Evren genişliyor mu, yoksa biz öyle mi algılıyoruz?

Carlos Castaneda’nın Kartalın Armağanı’nda Sağ ve Sol yan bilinci bölümünde, aşağıdaki gibi bir paragraf geçiyor. Bu kitabı ilk okuduğumda da sol yanda yaşanan olayların yoğunlaştırılmış bir bütün halinde olduğu konusuna kafam takılmıştı. İkinci kez okurken kitabın o bölümüne geldiğimde bu sefer ışık çaktı. Sanki bu sefer daha iyi algıladım olayı. Önce kitabın o bölümünde Carlos Castaneda ne demiş ona bakalım.

Kısaca hatırlatmak gerekirse, La Gorda ve Castaneda birlikte rüya görme çalışmaları yapıyorlar. Ve bu gördükleri rüyalarla Don Juan ve onun grubundaki diğer savaşçılarla ilgili anıları yeniden yaşıyorlar ve görüyorlar. Böylelikle sol yanda yaşanan olayları yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorlar. Castaneda’nın bu durumla ilgili yorumu şöyle;

”La Gorda ve ben bir zaman sonra, sol yanımızdaki algı zenginliğinin edim sonrası farkına varma sonucu olduğunu fark ettik. Etkileşimimiz, onu anımsayabilme kapasitemizin ışığında gerçekleşiyordu. İşte o anda, o yüksek bilinç durumlarında her şeyi tek yığın, ayrıştırılması olanak dışı ayrıntılardan meydana gelen hacimli tek bir kütle biçiminde algıladığımızın farkına vardık. Bu her şeyi bir anda algılayabilme yetisine yoğunluk adını verdik. Yıllar boyu, bu deneyim yığınlarını oluşturan ayrı parçacıkları inceleyebilmenin olanak dışı olduğunu düşünüyorduk.; bu parçacıkların us yönünden herhangi bir anlam oluşturacak bir süreklilik içinde bir sentezini oluşturmaya çalışmıştık. Bu tür sentez oluşturamadığımız için, anımsayamıyorduk. Anımsama yetisinden yoksun oluşumuz, gerçekte algılarımıza yönelik anılarımızı bir temele oturtamamamızdan kaynaklanıyordu. Deyim yerindeyse, anılarımızı herhangi bir temele oturtamıyor, onları bir düzene sokamıyorduk. Deneyimlerimiz, bizim için oradaydılar, ama onlara ulaşabilmemiz olanaksızdı. Çünkü bu yoğunluk duvarı tarafından engellenmişlerdi.”

Burada bahsedilen yoğunluğu şöyle açıklayabiliriz. Evreni düşünürsek eğer, evren genişliyor. Bunun tersi düşünüldüğünde, evrenin bir toplu iğne ucu kadar küçülebileceği ve kütlesinin yoğunlaşacağı söyleniyor. Evrenin genişlemesinin, evrenin yorumlanmasını sağladığı yönünden bakarsak eğer; evren genişleyerek yorum yapmamızı sağlayacak zaman olgusunu oluşturuyor. Yani o boşluğu zaman dolduruyor. Belli bir dizgeye olanak tanıyor böylelikle. Eğer evren yoğunlaşmış bir kütle olsaydı o zaman şu anki evren yorumumuz da olamazdı. Evrenin içerdiği her şey küçük bir kütlede katışmış bir vaziyette olacaktı. Böylece algılayabileceğimiz dünyalar olmayacaktı, zaman olmayacaktı. Ama o kütle bütün bunları içerecekti, içinde zaman olmadan.

Olaya sol yan bakımından bakarsak eğer, bir başka benzetme ile tarif edeceğim yine. Bizler birer algılayıcıyız, aslında yorumcu da diyebiliriz. Bilgisayar programından örnek verirsek eğer çalışan bir exe program ve programın veri çektiği bir veritabanı vardır. Veritabanında veri katışmış bir şekilde hiçbir yorum içermeden mevcut olur. Program ise o veriyi veritabanından çekerek yorumlar ve anlamlı bir dizgeye sokar. Program olmadan sadece veritabanına baktığımızda bize anlamsız gelen, birbirinden bağımsız görünen bilgi parçacıkları ile karşılaşırız. Ve bu bilgiler bir anlam ifade etmez. (Veritabanını yoğunlaşmış bilgi kütlesi olarak tanımlayabiliriz.) Ancak bir program devreye girdiğinde o veriler anlamlı bir hale dönüşür. Eğer tonali yada kendi dünyasal varlığımızı bir yere koyarsak, biz yada tonal bir exe dir, Nagual/sol yan ise veritabanı diyebiliriz. Carlos Castaneda ve La Gorda rüyalar yolu ile aslında veritabanından (yoğunlaşmış kütle) bir bilgiyi alıp, tıpkı evrenin genişlemesi gibi onu genişleterek, boşluğa yayarak, tonal’de anlaşılabilir, yorumlanabilir bir hale getirerek hatırlıyorlar olayları. Yani sıkıştırılmış bilgiyi genişletiyorlar ve ona bir dizge kazandırıyorlar. Böylelikle hatırlıyorlar. Elinde bir veritabanı olan, orada anlamlı bir şeylerin varlığını hisseden birinin elinde onu yorumlayacak exe programının olmaması gibi bir durum bu. Rüyalar yolu ile de bu yoğunlaştırılmış bilgi kütlesinden veri çekip, onu genişleterek yorumlamayı öğreniyorlar. Aslında Don Juan’ın neden tonali korumak gerektiği konusuna önem verdiğinin de açıklaması olabilir bu. Yani elinde yazılım kalmazsa, program bozulursa, o katıştırılmış bilgiyi asla yorumlayamazsın. Yani program olmadan veritabanı tek başına bir işe yaramaz diyebiliriz.

