyin doğrusunu ? Dövülmüş, kesilmiş, kırbaçlanmış binlerce kadın ve cariye sesleniyor sana tarihten, duyuyor musun? Tercümene tükürsünler…
Yahu bu nası bi dildir be? Allah kendi indirdiği kitabı nası bir dille indirdiğini bilmez mi? Kitabı indirdiği insanı tanımaz mı? Böylesi allengirliklerle dolu onca konunun varlığında bilmem hangi kelimenin hangi kökünün neresinin karesinin alınabileceğini filan hesaplamaz mı? Her inanan arapça masterı yapamayacağına göre, bu kitabın onca dile tercüme edileceğini ve her tercüme sırasında belli anlam kayıpları ve fazlalıkları yaşanabileceğini varsaymaz mı? Bunca labil faktörle örülü bir ağ içinde ve en iyi niyetli insanın bile lastik gibi esneyebilecek zihniyle türlü türlü hatalar yapıp tanrı sözünü çarpıtabileceğini ve sadece kendini değil aynı zamanda sonraki jenarasyonları da yanıltabileceğini hesaba katmaz mı?
Örneğin bu dediğim şeyin tıpkısının aynısını biz 200-300 kişilik çalışan gruplarına idari ve yazılı olarak tebliğ ettiğimiz en ufak belge ve metinlerde bile düşünüyor ve her türlü yanlış anlaşılmanın önüne geçmek maksadıyla türlü türlü önlemler alıyorken, yüzyıllar boyunca ve milyarlarca insana hitap edecek bir kitabın yazarı böyle birşeyi ihmal eder mi yahu?
Demek elini kesin demiyor… demek ellerindeki alışkanlığı kesin diyor…
Vah vah.
Şimdi burdaki mesele ne?
Hırsızlık yapana ne yapılsın…
Cevap ne?
Eli* kesilsin…
Yani tanrı bu kadar salak müslümanın, hemi de asırlar ve asırlar boyu ya allah okuyup durduğu hatım üzerine hatım ettiği o biricik kuranı götünden anlayacağını tahmin edememiş ha?
🙂
Peki ya ben olsam ne derdim ?
Şöyle derdim;
Ey müminler, hırsızlık yapanı mı gördünüz, sakın ha kesmeyin ellerini… ama uyarın onu ve herşeyi gören allahı hatırlatın.. işsizse iş verin, aşsızsa aş verin, varsa kötü alışkanlıklarını düzeltmek için ter ve dil dökün… eğer böyle yaparsanız ne güzel terdir o ter, ne güzel dildir o dil… ama allahın sizlere serbest kıldığı bu kadardır, daha fazlası değil, şüphesiz ki o herşeyin doğrusunu bilir.. (gamaro 3:21:)
[Tercüme hatalı..yorum yanlış.. şu eksik, bu anlaşılmamış.. Vah vaaaağğhh, elini kesmeyin demek istediğini bile anlatamayacak kadar ebleh bir tanrı… Anadilinde okuyanlar anlamamış, bu daha tercüme diyor tefsir diyor… Dinin batsın. Daha önce de söylemiştim, bakın ben bu yaştan sonra arapça öğreneyim… Eğer tanrının kurduğu cümleden daha iyisini kuramazsam davul olayım:]
Bir sorun olduğunu kabul etmiş oldun. Sadece çeviri hatalarının olduğuna inanıp buna sığınmaya çalışıyorsun. Üzerine daha fazla yorum yapmama gerek yok (Başka sorum yok hakim bey).
Şu ayete bir daha bakalım bakalım… “allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…” Yani diyor ki; bu çocuk çok yetenekli çok becerikli, herkes bir alex değil.. ee pardon gözüm televizyona kaçtı ne diyorduk heh erkekler ve kadınlar.. kadınlar erkeklerin mallarından harcadıkları için erkekler de kadınların koruyucusudur. Tefsiri bu mu yani ayetin avcix?
