Demokrasi = Oligarşi midir?

Ostrogorsky: Partilerin örgüt yapılarını araştıran ilk yazar olması bakımından önem taşımaktadır. Öne sürdüğü temel tez: Genel oy hakkının genişlemesi, profesyonel siyasetçilerin egemenliğinde sürekliliğe sahip parti örgütlerinin oluşumuna yol açmıştır. Parti örgütleri ise bürokratik bir yapıya dönüşmekte ve örgütsel öncelikler böylece siyasi önceliklerin önüne geçmektedir. Bu durumda sonuç olarak parti örgütü üyelerinden tartışmasız bir sadakat beklemektedir.

Robert Michels: “Siyasi Partiler, Modern Demokrasi, Oligarşik Eğilimler Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma” adlı eserinde “Oligarşinin Tunç Kanunu” teorisinin özünü, “demokratik örgütlerden söz etmek demek, oligarşiden söz etmek demektir.” şeklinde ortaya koyar. Bu görüşe göre, demokratik bir örgüt ne kadar büyükse oligarşi o kadar güçlenmektedir. Michels eserinde, demokratik örgütlerde -özellikle siyasi partilerin içinde- demokrasinin ne durumda olduğunu ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Michels’in incelediği partiler demokratik olduklarını iddia etmekteydiler. Önderlik etme gücü partinin elindeydi ve liderler ancak bunu izleyebilirdi. Buna göre kabul edilebilecek durum, partilerde azınlığın yönetimine yönelik hiçbir eğilimin kabul görmeyeceğiydi.

20.yy.’ın başlarında Michels’in Avrupa Sosyal Demokrat Partileri ve Sendikalarından elde ettiği bulgular, demokratik ilkeleri benimsediğini ileri süren bu örgütlerin çok açık bir biçimde oligarşik bir yönetim yapısına sahip olduklarını ortaya çıkartmıştır. Örgütsel yapılar yöneten bir azınlık ile yönetilen bir çoğunluktan oluşmaktadır. Liderler başlangıçta sadece yönetim makamını teşkil ederken zamanla örgütün tamamı üzerinde neredeyse sınırsız güç kullanan ve uygulayan kişiler haline gelmişlerdir.

Bu oligarşik eğilimin nedenlerini Michels birbiriyle bağlantılı olarak dile getirmiştir:
*Örgütün büyüklüğü ortak kararların demokratik usullerle alınmasını imkansız hale getirir.
*Örgütün büyüklüğünden doğan karmaşıklık sonucunda hedefleri anlamada zorluk çekilir ve etkin yönetim gereği kararlar hızlı ve doğru alınmalıdır.
*Karmaşıklık uzmanlık bilgisi gerektirmektedir.
*Bir süre sonra parti yönetimi alışkanlığa dayalı hak haline gelmektedir.

Bütün bunlar parti ve örgütsel arka planda gerçekleşirken kitleler kendileri için çalıştıklarını düşündükleri bu azınlığa güvenir ve bunun yanı sıra liderliğe olağanüstü nitelik atfederler. Liderlik kolaylıkla feda edilebilecek ve vazgeçilecek konumda bulunan bir kurum değildir. Örgüt içerisindeki kitle de bütün bu sorunların ve zorlukların üstesinden gelemeyeceği aynı zamanda liderliği kutsadığı için yönetim denetimsiz bir şekilde azınlığın yani oligarşinin elindedir.

Sonuç olarak, demokratik kitle örgütlerinin tamamı kural olarak bir oligarşi tarafından yönetilir. Michels bu kuralı “Oligarşinin Tunç Kanunu” olarak nitelendirmiştir.

21 yorum “Demokrasi = Oligarşi midir?”

