Ve dedi ki dandik bilge; donunu diktirmeyen felsefeye bulaşmasın.
Eeee.. Ben de davete uydum ve donumu dikip geldim ataan, hadi buyur der kleine meister, beni de şu öncekileri gönderdiğin yere gönder bi bakayım, hodri meydan. (Ha bi de neydi, filozof ismi kullanmadan yazacaktık, kendi beynimizi işletecektik, bi de google yapmayacaktık değil mi? Google meselesi ve google’un faresi de dahil olmak üzere diğer bütün fareler hakkında kaleme aldığım ve sana özel postaladığım açık mektubu aldın nasılsa, istediğin zaman cevap verebilirsin elbette. Ama şimdilik bu hususu bir kenara bırakalım (hatta dediğim gibi eğer sana uyarsa almanca da devam edebiliriz) ve adım adım ilerleyelim.
Bak ben öyle çaktırmadan tüten duman taklidi filan yapmıyorum, ya da şu yeni gelen ekürin gibi (teorisyen mi neydi) efendi bi portre çizmeye filan da çalışmıyorum. Ama tüm bu efendi duruşu dillendirir ve beraberinde matematik mantık/ paradoks deryalarında yüzerken nasıl da içten içe pırtlatmışlardı kendileri önce bi hatırlayalım; “ben yapılan hakaretleri üzerime almıyorum, bunlar beni yaralamıyorlar, çünkü insanı asıl üzen şey beklemediği bi davranışın hiç beklemediği bir kişiden gelmesidir” Şimdi bunun tercümesi nedir? Şudur: efenim bu ateist-dinsiz allah kitap tanımaz tayfanın ne mal olduğu, hatta ağızlarının ne kadar bozuk olduğu bellidir, bu arada ben de memnun olduğum ataan’cığım, yani demem o ki, bünyeleri hakarete sövgüye yatkındır, tabi ki böyle davranacaklar, ne kadar da güzel dediniz sayın teorisyen, vallahi elinize dilinize sağlık, teşekkürler sayın ataan, onun için diyorum ki ben; yapılan hakaretleri dikkate almaya gerek yok, çakal çakallığını yapacak elbet, hani çakal olmadıklarını bilsem üzülür kırılırdım da, e çakal işte yerli yersiz sataşacak elbet, neden üstüme alınayım, vallahi çok doğru buyurdunuz sayın teorisyen, rica ederim efendim teveccühünüz falan filan fişman.
Böyle pırtlamıştı işte kendileri. (Aman ha efenim, pırtlamak burda hakaret olarak alınmasın lütfen. Hani insanın minik yavrusu daha bebecikken tatlı tatlı pırtlar durur ve hatta salar ya arada, bizim kastettiğimiz de öyle bi mana işte, o denli sevgi topağı bişey yani, hatırlarsanız siz de tilki gibi kurnaz, aslan gibi cesur felan buyurmuştunuz, ha işte o hesap.)
Aslında arkadaş şimdilik şu modda; sakin olun , aman ha calm down, kötüyle kötü olmayın, size çıkışıyorlar diye ağzınızı bozmayın, allah teala istese bunların kalbi de açılırdı elbet, sakin yaklaşmak lazım, sabırlı olmak lazım.. Ama insanın pırtlayacağı varsa pırtlıyor işte. Dahası da var, mesela düşünce ile felsefe arasında mekik dokuyo ya sözüm ona, sistem içi sistem dışı, neden sorusunun ontolojik ve epistemolojik kökeni, kendini tanımlayan küme, vesaire.. Oysa tıpkı sevgili Farabi’nin de belirttiği gibi, “neden” ile “nasıl” sorularının birliktelik ve ayrılıklarını kurcalarken bile nasıl bir kısır döngü içinde olduğunun farkında değil daha, çünkü yaptığı şey sadece ve sadece circulus vitiosus, yani ispat edilmesi gereken şeyin bizzat kendisini bir kanıt olarak kabul etmek suretiyle muhakeme yürütüyor ve dolanıyor mecburen. Aslına bakarsanız çok daha öteleri de vardır bu meselenin ve bu bakımdan ( ayrıca felsefeyi gerçekten sevenler için) modern skolastikler ve Scrotus Eurigena arasında dolanıp kalmış bazı önemli düğümler de ilaveten okunup irdelenebilir.. (ay yine filozof ismi aldım ağzıma bakar mısın, şimdi bizim ataan dellenecek, ona buna don biçecek vesaire.)
Yok ama olsun, bence yine de devam edeyim. Yani tam da felsefeye gelmişken.. Hele Ataan kuşu da bırak filozof isimlerini, kendi beyninle düşün felan demişken böyle bırakmaz olmaz tabi.. hem ne geldi biliyor musunuz aklıma? Bir film, evet evet bir film; hani Takva diye bir film vardı hatırlarsınız kesin. (usul usul vitesi yükseltelim bakalım)

Şimdi bu filmin sonunda Muharem efendiye bişeyler olmuştu, seyredenler bilir.. Ve bu durum karşısında dergahın şeyhi olan alim zatın, Muharrem efendiye olanları anlattığı bir son sahne vardı, neler söylemiş şöyle bi kulak verelim; “Bu zat..yani Muharrem efendi, ermekle ermemek arasında kaldı.. Muharrem efendi Allah tarafından dergahımıza gönderilmiş bir hediyedir.. ve ben ona demiştim ki; gel bak benim güzel bi kızım var, onu sana vereyim.. ama o hayır dedi, kabul etmedi.. bize düşen damatlık değildir, bu kapıya hizmet etmektir dedi.. işte bu seyr-u ilallah‘tı.. yani allah yolunda ilk seyir.. Bundan sonra, ikinci olarak seyr-ü fillah gelir, yani allahın isim ve sıfatlarının seyridir.. yükselme bitip, iniş başlayınca, tekrar arşa kadar olan seyre seyr-ü anillah denir.. yani allahtan geri dönüş.. arştan sonra yere kadar inişe seyr-ü fil eşya denir.. kişi eşyayı unutmuştu..inerken eşyayı tekrar tanır, onun hakikatini bilir ve mahlukatın seviyesine inerek kulları mevlaya davet eder..işte bu irşad makamıdır..”
Ne kadar güzel değil mi? Tasavvufun kullandığı bazı deyimler ve kısa izahatleri.. Ve hemen farkedilebileceği gibi, sonsuzluk içinde bireyin bilme, öğrenme, tanıma süreçlerini ele alıyor.. Ama bunun aslı nedir biliyor musunuz? Şaşırmayın lütfen; çünkü bu aslında -hatta tamı tamına- Platon’un bilme süreci ve bilme metodudur. Kısaca özetlemek gerekirse Platon der ki; “hissettiğimiz dünya ideler ile madde arasında bir ara durumdur.. insan psikolojisinin hakikati ise ancak ruhun yeniden bedenleşmesi süreci içerisinde anlaşılabilir..” ve sonra şöyle tanımlar bilme sürecini; “Önce en yüce kavramlara (idelere ve mutlak olana) genelleme yapa yapa yapılan bir yükseliş.. -ki bu yükseliş sürecinde hem maddeyi hem de ideleri karşılıklı olarak değerlendirme imkanı vardır-.. ve sonra en genel kavramlardan gittikçe daha dar olan kavramlara doğru bir iniş.. ama yükselişin aksine iniş süreci tek taraflıdır ve tek tek hissedilebilir maddeleri değil, sadece onların kaynağı olan idenin özünü içerir.. ve kişi anımsar.. yani öğrenir..öğrenilen herşey zaten bir anımsayıştır..”
Çok küçük rütuşlar dışında aynılığı farkettiniz mi? İşte bu felsefedir.. Ve tasavvufun içine gökten zembille düşmemiştir.. Geldiği yer bellidir.. Çünkü 2500 yıl öncesinin antik yunan yazmaları sadece hristiyanların değil, müslüman alimlerin elinden de geçmiş ve uygun şekilde değerlendirilmiştir. Bu sadece bir örnektir, sayısız örnek daha sıralanabilir.
Ama Ataan gibi gördüğü duyduğu herşey gökten zembille inmiş zanneden cahil cüheyla takımı ne der? Bırak şimdi felsefe zartlaması (ay pardon zartlatması) yapmayı, sen git önce kendi kültürünü öğren, hadi ordan bıngıldağın yetmez, bırak filozof isimleri kullanmayı da kendi beyninle düşünmeye başla biraz… filan der. Peki ya sonra şeref yücel gelip ne der? O da alın size Epikuros’tan EZİK BEYİN paradoksu yapayım derken kendi kendini rezil eder.. bu arada Orpheus ne yapar, şip şak 12 maddelik evrimcilerin halkı kandırma taktikleri diye kitapçık basar.. E daha da sonra teorisyen ne yapar? O da ben de memnun oldum ataacığım der ve zinciri tamamlar.
Peki ya tüm bunlar daha başka neler yapar?
İşte orada atacan’ın maceraları üzerinden dinci-ahlakçı tipolojinin forumsal paradigması incelenebilir. Mubarek o kadar malzeme vermiş ki sağolsun, nerden başlamak gerektiğine bile karar vermek zor aslında ya, olsun biz yine de bi ucundan başlayalım..
Mesela girilen sitede dakka bir gol bir hemen eski bir forum konusu bulunur ve orda ötülür (hatta bu olmazsa olmazdır) Bulunan konu mutlaka bir din iman konusudur ve “efenim burda bilgi-görgü düzeyi çok düşük, bi kere siz öncelikle meselenin doğrusunu öğrenin de ondan sonra konuşun, bakın ben size anlatıyorum hristiyanlık şudur” diye kumulur. (kumulmak: ilahi kumdan hayırlı site mühendisliği yapmak) Ama yerine göre doğrudan ayetler ordusu ve “bre ahmaklar” eşliğinde de dalınabilir siteye (örn. Şeref Yücel), anlık bi şeydir tabi, artık keyfe göre.. Sonra bunu hatırlatırsınız kendisine, bu sefer de bize “ahmak, ot, akılsız vs” diye dalışını yine aynı ordunun ayetleriyle şip şak yıkayıp asar ve evet der, nefis.. ben de kurbanı oldum nefsimin, halbuki ayet der ki şöyle olun ama böyle olmayın.. Dalarken ayet, çıkarken ayet, maşallah her deliğe uyar bu mızrak.. Ama kimisi de hızını alamaz devam eder, sen zaten cinsel sapıksın, ahlaksızsın, ot geldin ot gidicen, donunu dik de gel vesaire..
Peki bu arada çoğunlukla gözden kaçan şey nedir?
Bakın o da şudur; İcabında tanrı adına söz alıp matematik paradokslara dahi müdahale eden ve hakikati, gerçeği, kurtuluşu, erdemi, namusu, ahlakı ve böyle tonla “hayati” meseleyi leblebi gibi cebine katıp sebil niyetine dağıtan bu süper şuurlu kitlenin elini asla ve katiyetle sürmediği şeyler de vardır.. Mesela adsız diye bi forum açarsın ve içine daha önceden tartışılmış ve allahla kitapla en ufak alakası olmayan yüzlerce başlıktan sadece 62’sini koyarsın.. ve sorarsın; nerdesiniz ey alimler, ey kainatın ve yaratıcının hikmetini bilenler, sizin de bi çift lafınız yok mudur bu husularda?
Ses gelmez oysa, çünkü orda yoktur bu zerzavatın hiçbiri. Nerelerde yokturlar derseniz; mesela sanatta.. daha bugüne kadar bu tayfadan tek bir kişinin dahi gelip bir resim, bir film, bir edebiyat eseri, müzik, heykel, sergi, mimari veya estetik üzerine iki kelime yazdığı görülmemiştir. (gören varsa bana da söylesin) Ya da hayatın sayısız parıltısı arasında açılabilecek küçücük bir pencere, mesela dans, mesela keder, lenguistik bi soru, hatta bir kirpinin dikenlerine dair olsa bile bir ince algı ve sunu.. yok, bulamazsın (ya da kadın ruhu dersin, bu kez de kendine yediremeyip ne var işte ben de anlarım diye zıplar ordan birisi, sonra da kendi ruhunu kadın ruhu diye kakalamaya kalkar bize, şiir ha canım, şiir tabi..)
Sonra bilim dersin; bigbangle evrim meselesi dışında bişey? Yok..
Ha pardon var var.. ama o da şöyle; Mesela antropoloji? Efendim dinler her zaman vardı.. kim diyor? kitapta öyle yazıyor.. Hangi kitapta? Allah’ın gönderdiği kitapta elbet.. Heee.. Peki ya konuyla ilgili diğer kitaplar, animizm, totemler, anaerkil ataerkil kültürler, antropolojik bulgular filan? Yok efendim onlar yanlış, dinler her zaman vardı, ta Adem Aleyisselam’dan başladı, insanlık hiç dinsiz kalmadı.. Yahu kardeşim bak ama antropolojik veriler öyle demiyor, tanrı çok sonra çıkmış ortaya, başlangıçta insanlar sadece ve sadece yanıbaşlarında bulunan nesnelerle iletişime geçmişler, zaten genelleme ve soyutlama kabiliyeti de zaman içinde gelişmiş, ilk başta tek tek objeler ve herbirinin kendi bağımsız ruhu filan varmış, tarih, arkeoloji, antropoloji böyle diyor.. Yok o yanlış, dinler her zaman vardı, insanlık hiç peygambersiz kalmadı.. Ama beyefendi? kalmadı kardeşim, kalmadı..
Peki ya tarihi bi olgu nasıl incelenir? mesela tahrif edilmiş kitaplar meselesi.. O da şöyle; İncil de tevrat da zebur da külli tahrif edilmiştir, bozulmuştur.. Yahu kardeşim, bak ama en son ölü deniz yazmaları bulundu, bir kaç bin yıl öncesine kadar gidiyor ve bugünkü tevratla birebir aynı.. Yok, o bozuldu işte bi ara.. nerden biliyosun? kitapta yazıyor.. e peki ne zaman bozuldu? bi ara bozuldu işte, kesindir bu bilgi.. (vahye dayalı apoloji eşliğinde tarih, antroploji, bilim vs. yapmak böyle bişeydir işte.. bilimsel ve tarihi verilerin doğru yorumlanabilmesinin ancak ve ancak kutsal kitap aracılığıyla mümkün olabileceği vahye dayalı apolojinin birinci kuralıdır zaten. Anaerkil ataerkil mi varmış, animizm mi varmış, sittiret onlar külliyen yanlış, din hep vardı, habil kabil çıktı sonra suç oldu..)
Devam eder daha, zaten islam da bunun için geldi, diğerleri bozulduğu için.. Peki islamın doğrusu nedir? Kitapta yazandır.. Tamam da, mesela sen şu konuda ne diyorsun? O şöyledir, kitapta yazıyor.. İyi ama Fettullah Gülen hoca efendi diyor ki.. Bırak şimdi Fettullah Gülen’i ben onu hiç sevmem, yalan yanlış yazıyo o, bilmiyo.. E tamam onu geçtim, ama Kaplan Hoca da diyo ki.. Onu da geç kardeşim, o da bilmiyo.. Peki sen nerden biliyosun? Ben açtım okudum, kitapta zaten yazıyo, okuyan anlar.. E sen kitaptan okudun da bu adamlar nerden okudu?. Ben bilmem, doğrusu kitapta vardır, isteyen açar okur.. İyi de kardeşim, cübbeli hoca ne okudu o zaman? Ya da Harun yahya ne okudu? (İşte böyle manyak bi sirktir bu, herkes okusun da anlasın diye gönderilmiş bir kitabı bin kişi okur da, Kaplancısı fettullahçıyı beğenmez, fettullahçısı cübbeliyi, cübbelisi yaşar nuriyi, yaşar nuri bilmem kimi, ataan onu, salih bunu..)
Doğrusu ne peki? E kardeşim bin kere mi söylüycez kitapta yazıyo yahu, ama sen anlamak istemiyosun işte bir türlü !
Durun daha bitmedi, dahası da var.. Mesela İran’ın yaptığı yanlış, afganistan yanlış, cibuti yanlış, Cad yanlış, mozambik yanlış, arabistan yanlış, o yanlış bu yanlış.. e kim doğru? Efendim bunların hepsi yanlış, onlar gerçek islamı anlamayanlardır, zaten Cat stevens’ın da dediği gibi; sadece müslümanları tanımış olsaydım müslüman olmazdım, ama çok şükür kuran vardı ve ben onu okuyup müslüman oldum..
Heee.. şimdi her müslüman bunu söyler, ama hiçbi müslüman da Cat Stevens’ın kasttettiği tipte bir müslüman olduğunu kabul etmez, çaktınız mı manzarayı? Denir ki mesela, o bilmiyor efenim,bilakis müslümanım diye müslümanlığa zarar veriyor.. Sonra “o” dediğine uzatırsın mikrofonu; efenim ne münasabet, asıl o bilmiyor ben biliyorum.. Ama eğer biraz daha zorlarsanız bu kez de şöyle denir, hem senin neyine yahu sanki sen inanıyorsun, onlar işin detaylarıdır, biz özde biriz, sana ne? (müthiş katkı tabi, müthiş.. e niye forumdasın o zaman, neyine güvenip geldin buraya, sana ne demek için mi?)
Devam edelim bakalım.. yani o kadar çok malzeme var ki insan şaşırıyo tabi hangisine ne diyeceğini.
