Hangi Adalet?

Hangi Adalet?

“Adalet Devletin Temelidir.” Adaletin ne olup olmadığı konusunu özetleyen çok özlü bir söz bu…
Hrant Dink davasının gündemdeki yeri işgal etmesiyle beraber adalet kavramı ve onun “doğası” üzerine birkaç değinmede bulunmak yararlı olabilir.

Devlet, toplumun sınıflara bölünmüş durumunun bir sonucu olduğu gibi, tarihsel süreç içinde her zaman egemen sınıfın egemenliğini sürdürme aracından da başka bir şey olmamıştır. Bu, sosyolojik bir gerçeklik… Adalet’in mülkün ya da devletin temeli olduğunun söylenmesi bu gerçeklikle birebir örtüşür. Dolayısıyla her şeyin egemenlere göre belirlendiği bir sistemde adaletin “tecelli” etmesini beklemek boş bir beklenti değil mi?

Hrant Dink davası, bizlere tarihte buna benzer, yani adaletin tecelli etmediği sayısız örnek sunmakta: örneğin Dreyfus Davası, örneğin Sacco ile Vanzetti Davası, örneğin Haymarket Davası vs. vs. Bunlar sadece en bilinen örnekler. Adalet denilen şey bu davalarda da tecelli etmemiş ve davalarda yargılanan kişi ya da kişiler adaletin sözüm ona “doğru” tecelli etmesinin kurbanları olmuşlardır. Burjuva hukuku ve adaletinin nasıl tecelli ettiğinin –ve bunun günümüzde de devam ettiğinin- en bariz örnekleridir bu davalar. Bu söylenenler burası (Türkiye) için de geçerlidir tabii. Bakınız KCK davaları, bakınız Hrant Dink davası. Burjuva hukuk sisteminde adalet işte böyle tecelli ediyor! Hâl böyle iken; tüm bu saçma sapan uygulamalara, hukuksuzluklara, gerçek adalet adına tepki göstermek insanlık onuru için olmazsa olmaz bir şey. Zira sokakları doldurmadan adalet falan tecelli etmiyor, edemez! Üzerinden 5 yıl geçen Hrant Dink davası karşısında insanların sokaklara dökülmesi ve adalet talep etmesini elbette anlamlı buluyorum. Ama birilerinin çıkıp da bilinçsizce bu dava ve sokaklarda yürüyenlere karşı faşizan bir tavır içinde tepki göstermeleri, kendilerini etrafındaki kişilere karşı “politik” davrandıkları konusunda ikna etmeye çalışmaları son derece acı, zira bu yaptıkları olsa olsa tek bir şeye hizmet eder: Egemen sınıfın egemen hukuk anlayışını savunmak.

Sistemin asıl istediği de, kendisine bu tür “savunucular” bularak kaleyi içten fethetmektir. Sistem bunu milliyetçilik ve ırkçılık duygusunu kullanarak yapmakta, bizler de beyinlerimize chip takılmış (içimize milliyetçilik duygusu zerk edilmiş) gibi bizlere ne söylenirse harfiyen yerine getiren basit birer robotlara dönüşmekteyiz. Hrant Dink davasında karşı kutupta yer alanların bu durumu göz önüne almaları gerektiğini düşünerek yazıma burada son veriyorum.

22.01.2012

[Hrant Dink belgeseli için bkz.: Hrant için Adalet için, 19 Ocak’tan 19 Ocak’a.

]

67 yorum “Hangi Adalet?”

  1. Hayvan Çiftliği’ni okuyanlar bilir. İnsanları alaşağı ederek yönetimi ele geçiren hayvanlar, önderleri iki domuzun fikir çatışmasına düşmesiyle birlikte ortak paydadan uzaklaşırlar. Totaliter bir rejim kuran domuz Napolyon, paylaşımcı domuz Snowball’u kovdurur. Sonrasında hayvan halkı, yavaş yavaş kendilerinin kurduğu paylaşımcı düzenin yok oluşuna seslerini çıkarmayarak, unutarak, sahip çıkmayarak kaybeder. Sonuçta domuz Napolyon mu insan, insanlar mı domuz olmuştur; hayvanlar bunu ayırt edemez.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Güzel bir anıtsatma Ned. “Hayvanlar eşittir. Bazı hayvanlar daha eşittir.”
    Orwell’ın feci eleştirisidir totaliter rejime. Ya 1984? Bir gün kelimelerinizi bile unutturacaklar, düşüncenize bile hükmedecekler. Adalet kurumlarının olması tek başına yetmiyor, sistem sorunu var. İnsanlar haklarına sarılmadıkça, talep etmedikçe mahkemeler, görev yapar ama adalet dağıtamaz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. spartacus’e değerli yorumları için teşekkür ediyorum. belki yakın bir zamanda bir dahaki sonsuz us buluşmasında tanışma fırsatımız olur diye umuyorum 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. bu konudaki kesin kanım, tıpkı daha önce “sonleylakvalsi”nde söylediğim üzere; “adaletin kendi suçlularını yarattığıdır.

    PS: Dink davasını direkt hükümet eleştirisi gibi gösterme gayreti de bence bir o kadar acınası ya da bunun için bir ölüye ihtiyaç duyulması….ekmeğe yapılan zam da, al anını git de yeterlidir kanımca…öyle olduğuna inanmıyorum, öyle olduğunu söylemenize de saygı duyuyorum velakin söz konusu politik tercihlerse….laf ola beri gele herkes nerede ne zaman ne için yürüyeceğini bilir….öyle hep birlik olalım kolkola vs…daha önce de ifade etmiştim ben bunu romantik buluyorum e romatizm iyidir, güzeldir….mumcu’nun katlinin ardından yapılan her yürüşte ön saflarda bulundum, haykırdım…yokluğunu ve bir daha yazamayacak oluşunu düşünmek öldürülüşünden bile çok acıtmıştı içimi…Dink için bunu söyleyemiyor oluşum (yazınına duyulan aidiyet bakımından) her ne kadar bazı arkadaşlar nedenini bilmediğim yoğun bir karşı atakla öyle düşündüğümü dikte etmeye çalışsa da öldürülmesinin iyi olduğu gibi insanlık dışı ve kan kokan bir cümleye karşılık gelmez…Dink’in öldürülüşü bir katledilmedir. Doğrudur. Alınan karar bence de adil olmaktan uzak ve şaibelidir…fakat e neden burada değilsin sorusunun kendimce yanıtları vardır ve asıl yanıt “ben böyle düşünüyorumdur” hani şu gerçekleşebilmesi için yürüyüşlerin yapıldığı “eylemdir” ben böyle düşünüyorum….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Sevgili Marsseh,
    Yorumunuz biraz küçümseyici, biraz “yaptık ettik ama olmuyor, olmadı” tadında desem, bilmem ne dersiniz? Daha açık olmak gerekirse, ne demek istediğinizi de anlayabilmiş değilim. gerek Mumcu gerekse de Dink cinayetlerindeki ortak nokta cinayetlerin faillerinin “meçhul” ya da “meşhur” olduğu değil mi? Ve hâl böyle iken nasıl olur da bu iki “ortak” davada böylesine ikircikli bir tonda yorum yapılabiliyor!
    Elbette her şeyi söyleme ve istediğinizi düşünme, söyleme hakkınıza sahipsiniz, ama ben sizden biraz daha açık olmanızı en azından biraz daha ikna edici olmanızı rica edeceğim…
    Saygılarla…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. hakikaten kabak tadı vererek sulanmış bu konu hakkında daha açık olmak ve herhangi birini ikna etmek zorunda, ihtiyacında vesairesinde hissetmiyorum kendimi….müsterih olunuz samastla fotoğraf çektirip kan içiyoruz akşamları biz, böyle demokrasi hevesli, çiçek çocuk tadında bir karşılığı yok hislerimin ne yapabilirim….politik tercihim adı üzerinde ama e hadi ikircikli olsun…söyledim yine söylüyorum Dink cinayeti bir katlediştir fakat ne yapabilirim Dink olamıyorum bu kadar kolay aklıma başka kan hikayeleri geliyor ve o vakitler insiyatif kullanmadığı için bir kardeşlik ya da özgürlük simgesi olmuyor benim için Dink…dedim ya lütfen müsterih olun ve huzurla yapın yürüyüşünüzü…aynı yere yürümediğimiz açık…bu gerekli de değil üstelik…hayli iyi hissediyorum kendimi tercihlerimle….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Yargı bağımsız mı?

    Dink cinayeti neden Ergenekon’a bağlanamadı? Bu cinayetin içinde cemaate mensup insanlar olduğundan mı?

    12 Eylül 2010 referandumunda ”EVET” oyu kullanarak HSYK ile Adalet Bakanlığı arasında oluşacak bağlantıyı onaylan Ermeni kökenli olan olmayan herkes kendini suçlu hissediyor mu?

    12 Haziran seçimlerinde iktidarı destekleyen Ermeniler verdikleri oydan memnun mu?

    12 Eylül Referandumunda hiç sandığa gitmeyen Kürtçüler ve onları yönlendiren BDP’liler şimdi KCK davasından tutuklanan Ragıp Zarakolu ve Prof.Büşra Ersanlı için ve diğer gazeteciler için vicdan muhasebesi yapıyorlar mı? Bu insanlar neden ” HAYIR ” deme yürekliliğini göstermedi?