Ve belki de evren hala toplu iğne ucu kadar küçülmüş, yoğunlaşmış bir kütle şeklindedir de, onu biz genişleterek algılayabildiğimiz için, evreni genişliyor şeklinde algılıyoruz. Tamamen benim fikrim, katılmayabilirsiniz de… Eğer böyle ise, big bang denilen şey bir farkındalık patlamasından ibaret. Veritabanını yorumlayacak yazılımın, tonalin ilk ortaya çıkış anı. Evren hala yoğunlaşmış bir kütle halinde ise, diğer dünyaları algılamanın yolunun, diğer yoğunlaşmış kütleleri genişletmek olduğunu söyleyebiliriz belki de. Don Juan’ın dünya görüşünü genişletmek dediği şey bu olabilir. Ne bileyim belki de bütün kavramları birbirine karıştırmışımdır. J)) Eğer evren hala bir topluiğne ucu kadar katışmış yoğun bir kütle ise, mesafelerin de anlamı kalmaz. Mesafeyi yaratan şey, bu yoğun kütleyi algılayabilmek için genişleten zihnimiz. Yani mesafe, zaman sadece zihinde. Zihni durdurduğumuzda belki de genişlemeyi durduruyoruz, hatta küçültüyoruz. Bu nedenle de mesafe ve zaman olayı ortadan kalkıyor.

Neyse bu kadar şimdilik.

……………….

Off yatıyorum fikirler aklıma üşüşüyor. Yine aklıma birsey geldi. Şimdi evren bir topluiğne ucu kadar kücülebilir deniyor. Evet küçülebilir. Nasıl mı? Gözle görülemeyen mikroplara mikroskopla baktığımızda devasa yaratıklara dönüşüyorlar. Bizim algımız da evreni genişletmesi ve o sekilde algılaması aynı şey aslında. Yani perde dediğimiz şey aradaki bir mikroskop gibi. Evrene bir büyüteçle bakıyoruz diyelim. Ve bütün ölcümlerimiz, evreni boyutlandırmamız, mesafelendirmemiz bu büyütecin ardından gördüğümüz bilgi ile yapılıyor. O büyüteci aradan kaldırdığımızda evren bir toplu iğne başı kadar olacaktır. Büyütecle baktıgımız evrenin bir toplu iğneye kadar kücülebilecegine inanmak yada bunu idrak etmek zor olacaktır. Ayrıca kütlesini düşünürsek bu devasa görüntünün kücücük bir kütleye aynı yoğunlukta sığacağını aklımız almıyor ama aradan büyüteci kaldırdığımız zaman evrenin bir toplu iğne ucuna sıgdıgını görecegiz ve aynı kütle yoğunluğu ile olacak.. İşte algımız böyle bir büyüteç gibi işlev görerek kücücük bir kum tanesinden koca bir evren yaratıyor ve sonra bu evrenin büyüklüğü karşısında büyüleniyor ve gerçekte var olanı görmez oluyor. :)))))

Nasıl fikir?

38 yorum “Evren genişliyor mu, yoksa biz öyle mi algılıyoruz?”

  1. “Ve belki de evren hala toplu iğne ucu kadar küçülmüş, yoğunlaşmış bir kütle şeklindedir de, onu biz genişleterek algılayabildiğimiz için, evreni genişliyor şeklinde algılıyoruz.”

    Evreni bir nokta kabul etmekle bize göre dev büyüklükte bir şey kabul etmenin faydasal açıdan değerlendirmesi nedir? Nokta olarak kabul edince gezegenler arası yolculuğunuz daha mı hızlanacak?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Yine aklıma birsey geldi. Şimdi evren bir topluiğne ucu kadar kücülebilir deniyor. Evet küçülebilir. Nasıl mı? Gözle görülemeyen mikroplara mikroskopla baktığımızda devasa yaratıklara dönüşüyorlar

    Devasa hale dönüşen mikroplar değil görüntü sadece.Yoksa gerçekten dönüşselerdi, bizi hemen yutuverirlerdi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Güneşide sıcak bir futbol topu olarak düşünebiliriz belki, ama öyle mi? Hayır değil..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. ” Çünkü zihinde herşey. O mikroplar seni yer de, köpek gibi kovalar da… İster inan ister inanma.

    “

    Kaçın çuçullar galiyer :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Devasa hale dönüşen mikroplar değil görüntü sadece.Yoksa gerçekten dönüşselerdi, bizi hemen yutuverirlerdi.