Veletli ayeti de bir tefsir etmeye çalışalım… “”allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.” Ayetin ilgili kısmı bu. Eveet.. burada velet var kız erkek her türlü çocuk demek. şimdi bu çocuklarımızın bazısına diğer çocuklarımızın 2 katı miras bırakacağız. Ama hangi birine 2 kat vereceğiz, çok karıştı bu ayet… Çeviri hatasını mı düzeltiyorsun, yoksa meseleyi iyice içinden çıkılmaz bir hale mi sokuyorsun anlamadım. Bazı çocuklara ötekilerin iki katı mirastan bahsediyor işte. Ayırdedici bir sıfat lazım, madem bu cinsiyet değil nedir sen söyle? İnsanları(bizi) mal yerine koyma.
Ayrıca yeni bir şey söyle, görmüyor musun zaten sürekli dincilerin “çeviri hatası” savunmalarını eleştiriyoruz burada. Sen gene aynı savlarla çıkıyorsun. Söylediklerinde yeni hiçbir şey yok. Hırsızın elleriyle ilgili ayet zaten TV programlarına bile konu olmuş bir ayet. Ve söylediklerin Y.N. Öztürk’ün savunmaları, duymadığımız şeyler değil. Yani şimdi burada “hadi ya bak ben hiç öyle düşünmemiştim, doğru söylüyorsun” diyecek değiliz sana.
Söz konusu ayetlerin ingilizcelerini de gönderelim bakalım, İngilizler de anlama özürlü müymüş..
Nisa 11
Bakara 230
Maide 38
Nisa 34
gamaro, putperest zihniyetten bahsetmiştim bugün dünyanın bu halde oluşunun baş aktörüdür diye… kafanızda Araplar günlük gülistanlık, peygamberle hoş-beş sohbetler, sırdaşlık-arkadaşlık yapanlar olarak canlanmasın … bu gün insanlara servis edilen bu peygamber-arap sırdaşlığı-dostluğu bir göz boyamadır diye düşünüyorum… Araplar aralarına elçi gelmeden önce putperestlik etrafında tüm toplumsal düzenlerini ve yaşayışlarını belirli kurallara bağlamışlar(daha doğrusu Arap ağaları diyelim)… ancak bir peygamber onlarla konuştu diye de o günkü toplum “tamam inandık hatamızı kabul ettik” deyip gerisin geri u dönüşü yapmadılar… elçiyle alay ettiler, baskı yaptılar, öldürmek istediler, sürdüler..vs…. çünkü elçi o düzenin baş düşmanıydı…
Bu gün peygamberin elçilik dönemindeki çevresi ve Kuran’da anlatılan olaylar ile ilgili kimse konuşmaz, konuşulan Arapların hazret-evliya-“Allah dostu”-peygamberin en yakın arkadaşları oldukları yönünde safsatalardır… herkes Arapların bir anda sanki bir sihirli değnek darbesiyle değiştiğini sanıyor…
“Diyorsun ki yani, şu arap milleti o kadar salak ki, kendi anadilinde yazılanları bile anlamıyor, anlayamıyor, hemi de 1400 küsür yıldır”
hayır Arap halkının Arapça deyimleri herkesten daha iyi bileceğini söyledim zaten… Arabistanda ortada Kuran yokki! Krallık var! bu gün bir Arap ile konuşsanız ve sorsanız “sen Kuran’ı okuduğunda anlayabiliyor musun?” diye.. vereceği cevap hayır olacaktır… eski dille yazılmış diyecektir…. varın siz düşünün…