  1. ” Sonuç olarak, demokratik kitle örgütlerinin tamamı kural olarak bir oligarşi tarafından yönetilir. “

    Kitle örgütlerinin tamamı oligarşi tarafından yonetilebilir ama bu örgütler arası ilişkilerin de oligarşik olduğu anlamına gelmez. Her grubun bir lobisi vardır. Lobiler oligarşik yapıya sahip olabilirler ama ortak birşeyler yapabilmek için uzlaşmaları şart. Demokrasi tüm lobileri kapsar, sadece birini değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. adina oligarsi yada lobi densin veya baska birsey sonuc da “yöneten”e bagli bir cevre/güc den bahsetmis oluyorsunuz..

    adi lobi yada oligarsi olsun aile de baslar devletin (kurucu irade/bürakrat cevre) en üst tepesine kadar farkli dozlarda görülür
    sonsuzus (etik kurul tartismalari) örneginde oldugu gibi..

    t.c. hükümeti “bürokratik oligarsi” elimizi kolumuzu bagliyor,hizimizi kesiyor sikayetlerini hatirlayin..

    gercek su ki topluma faydali yada zararli uygulamalar vardir sistemin adi isin ambalajidir dolayisiyla tanimi ne olursa olsun
    praksis önemlidir..

    mesela,
    norvec kralligi (Kongeriket Norge/Kongeriket Noreg) mevcut performansini devam ettirdigi sürece kimse kral dan sikayetci olmaz:)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. görüş almak istediğim nokta:halkın oligarşik yapılanmalara oy verdiği bir düzlemde demokrasi geçerliliğini yitirmiş midir? (parti içi demokrasi’nin olmadığını aktarıyor zaten bu yazı)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. tam norvec kralligin´dan örnek vermistim ki hollanda´nin yeni kral´i göreve baslamis:)

    “….Hollanda Kraliçesi Beatrix, 33 yıldır oturduğu tahtı büyük oğlu veliaht Prens Willem Alexander’a bıraktı.Başkent Amsterdam’da düzenlenen törende krallık tacını takan Willem Alexander, 123 yıl aradan sonra ülkede tahta geçen ilk erkek oldu.

    Senato Başkanı Fred de Graaf’ın yöneteceği özel oturumda,
    milletvekilleri
    ve
    senatörler
    de
    Kral ve Anayasa’ya sadakatlerini bildiren yemini edecek…..” (gazeteler)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Demokraside çok değişik gelenekler olabilir. Belli bir parçanın demokratik olmaması bütün sistemin demokratik olmaması anlamına gelmez.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. elbetteki değişik gelenekler olabilir.ancak hepsinin meşrulukları tartışmaya açıktır.halkın demokratik bir yapılanmayla iktidarı seçiyor oluşundan hareketle pratikte sonuç olarak demokratik yansımalar yapıp yapmayışı sanıyorumki demokrasinin aslında demokrasi olup olmadığını tartışmaya açabilecek bir nokta.yani bu demek değilki iktidar demokratik bir yoldan seçilmedi diyorum.ama bu açıdan bakınca,bu durumu farkedince demokrasi kavramının içi tamamen boş görünüyor

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Parti içi seçimlerden rahatsız olanlar parti içi demokrasiyi geliştirmek için caba harcayabilirler ama bunun bütüne yansıdığı anlamına gelmez.

    Bütün için demokratik haklar bellidir. Seçme ve seçilme hakkı, yasama ve yürütme organlarının ayrı olması gibi şeyler….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”

    Platon

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. bütün için demokratik hakların belirlenmesi aşaması demokratik bir şekilde cereyan eder mi örgütler içindeki demokratik bir yapılanmanın varolmayışından kaynaklı? demokratik olmayan örgütlenmelerden demokratik hakların çıkmayacağı,bir şekilde çıksa bile varolan halini muhafaza edemeyeceği kanısındayım.meşrulukları bu yüzden tartışmaya açık bana göre