    Algıyı aradan çekemezsen o mikroplar seni yutuverir. Algı görüntü değil gerçektir.
    Sen örnek vermek için anlatılan bir örneği baz alıyorsun ama mantık hatası yapıyorsun. Mikroskobu cekince kücülen mikropları düşünüyorsun ve bunu zaten bildiğini farzediyorsun. Oysa ben algıdan bahsediyorum. .Öyle mikroskobu ceker gibi önünden cekemezsin. Algının sana hissettirdiği bu dünya gerçekliği sana gerçektir. Ve o dünyada yaşadıkların da. Çünkü zihinde herşey. O mikroplar seni yer de, köpek gibi kovalar da… İster inan ister inanma.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Algıyı aradan çekemezsen o mikroplar seni yutuverir. Algı görüntü değil gerçektir.
    Sen örnek vermek için anlatılan bir örneği baz alıyorsun ama mantık hatası yapıyorsun. Mikroskobu cekince kücülen mikropları düşünüyorsun ve bunu zaten bildiğini farzediyorsun. Oysa ben algıdan bahsediyorum. .Öyle mikroskobu ceker gibi önünden cekemezsin. Algının sana hissettirdiği bu dünya gerçekliği sana gerçektir.

    Gerçeklik algılarımızın değil,algılarımız gerçekliğin yansımalarıdır.Bu durumda algının bana hissettirdikleri gerçek olmayabilir.

    Ve herşey zihinde falan değil.Bunuda nerden çıkardın,zihin dediğin şey ,herşeyin bir ürünü.

    O mikroplar seni yer de, köpek gibi kovalar da… İster inan ister inanma

    Ben seni bi kovalarım,görürsün redsonja.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Gerçeklik algıdan değil,algılarımız gerçekliğin yansımalarıdır.Bu durumda algının bana hissettirdikleri gerçek olmayabilir.

    Evet algının sana hissettirdikleri gerçek olmayabilir ama sana gerçek gibi görünebilir. Kendin söylemişsin… Yine kendin söylemişsin, gerçeklik algıdan değil, algılarımız gerçekliğin yansımalarıdır. Peki yansıyan gerçekliğin ne olduğunu algı perdesini kaldırmadan nasıl bileceksin? Neyin yansıdığını biliyor musun? Onu hiç görmüyorsun, gördüğün şey yansıması. Mesela sen sadece gölgeleri görebilseydin, gölge neyin yansıması olurdu? Bir başka gölgenin mi yoksa bir cismin mi? Sen sadece gölgeleri gören biri olarak, cismi hiç görmemiş biri olarak, gerçekliği nasıl tanımlardın o durumda? Ve gördüğün şey gerçeğe ne kadar yakın olurdu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. …Efendim geçenlerde yine böyle mikrobun birini mikroskobumla incelerkene, tabi gözüm kocamaaan bir canavar görüyor o anda, birden burnumu ısırmaz mı! Yahu allahtan yanımda ehli algı birisi vardıda hemen milroskobu tuttu kaptı önümdende beni kurtardı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Peki yansıyan gerçekliğin ne olduğunu algı perdesini kaldırmadan nasıl bileceksin? Neyin yansıdığını biliyor musun? Onu hiç görmüyorsun, gördüğün şey yansıması

    Neyin yansıdığını bilme işine genel olarak bilim diyoruz aslında.Bugüne kadarki bilimsel gelişmeler bize algılarımızın dışında bir gerçeklik olduğunu kanıtlar.Öyle olmasa uygarlık oluşamazdı.

    Algı dediğin şeylerin gerçeğin etkileri olduğunu kabul etmek teiçin bugün binlerce nedenimiz var.Tersini kabul etmek(ki akıl hastası değilsek) için ne gibi nedenler var bunuda sen söyle.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. İşte o bilim bakıyor maddeye. Derinlere indikçe madde yerine bir boşlukla karşılaşıyor. Bu boşluğun içerisinde bir var olup bir kaybolan enerji parçacıkları görüyor. O enerji parçacıkları sabit bile değiller. Al sana bilimsel gerçeklik. (Bknz. Kuarklar. )Boşluktan oluşan bir madde. Dokunuyorsun, hissediyorsun, canını yakıyor, kesiyor.. Üstelik sen ona gerçekte dokunmuyorsun bile. Bknz. Kuantum fiziği. Yani gerçek hiç de göründüğü gibi değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Bu tür konularda zaten hemen kuantum fiziği imdada yetişir.

    Boşluktan oluşan madde tabiriniz yanlış bir kere,ben hiçbir yerde maddenin boşluktan oluştuğunu duymadım.Kuarklar boşluktanmı oluşuyormuş,kuarklar kütleli parçacıklardır oysa,nasıl olacak bu iş.

    Kuantum fiziğinden maddenin olmadığını değil,olsa olsa madde hakkındaki bilgilerimizin ve sağduyu bilgilerimizin sorgulanmasının gerektiği çıkar.Maddenin enerjiyle eşdeğer olduğu Einstein den beri biliniyor,1900 lü yılların maddeye ilişkin bilgileri çoktan değişti,ama bunlar gerçeklikle istediğimiz gibi oynayacağımız anlamına gelmez.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Boşluktan kastım, evrenin %4 ü madde iken geri kalan büyük kısmın karanlık enerjiden oluşması. Ve o %4 madde dediğimiz de enerjinin maddeye dönüşmüş hali. Sonuçta madde = enerji. Atoma baktığında ise %99 boşluk. Temel parçacıkların henüz temeline inilemediğine göre orada madde mi bulacaksın yoksa enerji mi?