zaten eller ifadesi çok açıktır bugün o eller devlet başkanı-meclistekiler-şirketler-okul müdürü-vergi memurları-hukuk sistemi-sağlık sistemi..vs… o günki koşullarda ise örneğin su kuyusu sahipleri-hurmalık sahibi-sülale lideri-tarla sahipler…vs…. yani “eller” deyimsel anlam olarak bundan 2000 sene önce de ne ise, şimdi de o…. zaten Kuran her daim anlaşılması için özellikle deyimleri sıklıkla kullanmıştır… o gün için bir hurmalık sahibi veya su kuyusu sahibi deseydi araplar dışındaki coğrafyada yaşayanlar hırsızlık konusunda bu toplumsal bilinçten mahrum kalacaklardı.. ama işin içinde insan olunca ne el kalıyor ne bıçak kalıyor ne bilinç kalıyor… 1400 küsür yıldır bir takım eller “malı götürüyor” bir takım eller de küçük hançerlerle bir kaç damla kan ve göz boyamayla “kesiliyor” .. Toplumun ağababaları Kuran’da bu ağababalarını etkisiz hale getirin yazıyor diye teslim bayrağını çektikleri söylenemez…
artı, Kuran’ı anlamak konusunda Araplar istedikleri kadar kendilerinin hakem rolü oynayacaklarını iddia etsinler, Kuran en iyi Kuran ile anlaşılır… örneğin Araplar bilmem kaç sene önce bir fil efsanesi uydurdular diye filler mekkeyi işgale geldiler yönünde bir çıkarım yapmak zorunda değiliz…
eğer ortalama insan zekasına hakaretten bahsedeceksek, eli sopalı adamları sokaklarda Kuran adına dolaştıran insanların yine Kuran adına her söylediğine inanmak bu tabirin karşılığı olur kanısındayım… Araplar ortalama insan zekasına sahip kişilerle adeta alay etmekteler, bunu da maalesef ustaca yapmaktalar..
“When i give food to the poor, they call me a saint. when i ask why the poor have no food, they call me a communist” Dom Halder CAMARA
fakirlere yemek verdiğimde bana aziz derler. Fakirlerin neden yemeği yok diye sorduğumda bana komünist derler..
fakirlere yemek verdiğimde bana aziz derler. Fakirlere neden yemeğin yok diye sorduğumda bana komünist derler..
şimdi siz hiç ingilizce bilmeyen birisi olun ve ben bu cümlerleri yukarıdaki gibi çevirmiş olayım…
birbirinden bağımsız iki cümle.. doğru çeviri üstteki… ama üstteki anlamı inceleyelim,
ilk cümleden kişiye aziz diyenlerin kim olduğu belli değil, yani fakirler mi yoksa başkaları mı ona aziz diyor;?
bunun cevabını ikinci cümleden çıkarıyoruz, kişiye aziz diyenlerin fakirler olmadığını anlıyoruz…
alttaki ise yanlış çeviri, ilk cümle aynı ve ne demek istediği tam olarak belli değil, belli ki ikinci cümle açıklayacak..
ikinci cümlede yanlış çeviri ile kişiye komünist diyenlerin fakirlerin olduğu anlaşılıyor.. ikinci cümlenin bu şekilde çevrilmesi
ortalama insan zekasına hakaretin başka bir boyutu..
Bu cümlelerin doğru çevirisi mümkün olmayan bir şey değil, bu cümleleri birileri kendilerine göre çevirdiler diye ne dil değişir, ne anlam değşir..
böyle bir duruma karşı da Kuran kendi kendini korumuştur, içerisindeki herhangi bir ifadeyi başka bir ayette-pasajda açıklamıştır…
çevirmenler ya da Araplar istedikleri kadar bunun anlamı budur desin Kuran o anlamın yanlış olduğunu biryerlerde açıklayacaktır..