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Organizasyonlarin etkisi ancak kendi içleri ile sınırlıdır. Nazari sadece kendi iç üyelere geçer. Diger organizasyonlar da kendi entereseleri için ugsasacaklari için uzlaşma yoluna gitmeleri gerekiyor. Zaten organizasyonlar arası uzlasma yöntemine demokratik yöntem denir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. tüm parti üyeleri demokrasi adı altında aslında oligarşik bir yönetime sadıktırlar ve bu üyeler hiçbir şekilde demokrasiye hizmet etmezler.buna katılıyorsunuz öyleyse.ve bu üye kesimini oluşturan grup halkın ta kendisi.ille gidip bir partiye üye olmak şart mıdır bu durumda? verdiğimiz her oy oligarşik bir yönetime gitmiş olmuyor mu? peki buradan çıkacak sonuç,referandum ve seçimler dışında halkın doğrudan demokrasiye katılımı gerçekleşmiyor.iktidar halkın iradesini çoğunluk açısından yansıtsa da bunun dışında işlerin demokratik yürüdüğünü mü iddia edeceğiz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. ” tüm parti üyeleri demokrasi adı altında aslında oligarşik bir yönetime sadıktırlar ve bu üyeler hiçbir şekilde demokrasiye hizmet etmezler.”

    Boyle bir genelleme ne kadar doğrudur bilinmez. Ama ülke demokrasisi için de pek önemli değildir. Eğer o partinin üyeleri durumun farkında iseler değişim için çaba göstereceklerdir. Öyle bir yapı begenilmiyorsa, degistirilmeli.

    ”
    ve bu üye kesimini oluşturan grup halkın ta kendisi.ille gidip bir partiye üye olmak şart mıdır bu durumda? verdiğimiz her oy oligarşik bir yönetime gitmiş olmuyor mu? peki buradan çıkacak sonuç,referandum ve seçimler dışında halkın doğrudan demokrasiye katılımı gerçekleşmiyor.iktidar halkın iradesini çoğunluk açısından yansıtsa da bunun dışında işlerin demokratik yürüdüğünü mü iddia edeceğiz? “

    Eğer halk istemediği bir düzeni seçiyor diyorsanız, bu pek inandırıcı olmaz. Tepedeki üyeler de halk mensubu ve onlar da oraya üyeler tarafından seciliyorlar. Katılımcılar değişim istemedikleri için öyle oligarşik bir yapı devam ediyor. O yapıdan rahatsız olanlar o yapıyı değiştirirler. Degistirilmeyen bir yapı beğeniliyor anlamına gelir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. “O yapıdan rahatsız olanlar o yapıyı değiştirirler. Degistirilmeyen bir yapı beğeniliyor anlamına gelir.” bundan nasıl bu kadar eminsinizki? çünkü insanlar (toplumun büyük kesimi) elini taşın altına sokmak ve bunu yapabilmek için birleşmek yerine televizyonlarının karşısında şikayet edip dururlar.birleşim duygusu ve arzusu olan kesimin birleşmeleri ile mitingler, eylemler, grevler düzenlenir, talepte bulunulur.sonuçta ne olur? değiştiremezler..mutlaka can verilmelidir.birileri ölmeli birileri de sürünmelidir.olaylar üstü kapanamayacak düzeye gelmelidir ki birkaç adım ilerleme yaşansın.ki bu durum toplumun geneline yayılmış ve üst yapı tarafından desteklenmiş bir atılım değildir kesinlikle.direniş sonucu oluşmuş bir kazanımdır.hak verilmemiş alınmıştır.genelde de o kesimi birleştirecek örgütsel yapı örneğin grevler için sendikadır.peki sendikalar “bahsettiğimiz konuda” ne durumdalar? burada anlatıldığı gibi.ki diğer örgütsel yapılanmalarla karşılaştırıldığında kesinlikle çok daha demokratik oldukları kanısındayım.toplumun büyük kesimi her şey demokratik zannediyor zaten her şeyden önce.oysa ki parti üyelerine bakın.bu durumların farkında bile değiller ve söylerseniz kabullenmeyeceklerdir.