    Madde tanımının bile değişeceği düşünülürken sen hala katı bir maddeden söz ediyorsun.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. O kadar madde olduğunu sanmıyorum evrende. Hatırladığım kadarıyla “her m3 alana bir veya iki tane hidrojen atomu düşüyordu”. Bu da evrenin değil %4 ü trilyonda 1 inden bile çok küçük bir rakamdır. 1023 te 1 falan.

    Bu arada gerçeklik nedir? O da ayrı bir tartışma konusu. Algılayan yoksa gerçeklik var mıdır?

    Aklıma eski bir Zen Özdeyişi geldi. “Ormanda bir ağaç devrilse ve onu duyacak kimse yoksa, o ağaç ses çıkarır mı?”

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Ben bir şeye inanmam red sonja. Tepkili de değilim düşüncelerinizi söylemenize. Sadece varsayımlarınızın faydasını sormuştum ilk soruda.

    Ayrıca ortaya attığınız düşünce “bilimsel” değil. Sadece bir varsayım.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Ölçülebilen enerji-kütle nin %4 ü madde. Yoksa, baktım şimdi 4 m3 e 1 Hidrojen atomu düşüyor. Oranlayabilirsiniz boşluğu.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Eh xenix, bir yanda bilim bir yanda zen atasözleri. hangisine inanacağına karar ver bence. :)))) bilime göre ses cıkarması gerekir dimi 🙂 Soruyu değiştireyim o zaman. Algılayacak bir şey olmasa, evren olur muydu? Evren belki de genişlemiyor algılama sistemimiz öyle algılıyor, yani genişletiyor dediğimde çan çan konusuyorsunuz, ölcüler birimler veriyorsunuz. Bilime sığınıyorsunuz. Ardından zen atasözü ile noktalıyorsunuz. :)))

    Ben bir düşünce ortaya attım. Katılan katılır katılmayan katılmaz. Farklı bir bakış açısı sadece. Farklı düşünmeye ne kadar da tepkilisiniz. Oysa bilim de farklı düşünme ile ortaya çıkmadı mı? Ha yanlış olabilir birşey diyemem ispatlayamam. Ama üzerinde hiç düşünmeden reddedilecek birşey olduğunu da sanmıyorum. Siz de düşünün de, farklı birşey ortaya atın, biz de tartışalım. Var olan fikirleri tartışmak güzel de, yepyeni bir fikir ortaya atmak bence daha da güzel.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Ona bakılırsa Castaneda öğretileri de bilimsel değil. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Eğer mesele algıysa, bunu sadece evrenin genişlemesiyle kısıtlamamak lazım. Evrenin genişlemesi bir algıysa, herşey de bir algıdan ibaret olabilir. Annen, baban, gördüğün, dokunduğunduğun herşey belki de bir algıdır. Belki de senin bulunduğunu düşündüğün dünya bile bir algıdan ibarettir ve sen kusursuz bir simülasyonun içinde, yaşadığını sanan ama gerçek varlığı çok farklı boyutlarda olan bir yaşam formusun. Sen olduğunu sandığın kişi aslında sen değilsin.

    Beynimizle algıladığımız şeyler aslında bir elektirik sinyalidir. Biz bir masaya baktığımızda masa şeklinde gördüğümüz şey aslında masadan yansıyan ışığın elektirik sinyallerine dönüşerek beynimizde yorumlanmasıdır.

    Farz edelim ki yüksek teknoloji ve bilime sahibiz. Eğer beyine giden sinir uçlarına elektirik sinyalleri gönderen gelişmiş bir makina bağlarsak ve bu makina ile o beyine uzayda olduğunu hissettirecek elektirik sinyalleri gönderirsek beyin kendini uzayda olarak algılayacaktır. Oysa ki kendisi dünyada bir deney masasında yatıyordur.

    Matrix filmini bu açıdan çok etkileyici bulurum.

    Ama bana sorarsan bence biz varız. Dokunduğumuz ve gördüğümüz şeyler de var. Yani; maddenin varlığı gerçek. Maddeyi yok saymıyorum. Ama şurası da bir gerçek ki; hayat sadece gördüğümüz, dokunduğumuz yani algılayabildiğimiz şeylerden ibaret değil. Ötesi de var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Madde tanımının bile değişeceği düşünülürken sen hala katı bir maddeden söz ediyorsun.

    Maddeye katı madde olarak bakan sizsiniz ben değil.Ben maddenin enerjiyle eşdeğer olduğunu söylemedimmi zaten,maddeye bakışımız değişti demedimmi,siz ise maddenin boşluktan oluştuğunu iddia etmedinizmi?Benim söylediklerimi neden bana tekrara ediyorsunuz.Yazılanları dikkatli okuyun ve boş polemik üretmeyin.

    Ben bir düşünce ortaya attım. Katılan katılır katılmayan katılmaz. Farklı bir bakış açısı sadece. Farklı düşünmeye ne kadar da tepkilisiniz. Oysa bilim de farklı düşünme ile ortaya çıkmadı mı?

    Farkılı düşünce üretiyoruz tepkili oluyoruz,bilim böyle ilerliyorsa bizde bunu yapıyoruz işte,düşüncenize katılmamız gerekmiyor,siz söylemişsiniz.Bizde katılmıyoruz ve fikrimizi söylüyoruz işte.Çelişki nerede? Ağlama ya gerek yok.