Onun için Atacan yapalım tabi biz yine, ne de olsa canlı örnek ve konuya tekrar bağlar bizi. Şimdi bu huguk kuşu (huguk kuşu çok güzel bi kuştur bu arada, katiyen hakaret değil) yani şu “hele bi durun bakalım, önce ben size hristiyanlığı anlatayım da bi adam gibi, öğrenin de yorum yapın” diye lafa dalan Atacan sonra ne yapar? Önce hristiyanlığın Muhammed’i peygamber olarak kabul ettiğini ve İsa’nın aslında tanrısal filan olmadığını pırtlar, sonra da kendisine itiraz eden hristiyan bir forumdaşı “peygamber gibi davranmak ve hatta misyonerlik faaliyetinde bulunmakla” suçlar..
Breh, breh.. Tartışılan konu ne? Muhammed hristiyanlar için bir peygamber midir ve hristiyan inancına göre İsa nedir? Yani bu ha, yoksa mesela farklı hristiyan mezhepleri arasında tartışılan İsa>’nın çarmıhta hem tanrısal hem insani tarafı mı acı çekmiştir yoksa sadece insanı özü mü, veya kutsal ruh hem babadan hem Mesih’ten mi çıkar yoksa sadece babadan mı gibi derin teolojik mevzular filan değil.. Sadece İsa nedir ve Muhammed bir peygamber midir? Janus kendisine son derece nazik ve açıklayıcı bir şekilde cevap verir, ama o ne yapar? Atesitlerden sonra bu kez de bi hristiyanı kendi dinini bilmemekle suçlar. Neymiş, kendisi yurtdışında yaşıyormuş ve her tarafı hristiyanla doluymuş.. Hatta bi de dalgasını geçer, artık benim kilisede çalışan eşim de bilmiyorsa kim bilsin filan der.. Sonra hızını alamaz, bu kez de misyonerlikle yaftalar, saatini bile yazar, gecenin bi yarısında diye başlar, şeref geri kalır mı hiç, baktı atacan abisi döşenmiş, o da gaza gelir hemen; kurukafa Janus diye manşet atar.
Tüm bunları yaparken arada bi de şunu sıçarlar tabi; efenim bizim kimseye dinini öğretmek gibi niyetimiz yok.. haddimiz de değil..E konuya bakın bu işin doğrusu böyledir, siz bilmiyosunuz ben anlatayım da öğrenin diye başlamıştın hani? ne oldu? Hani muhammed peygamberdi, isa tanrı değildi? Küçücük bi özür, düzeltme, ya da kendisine karşı nezaketle yazan bir katılımcıya hitaben pardon ben yanlış anlamışım, haklısınız öyle değilmiş filan var mı? yok.. ne var peki? hadi ordan be, sen zaten misyonerin önde gidenisin var.. tabi ataaan tabi, atla git takılma böyle detaylara ey cüce bilge, senin neyine vakit kaybı?
Daha bitmedi devam edecek efem, çünkü malzeme süper valla, daha eşcinsellik var, ahlaksızlık var, dini inancı olmayanların ruh hastası oluşu, toplum tarafından lanetlenmesi var , sonra yine ahlakçılık var, üstüne bi daha felan derken.. ben bu kumaşla bin kişiyi daha giydiririm de hayrına, yine de mal fazlası kalır valla.
En kötü yerler gelmedik daha, şimdilik herkese iyi geceler.
Yarın nası olsa devam ederiz, ahlakçılık neymiş, dünyaya ve insanlara ahlakçı bi gözlükle bakmak, yaftalamak, saygı, sevgi, estetik filan neymiş, orjinal alıntılarla birlikte irdeleriz elbet.
Sayin / Sayine, Gamaro/Gamariye 🙂
Ya sen önce cinsel kimligini bir bul önce, sonra gel bana kilic cek..Hatta bu arada hic bos durma yeni konu ac “Escinsellik ve Yaratilis Mucizesi” basligi altinda.. 🙂
Oldu, dini inanci olanlara demedigini birakma, onlari asagila, hertürlü hakareti et ondan sonra gel escinselleri basima ahlak abidesi yap..Yokyaa..
Dürtülerine göre yasayanlardan hayat dersleri almakta varmis :)))
Almanca bilmen de sana ayri bir kisilik veriyor yani demeden edemiyecegim, gipta ettim inan 🙂 ingilizce vamı ingilizce :))
Bu arada, sen nasil dini kabul etmiyorsan bende escinselligi kabul etmiyorum..Sen nasil dine saygi duymuyorsan bende escinsellige saygi duymuyorum..Ne yapacaksin, kisisel hirsinla sahsimi hedef alan konular acarak forumu Gamaro’nun reklam alaninami cevireceksin?
Anayasa Hukuku Hocamin selamlari var üstümde kalmasin :)))
Ben herşey olabilirim ahlakçı guguk kuşu, tıpkı Angela’nın fransız göçmeni küçük adama dediği gibi; ” yüzlerce öyküm, yüzlerce kimliğim olabilir benim, hangisini duymak sana kendini daha iyi hissettirecek?”
İşte bu aslında, -hele hele böyle bir meydanda- kişiyi hayali bireyler ve yapmacık görgü kurallarıyla değil, bilakis insana ait sayısız kimlik ve duruşun gerçek ağırlığıyla karşı karşıya getirip sergileyebileceği reaksiyonları görmek için ideal bi sorudur. Ve ufak bi yem atmak bile yeterlidir reaksiyoner tavrı yakalayabilmek için, bak işte sen de yakalandın.
Yani ne yaptın? Regresyon yaşadın. Hem de en ilkelinden. (Salih kardeşin hekimmiş, bilmiyosan ona sor neymiş şu regresyon dedikleri şey, sana bi güzel anlatır.) Zaten sen bunu daha önce de yaşamıştın. Hani önce eşcinsellik sonra biseksüellik lafı geçmişti ya bi ara, sen o zaman demiştin ki mesela; “sakın ha aseksüel olmayasın” ,hatırladın? İşte bi yandan keh keh sırıtırken öte yandan lafı nereye sokacağını bilemenin sinir bozucu ruh hali içerisinde konuyu karşındakinin “empotansı” üzerinden bağlamaya çalışmak regresif reaksiyonun ta kendisidir cüce bilge, yani öyle bi andır ki bu, eğer benzetmek gerekirse kişi bıngıldakla kamış arasında nereye fiyonk atacağını şaşırır.
Bak bugün de devam etmişsin aynı fiyonkları atmaya , dürtülerine göre yaşamak diye bişey sallamışsın mesela (?) -ne demekse- (aslında şu demek; bu rezilcedir, ahlaksızlığın allahıdır, şeytanidir filan demek) Gördün mü bak hukukçu guguk, nası da kıpraştı yine içindeki tanrı? Hazret buyurmuş; eşcinselliği mesru ve muteber saymanin hic bir mantikli ve ahlaki yönü yoktur.. neye göre peki? tıp mı mesela, örneğin psikiyatri vesaire? yok değil. Peki ya bir başka bilim, bir başka disiplin? Yok, onlara göre de değil. E neye göre peki? Kötü işte kardeşim, iğrenç sapık ahlaksız birşey işte. Tamam da birader neye göre? Mantıklı değil.. ahlaklı değil. İyi de neye göre? hadi ordan dürtülerine göre yaşayan ahlaksızlar.. Ne yani, dahiyane bir sanatçı, üretken bi işçi, filozof, düşünür, sporcu, bilim adamı, ya da hepsini geçtim sadece yasalara saygılı ve sıradan bir yurttaş bile olsa mı? Farketmez efendim farketmez, hepsi sapık, hepsi ahlaksızdır bunların.
Görüldüğü gibi yemekle bitmiyor herşey. Çünkü ufacık bi yem de atsan, bi de insanın çıkardığı diye bişey var, işte bu da ahlakçı hukukçudan çıkanlar. Hadi ata lan bi daha yaz, bi daha yaz da bi daha çıkar, sonra bi daha sıva.
Buraya da özetleyelim:
Bir dinci neden ahlaksızdır?
Öncelikle dini bütün (dindar ya da mümin) kişiler ile dinciyi ayırt etmek lazım.
Dinci orada burada din iman goygoyculuğu yaparak yaranma sorunu ile kıvranan bu şekilde yaşayan ve sürekli sırtının sıvazlanmasından keyif alan bir kişiliktir…çevresinde bulunan başka dincilere yaranma, Allah a kıyak çekme, avanta için bir şeyhe, şeyh-ül islama yaranma şeklinde sayılabilir.
Oysa bakınız kutsal kitap ne diyor:
Enam suresi 68. ayet:
68 – Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.
Nisa suresi 140. ayet:
140 – Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
Dinci orada burada din iman naraları atar ama dininin hatta tanrısının ona emrettiğini yapmaz…bunu ona hatırlatanlara çemkirmekten de geri kalmaz.
Dindar cennete gitme derdindedir, kimseyi dini ve inancı konusunda muhatap almaz, tartışmaz. Bireysel olarak inancı gereği ibadetini yapar ve imanı ile kendi huzurunu elde eder.
Dinci yaygaracıdır…ne kadar çok yaygara ve patırtı yaparsa o kadar çok sesinin duyulacağını düşünerek yaranma derdinde olduklarına yaranarak cennete daha kestirmeden gideceğini sanır ya da avantasını alır.
Dinci avanta peşindedir.
Ahlaklılığı tanımlamak için ahlaksızlığı tanımlamanız lazım.
Dindar birsinin ibadet ve iman yolu ne kadar ahlaklı ise dincininki ise bunun tam tersi olması nedenli ahlaksızcadır.
Bir dinci bir ateisti ya da kendisinin dininden olmayanı ahlaksız kabul ve lanse ederek kendini ahlaklı gibi görür ya da gösterir.
Oysa dincinin örnek alması gereken ve ahlaklı olma yolunda adımlar atarak öğrenmesi gereken kişiler dini bütünlerdir…
…dincinin ahlaksızlığını ortaya koyan dinsizler değillerdir…dindarlardır.
Dinci aynı zamanda fırıldaktır…bitmek üzere olan incecik ıslak sabun gibidir. Vırç oraya vırç buraya kayar durur.
Yukarıda ayan beyan yazan ayetleri önüne koyduğunuz zaman çalkalamaya başlar. Allah ın kelamı dediği Kuran içinden farklı anlamları olan ayetler arayıp bulur ve bu ayetleri çürütmeye çalışır.
Dolayısı ile dinci aynı zamanda ahmaktır.
Dinler kişilerin gönül çerçevesinden dışarıya taştıkları zaman ahlaksız sistemlere dönüşürler. Başkalarının üzerinde tahakküm kurma aracı olarak kullanılır ise edepsizliklere neden olurlar.
Dinci bunu her dakika yaptığından dolayı her türlü ahlaksızlığın da temsilcisi olma yolunda kocaman adımlar atmış olurlar.
Ancak avantacı yaranma derdindeki yavşak kişilikliler bunu da yok sayarlar ve avantasını bir şekilde kısa yolda elde etme yoluna giderler.
Dinci çöl kültürünün acımasız ve kalleş özelliklerini ve bu özelliklerden muhteva ritüelleri yaşama ve yaşatma yoluna gittiği için de ahlaksızdır. Zor, sorunlu ve de mutsuz toprakların ürünü olan çöl kültürünün öğretilerini ve felsefesini bolluk içinde olan verimli ve de misafirperver toprakların kültürüne sahip olan insanlara satmaya çalışır.
Vurdum duymaz, egoist, bencil ve kalleş kişiliklerin oldukça fazla sayıda olması nedenli berbat özelliklerinin farkında dahi olamayan toplumların özelliklerini taşıyan aile içi feodalite ve baskının hüküm sürdüğü ortamlarda yetişen dinci bu gibi unsurların baskısı altında yolunu bulma derdi ile bunları orada burada kendidine bu eziyetleri uygulayanlara yaranma alışkanlığı gereği heryerde bunları empoze etmeye kalkışır.
Dinci aslında zavallıdır…
Bu zavallılığını da kutsal mekanizmalar arkasına gizler…
…ondandır…
…dincinin ne mal olduğunu ortaya koydukça dinci kutsala saldırılıyor triplerine girer.
Bir başka başlık altında dincinin sürekli müşriklik etmesinden dem vuran arkadaşın yazdıkları bir çok açıdan hem doğru hem de gerçektir.
Dinci yaranma derdi ile şirk koşan ve kutsal mekanizmaların kendisi sayesinde daha kutsal olacağını sanan tanrısı adına orada burada ahkam keserek şirk koşan zavallı bir müşriktir.
Ondandır…
…dincidir ne yapsa yeridir demek yerindedir.
Ne kadar aciz kaldiysaniz konu acmissiniz yahu, daha ne diyim..Konu basligi yanlis bence Gamaronun ihtirasi olmali. Yada Gamaro nasil kivirmali..
Ben hersey olabilirim diye baslayarak kivirmaya basladin daha simdiden, sasirtmadin beni 🙂
Dediginin arkasinda durabilen bir insan bile olamadiktan sonra Fransiz göcmeni kücük adam ne ister bilmem ama, beni iyi hissettirecek tek sey benimle muhatap olmaman..
Körler sagirlar birbirini agirlar misali Yardakcin hola efendiyle seni basbasa birakiyorum..
Bana hitaben acilmis bu konuyu ikinize hediye ediyorum..Tüm dinlere,dindarlara, size karsit fikirde olan, sizle ayni fikirde olmayan, sizin gibi düsünmeyen herkese kininizi, öfkenizi, hakaretlerinizi, iftiralarinizi yani icinizdeki herseyi dökebilirsiniz..
Iyi eglenceler..
İşte öyle gidersin ataan efendi, hadi selametle.
SİTEYE GİREMEDİM
Yazdıklarım sansüre uğradı. Belki de öyle olması gerekiyordu. Siteye giremedim. Bütün günümü de sitede geçirecek kadar boş zamanı olan biri değilim.
Sen üzülme kardeşim. Ben sana destek olmak istedim ama yayınlanmadı. Bir daha da tekrar kaleme almaya zamanım olmadı. Akşam vakit bulursam girerim. Aslında yeni bir site hazırlıyorum ama o kadar yoğunum ki, kendime bile vakit ayıramadım.
Kervan yoluna devam ediyor, sen takma kafanı.
SAYIN YETKİLİLER,
Sonsuz.us forumları, özgür fikirler için sonsuz bir alan olmasına karşın, birilerinin nefret kusma platformu değildir.
Üyelerimizin bu platforma; fikir paylaşmak, aynı zamanda eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek için girdiği unutulmamalıdır.
Ataan isimli üyenin ve benzerlerinin “din” savunma adına ;
Aramızda olan ya da olmayan kişilerin bir bölümünü “Ahlaksız” ilan ederek bunun üzerinden bir tartışmayı olumlaması kabul edilemez. İnsanca bulunamaz.
Gene aramızda olan/olmayan cinsel tercihlerini “farklı” kullanmış kişiler üzerinden yapılan tartışmaların derhal silinmesini talep ediyorum.
Her ne kadar onaylamasam da hakarette bir fikir, bir söylemdir. Bu yüzden yaptırımı -eğer sınır aşılmadıysa- üyeye yapılır, yazıya değil. Bu yüzden hakaretlerin silinmesine taraf değilim.
Yazılanların olduğu gibi kalması daha iyi olur, ahlakçılık yapanlar saklanamaz.
Diğer yandan anlaşılması en zor husus:
Eşcinsel eğilimli bir çok ünlü sanatçı dinlerine ve tanrıya olan bağlılıklarını sıklıkla dile getirirler. Bazı kendini ALLAH zanneden ve kendini Allah yerine koyarak bu kişileri AHLAKSIZ – Toplum dışı – gösterenler için genel anlamda AHLAK sadece belden aşağı bir kavramdır. Dürüstlük, çalışkanlık, başkalarını zedelemeden kendi işini yapmak, diğerinin malına göz dikmemek gibi kavramlar; bu kişilerin AHLAK sınırları içinde değildir. Münasebetsiz ve mesnetsiz bir yargılamayla kişilerin özel yaşamına müdahil olma gayreti, bu tür kişilerin kendi kendilerini onama için benzersiz bir fırsattır. Genelde hayatın içinde yer edinememiş bu türdeşler, kendilerine hiç bir zararı olmayan eşcinsellerden ne isterler anlaşılır gibi değildir.
Objektif bakınca görülen tek şey : CİNSELLİK ve derinde yatan psikolojik nedenlerdir. Az önce dediğim gibi bazı ünlü eşcinseller dinlerine bağlıdır, fakat bu yeni türeyen dindaş tayfası, onların bu bağlılıklarını da sorgularlar. Kendilerine böylece bir yer bulduklarını kanısına kapılsalar da onların bu düşündürücü halleri bizler için ayna olmaya devam eder.
Hatırlayalım. Ne demişti? Yüzbin kere yanlış anlaşıldım dese de (hepimiz moronuz ya);
“Tüm ahlaksizliklari deger yargilari olmayan, dini inanclari saglam olmayan veya hic olmayan insanlar cok daha fazla yaparlar..Hukukcu tespiti..”
Sizin argümanlariniz ve ritüelleriniz zirva bile olamaz.Zira olabilseydi ruh hastasi muamelesi görmek yerine toplumda kabul gören, saygi gören bir grup olabilirdiniz…Ama saygi kelimesi sizin argümanlarinizda hic bulunmadigi icin tarlada bitmis otla aranizda hic bir fark yok..Dünyaya bihaber geldiniz bihaber gideceksiniz
Kim daha fazla yaparmış TÜM AHLAKSIZLIKLARI ?