    Bence sorulması gereken sorular bunlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. İnsanların ihtiyacını hissettiği değişimi vaadetmeyeceksiniz.Statükoyu korumaktan başka kaygınız olmayacak…Sonrada bu insanları akpeye oy verdiler diye suçlayacaksınız.??
    Akp tüm dinciliğine rağmen hiç olmazsa bir değişim talebini ifade ediyor.Sizde o dahi yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Örnek bir durgun zeka örneği gösteren yorum yapmışsın. Kafası çalışmayanlarla hiç muhatap olmam ama, hadi bugün merhametli günümdeyim diyeyim kendi kendime. Fakat bil ki, sen Kambur Kerim’in gönül defterinde alt sıralara yerleştin.

    Sen hiç ”Aile Sigortası’nı ” okudun mu? CHP’nin 41 adet projesinden biridir. Beytüşşebap’tan Kapıkule’ye kadar, geliri olmayan her aileye en az 600 TL aylık para, hem de hiçbir karşılık beklemeden. Bu mu statükoyu koruma? Kim yapacağım diye ortaya çıkmış şimdiye kadar bunu Türkiye’de?

    Üniversite öğrencileri için harç kalkacak. Özellikle emekliler, birkaç aylık emekli maaşını çocuğunun Üniversite harcına yatırmak zorunda kalmayacak. Bu mu statüko’yu koruma?

    Tüm Üniversite öğrencileri aylık kredi olarak en az asgari ücret alacak. Yani öğrenci kimseye yük olmadan üniversiteyi biterebilecek. Statükoculuk bu mu?

    Ama ne yapalım, halkımız bu projelere %26 destek verdi, ben yine de bu oranı arttırmak için ölünceye kadar çalışacağım. Sana da o yüzden yanıt veriyorum, belki doğru yolu görürsün.

    Şimdi Akp’nin bazı değişim taleplerine geleyim. İlk ve ortaöğrenimde Arapça dersleri kondu. Öğrenciler arap alfabesini, sağdan sola yazmayı, arap kültürünü, arap kültürü bahanesiyle de namaz, oruç vb. müslüman-sunni ibadet şekillerini öğrenecek.

    Cumhuriyet tarihinde ilk kez, ilk ve ortaöğretim öğrencileri MEB tarafından indirimli tarifeyle Umre’ye götürülüyor. Oysa ülkemizde Umre ve Hac ziyareti yapmak isteyip de maddi olanaksızlıklar yüzünden yapamayan milyonlarca orta yaşlı ve yaşlı insan varken neden sence bu genç dimağlara Umre yaptırılıyor. Bu da bir değişim talebi değil mi?

    Bu değişim talepleri laik demokratik cumhuriyeti yok edecek olan projelerdir.

    Anayasa Mahkemesi, tarihinde ilk kez muhalefet partisi mensuplarına para cezası verdi. Nasıl değişim ama. Bu demektir ki sen vatandaş olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvuruken bin kere düşün, öyle anayasal haklarını aramaya kalktığın zaman ceza olarak ödeyebilecğin binlerce TL’yi de bir kenara koy. Neme lazım evine, otomobiline haciz falan gelmesin.

    Sahi KPSS’de çalınan sorular ile ilgili bir değişim talebi yok mu? Özel Görevli Mahkemeler’de senin vicdanına uygun gelen bir değişim talebi mi? Hele ÖSS şifrelerine hiç girmeyeyim…

    Ekmek, süt yumurta alırken KDV ödüyorsun. Ama pırlanta ticaretinde KDV yok. Bu da yanıt verilen bir değişim talebi değil mi? Sahi kim pırlanta ticareti yapıyor, hiç araştırdın mı? Bu vergi menfaati kimin için?

    Burada yüzlerce sayfa yazarım ama o kadar çalışkan değilim kusura bakma. Ben de çalışkanlık alanında durgunum.

    Son olarak, sana göre değişim talebini ifade eden parti hangisi ve sen o parti için ne yapıyorsun? Bu değişim taleplerini vatandaşlarımıza iletmek, onları ikna etmek için çalışıyor musun? Hiç değilse seçim günü seçmen sandıklarının başında gözlemci (müşahit) olarak bulunuyor musun? Hangi sivil toplum örgütünde, değişim taleplerini dile getiriyorsun?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Benzeri sosyal projeleri mhp de seçim kampanyasında ilan etti.Peki o zaman toplu olarak mhp ye oy vermelimiydik?.Akp de zaten benzeri pek çok sosyal projenin mimarıdır.Bunlar olacaktır zaten olmalıdır da..ama chp yi diğer partilerden ayıran belirgin özelliği bunlar değil…chp nin dindarlar,azınlıklar ve vesayetçiler karşısındaki tutumları chp yi diğerlerinden farklı bir parti kılıyor…chp özgürlükleri savunan bir parti olmayı başardığı gün tekrar oy vereceğim.O zamana kadar en liberal kimi göruyorsam oyum onadır.;)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Tartışmaya geç katıldığım için özür diliyorum. konu sonrasında yapılan tartışmalara bakıyorum da, biraz bağlamını aşıp, ekseni AKP / CHP çekişmesine kaydırmışız yine. Ee, pes diyorum!
    Baal’ın “Akp tüm dinciliğine rağmen hiç olmazsa bir değişim talebini ifade ediyor.” söylemi beni şok etti! Hangi değişim? Obama da “değişim” vaadetmişti, ama ortada değişim değil “süreklilik” var.
    Kambur Kerim’e gelince, ona da katılmıyorum; zira “retorik” ile “realite” ne AKP’de ne CHP’de birbiriyle uyumlu. Bu partilerin ikisi de -eğer söz konusu neo-liberal düzene “harfiyen” uymaksa- aynı! daha geçenlerde Fransa’nın ermeni soykırımı yasası gündemde iken, CHP, öncesinde gırtlak gırtlağa olduğu AKP ile nasıl da yan yana gelmişti ama? düzen partileri, aralarındaki “ufak” farklılıkları bir tarafa bırakırsak, aşağı yukarı aynı kokuşmuş düzenin aynı kirli havasını solumakta bir beis görmüyorlar; üstelik bu kirli havayı bizlere de solumayı dayatıyorlar!

    Bu tartışmada ne Baal ne de Kambur Kerim bir alternatif değiller. bırakalım düzen partilerini de, kendi bağımsız cephemizi, kendi “Tahrir”imizi inşa etmeye çalışalım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. güzel bir yazı olmuş sn Gencer,tebrikler…

    bi özlü söz de burada paylaşayım:

    “Bir devlet, cinayet işlemeye başladığı zaman, kendine daima ”vatan” adını takar…” -Friedrich Dürrenmatt-

    Hrant Dink davası’nda da,KCK tutuklamalarında da Teşkilat-ı Mahsusa ve Enver paşa’dan bu yana kurumlaşmış türk milliyetçiliği ve ittihatçı geleneğin devamını görüyoruz.

    Türkçü Politikalar çok uzun yıllar boyunca;

    1. Türklük elden gidiyor
    2. Şeriat geliyor
    3. ülke bölünüyor/bölünücek

    korkularının empozesiyle zihinlere kazınmış.Gencer’in de söylediği gibi bu korkuların yarattığı çok büyük bir ekonomi var,bir iktidar var.Bugün de Türkçü politikalar devam ediyor,tekçi düşünce sistemi,türk egemen siyasal kültür var.

    bazı arkadaşlar Hrant dink davası’nın mahkeme sonucuna “hepimiz ermeniyiz,hrantız”pankartlarıyla tepki veren binlerce insana karşı eleştirel bir söylemde bulunuyor.

    Hrant Dink,çok sistemli bir cinayetin kurbanıdır.ittihatçı geleneğin devamıdır,faili MALUM dur yani…”hepimiz hrantız”pankartları da devletin karanlık icraatlarına bir tepkidir.Hepimiz ermeniyiz demekle Ermenistan vatandaşlığına geçiş yapmıyor bu insanlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Arkadaşım; sen düzen veya neo-liberal düzene karşı bir örgüt, parti veya sivil toplu örgütü kur, hadi orada mücadele edelim.
    Veya varsa böyle bir oluşum onun adını ver bilelim.