    Evrenin genişlemesi olgusu ilk kez “kırmızıya kayma” adı verilen olayla ortaya atılmıştır.Bir ışık kaynağı biz den belli bir hızla uzaklaşırsa ışık hızı değişmez fakat gönderilen dalganın dalga boyu uzar,bu uzama uzun dalga boyu olan kırmızı rengin ortaya çıkmasına neden olur.Galaksilerden gelen ışığın bu kaymayı yapması evrenin genişlediğine dair ilk deneysel veridir.Ama bilim deneysel veriyle yetinemez,bilim yalnız algılara değil çoğunlukla usavurma olarak niteleyebileceğim(verileri önceki bilimsel veriler ,teorilere uygunluk,matematiksel ve mantıksal bütünlük vs..) ,yönteme dayanır.Algılar yanıltsada usavurma veya mantılklı akıl yürütme ilerlemeyi sağlar.Soınuç olarak evrenin genişlemesi ile ilgili bulgular bilimsel gözlemlerden yola çıkılarak yapılmıştır.

    Kırmızıya kayma yanında,sonradan keşfedilen radyasyon ışınımı da deneysel kanıtlardandır.Karanlık enerji ,evrenin kütleçekim nedeniyle yavaş olması gereken genişlemenin,yavaş olmadığının gözlenmesiyle ortaya atılmıştır.Uzaklarda bi yerlerde evrenin önemli bir bölümünü oluşturan bir kütleden bahsedilir varsayıma göre, ama yanılmıyorsam eğer, karanlık enerji varsayımdır.Deneysel olarak ıspatlanmamıştır diye biliyorum.

    Bilime sığınıyorsunuz. Ardından zen atasözü ile noktalıyorsunuz

    Bu cümleye tam not.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. farabi

    inan agladıgım falan yok. maddenin katı birsey olmadıgını soylemek icin bosluk dedim ben. yani madde olarak gördüğümüz sey enerji. bir görüş ortaya attım. bilimsel yada degil bir bakış açısı işte. bilimin söyledikleri diyorum, algı denilen bir büyütecin ardından yapılıyor. bütün o ölcümler bu perdenin ardından yapılıyor. rüyanda mesela sen maddeyi arastırsan, bir sürü aletin olsa ölcüm falan yapsan. Elde edeceğin sonuclar buna göre olacaktır. Bunun gibi birsey işte.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Sayın toros, Laplace’in nedenselliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

    (ve bir de “tesadüf” ne demek size göre? )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. ►EVREN HAKKINDAKI GÖRÜŞLER

    Arp, evrenin genişlediği görüşünü ilk ortaya atan Hubble adlı astrofizikçinin yanında çalışmaya başlamış bir astrofizikçidir. 1957’den 1983’e kadar Palomar Gözlemevinde (USA) çalışmış, 1983’den itibaren ise, Almanya’da Max Planck Institute for Astrophysics’de çalışmıştır.
    Big-bang teorisinin ortaya konulmasına neden olan kızıla-kayma “sabiti”ni ilk defa ortaya atan Hubble’in asistanı olarak onunla ilk astrofiziksel çalışmalarına başlayan Halton Arp (1988, 1998) ise yayınlarında, uzaydaki tüm galaksilerin zaman içinde birbirlerinden türediklerini iddia eder. Dolayısıyla big-bang diye bir başlangıç dönemi olmayan bir evrensel sistemin söz konusu olduğunu savunur.
    Ancak geleneksel astrofizikçiler Arp’in gözlemlerini, farklı galaksilerin üst-üste çakışırcasına görüntü algılanması, yani yakın bir galaksi ile uzak bir galaksiden gelen radyasyonların tesadüfen aynı yerde bulunmaları şeklinde yorumlamayı tercih emektedirler.
    İşte astrofizikçiler arasındaki kavga hala bu merkezde sürmektedir.
    Şimdi astrofiziksel verileri ortaya koyup, hangi tarafın daha mantıklı olduğu konusunu görelim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Sitelerinde (adı da niye tanrıyı anlamaksa?) yazdıkları dışında iki üç cümleyi bi araya getirip bişey yazamamaları ne ilginç değil mi?

    Madem öleceğiz, neden doğuyoruz?

    Soruya bak..

    Aslında Ken Wilber havası sevdim biraz.

    Felsefe, bilim ve inancı.. modernize hallaçlama filan.

    Hele bir de yorumlar..

    Yaratıcı olmanın getirdiği sorumluluklar:)

    Ah morfeus ah..

    Hakket yani, bazıları öyle umutsuzca bağlı ki sisteme..

    Ne desen boş ama iyi müşteri:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Evrenin oluşması üzerinde fikir birliği yoktur. Buna rağmen genişlediği (hatta hızla genişlediği) yönündeki bilgi akışı doğru kabul edilmiştir.

    Arkadaş asistan falan diyor ? Günümüz dünyasının ortak gözlem ve araştırmalar dünyası olduğunu sanırım bilmiyor.

    Daha önce yazmıştım. 2009 mayıs ayında fırlatılan ve data yollamaya başlayan PLANCK uydusu evrenin paralel bir model olup olmadığını inceleyecek.

    Buradaki paralel sözcüğü mistik(spritüel) anlamda kullanılmamaktadır.