1- Değer yargıları olmayan ( Hangi değer yargısı ? – Örnek ; Eşcinselliğe ölüm demiyorsanız…)
2- Dini inancı sağlam olmayan (Burası çok önemli – Neye göre sağlam ? Senin inancın sağlam mı ? Sağlamsa veya değilse karar verici kim?) (Burada Tanrıcılığa başlıyor. )
3- Dini inancı hiç olmayan (ateistler) (Aslında bu platformda makale yazan bazıları) (Burada ise tanrıcılığa son noktayı koyuyor.)
İkinci paragrafta, kendisini olumladığı korkunç bir cümle yazmış. (Hiç bir fikir içermiyor (Sonsuza))
Toplumda kabul görmek : İşte bu bakış açısı ve kendini ayırdığı nokta, psikoloji için ilginç bir çalışma olabilir. Mutlak bir saygı bekliyor. Haketmeyi aklından bile geçirmeden….
Stalin, Pol pot ve diğerleri dinci miydi?, yoksa ahlakçı ? Peki, ülkemizin başına bela olan PKK terörü ve lideri….. Liste çok uzun….
Bendeniz hayatımın bana kazandırdıkları çerçevesinde izlenimlerimi yazdım. İçerikte şahsımın DİNCİ ile DİNDAR arasında gözlemlediğim farklar yansıtılmaktadır.
Bazı kişilerin kendilerini yazımda bahsettiğim AHLAKSIZ DİNCİ betimlemesine denk getirmesi ve kendini içerikte bulması onların şahsi becerileridir. Onların tercihleridir.
Turnusol gibi renk vermeleri için kimse kimseyi kulağından zorla tutup sonsuz us erlanmayerinin içine atmıyor!
🙂
Devam edelim:
Arap neden şaşaayı sever? Neden altın tuvalete sıçar?
Çünkü ortaya koyabileceği tek başarısı çok paradır.
Kabaca bunların antropolojik bir analizini yapmak mümkündür.
Çalışmaz…üretmez…icat etmez.
Sahip olduğu her bir nimeti ona batı medeniyeti verir.
Dolayısı ile düşünmez.
Doğayı bilmez.
Faunası ve florası neredeyse yoktur.
Doğa ona hiç bir şey verememiştir.
Kum, akrep ile yılandan başka.
Doğa ona sadece yoklukla meydan okur. Ağaç kesmeyi bilmez, buharı, mekaniği, iş gücünü, aleti icat ettirecek bir konumu yoktur.
Ondan dolayı yirminci yüzyıla doğru temel ihtiyaçların en önemli maddesinden yani petrolden başka bir numarası yoktur. Onda da işin sonuna gelmektedir.
Ümmetçilik çift taraflı çalışır. Yani bunların bu talihsiz durumları ancak ümmetçilik ile kamufle olur, ümmetçilik de tembelliği ve zavallılığı kazandırır.
Her bir şey tanrıya havale edilir…çünkü havale edilecek ehil birey yoktur.
Bu denli kalleş ve acımasız bir toplum ancak kutsal kitaplarda yazan tehditler ile ehilleştirilebilir. Kutsal kitaplardaki o acımasız yaptırımlar ve korkutmaların sebebi böylesi insanlar için uygundur.
Kolayca öldürmeleri ya da sakat bırakmalarının ve de acımasız olmalarının nedeni acımasız doğanın bunlara kazandırdıklarından başka bir şey değildir.
Dinci bunların kültürü ile ortalıkta fink atarken bunlara benzer bir tutum sergiler. Kolayca sinirlenir ve yine kolayca şiddete başvurur. O kültürün öğretisi sayesinde o kültür gibi hareket eder. Çöl kültürü ile bezenmiş farklı coğrafyadaki farklı toplulukların benzeşlik göstermesinde etken rol oynayan ortak payda işte bu çöl kültürüdür. Sapkınlık, sapıklık, utanmazlık, sıkılmazlık, vurdum duymazcılık, bencillik, bana dokunmayan bin yaşasıncılık, uyuşukluk ve de akıllara zarar mantıksızlığın nedeni işte bu kültürün oluşmasına neden olan etkenlerdir.
Dinci bir çok açıdan ecazet içinde olduğundan dolayı dinini kendine bir kimlik, kişilik eder. Çöl kültürü artığı bir kültüre benzeş ritüeller ve doktrinlerle bezendiği için tıpkı Arap toplumundakiler gibi kendi çabası ve becerisinin dışında olan yani hali hazırda var olan bir olguyu sahiplenir ve onunla ortalıkta varlık göstermeye çalışır.
Maruz kaldığı baskıcı ve tehditkar tutumun bir kazanımıdır bu kimliksizlik…
…kornası, her tarafından bir şey fışkıran arabası, her daim kazanan, belkide hayatında görmediği bir büyük şehir takımını tutması bu maruz kaldığı durumun dışa yansımasıdır.
Diline “mazlumun yanında olurum” demeyi pelesenk etmiştir ama her daim aksini yapan yani güçlünün eteğine yapışan bir tutum sergiler.
Burnunun önünde Ürdün lü, Suriye li, Filistin li soydaşları onar onar katledilir ve bunlar bu işlerin mimarlarının köleliğini yaparlar…
…kalabalık olunca, çoğalınca varlık gösterebileceklerini sandıklarından kalabalık yandaşı olan oluşumların içinde önceden yerlerini alırlar. Ondandır toplum içerisinde kendi düşünceleri ile değil kalabalık olanın düşüncesine yandaş olarak varlık gösterirler.
-Evladım neden yoldan geçen kızların kalçalarını elliyorsun
…diye sorduğun kalabalık yerde kıç pandikçisi bacak mıncıkçısı sapık:
E, herkes elliyordu ben de elledim…
…der.
Benzerleri kalabalık içinde saklanarak her istediğini yapmayı kendine tıynet edinecektir.
Çok iyi iş yapan bir dönercinin yanına ya da hemen karşısına gidip ikinci sonra üçüncü ve dördüncüyü açarak adamın kazancına göz dikme utanmazlığını başka nasıl açıklayabilirsiniz? Yan yana yirmi beş helvacı, beş işkembeci…
Başka memleketlerde gözü olan kendi memleketini neden gözetsin? Başka kültürlerin nimetlerinden yararlanmayı kendine amaç edinmiş kendi kültürünün neyini düzeltsin?
Dinci ahlaksızdır…
…nedenleri çoktur.
HASTA RUHLU İNSANLAR…
– Burada kimsenin insanların cinsel tercihleri ile ilgilendiği falan yok. Sadece cinsel tercihlerini etik değerler üzerine oturtmaya çalışan, çevresindeki insanlara dayatmaya çalışan, cinsel tercihlerine çanak tutmayanlanlara, eleştirenlere hayasızca saldıran hasta ruhlu insanlar var.
Kalp kırmak, gönül yıkmak onlara ceviz kırmaktan daha kolay gelir. Bin gönül yıksalar bir üzüntü duymazlar.
Lügatlerinden “vicdan, merhamet, saygı, sevgi.” kelimeleri silinmiş, yerini “hazcılık” almıştır.
İlk etapta üzerlerine oynanacak eküri izlenimi verseler de külli zarardırlar. Değil üzerlerine oynamak, yedikleri arpayı bile kesmek yatırımcının lehinedir.
Ruh sağlığı çoğu zaman beden sağlığından daha önemlidir.
Ruh sağlığı yerinde olan insanlar hiç bir zaman çevresine tehdit oluşturmaz, korku vermez, terör estirmezler. Kendileri ve çevreleriyle hep barışıktırlar.
Bu tür ruh sağlığı bozuk olan insanların sürekli bir dostlukları olmaz. Bütün gayretleri “günü kurtarmak” adınadır. Kendilerinden başka kimseyi sevmezler, sevemezler.
Sabah kardeşim, dediği insana öğlene kalmaz küfür eder. Bir anda kardeş olur, bir anda düşman.
Evde aile bireyleriyle, oturduğu apartmanda komşularıyla, cafede merhabalaştıklarıyla, işyerinde aynı atmosferi paylaştıkları mesai arkadaşları ile arası hep açıktır. Kendisi gibi olmayan herkesi istisnasız ruh hastası ve düşman gibi görür. Düşüncelerine karşı çıkan herkesi ilkel, çağ dışı, yaşaması bile gereksiz varlıklar olarak görür.
Hasta ruhlu olduklarını da kabullenmezler. 3’lü 5’li cafe konferanslarında, arkadaş sohbetlerinde, web sitelerinde zaman zaman ağızlarından bal damlar ama bunlar hiç yapmadıkları ve asla yapamayacakları şeylerdir.
Mutlu bir yuvaları, örnek bir evlilikleri yoktur. Akşam, bir eve dönüş saatleri varsa evde onun gelmesinden çok gelmemesine sevinen insanlar vardır. O gelince de atmosfer birden elektriklenir.
– Bulundukları her ortamda korku filmi gibidirler.
Ben merkezlidirler.
Öyle ki: zemin bulsalar, dünyanın bile sadece kendileri için döndüğünü sanıp, kendilerinden başka herkesi ellerinden gelse indirirler!.
Kendilerinden başka değer verdikleri bir nesne yoktur.
İnsanların da hayvanlarında milyonlarca yıldır süregelen bir sosyal yaşamları vardır. Bazı ruh hastaları bu sosyal yaşama ayak uyduramayıp uç noktalarda gezinme turlarına çıkarlar. Düşündükleri tek şey kendileridir.
– Döner bıçakları ile maç seyretmeye giderler…
– Ellerinde kana bulanmış kırmızı güller ile geri dönerler…
Şeref,
Hala aynı noktadasın…
İnsanları beğenmemek ve ayrıştırmak noktasında ilerleme kaydetmişsin.
1- Ruh Hastaları
2- Sapıklar
Olarak ötekileştirdiklerini açalım.
Adam veya kadın diyor ki, “BEN BÖYLEYİM”
Yaptırımın nedir ? Hapis veya ölüm mü öneriyorsun?
Ben dindarım diyorsa senin sapığın, mesela sen görmeden ailesini taciz ediyorsa, aldatıyorsa vs vs… Ne yapacaksın ? Görmediklerim benimdir mi diyeceksin ?
Dindar olmak insan olmanın sınırı mı? Her dindar iyidir… Hayır Şeref sen bana göre “İYİ” değilsin…(Zira her insan gibi benim için muammasın) Senin taciz ve iyiniyet sınırlarını bilemem ben, dindar olman yeterli değil, Benim için adam; diğerlerini olduğu gibi kabul edecek kişilerdir. İnsanları görünüşüne göre yargılamayan, önkabule hazır önyargısız kişiler. Sınırlar çizip içinde dolaşanlar değil… Doğanın, sanatın, bilginin kıymetini verebilecek kişiler…
İnsan doğası gereği karmaşıktır. Ona bir kitabı öğretip… Tamam şimdi adam oldun diyemezsin. Algısı, becerileri, istekleri, arzuları farklıdır. Ona belli bir ahlak pompalayıp, hayda ne yaptın şimdi de diyemezsin…Sevmiş, sevdiğine kendini vermiş kızı ahlaksız ve yüzkarası olarak değerlendirmezsin…
Bir insanın öncesi ve sonrası vardır… Ve kitap bu önceliği bir türlü elde edemez. Çünkü kendi doğayla uyumluu değil tam tersi karşıttır. Her insanın kendine has psikolojisi vardır ve kitap bu durumu hiçler.
Ve yapıcı hiç bir sonuç önermez.
Ben de tam “ama hiçbirşey değişmeyecek, hiçbir şey olmayacak..” filan diyecektim ki, Şeref Yücel bunu tasdik edercesine dillendirmiş hezeyanlarını.
Aslında iyi de oluyor bir bakıma.. Ne zaman kağıda değecek olsa elimiz, daha o dakka bakın bende hazırı var diye çıkıyor karşımıza birileri..
Şeref de dökmüş işte heybesindeki şekilleri.. Şu yazdıklarına bakar mısınız? Hilkatın korkunç garibesi, kendi kendini ısırıp duran bir yazı.. ve mühendisliğe devam.. hala.. (Linç kültürü nerden mi geliyor demiştik? Aha işte, mesela biri burdan.)
Diyor ki üstad, “Cinsel tercihlerini etik değerler üzerine oturtmaya çalışan bu insanlar..” Pardon??. Şimdi bu laftan bişey anlayan var mı? Yani gerçekten pardon ama nedir bu? Neyymişşş; Tercih.. aha.. peki ya sonra; değer.. sonra; cinsellik.. veeee; etik.. kelimeden yana pek bi sağlam da malzeme.. ama; …NE?
HİÇ.
(Cinsel tercihler etik değerlere mi oturtulurmuş? (sessizlik ikonu)… Cinsel tercih ve etik değer diyor yahu bu adam, bu nası bi bişeydir gören duyan var mı? (tekrar sessizlik..) Peki ya SONRA ? ya da hangisine göre ve niye? Sahi kimdir bu malın sahibi?.. değer? efenim? sana ne!. )
Dedim ya HiÇ..
Totoloji olsa elinden öpeceğim, oysa kendine bile benzemiyor bu şekil..
gErİSi…korkuncun toplum mühendisi ve yedireceği yemeği bizzat pişiren tanrı.. Devam ederiz yine, ne de olsa hazır yapılmışı var… Tonla.
Sayın Gamaro,
Aylar önce İKNA OLUŞ nasıl bir zihinsel panonun çıktısıdır diye bir soru sormuştunuz… İletiler biriktikçe, hala aynı şöyleri söyleyenleri gördükçe.. (şeref yücel gibi) .. Siz beni ikna oluş denilen şeyin TUHAFLIĞI konusunda ikna ettiniz, teşekkür ederim.
Hiç kediniz oldu mu?
Sezen Aksu nun şarkısından başka bir şey aklınıza gelmiyor ise bir kediniz olmadı demektir. Benim okul yıllarımda oldu. Kedimle Apartman dairesinde yaşadığımız için kedimin diğer kedilerle olan münasebeti neredeyse hiç oluşamadı…bu münasebet olmayınca bendeniz bir çok bahçeli-kedili kişilerden farklı bir bilgiye ve deneyime sahip oldum.
Klea, Kleopatra nın kısaltılmışıdır, bundan iki sene önce evimize giren ve evin bir üyesi olarak kabul edilmesi yaklaşık bir buçuk dakika süren kedimiz. Pufidik bir sarman. Az çirkini ve biraz irisini düşünün, alın size Garfield. Bir kaç gün sonrasında bir akşam üstü eve geldiğimiz zaman kapımızın önünde yarı baygın bulduğumuz ve son anda hayata döndürecek tedaviyi yaptırdığımız simsiyah olanı ise Angela. Angela da Angel Eyes ın kısaltılmışı. Özellikle az ışıkta kocaman olan siyah göz bebeklerinin etrafındaki göz alıcı sarı renkli tabaka nedenli BMW lardaki etrafı sarı hareler gibi yanan park lambalarının adı da Angel Eyes. Onları bana hatırlattığından adı bu oldu. Angela nın tedavisi beş dakika sürdü ama nekahat dönemi iki hafta idi. Bu da onu evin ikinci kedisi olmasına yetti. Demeye kalmadı zaten…geldi baharın ortasında çamaşır leğenin içerisine Bonie Tonie ve Jonie yi doğurdu. Kedilerin isimleri konusunda sevgili eşimin yabancı uyruklu olmasının etkisi var. Hani oradan neden kediye Sarman, Karadut, Fındık, Fıstık cinsinden isim vermiyonuz lan şeklinde çıkışlar olmasın…Anlayacağınız üç ay içinde kedi nüfusu beş etti. Çevremizde bunları kısırlaştırırsınız artık diyenler olmadı değil. Kısırlaştırdığınız zaman, kedilerin, onları yaşama bağlayan bazı önemli dürtülerini de ellerinden alırsınız şeklinde oldukça pragmatik ve vicdani bir düşünce ile bu operasyonlara karşı durdum hep. Kediler zahmet veren arkadaşlar değiller…tuvalet eğitimi, temizliğe verdikleri önem gibi…mesela bir köpek sahibinin oldukça önemsemek zorunda kaldığı ve zaman harcadığı öğretilere onlar güdüsel-bilgi olarak haizler. Bir iken beş tane olmaları bize bir sorun olarak yansımadı. Sürekli evin içerisinde tiyatral bazda süren çizgi film enstantaneleri silsilesi oluşturmalarından başka bir fark göremedik. Elbette bu durum öyle kalmadı. Angela beş tane daha doğurdu…Jonnie iki tane bunlara ekledi…bakkaldan dönerken otomobilin altından çıkan üç buçuk haftalık Mikie de iki tane doğurunca kantarın topuzu kaçtı tabii…
…yok yok…sorun hala bakmak değil ama yemek yapmaya kalkışınca etrafında on iki kadar kedi dolanınca ortalığın hali çizgi film içinde korku filmi enstantaneleri misali durumlar içermekte…yani sapmalar göstermekte. “İn oradan aşağı, yapma, bırak bağcığımı, çekme, bırak kemerimi” ile başlayan sonra “defolunnn, giiiiit, hayırrrr” şeklinde çığlıklar.
Hani bir iki kere olsa…Her defasında aynı durumlar, aynı kelimeler, aynı çığlıklar…kediye “çıkma ulan tezgaha, in bilgi sayarın üzerinden” dediğin zaman bunu bir komut ve yasak hareket olarak almıyor ve bellemiyor ki…beş dakika sonra farklı bir yönden yeni hamleler girişiminde bulunuyor.
Hani derler ya…kedin var ise bilecek ve kabul edeceksin ki, artık sen onun evinde yaşıyorsun.