    Lütfen arkadaşım, şu basit mantık hatasını yapmayın. Muhalefete muhalefet etmek her zaman iktidarın lehinedir.
    Her zaman, always, forever…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Tekrardan merhabalar…
    zensen’in paylaştığı; “Bir devlet, cinayet işlemeye başladığı zaman, kendine daima ”vatan” adını takar…” -Friedrich Dürrenmatt- alıntısı için sonsuz teşekkürler… 🙂

    Kambur Kerim’e gelince… şu söylem: “Muhalefete muhalefet etmek her zaman iktidarın lehinedir.” klasik bir Stalinist sol söylemidir. eğer bu satırları yazan sayın Kerim işçi sınıfı tarihini az da olsa incelemiş olsaydı karşılaşacağı bunun tam tersi olurdu. benim dediğim ise; hem muhalefet olmayan sözüm ona”muhalefet”e hem de “iktidar”a eleştirel yaklaşmaktır. elbette Kambur’un dediği gibi böyle bağımsız bir oluşum yok, ama bu da öyle “kur da biz de görelim” tarzında olmaz. tepeden inmeci her türlü düşüncenin, oluşumun karşısındayım, bu tepeden gelen şey komünizm olsa bile! Dünya, “bizler yüzde 99’uz” derken sayın Kerim, “…sen düzen veya neo-liberal düzene karşı bir örgüt, parti veya sivil toplu örgütü kur, hadi orada mücadele edelim” diyor. yazık, çok yazık!
    Sayın Kerim’e bir daha cevap vermeyeceğim…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Sn Kambur Kerim;

    Muhalefete muhalefet etmek demek değil bu.Türkiye’nin siyasi hareketi Türk Milliyetçiliği temelinde kurumlaşmış.Bakın Türk egemen siyasal kültürün bu ülkeye faydası yok,zararı var.3o senedir çözümlenemeyen bir kürt sorunu var,40 bin askerimiz can vermiş,gene bu vatanın evlatları dağda öldürülen binlerce kürt genci var,faili meçhuller var,teröre aktarılan ekonomik kaynak var vs vs vs.

    Malesef konu ulusal çıkarlar olduğunda iktidar muhalefet ile ağız birliği yapıyor ve Türkçü politikalar destekleniyor.Sistemin en güçlü aygıtı medyaya baktığımızda da aynı şey.Ulusalcılık söz konusu ise Akit ve Sözcü gazeteleri kol kola giriyor.

    Beyaz türkler yok artık AK türkler var.Aslında yok birbirlerinden bir farkları 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Gencer sen bana, ben de o zaman hem sana, hem de Ned’e teşekkür ediyorum. Ne de olsa yorumum Ned’in çağıştırdıklarından ötürü yazılmıştı. Sizin son yorumunuza da aynen katılıyorum. Türkiye’deki kötü geleneklerden biri taraftar olmaktır. Bu bir illettir. Taraf olmayan bitaraf olur, mantığı bence yanlış anlaşılıyor. Taraf olmak, haklı gördüğün konuyu düşmanın dahi söylediğinde onu söyleyebilmektir. Bunu yapabildiğimiz oranda sizin sözünüzü ettiğiniz değişim başlar. Önce bireylerde başlar, bir, iki derken bir tavra dönüşür, dönüşebilir. İyimserlik mi yapıyorum, belki….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Ben becerebildiğim kadar saygılı, o olmazsa an azından kibar olmaya çalışarak birşeyler yazıyorum.

    Bazen kantarın topuzunu kaçırabilirim, birşeyleri abartabilirim. Bunda da kasıt aranmamalı. Ayrıca hiç çatışmanın olmadığı sanal ve gerçek ortamlarda bana göre büyük bir sahtekarlık vardır veya birisi eziliyordur, o ezilen farkında değildir ya da mazoşistdir.

    Tamamen doğal, içimden geldiği gibi, hiç kendimi kasmadan yazıyorum, hayatımın hiçbir döneminde hiçbir işte mükemmel olma iddası da taşımadım, en çok sevdiğim ve yaptığım spor ve hobilerimde, en iddialı olduğum durumlarda kaybettiğim zaman bile rakiplerimi çoşkuyla kutluyabilecek şekilde evrildim. Herhalde tek hazımsızlığım 10 yıldır süregelen şu zulüm dönemi.

    Artık bana yanıt vermeyecekmişsiniz. Hemen post it ile bunu bilgisunar ekranıma yapıştırıyorum, ki ben de sizin başlık açtığınız konuları hiç okumayayım. Ama siz yine de her açtığınız başlığın altına ” Kambur Kerim yorum yapmasın, ben ona yanıt vermeyeceğim” diye bir kısa not düşerseniz sevinirim. Hani post-it’in yapışkanı azalır, arasıra evime gelen gündelikçi hanım temizlik yaparken alır atar, ben de unuturum ve sizi rahatsız etmiş olurum.

    Çünkü benim hafızam değerlidir, bu tür gereksiz şeyleri hiç kafamda tutmam.

    Farewell Gencer.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Merhabalar… buradan sevgili Ned’e sesleniyorum, bir dahaki Sonsuz Us buluşmasında sevgili spartacus ve zensen’le tanışmak istiyorum 🙂
    şimdilik sağlıcakla kalın…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Ohannes! Kulaklarımın pasını silen de kim böyle? :)) Ben de henüz bu arkadaşlarla tanışma fırsatı bulamadım Gencercim. Umarım bu yorumlarımızı görünce bir dahaki toplantıya gelirler ve tanışırız.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Hay hay, çağırılırız da gelmez miyiz? ben de tanışmak isterim, müsait olayım yeter ki 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Bu arada; toplantıda Çölaşan’ın adı geçmişti (hayli olumsuz) çölaşan’a da büyük bir sempati duymamakla birlikte bir gazeteci olan Çölaşan’ın eleştiri ya da suçlaması yine bir gazeteci olan Dink’e ait; Agos Gazatesinde yayınlanan

    “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan , Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarda mevcuttur.” sözlerinedir.

    Daha önce de söylemiştim, elbette Dink’in bu ya da benzer fikirlerini açıkladığı için bırakın öldürülmesini rahatsız edilmesi bile bence yersiz ancak açıklama bu iken bir gazeteciye diğer bir gazetecinin soru-düşünce yöneltmesi de bence bir o kadar normal…ha bir de açıklamalarımızı yüksek tonla hayli saldırgan eleştirmek, samastla fotoğraf çektirmekle suçlanmak trajikomik…Öldürülenin bir insan olduğu, failinin sözüm ona meçhul olduğu gerçeğinde hemfikirken halâ “hımm açıklamanız biraz küçümseyici bıdı bıdı aman efendim kendinizi mumcu’ya yakın hissediyorsunuz da Dink’e niye falan filan….”demek de bir o kadar manidar…O akşam da söylemiştim..her ne kadar Dink bu sözlerinin ardından ilk sağda çark etmişse de benim için bu açıklamanın sahibi bir dünya insanı olmaktan hayli uzaktır…kaybı sevenleri için üzücü alınan mahkeme kararı bence de şaibelidir…ancak bu beni “Dink ya da Ermeni” yapmaz…ancak “Dink ve ermeni” olduğunu ifade eden insanların gerçek yani ifade etmek istedikleri düşüncenin ne olduğunu öğrenme yoluna sevk eder…ama sanırım sorun bu öğrenme dileği. Toplantıda yine hayli naif bir şekilde bir arkadaşın “amann canım madem dink değilsin sana ne” demesi cidden durumun yaratılan taraflar açısından nasıl algılandığının net bir göstergesi…. bu ve benzer arşiv elime geçmişken eklemek istedim hepsi bu…hoşlanmam yarım kalandan.

    Turan Dursun şimdinin “yandaş” medyası denilebilecek medyasının büyük linç girişimi sonucu öldürülmüşken belki hepimizin değil (-ki zaten olamaz, bu temenniyi de romantik bulduğumu ifade etmiştim…)Turan Dursun, Uğur Mumcu ya da Ahmet Taner Kışlalı olduğumu “dünya insanı” olmayı beceremeyen üstelik bunu ülkü edinmeyip sadece bir ideal olan “insan” olmaya çalışan fikrimle, kalbimle söyleyebilirim….ünlü ermeni sanatçı Sarkis’i ve sanatını “Site” sergisi özelinde inceleyen, Haliç Üniversitesi mekan ve kültür sempozyumu için yazdığım, basılı yayın olan bildirimde yer bulduğu üzere Sarkis; Dünya’nın okunamayışına karşın kalbini okumaya çağırır insanları ve bu çağrı niteliğinde işler üretir…belleğinden, kalbinden, özge oluşundan bahsederken üretimin kollektif belleğine (örneğin müzelere, kentlere) de vurgu yapar..neyse..falan filan…faşist ve samastlı fotoğraf sahibi olmak var serde… “Belleğim vatanımdır” der Sarkis…Belleğimizin sıfırlanması beklentisi içinde olunması…ansızın insan olmaktan daha büyük ve komplike olmalı ki dünya insanı olma söyleminin geliştirilmesi cidden garip…amaannn demişti zaten bir arkadaş sana ne marsseh…sana ne…madem dink değilsin….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Sayın Marsseh,

    Dink’in bahsi geçen ifadesinin bulunduğu ‘yazı dizisini’ 0kudunuz mu?.. Bir cümlenin geçtiği paragrafın başını ve s0nunu bilmeden, nasıl 0 cümlede ne anlatmak istediği k0nusunda fikir sahibi 0labiliy0rsunuz?

    Dink, yazdığı veya söylediği sözler yüzünden çark etmemiştir.. Zaten 0lumsuz her hangi bir beyanı y0ktur.. Dink, Emin Çölaşan, Deniz S0m gibi milliyetçi ve bilgi sahibi 0lmadan fikir sahibi 0lan insanların linç kampanyasının s0nucunda öldürülmüştür.