    İki çekirdeğin çarpışması, ikisinin de kendi ortamında genişlemesi ve daha sonra küçülerek(büzüşerek) tekrar çarpışması ve tekrar genişlemesinden ve olayın sonsuz döngüyle devam edeceğinden bahsedilmektedir.

    Paralel evrenlerin mevcudiyeti, patlama ile evrene dağılan dalgalarının elektrik yükleriyle test edilecek. Sonuçlar bekleniyor.

    link to ugr.es

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Eğer materyalist bilim mantığı tek gerçek kabul edilip, bilim bu anlayışın daracık hapishanelerine tıkılmasaydı, bu mantığın dışına çıkanlar yobazlıkla suçlanmasaydı evrenin genişlediği çok uzun yıllar önce ortaya konulabilirdi.

    Malum…

    Einstein yaptığı hesaplamalarla evrenin genişlemesi gerektiği sonucuna ulaşmıştı ama bu sonuç materyalist bilim mantığına büyük darbe vuracağından yobazlıkla suçlanma korkusuyla bulgusunu ortaya koyamamıştı.

    Demekki bilim sabırlı çalışma, araştırma, deney yapma vb. kadar cesarette istiyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Materyalist bilim mantığı.. Einstein.. bağnazlık..

    Manyak mıdır nedir ya..

    Zamanında biri için yazmıştım, kimdi hatırlamıyorum.

    Tekrarlayayım;

    Babamın erkek kardeşi yoktur.

    Ancaaaak..

    Amca’dan kasıt yengemin adet görmesiyse, o zaman amcam kesin vardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. günümüzde big bang teorisi tek doğruymuş ve sanki başka bir alternatifi yokmuş gibi kabul ediliyor. bizim sitedeki alternatif düşünceyi sizlerle paylaşmak istedim.

    Laplace’in nedenselliği, mekanik sistemlerde olabilir de doğada ve toplumsal sistemde doğru bir yöntem değil. nedenler, bir olayı ya da süreci aynı her zaman sonuca götürmez. nedenler birden çoktur ve hep değişkendir. elbette her sonuç bir sebebe dayanır ama o sonuç farklı da olabilirdi…

    Gamaro, DOM ile ilgili bu kadar çok alaksız yanlış ithamlarda bulunacağınıza lütfen tüm yazıları okuyun, o zaman görceksiniz ki felsefe bilim ve inanç karması bir çorba yapılmıyor. yaklaşık 90 word sayfası bir kitap. veya sitedeki (laf aramızda “tanrıyı anlamak” adını ben de sevmiyorum) 1 den 33 e kadar olan bölüm eklerini okumanızı öneriyorum. ben de sonuçta ordan okuduklarımı anladığım kadarıyla yazıyorum. ama kısa anlatımlar asla yeterli olmuyor.

    şunu bilmenizi istiyorum: DOM bir inanca ya da hayali bir takım düşüncelere dayanmıyor. DOM un çıkış noktası atomaltı ögelerle yapılan deneylere dayanır. atomun oluşumundan galaksilere kadar her varlığın, onu oluşturan alt ögelerin isteği ve çabasıyla meydana geldiğini, hiçbirşeyin tesadüfen=rastgele olmadığını söyler. tüm varlıkların da kendine özgü bir bilincinin olduğunu düşünür. her varlığın evrenin bir parçası olduğunu ve onunla uyumlu davrandığını kabul eder. her varlığı delip geçen ve uzayı baştan başa kateden nötrinoların o varlıkla etkileşim içinde olduğunu , evrensel uyumun bir yanıyla da bu şekilde sağlandığını düşünür. hiçbir oluşumda “olağanüstü yetenekli harici bir gücün” etkisinin olmadığını, temel belirleyici faktörün iç bileşenler ve çevre faktörü olduğunu düşünür…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. “şunu bilmenizi istiyorum: DOM bir inanca ya da hayali bir takım düşüncelere dayanmıyor. DOM un çıkış noktası atomaltı ögelerle yapılan deneylere dayanır. atomun oluşumundan galaksilere kadar her varlığın, onu oluşturan alt ögelerin isteği ve çabasıyla meydana geldiğini, hiçbirşeyin tesadüfen=rastgele olmadığını söyler.”

    Hem atom altı deneylere dayanıyor hem de tesadüf ve rastgelelik içermiyor öyle mi?

    Ya bu deneyleri iyi yorumlayamıyorsunuz veya tesadüf ve rastgeleliğin ne olduğunu bilmiyorsunuz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Sayın toros, -yanlış anlamadıysam- evrenin sonsuzdan beri var olduğunu mu söylüyorsunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. ben evrenin genişlemesiyle bu alıntı arasında bi bağ kuramadım;
    yüksek bilinç durumu ve farkındalıktan bahsediyor ve kendini bir kütle olarak hissetmekten ama tam olarak anlatılamıyor mu ya da aktarılamıyor mu ya da çeviri düşüklüğü mü?

    her şeyi bi anda algılayabilem bilme yetisi;
    bu bi çok yerde ve kaynakta ve mistikte karşımıza çıkar;
    bilme hali, vecd ya da başka kavramlar;

    bi şeyin genişleyebilemsi için genişleyebilir bi boşluk ve alanda olması gerekir;
    ama bi şeyin yani bilincin mutlak içi ve dışı var mı?
    dışsızlık ya da içsizlik her ikisi bir ve eşitmi?
    evet genişliyor olabilir genişliyordur ama genişleme hayal ürünü mü?
    özün varlığı sabit devinemelidir ve kendi yerinde kendi içinde durmalıdır;

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Bu konuya geç katılıyorum. Bu bakımdan her yorumu okumadım. Evren konusu beni de bir fizikçi olarak eskiden beri ilgilendirir. Evrenin bir büyük patlama ile başladığı görüşü bir varsayımdır. Galaksilerden gelen ışığın kırmızıya doğru kayma göstermesi evrenin genişlediği görüşünü başlatmış ve genişleme tersine çevrildiğinde bir büyük patlama (Big Bang) ile başladığı varsayılmıştır.

