Evrensel Dilbilgisi

Noam Chomsky dilbilimine ilgisi, genel olarak dili öğrenme sorunuydu. O dönemde yaygın düşünce çocukların dili yetişkinlerden taklit yolu ile öğrendikleri şeklindeydi. Oysa deneyler çocukların hiç işitmedikleri halde dilbilgisi açısından doğru cümleler kurabildiklerini gösterir.

Chomsky bunu açıklamak için doğuştan gelen bir “evrensel dilbilgisi” olması gerektiği görüşünü ortaya atar. O na göre her çocuk aslında beynine belli bir dilbilgisi kuralları döşenmiş olarak doğar. Chomskye göre, insana özgü bu doğuştan gelen evrensel dilbilgisi bütün insan dillerini yaratmaya yetecek kadar zengindir. Yani, bütün insan dilleri aynı evrensel yapıya dayanır.

Evrensel dilbilgisinin yapım kuralları özyinemelidir. Potansiyel olarak sonsuz uzunluktaki tümceleri açıklamanın tek yolu budur.

Özetle Chomsky: “Beyinde bir mantık programı olarak nitelendirilebilecek bir dil mekanizmasıyla doğduğumuz kanısındadır.”

Siz ne düşünürsünüz bu konu hakkında?

38 yorum “Evrensel Dilbilgisi”

  1. Ben zaman zaman program falan olduğumuzu düşünüyorum zati. Matrix’teki gibi uyuyan insanlar..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Evet, kimi radyo programlarında dinciler Chomsky’den bu tür alıntılar yapıp bunu Tanrı’nın Adem’i dünyaya yollamadan önce ona kelimeleri öğretmesi ve bu şekilde hazır bir dille yeryüzüne göndermiş olmasıyla bağlantılandırmaya çalışıyorlar.

    🙂

    Temel işlemcimizin (yani beynimizin) dil’i mümkün kılacak bir sinyalizasyon veya nörolojik açıdan sekonder ileti sisteme sahip olması ayrı şeydir, insanı insan yapan şeyin bu olduğunu iddia etmek daha başka.

    Ya da şöyle söyleyelim, biyolojik veya genetik mirasımız bize bu imkanı tanıyor olabilir, ancak bu yetinin ortaya çıkabilmesi ve insanın dil’iyle beraber insan olabilmesi için sosyal bir varlık olması ve sosyal pratikle kuşatılması ve işlenmesi gereklidir.

    Sosyal pratik’ten izole ettiğiniz hiçbir homo sapiens konuşamaz.

    İnsan üretirken ve üreterek insan olur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Sosyal pratik’ten izole ettiğiniz hiçbir homo sapiens konuşamaz.

    Yüzde yüz doğrudur. Hatta konuşma yetisi ve sosyal becerilerinin gelişmesi için sadece sosyal pratik değil, ebeveyn şefkati de gereklidir. Bu nedenle çocukların küçük yaşta okula gönderilmeleri oldukça tehlikelidir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Chomsky’nin ifadelerinde (ya da bunların sunuluş veya algılanış biçiminde) bir muğlaklık var.

    Dil ve düşünce birbirinden ayrı olarak düşünülemez.

    Yani, bi ara yaptığımız sözcük-düşünce tartışması gibi, o mu bunu doğurur bu mu onu doğurur tartışması, realitenin karmaşık yapısının kavranmasında çok kaba bir yaklaşım bile olamaz.

    Çünkü pankreas bezi beta hücrelerinin insulin salgılaması gibi değildir, insan beyni ve zihinsel faaliyetler arasındaki ilişki.

    Yani beyin, düşünce veya dil salgılayan bir organ değildir.

    Veyahut, 46 XX kromozom yapısı dişi genotipi var eder demekle, beyinde doğuştan gelen evrensel bir dilbilgisi ya da proğram mantığı bulunduğu içindir ki, bizler konuşabiliriz demek aynı şey değildir.

    Hatta aynı şey olup olmamaktan öte, yanlıştır.

    Aslında, mikro düzeyde bir laplace determinizmden öte birşey çağrıştırmıyor bana tüm bunlar. Önce o vardı, sonra bu, bu bunun sebebi, diğeri sonuç, çünkü zeminde program döşenmiştir vesaire..

    Şu programın varlığına dair neler öne sürülmüş merak ettim.