KaptanMosey, ingilizce ayetleri kim çeviriyor sanıyorsunuz, bu gün Kuran adına internette ne varsa ve yazılı-görsel basında ne varsa hemen hemen hepsi Arap zihniyetinin ürünleridir.. bu el kesmeler de yüzyıllardır bu zihniyetin bir ürünü olarak beyinlere yerleşmiştir, şimdi bunun bir safsata olduğunu söyleyenler çıktığında kulağa garip gelebilir bu normal… Miras konusu örneğin Arap zihniyeti vasiyeti reddeder ama Kuran vasiyeti esas kabul eder.. Hatta uydurdukları veda hutbesinde bile vardır vasiyet yoktur diye…
tefsir kelimesi açıklamak demektir.. Yıllardır beyinlere kazınan başka bir aldatmaca vardır.. Kuran Tefsiri…
Hal bu ki; Kuran el-mubin dir, açık, apaçık, açıklanmış… Onu tekrar açıklamaya kalkmak dilinden Tanrı adını düşürmeyenlerin Tanrı’yla adeta dalga geçmeleridir… Dikkat ediniz burada tefsir yapmıyoruz çevirileri sorgulamakla ve Kuran’ı anlamakla meşgulüz.. insana düşen Kuran’ı anlamak; onu açıklamak veya yeni şeyler uydurmak değil…
bunları yaparken işimizin sandığımız kadar kolay olmayacağını belirtiyorum, Kuran’ın ilk sayfasını açar açmaz bu hayat bitmiyor… tam aksine yeni başlıyor..
siz çevirilerden ayetler getirerek örnekler veriyorsunuz, ancak aramızdaki fark şu, siz bu çevirilere Kuran’dır diyorsunuz, ben değildir diyorum o yüzden henüz birbirimizi anlayamadık… gamaro bir yerde cüppeden bahsetmişti, o bir çevirmen Kuran’ı çeviriyor! cüppe sarık giyiyor, tesbih çekiyor, sakal bırakıyor.. onların söylemleriyle Kuran anlaşılmaya çalışılıyor… diyanetin fetvalarıyla düşünceler şekilleniyor, sorgulamak yok hazırdan kabul etmek var… sonra da Kuran anlaşılmayan bir kitap mı? anlaşılmaz, böyle yola çıkarsanız o yolda Kuran’a rastlayamazsınız. Kuran akılını kullanmayanların yoluna çıkmaz… bu yolda mekke imamlarının fikirleri çıkar karşınıza… sakal bırakıp cüppe giyersiniz…
Anladık sen Kuran’la platonik aşk yaşıyorsun. Ne desek boş, aşkın gözü kördür.
Bir kitap var, dili arapça ama içinde ne yazdığını Araplar bile bilmiyor. Nasıl referans olacak bilmem müminlere. İyice saçmalamaya başladın, bence yeter artık sus. Sinirlerimi kaldırmaktan başka bir işe yaramıyorsun.
Şizofrenik bunlar ya. Çevirmenler kötü niyetli biyologlar art niyetli..
Apaçık el kesilecek diyor, Araplar uygulayınca kokuşmuş arap zihniyeti, ama kitaba toz kondurulmuyor. Nasıl bir kafadır bu yahu. Şunu anlamaya çalışırken ben de devreleri yakacağım. İnsanı hayretler içinde bırakıyorlar. Dawkins’in yaratılışçılarla neden tartışmadığını açıkladığı video nerde. Buraya da koymak gerek.
gamaro belki sen bilirsin.. bu çeviri bahanesi hıristiyanlar arasında da var mı? Şimdi latince çok lastikli bir dil her yere çekilebilir diyor mu onlar da, ya da ibranice, malum arapçaya yakın bir dil?
Aaaah, ah:)
Koyu katolikler arasında var kaptan, latince kelime kökleri filan.. Ama bizdeki kadar ustalaşmış değiller, bazen de şöyle derler: bu ifade ile açıkça ve tam olarak neyin kastedildiği belli değildir, daha azı veya fazlası olabilir:))
Neyse ya neyse.. Adamın kitapla ilişkisi tam bir Nuri Alço filmi. Takmış kafaya, onun olacak.. Seviyorum derken kitabı beceriyor farkında değil, şizoid bir durum sanırım.
Tamam o zaman, bence kral oidipus da hiç anlaşılmamış bir eser, çünkü insan hiç anasıyla evlenir mi yani kesin saptırmışlar konuyu kesin.. ayrıca eserin aslı kayıp değil ama olsun, sonuçta krallık diye bişi var bi de laf aramızda ben bu eski yunanlılara hiç güvenmiyorum valla onun için çok dikkatli incelemek lazım diyorum kitabı çoook, hele o sphenks var ya o zati külliyen yalan yok öyle bir karakter filan yuh artık yaneeaeaeaeaa:)))
(Osurunca kötü kokmasın diye göte buz sokmaya benzemiş kanaatimce.)