    Benim görüşüm evrenin her an daralıp genişlediği şeklindedir. Yani nefes alır gibi veya akordeon gibi titreşmektedir. Bu görüşü destekleyen göstergeler vardır. Örneğin makro sistemlerde döngüsel hareket bir merkez etrafında dönüş hareketi vardır. Mikro sistemlerde de atom çekirdeği etrafında elektronlar dönmektedir. Demek ki var olmak için bir döngü hareketi gerekmektedir. Döngü hareketinde ise bir başlangıç noktası yoktur. Evren de aynı şekilde kendi etrafında dönmektedir. Burada bir merkez var olabilir de, olmayabilir de. Zira evrenin dışı yoktur. Evren bir Klein şişesi gibi ne içi vardır ne dışı. Bu konuda bu sitede yazılar yazdım.

    Evren titreşiyor çünkü her hareket bir titreşim hareketidir. Işık bir Fotonlar zinciridir. Aynen bir tren katarı gibi. Vagonlar foton, ışık ise katardır ve her vagon bağımsız ise bunun nedeni titreşim hareketidir. Aynen bir hamur ipi öninizden geçerken belli aralıklarla hamıra bir bıçak darbesi vurursanız hamur ip olmakta devam eder ama tek tek parçalar da birbirini kovalar. Hamur bir engele çarpıp durursa, parçalar da etrafa bağımsız nesneler olarak dağılır.

    Bu titreşim hareketi o kadar hızlı oluyor ki biz algılayamıyoruz. Her var olan biz dahi bu titreşimle titreşiyoruz. hareketin esası ve nedeni de bu titreşimdir. Eğer her var olan (evren) titreşmese Red Sonya’nın dediği gibi evren kaskatı bir kütle olarak duracaktı ve ne zaman ne de hareket oluşacaktı. Fakat bu titreşim hareketi bir hayal ürünü değildir. Yani bir algı yanılsaması değildir. Gerçek fiziksel bir harekettir. Nitekim String Theory denen sicim kuramına göre tüm parçacıklar titreşen küçük sicimvari nesnelerden oluşmuştur. Ve onlar bir araya gelip bizim parçacık dediğimiz yapıları oluşturmuşlardır.

    selam ve sevgi ile.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Klein Şişesi modelimi şu yazımdan okuyabilirsiniz:

    link to sonsuz.us

    Üç boyutlu uzayda kulplu bir nesneyi sürekli değişimle kulpsuza dönüştüremezsiniz. Bu konu Topoloji denen bir matematik dalı oluşturmuştur. Daha yüksek boyutlu uzaylarda ise durum farklıdır. Dört boyutlu bir uzay bize titreşen üç boyutlu bir uzay gibi görünür. Fakat bu titreşim hareketi farklıdır. Üç boyutlu bir titreşime benzemez. Görüntü bir an kulplu bir an kulpsuz bir nesneye benzer. yani hem kulplu hem kulpsuz. Bu durumu normal bakış açımızla açıklayamayız. Bir çelişki söz konusudur. Anlayabilmek için öncelikle mantığımızı değiştirmemiz gerekir.

    Gündelik kullandığımız mantık Aristo’nun ikili ya-veya mantığıdır. Oysaki gereken Hem-hem mantığıdır. Ancak Hem-hem mantığı ile çelişkiden kurtulmak mümkündür. “Düşüncenin Boyutları” başlıklı yazı dizime bakarsanız, orada Hem-hem mantığını daha iyi kavrarsınız. Burada tekrar etmeyi gerekli görmüyorum.

    Evren konusu çok ilginç bir konudur ve şu anda tüm fizikçilerin kafası iyice karışmış durumdadır. Karanlık Enerjiden ve Karanlık Maddeden söz ediliyor ama hiç kimse bunların ne olduklarını bilmiyor ve açıklayamıyor. Oysaki benim Takyon Evren modelimde bu tür varsayımlara gerek yok. Ama yayınlamadım. Sadece kitabımda bir bölüm olarak söz ettim. Tarihe not düşmüş olmak için.

    sevgiler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Carlos Castaneda’nın veya onun ağzından Don Juan Matus’un bir sözü çok doğru. Diyor ki: “Tonal denen gerçeklik alanı ortak bir görüşün eseridir”. Evren de bu tür ortak bir varsayımla kabul görmüştür. Şimdi ise BigBang modelindeki sorunlara çözüm aramak için birtakım yeni varsayımlar ortaya atılmaktadır. Bu durum eski ve yırtık bir elbiseyi yamalamaya benziyor. Oysaki gerekli olan bu eski elbiseyi tümden atıp yeni bir elbise dikmektir.

