Egemenlik İlişkilerini Parçalamak

27 Nisan gecesi Şirin Payzın’ın programında sol liderler toplandı ve sol tartışıldı. Veya, tartışılmaya çalışıldı diyelim. Programda ”Sol, olması gerekeni söylüyor ama yapamıyor, neden olmuyor?” sorusu da soruldu ama bu soru, özellikle TKP’li Kemal Okuyan’ın ‘sola haksızlık ediliyor’ çıkışıyla boğuntuya geldi. Oysa önemli ve can alıcı bir soruydu.

Sahi, sol neden başarılı olamıyor? Veya şöyle sormak daha doğru: Egemenler egemenliklerini yeniden ve yeniden üretmeyi her defasında nasıl başarıyor?

Bunun cevabı temsiliyet ve dolayım ilişkilerinde saklı. Her ne kadar egemenlik halkındır dense de burjuva demokrasisinin esas numarası, egemenliğin halka verildiği an geri alınmasında ve 550 vekile devredilmesindedir. Halk, kendi egemenliğini kullanma hakkını ”seçilmiş” vekillere bırakıyor ve yeniden egemenliksizleşiyor. Bu noktada artık vekillerin egemenliği söz konusu.

Vekiller ise halkın taleplerini yansıtmanın uzağına düşüyor zira;
1- ‘Büyük partilerin’ üyeleri, partinin genel başkanının onayıyla aday olabiliyor ve genel başkanlar halkın çıkarlarını yansıtacak adayları vekil göstermiyor. Bu tür adaylar oylamaya bile giremiyor.
2- Genel başkanı sistemin işbirlikçisi olan partiler büyük parti oluyor ve halk bunlar dışında bir alternatif göremiyor çünkü medyanın kitle iletişiminde rolü çok büyük ve medya büyük oranda sermaye egemenliği altında.

Solun hedef alması gereken nokta, sermayenin egemenlik ilişkilerinin kendini yeniden ürettiği alan olan dolayım ve temsiliyet ilişkileridir. Egemenliği 550 işbirlikçiden alıp yeniden halka devretmek yönünde bir siyasal hat üzerinden politikleşmek gerekiyor.

Üstte yazdığımı bir örnekle somut kılayım. Burjuva demokrasisinde, halk herhangi bir konu yüzünden bir partiye ve onun vekil adaylarına oy veriyor (bu konu bazen baş örtüsü, bazen laiklik, bazen Türklük v.b. olabiliyor) ama bu oyu vermekle halk, söz konusu partiyi ekonomiden bütçeye, dış politikadan ulusal savunmaya dek her alanda yetkilendirmiş oluyor. Dolayısıyla, örneğin AKP gibi dinsel saikler yüzünden oy toplayan bir parti, her alanda iktidar sahibi olarak, kendine oy verenlerin çoğunluğunun da aslında hiç onaylamayacağı işler yapabiliyor (özelleştirme, Amerikan işbirlikçiği, savaş politikaları, esnek üretim ve taşeronlaştırma, kürtaja dek özel hayata burnunu sokma v.b.). İşte burjuvazi iktidarını bu şekilde sürdürüyor. Parlat bir lideri, onu da sistemden nemalandır, belli bir konu üzerinden oy aldır, ama her konu için yetkilendir, sonra kendi işine gelen tarzda faydalan. Dinsel saikle AKP’ye oy veriyorsun, iktidara gelince AKP gidip işsizlik fonunda birikenleri sermayeye peşkeş çekiyor! İşte hedef alınması gereken budur.

Bu perspektif, her türlü temsiliyet ve dolayım ilişkilerini yadsımaya dayandığı için, fazlasıyla kurucudur (bugünden yeni olanı kurarak eski olanı yıkar) ve üretenlerin yönetmesine (doğrudan demokrasi anlayışına) dayanır. Buna ‘devrimci demokrasi’ diyebiliriz.