Ezcümle ve de dolayısı ile sürekli kendini tekrar eden oldukça sinir bozucu anların sıkça yaşandığı bir rutine girmiş olduk sonrasında da operasyona giriştik. Kısırlaştırma operasyonları yapıldı…
Yok yok başlıkları şaşırmadım…bu anlattıklarım ile bu başlığın alakası benzer bir rutine girdiğimi hissediyor olmam.
Dincinin biri gidiyor diğeri geliyor ve yazdıkları itibarı ile yazdıklarımız sığ bir rutine dönüşüyor. Sözleşmişler gibiler. Birbirlerini tanımadıkları halde aynı gereksiz ve akılsız söylemleri argümanlar olarak önümüze getiriyorlar.
Bir homoseksüel ya da bir bi-seksüelin cinsel yaşam şekline “TERCİH” yani “SEÇİM” olarak gören, bu şekilde adlandıran bir kişinin hiç bir argümanından hayır gelmez. Bunu da zaten açıkça görüyoruz.
Hazretler ağızlarından, kalemlerinden bal damladığını sanarak ne diyorlar?
“Kişilerin cinsel seçimine karışmayın istedikleri gibi yaşasınlar”
…bunu diyenler bunların içerisinde berbat olanlarının az iyisidir. Hani dövmüyoruz, öldürmüyoruz ama çaktırmadan dışlıyoruz…
…sonra da renklerini belli ediyorlar.
“Siz de bunları alıp başımıza tac etmeyin”
Dedikleri bu.
Bakınız:
Homoseksüelite NORMALLEŞTİĞİ an kutsal kitaplar NANAY olurlar. Bunun nesini anlamıyorsunuz? Çünkü tanrıları homoseksüelleri yaşatmayın diyor. Homoseksüelite, NORMAL gördükleri bir kişi ile aynı kertede olduğu an o zaman şu da normalize olacak:
“Homoseksüelleri de tanrı yarattı.”
O zaman yeni doğan bir kedi yavrusu bile soracaktır:
“Madem yarattın neden öldürtüyorsun döyyüs!”
Ondandır dinci homoseksüeliteye “CİNSEL TERCİH” diyecektir…hani “bunu sen tercih ettin” diyebilmek için.
Ben dinciye soruyorum:
Madem öyle sen de tercih edebilirsin…edince olabiliyor musun? Dincinin gözler tavanda alakasız bir noktaya kayar ve başlar gevelemeye.
Arkadaş gevelemiş.
Bunu defalarca yazdığım için bir başkasına daha yazmak bana sıkıcı geliyor ama elde var bir dinci dahaaaa diyorum kendi kendime…gereksiz bir tesellisi tadında.
Gerisi yine aynı nakarat…arkadaş vicdan, sevgi,saygı filan dileniyor.
“Vicdansızlar…merhametsizler, saygısız ve sevgisizler”
…diyerek.
Dükkan kendisinin de bunları elde etmeye baksa ya…hem sevimsiz olacaksın, hem vicdana dokunmayacaksın hem de saygınlıktan bihaber olacaksın ama bunlar ayağına gelecek.
Bu nasıl bir kibirdir?
Dahası, bunlar gibilerini yaratana ya da oluşturan tanrı ve onun zırvalarına biat edeceksin…
…beklediği bu.
O bekleyedursun…yazının iç taraflarına bakalım.
Alt taraflarına doğru bahsettiği BEN merkezli EGOİST misali BENCİLLİK kertesinde ele aldıklarını bendeniz kabul ediyorum…
…o kabaca ve hiddetle yazdıkları beni iki açıdan tanımlıyor.
Her iki açıdan da kesiştiğimiz noktalar var…açalım azıcık.
BİREYLİK.
BİREY kavramının ne olduğuna bir daha bakalım…
…KÖTÜ KADINLAR başlığında yazmıştım:
“Benim gibi bir tane daha yoktur”
…şimdi bu tanımın kazandırdığı ile oluşan düşünce EGOİZM ya da BENCİLLİĞİ tetiklemez. ÖZGÜRLÜKÇÜLÜĞÜ tetikler.
ÖZGÜRLÜKÇÜ düşünceye kalkıp yukarıdaki kalitesiz nameleri düzenlerle aynı düzlemde olmak en azından benim için kolay değil…ama oluyoruz işte…
…ve ekliyorum…burada eğitiliyorsunuz.
Haaa…elbette ben de eğitiliyorum. En azından sizin gibilerin var olduğu konusunda.
Yukarıdaki ikinci açı ise benimle yine şöyle örtüşmekte…
…egosuz insan olmaz.
🙂
Dinciler bunca lafı neden yiyorlar?
Çünkü din merkezli bir virüs ürettiler ve bu virüsü sosyal yaşam içerisinde bir çok alana bulaştırma ile çıkar elde etme cihetine gidiyorlar.
Ortak yaşam alanının diğer adı nedir?
KAMUSAL ALAN.
Bir din, hangi din olursa olsun, eğer kamusal alanda müritleriyle, yandaşlarıyla bir erk kazanımı ile söz sahibi olmaya çalışıyor ise buna karşı duruş sergileyen düşünceler de olacaktır.
Dincinin çuvalladığı nokta işte bu noktadır. Dinci yediği haltları kutsallaştırarak bu manevraları kolayca yapabileceğini sanmakta. Bunu da şu hepsinin ağzından düşmeyen bir kalabalıkta yaptığını sanmakta.
% 99.
Hani nerede?
Dahası din öğretisi ve dinin yarattığı düşünce biçimi ve hayat felsefesi kamusal alanın her yerine yetebilecek gerekli donanımı içinde barındırmıyor. Koyun bunun üzerine yüzlerce kanıksanmış ahlaksızlığı kendinden menkul ritüelleri…
…dinci çaresiz. Çaresiz kalınca zıvanadan çıkıyor.
Çünkü elindeki malzeme kamusal alanın her yerinde kendisine yol gösterebilecek cinsten bir malzeme değil.
Koyun bunun üzerine iletişim hızının doruk olması nedenli haberleşme ağının oluşmasının kazanımı olan fikir ve düşünce sunumu özgürlüğünün varlığını…
…dinci beklediği manevra rahatlığına haiz değil.
Örnek mi vereyim…Mesela dinci yazılanlara cevap veremez…yazana saydırır. Zira elindeki her türlü gerici materyal anında çuval gibi kafasına giydirilir zira materyallerin onda sekizi edepsizlik içerir.
Dahası;
Dinin ve dincinin kamusal alanda yer alması örgütlenmeyi gerektirir.
O zaman sorular şunlar:
Bu örgütün başı kim?
Tanrı mı…örgütün ya da teşkilatın veya cemaatin başkanı mı?
Bu örgütün programı ve kuralları, kanunları nedir?
Kutsal kitap mı başkanın ya da başkanlarının yazdıkları mıdır?
Aslında dincinin kabak gibi ortaya düşmesinin nedeni tüm bunların belirsizliğidir…
…ortaya koydukları argümanların kısa sürede birer zırva olduğunun anlaşılması dincinin baş edemeyeceğidir.
Ondandır yandaşları genellikle avantacılardır.
Diğer bir deyiş ile dinci halkasının içerisinde ahlaklı bir kişinin barınması çok zordur…
…işte bu bağlamda da dinci ahlaksızdır.
Bendeniz bir dincinin, hangi din olursa olsun, ne mal olduğunu rahatlıkla ortaya koyabiliyorum. Bunu kendi inandığı dinin kitabını açıp önüne koyarak, ortaya koyduğu düşüncelerin aslında neye hizmet ettiğini açıklayarak yapabiliyorum.
İplikler anında pazarda.
Ondandır dinci ipliğinin kalitesini ortaya koyamayarak bunu pazara koyana yazı yazar.
🙂
Bu sayfalar bunun örnekleri ile değerli birer kanıttır.
– Mutlu bir yuvaları, örnek bir evlilikleri yoktur. Akşam, bir eve dönüş saatleri varsa evde onun gelmesinden çok gelmemesine sevinen insanlar vardır. O gelince de atmosfer birden elektriklenir.
Bu sen olmayasın sevgili Şeref… Ayırıcı sıfatınla; çoluğu çocuğu çevreden soyutlayarak, ahlaklı! yapma çabalarından sıkılmış olabilirler mi? Çevreyle yaşayıp çevreyle ölen bir çoğu gibi; DAR ÇERÇEVELERLE çizdiğin yüksek duvarlar olabilir mi?
Duvarın ötesinden bakan gözlerini görebiliyorum Şeref 🙂 Sana mutluluklar dilerim. Belki bu yeni yılda…
Tuhaf demişsin ya sevgili misafir.. Ama bunca tartışmanın içinde benim dikkatimi çeken bir başka tuhaflık daha var..
Konu ister ahlak olsun, ister tanrı, ister cinsellik,.. evet, hep aynı tuhaflık..
Yani dikkatinizi çekiyor mu bilmem ama, bu ahlakçı tayfa şu an bu konu özelinde yaptığı şeyin aynısını, el attığı her konuda yapıyor aslında.. üretilen söylemleri veya geliştirilen reaksiyoner tavrı birazcık irdelediğinizde bir tür algı kırınımı.. mı desem, yoksa düpedüz “sanrı” mı, bilemiyorum açıkcası..
Biraz kapalı bi ifade oldu belki, açmaya çalışayım… Düşünsenize bir; mesela tanrı.. İnsanoğlunun binlerce yıldır tartışıp durduğu bir mevzu.. Sonuç? Halen de tartışılıyor işte, hatta şu an şurda bile.. Vardır, yoktur, ya da sadece kimbilir.. Şimdi böyle bir tartışmanın içinde birileri çıkıp kendinden önceki milyarlarca insan gibi “tanrı vardır” diyebilir mi.. diyebilir elbet, ve diyor da zaten.. Ve bir kısım birileri de tersini düşünebilir.. bilinemez diyenler, soruyu reddedenler, ya da bire üç verenler filan derken onlarca farklı tutum ve söylem sergilenebilir..
Ama tuhaflık şurda ki; birileri (yani şu ahlakçı-dinci tayfa) kendi fikrini söylemek dışında çok enteresan bir algı modeli’yle hareket ediyor.. hayır hayır, o haklıdır bu haklıdır, vardır- yoktur, öyledir- şöyledir durumlarını kastetmiyorum ben.. inanılan ve ifade edilen şeylerin çok daha ötesinde bişey bu algı modeli.. Ve eğer karikatürize etmeye çalışırsan şuna benziyor; Sanki sarayı bahçesi ikametgahı belli bir hükümdardan bahsediyoruz ve birileri diyor ki hayır, ben tanımıyorum bu hükümdarın hükümdarlığını.. Yani sanki bir isyancı var ortada ve ülkedeki patronu öyle ya da böyle tanımıyor işte.. hani KKTC var ya, onun gibi bişey, var ama tanınmıyor.. Ya da kendisine verilen ilacı içmek istemeyen hasta bi çocuk gibi, yavrum ne var işte bi yudum içsen?.. yok, içmiycem işte içmiycem..
İnat durumları yani, hem de öyle böyle değil.. Ya da panik bozukluğun inat versiyonu bi bişey.
Şimdi algı böyle olunca, bu algının şekillendireceği söylemler nası olur peki? Mesela ateist nankördür söylemi bu algıya uyar mı? Uyar değil mi? (uymaz diyen varsa o da uymaz desin elbet) Peki ya ateist de biliyor ama inadından yapıyor işte mahiyetinde bir “fikir” beyanı? Gerisini yazmaya gerek var mı?.. tanrı tanımaz kişinin önünde bütün çıplaklığıyla duran hakikati reddetmesi mi dersiniz, (hani tanrıyı bulmak aslında çok kolay ya) ..veyahut alıp gözüne de soksan inadından vazgeçmeyişi ve hatta ayı ikiye bölsen bile beğenmeyişini filan mı.. Hepsi aynı algının ürünü yani..
Peki ya bunlar şaşırtıcı mı? Değil.. Çünkü diyor ki aslında eleman (yukardaki örnekleri hatırlayın); Sen kim oluyorsun da hükümdarı tanımam diyorsun? (pardon ama hangi hükümdar? biz daha hükümdar filan görmedik, sadece acaba var mı yok mu diye konuşuyorduk aramızda, ve hatta vardır diye iddia edenler bile görmüş değildir kendisini..) Ya da diyor ki be hey akılsız isyankar, sen nası nankörlük edersin sultanımıza? (aynı mealde hangi sultan? ) Devam edelim; burası KKTC, sen şimdi nasıl “yok” dersin beş parmak dağlarına? (nee-tece netece?)
Ama asıl vuruş finalde geliyor; (ilacını içmeyen çocuğu hatırlayın)
Yani böyle bi tuhaflık işte… Ama daha kötüsü; bizzat bu algı modelinin kendisi “tanrıyı oynamaya başlamanın” ilk adımıdır aslında, ve kişi bu adımı yine aynı algı modeli içinde hiç farkında olmadan atar usulca.. (Bak bu yaptığın şey allaha şirk koşmaktır denildiğinde sinirlenmeleri samimidir bu bakımdan, yani hakkaten samimidir, ya da ben öyle olduğuna inanıyorum en azından..) Hani böyle bir tespit karşısında hışımla söylenenler nedir; “Ne alakası var kardeşim, bi kere şirk bizim dinimizde en büyük günah ve ben allahın varlığına ve birliğine yürekten inanırım, accık kafanı çalıştır da şu söylediğin şeyin saçmalağına bi bak yahu! “.. denir ya.. samimidir işte.. yani kişi böyle bi hatırlatmayı gerçekten hakaret gibi algılar ve yapacak bişey kalmaz..(farkındalığa değinmişti bi ara HoLa, aynen katılıyorum)
Ama çok uzatmayayım..
İnsanın bir tanrı fikrine bağlanması veya onu reddetmesi (tıpkı kişinin cinsel kimliği ve onu hissediş biçimi gibi) tek başına birşey ifade etmez. Tanrı soyutlaması somutlanmak istendiğinde bu kişisel bi girişimdir ve içerdedir.. ya da Epukiros’un tam aksi istikamette tarif ettiği mutluluk hali gibi o da ancak “kişisel bir ideal” olabilir.. belki biraz da Ahmet İnam hocanın anlattığı türden bi “gönül” meselesidir, çünkü bilinmeyen bilinmeyendir.. varsa da yoksa da orda biryerdedir. Tıpkı insanların cinsel kimlikleri ve kiminle sevişmek istediğini bilmesi gibi..
Bu foruma malzeme olan bütün ahlakçılar, karşısındaki insanların dinsel veya cinsel tercihleriyle değil, bilakis bizzat sahip oldukları bu algı modeliyle uğraşmalıdırlar aslında.. (hani saygı, sevgi, felan fişman var ya.. ve ahlak elbette..) Aksi halde çok büyük soruları cevaplamakla mükellef olurlar ve kaçamazlar. Örnek mi? Hemen sallayalım bi tane; mesela kendisini minik çocukların eğitim-öğretim ve geleceğine adamış çalışkan, özverili ve homoseksüel bir öğretmenin heteroseksüel bir Şeref Yücel’den daha ahlaksız olduğunu nasıl ispatlayacaklardır? (Sakın ha orasını allah bilir demeyin, eğer allah bilirse siz niye konuşuyorsunuz ?)
Aslında bu sorun hep vardır ve vardı.. hatta metafizik bi düğüm gibidir kendisi, çünkü basmaz işte o kafa.. yani bu algı modeli var oldukça.. ve onun içindir zaten, kuşaklar boyu sorulup durur aynı soru.. Sahi nasıldı, hah tamam; ” şimdi Edison allaha inanmıyorsa cehenneme mi gidecek yani?”
ilahi:)
ben daha yazıyı asalı saniye geçmedi gelip eksilemiş birisi:) e bu da var tabi, gamaro değil mi, gene inananlara saldırmıştır kesin. Eyvallah:)))
gamaro,
bu eksi artı durumu sanırım otomatik bişi yav. bana da oluyo aynısı:))) ben takılmıyom artık:P benden sana kocamannn bir artıı böle ++++++++++++++++++++++++++++++ ++++++++++++++++++++++++++++++++++++ +++++++++++++++
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++ +++++++++++++++++++++++++++++++++++++ ++++++
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++ ++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
++++++++++++++++++ +++++++++++++++++++++ ++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
++++++++++++++++++ +++++++ :)))))
Yok bu ara birileri dadandı ve habire eksi veriyor.
Ne ahlakın ne dinin, hakikatin herhangi bir noktasıyla ilgisi vardır. Hayali nedenler; “Tanrı, ruh, ben, özgür istenç”, hayali düşmanlarla (şeytan-cin gibi) savaşırken ortada somut en ufak sonuç yoktur. Kurtuluş önerileri daha da hayalidir; “ebedi yaşam, kıyamet, cennet” vs…
Vahim olan ise uydurmalar dünyasıyla(vicdan azabı, ebedi yaşam), hayal dünyasının birbirlerini ucuzlatmasıdır. Hayal dünyası en azından gerçeği* yansıtırken, uydurmalar dünyası GERÇEĞİ yanlışlar. Bu doğal olana nefrettir. Bir kez “DOĞA” kavramı, “tanrının” karşıtı haline getirilince gerçek “menfur” olur. Ve din kendini uydurmalar dünyasıyla ifade ederken, karşısındaki gerçeği(doğayı) yalan olarak lanse eder.