Oryantal dansın kökeninin ortadoğu olması sizce tesadüf mü?
Şimdi 40 kişilik bir sınıfa bir öğretmen giriyor ve öğrencilerine sınıf kurallarını anlatan bir yazı hazırlaması gerekiyor bir sayfalık. Bu yazıyı hazırlayıp, dağıtıyor. Ama gelin görün ki bu yazılı sınıf kurallarını neredeyse hiç bir öğrenci anlamadığı gibi çoğu da yanlış anlayıp yanlış şeyler yapıyorlar.
Bu durumda sizce hata kimdedir? Öğrencilerde mi? Öğretmende mi?
xenix: Takiplerim
avcix, benim kuran yorumum nasıl bir göz atsana. Sembolik anlatımlara uygun mu?
link to sonsuz.us
xenix: Takiplerim
“Oryantal dansın kökeninin ortadoğu olması sizce tesadüf mü?”
xenix günaydın!… verdiğiniz örneği değerlendirmek isterdim ama öğrencilerin davranışlarıyla toplumsal yaşayışı bağdaştıramıyorum…
xenix peygamberlerin çoğunun sürülmeleri, öldürülmeleri..vs onların getirdiği mesajların halkları tarafından gayet iyi anlaşıldığının göstergesidir…
Yahu kardeşim..
Bana ne 1500 yıl önce indirilen kitabın nası tercüme edildiğinden?
Tanrın bunu hesaplayamamış mı?
Kitaptan yüzlerce yıl sonra yeryüzüne yolladığı ve kıyamete kadar da yollamaya devam edeceği insanların bunda kabahati ne?
Ya da ne yapmasını istiyor bu tanrı müminciğinden, bi yanda işi- eğitimi, hayat kavgası, koşturmacası, bi yanda çoluğu çocuğu ailesi… eee, bıraksın onca mesaiyi de eski arapça-yeni arapça-ingilizce-latince-türkçe sittin çeşit filoloji uzmanlığı mı?
Sado mazo musunuz nesiniz ya, sizin yanınızda devreleri yakmamak için sıvı nitrojen filan gerek imanıma.
Bu konuyu ebubekire sormak lazım. Kesin şöyle der: “Cariyelik bireysel bir tercihtir, serbest olmalı. Hatta cariyeler üniversitelere girebilmeli” falan.
Sünnet çünkü. (Üniversite kısmı değil, cariye kısmı)
Cariye’nin protonu ne yapacak?
Müslüman kardeşlerime bir soru sormak istiyorum:
Bir Tanrı neden Peygambere sınırsız sayıda kadını helal kılmaktadır? Amacı ne olabilir? Kaldı ki peygamber herhangi bir insan değildir. İyi ahlak timsalidir, insanlara örnek olan kişidir.
Cariyelik nedir?
Statü sahibi müslüman erkeklerin önüne gelene atlamasını yasallaştıran sistem.
İslam’ın tanrısının gücü ,kudreti,merhameti,müslümanlarca her daim pek övülür fakat kölelik konusunda bu tanrının sesini çıkarmadığını ,zamanın arap örfüne uygun kalmayı yeğlediğini itiraf etmeleri gerekir.. Ve kendi kullarının ,başka insanların mülkü,kölesi,kulu olmasına göz yummuştur…Bir müslüman bu durumu kendi vicdanında nasıl açıklar hep merak ederim.
Bravo, bravo, bravo…
Şu da var..
Ve devamında da bu..
Öyle işte:)
Kambur Kerim’in mesajı doğru bir yaklaşım tarzı değil.
Muhammed’in pedofil olduğunu düşünmüyorum.
Teorisyen Muhammed, Aişe ile evlendiğinde, sen Aişenin kaç yaşında olduğunu öğrendin mi? Ne oldu senin o 19 yaşındaki Aişeye? Bak, yukarıdaki klibi izlemeyi ihmal etme !