    1. yüzyılın başlarında ışık konusu bir türlü anlaşılamıyordu. Kimi parçacık, kimi dalga diyordu ve klasik fizik yasaları ile ışık açıklanamıyordu. Önce Max Planck ve ardından diğer genç fizikçiler Kuantum hipotezi ile ışığın yapısını açıkladılar. Fakat Einstein gibi yaşlı fizikçiler “Allah zar atmaz” iddiasıyla Kuantum kuramına karşı çıktılar. Zaman ile Kuantum kuramı yerleşti ve hala dimdik ayakta kalmakta devam ediyor.

    Şimdiki durum da bu. Yeni bir paradigma ile evrene yeni bir model gerekli. Bu paradigmada klasik ya-veya mantığı geçerli değil. Matematik model de lineer (doğrusal) denklemlerle bu konuyu çözemez. Bu bakımdan Genel Görelilik yanlış olmasa da evreni çözmekte eksiktir. Gerekli olan Hem-hem mantığı ve kesikli (doğrusal olmayan) matematik yaklaşımdır. Bu matematik model mevcuttur ve Fraktal matematiği ile Kaos Kuramı yeni bakış modelidir. Fraktal matematiği ise kağıt kalem ile değil, bilgisayarla yapılır. Yani, yeni model bir bilgisayar modeli olacaktır. artık analitik çözüm yerine “iterasyon” denen kendi üzerine dönüşüm yaklaşımı gereklidir.

    Kuantum kuramı ile Kaos Kuramı uyuşur. Zira Kuantum mantığı Hem-hem mantığıdır. Işık hem dalga hem parçacık olarak bu mantıkla anlaşılabilir. Kendi üzerine dönüşen sistemlerin en büyüğü bizim evrenimizdir. Evren 4-boyutlu hatta daha fazla boyutlu bir yapı olduğundan bizim algımızda titreşen bir oluşumdur. Ne içi vardır ne dışı. Yani, biz evrenin hem içindeyiz hem dışında. Veya şöyle de diyebiliriz: Evren bizim hem içimizdedir hem de dışımızda. Bu noktayı anlamak için Aristo mantığını terk etmemiz gerekir.

    Size yeni bir mantık ve yeni bir düşünce boyutu sunuyorum. Gelecek haklı olup olmadığımı gösterecektir.

    Sevgiler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Kaos kuramının en önemli özelliği başlangıcın ve sonun tanımsız oluşudur. Yani herhangi bir noktadan başlanabilir ve “determinizm” (belirlilik) yoktur. Yani, Kaos kuramı aynen Kuantum kuramı gibi belirsizlik içerir. Bu duruma “kelebek etkisi” diyorlar. Şu yazımda Kelebek etkisini anlatıyorum:

    link to sonsuz.us

    Evrende gizli bir belirlilik olabilir. Buna itirazım yok. Fakat bilimsel model söz konusu olduğundan gözlem ve deneyler belirsizlik olduğunu gösteriyorlar. Bu durum “gerçek” ve “hakikat” arasındaki farka benzer. Gerçek gözle ve deneyle ortaya konabilir. Hakikat ise ne gözlenebilir ne de kanıtlanabilir. sadece yaşanır ve hissedilir. Bu bakımdan iç-dış ilişkisi geçerlidir. Evren hem içimizde hem dışımızdadır dedim. Dış evren gerçekle, iç evren hakikatle ilişkilidir.

    Gerçek-Hakikat farkını Aristo-Platon farkında görürüz. Aristo gerçekle ilgilenmiş ve kategoryalardan söz etmiştir. Platon ise idealardan söz etmiş ve hakikatle ilgilenmiştir. Çünkü “idea” düşünce veya fikir demektir ve hakikatleri arar. Bu ilişkiyi Aristo mantığı ile kavrayamayız. Zira düşünce olmadan eylem olmaz. Önce model (idea) gelir sonra gerçek belirir. Demek ki, biz insanlar gerçeği üretiyoruz ama hakikati arıyoruz. Varlık alanı hem gerçektir hem değildir. Hakikat hem gerçektir hem değildir.

    Hakikatte adalet vardır. Zira HAKK ve HAKKANİYET ile ilişkilidir. Gerçek ise adil olması gerekmez. İnsanların çıkarcı olmaları gerçeğe bağlı olmalarından türer. Almanlar bu yüzden “Real Politik” derler ve gerçek olan pratik çözümler ararlar Oysaki Hakikat ile ilgilenen toplumlar önce adalet ararlar, sonra pratik çözümler üretirler. Maalesef ülkemiz hakikatten uzaklaşmış, gerçek çözümler ararken çıkarcı bir toplum türemiştir. Bunun da kaynağı batının “pragmatik” ve “oportünist” fırsatçı ve bencil yaklaşımıdır.

    sevgiler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. çok güzel başlık ve yorumlar. bir şey biliyor değilim bu konularda ama bugün ben de evrenin oluşumu için algı, bilinç, farkındalık patlaması da olabilir mi acaba gibi şeyler düşünmüştüm tesadüfen yazıya rastladım ve çok benzer 1 fikir gördüğüme şaşırdım. fizik öğrenmek için +1 neden…..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.