    ayrıca bir parti içinde bulundunuz mu bilmiyorum ama benim gördüğüm tam olarak burada yazan şeydi,başkanlar yapılmasını istiyorlardı ve onlar için yapacak birileri mutlaka vardı.yapılacak işlemin gerekliliğini tartışırsanız oradaki demirbaşlarla,direkt parti sadakat bekler söylemleri havalarda uçardı.üzerinde çok durmadan yerine getirilmeli,bütün bu kararları tartışmaya açarsak işler ilerlemez.söylenenler bu yönde olur her zaman.tıpkı metinde yazanları tekrarlarlar demokratik olmadıklarını haykırırcasına.ama öyle ya bahaneleri vardır,ve bu nedenle aslında demokratiklerdir de kendi kafalarının içinde.kararlar yine de doğru alınıyor olabilir.bu kısma bir atıf yapmadığımı vurgulayayım.bu kararların doğru veya yanlışlığının sorgulanamayışı ve bir karar alma “biriminin” varoluşu,karar alma işleminin parti içindeki düzleme “eşitlik” çerçevesinde yansıyamayışı noktasındaki bir oligarşiden,demokrasi yoksunluğundan bahsediyorum.bu yazıda vurgulanan durumda budur.

    “Eğer halk istemediği bir düzeni seçiyor diyorsanız, bu pek inandırıcı olmaz.” halkı uyutmak dedikleri şey bu nedenle ortalıklarda dolaşıyor zaten.halk bunların hiçbirinin çoğunlukla farkında değil diyorum.ve bilinçli olarakta çoğunlukla farkına varmak istememekte diyorum.bu nedenle “Katılımcılar değişim istemedikleri için öyle oligarşik bir yapı devam ediyor. ” değil,her katılımcının siyasi düşünceye hakim olduğu sonucu çıkar ki buradan,işler hiç öyle değildir.insanlar genelde içinde bulundukları yapıları bu şekillerde sorgulama yolunu seçmezler.siyaset felsefesi gerektirir bu.siyasi düşünceye hakim olmayı gerektirir.bir kere girmişseniz bir yapıya,sorgulamayı bitiriyorsunuz çoğunlukla.ve hepsinin ötesinde “aidiyet duygusunu” zedelediğinden olsa gerek (ki haksızlar demiyor ya da suçlamıyorum.çok doğal bir sonuç olduğunu ve çok büyük ihtimalle “kitle ve aidiyet psikolojisinin bir sonucu” olduğunu vurguluyorum) bu fikre sıcak bakmayacaklardır.

    rnd diğer başlıkta buraya atıf yaparak çok güzel ifade etmiş.ama kalkıp şimdi gidelim bir siyasi yapılanmaya.üyelerine diyelim ki hepinizi köle gibi kullanıyorlar aslında.çağımızın köleciliği de bu şekilde yansımalar yapıyor.şekil değişse de içerik pek değişmiyor.karar almak adına hiçbir yaptırımınız yok.sadece uygulamakla,hizmet etmekle yükümlüsünüz.anlatılmasına müsade dahi etmezler.ne demek istediğimizi,özellikle anlamak “istemezler” zaten çoğunlukla.dediğim gibi aidiyet duygusu bunu baskılar.

    en basiti taksim dedik.taksimde yapılacaklar sizce demokratik bir kararla mı uygulamaya konuldu? bu durumda taksim de 1 mayısı kutlamak için direnmek yanlış mıdır? yoksa yanlış olduğu meşrulaştırılıyor mudur?

    bir de sayın turan,sadece cümlelere atıf yapmak yerine konuya başka düşüncelerinizi de ekleyebilirsiniz.bu şekilde kısır bir döngü oluştuğunu hissediyorum.düşünceler değişik düzlemlerde ilerleyemiyor.hep aynı yerde aynı çerçevede döngüsel bir tur atılıyor