    Bunu görmezden gelirsek, aynı zamanda ipin ucunu ç0ktan kaçırmışız demektir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Örneğin aynı linç kampanyası bugün Ahmet Altan’a yapılıy0r.. Her ne kadar kendisinin edebi yanını ç0k sevsem de, bugün gelinen n0ktada bile hükümetten bir şeyler beklemesi, devletin iktidarı dönüştürdüğüne inanması, bugünkü iktidarın aslında resmi ide0l0jinin öteki yüzü 0lduğunu görememesi yüzünden kendisini ç0k eleştirmişimdir.

    ”Bir kadın memesine vatanı satarım” sözünü alıp, ”Bakın Altan ne demişşşş” diye önümüze k0yanlarla, Dink’in yazdığı yazıyı başı ve s0nu 0lmadan önümüze k0yanlar aynı kişilerdir.. Altan gerçekten de bunu mu kastetmiş diye bu ifadenin geçtiği kitabına baktığımızda, aslında hiç de böyle bir şeyi kastetmediğini, ç0k h0ş benzetmeler yaparak memleketi kendi açısından tanımladığına şahit 0luruz.

    Bu yüzden Mumcu’nun dediği gibi, fikir sahibi 0lmadan önce mutlaka bilgi sahibi de 0lmalıyız.. Ve bu linç kampanyasını hazırlayanların tuzağına düşmemeliyiz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. işte bundan bahsediyorum; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumu söyleme gereğinde bulunmuşsunuz ya işte bu denge sorunundan bahsettim..hayli açık…ama o öyle okunmaz ki sayın marsseh ben size nasıl okunacağını söyler, gösterir, öğretirim…di mi ama…tabi…bu da bir yüce gönüllü insan davranışıdır….yüce gönüllü bir şiddet içeriğidir…öyledir..öyledir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Eğer alıntı yaptığınız cümlenin bir yazı dizisinden alındığını bilip, 0 yazı dizisinin tamamını, hiç y0ktan cümlenin geçtiği kısmın bir kaç paragraf üstü ile bir kaç paragraf altını 0kusaydınız, bu cümlenin sizin anladığınız şekilde 0lmadığını ç0k rahat bir biçimde görebilirdiniz.

    Yani cümlenin kendisinden değil, içinde bulunduğu yazıdaki anlamından bahsediy0rum.. Y0ksa, ‘Ben bu cümleyi sizin anladığınız gibi anlamıy0rum’ veya ‘Siz bu cümlede ne anlatılmak istendiğini anlamamışsınız’ demiy0rum.. Eğer anlatmak istediğimi anladıysanız, sizin ifade ettiğiniz gibi bir durum 0lmadığını görebilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. evet sekizincisinde çark eder…bu benim okumamdır…mesaimdir…kabalık olarak algılamayın ama söylemeliyim; nasıl okuyacağımın bilgisi ve icazeti size ya da bir diğerine düşmez…ayrıca altan’ın o sözü ile ilgili de sizin gibi düşünmüyorum, ne düşündüğüm sitede mevcut….siz böyle bir dersi ancak çocuklarınıza verebilirsiniz..aman dikkat edelim de kurt tuzağına düşmeyelim…gökten düşen elmalarımızı yiyelim usul usul, kafalarımız yarılmış, kan kaybederken biz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Evet, zaten 0 tuzağa hepimiz ç0cukken 0kullarda resmi tarih öğretilirken düşüy0ruz.. Ama bazılarımız y0ğun milliyetçilik pr0pagandasını ç0ğunlukla 0kuyarak, nadiren de sadece vicanları sayesinde kırabiliy0r.

    Kabalık 0larak algılamayın ama siz kıramayan, kurtulamayan tarafta kalmışsınız.. Bu saatten s0nra da sizden bir aydınlanma beklenmez.. Milliyetçilerin çeşitli k0mpl0 te0rilerine, her türlü ifadeyi çarpıtarak önünüze k0ydukları durumu bir güzel yemek durumundasınız.

    Ne diyelim.. Afiyet 0lsun diyelim mi?.. Diyelim bakalım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. sangre, çok güzel bir sangria tarifim var kendime aittir ve tariflerimi paylaşmam pek nadir görülmüştür ama bu prensibi senin için esneticem biraz, içtikçe beni hatırlarsın…

    1 tüm elma
    1 tüm portakal
    1 tüm limon
    15 ila 20 adet çilek büyüklüğüne göre değişir
    2 su bardağı sıkma portakal suyu
    20 cl portakal likörü
    1 şişe kırmızı sek şarap
    5 çorba kaşığı toz şeker

    yapılışı: önce meyveler küçük parçalar şeklinde doğranır, daha sonra bir tencereye tüm malzemeler koyulur içecekler dahil ve kaynamıcak şekilde pişirilir.
    bu tarif 4 kişiliktir ,kişiye göre azaltabilirsin istersen,sıcak içiniz lütfen afiyet olsun…

    Şimdi güzel arkadaşım asıl senin yazından, burnuma bir milliyetçi kokusu geldi ve Emin Çölaşan hakında söylemiş olduğun sözlerde miliyetçi ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan kişiler tarafından öldürülmüştür dedin dink’in bu senin görüşün fakat bana görede Emin Çölaşan dan bu şekilde bahsetmen senin bilgi sahibi olmadığını gösteriyor..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Milliyetçilikle, Cumhuriyetçiliği karıştırmayalım..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. K0nu zaten Hrant Dink.

    Dink’in bahsi geçen yazısını siteye alıntı yapıy0rum.. N0rmalde sadece bir link vermek yeterli 0lurdu, fakat 0kuduğunu anlamayan veya anlamak istemeyen insanların 0lduğu bir ülkedeyiz.. Bahsi geçen ifade için özellikle 0kunması, üzerinde durulması gereken yerleri italik 0larak göstereceğim ki, dava k0nusu ifade net bir şekilde anlaşılsın.

    Yukarıdaki arkadaşın ‘Sekizincisinde çark eder’ diye belirttiği durumu ise anlamış değilim.. Zaten 0 ifade 8. yazıda geçer.. Yani çark etse etse 9’da etmesi gerekirdi, ki zaten yazı dizisi 8 bölüm.. Çark etmiş 0lması da söz k0nusu değildir.

    Yazı dikkatli bir şekilde 0kunursa, Ermenilerin yaşadığı travmadan bahsedilmekte ve ‘akacak zehirli kan’ 0larak belirttiği durum ise Türkün kanı değil, travma içinde 0lan -Diasp0ra- Ermenisinin kanıdır.. ‘Zehirli kan’ 0larak bahsettiği durum, Ermenilerin kafasında yarattığı ve Ermenilerde travmatik 0larak 0rtaya çıkan ‘Türk’ 0lgusudur.. Eğer Ermeniler bu 0lumsuz imgeyle uğraşmaktan vazgeçerlerse, yani kendi zehirli kanını akıtırlarsa, bu ‘Türk 0lgusundan’ b0şalacak yere başka bir ülkü yerleştirebileceklerdir.. Dink de bunun nasıl 0lması gerektiğini yazısında anlatıy0r.. Buyrun 0kuyun;

    link to turquieeuropeenne.eu

    Ermeni’nin “Türk”ü

    Agos’tan 23 Ocak 2004 Sayı 408 – Ermeni kimliği üzerine (6)

    Küresel ve evrensel değerlerin yerel değerleri tahakküm altına aldığı çağımızda, kültürel kimliğini tam anlamıyla yaşamak bir yana, kimliğini bir nebze yaşatabilmek için dahi Diasporanın özel çaba göstermesi gerekir. Bu özel çabanın ise her zaman için özel nedenlere ve araçlara ihtiyacı vardır.
    Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir. Her ikisinin de özel nedeni aynıdır… Soykırıma uğramış olmak.
    Dolayısıyla onlara kimliklerini korumayla ilgili insanlığın tanıdığı hak bir miktar ayrımcı ve pozitiv durumda olmalıdır.
    Hakikaten de, Yahudiler bu pozitiv hakkı layıkıyla kullanabilmiş ve kimliklerini korumada onlara bahşedilen toleransı çok iyi değerlendirerek, dini inanışlarından aldıkları “Tanrının ayrıcalıklı halkı” ünvanını dünyadan aldıkları “Yeryüzünün ayrıcalıklı halkı” noktasına kadar taşımışlardır.
    Ne var ki aynı durum Ermeni halkı için sözkonusu olmamıştır.


    Dünya Yahudi soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti Ermeniler’den esirgemiş, bu ise Ermeni kimliğinde en büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.
    “Hakkı esirgenmiş Ermeniler” bundan böyle kimliğini “Gerçekleri talep etme inad”ı üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat Diaspora Ermeni kimliğinin temel düsturu haline dönüşmüştür.
    Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür.
    İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni Diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır. Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.