    Çünkü doğal dillerden farklı olarak, daha doğrusu doğal dil’in ortaya çıkabilmesi için zeminde kendiliğinden bulunan suni bir dil programını çağrıştıran bu yaklaşım, bu suni dile ait dilbilgisi muhteviyatı ve işaret anlamlarının bilinç tarafından şartlandırılmışlığı olmadan nasıl var olabiliyorlar.. soruyorum işte.

    Metinden anlayabildiğim tek şey: Sürekli tekrar.

    Bu mu yani?

    Bilen varsa tartışalım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. “Noam Chomsky dilbilimine ilgisi, genel olarak dili öğrenme sorunuydu. O dönemde yaygın düşünce çocukların dili yetişkinlerden taklit yolu ile öğrendikleri şeklindeydi. Oysa deneyler çocukların hiç işitmedikleri halde dilbilgisi açısından doğru cümleler kurabildiklerini gösterir.

    Chomsky bunu açıklamak için doğuştan gelen bir “evrensel dilbilgisi” olması gerektiği görüşünü ortaya atar. O na göre her çocuk aslında beynine belli bir dilbilgisi kuralları döşenmiş olarak doğar.”

    Çocuklar anadilleriyle ilgili o ana kadar öğrendiklerinden yola çıkarak yeni durumlar üzerine mantık yürütecek bir altyapıya sahiptir belki sadece. Galiba bir BBC belgeslenide denk gelmişti. Çocuklar sanırım ingilizdi regular dil bilgilerini çok iyi kullanıyorlardı, irregular durumlarla karşılaştıklarında yanılıyorlardı. normalde olmaması gereken yapım ve çekim eklerini kullanıyorlardı, sanki regularmış gibi yani. Ben bu yazıda kastedilen deneyleri merak ettim. Tam olarak nasıl deneylermiş bunlar, bilgin varsa anlatabilir misin?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Dünya dilleri hakkında tabii çok çok yüzeysel bilgilere sahibim. Ama o kadar değişik değişik gramerleri olan diller var ki. Tek bir kaynaktan türeyen diller bu derece çeşitlenebilir mi bilemiyorum. Sanki farklı farklı coğrafyalarda birbirinden bağımsız olarak birçok kez “keşfedilmiş” gibi duruyorlar. Tabii bu konudaki cahilliğim beni yanıltıyor da olabilir, tıpkı evrimi inatla reddeden körcahil dinciler gibi.

    Özetle dilin evrensel bazı ilkeleri varmış gibi görünmüyor bana, bilmiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Chomsky’yi hiç okumadım ancak şu yapısalcıların dil ve bilinç arasında bağlantılar kurması (sanırsam Derrida’da da aynı problem mevcut) bana metafiziğin büründüğü, olgulardan bağımsız yeni bir evre gibi geliyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Kaptan’ın söylediği husus önemli.

    Düzensiz çekilen fiilleri bilmeyen çocuk, hep yapageldiği gibi çekmeye çalışır ve “he comed” filan der.

    Şu halde, doğal dilbilgisine veya mantık programına ne oldu diye sorabiliriz pek tabi.

    Dahası, neden bazı fiiller düzenli de, bazıları düzensizdir?

    Ya da bu doğal (!) gramatik farklılığı vareden evrensel program mantık’ı nedir/ ne olabilir diye sorduğumuzda?

    .

    İnsan deyince, onu tarihsiz ve sosyal pratik’ten yalıtılmış tekil bir bireyin biyolojik veya psikolojik soyutlanmasına indirgeyen bütün yaklaşımlar bizi yanıltacaktır.

    Tarih, tarih, tarih.. Doğa ve üretim faaliyetleri ve sosyal ilişkilerin toplamı yani.

    Dillerin teşekkülü meselesinde, yaşanılan coğrafyanın üretim ilişkileri üzerindeki spesifik çizgilerinin bir tür matematiksel karşılığı öyle ya da böyle dilin matematik/mantık inşasına yansımış olmalıdır.

    Öte yandan, bence hiçbir dilbilgisi kuralı ve işaretinin -ilk bakışta kendi başlarına bir anlamları yokmuş gibi görünseler de- bilincin sosyal muhtevası tarafından şartlandırılmamış olması gibi bir ihtimal yoktur.

    Örneğin;

    Her ne kadar şu vereceğim örnek “kendime ait” ve belki yeterince veri olmadan kotarılmış olsa da, konu bağlamında üzerinde durulmaya değer bir matematiksel ayrıntıyı ihtiva ediyor olamaz mı?