İslam’ın peygamberi, neymiş Tanrı’nın elçisi ha. Amma yutturmuş millete ve 1400 yıldır yutturuyor.
Ben Muhammed’in yalnızca Aişe ile değil, onun gibi yüzlerce köle ve cariye olan çok küçük yaştaki kızlarla da ilişkiye girdiğini düşünebiliyorum. 9 yaşındaki eşiyle ilişkiye girebiliyorsa neden olmasın?
Kim Tanrı’nın elçisine bu durumda hesap sorabilir ki? Sen yalnızca bir tek Aişe’nin yaşı küçük diğerleri olgun kişiler miydi diyorsun? Yoksa 1400 yıl önce tanımlanmamış, görenek olmuş bir durumu o zamanın şartlarına göre doğal mı buluyorsun?
İyi de Tanrı’nın elçisi o zaman bu yaptığının 1400 yıl sonra uygun olmayacağını düşünemiyor muydu? Neyse o olumsuz ve çirkin sözcüğü çıkardım ben, sen de çıkarsan iyi olur. Bize kibar olmak yakışır.
” Dostlarımıza karşı dürüst, düşmanlarımıza karşı cesur, kaybedene karşı hoşgörülü ve her zaman kibar olmalıyız. Budur 4 erdem.” (Nietzsche)
“Artema” reklamı geldi hatırıma:)
Bi tane buldum mesela, 21 şubatta yazmışım;
“Konu Muhammed’in hanımları, cariyeleri, karıları özelinde irdelenirse, Muhammed kendi döneminin kültürel, sosyolojik ve ekonomik yapısıyla uyumlu şeyler yapmıştır.
İktidar mücadelesi yürütür ve savaşı kazanırsanız, kaybeden tarafının su kuyusu ve hurmalıkları kadar, canı malı ve kadınları da sizin olur. (6.-7. yüzyıl arabistanı)
Bu kadınlardan bir kısmını cariye, bir kısmını hanımınız yapabilirsiniz. Savaşta eşi ve ailesi kılıçtan geçirilmiş bir kadın açısından dahi durum, her ne kadar travmatik ve derinden sarsıcı da olsa hayatının bundan sonraki kısmı için geçerli olacak ihtimalleri bir nevi “doğal” karşılayabilir ve bu anlamda – iki gün sonra gerdeğe girmek de dahil- kaderine razı olabilir. (Okuduğum kadarıyla Arap kültüründe intehar geleneği yok, böyle birşey olsaydı sonuçlar farklı olabilirdi)
Muhammed kazandığı iktidar mücadelesinin her durağında, karı-cariye-hanım edinme açısından kendi zamanıyla gayet uyumludur. Hatta bence biraz da utangaçtır. Şarhoş olup sevişmemiş olmalı hiç, veya nispeten çılgın partiler düzenlediğine dair bi anlatım da yok sanırım. Hatta uzun uzun seviştiğini de pek zannetmiyorum, işini hızlıca bitirip giden bir havası var (tahminen) Ama görmüş bi kadını ve almak istemiş onu işte… İstemiş yahu, istemiş ve niye almayayım demiş. Kadınları sevmiş, kokuları sevmiş, kendi diyor zaten.. Ve onu da kendi döneminin şartları dahilinde biraz “efendice” yapmaya çalışmış bence… Ama biraz efendi görünmeye çabalamak en kötüsüdür aslında, adama sakarlık üzerine sakarlık, komiklik üzerine komiklik, saçmalık üzerine saçmalık yaptırır. (Asıl derdi yatmak olduğu halde buluştuğu kadına Rodezya’daki insan hakları ihlallerinden veya Schrödinger’in kedisinden bahseden adam:) Muhammed’in öyküsü de bu aslında, Romeo gider sempatik aktiviteyle balkonun altında gitar çalar, e bu da ayet indirmiş işte ne var… ( Ha şu var; Romeo en fazla yanlış akor basar, bizimkisiyse istediği karıya istediği gün gidebilmek için “evrensel” partisyonlar yazar.) Yani şu alemlerin kendi yüzü suyu hürmetine yaratılmış olduğu savı filan olmasa, karı meselesi bakımından kendi döneminin silik ve komik bir tipi bile olabilirdi.