Burjuva demokrasisine ve dolayısıyla parlamentosuna, onun parti ve sandık anlayışına karşı çıkmamız gerekiyor. Zira hiçbir devrim burjuva parlamentosundan gelmemiştir, yığınların mücadelesiyle gelmiştir. Halkın siyasal konulara direkt müdahil olabilme hakkını savunmamız gerekiyor. Partiler oylanmasın, bizzat konular oylansın. Ben bir partiye oy verip de onun benim adıma her konuda karar vermesini beklememeliyim. Her konu benim oyuma sunulmalıdır. Halkı ancak yine kendi temsil edebilir! Bütçe politikası, vergi politikası, ulusal savunma, dış politika hamleleri, kamulaştırma v.b. her konu tek tek ve direkt olarak halk oylamasına sunulmalıdır. Devrimci bir partinin rolü, halkı yönetmeye talip olmak değil, halkın erklenmesine aracı olmaktır. Bu yüzden devrimciler oy istemez, burjuva parlamentosuna girmeyi de temel almaz. Bunun yerine, o parlamentonun mantığını teşhir ederek halkın kendini yöneteceği öz örgütlülükleri kurmaya odaklanır. Burada halkın kendini yönetimi ile halkın egemenlerce yönetilmesi arasında, ya da başka türlü söylersek, halkın kendini yöneteceği komünler ile halkın egemenlerce yönetildiği burjuva parlamentosu arasında bir çelişki oluşmaktadır. Bu çelişki, içinde yaşatıldığımız eskimiş dünya ile özlemini duyduğumuz yeni dünya arasındaki çelişkinin bir prototipidir.

Burjuva partileri, ”Bizi seçin, mecliste istediğiniz konuları gündeme taşıyalım” diyebilir; bu bizim işimiz olmamalı. Bizim yapmamız gereken, halka dönüp, ”Parti ve vekilleri, yani egemenliği sizden çalan aracıları aradan çıkarın, sizin olan egemenliği geri alın!” çağrısı olmalı. Burjuvazi, işbirlikçi partileri özneleştirir; devrimciler ise partileri değil direkt olarak halkı özneleştirmelidir. Söz, yetki, karar ve iktidar halkta olacaksa, bugün iktidar partisinin karar verdiği belli başlı temel konular halk oyuna sunulmalı ve kararı direkt olarak halk vermelidir. Solun yükselişinin başlangıç adımı da buradadır: Evvela oligarşinin egemenlik mekanizmasını felç etmek gerekiyor. Bu da ancak onların temsiliyet tuzağından çıkıp kendimizi yönetmemizle olur.

Bir yorum “Egemenlik İlişkilerini Parçalamak”

  1. Halk kendi kendini nasıl yönetir? Ona her kararı oylaması istendiğinde mi? İstense bile o karar alınacak bilgiye sahip mi? Yoksa başka şekilde seçmenleri kontrol etme yolunu mu aramalı? Her oylama manipule edilemez mi? Veya başka bir soru şu olmalı: çoğunluğun aldığı kararlar doğru kararlar mıdır?

    Burada asıl yatan sorun karar alma mekanizmasıdır. Evrimsel yol konulu tartışmada şöyle bir şey önerilmişti:

    1) Sürekli yeni şeyler dene
    2) Yeni birşey denediğin zaman o şeyin boyutu faciaya sebeb olmayacak derecede büyük olsun.
    3) Geri bildirim iste ve hatalarından öğren.

    Burada nerede hata yapılıyor? Ne kadar yeni şeyler denenmeye fırsat veriliyor? Açık bir ortamda mı yaşıyoruz yoksa bulunduğumuz ortam değişime kapalı mı? Deneme esnasında geri bildirim var mı? Geri bildirim aynı zamanda kontrol mekanizmasıdır da. Emri vaki yapılan işlerde geri bildirim öngörülmez, hatta geri bildirime cesaret de edilmez. Çünkü geri bildirim geldiği zaman baskıcı yönetim bildirenin işine son verebilir veya onu cezaevine sokabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.