    Yerleşik hayata çok daha önce adapte olmuş toplum dillerinde düzenli/düzensiz fiil çekimlerinin varlığı (veya böyle bir ayrımın bulunması) bir tesadüf mü? Ve yine bu dillerde hareket bildiren (bu bağlamda nispeten stabil ve istikrarlı bir yerleşiklikle zıtlaşan) fiillerin hemen herzaman düzensiz çekimlenmesi, yav bu da böyle işte düzensiz, araz vs. demekten öte, mesela yerleşik sosyal alışkanlıklar nezdinde küçük zihinsel alarm durumlarının dildeki matematiğe yansıması olamaz mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Mesela benim alman çocuklarından tecrübe ettiğim bir husus;

    Düzensiz fiiller arasında olan ve Laufen-Lief-Gelaufen şeklinde çekimlenmesi gereken “yürümek” fiilini, 4-5 yaşlarındaki çocukların sanki düzenli bir fiilmiş gibi “Laufte” şeklinde kullanmaları olmuştu.

    Laufte değil lief demelisin şeklinde uyarıldıklarında ise, niye diye soruyorlardı..

    Cevapsa şöyle oluyordu: Öyle işte, çünkü öyle 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. “Çocuklar anadilleriyle ilgili o ana kadar öğrendiklerinden yola çıkarak yeni durumlar üzerine mantık yürütecek bir altyapıya sahiptir belki sadece.”

    Aslında Chomsky de benzer bir şey diyor Kaptan.

    “Doğuştan gelen dilbilgimiz sözcükleri farklı kategorilere ayırır. Bir çocuk bu kategorilerle birlikte doğar. Bir dilin sözcük dağarcığını öğrenirken, bir sözcüğü hangi kategoriye yerleştireceğini de öğrenir. Bu kategoriler birkaç basit sözdizimi kuralıyla birlikte tümceler kurmak üzere sözcüklerin nasıl bir araya getirebileceğini tanımlar. En önemli kategorilerden iki tanesi isimler ve eylemlerdir.”

    diyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Chomsky ye katiliyorum. Pek cok degisik dil olmasina karsin dilden dile degismeyen ortak ozellikleri vardir. Ornegin:
    . Ozne, sifat, fiil, isim, birbiriyle iliski kurmamis her dilde, hatta ilkel Afrika kabilelerinde bile bulunur
    . Nesmeleri tekil veya cogul yapan ekler
    . Sayisal isimler her dilde cogul takisi alir ama nominatif isimler tekil kalir. Ornek 3 fazli motor (3 phase motor) ama 3 fazlilar denmez.
    . Cogul takisi yalniz bir kere kullanilir, ornek: Foundation drawings (temel resimleri). Temeller cok bile olsa temellerin resimleri denmez.
    . Turkce’de yok ama bazi dillerde isimlerin basinda on taki bulunur, ornegin Ingilizce’deki “the” gibi. Bu taki yalnizca belirtisiz isimlerde kullanilir, ozel isimlerde ve onun yerine gecen isimlerde kullanilmaz. Ornegin: The customer (musteri) ama The CUSTOMER denmez yalnizca CUSTOMER denir, cunku buyuk harfle yazilan CUSTOMER ozel bir musteriyi temsil eder.
    . Zamanlar her dilde bulunur (simdiki, gelecek, gecmis, vs.)

    Elbette her dilin kendine ozgu anlatim gucu veya ustunlugu de vardir. Ornek: “Görünen köy” sozcugunu baska hic bir dile bu kadar yalin anlatamazsiniz. Bu Turkceye ozgu bir dil kuramidir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Bazi dilbilimcilere gore sozcukler birer formuldur. Cocuk dil ogrenirken bize sacma gelen sorular sorarlar. Ornek.
    – Bu ne?
    – Canta
    – Neden canta?

    Hic sacma bir soru degil. Buna su yanitlar verilebilir:
    – Esyalar kaybolmasin diye
    – Kagitlar islanmasin, ruzgarda ucmasin diye
    – Hepsi bir arada dursun diye
    – Bir suru seyi tasimak zor da ondan

    Cunku cocuk bu formulu ogrenmek ister, sacma sandigimiz soru o formulu ogrenmek istemesinden kaynaklanir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Çocukların düzensiz fiillerle ilk karşılaştığında onları düzenli fillermiş gibi çekme teşebbüsleriyle, benim bir zamanlar aktardığım şempanze ve insan yavruları deneyinin (kutudan şeker çıkarmaca) ne farkı var?

    Biriktiriyor ve yeni karşılaştığı bir durumun eskisinden farklı olduğunu farkedene/ veya kendisine ettiriline kadar, öncelikle biriktirdiğini kullanmaya başlıyor işte..