Bu nefretin kökleri ne?, gerçeklikten bu denli acı çeken kim?, Cevabı ise :
Hoş olmayan duyguların, hoş duygulara ağır basmasıdır. Ördüğü yalan duvarı, diğerlerini etkilemek içindir. Başkaları için yaşa… Sakın ha başka bir şey sanmayın; bu yaşamda ne bir başkası korunur, ne de ona saygı duyulur. Sadece diğerine “Bak ben senin gibiyim” mesajı verilip, duvar sağlamlaştırılır. Bu yalan duvarı ne kadar sağlam olursa olsun, hala daha içinde korunacağı gerçekdışı taşlara ihtiyaç vardır. Bu sefer kendi gibi olmayanlara saldırır. Kendi yaşamı özeldir. duvarla örülmüştür. Fakat o sizin yaşamınızın her safhasına saldırır, her durumda her koşulda… Bu saldırı onun için ahlaksız falan değildir. O kadar olağandır ki sizi şaşırtabilir. Artık saldıracağı bir şey kalmayınca da sıra komşusuna gelir.
Zira hayali bir karşıt olmayınca din anlamsızlaşır. Bu lanete izin vermeyecektir. Bu sefer kendine saldırır. Kendiyle hesaplaşır. Ben ne günah işledim deyu deyu…
Şeref yücel:
Ataan:
Gamaro:
1) Demek ki gamaro doğrusunu, olduğu gibi yazmış.
2) Eşcinselliğe saygı duymamakla, dine saygı duymamak arasında bir bağlantı nasıl kurabiliyorsun cancağızım.
3) En büyük yalancı ve tuttarsız kişi ise Şeref yücel gözüküyor. Kalp kırmak, gönül bilmem ne yapmakı derken din kardeşi ataana şu uyarıyı yapamıyor; Ama sende kalp kırıyorsun ataancım, bizde kırılmaz, gönül yıkılmaz v.s. Yani kalp kırmamak ya da gönül yıkmamak ağır bir sorumluluktur ama Şeref yücel sadece sözel tekrar yapıyor.
En komik olanıda Şeref, lügatlerden saygı sevgi silinmiş derken inandığın Din’i temsil eden kişinin çocukça bir tavırla sen Din’e saygı duymuyorsun ben de eşcinselliğe diyor olması.
Ayrıca yine ahlak, saygı, sevgi kavramları uçuşurken ve bunu en çokda Din savunucusu olan Şeref ve Ataan yaparken, Gamaroya, sayın sayine, gamaro gamariye şeklinde son derece saygısız hitap edilmesi kimlerin daha saygılı olduğunu göstermiş.
Gamaro, salladığın örnek beni yıllar öncesine ( 30 ağustos) depremine götürdü.
Çok korkmuştum.Ta ki; kendimi can havliyle sokağa attığımda karşılaştığım, daha da korkutucu ve can yakıcı manzarayı görene kadar.
Bir köşede tek başına korku dolu gözlerle oturan bir bayan ve ona öfke dolu gözlerle bakan bir yığın ahlaksız insan sürüsü..
O köşede korku dolu gözlerle tek başına bırakılmış bayan ,Yılmaz Özdil’in yazısında ”14’üncü dev o”dediği Leyla hoca olduğunu yanına sohbet etmek için gittiğimde öğreniyorum..
Çocukların geleceğine adamış çalışkan, özverili ve homoseksüel bir antrenördü.
“O olmasaydı, bu mevkiye gelemezdim” diyor Hidayet… “Başarımı ona borçluyum, başta ben, milli takımın pek çok sporcusunun üzerinde inanılmaz emeği vardır.
Leyla Çalışkan, cinsel tercihi nedeniyle zulme uğrayan işinden atılan, horlanan, dışlanan, aylarca işsiz, parasız, ekmeksiz kalanlardan sadece bir tanesi..
Şimdi, ‘’zulüm’’ kelimesinin sözlük anlamına bakalım; zulüm sözlükte ‘Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıygı, acımasızlık, eziyet, cefa’ (www.tdk.org.tr) olarak geçiyor. Wikipedia ise zulmü ‘Zulüm ya da Kıygı, bir kişiye veya gruba başka bir kişi veya grup tarafından ısrarlı olarak kötü davranılmasıdır. Dini zulüm, etnik zulüm, siyasi zulüm gibi çok rastlanan şekilleri vardır.’ olarak tanımlıyor.
Bu açıdan bakıldığında homoseksüellere yönelik zulmün de varlığını görmezden gelmemek gerekiyor.
Homoseksüeliteye karşı saygı…
Dine saygı…
Emeğe saygı…
…bunu nasıl yapıyorsunuz?
Düşünmeden mi?
“Homoseksüeliteye saygı” nasıl gerçekleşiyor…
…cidden kafam almıyor. Bende bazı mekanizmalar çalışmıyor mu acep?
Homoseksüel birine saygı duymak. Sırf homoseksüel diye saygın mı oluyor?
Bir kişi hem homoseksüel hem de “saygın kişi” özelliklerini taşıması olması gerekmez mi? Ciğeri beş para etmez homoseksüel yok mudur?
Şurada kendimizi ifade etme adına saatlerce emek harcıyoruz ama lafın nereye gittiği belli değil.
Ben bir homoseksüel görünce hem erkeksi hem de feminen özellikleri harmanlaması nedenli dikkatimi çekiyor. Hatta gıpta ediyorum. Nedeni de eğer azıcık bunu beceriyor olsaydım karımla olduğundan daha iyi anlaşır daha kolay empati yapabilirim sanıyorum.
Dine saygı…
Diyelim ki şöyle bir şey dedim:
“Arkadaşlar yazdıklarınız okudum ve etkilendim bundan sonra dine saygı duyacağım.”
Dinci taifesi beni alkışladılar…
Forum sahabisi “HoLa burada artık dincileri daha az dürtecek yaşasın” diyerek editleme derdinin daha az olacağını düşünerek sevindi…
Bazıları “Ne güzel, bravo” falan dediler…
İyi de ben ne yapacağım? Her türlü dinci zırvasını okuyup/izleyip öyle mal mal bakacak mıyım?
Sizler nasıl yapıyorsunuz bunu? Dine saygı diyenler…
Mesela bir dinci ya da bu dine saygı duyduğunu düşünen ,uyguladığından emin olan birileri buraya “Dine saygı şöyle uygulanır” desin ve anlatsın…
…belki de bilmiyorum.
Kendi kendime “kes sesini otur aşağı” desem bu sizce saygı manasında bir hareket midir? Din birden bire bende olduğundan farklı ve saygın bir yere mi taşınıyor?
Emeğe saygı…
…e Ajdar da emek veriyor. Recep İvedik denen soytarılıklar keza öyle.
Bir şey eğer boktan ise emeğe saygı adı altında saygın mı görünecek?
Mp3, DVD, program kopyalarının sitelerini biliyorsunuz…
…adam getirmiş şarkıları, filmleri programları yayınlıyor.
Altına not düşüyor…
Emeğe saygı!
Başkasının aylar süren emeğini 30 saniyede bedava dağıtan adamın lafı bu…emeğe saygı.
Bu denli ayağa düşmüş, neredeyse göstermelik ve içi bomboş olarak kullanılan SAYGI kavramını bu derece değerli bulduğunuz olgu ve unsurlar için nasıl uygun görüyorsunuz yahu?
Pes doğrusu…
GAMARO/AGNOSTİK ve DİĞER ARKADAŞLAR
Dindar forumlarda ateist bir insana bile bu şekilde saldırılsaydı aynı koruma içgüdüsünü ona da gösterirdim.
………..
Üzülerek ifade etmeliyim ki; kendimi ne burada, ne de özel hayatımda “iyi insan” kategorisinde hiç görmedim, göremedim. Sık sık tekrarladığım bir özdeyişimi buraya aktarmak istiyorum:
“Bâzı insanların cenabet gezmesi, bazı insanların abdestli gezmesinden daha hayırlıdır.”
Bu sözü yazmama etken olan şey, çevremde namazlı abdestli olup da her türlü fenalığı yapmaktan çekinmeyen bazılarına, belki de kendime tepki için, bir de inançlı ama namazdan niyazdan uzak, bununla birlikte namazlı abdestli insanlardan daha erdemli bir duruşu olan insanlara imrenerek bu sözü söylemişimdir.
– Bu söz, kendimle kıyaslayıp, yine kendimden üstün gördüğüm insanlara hayranlığımın bir ifadesidir.
Galiba aynı dili konuşsak da aynı duyguları paylaşamadığımız için, ya da anlatma ve anlama safhasında sorunlar yaşadığımız için, soruların da cevapların da açısı hep ters köşe.
Oysa birbirimizi şöyle sakince bir dinleyebilsek belki de aynı şeyleri konuşuyor olduğumuzun farkındalığını yaşıyor olacağız.
Ben kimseyi şahsına münhasır homoseksüellik suçundan mahkum etmedim. Öyle bir yetkim de yok, misyonum da. Ben kendi günahlarımın derdine düşmüşüm. Belki bir homoseksüel Allah katında benden veya benim gibilerden daha değerli olabilir. Kimin ne olduğunu Allah’tan başkası bilemez. Kimsenin günahı da bir başkasını ilgilendirmez. Hepimiz günahkârız, masum değiliz. Veya başkasının adına konuşmayayım, ben günahkârım, masum değilim.
Evliyânın güzel bir sözü vardır: “Hiç günâhım yok diyene o günâh yeter.” Bu söz sizin için ne ifade eder bilemem ama bence çok şey ifade ediyor.
Belki bir mizan terazisi olsa iyi insan olabilme konusunda buradakilerin en gerisinde de olabilirim. Bunları şunun için yazıyorum. Ben ve benim gibiler bu sayfalarda öyle bir anlatılıyor ki; Sanki yeryüzünün en doğru insanları biziz de başkalarını da bu doğru yola davet ediyor, gelmeyenleri de zorluyor, gelmeyeni cehennemlik olmakla itham ediyormuşuz gibi bir hava yaratılmak isteniyor.
Hakaret içeren sözcükleri sadece bizler kullanıyoruz,
– Hayır efendim!
– Banane sizin neye inanıp, neye inanmadığınızdan. Ama siz bizim inançlarımızı önünüze alıp: “yok orası öyle, yok şurası böyle” diye irdelerseniz, bize de ister istemez söz hakkı doğar.
Allah’a, Hz. Peygambere hayâsızca hakaretlerin yapıldığına her gün şahit oluyoruz. Peki bir gün Müslümanların Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya veya diğer Peygamberlerden herhangi birine saygısızlık içeren tek bir cümle yazdığını okudunuz mu?
Okuyamazsınız. Çünkü müslüman hiç bir Peygambere hakaret etmez. Ediyorsa müslüman değildir.
Başka konularda pek iddialı konuşamayacağım ama inançlara saygı çerçevesinde müslümanlardan öğrenecek çok şeyiniz var.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Sevgili Agnostik,
– İçinde ağır hakaret içeren cümleler olmadığı sürece tarafgirliğinizi anlayışla karşılamaya her zaman hazırım.
– Düşündüğünüz gibi de değilim.
– Saygılarımla.
Homoseksüaliteye veya dine “saygı” denildiğinde oluşan tuhaflığı HoLa bence gayet güzel özetlemiş.
Tabi olaya böyle bakınca asıl konu saygı’nın ne olduğu.. veya saygı denilen kavramın hangi koşullarda ve ne tür nesne ve olgularla birlikte anılabileceği (veya kazanılabilir/ gösterilebilir/ hak edilebilebilir bir değer olarak tanımlanabileceği) gibi derin ve karmaşık bir kanala doğru meylediyor ki, HoLa’nın yaptığı vurgu bu anlamda da oldukça yerinde..
Lakin bir de pratiğe ait bir sorun var. Çünkü pratikte saygı bazen (hatta çoğu kez) sevgili Masal’ın mesajında belirttiği zulüm veya kıygı’nın karşıtı bir anlama bürünür, hatta böyle etki gösterir. (Tamam kavramsal veya olgusal olarak eşleştirilmek istendiğinde komik kaçabilir belki, hatta ilkeldir, ama pratikte çoğu zaman böyle değil midir?)
Mesela “Ne olursa olsun o da bi insan sonuçta, saygı gösterin ” denildiğinde.. Belli ki pek de hoş karşılanmayan sinir bozucu bi durum vardır ortada, ve bir de bu durumun hedef öznesi tabi.. Saygı gösterin demek ne demek olur o anda? Dövmeyin.. vurmayın.. kırmayın..öldürmeyin.. bağırmayın.. azarlamayın.. Evet, iki yüzlü sinsi bi ateşkestir bu aslında, ama yine de muhtemelen daha az kurşun sıkılır. Adam ilkeldir, gördüğü şeyi (örn. homoseksüelleri) olumlaması mümkün değildir, kini öfkesi tiksintisi bakidir ama en azından başvuracağı şiddeti “lütfen biraz saygı” diyerek azaltabilmek de olasıdır aynı zamanda. Çünkü “saygı” kelimesinin şu yukarda bahsi geçen derinliklerine kafası hiç basmasa da, “vurmayın, öldürmeyin” anlamlarına geldiklerini de bilir en azından.. Komuttur yani, muhtevada olmasa bile form üzerine bi etkisi olabilir.. Saygı haa.. evet.. kırmayayım yani.. evet lütfen kırma.. Tamam, peki neyi? Aha şunu.. (ilgili özne işaret edilir) ..tamam anladım..
Anti-psikotik tedavide davranışçı yöntemler vardır. Örneğin kişinin işitsel veya görsel halusinasyonları bulunabilir ve bunlar ilaç tedavisine rağmen tümüyle yokedilemiyebilir.. Böyle durumlarda (tıpkı akıl oyunlarında olduğu gibi) hastaya o ses veya görüntüyle (daha doğrusu onlara aldırmadan) yaşayabilmenin davranışçı yolları öğretilmeye çalışılır. Örneğin şu küçük kırmızı tişörtlü ve kocaman simsiyah gözleriyle gülümseyen kız pencereden bana mı bakıyor yine.. tamam, o baksın, hatta arada bir de camı tıklatsın.. ama ben ona aldırmadan işlerimi yapacağım.. gibi.
Saygı’dan bahsederken hedef kitlenin özelliklerini de dikkate almak babında yazmak istedim sadece.. Yoksa asıl konu hala kırmızı tişörtü ve kocaman siyah gözleriyle pencereden bakıp gülümseyen o kızın aslında bi halusinasyon olup olmadığı.. evet evet, ben de farkındayım.. halusinasyonsa “saygı” tabi, yok değilse o zaman da HoLa’nın dediği:)
Pekala…şu tiplojiyi azıcık açalım ve tipleri daha yakından tanımaya, anlamaya çalışalım. Bu kez sorular ile düşünce bildirimi yapmayı deneyeceğim.
Ateist bir kimsenin dindarların bilgi paylaşımı yaptığı sitede ne işi olabilir?
Zirilyon tane İslami çöp çatan, dini bilgiler paylaşım ve sohbeti şeklinde sosyalleşme sitesi var…bir ateist orada barınabilir mi?
Ben ateistim diye oturduğum yerden gözüme kestirdiğim din içerikli sitelere yüz binlerce data paketleri içeren bombardımanlar yaparak sitelerin işleyişine ket mi vurmalıyım?
Dini sitelerden birine girip “Ben geldim ve ateistim” diye belirttikten sonra içinde teoloji kaynatılan ortamda ne yapabilirim?
Bunlar garip örnekler ama devam edelim;
Sonsuz us bir ateist site midir?
E, değil.
Sonsuz us gibi ortamlarda dinciler yazmasınlar mı…olacak şey midir?
İçerisinden din geçen konular olmayacak mı? Sokaktan geçiyor…vızır vızır…oksijenimizin yarısı din diğer yarısı iman oldu…elbette buradan da geçecek.
Sorulara devam:
Bir ateist tanrı, din ve de bunların tarihinden bihaber biri midir?
Mahalle baskısı dediğiniz kavram dincilerden ateistlere el mi değiştirdi? Yapmayın yahu.
“Peygamber efendimiz ne güzel buyurmuşlar, dinimiz ne güzel söylemiş” diyerek özlü sözlü güzellikler naklettiler de tepelerine mi bindik?
Her dinin bir felsefesi vardır…oralardan süzülmüş öğretiler astılar diye taarruza mı geçildi?
Değer verdiğim hatta müptelası olduğum bir konu, hobi, kişi, sektör veya öğreti konusunda birileri olumsuz söylemler üretir ise bu bana veya benim yaşam biçimime hakaret ve saldırı mıdır?
Bilgisizlikler, hurafeler, tabular, skolastik öğrenme ve düşünce nakletme biçimleri şu anda sosyal yaşamın kanayan bir yarası değil midir?
Forum ortamları bilgi sunum ortamlarıdır…bildiğinizin aksi ortaya konunca, ki bu bilgi dini inancınızı oluşturan bilgiler veya düşünce sentezleri de olabilir, o zaman bu bir saldırı mı olur?
Neden bu paylaşımları saldırı olarak alıyor da doğru bildiğinizi yazmıyor ya da araştırıp öğrenip getirmiyorsunuz? İnancınıza ait bilginiz inancınızdan daha zayıf ise bunun sorumlusu dini inancınıza ait bilgisi sizden daha fazla olan bir ateist ya da dinsiz olabilir mi?
Sonsuz us ve benzeri ortamların yazarları, okuyucuları ile birlikte özgür iletişim platformu olma çabası içindeler. KONU ÇEŞİTLEMESİ ve YAZAR ZENGİNLİĞİ ile güzelleşen, renklenen böylesi ortamlar eğer bazı yazarların tolerans derinliğinin sığlığı ile çelişiyor ise bunun sorumlusu kimdir?