    Dünyanın gerçekleri hâlâ kabul etmemiş olması bir yana, Ermeni kimliğini asıl tahrip eden, Türkler’in bu konuda kıllarını bile kıpırdatacak bir yaklaşım içinde olmamalarıdır.
    Nitekim kıyaslandığında görülecektir ki, Yahudiler’in bugünkü seviyeye erişmesinde asıl etken kendi becerilerinden ziyade, onlara soykırım uygulayan Alman halkının sonradan oynadığı şefkatli roldür.
    Soykırım sorumluluğunu üstlenen Almanlar’ın Yahudiler’den özür dilemesiyle birlikte bu halk yaşadığı travmayı üzerinden atarak ruh sağlığına kavuşmuş ve ancak bundan sonra kültürel kimliğinin açılımlarını sağlayabilmiştir. Ne var ki Ermeni halkının travmatik hastalığı hâlâ sürmektedir ve kimliği asıl kemiren ve tüketen de bu sağlıksız ruh halidir.


    Ermeni kimliğini analiz ederken “İslam” ve “Türk” olgularının bu kimlik üzerinde oynadığı rolün hakkını teslim etmek gerekir.
    Sonuçta Ermeniler’in bin yılı aşkın süre İslamla ve Türklerle yaşanmış bir biraradalığı mevcuttur. Öyle ki, Ermenileri Batılı Hıristiyanlar’dan ayıran önemli özelliklerden biri, onların öteden beri İslamlarla birlikte yaşamış olmalarıdır. Batılı Hıristiyanlar daha ziyade Hıristiyan-Hıristiyan’a yaşarken, Ermeniler çoğu kez İslamlarla yan yana, kimi zaman da iç içe yaşayarak farklı bir deneyimin sahibi olmuşlardır.
    Bugünün güncel tartışmalarında çok söylenegeldiği gibi Avrupalı Hristiyanlar, Müslümanlar’ın da içinde yer aldığı çokkültürlü bir yaşam biçimine henüz yeni yeni adapte olurken, Ermeniler Doğudaki Hıristiyan milletler gibi (Süryaniler, Keldaniler v.s) bu realiteyi iyi ve kötü yönleriyle uzun süre yaşamışlardır.
    Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.


    Ermeni’nin ve Türk’ün birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerinden etkileşimleri öyle iki kelimeyle geçiştirilecek bir sıradanlıkta değildir. Asırlar süren ilişkilerde birbirinden alınan o kadar çok iyi ve kötü kimlik donanımları sözkonusudur ki, kimi zaman davranış biçimlerinde birini diğerinden ayırmak hayli güçtür. Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915’te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz, bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.
    Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla.
    İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama- Ermeniler’in kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün gözükmemektedir.
    Özellikle Türkler 1915’e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir.


    Sonuçta görülüyor ki işte “Türk” Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir. Asıl önemli sorun ise Ermeni’nin kimliğindeki bu Türk’ten kurtulup kurtulamayacağıdır.

    “Türk”ten kurtulmak

    Agos’tan 30 Ocak 2004 Sayı 409 – Ermeni kimliği üzerine (7)

    Ermeni kimliğinin “Türk”ten azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Türkiye’nin (devlet ve toplum olarak) Ermeni ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Ermeni ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir.
    Bu tutum hemen olmasa da, zaman içinde “Türk” unsurunun Ermeni kimliğinden uzaklaşmasına yol açabilir. Ne var ki bu şıkkın gerçekleşmesi şimdilik zor bir olasılık.
    İkinci yol ise bizzat Ermeni’nin “Türk”ün etkisini kendi kimliğinden atması.
    İlkine göre bu ikincisi, daha bir kendi iradesi ve inisiyatifine bağlı olduğundan, gerçekleşme ihtimali daha fazla.
    Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.


    Ermeni dünyasının bunu nasıl başarabileceği ise tamamiyle mevcut duruma yeni bir anlayışla bakabilmesiyle ilişkilidir.
    1915’e bakmak örneğin…
    Ermeni dünyası yaşadığı tarihi dramın gerçekliğinin farkındadır ve bu gerçeklik bugün dünya ülkelerinin ya da Türkiye’nin kabul edip etmemesiyle değişecek değildir. Onlar kabul etmese de Ermeni ulusunun vicdanında olan bitenin adı başından beri kazınmıştır. Dolayısıyla Dünya’dan ne de Türkiye’den bu gerçekliğin tanınmasını beklemek Ermeni dünyasının yegâne hedefi olamaz.
    Gayrı herkesi kendi vicdansızlığıyla başbaşa bırakma zamanı gelip de geçmiştir.


    Bu gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdani sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan -“İnsan” kimliğimizden- alır. Dolayısıyla gerçeği kabul edenler, asıl olarak kendi insanlıklarını arındırırlar.
    Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız’ın, Alman’ın, Amerikalı’nın ve ille de Türk’ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayrı bu hatadan uzaklaşmanın ve “Türk”ü Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir. Ermeni kimliğinin çektiği bunca sancı artık yeterlidir, sancıyı bundan böyle biraz da insanlık denen aleme terketmek gerekir.


    Kimliksel dinginliğini “Türk”ün olumsuz ve kayıtsız varlığına kilitleyen Ermeni dünyasının, tüm ortak performansını dünya üzerinden “Türk”e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye ayırması, ne yazık ki kimliğin uyanışını erteleyen koca bir zaman kaybından başka bir şey değildir.

    Ermeni dünyası, kimliğinin geleceğine bundan böyle, öylesi kavramlar yüklemelidir ki bu kavramlar bu ulusun körelmiş üretim yeteneğini tekrar fişekleyebilecek iticilikte olsun. İşte bu nedenle, “Kendi acısını sırtlayacak ve gerekirse mahşere kadar da onuruyla kendisi taşıyacak” bir anlayışı Ermeni kimliğine hakim kılmak en temel yönelim olmalıdır. Aksi durumda Ermeni dünyası kendini başkalarının gerçeği kabul edip etmeme insafına zincirlemiş olur ki… Bu da gerçek tutsaklığın ta kendisidir.


    Ermeni dünyasının kendisini “Türk”ten kurtardığında, kimliğinde bir boşluk yaşayacağını ve özellikle de Diaspora Ermenileri’nin kimliksel çözünürlüğünün hız kazanacağını sananlar aldanırlar.

    Ermeni kimliğinde “Türk”ten geriye kalacak boşluğu dolduracak çok daha yaşamsal bir olgu sözkonusudur o da bizatihi bağımsız Ermenistan devletinin varlığıdır. Bundan onbeş yıl önce var olmayan bu yeni heyecan, artık her türlü etkinin ve etkenin üstünde Ermeni kimliği üzerinde büyük bir rol oynamaya namzettir.
    Ermeni dünyasının geleceğini, bu minik ülkenin gelecekteki refahına ve içinde yaşayanların mutluluğuna endekslemesi aynı zamanda kendi kimliğini rahatsız eden sancılardan kurtuluşunun da bir işareti olacaktır.


    Ermeni kimliğinin “Türk”ten kurtuluşunun yolu gayet basittir:
    “Türk”le uğraşmamak…
    Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır:
    Gayrı Ermenistan’la uğraşmak.

    Ermenistan’la tanışmak

    Agos’tan 13 Şubat 2004 Sayı 411 – Ermeni kimliği üzerine (8)

    “Türk”ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.
    Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun.
    Bu farkındalığın asıl sorumlusu ise Diaspora’ya yayılmış Ermenilerden ziyade Ermenistan yönetimleridir. Ermenistan hükümetlerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve gereğini yerine getirmeleri aslolandır.


    Ne var ki 12 yıllık bağımsızlık döneminde Diaspora ile Ermenistan ilişkilerine bakıldığında, Ermenistan hükümetlerinin henüz bu sorumluluğun bilincine yeterince varmadıkları görülür. Birkaç gösterişli “Pan Armenian Buluşması” dışında işlevsel bir “Diaspora-Ermenistan buluşması” mekanizması dahi kurulamamıştır.
    Ermenistan’ın Diaspora ile ilişkileri bazen Diaspora’nın bazen de Ermenistan’ın inisiyatifinde ağır aksak yürütülmüş, kalıcı ve daha ziyade Ermenistan merkezli bir kurumlaşmaya gidilememiştir.


    Oysa Ermenistan’ın çoktan özel ve çok güçlü bir Diaspora Bakanlığı kurmuş olması gerekirdi. Bu bakanlık sayesinde de dünyanın en ücra köşelerine dahi dağılmış ve dağılacak tek Ermeni bireyinin dahi nasıl kucaklanabileceği temel bir kaygıya dönüştürülebilir, sonrasında bu kaygı doğrultusunda hareket edilir ve buna göre projeler geliştirilebilirdi. Bunun yapılmamış olması hâlâ büyük bir eksik olarak gözüküyor. Bu kaygısızlığıyla Ermenistan kendisinin ne denli bir ana kök olduğunun farkında değil ki Diasporadakiler’e de bunu hissetirebilsin.
    Bu da gösteriyor ki Ermenistan elbette layık ama Ermenistan yönetimleri henüz Diasporalıya layık değil.