    Öte yandan, bütün dillerin ortak bileşenlere veya yapısal benzerliklere sahip olmasını, biyolojik düzeyde bir benzetmeyle karşılayacak olursak, hemen bütün canlılarda da bir yere kadar benzeş enerji ve fizyolojik sistemler filan var.

    Şu durumda, nasıl ki canlılığın ortaya çıkması ve çeşitlenmesi -en azından bizim dünyamızın şartları dahilinde- belirli bir evrimsel skala içinde benzeşiyorsa, insanın insan olma sürecinde ve hemen her yerde az çok benzer mahiyette gerçekleşen hayatta kalma ve üretim süreçleri dahilinde dilllerin de yapısal/matematik benzerlikler taşıması beklenen bir sonuçtur zaten.

    Ya da inşa edilen bir evi/barınağı düşünün.. Veyahut daha sonraki süreçlere ait bir nesne olarak, masa’yı.

    Herkes üç aşağı beş yukarı belli bir geometrik yapıyı ve parçalar arasındaki ilişkiyi yakalamış di mi?

    Ev için duvar, çatı, kapı, vesaire.. Masa için düz bir yüzey ve ayaklar filan..

    Eee, nedir yani, kafamızda evrensel bir mimari programı mı vardı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Chomsky basit özyineleme kuralları dizisinin her türlü dilbilgisi öbeğinin oluşumunu açıklayabileceğini ileri sürdü. Buna isim olarak “X-çubuk” teorisi dedi.

    X-çubuk teorisi hem dil öğrenme sürecini, hem de insanların kendi anadillerini sezgiyle kavrayışını açıklayabilir. Sözcük dizilişi ve dönüşüm kurallarına ilişkin uygun bir mekanizmanın eklenmesiyle, Chomsky X-çubuk teorisinin verili bir dildeki bütün dilbilgisi kurgularını açıklamak için yeterli olduğunu düşündü.

    Bu teori bir mantık teorisidir. Çünkü içerikten çok biçim üzerinde ve birkaç basit kuralın ardışık uygulanışıyla sembol dizilerinin kuruluşu üzerinde durur.

    Chomsky, beyinde bir mantık programı olarak nitelendirebilecek bir dil mekanizması ile doğduğumuzu ileri sürer.

    Eğer haklıysa, doğal dili anlamamız doğuştan gelme dilbilgimize* dayanan bir bilgi işlem sürecine bağlıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. ”Sosyal pratik’ten izole ettiğiniz hiçbir homo sapiens konuşamaz.”

    Chomsky’nin teorisini yıkan bir gözlem değil.Çünkü doğuştan gelen bir yetinin işlevsizlikten körelmesi karşılaşılabilecek durumdur.

    Mesela bir papağan sesleri taklit ederek pek çok kelime öğrenebilir ama hiçbir dilde gramer kullanamaz.Fakat mantık sorularını 5-7 yaş civarı çocuklar kadar çözebilir. Grammer kullanabilmenin insana doğuştan gelen genetik kökenli bir yetenek olduğu düşüncesine katılıyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Chomsky anlambilime oranla sözdizime daha çok önem verir, ama İngilizce gibi dillerde sözdizimin ve anlambilimin ayrılamayacağının farkındadır.

    Bazı cümleler sözdizimi olarak hatasızken anlamsız olabilir.

    Mesela: “Ben onu ağladım.”

    Bu zararsız bir özne-nesne-eylem cümlesidir, ama anlamsız olduğu açıktır. Örneğin benzer dizimde “Ben onu kovdum” diyebiliriz. Chomsky bu noktada sözdizimin yetersiz olduğunu farketmiş ve sözcüklerin davranışını tanımlamaya yönelik bir ölçüt koymuştur. Sözcüğün etken mi, edilgen mi, niyet belirtip belirtmediği gibi kategoriler oluşturmuştur.

    Chomskynin evrensel dilbilimi ilk başta İngilizce ve Fransızca gibi düzenli dilleri çözmede epeyce başarılı olur. Fakat bazı argolar, bir dizi lehçe, ayrıca çok sayıda bölgesel ağızların hepsini açıklamaya çalışmak sürekli yeni dilbilgisi katmanları eklenmesini zorunlu kılmıştır.