Kolayca alınıyor, hemen parlıyor iseniz…yazılanlara karşı düşünce bildirme, o anda bilginiz yok ise, bilgi edinip karşı bilginiz ile iddia edilenleri çürütme, karşı argümanlar/önermeler oluşturma gibi basit metodoloji bilgisinden yoksun iseniz bu gibi ortamlarda ne işiniz var? Var ise neden kullanmıyorsunuz?
Genelleme HERKES manasına mı gelir?
Mizah, alaycı üslup, agresif tarz, ılıman yaklaşım, uzalş/tır/macı tutum, mistik bakış, taklacı ifadeler…bunlar farklı kişiliklerin, farklı bakış açılarının, farklı öğreti biçimleri ve değişik algılama biçimlerinin geri dönüş…yani sunum şekillerini oluşturur. Bunların zenginliği KİŞİLERİ kendine hedef almadıkları ve onların ŞAHSİ bilgileri ile ilintilenmedikleri sürece KİŞİLİKLERE saldırı olabilirler mi?
Tek tip üslup, tek tip tarz böylesi ortamları geliştirir mi?
Yazılana cevap yazmak yerine yazara hitaben cevap yazacaksanız neden yazarın mailine mesaj atmıyorsunuz da buraya yazıyorsunuz?
Bir siber ortamda editörün, ortam sahibinin kim olduğunu biliyor olmanız size o ortamı kullanarak ortamın orta yerinde hesap sorma hakkını verir mi?
Sahip olduğunuz bilgi ve kültürel unsurlar ile kişiliğiniz aynı mıdır? Bilginiz ve kültürünüz sizi oluşturduğunu düşünüyor iseniz farklı/aksi bilgi ve kültürler sizin yanınızda barınamayacaklar mıdır?
Soru çok…
…bi zahmet…
…bana değil de sorulara cevap verseniz.
Anlaşacağız.
Tipolog mu oldum ne?
Tiplerrrrr!
“Bari sen sus” demiş Şeref Yücel.
Ben zaten susuyorum Şeref, bak hem de nasıl;
Mesela bi kafede otururken yan masaya senin gibi üç-beş tip gelse ve laflamaya başlasa, çayı kahveyi bırakıp kalkıyorum hemen.. Sadece çay-kahve değil elbet, bir yandan o mekanda kadın başıma ama diri bir vücut diliyle oturuşuma gıcık olan, ama öte yandan elimdeki sigarayı arada bir dudaklarıma götürüşüme ve kalkarken eteğimin yırtmacından görünen bacağıma odaklanmaktan kurtulamayan bakışları ve şeytanı da bırakıyorum sahiplerine.. Sonra işe geliyorum, mola anlarında sohbete çekmek istiyorlar beni, ordan da uzaklaşıyorum.. Ya da herhangi bir yerde ve herhangi bir şekilde allah-kitap-evrim muhabbeti açılsa, onu da önemsemiyor zihnim. Hatta kazayla bi soru gelse, nezaketen kafa salladığım bile oluyor arasıra.. Hele bi de şu meşhur “di mi ama?” lar var ya.. (Kişi ille de tasdik ettirecek ya karşıdakine kendini) …E “di” diyorum ben de çoğu zaman, ” ..ditabi ki” ..Yanisi Şerfe Yücel, 20’li yaşlarımda böyle değildim elbet, gençlik enerji felan.. ama hayatımın keyifle kendime ayırdığım küçük anlarında çoktandır böyle yapıyorum artık.. Şimdi anladın?
Yani diyorum ki; sahip olduğu ve olumladığı değerler bütünü içinde kişi, ait olduğu ve olması gereken yeri de yine kendine özgü bir duyarlılıkla seçer.. Mesela ben bunun için burdayım. Çünkü senin gibi verimsiz çalıların heryeri sardığı bir iklimde, çamuru bile rengarenk bir ada burası benim için.. sokakta pek de kolay bulamadığım bişey yani.. Ve keyif.. Peki ya SEN? Asıl sen neden burdasın Şeref, ve neden ısrarla burda var etmeye çalışıyorsun kendini? Ne var paletinde, arada bir höykürmek ve üçüncü sınıf komiklikler dışında ne çizebilirsin bize? Bak ben peşinde dolandığım ve nasiplenmek istediğim zeka ve estetiğin sokakta bulamadığım ayrıntılarını bulabildiğim için burdayım dedim az önce, peki ya sen? Senin derdin ne?
Come ooonn! Yoksa kralın soytarısı mı diyeceksin yine? Tamam benim ünsüz düşünürüm, tamam soytarısı.. hem de kralın.. ama senin hesaba kaldıysak eğer, bunla da bitmiyor ki mevzu.. Mesela allahsız kitapsızın önde gideni burda, ateist oldukları için ahlaksızlığa en meyilli olanlar burda, sonra lezbiyenler, kurukafa Janus’lar, aklını kullanamayan Agnostik’ler, şirret gamaro’lar, kaba saba HoLa’lar, ruhsuz materyalistler, yaradılışı inkar eden ahmaklar filan derken.. E senin ne işin var o zaman bunca çirkinliğin ortasında? Dedim ya, ben bi güzelliğin peşine düştüm de geldim sonsuz’a, ve senin akılsız bulduğun bir aklın hatrına.. Görmek istemediğim adam, terkettiğim mekan, masada bıraktığım kahve, katılmadığım sohbet ve senin gibi yüzlercesinin ha babam yarıp durduğu bütün o keyifsiz gün ve gecelerin ardından, çınarlı kubbeli bir mavi liman.. Peki ya SEN? Sen niye burdasın Şeref? Hemen hepimizin üretken bir özveri, kıymet ve keyifle dahil olmaya çalıştıkları bu güzellik sana çirkinse senin burda işin ne? Ne verebilirsin bize, yahu hakkaten ne ?
Sen nası bi tipolojisin arkadaşım? Mesela bi akşamüstü yürüyüşünde karşına tesadüfen Türkiye Komünist Partisi binası çıksa ne yapacaksın, oraya da dalıp mizahi mi takılacaksın? Ya da bak kongre yapmış adamlar, yeni genetik çalışmalar ışığında insan, evrim filan diyorlar.. orda da mikrofona yapışıp ” ay çok güldürdünüz beni, aman ha maymunlar duymasın..” zırvası mı sıkacaksın? Peki ya son bomban? Hani şu kimilerinin cünup gezmesi kimilerinin abdestli dolaşmasından daha hayırlıdır tespitin filan? (sahi onu hangi konferansa saklıyorsun?)
Nesin kardeşim sen, nası bi şeysin yahu, insan azıcık dönüp de bakmaz mı aynaya doğru, bu nası bi algı?
Az önce TV de müthiş bir örnek vardı. Saidi nursi yaşamını filme alan yönetmen bir tartışmanın ortasında diğer konuğa birşeyler fırlatıyor ve şöyle diyordu “Ben allah için yaparım” .
Evet biliyoruz. Sen güya allah için yapıyorsun ve senden başka İNSAN, senden başka FİKİR tanımıyorsun. Seni biliyoruz ey dinci çok iyi biliyoruz.
Sığındığı komedi, içerdiği şiddet, gözlerindeki cahillik korkutucuydu. Sakınmak gerek, insan evine almaya korkar.
Değrli İnsan
Sevgili Gamaro.
Bendeniz Hz. Mevlânâ hayranlarından sıradan bir insanım.
Çok fazla misafirperver olduğunuzu söyleyemem. Benim de iyi bir misafir olduğum söylenemez. Site sakinlerini, sitenin forumlarını yönlendiren editörlerini, fikir yapılarını, sitenin üyelerini tanımadan gardımı almam pek de hoş olmadı tabii ki. Böylelikle benim onları, onların da beni tanıması zorlaştı. Ama benim için yazılanlar da hoş şeyler değildi elbette.
Herkes ancak karşı tarafın kabahatini görüyor. Kendi kabahatine karşı kör! Kendi fikrine yakın olanların kabahatine karşı sağır. Böyle olunca da işte… Öyle oluyor… Öyle olunca böyle… Oysa şöyle olaydı ne güzel olurdu filan…
Ben sizin bayan olduğunuzu bile daha yeni öğrendim. Halen de şaka yapılıyor sanıyorum. Bayan oluşunuzla ilgili bir-iki yazınıza da rastladım ama sizin karşınızdaki kişiyle kafa bulduğunuzu sanarak pek önemsemedim. Görüyorsun ya ben çok safım.
Sizler benim yazılarımdan ne kadar rahatsızsanız, ben de islâma karşı yazılanlardan o kadar rahatsızım. Kimseye : “İslamın aleyhinde yazmayın” deme gibi bir lüksümüz yok. Sadece sizlerin benim inançlarımı aşağılamaya, hakaret etmeye ne kadar hakkınız varsa, benim de inançlarımı savunmaya, saygı gösterene saygı, saygısızlık edene de cevabını vermeye o kadar hakkımın olduğunu söylemek istiyorum. Sizin de bunu anlamanızı rica ediyorum.
Bana yapılan her hakarete cevap vermedim. Kimseyi incitmekten de zevk almıyorum ama bazen sabrım taşıyor, kendime hakim olamıyorum. Ama ilk saldırı asla tarafımdan gelmemiştir. Yazdıklarımın açıklaması şu ki; sataşmalara cevap verdim, o kadar. Birini kırdığım zaman üzülüyorum. Sonra gönlünü alıp özür de diliyorum. Oysa birileri ezdikçe mutlu oluyor ve bunu açık açık ifade edebiliyor. Neyse…
Buna mukabil bilsem ki eleştirilerimiz seviyesizlik düzeyine inmeden yapılacak; önce sen dedin, yok ben dedim gibi tartışmalara girmeden herkesten özür dilemeye de hazırım.
Bu arada Sayın Farabi beyefendinin ilim adamı veya adayı olduğunu öğrendim. Ben ona Epikuros’un …….. Paradoksu yazımda asla hakaret etmedim ama onu haddim olmayarak “cahillikle” suçladım. Evet, bu benim cahilliğimdi, nezdinizde kendisinden özür diliyor başarılarının devamını diliyorum. Bilim adamları efendi olur. O da öyle yaptı ve benimle polemiğe girmedi.
Sevgili Gamaro,
– Lütfen şu skeçe seni de alayım. Beni sonra yine kovarsın!
Ben kimseyi tutmam. Kadınlarını yularlayıp övünenlerle karıştırma…
Ne desen boş zira ilham aldığın “Ahlak” yetersiz…
Beğenmeme üzerine kurguladığın YAŞAMLAR sözkonusuyken söylediklerin boş bir seda olarak kalacak. (zaten pek bişi söylediğini görmedim ya), Bir türlü kendinize söylemediğiniz bir nokta var: Kendi kısır yaşamlarınızı islam mislam diyerek, farklı bir noktaya koyduğunuzu sanmanız. Kent kültürü değil, köy kültürü değil… Bu resmen Abazanlık kültürü, diğerine kötü gözle bakan o meşum müslüman var ya. Ya teyze oğludur ya da amcaoğlu… Aynı kısırın içinde dönüp dolaşan yalanlar yumağının aktörleri… Kem gözün ürettiklerisiniz. İslammış… hikaye…
Ahlakçıları oldum olası ahlaksız bulurum.
Mini giyen kızdan ben neden rahatsız olmazken sen ne demeye rahatsızsın ? Aslında bitmeyen açlığınız rahatsız edici… Ete muhtaç et düşmanları… Ne inancı yahu ? Hangi inanç, bu kertede inanç minanç yok… Senin gibilerin açlığı var. Kıskançlığı ve sarıldıkları var. Bir tür rahatsız etme… O türlü değil bu türlü… Yapamıyorum, o halde buralarda rahatsız edeyim.
Aslında gizliden gizliden bildiğin, senden ayrılan taraflarımız var : rusya kaçamaklarının hayali…
Sen bilirsin uzatmaya gerek yok…
Bilimsel başlık altında ki bilimle ilgisiz yorumları buraya taşıyorum. (Zaten tartışmanın bir ucu burada devam ediyor)
İNSANLAR ve MAYMUNLAR
ŞEREF YÜCEL (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 10:13 tarihinde gönderildi.
İNSANLAR ve MAYMUNLAR
Sayın Sonsuz:
Çalışmalarınızdan dolayı size başarılar diliyorum Sayın sonsuz. Oktay KAYNAK’IN bu eşsiz çalışmalarını buraya asmakla maymunlar bilmese de insanlara ne büyük hizmetler sunduğunuzu ancak bilenler bilir.
Benim iştahım da maymunlara çok benzer. Öğünmek gibi olmasın, bir oturuşta bir pogaçaya “banamısın?” demem…Peki ne derim?.. “miğdemesin” derim. Sadece bundan bile bir şeyler çıkarmam lazımdı ama nerede bende bunu anlayacak zekâ?
Neden Suda Yaşayan Bir Akıllı Canlı (Günümüz İnsanı) Yoktur? demiş Oktay Bey.
Efendim muhterem Oktay Bey demiş ki;
“Eğer yunuslar, balinalar denizlerin veya okyanusların dibinde yere basarak insan gibi yürüselerdi ve dik dursalardı, onların da yavruları bir AKIL TAKLASI (solta intelligente) atardı ve akıllı canlı olurdu.
Bir atasözü vardır, belki duymuşsunuzdur:
(xenix duymasın)
Saygılar sayın sonsuz. Umarım mizahi bir yazıyı ciddiye alıp, diğerleri gibi siz de kızmazsınız.
»
“Umarım mizahi bir yazıyı
gamaro tarafından Çar, 12/01/2011 – 13:53 tarihinde gönderildi.
“Umarım mizahi bir yazıyı ciddiye alıp, diğerleri gibi siz de kızmazsınız.” (Şeref Yücel)
İşin gücün sırnaşmak zaten. Mizah filan değil senin yaptığın, kıpır kıpır oynaşıp duran kaleminle ciddi ciddi giydirmek maksatlı yazdığını sen de cin gibi biliyosun da.. ama huy işte, sıra bunu adam gibi söylemeye geldiğinde kıvırmadan duramıyorsun yine.
Saygı mı demiştik?
Israrla dahil olmaya çalıştığı ortamın standartlarının çok altında ve hemen her seferinde “çocuk gibi” yazılar yazan birisine karşı makul bir süre boyunca “lütfen yeter, sadece dinleyiniz” şeklinde bir uyarıda bulunulmaması bile çok büyük bir nezaket gösterisidir aslında.
Şeref Yücel de bu nezaketi almıştır. Hem de makulün ötesinde bir süre.. Eeee, daha ne istiyor o halde, şu saygı ve nezaket dedikleri her neyse hep biz mi göstereceğiz yani?
»
BARİ SEN SUS
ŞEREF YÜCEL (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 14:05 tarihinde gönderildi.
STANDARTLARI ÇOK YÜKSEK HANIMEFENDİ:
Sana laf yetiştirme gibi bir çabanın içinde olmayacağım.
Az ama öz konuşurum ben.
Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmıyor…
Tıpkı nezaket, nezaket demekle nazik olunamayacağı gibi…
»
şeref yücele
Misafir (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 14:31 tarihinde gönderildi.
Tıpkı “Allah yarattı” demekle Allah yaratmış olmadığı gibi mi? (resim ister misin cümleme anlamak için?)
»
Bu konuda bahsi geçen
HoLa tarafından Çar, 12/01/2011 – 14:32 tarihinde gönderildi.
Bu konuda bahsi geçen çalışmalar birilerinin yaslandığı duvarın el altındaki tuğlayı çekmekte…
…çemkirmeyip ne yapsın?
Benim anlamadığım, her beş yazısından dördüne “sırnaşma, yavşama, soytarılaşma” gibisinden düşünceler ile cevap alan bir kişi neden kendine bakmaz, azıcık çeki düzen vermez, sorgulamaz?
Aksine daha derişik bir halde kendini yaymakta?
Nasıl bir uyuşturucu sistem bir kişinin kişilik ve şahsiyet mekanizmasını bu derece hissiyatsız kılabilir?
Nasıl?
»
KIRALIN SOYTARILARI
ŞEREF YÜCEL (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 14:56 tarihinde gönderildi.
DÜNYA YARATILDIĞINDAN BU YANA…
Siz, o yalakaları muhatap almamışsınız ne gam.
Bir tek yazısına cevap vermemişsiniz umurunda mı?
KRALI EN ÇOK SAVUNAN KIRALIN SOYTARILARIDIR.
Hayatlarında en güzel ve tek yapabildikleri iş.
Yalakalık…
Kralın önlerine koyduğu tabağı güzel yalar bu soytarılar..
Çemkirenlere kurban ol.
En azından senden daha mert, daha fıtrat sahibidirler.
»
RESMİ BOŞ VER
ŞEREF YÜCEL (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 15:30 tarihinde gönderildi.
Misafir:
İninden başını çıkar yeter!
Ben anlarım…
»
şEREF yÜCEL
DEC CAL tarafından Çar, 12/01/2011 – 16:10 tarihinde gönderildi.
Bu sözü de lugatıma alacağım…::))))
Gülmekten öldüm,
(Sadece bu forum’a baktım kim var kim yok diye gidiyorum hemencecik kızmayınız a dostlar..
Bu forum başlığı beni aşar…)
»
Konu mert! Bulgular
HoLa tarafından Çar, 12/01/2011 – 16:14 tarihinde gönderildi.
Konu mert!
Bulgular mert!
Ortaya konuş mert!
İçerik mert!
Anlattıkları mert!
…dinci gelmiş altına yazmış.
İçerik, erimiş mum.
Geldiği nokta, muz kabuğu.
Bilgi, soyulmuş kivi.
Düşünce veya fikir, kullanılmış selpak.