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. ” O yapıdan rahatsız olanlar o yapıyı değiştirirler. Degistirilmeyen bir yapı beğeniliyor anlamına gelir.” bundan nasıl bu kadar eminsinizki? çünkü insanlar (toplumun büyük kesimi) elini taşın altına sokmak ve bunu yapabilmek için birleşmek yerine televizyonlarının karşısında şikayet edip dururlar.birleşim duygusu ve arzusu olan kesimin birleşmeleri ile mitingler, eylemler, grevler düzenlenir, talepte bulunulur.sonuçta ne olur? değiştiremezler..mutlaka can verilmelidir.birileri ölmeli birileri de sürünmelidir.olaylar üstü kapanamayacak düzeye gelmelidir ki birkaç adım ilerleme yaşansın.ki bu durum toplumun geneline yayılmış ve üst yapı tarafından desteklenmiş bir atılım değildir kesinlikle.direniş sonucu oluşmuş bir kazanımdır.hak verilmemiş alınmıştır.genelde de o kesimi birleştirecek örgütsel yapı örneğin grevler için sendikadır.peki sendikalar “bahsettiğimiz konuda” ne durumdalar? burada anlatıldığı gibi.ki diğer örgütsel yapılanmalarla karşılaştırıldığında kesinlikle çok daha demokratik oldukları kanısındayım.toplumun büyük kesimi her şey demokratik zannediyor zaten her şeyden önce.oysa ki parti üyelerine bakın.bu durumların farkında bile değiller ve söylerseniz kabullenmeyeceklerdir.”

    Burada değişim istenmediğini destekleyici ifadeler kullanmissiniz galiba. Hemfikiriz.

    ”
    ayrıca bir parti içinde bulundunuz mu bilmiyorum ama benim gördüğüm tam olarak burada yazan şeydi,başkanlar yapılmasını istiyorlardı ve onlar için yapacak birileri mutlaka vardı.yapılacak işlemin gerekliliğini tartışırsanız oradaki demirbaşlarla,direkt parti sadakat bekler söylemleri havalarda uçardı.üzerinde çok durmadan yerine getirilmeli,bütün bu kararları tartışmaya açarsak işler ilerlemez.söylenenler bu yönde olur her zaman.tıpkı metinde yazanları tekrarlarlar demokratik olmadıklarını haykırırcasına.ama öyle ya bahaneleri vardır,ve bu nedenle aslında demokratiklerdir de kendi kafalarının içinde.kararlar yine de doğru alınıyor olabilir.bu kısma bir atıf yapmadığımı vurgulayayım.bu kararların doğru veya yanlışlığının sorgulanamayışı ve bir karar alma “biriminin” varoluşu,karar alma işleminin parti içindeki düzleme “eşitlik” çerçevesinde yansıyamayışı noktasındaki bir oligarşiden,demokrasi yoksunluğundan bahsediyorum.bu yazıda vurgulanan durumda budur.
    “

    Bakın, demokrasi havadan düşme bir şey değildir, demokrasi uzlasma yöntemini belirleyen bir anlaşmadır. Ne kadar eşit haklara sahip olunmasa bile teorik olarak eşit haklara sahibiz. Bu kısıtlamalar oto kısıtlama olabilir, veya güçlü olandan korkuldugu için olabilir. Cesaretli biri için yol açıktır. Yolun kapalı olması o şeyi yapmamak icin bir beden değildir. Demokratik sistemde insanların aktif rol almaları istenir. Demokratik hangi yapı olursa olsun bu doğrultuda değerlendirilmelidir.

    ”

    “Eğer halk istemediği bir düzeni seçiyor diyorsanız, bu pek inandırıcı olmaz.” halkı uyutmak dedikleri şey bu nedenle ortalıklarda dolaşıyor zaten.halk bunların hiçbirinin çoğunlukla farkında değil diyorum.ve bilinçli olarakta çoğunlukla farkına varmak istememekte diyorum.bu nedenle “Katılımcılar değişim istemedikleri için öyle oligarşik bir yapı devam ediyor. ” değil,her katılımcının siyasi düşünceye hakim olduğu sonucu çıkar ki buradan,işler hiç öyle değildir.insanlar genelde içinde bulundukları yapıları bu şekillerde sorgulama yolunu seçmezler.siyaset felsefesi gerektirir bu.siyasi düşünceye hakim olmayı gerektirir.bir kere girmişseniz bir yapıya,sorgulamayı bitiriyorsunuz çoğunlukla.ve hepsinin ötesinde “aidiyet duygusunu” zedelediğinden olsa gerek (ki haksızlar demiyor ya da suçlamıyorum.çok doğal bir sonuç olduğunu ve çok büyük ihtimalle “kitle ve aidiyet psikolojisinin bir sonucu” olduğunu vurguluyorum) bu fikre sıcak bakmayacaklardır.”