    Gittikçe karmaşıklaşan ve olağanüstü çapta bilgi ve özyineleme kuralları içermesi sonucu işin içine giren bilgi miktarı o kadar büyüktür ki, insan evriminin böylesine karışık bir yapıyı yaratmış olması pek olası görülmez. Bu da bebeğin beyninde bütün bu bilgileri barındıracak yeterli donanım olup olmadığı sorununu gündeme getirir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Xenix belki baska bir ornek verebilirsiniz. Cunku “ben onu agladim” soz dizimi olarak hatali bence. Neyi agladim? sorusunu karsilamiyor. Cocuk ogrenirken bu yargilamayi dusunmeden yapabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. xenix yorumuna bir itirazım yok da, anlamsız cümleye takıldım ben. Ağlamak fiili hatırladığım kadarıyla geçişsiz bir fiil oluyor :). Yani sadece anlamca değil gramatik olarak da hatalı bir cümle bence örnek. Ama yanlış anlama; dilbilgisi olarak doğru fakat anlamsız cümeler kurulamaz demiyorum, mutlaka böyle cümleler vardır. Benim şimdi aklıma gelmedi.

    Bir önceki mesajın hakkında da.. itiraz edemedim ona, o yüzden yorum yapmadım. Ben yazarken de ulan aslında Chomsky’nin söylediği şeyi mi söylüyorum ben diye bir süre düşünmüştüm. Ama şu şekilde itiraz edebilirim; eğer benim dediğim şey Chomsky nin savlarıyla aynı şeyse, o zaman Chomsky o kadar da aykırı bir fikri savunmuyor demektir. İnsan beyninin konuşmayla ilgili güçlü altyapıları olabilir bana mantıklı geliyor, konuşmak kolay bir iş değil, gerçekten değil.

    Bunları yazarken bak şöyle bir fikirleri sınama sorusu geldi aklıma. Dil, ilk insanlar daha Afrika’dayken mi doğdu yoksa tüm Dünya’ya yayıldıktan sonra mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Söz dizimde bir hata yok. Anlamda hata olduğu için Chomsky mecburen anlambilimi de işin içine katmak zorunda kalıyor. Bu da yeni doğan bebekte yapının çok fazla ve detaylı bir yapıda evrimleşmiş olması gerektiğinden pek olası gelmiyor.

    Devam edeceğim, bir kaç önemli nokta daha var söylenmesi gereken.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Dilbilgisiyle veya söz-dizimle cümlenin anlamını (ceva cümle ile hüküm’ü) neden ilişkilendiriyorsunuz, ben de onu anlamıyorum.

    Dilbilgisi kuralları bilincin sosyal muhteviyatı tarafından şartlandırılmak suretiyle bir anlam kazanırlar.

    Ben sana muhtacım (sana ihtiyacım var)

    Almancası: Ich brauche dich.

    Almanca cümleyi türkçeye birebir çevirirseniz: ben seni muhtacım.

    Nesi yanlış gramer olarak?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. FoxP2 diye bir gen var.Sadece insanlarda değil. Balıktan kuşa, fareden şempanzeye pek çok hayvanda değişik mutasyonları taşıyan versiyonları var. İnsan türünün konuşma yeteneğinden bu genin sorumlu olduğu düşünülüyor.Ve FoxP2 geninin insanlarda enson 300 bin yıl önce mutasyon geçirmiş olması gerektiği hesaplanıyor..Buradan yola çıkarsak iyi veya kötü,gelişmiş veya ilkel(soyut düşünceyi ilk başlarda kapsamasa bile) insanlar son 300 bin yıldır konuşuyorlar denilebilir. Bu afrikadan son göç için verilen tarihten 240 bin yıl öncesini gösterir.

    İnsan popülasyonun yine yaklaşık 60 bin yıl önce çok büyük bir azalma göstererek 1-2 binler seviyesine kadar gerilemiş olduğunu ve aşağı yukarı bir kabile diyebileceğimiz küçük bir grubun torunları olduğumuzu da dil mevzusunu konuşurken unutmamak gerekir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Evrensel dilbilgisinin sorunları sadece bundan ibaret değildir. Batı Avrupa dışındaki Slav, Sami ve yerli dilleri gibi dilleri incelemeye yöneldiğinizde evrensel dilbilgisi varsayımı daha da sarsılır. Bu dillerde sözdizimi sınırlı bir önem taşır.

    Mesela bazı yerli dillerinde zamanı döngüselmiş gibi kavradığından dillerinde kiplerden görece yoksun bir yapı oluşmaktadır.
    Bazı yerli dillerinde de soyut isimler kullanılmaz. Chomskynin doğuştan gelme varsaydığı bir kategori düpedüz yoktur.