    Ermenistan’ın Diasporalı bireyle kuracağı birebir ilişkinin Diaspora Ermeni’sinin kimliğinde ve kimliğin yeni cümlelerinin kuruluşunda oynayacağı rol çok büyüktür ve tartışmasızdır.
    Bugün Diaspora’da açık tutulan Ermeni okullarının, dil kurslarının, sosyal ya da kültürel kurumların ya da diğer tüm kollektif faaliyetlerin yegane amacı Ermeni kimliğini yeni kuşaklara taşımak, korumak ve mümkünse geliştirmektir. Bu amaç için milyonlarca dolar harcanır. Sonuçta elde edilen, bilinen ama konuşul(a)mayan bir dil ile arada bir kilisesine giden ama o kadarla yetinen bir kimliktir. Oysa diğer taraftan öyle bir gerçek vardır ki bunun gereğini yerine getirmek artık kaçınılmazdır.
    O da Ermenistan’la Diasporalı’nın kuracağı moral diyaloğun bizatihi kendisinin en doğal okul olduğudur.


    Diasporalı gencin bu okullarda okumamış, bu kiliselere gitmemiş olsa da bir kez Ermenistan denilen doğal okulla tanışması kimliği için çok şey ifade eder.

    Diaspora gencine on yıllar içinde eğitimle ve kiliseyle verilen Ermeni kimliğiyle, o gencin Ermenistan’ı bir kez ziyaret ederek edineceği kimlik arasında ikincisinin lehine ağır basan bir köklülük söz konusudur.
    Bu dediğimizin ne denli doğru olup olmadığını denemek o denli pahalı bir şey değildir. Bir kenara ayırılacak üç beş kuruşla bir gencin yıllık tatilinin 15 gününü Ermenistan sokaklarında geçirmesi pekala sağlanabilir.


    Ermenistan’ı ziyaret eden ve öncesinde Ermeni kimliğinden bir hayli de uzak gözüken gencin, 15-20 günlük bu sürede edinmiş olduğu kimliğin nasıl damardan absorbe edildiği görülecektir.
    Artık o dakikadan itibaren gencin bu kimliğini dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun unutması bir daha olanaksızdır.
    Gayrı o kimlik ona damardan şırıngalanmıştır… Dolayısıyla gençler için Ermenistan’a özel seyahat turlarının düzenlenmesi birincil derecede kimlik kazandırıcı faaliyettir. Bu çalışmalar ne pahasına olursa olsun her yerde yıllık programların başına alınmalıdır.


    Ermeni kimliğin doğrudan Ermenistan’dan edinilecek cümleleri, kelimelerle anlatılamayacak denli zengin kazanımlardır.
    Bu durum, saksıda yetiştirilmeye çalışılan narin bir bitkinin kendi toprağı, kendi suyu ve kendi güneşiyle tanışmasına da benzetilebilir. Denemesi bedavadır… Herkese önerilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. bende sizden bahsi geçen yazının tamamını sorucaktim..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. O ‘lardan 0 ve kardan da adam yapılabilir.tabi rönesans değildir o daha çok edison ile eş bir aydınlanma aşkı ile kendimize bir kaç yüz volt vereceğiz. ışık niyetine ama siz isterseniz kendinize gelmek için kullanın. ay aklıma gelmişken resmi tarih karşıtı emo duruşu engellenemez arkadaş. justin bi e ber lar ölmez vatan bölünmez üfleyelim kahkülleri.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. “Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.”

    birçok alıntı yapılabilir ama ben bu güzide yazıdan bunu tercih ediyorum…Dink’in amacı(!) ne olursa olsun bu söylemi hayli milliyetçidir..olabilir, olmalı belki de ancak; temel sorun şu; ermeni bir yazar ermeni kültürünün kökleri ile botanik bir hassasiyetle ilgilenirken benim ya da diğerinin Türk dediği an faşist, aydınlanmamış (ki hayli hadsiz, nezaketsiz bir itham) olarak değerlendirilmesi…neyse çok ama çok iyi olmuş yazıyı da buraya almış olmanız….şimdi “hayırrrr canımmm hrant bir dünya insanıydı, ermeni milliyetçisi değildi” diyenleri, demek isteyenleri izlemek daha bir keyifli olacak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Birincisi, 0’ları bilerek ve isteyerek yapmıy0rum.. Bu sayı yerine asıl kullanmam gereken harfin tuşu basmıy0r.. Yani bir anlamda mecburi 0larak kullanıy0rum.

    Eğer isteyerek yapsaydım dahi n0ktalama işaretleri, cümleye büyük harfle başlama, devrik cümle kullanma gibi k0nularda sizin kadar ’em0′ 0lamazdım heralde, sayın innkeeper.. Siz önce kendiniz Türkçe’nizi düzeltin.. 0ndan s0nra ise başkalarına sıra gelir.. Şüpheniz 0lmasın.

    Sayın Marsseh, cımbızlayarak cümle seçme arzu ve isteğinizi anlayabiliy0rum.. Ama yazı dizisinin tamamı 0kuduğunda hiçbir milliyetçi söylem 0lmadığı, bilakis Ermenilere yönelik bir eleştirinin var 0lduğu görülecektir.. Benim söylediklerimi dahi tam 0larak anlayamamışken, yukarıdaki yazı dizisini anlayabileceğinize yönelik hatalı bir fikir yürüttüğümü de kabul ediy0rum.. Bunun için de ayrıca kusura bakmayın.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. sokuşturma açısından beyin fırtınası diyebilirim, müthişsiniz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. “filler çapraz gider” demek istiyorum. Ayrıca “kusura bakmayın”lı cümleler kurmak sizi nazik biri yapmaz. Aydınlanma, okuduğunu anlama, sizin için geç gibi hayli içeriksiz ifadeleri kullanan sizsiniz. ve sonra…kaleye varılır….varılır mı..demek ki neymiş…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. bu tepe bakışı sevdim ben manzarali. biz de o kaynaktan faydalanmak istiyoruz. bu fikri beğenmedi mi ayar veren zihin de resmi tarihten kurtulup ilkokul öğretmeninden kalma bir hırsla cetvel sallamıyor mu hastasıyim,parcala beni behçet:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Yazı dizisinin tamamında Hrant, ermeni kimliğinin kayboluşuyla ilgili bir söylemi dile getirmektedir. Bu resmen ve tamamen (ne derseniz deyin) milliyetçi bir duygudan kaynaklanmaktadır. Ki sevgili Marsseh belirtmiş, Hrant’ın söylemi doğaldır. Kendi kimliğini bulmak, yaşamak hatta diğerlerine DAĞITMAK istemektedir. Kendini Türk veya fransız vs… kimliği içerisinde kaybolmuşluktan kurtarma arzusundadır. Hrant için gösterdiğiniz duygusal hassasiyeti ve NEZAKETİ! Türk kimliği için de göstermenizi rica ediyoruz.

    Diyoruz fakat aslında anlatamıyoruz. Birilerini doğal düşman ilan edip bu noktadan politika üreten AKP kadrolarını besleyen, yücelten işte bu yanlış anlayıştır. Güdülmek istenen ve yeniden bir değişim olarak sunulmaya gayret edilen: REAYA toplumudur.

    Ben reaya olmak istemiyorum. Bu kadar basit… Bunda anlaşılmayan nedir bunu da anlamış değilim.

    Sorguya gelince, şu an hükümet olan AKP dir. Suçluları bulup cezalandırması gereken de AKP dir. Muhalefet iktidara yapılır. Henüz iktidar olamamış muhalafete suçlama yöneltmek abesle iştigaldir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Ben nazik biri değilim.. Nazik 0lduğumu da hiçbir zaman söylemedim zaten.

    Günümüz p0st-m0dernistleri, ‘dil’in anlama, algılama gibi durumlarda bir hayli etkisiz kaldığını, bir yazının veya ifadenin ç0k farklı açılardan y0rumlanabileceğini, göreceliğin sınırlarının tahminimizden daha geniş 0lduğuna dair söylemlerini dile getiriy0rlar uzun zamandır.. Benim bu kişilere, bu k0nuda ciddi bir itirazım 0lsa dahi, belli bir düzeyde hak vermemem söz k0nusu bile 0lamaz diye düşünüy0rum.. ”Anlattığın karşındaki insanın anladığı kadardır” diye bir söz vardır hani.. Veya en basitinden bir ressamın çizdiği tabl0yu, her insan farklı bir bakıç açısıyla y0rumlar.. Tek bir tane yazı veya tabl0 değil, yazılar/tabl0lar söz k0nusudur.. Yani bazen filler gerçekten de çapraz gidemeyebiliy0r.. At gibi davranmak isteyip ‘l’ şeklinde veya gönlünde vezir 0lmak yatıy0rsa, bir ç0k şekilde davranabiliy0r.. Bu k0nuya da hiçbir itirazım y0k benim.

    Benim itiraz ettiğim n0kta bu durumun ç0k dışında, Türkiye’de var 0lan bir zihin yapısının ve 0 zihin yapısının algılama s0runuyla ilgili.. Ben 0 zihin yapısını ç0k iyi tanıdığım için, affınıza sığınarak burada kısmen ahkam kesebiliy0rum.. Y0ksa her insanın zihin yapısının parı pak 0lduğu bir n0ktada böyle bir itirazı dile getirmem.. ‘Sen öyle anlamışsın, ben böyle anlıy0rum’ derim.. Saygı duyarım.. Kusura bakmayın ama şu anda saygı duyamıy0rum.. İnsanların faili meşhurlara kurban gittiği bir zihniyetin k0ca bir milletin zihin yapısını şekillendirdiği, hedef gösterdiği bir yapıya saygı duymam söz k0nusu değil maalesef.