Zaten olaya böyle bakınca bir sorun yok. Ama kim ki evrensel-ilahi zartlar zurtlarla süslemek ister bu çölobik öyküyü, bak işte o zaman pırtlar.
Ha bi de ekonomi…
E şimdi seks meks bir yere kadar tabi, ama piyasalar öyle kolay kolay elletmez kendine cancaazım. (bknz. kölelik ve cariyeliğin kaldırılamayışı) Aslında o da başka konu ya… yani kısaca değinmek gerekirse, muhammed’in yine kendi döneminde hakim olan algı ve meşruiyet duygusu açısından kölelik ve cariyeliği kökten kaldırılması gereken bir kurum olarak gördüğü bile yok da.. E hadi o görmedi de tanrı da mı görmedi evrensel olaraktan?
Ama dedim ya, piyasalar efenim piyasalar, tanrı da olsan öyle kolay kolay spekülasyon yaptırmazlar adama. (Ha ama aklını uçkuruna düşüren bi karı mı var, lafı mı olur filan… İndir dur ondan sonra, biz onu sana verdik ki öbürküler de şunu bunu anlayalar..)”
Çünkü benim için asıl mesele Muhammed’in cinsel hayatı değil.
Kaldı ki, Aişe’nin yaşı meselesi üzerindeki tartışmalar devam ettiği gibi, bunun o dönemki sosyal/meşru normalar içinde yeri neydi, kültürü, folkloru vs.ni tam olarak bilmeden yorum yapmanın da çok doğru olduğunu düşünmüyorum.
(Gerek Roma, gerek Mısır tarihinde, kız kardeşle evlenmek gibi bi hukuk da var mesela. Şu an için sebeplerine girmeyeceğim, ama bunlara ne demek lazım o halde, ensest firavun sapık Romalılar filan mı?)
Ayrıca, akabinde belirttiğiniz diğer/yüzlerce/küçük/çocuk yaştaki cariye vs. ile ilişki için, siz de “düşünebiliyorum” demişsiniz zaten, daha fazlasını değil.
Özetlemem gerekirse;
Ben Muhammed’in hedef tahtasına bu şekilde (yani ait olduğu zaman ve mekan dilimini kendi tarihi bağlamından kopararak, veya O’nu günümüz modern hukuk ve insan ilişkileri normalarıyla yargılayarak) koymayı doğru ve geçerli bulmuyorum açıkçası. (Hatta kaba buluyorum)
Haa..
Muhammed’i (özelini, genelini, öğretisini) ben de didikliyorum elbette.
Ama bunu, hemen yukarda parantez içinde belirttiğim kıstas ve amaçlarla değil, bilakis servis ettiği öğretinin hiç de ilahi* kökenli vs. olmayıp, bilakis son derece beşeri bir mahiyetin yansıması olduğunu farketmemek mümkün olmadığı için.. yapmak zorunda kalıyorum.
Aslında daha önce de yazmıştım, link verirsem belki daha iyi anlaşılırım:)
Uzun lafın kısası:
Tarih üstü, zaman üstü, insan üstü olduğu iddiasıyla kuşanmış her emir, buyruk, etik, hukuk, ileti.. Tarihle sınandığında çöker, çürür.
Onun için diyorum; bırakın şu mantıki formulasyonları.
🙂
Osmanli doneminde (hatta Cumhuriyetin ilk yillarinda da) yuksek makamdaki birinin davetine giden daha asagidaki bir memur esini veya kizini soyle takdim ederdi:
Zevcem cariyeniz
veya
Kerimem cariyeniz
Buradan anladigimiza gore cariye alt memurlarin es veya kizlarinin ust memur nedindeki sosyal statusudur.
Nasil cozdum ama? :-)))