    Bu durum da doğuştan gelme bir yetiyle soyut isimleri kavradığımız savına kuşku düşürür.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Bilinç, insanın dünyayı ve kendi kişisel varlığını anlamasına aktif olarak katılan zihni süreçlerin toplamıdır.

    Düşünce, bu süreçlerden birisidir. Realitenin kavramlar, yargılar ve teoriler vs. ile bilinçte dolaylı olarak yansıdığı aktif bir süreçtir. Canlı algı ve duyumdan başlayan bir genelleştirme zinciri içinde ilerler. Hatta her sözcük sosyal pratik içinde bir genelleştirmedir. Bu bakımdan, düşünce hiçbir bireyin hayatında sadece zihinsel bir süreç olarak yer almaz, diğer maddi ve psikolojik süreçlerle, yani bilinç’le birlikte var olabilir. (Oysa idealistler bu tip yalıtılmışlıkları -bilincin dışında, bilinçten bağımsız düşünce vs. gibi- çok severler)

    Dil ise (doğal diller) bir ifade aracı olarak düşüncenin varoluş formlarından biridir.

    Doğal dilleri ve bu dillerin gerek ortaya çıkarken, gerekse ortaya çıktıktan sonra düşünceden farklı kanunlara (mantık ve matematik) taabi olmasını “anlam” dan ayırt etmek, ama aynı zamanda “anlam”dan da yalıtmamak gerekir.

    Eğer insanlar, birbiri ardına ve sadece soyut mantıksal işlemler yapmakla kalıp, kendi kavramları ve faaliyetleri ile realiteden edindikleri algı arasındaki sürekli ilişkiyi hissetmemiş ve deneyimlememiş olsalardı, ne realiteyi ne de kendilerini kavrayamazlardı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Küçük bir soru;

    ve/ veya/ tamamı/ bir kısmı/ dahil/ hariç/ ancak/ sadece/ eğer öyleyse/ o takdirde/ hem-hem/ ne o-ne o/ vs. gibi kelimelerin… dil’e dahil oluşları, neyin ifadesi olarak dahil oldukları veya nasıl bir sırayla dahil oldukları hususlarında ne düşünüyorsunuz?

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Mesela dikkatimi çekti..

    Şu yukardaki kelimelerin, eski + yeni ahit ve kuran’daki kullanımlarıyla ilgili olarak.. sanki anlamlı bir fark çıkar gibime geliyor.. diyeyim.

    Mesela eski ve yeni ahitte en çok kullanılan kelime “ve” olurdu şüphesiz.

    Lakin bu “ve”, aslında bildiğimiz anlamından farklı bir biçimde, “ve” kelimesinin virgül fonksiyonuyla/niyetine kullanılmasından kaynaklanıyor.

    Ve Yakup geldi, ve Meryem geldi, ve kahin geldi, ve Judas geldi, ve İsa hakkında konuştular… (gibi)

    Zaten güncel ve daha anlaşılır son dönem baskılarda çoğunlukla uzaklaştırılıyor bu gereksiz “ve”ler.

    Öte yandan, incil ve kuran’ı karşılaştırdığımda, şu an herhangi bir hesaba dayanmadan, yalnızca belleğimde kalmış genel bir etkiyle söylüyor olmakla birlikte, örneğin “veya”/”ne o-ne o” / “ya o- ya şu” / ancak/ sadece gibi kelimelerin kullanımı açısından, kuran’ın açık ara önde gideceğini düşünüyor gibiyim.

    Eğer bu durum -istatistiki olarak- gerçekten de böyleyse, nasıl yorumlayabiliriz mesela?

    Ya da Kral Oidepus’a mı baksak ne..

    Pöff, neyse:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Dillerin ortak ozelliklerinden biri kolaya kacmalari, oteki de toplumun en alt kesimi tarafindan degistirilmesidir.
    Zaman icinde dil degisir ve gelisir. Bir ornek vereyim:

    Kalemim artik guzel yazmiyor.

    Buradan sunlar cikar:
    1- Kalemin eskiden guzel yazardi 2- Artik guzel yazmiyor.

    Bunu 1000 yil onceki Asya Turkcesiyle anlatmak isteseydik soyle dememiz gerekirdi.