    Bu yüzden benden nazik 0lmamı da, saygı duymamı da beklemeyin lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Sana aynen katılıyorum…

    Bu arada behçet, açık konuş biraz. Söyle bakem kime atıyorsun topu habire 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. öğreten adam ve oğlu var mı sahi hala…derrida ve sassure a da bir ara ders verirsiniz…ilginize, ahkamınıza….ihtiyaç duyuyor olmalılar….ne kusuru ne demek ne demek…ipte yürümek bir denge işidir…buyurunuz…..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. o yüzüğü de sahibine verin,fil de düz gidecek o kadar. sonra bizden niçin bilim adamı mucit çıkmıyor! ayar etmeyin çok afedersiniz adamı.
    behçe beni yak kendini yak çiz tabloları parçala beni:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Cumhurriyete sahip çıkma günüdür, bırakalım etnik kökenleri,dili,dini,ırkı,soykırımı.. Cumhurriyet çatısı altında tüm sorunların bir gün çözüm bulucağına inanıyorum ben fakan bunun için bazı konuları bir kenara bırakmak gerek. Şu an ceza evlerinde tutuklu bulunan generallerin bir zamanlar denizleri asmalarının pişmanlığıyla, yıllarca çözülmeyi bekliyen sorunları görmezden gelip keyif sürmeleri, Aydınlarımızın karanlıkta kalmaları sonucu (edison’nun bile yaşasaydı pişman olucağı ampül partinin) başımıza şu an bela olmalarının sebebidir.

    Ve eminimki, o kadar çok pişmanlıklar varki şu anda, geriye dönme şansı olursa geçmişte yapılan hataların bir daha tekrarlanmıcağına eminim.

    Öncelikli sorun din’dir ve herşeyin başlangıç noktasıdır, bizmi din ile hesaplaşmadığımız sürece ne hiç bir sorun çözülemez…

    Darwin ne demiş, bilim ve sanat bir kuşun iki kanadı gibidir, bu kuşu bulan uçucaktır.Bulamıyan ise bir tavuğa benzer, nasılki bir avuç yemi verir arkasından yumurtasını alırsınız…

    İki Mustafa Kemal vardır:

    Biri ben et ve kemik,geçici Mustafa Kemal…

    İkinci Mustafa Kemal ise, Onu ”ben”kelimesiyle ifade edemem.

    O ben değil, BİZDİR!

    O Memleketin her köşesinde yeni fikir,yeni hayat ve büyük ülke için uğraşan,

    AYDIN VE SAVAŞÇI BİR TOPLULUKTUR.

    Ben onların rüyasını temsil ediyorum.
    Benim teşebbüslerim onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

    O Mustafa Kemal sizsiniz,hepinizsiniz
    Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken

    Mustafa Kemal odur!

    Çözümün adresi bellidir..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. Hrant’ı suçlayan zihniyetin yaptığı cımbızlama her yerde aynı:

    “”Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan , Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarda mevcuttur.” sözlerinedir.”

    Yazı dizisinin yalnızca bu kısmına bakarsanız (ki öyle yapıyorsunuz), normal olarak Hrant’ın Türk düşmanlığı yaptığını düşünebilirsiniz.Kolaycılığa kaçıp Türklüğü savunmuyorlar diye de kızabilirsiniz.

    İşin aslı öyle mi?

    Değil! Hrant, -yazı dizisinde belirttiği gibi- hem Ermeni hem de Türk milliyetçiliğine karşı duran aydın bir yazardı.Sangre zaten yazıyı koymuş.Okumak isteyen tekrar okusun diyeceğim; fakat okumak değil, anlamaktır esas olan…

    Devlet faşizmine ve üçüncü sınıf kaptalizmine karşı durmayan herkes, bu kıyımı meşru görebilir. Bu, hayattaki duruşunuzla ilgili bir durum. Sırf Hrant Ermeni diye, onu Uğur Mumcu’dan veya diğer öldürülen gazetecilerimizden ayıracak değiliz. Kişin kimliğine değil, ne düşündüğüne bakılmalıdır.

    “Hrant için gösterdiğiniz duygusal hassasiyeti ve NEZAKETİ! Türk kimliği için de göstermenizi rica ediyoruz.

    Diyoruz fakat aslında anlatamıyoruz. Birilerini doğal düşman ilan edip bu noktadan politika üreten AKP kadrolarını besleyen, yücelten işte bu yanlış anlayıştır. Güdülmek istenen ve yeniden bir değişim olarak sunulmaya gayret edilen: REAYA toplumudur. “

    Hassasiyetimiz duygusallıktan değil, tarafsızlıktandır.”Türk kimliği”nin eş anlamı, bastırılmış veya hor görülmüş, kapitalizme hizmet etmeyen, insanları tektipleştirmeyen bir kimlik olsaydı, onu da savunurduk. Savunulan şey, kimlik değildir zaten.. Olaya yalnızca kimlik bazında bakarsanız, bu tip söylemlerde bulunursunuz. Türk devlet politikasının şimdiki durumu gözler önündeyken, AKP yandaşlığı ile suçlanmak “Türk milliyetçisi olmayan, kesin AKPlidir diye” düşünmekle aynı şeydir! Çünkü ikisine de karşı olan kollektif bir grubun olabileceği aklınıza bile gelmiyor. Zaten ya dincisindir(şeriat istersin) ya da milliyetçisindir(Türk kimliğine nezaket istersin).Bu iki grup dışında başka bir görüşte olmak yasaktır!

    İlla ki kapitalist kölesi olunmalı… Türklük elden gidiyor diye feryat figan sokaklara dökülünmeli…

    Bu ülkede bu zihniyet varken Hrant’lar biter mi sanıyorsunuz!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. “İngiliz”den kurtulmak

    Ötüken 30 Ocak 2004 Sayı 409 – Türk kimliği üzerine (7)

    Türk kimliğinin “İngiliz”den azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Batının(devlet ve toplum olarak) Türk ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Türk ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir.
    Bu tutum hemen olmasa da, zaman içinde “İngiliz” unsurunun Türk kimliğinden uzaklaşmasına yol açabilir. Ne var ki bu şıkkın gerçekleşmesi şimdilik zor bir olasılık.
    İkinci yol ise bizzat Türk’ün “İngiliz”in etkisini kendi kimliğinden atması.
    İlkine göre bu ikincisi, daha bir kendi iradesi ve inisiyatifine bağlı olduğundan, gerçekleşme ihtimali daha fazla.
    Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.


    Oysa Türkiye’nin çoktan özel ve çok güçlü bir Türk Bakanlığı kurmuş olması gerekirdi. Bu bakanlık sayesinde de dünyanın en ücra köşelerine dahi dağılmış ve dağılacak tek Türk bireyinin dahi nasıl kucaklanabileceği temel bir kaygıya dönüştürülebilir, sonrasında bu kaygı doğrultusunda hareket edilir ve buna göre projeler geliştirilebilirdi. Bunun yapılmamış olması hâlâ büyük bir eksik olarak gözüküyor. Bu kaygısızlığıyla Türkiye kendisinin ne denli bir ana kök olduğunun farkında değil ki Diasporadakiler’e de bunu hissetirebilsin.
    Bu da gösteriyor ki Türkiye elbette layık ama Türkiye yönetimleri henüz Diasporalıya layık değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. Misafir güzel bir ironi yapmış.

    Hrant Dink şöyle yazsaydı eğer; “Ermeniler ve diaspora, Türk düşmanlığını, Türklere karşı nefretini bir kenara bırakarak, kendi yapabileceklerine kafa yormalıdır. Ermeninin bu uğurda muhtaç olduğu kudret, Ermeninin Ermenistan’la kuracağı asil damarda mevuttur”…

    Böylesi bir ifadeye hiç kimsenin itirazı olmayacak ve hatta milliyetçiler de dahil, herkes tarafından alkışlanacaktı!

    Oysa Hrant Dink de tam bunu söylemiştir!… Suçu biraz imgesel anlatıma başvurmaktan başka bir şey değildir… Ama neylersin ki gazetecilikte imge kullanımı vardır… Bunu anlamama inadını anlamıyorum…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. bir şey cımbızladığımı kim söyledi…bir kez daha söylüyorum ki yazı ermeni milliyetçiliği içerir -ki Hrant’ın bir ermeni olduğu düşünülürse sorun yoktur…bırakın yazı öyle değil böyle, anlamıyorsunuz, gazeteci imgesi falan filan edebiyatını….yüce insanlık idealinin aşılmış hali olan kollektif(!)birlik….herkes moron bir siz anlıyorsunuz….evet yazı orada ve bu yazıdaki ermeni ifadelerini değiştirip yerine türk ifadesi, türk ifadesini değiştiriip ingiliz ifadesi koymuş olan misafirin yaptığı ne peki? o yazı ne değil mi? vay büyük faşist misafir vay…hadi oradan seni bir kollektif hareketi bile anlayamayan(geceden beri de devam ediyor bu anlamazsın, senden geçmiş karta kaçmışsın edebiyatı)faşist misafir, hadi oradan faşist biz…hadi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Hayır Sayın Marsseh,
    Bu konuda sizinle aynı düşünmüyorum. Hrant bu yazıda Ermeni milliyetçiliği falan da yapmıyor, aksine Ermeni Milliyetçiliğini eleştiriyor! Öte taraftan kendisi Ermenidir ve Ermeni halkının bir ferdi, aydını olarak da halkına bu yollu telkinler vermesi gayet normaldir. Halkı adına, ulusu adına konuşmayı milliyetçilik olarak addedenlere karşı sizin öfkeniz ortada iken, sizin halkı adına konuşan bir aydını Millyetçi olarak nitelemeniz nasıl bir yoruma dayanıyor?