    Siz bana neden değişim istemediklerini anlatıyorsunuz. Doğrudur. O halde degisim istemeyen durumundan şikayetçi değil. Eğer onlara mutlu olmadıklarını göstermeyi amacliyorsaniz, bu sizin tercihiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. ben çoğunluğun farkında olmadıklarını ve farkında olmayı psikolojik bir takım haklı nedenlerden dolayı reddettiklerini söyledim.değişimi halkların “özellikle” istemediği gibi bir ifade kullanmadım.demokrasiye havadan inme bir kavramsal anlam kattığımı da hiç sanmıyorum.ayrıca amaç mutlu olmadıklarını göstermek değil.farketmeyi psikolojik olarak reddettiklerini farketmelerini sağlamak olabilir çok çok.ama böyle pragmatik bir şey düşünmedim.değinmek istediğim esas nokta ve konuyu açış sebebim de şudur:burada yazanlardan hareketle demokrasi için genel anlamda felsefi ve sosyolojik açıdan neler söyleyebilirdik? varmıdır yokmudurdan ziyade işlevi nedir ve ne olmalıdır? daha önce çok defa sitede de gördüm bu gibi ifadeleri.michels bilinmeden,bunlar düşünülüp farkedilmiş şeylerdi.bu,toplumun geniş kesimine göre daha üst öngörüler ve çıkarsamalar yapılarak ortaya konulmuş olsa da (sonsuzdaki yazılar genelde öyle oluyor gördüğüm kadarıyla) genele dair bir iyileşme ifade ediyor olabilir yine de.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. “Demokratik sistemde insanların aktif rol almaları istenir.” mesela diğer üyelerimizin bu konuya bu noktadaki bakış açılarını da merak ediyorum

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Çoğunluğun uyuduğunu farz edelim. Siz şimdi ne kadar demokrasi var diyorsunuz..Bunu ölçmek istiyorsunuz. Ben de diyorum ki uyuyan bir halkın demokrasiye ihtiyacı yoktur. Ancak ve ancak özgür iradesi ile hareket edenlere rahat dolaşma olanağı sağlar demokrasi. Bu nedenle aktif fertlere ihtiyaç vardır dedim.

    Bir de yazinizdan “uyandırma” eylemini destesleyici sözler işitiyorum. Ama unutmayın ki yıllarını altın kafeste geçirmiş biri için özgürlük bişey ifade etmez. Erich Fromm’un özgürlükten kaçış kitabını öneririm. Özgür olmak kolay bişey değildir. Özgürlük ile de demokrasi içiçedir. Özgürlük içten gelmelidir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. ekledim kitap listeme,tavsiye için teşekkürler.demokrasinin yozlaşmış bir kavram olduğunu düşünüyorum.belki de en baştan niceliksel bir tartım kendi doğasından kaynaklı sorunlar teşkil ediyordur,tartışmaya açık bir düşünce bu.bunca talep edilen, ideal bulunan, sarsılmasılmasından korkulan bu yönetim şeklinin aslında oligarşiye sapıyor oluşunun kaçınılmazlığını görmek ve bu noktaları bilip belirleyebilmek demokrasiyi geliştirmeye daha yardımcıdır diye düşünüyorum.bu konuda öngörüler yapılmasını gerekli buluyorum.bu arada uyuyan bir halkın demokrasiye ihtiyacı olup olmadığı da tartışılabilir bir konu.mesela bu konuda bir önceki basamak olarak “nitelikli kararlar alamayacak seviyede olan bir kitle demokratik yönetilmeli midir?” sorusu da tartışılabilir

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. “ekledim kitap listeme,tavsiye için teşekkürler.”