    Benim guzel yazi yazan kalemim
    Guzel yazi yazar iken
    Guzel yazi yazmaz oldu

    Kolaya kacan dil yeni yapilanmayla bu uzun anlatimin ustesinden gelir. Dogal bir gelismedir. Bu kolayciliga yardimci olacak bazi formulleri de kullanir: ve, hatta, artik, o halde gibi…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Kardan adama katılıyorum. Dil az kelimeyle çok şey anlatmaya yönelik bir evrim içindedir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Bense şunu diyorum;

    Bilinç’in genelleştirici faaliyetinin bir sonucu olan dil, düşüncenin gelişimiyle paralel olarak formel mantık ifadelerini de sesli olarak yarattı ve bünyesine kattı. (ve/ veya/ hepsi/ bir kısmı/ dahil/ hariç/ ne o- ne o/ ya o- ya bu/ hem o-hem şu/ demek-tir (=) vs..)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Elbette katılıyorum. Bir yandan yeni terimler üretiyor bir yandan terimler arası ilişkiyi düzenliyor ve kısaltmaya çalışıyor.

    Kelime sayısı artıyor, cümlelerde kurulan kelime sayısı azalıyor. Hani optimum problemleri olur ya onun gibi bir mekanizması var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Turkce Anadoluya girdikten sonra, Osmanlicanin Farscanin ve Arapcanin kultur hegemonyasina ragmen ya da onlarin katkisiyla gelisti ve bugunku ifade gucune ulasti. Cunku Arapca bugun icin bile dunyanin en zengin dili unvanini korumaktadir. Bu katki olmasaydi belki yine de gelisirdi, aksini ileri suremem.

    Kelime haznesinin bu kadar genis olmasi ve cok degisik cografyada degisik kulturler arasinda kullanilir olmasi, bu yuzden erozyona ugramasi ise Arapcanin zayif tarafini olusturur. Her seye ragmen en ozlu anlatimlari yapabilirsiniz. Bir ornek vereyim:

    Kuran’in Ez Zariyat (51) Suresini ele alalim. Degisik tercumeler asagi yukari soyle der:

    Ez Zariyat – Ayet 1 – 6
    Esip savuranlara, yukunu yuklenenlere, kolayca suzulenlere, isi ayiranlara andolsun ki, size vaadedilenler dogrudur ve ceza vukubulacaktir.

    Bu tercumeden ne anladiniz bilmem. Ben olsaydim soyle tercume ederdim:

    1. Pufur pufur esen serin ruzgara
    2. Mavi gokyuzune asili obek obek beyaz bulutlara
    3. Engin denizlerde bir marti gibi suzulen yelkenlilere
    4. Bizi gozleyen ve kayitlarimizi tutan meleklere and olsun ki
    5. Vaadedilen cennet kesinlikle dogrudur
    6. Ve cehennem cezasi mutlaka uygulanacaktir

    Eminim ki benim yazdigim yukardakinden daha anlasilir. Ve utanarak soyluyorum, daha dogrudur. Cunku birinci tercumeyi okudugunuzda “kolayca suzulenler” sozunun yelkenliler anlamina geldigini, “isi ayiranlar”in melekler oldugunu, “yukunu yuklenenin” bulut oldugunu bilemezdiniz. Cunku bu ifadeler Arap dili ozellikleridir. Turkce’de hicbir anlama gelmezler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Arapça hakkında

    “Her seye ragmen en ozlu anlatimlari yapabilirsiniz.”

    Mesela Kuran’ı “özlü anlatım” bakımından değerlendirecek olursak daha çok “özü anlatamama” konusunda başı çekeceğini düşünüyorum.


    (Konu dışı bir yorum zinciri oldu, en yakın zamanda konuya döneceğim)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Verdigim ornek dinsel tema tasimiyor, yalnizca Arapcanin ozgun anlatim ozelligini belirtmeye calistim. Bunun anlasilmis olacagindan eminim.

    Arapcada tek cumle ile anlatilabilen bir soz, Turkceye bir kac aciklamali cumle olarak gecmelidir, yoksa anlam kaybolur ya da eksik kalir. Bu ozelligi yuzunden tercume bile edilse bir cok is adamimiz zarara ugruyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Şu durumda, tanrının insanlığa seslenmek için arapçayı tercih etmiş olması tuhaf değil mi?

    Ya da şöyle soralım;

    Evrensel ölçekte bir ticaret kanunu, ceza kanunu, medeni hukuk, veya anayasa yazılacak olunsa, nasıl bir dil tercih edilmelidir ve neden?

    Aslında, dil ve düşüncenin özdeş olmamasından kaynaklanan bu durum, bütün diller için belli ölçülerde ve benzer tercüme sorunları doğuruyor. Nihayetinde biz bildiğimiz diller üzerinden çıkarımlarda bulunuyoruz, arapça öyle miymiş mesela.. olabilir, lakin buna karşın mesela çince için, veya fince için durum nedir, bilmiyoruz.