Mizah buyurmuşlar…
…bilirsiniz, mizahın algılatma(!) biçimlerinden biri de; “saçmalayabilirim…olsun”.
Konu mert…
…sorun orada.
Amaçları konuyu kaynatmak.
En alttaki tuğlayı çekiyor çünkü…
»
»
Sayın Yücel
sonsuz tarafından Çar, 12/01/2011 – 20:02 tarihinde gönderildi.
Yaratılış konusunda istediğiniz şeye inanabilirsiniz. İster insanlar çamurdan yaratıldı deyin, isterse leylekler getirdi deyin. Bunu başkalarına dayatmadığınız sürece bir problem yok.
»
“- Resmi boş ver. –
oik0s tarafından Çar, 12/01/2011 – 20:47 tarihinde gönderildi.
“- Resmi boş ver.
Ben anlarım…”
Bu sözü de lugatıma alacağım…::))))
Gülmekten öldüm,
Ayı yerine koymasına güldün yani öyle mi ? Çok mu hoşuna gitti ? İlginç…
»
SÜPER ZEKÂ
ŞEREF YÜCEL (doğrulanmadı) tarafından Çar, 12/01/2011 – 21:00 tarihinde gönderildi.
SÜPER ZEKÂ
“- Resmi boş ver. –
oik0s tarafından Çar, 12/01/2011 – 20:47 tarihinde gönderildi.
“- Resmi boş ver.
Ben anlarım…”
Bu sözü de lugatıma alacağım…::))))
Gülmekten öldüm,
Ayı yerine koymasına güldün yani öyle mi ? Çok mu hoşuna gitti ? İlginç…
İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez.
………………………… >>>>>>>>>>>>>>>> ekşi sözlük
»
Terbiyesizliğin lüzmü
oik0s tarafından Çar, 12/01/2011 – 21:51 tarihinde gönderildi.
Terbiyesizliğin lüzmü yok. İdrakına sıçtırma…
OİKOS EFENDİ
– Fazla zorlarsan kendini,
– Böyle altına edersin.
– Otur oturduğun yerde lütfen. Baktın sana cevap vermiyorum, sataşmada ileri gidip de hem kendini, hem beni üzme. Süper zekayı yazıncaya kadar beni zorladın. İki gündür zorluyorsun ama ben sabrediyorum. Seninle bir işim yok lütfen daha fazla zorlama sayın oikos.
Merak etme. Her söze bir cevap verecek kadar donanımlıyım. Ama bunu istemiyorum. Ya sataşma, ya da sataşmalarına cevap verilmeyeceğinden bu kadar emin olma.
O en yukardaki yazıda:
Dindar diye geçinen soytarı…
Daha fazla kendini küçültme istersen…
Bir yazı yazıyorsun ve bu yazıyı da yüzlerce kişinin okuyup yüzlerce farklı cevap alabileceğin bir ortamda yayınlıyorsun…
Artık o yazı ÜYESİ OLDUĞUN ORTAMIN yazısıdır ve yazının alacağı cevaplar, göreceği olumlu ya da olumsuz tepkiler itibarı ile akibeti forum sahibinin kontrolündedir.
Yazarların değil.
Var ise bir derdin atarsın bir mail oraya ağlarsın…
…işin gücün her başlık altında gelip zırıldamak.
İnancım elden gitti, Muhammed im sarsıldı, dinim zarar gördü, Allah ım şaştı…
…yazar kitabını yazınca kapı kapı dolaşıp milletin evini, okurken halini mi kontrol ediyor?
Hani sitenin BLOKE ya da ENGELLEME sistemi olsa…anında yok edeceğim seni ekranımdan ama yoktur ki…
…okuyor sinir oluyor insan.
Yazına cevap verenin o anki halet-i ruhiyesine göre cevap alacaksındır…olumlu cevaplar alabildiğin gibi olumsuz cevaplar da alabilirsin…küfür de yiyebilirsin, övgü de alabilirsin…kutlayan olabilir, hakaret eden olabilir.
Adamın iş yerinde bir sorunu vardır, evde çocukla takışmıştır…
…okur yazını saydırır sana.
Bu seni bağlamaz…forum sahibini bağlar.
Yazmışın gitmiş…kaldıramıyorsan aldığın cevapları yazmayacaksın.
Kaldırımın ortasına yüz lira atıyorsun…geçen biri bulup alınca kafasına tokmak indiriyorsun!
Nedir bu?
Bıktım yahu şunu diyemezsin, bunu yazamazsın, böyle yaklaşamazsın…
…işiniz gücünüz forum nasıl kullanılır muhabbetini her başlık altına taşıyıp huzurun içine sıçmak.
Geçenlerde bir yazıda çalıştığım banka elemanlarına söyleyeyim benim yazılara artı versinler dedim…
…elemanın teki bu yazım ile beni bankada çalışıyor sanısı ile gelmiş bokunda boncuk bulmuş edası ile yazdığı yazının içinde kendine malzeme etmiş kullanıyor.
Bir başka üye lezbiyen olduğundan bahsetti diye her bir yazıda malzeme oldu.
Forum sahibi eşek başı mıdır? Biz kullanıcılar hangi ifadenin neye mal olacağını bilmiyor muyuz?
Mail ile forum sahibinin tutumunu onunla halleşirsin…senin beklentinin çok uzağında ise pılını pırtını toplar efendi gibi oradan buhar olursun.
Neymiş efendim:
“Hakaret etmedim”
“Şahsileştirmedim”
“Bunu demedim, şunu yazmadım”
“Ama bak benim de kaşımın altında gözüm var”
…zırım zırım zırıldamaktan başka nedir bu?
*Tepem atsa şurda sana sülale boyu giydirirsem…
**Kimin nesi neyin fesi olduğunu öğrenip burada şahsına ait özel bilgileri yazsam…
***Bunları malzeme edip özel/mahrem bilgileri kötü amaçlı kullansam…
…sonuçları itibarı ile bu ve benzeri bir bilgi paylaşma ve tartışma ortamında barınamayacağımı senden, adminden ya da herhangi bir üyeden mi öğreneceğim?
Bu ne ahmakça bir yaklaşım biçimidir?
Konuyu sulandıracaksın, alakasız yazılar asacaksın, gülümseme adına suratlarda tek bir kasın dahi kıpırdamadığı zırvaları alıp mizah diye iteleyecek ve yavşakvari bir tarzı keyifle okunan yazıların arasına asacaksın sonra işaret ve orta parmağını yürüyen adam bacakları gibi yapıp bunları yazdığın masanın kenarında bir sağa bir sola elini koşturuyormuş edası ile gelip;
“Ama ben kimseye hakaret etmedim”
Bu mudur buranın kriteri…
KRALIN AZAT KABUL ETMEZ SOYTARISI…
Şu sitede muhatap almadığım,
– Çünkü bir söylediğin lafa bakıyorum laf mı diye,
– Bir de söyleyene bakıyorum insan mı diye?
– Baktım ki sensin, “Çalıyı dolaşmak efdâldir” diyerek yolumu uzatıyorum.
İkide bir küfürle tehdit etme. Eşine ailesine saygı duyan böyle bir şeye tevessül etmez. Ama sen en değerli varlığın olması gereken aile bireylerini sitenin ortasına koymuş ve beni küfürle tehdit etme cür’etinde bulunuyorsun. Her ne kadar önceki yazılarımda “Ben küfür etmem” dediysem de sen ona aldanma. Her an pehrizi bozabilirim. Ama ilk terbiyesizleşen ben olmayacağım.
Seni tekrar uyarıyorum. Kendine gel.
ve…
Hahaha 🙂
Bu yorumu gördünüz mü ?
Şeref Yücel buyurmuş:
– Ben üretmedim ama gördüm!.. Deniz atı.. Suyun içinde dikine dikine tıkkıdık.. tıkkıdık gider. Ama öyle ki, su da yürür izini belli etmez kerata. Hem o bahsedilen yunuslar, balinalar yürünecek deniz buldular da yürümediler mi? Pasta verdiniz de “yemem” mi dediler? Sizi gidi taklacı yunuslar siziiiiii… Siz hiç yunusların nasıl takla attığına hiç mi şahit olmadınız? Hiç mi Van gölüne gidip ayakta, yatarak ve amuda kalkarak yüzen “Van Gölü Canavarı” nı görmemiş?
Daha salakçası yeryüzünde yok. “Dik” olmayı başka birşeyle karıştırdın galiba… İncecik kitaplardan peygamber hayatı okumaya benzemez bu iş… Onları bile aklında tuttuğundan şüpheliyim ya. Boşver… Evrimsel uyumu kabullenmek ve izlemek de bir iştir. Çok da zahmetlidir. Madem müslümansın zahmet etmediğin, emek vermediğin, yanına yaklaşmadığın işlere bulaşıp ahkam kesmeyeceksin. Efendin buyurmuştur di mi?
Hoş olmayan duyguların, hoş duygulara ağır basmasıdır. Ördüğü yalan duvarı, diğerlerini etkilemek içindir. Başkaları için yaşa… Sakın ha başka bir şey sanmayın; bu yaşamda ne bir başkası korunur, ne de ona saygı duyulur. Sadece diğerine “Bak ben senin gibiyim” mesajı verilip, duvar sağlamlaştırılır. Bu yalan duvarı ne kadar sağlam olursa olsun, hala daha içinde korunacağı gerçekdışı taşlara ihtiyaç vardır. Bu sefer kendi gibi olmayanlara saldırır. Kendi yaşamı özeldir. duvarla örülmüştür. Fakat o sizin yaşamınızın her safhasına saldırır, her durumda her koşulda… Bu saldırı onun için ahlaksız falan değildir. O kadar olağandır ki sizi şaşırtabilir. Artık saldıracağı bir şey kalmayınca da sıra komşusuna gelir.
Zira hayali bir karşıt olmayınca din anlamsızlaşır. Bu lanete izin vermeyecektir. Bu sefer kendine saldırır. Kendiyle hesaplaşır. Ben ne günah işledim deyu deyu…
Bu makaleyi geçenlerde yazmıştım… Doğrulamak için az yukarıdaki Şeref imzalı yazıya bakınız. Aileden başlamış… Şaşırmayın. Böyleler. İspat da ederler.
Külliyen yalan!
Dinci-ahlakçı tip düşünceyle, bilgi ile uğraşmaz…çünkü uğraşamaz.
Çalının etrafından da dolaşmayacaktır. Bunu şimdilik yazıyor.
Neden düşünceyi/bilgiyi kendine baz almaz? Çünkü şu bahsettiği fıtrat var ya…aha o bir bakkal dükkanının tek bir rafının envanterini bile çekip çevirmeye kafi gelmez de ondan.
Ondandır bilgiyi yansıtana sararlar…kişileri hedef alırlar.
Bendeniz bundan bir kaç hafta önce dinci taifenin önüne iki ayet koydum.
Çıkamadılar işin içinden.
Ayet diyor ki;
“HoLa gibilerini görürsen oradan/ondan uzaklaş!”
Sanki ayeti ben yazdım…tepemden inmiyorlar aşağıya.
Bunu neden hatırlattım?
Yukarıda yazdığımı örnekledim:
Baktı ki önüne konulan bilgi ile baş edemiyor…çünkü kapı gibi bilgi…hemi de Allah ın emri…dolayısı ile aksini ortaya koyması mümkün değil…
…ne yapacak?
İşte şu yukarıdakileri.
Şu anda yazdığım bu yazıdan bir önceki yazdığım yazının yanına yanaşabiliyor mu?
Ne yanlış var o yazıda?
Bunların ne okuyana hürmeti var ne de bunları adamdan sayıp karşı cevap yazana?
Ama ortamın kapısında dikilmiş fırım fırıldak abğrışarak bekliyorlar:
-Dikkkkaaaaaat! Sayyyygılııııııı OooL…
Deniz atı sizin orada dıgıdık dıgıdık yapsa da…
…bura sonsuz us…
…soysuz us değil.
“İdraki meâli bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”
Pişkinliğin, yüzsüzlüğün, bunlara eşlik eden sırıtkanlık ve yüzüne tükürsen yarabbi şükür deyişin sınırı yok tabi, buyrun yukarda.
Şimdi kendisi hiç anlaşılmıyor zannetse de, şu Ataan’a ne oldu biliyor musunuz? Bakın ben söyleyeyim; tam anlamıyla uykusu kaçtı aslında. Hem de sözüm ona kapıyı vurup gittiği o günden beri ve geceler boyu. Bu arada ne edip ne edemeyeceğini bilemediğinden login yapamadı ama içine oturmuş taşın ağırlığıyla kıvrandıkça kıvrandı. Hatta misafir kılığında sürekli siteyi dolandı, kim ne yazmış ne etmiş ona baktı, eski yazıları kurcaladı. Canını acıtan şeyi gördükçe kah gülmeye zorladı kendini kah hiç yaşanmamış gibi yok saydı. Ama olmadı..
Çünkü o unutmaya çalıştıkça geldi yapıştı, sonunda dayanamadı ve battal gazi modunda tekrar ve daha bi kontrolsüz daldı. İşte bu süre zarfında bir hayli enerji harcadı ve kendi haklılığına oy verecek bütün zihinsel mekanizmaları fazlasıyla zorladı. Mesela şöyle adam akıllı bişeyler yazayım dedi olmadı, öyle atayım dedi tutmadı, böyle yıkayım dedi akmadı, e geldi oturdu kara taşa mecburen, artık o aptal öbürü lağım beriki bilmem ne.. (psişik ekonomi deniyo buna, hani vurmadan rahatlayamam abinin forumsal izahatı.)
Bu işler böyledir koçum, ama madem ki yeniden geldin ,biz seni yine memnun ederiz hiç merak etme.
Şahsi meselelerin tartışıldığı bir başlığa ne yazılabilir ki? Bunun felsefe ile ne ilgisi var. Başlık sahibi ayrıcalıklı olmalı. Çok şaşırtıcı bir olay.
Devam edelim bakalım şu tipolojiye, ama önce kısa bi özet;
1) Dinci-ahlakçı tipoloji adsız ‘dır. (Adsız’ın manası ve detayları bu başlığın ilk yorumunda ve verdiğim linkte bulunabilir)
Ha şimdi bunu dedik de ne oldu? Bi tane cevap veren çıktı mı? Yok.. Peki niye yok? Yok işte.. Tamam da niye yok ? Çünkü o zor soru..e atla geç takılma tabi, şimdi cıngar çıkarıp tüm bu yeteneksizliği ve güdüklüğü unutturacak başka konu mu yok?
Heee.. peki ya saygı? Hani yüzünü günde kırk sefer saygıyla- saygılı olmakla yıkayanlar var ya? Sahi bu nası bi beleş beklentidir, hem de böyle bir mekanda? Bakınız efenim sanattan bilime, aşktan felsefeye, algıdan zekaya yüzlerce konu var.. E yaz işte sen de bunca yıl heybende biriktirdiklerini, bölüş, paylaş, hibe et .. HAK ET. Ama yok, kim uğraşacak şimdi bunlarla.. Peki ya ne var bunun karşısında? Efenim kutsal değerlere saldırı var…(hiçbirşey üretmeden koşulsuz saygı edinmenin en kestirme yolu) İşte bu ifade üniformasıdır aslında dinci-ahlakçının. Ve üzerinde üniforması olmadan kendini bir hiç gibi hisseden pek çokları gibi.. neyse şimdi uzatmayalım, cevabı olan var mı adsız’lığa?
2) Dinci-ahlakçı tipoloji’nin bilimle ilişkisi MUTANT ‘tır
Çünkü tıpkı bi üst maddedeki gibi orda da işin işine bi teolojik tahrif sokar, sokmadan düşünemez. (dedim ya, üniformasız olmaz bu işler, üniforma şart) Yani nedir? Bu başlığın ikinci yorumunda ve diğer başlıklara ait başka yorumlarda detayı var, merak eden bakar ve cevaplar. Ama özet geçersek eğer; sen istediğin kadar sor, asla ve katiyen cevaplayan olmaz. (soruların üstüne yatma ve zorla karşılaşınca başka soruya atlamaca)
Mesela tersinim şarlatanı çıkar ve der ki; efenim bu evrimciler var ya tam dallama. İki kromozom birleşti derler ama parmak hesabı bile yapamazlar daha. Bi kerem iki kromozom birleşirse 46 olmaz 47 olur, daha ne deyim ben bu salaklara. Sen ne yaparsın? Adam yerine koyup cevap yazarsın altına, bak yavrum dersin, eşey hücreleri zaten n/2 dir, orda bi birleşme oldu mu olur sana 2n-2 = 46 ha şimdi anladın mı? Peki ya cevap? YOK.. Ama hemen bi gün sonra hiçbişey olmamış gibi başka bi sayfada çıkar ve inanılmaz bi yüzsüzlükle efenim bu akılsız darwinistler diye devam eder, yedi ciltlik bilmem ne eder ..
Şimdi bu ne? Gerçekten ya, bundan daha acınası ve zavallı bi durum olabilir mi bi insan için? Peki ya tepkisi ne? Hiç… sadece hiç.
Sonra başka birisi damlar ve yıldızlardaki nükleosentez sürecini dahi inkar edip beraberinde ayet pazarlar. E onu da adam yerine koyup yanıtlarsın, bak güzel kardeşim yok böyle bişey, o güneş dediğin yıldızdan 7 adet dünya kütlesinde element çıkar.. Peki ya cevap? Yok efendim yok.. Zırnık yok.. Hiç olur gider eleman, utanmak-özür filan hak getire. Ama iki gün sonra o da aynı suratsızlıkla damlar, bu kez de bilimi kendine tanrı edinmiş ahmaklar diye sayar.. Newton kanunu dediğin şey Newton’un mu sanki.. ha bi de Galileo… (Şimdi bu geri zekalılık değil de nedir?)