    Eger kitap sevginiz ve zamaniniz bol ise, Karl Popper’in “Acik toplum ve düsmanlari” kitabini da öneririm.

    “demokrasinin yozlaşmış bir kavram olduğunu düşünüyorum.belki de en baştan niceliksel bir tartım kendi doğasından kaynaklı sorunlar teşkil ediyordur,tartışmaya açık bir düşünce bu.bunca talep edilen, ideal bulunan, sarsılmasılmasından korkulan bu yönetim şeklinin aslında oligarşiye sapıyor oluşunun kaçınılmazlığını görmek ve bu noktaları bilip belirleyebilmek demokrasiyi geliştirmeye daha yardımcıdır diye düşünüyorum.”

    Karl Popper’in de kitabinda göreceginiz gibi demokrasinin de cok “düsmani” vardir. Bence en büyük düsman insanlarin kendi tutumlarinda yatar: Onlar hangi tür insan karakterini temsil ediyorlar?

    “bu arada uyuyan bir halkın demokrasiye ihtiyacı olup olmadığı da tartışılabilir bir konu.mesela bu konuda bir önceki basamak olarak “nitelikli kararlar alamayacak seviyede olan bir kitle demokratik yönetilmeli midir?” sorusu da tartışılabilir”

    Söyle bir insan tipi düsünün. Kendi düsüncesini toplum arkasina saklayan, kendi hayatini kendisi belirleyemeyen, hayatini baskalari icin adamis birini düsünün. Cogunlugun böyle oldugu, bu karakterlerin ragbet gördügü bir toplum kendine nasil bir yönetim sececektir? O hic kendisi olamadigi icin, sürekli baskalari icin yasadigi icin kendi hayatini digerlerinin isteklerine baglamistir. Kendi düsüncesi degil de sürekli baskalarinin düsüncesi onun icin kiymetli olmustur. Böyle biri nasil bir yönetim secer? Kendisi icin karar vermeyi ögrenmedigi icin kendisi yerine karar veren bir yönetim ister. Kendi karar vermesi istendiginde ne yapacagini bilemez.

    Bu nedenle özgürlükcü egitim cok önemlidir, tabii ki demokrasi bir yönetim secli olarak kabul görüyorsa.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. eric fromm severim.popper’ı daha iyi anlamak istediğim için eserlerini okuma niyetim vardı zaten.

    “özgürlükcü egitim cok önemlidir.” ilk etapta bu düşünceye katılıyorum ama hemen akabinde şunlar da geliyor aklıma: eğitim öğretim sistemine dönüp baktığımızda insanların ne giyeceğine bile bir yıl öncesine kadar sistem karar veriyordu.her şey bizim yerimize bizim için yapılıyor çoğunlukla.hatta düşününce okulun olgusal anlamda varlığı bile kişiyi dışarıdan hazır olarak almaya itiyor.bunca oluşturmayan,bireysel anlamda kendisi için neyin ne şekilde iyi olduğunu belirleme yetkisine dahi bu anlamda (eğitim-öğretim amlamında) sahip olmayan bireylere bu sistem içerisinde özgürlük aşılamaya çalışmak teorik anlatımın ötesine geçemez.sosyal hayatta pratik karşılığını bulamaz.yani konu,özgür düşünce ve seçimler için eğitimin verilmeyişine kadar gidebilir.buna özgürlükçü eğitim de dahil.bunlar bir an tanrı-taş paradoksunu anımsattı:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Iste asil sorun da burada yatiyor galiba: Ne kadar özgürlüge tahammül edebiliyoruz?

    Demokrasinin olup olmamasi da buna bagli zaten. Özgürlükcü bir toplum kendini özgür kilan yöntemi secer.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.