    Ancak tecrübelerimiz ışığında genel birşey söylemek gerekirse, bir metni bir dilden başka bir dile tercüme etmek istediğinizde, anlamı daha az eksikle aktarabilmek için çırpındığınız müddetçe (parantezler) açmamak, veya metnin çeşitli yerlerine yıldız düşüp dip not’larda bu yıldıza özgü bişeyler karalamamak dışında bir şansınız olmaz çoğu zaman.

    Misal: Türkçe diyorum ki: Sanatçılık yüce bir uğraştır.

    Birisi bu cümleyi -anlamı maksimum koruyarak- almancaya cevirsin lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. sönötçölöf yöcöf böf öğröştöf …… Bu Altan Erbulak’ in icadi bir dildir 😛

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Arapca uluslararasi hukukta ortak dil olamaz. Cunku Islam her yere hakim olup yasalarin tarafsizligina golge dusurur. Bu da ister istemez tepkiye yol acar.

    Dogu dilleri de olamazlar. Alman filozofu Holderlin dogu kulturleri icin su tanimlamayi yapmis (katilmayabilirsiniz):
    “Dogu, tipki muhtesem bir despot gibi, gucu ve goz kamastiran isigi ile insanlari yere calar. Insan doguda yurumeyi ogrenmeden diz cokmek, konusmayi ogrenmeden dua etmek zorunda kalir.
    Aklin isigi dogunun ruhu ile uyusmuyor. Dogunun ruhu bazan yeni dustugu icin genclerde parlar ama olgunlasmaya firsat bulamadan soner. Cagdas tohumlar dogunun bu sert ve acimasiz topraginda nasil yeserir bilmem.”

    Uluslararasi bir dil, ozgurlukcu ulkelerin ve insan haklarinin on planda tutuldugu bir ulkenin dili olabilir. Zaten pek cok ticaret dili italyancadan gelmedir:

    Borsa = Canta. Ticaret hacminin artisi nedeniyle tuccar artik malini meydana (meydan = piyasa) goturmez olunca cantasina koydugu ornekleri tasimaya basladi. Credi = guven. Ve butun ticari sozcukler..

    Yine ayni sekilde muzik deyimleri de tumuyle Italyancadan gelmedir:
    Allegro = neseli, keyifli, basso = dusuk, soprano = en tiz, vs.

    Butun dunya tip fakultelerinde Latince tibbi terimler ortak dil olarak kabul gorur. Birbirlerini tam olarak anlamasalar bile farkli ulkelerin doktorlari diyalog kurabilir.

    Yine diplomasi dili de Latincenin egemen oldugu, Fransizca ve Italyanca sozcuklerden olusur.

    Batili sirketler Arap ulkeleriyle yaptiklari sozlesmeleri Ingilizce olarak hazirlarlar ve bu sekliyle imzalanir. Kucuk capta ticaret yapan Turk isadamlarinin boyle bir sansi olmadigindan, ve dahi yanlarinda goturdukleri tercumanlar, genis kapsamli tercume yerine cumle cumle tercume yapmaya kalkistiklarindan epey yanlis anlamalar olabiliyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Bilgisayarlarda, CPU daki BIOS’un insan beyninde, hatta tüm canlı beyinlerinde bir karşılığı olması gerekir, BIOS’u olmayan bir CPU çalışmaz, BIOS’un beynimizdeki karşılığını bulursak tüm dillerin ortak mantığını, şifresini çözeriz. bu gün bir sürü bilgisayar dili var ama hepsi aynı ortak BIOS’u kullanıyor, dünyada da binlerce insan dili, binlerce doğal dil var ama hepsi aynı mantığı kullanmalıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. bbc horizon yapımı bir belgesel..dünya dillerinin bir zamanlar afrikada atalarımızca konuşulan bir dilden çıkmış olması gerektiğine kesin gözüyle bakıldığını anlatıyor….

    linguistler arasında tartışma ise bütün dillerin ilki olan ‘o’ dile ait kalıntı kelimelerin mevcut dünya dillerinden toplanması veya çıkarılıp çıkarılamayacağı üzerinde geçiyor(en azından bu belgeselde durum öyle)…

    ayrıca dillerin zamanla nasıl ayrıştığını anlamak ve linguistlerin nasıl çalışmalar yaparak dillerle ilgili bilgileri topladığını görmek için ideal kısa ve güzel bir yapım

    tek dezavantajı altyazısı olmaması..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.