Devam ederiz…
Sarı-kırmızı, forumda osurmak yasaktır.
Aha bak bi yukarda yazdım, aklın-fikrin-bilgin-becerin varsa yanıtla, yoksa durduk yere element uydurma.
Şahsi meseleden çok felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında çok yerinde gözlemler ve tespitler var. Bence sonsuz.us sitesinin felsefe ve bilim konularının süzülmüş bir analizi.
Ayrıca gamaro ayrıcalıklı biridir. Kendisi benden sonra en çok ileti yazan kişi. (Ha öyle bir iki cümle de değil iletileri, belki toplamda kullandığı harf sayısı benden fazladır)
xenix
Yazılarınızdan, bilimin tapusu size aitmiş gibi bir anlam çıkıyor.
Bana mı?
xenix
“Yazılarınızdan, bilimin tapusu size aitmiş gibi bir anlam çıkıyor.” (sarı-kırmızı)
Anam şimdi bu mu yani dediğin diyeceğin?
Sahi hangi filmdi o film.. hah firuze… Hani şappadanak Bülent Ersoy’un yanına oturup yayına çıkmıştı ya Özcan Deniz, o sahneyi hatırladım birden.
–Eiee, Bülent hanım, bence sanat çok farklı bişey..
–E anlat anam biz de öğrenelim neymiş bu sanat, zuhahahaha…
yok yok, kesin sanal reklam uygulaması var burda:))
Gamaro hic sasirtmadin beni..Salvarli, agzinda sakiz bir eli belinde bir elinde oklava ha kolunun altinda da bir tane felsefe kitabi döktürmüssün yine..
Ya sen falciliga basla bak tarzinda müsait zaten, birak niyet okuyuculugunu simdi..Kutsal degerlere saldiri var sacmaliginida birak artik istersen baska sakiz bul kendine, kaldiki kutsal yada degil bizim degerlerimiz var pardon ama sende ne var?..Bol miktarda ortaya karisik bir felsefe salatasi ve mahalle agzi kavgasi..Felsefecinin magandasi oluyormuymus evet oluyormus demekki :)))
Anladik ahlaktan cok rahatsizlik duyuyorsun..Ama sende edinmeye calis bence..Ahlak iyi birseydir..Geri kalan zirvalarina sadece gülüyorum yahu..
Bak yine tekrar edeyim de kayisi siyirma;
“İdraki meâli bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”
Bakın gördünüz mü, ben yazdıkça geliyo eleman ve hemen sağlamasını yapıyo denklemin.
Şimdi burda faklı bişey var mı?
Sorulan onca soruya cevap? Yok.
Dahil olduğu her başlıkta ve yardıra yardıra Adsız’lığa devam ettiği halde en ufak bi reaksiyon? Yok.
Bilim ve bilimsel verilerin açıklamalı tahrifi ve örnekleri sıralanan cehalet ve unutkanlık karşısında ağzını açıp tek kelime etmek? O da yok.
(Gerçi bu dinci-ahlakçı tipolojinin bilimle olan mutant ilişkisi başlı başına bi forum konusu olabilir aslında. Çarpıtma, tahrif, akabinde gerçeği eline verince inkara bile sapmadan (nası sapsın, o zaman da rezil olacak) toptan unutma ve yok sayma, ama sonra bir başka başlık altında ve hiçbişey olamamış gibi yeniden ortaya çıkma vs. sürecini ayrı bi başlıkta ve sitedeki sayısız örneğiyle birlikte ele almak çok eğlenceli olacaktır elbet.)
Ne diyoduk bu arada.. ha, evet, saygı. Tekrar edelim o zaman, saygı mı istiyorsun mesela? -hem de böyle bir mekanda- bak işte yüzlerce başlık duruyor önünde, sen de emek ver, yaz, paylaş, HAK ET.. Cevap? Yok.. Peki ya başka başlıklar altında sorulmuş onlarca soruya, ortaya çıkan tonla antropolojik ve tarihsel konuya, beraberinde ahlak, ahlak tarihi, etik gibi üzerinde laf söyleyebilmek için ciddi bir donanıma ihtiyaç duyulan kategorilere, ve sadece benim değil, sık sık başka katılımcılar tarafından da yapılan ve özünde bütün sadeliğiyle parıldadığı halde kurcalandığında dahiyane çelişkilere yelken açabilecek onlarca hatırlatmaya yönelik en ufak bişey var mı? O da yok.
Ama ne var?
Şalvarlı gamaro var. Ağzında sakız, elinde oklava, öteki eli belinde ve donu düşmüş gamaro var. Gene döktürmüşsün felsefe var. Çok gördük biz böyle iki kitap okumuş çakma filozofları var. Maganda var. Ağzı lağım kokanlar var, foseptik çukuru var. Mahalle karısı var. Makat yeri bilmem ne olan ahlaksızlar var. Hadi sen git de biraz ahlaktan nasiplen var.
İşte bunlar, derin bi kuyruk acısıyla siteye dönen Ataan’ın geldiği günden beri ettiği laflar. Ve son dört-beş gündür yazdıklarına bakınca bu tür çingenelikler dışında tek bi kelimesini gören var mı ? (var diyen var desin ve göstersin)
Ama normaldir. Siz hiç denk gelmediniz mi mesela, hani sabah proğramlarında bi bilim adamı veya doktorla hırslı ve çingene kılıklı bi şarlatan karşı karşıya oturur ya.. sahi ne olur orda? “Hocaaaaa, hoca, iki neyin ilaç ismiyle maval okuma bana, ha şimdi donun elinde zati çözerim vallaa.. “ ( gibi) …İşte bütün bu cazırtı aslında böyle bi ezikliğin, yüzleştiği güdüklük ve yeteneksizliğin, ve şu ana kadar sergilediği abidik-gubidikliklerle böyle bir mekanda aslında bi hiç bile olamayacağını farkedişin ve buna katlanamayışın yol açtığı şiddet eylemleridir aslında. Ve Ataan kendi bünyesinde dolanan bu zavallılıkla hesaplaşmakta.
Devam ederiz bi ara.
gamaro takma adlı zatın, küfür ve hakaret dolu yazıları sitenin resmi politikası mı? Herifin 2-3 kelimesinin biri anormal. Bu siteyi hiç mi denetleyen yok ya. Bi de bu zatın saygıdan ve nezaketten uzak küfür içeren sözlerini fikir/sanat diye yutturmaya kalkışması canbazlıktan başka bişey değil.
Bakın biri daha gelmiş, o da saygı dileniyor.
Konuya malzeme olmuş onlarca madde ve soru var. Peki ya cevap? Yok.. Bi tanesine bile mi yok? Bi tanesine bile yok. Ama ne var? Herif var, küfür var, fikir/sanat cambazlığı diye diline doladığı ahan da bi cıyak var.
Hadi canım hadi, sen hele hangi tebdil-i kıyafet içindesin önce bi onu söyle ?
(cevap verecek mi dersiniz? Yok 🙂
Belki hicv yapabilmek konusunda denemeler yapmayı tercih edebilir bazı herifler. Tabiki ” onların zihnini şeytan iğfal etmiş” şeklinde farklı bir iğfal edilmiş olma durumu yaşanmıyor ise. 🙂
Bilime düşman oldukları sürece, akıldan kaçtıkları sürece, dogmatik inancı ve hurafe dinlerini terk etmeden bu sorulara cevap vermeleri çok zor:)
Şöyle bi ilave yapma ihtiyacı hissettim;
Bu tayfa aslında bilim düşmanı değil Masal. Hatta sevdikleri bile söylenebilir belki, ama İLİŞKİ sapıkça. Hani Nuri Alço filmlerinde olur ya; benim olacaksın diyorum sana ! aha onun gibi bişey..
Onun olacak işte, hemi de onun istediği gibi olacak..kadın diyo ki bak böyle olmaz, yok ama ille olacak (bak işte yine YOK:)
Böyle bi manyaklık işte, sonunda tecavüz çıkar tabi başka ne olacak.
Yahu bunların okuması da var yazması da.
Bunca haftadır ortaya konulan bilgiler, kaynakçalar, kanıtlardan kısacası bu kadar yazılanlardan bir anlam çıkaramıyorlar mı sanmaktasınız?
Ama durmuyorlar. Hatta çoğalarak artıyorlar.
Neden?
Avantadan dolayı.
Bunları yapmak için avanta alıyorlar.
Amaç bıktırmak, yıldırmak ve kaçırmak.
Bunu anlamadınız mı hala?
Yeni doğmuş sıpa bile anlar yazdıklarınızı…
Farkında değil misiniz…Konuları tekrara bindiriyorlar. Olmadı birilerine sarıyorlar.
Sen burada bilgi/sentez/paylaşım peşindesin, bunlar Euro.
Kaç kere yazmam gerek.
Edepli edebinden susar, edepsiz ben susturdum sanar..
Tüm edepsizligini sevgilemeye devam et Gamaro efendi..
Bunu yan başlıkta yazmış…
ATAAN tarafından Çar, 02/02/2011 – 01:07 tarihinde gönderildi.
Ciddiye aldigim mesajlara cevap vermek en isabetli davranis olacak sanirim, cünkü agzi olan konusunca manzara sekildeki gibi oluyor..
Bu arada Gamaro ve Hola efendiler, Mesajlarinizi ciddiye alip okumuyorum bile artik..
🙂
Bir üstteki yazısının saati ise;
ATAAN tarafından Çar, 02/02/2011 – 01:12 tarihinde gönderildi.
“Mesajlarinizi ciddiye alip okumuyorum bile artik..”
…diyen aynı kişi beş dakika sonra…
…fırıldıyor.
Durur mu?
ATAAN tarafından Çar, 02/02/2011 – 01:27 tarihinde gönderildi.
Bak Gamaro efendi, Ben senin edepsizliginden bahsediyorum sen tüm bilgeliginle Ataan’in salvar fantazisi varmis gibi anlam cikariyorsun..Senin aklin hep uckurundami? Cinsel problemlerinin kisiligine yansidigi zaten ortada..Forumu mahalle karilarinin kavgasina cevirdiniz yahu ortagin Holayla..
Ne bilgelikmis, nasil düsünce insani olmakmis, ne felsefecilikmis bu böyle.. insanlar artik hayretle ve ibretle okuyorlar paylasimlarinizi..
Yine söylüyorum, ancak bu kadar güzel söylenir anlayana..Edepli edebinden susar, edepsiz ben susturdum sanar…
Yani:
Saat 1,07 de daha okumayacam yazmayacam diyen zatı şahane bunu dedikten beş dakika ve ondan on beş dakika sonra döşeniyor.
Sonra da adamdan sayılmayı bekliyor.
Dallak ortamında masaya getirilen meyva tabağındaki maytap bundan daha az yanar döner ha…
Gel de gamaroya hak verme…
Schadenfreude!!!!
Atış serbest mi desem ne…
Dedim ya, kıvranıyo da ondan. Kimbilir kaç gece geçti böyle..
Ah şu mavi liman..
Başlığa on numara örnek teşkil eden bir yazı:
Sevgili Deyvit
Malumun üzre… Geçen hafta “Dear David” başlıklı mektup yazmıştım.
Bizim ahali, padişahımız efendimizin dizi yapılmasına isyan ederken, sizin kekeme kral’a Oscar verildiğini, bu vahim duruma gıkınızın çıkmadığını, üstelik, mutlu olduğunuzu belirterek, başta büyükelçi olarak sen, ecdadına saygısı olmayan İngiliz milletini kınamıştım… Babasının filmini rütük mütük marifetiyle yasaklatacağına, tam tersi davranıp, pek beğendiğini söyleyen majestelerini de en güzel yerinden öpmüştüm.
*
Bana hep sorarlar “nerden buluyorsun bunları” filan diye, ben de “popomdan uyduruyorum, çünkü bizim ahalinin önemli bölümü lafı poposundan anlar” derim…
*
Aynen böyle oldu.
Mesaj yağdı.
*
Kimisi “İngiliz milletinden derhal özür dilememi” isterken, kimisi “benim gibi kendini bilmez Türk gazeteciler yüzünden İngiliz milletinden özür diliyor”du… Bazısı “seviyesiz sözlerim nedeniyle diplomatik krize sebep olacağımı” öne sürerken, bazısı “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından kınanmam gerektiğini” iddia ediyordu. En az 100 kişi, İngiltere Büyükelçisi’ne sen’li ben’li hitap ettiğim için “terbiyesiz” ve “dangalak” olduğum kanaatine varmıştı. En az 200 kişi de, Buckhingham Sarayı’na Fuckhingham
Sarayı benzetmesi yaptığım için, İngiltere tarafından mahkemeye verilmem gerektiğini söylüyordu. Ama en çok şunu beğendim: “Öpüyorum dediğin kişi, bir başbakandan öte, torun sahibi kadın… Okuyunca yerin dibine girdim, seninle aynı milletin ferdi olduğum için utandım!”
*
Hatta, ileri zekâlının biri makale döşenip, gazeteciler cemiyeti üyeliğinden atılmamı bile talep etti, ki zaten gazeteciler cemiyeti üyesi değilim… Benim gazeteciler cemiyetinden atılmamı istemek, diyanet işleri başkanımızın Vatikan tarafından aforoz edilmesi gibi bi şey.
*
Halbuki…
*
“Dear David” başlıklı yazımın çıktığı gün, aynı samimiyetle “Dear Yılmaz” diye başlayan cevap mektubu göndermiştin bana… Araya Nedim’in içeri tıkılması meselesi girdiği için yayınlayamamıştım, kısmet bugüneymiş… Kelimesi kelimesine şöyle diyorsun resmi antetli cevap mektubunda…
*
“Dear Yılmaz… Majesteleri Kral 6’ncı George’u ve konuşma bozukluğunu yenme çabalarını yansıtan filmi protesto etmediğim için beni kınayan mektubunuzu ilgi ve zevkle okudum. Filmi seyrettim ve çok hoşuma gitti. 4 Oscar ve 7 İngiliz Kraliyet Akademisi Ödülü almasından da gurur duydum. Gelecek, geçmişin temelleri üzerinde yükselir. Ve haklısınız… Filmi Kral’ın eleştirisi değil, onun bu büyük başarısının kutlanması olarak değerlendiriyoruz. Konuşma bozukluğunu gidermek için gösterdiği sıra dışı kararlılığı, çabayı ve bu süreçte sevgi dolu ailesinin desteğini yansıtan bu filmi, kesinlikle ona karşı saygısızlık olarak görmüyoruz. Aksine, çabaları ilham verici… Bu arada, Buckingham Sarayı’nın hâlâ Buckingham Sarayı olduğunu okurlarınıza teyit etmek isterim. Yours sincerely, David Reddaway”
*
Birincisi, ben mektubumu Türkçe yazmıştım ama, anadili Türkçe olanların çoğu anlamadığı halde, sen gayet net anlamışsın, teşekkür ederim… İkincisi, zevkle okudum, haklısın filan gibi kendini bilmez laflar kullanarak, büyük hayal kırıklığı yarattığın için, yukarıda bahsi geçen dangozlar adına seni kınıyorum… Üçüncüsü, bizim memlekette bu kadar gönüllü İngiliz yalakası varken, sana niye hâlâ İngiltere’nin haklarını koruman için maaş ödüyorlar, anlamakta güçlük çekiyorum.
*
Neyse Deyvitçiğim…
Kaşla göz arasında bizim rakıyı da siz aldınız, hayırlara vesile olsun. Havalar az güzelleşsin, Urla’da mangala beklerim, rakı senden, çipuralar benden, n’olacak bu memleketin hali diye laflarız…
Majestelerine de bahçeli bi dubleks ayarlarız oralardan.
Yengeye selamlar.
yours sincerely
Yılmaz
Yılmaz Özdil
Gerçekten herşey dangalaklığın resmi geçidi gibi… Hele hele şu son olaylar!
Bak bu başlıkta yazanların hepsi senin için de geçerli. Baştan itibaren oku. Sorduğun tüm soruların cevabı var. Anlamadığın yerler olursa sor. Yardım ederim anlaman için.
xenix: Takiplerim
Dincinin biri gider biri gelir. Ama tipolojileri hiç değişmez gamaro. Senin dediğin gibi hepsi de kendini felsefe üstü görür. Dinlerin en büyük görevi zaten insanın kendisini önemli hissettirmesidir.
)kapa parantez
Resimli bilgiler disinda felsefi cevap ve yorumlariniz icin bu basligi kullanabilirsiniz Sn Tersinim. mesela Xenixe yaptiginiz cemkirmelerin nedenini burada yazin , bilimsel forumlar sirf bilimsel kalsin boylece .
Bilim adami (tuccar da bir adam sonucta)oldugunuza gore tasnif ve siniflandirma konusunda duyarli olacaginizi umuyoru(Z)
Yav ne kadar ciddi ciddi yazmışım öyle, şimdi görünce güldüm valla:)
Eee, ne demişler?
Eskiden biraz kibirliydim.. lakin artık mükemmelim, muhahahaha:)
Hepsi kendini farklı görüyor ama model hep aynı. Davranışlar aynı. Tepkiler aynı.
Mesela hiç biri ezberledikleri dışında bir konuda bir fikir yürütemiyor. Hayatından bir kesit sunamıyor. Anısını samimice anlatamıyor. Hatta anısını değil düşüncelerini bile samimice anlatamıyor. Hepsi mizah yoksunu.
Maddeleştirsek mi şu detayları ne yapsak.