    “Severiz iyiyi güzeli
    Bir de halkımızı severiz
    ölesiye uğrunda”
    diye yazılar vardı derneklerimizin duvarında, Anti-faşist mücadelede yaşamlarını yitiren arkadaşlarımızın posterleri altında… Burada adı geçen “halkımız” hangi halktır? halkını sevmek milliyetçilik mi oluyor? Ona yol göstermeye çalışmak milliyetçilik mi oluyor?

    “yazı ermeni milliyetçiliği içerir -ki Hrant’ın bir ermeni olduğu düşünülürse sorun yoktur” diyerek Hrant’ı zorla milliyetçi yapıp, bunu da normaldir diyerek kendi tezinizi kabul ettirmeye çalışıyorsunuz.

    Kimse sizi moron yerine koymuyor! Aksine moron olmadığınızı gösteren ve bir yazılı metinin ne anlatmak istediğini çok iyi anladığınızı gösteren yazılarınız sitede mevcuttur. Bu konuda kıskanılacak bir takdir toplamış olduğunuz da gerçektir.

    Ancak zor olan ne biliyor musunuz; Kuru İnat!

    Hani der ya Atilla İlhan;

    “O sözler ki kalbimizin üstünde
    dolu bir tabanca gibi
    ölüp ölesiye taşırız
    o sözler ki
    bir kez çıkmıştır ağzımızdan
    uğrunda asılırız”

    “Doğru” olsun da inat edelim onun uğruna. Kibir edelim, gurur meselesi edelim, onur meselesi edelim, ama bir yanlışı sürdürmeye çalışmak kadar insanı yoran bir davranış tarzı daha yoktur. Taşıdıkça ağırlaşır ve en sonunda yanlışla birlikte kendi uçurumunu bulur ve yuvarlanır gider.

    Bence siz yazının da yazılanların da ne dediğini gayet iyi biliyorsunuz. Hatta içinizde bir yerlerde bir çocuk gülümsüyordur size, “gel vazgeç abla” diyordur, benim tanıdığım Marsseh böyle biridir… Ama kafanız atmış bir kere… Şu ana ne desek boş… Benim tanıdığım Marsseh biraz da böyle biridir.:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Bu kadarı da şizofreni de karşılık bulur kendisine sayın Aktaş; hayır henüz şizofrenik bir algıya sahip olmadığımı düşünüyorum. Gece bir arkadaşın bilir bilmez (kendi jargonu ile ifade etmeli) dediği postmodern okuma söz konusu olsa cidden yapıbozumcu olan sizlersiniz..valla Derrida’ya verselerdi metni biraz kasar ancak böyle okurdu…yapıbozumcu-dekonstrütivist okuma söz konusu ise metnin birincil anlamını okuduğumu söylemeliyim… Toplantıda bir arkadaşım Dink’i ermeniler de türkler de sevmezdi demişti..çok düşündüm…bir bakalım neden sevmiyor olabilirler: bir ermeni olsaydım; yaşadığım ülkede kendimi oraya ait hissediyorsam (sevgili oik0s’un bir ermeni arkadaşından verdiği örnekle örneğin maddi manevi politik çıkarlarıma uygun bulup zamanın DYPsine oy veriyorsam-ki kurabilirler ermeni liderli-dünya söylemi geliştirmiş bir parti ve insanlık için iyi olanla yürür oy veririz misler gibi diğer yandan) agosta yayınlanan Dink yazılarını “aşırı ve hatta gereksiz bulurdum” gereksiz bulurdum çünkü; benim bu ülkedeki maddi-manevi geleceğime olumlu yansımazdı bu yazıların içeriği…bir türk olarak da yine yazılar minvalinde Dink’i neden sevmediğimi de tekrar yazacak değilim uzun uzun..

    peki dink bu yazıları kimin iyiliği için yazar..elbette kimsenin…gazeticilerin iyilik misyonu yoktur onlar düşünce neferleridir..buna da tamam…Dink düşündüklerini yazar…ve sorun tıpkı diğerlerinde olduğu gibi bir gazetecinin düşünceleri yüzünden katledilmesi, öldürüleceğini söylemesine karşın korunamaması, alınan kararın şaibeli oluşudur….tamam bütün buraya aklı selim geliyor, samast’ın bir katil olduğunu da söylüyor ama en az Dink kadar miliyetçi bir damardan beslendiğini düşünüyor, benim için bu iki örneğin düşüşncesinin de evrensel olamayacağını söylüyorum..yine başa sarıyoruz; hayır marsseh hayır öyle değil yazı orada bir anlasan, yok inat emesen (herhalde şizofren olmalıyım), samastla yan yana fotoğrafın ne güzel…falanlar filanlar haklı olabilirsiniz en komik ve tepemi attıran (ki bu cümleden sinirli olduğum anlamı çıkartılmasın gece çok eğlendim ben hiç hesapta yokken bir arkadaş pek güldürdü beni, Allah da onu güldürsün temenni ederim) argüman “ANLAMIYORSUN” argümanı sayın Aktaş…övgünüz için teşekkür ederim o sizin güzel okurluğunuz…Attilla ilhanı da çok severim…dedim ya bu şizofrenik telkinden yoruldum “anlamıyorsun” ….hadi oradan pis faşist ben derim olur…olur mu….güzel olur güzel…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Adalet elbette gorecelidir, zamanla degisir.

    Eskiden din icin adam oldurmek bir erdemdi, bugun suc.

    Eskiden namus icin (namus derken durustluk dogruluk gibi erdemlereden bahsetmiyorum, el koydugu kadinin hegemonyasini olgusu gibi ilkel bir durtuden bahsediyorum), bugun suc.

    Bugun toprak ugruna, vatan ugruna adam oldurmek erdem, yarin o da suc olacak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. ..bir süre sonra dincilerin ateizm de bir dindir deyişine benziyor herşey.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Dink’in ne olduğu (aydın mı, bartın mı, manisa mı) ayrıca tartışılabilir. Yazı yazan bir adamdı nihayetinde, bilgisiyle, görgüsüyle, zaafiyetleriyle vs.

    Ancak Samast’ın jandarma karakolundaki ağırlanışından “tahrik” olmayan (hani bazen bi makale okuyup, veya bi film izleyip efenim bu eser/yazı tahrik edicidir deyişimiz gibi) ve bu manzara karşısında kafasının şalteri atmayan bir türk’ün (türk: türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes, böyle diyor ya kanun) söylediği herşey beni tiksindiriyor sadece.

    Ne diyordu bakan; “Efenim rutin bi uygulamadır, yakalanan suçlular bayrak önünde görüntülenir ki emniyet birimleri psikolojik olarak bilmem ne etsinler filan..”

    Biz de öküzüz ya, embesil, götlek, gerizekalı filanız ya..

    Senin bakanlığına sokayım.

    (Bu son cümlemin AKP ile zerre alakası yoktur. Bu bir hükümet eleştirisi değildir.)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. saruhan yazdi;

    “…Öncelikli sorun din’dir ve herşeyin başlangıç noktasıdır, bizmi din ile hesaplaşmadığımız sürece ne hiç bir sorun çözülemez…”

    CHP genel baskani Kilicdaroglu cevap verdi;

    “..İmam Hatip’i kuranlar Cumhuriyet Halk Partisi’dir
    İlahiyat Fakültesini kuran CHP’dir
    CHP Diyanet İşleri Başkanlığı’nı niye kurdu
    Bunu biz yaptık sen (basbakan) yapmadın……………………………..”(muhalif haber)

    saruhan,anlasilan chp tayyip erdogani taklit ederek “kemalist/deli/ gömlek”den siyrilmaya calisiyor:) hem hatanin neresinden dönülürse kardir..:))

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Milliyetçi ile Milliyetçi! karıştırılıyor.

    Hitler ve Mussolini gibi vahşi duygularla dolu iki delinin ön takı olarak “nasyonal” kullanması benim kullandığım “milliyetçi” kelimesinin içeriğini bozmaz.(“sosyalist”de kullanmışlardı) Nedeni kullanabileceğim başka kelime olmamasıdır.

    Evet Hrant “Milliyetçidir” kendi soydaşlarıyla kurduğu bağı başka türlü isimlendirmemiz mümkün değildir ve “milliyetçi” kelimesi doğru bir kelimedir. Hrant dünya insanlarına seslenmiyor kendi milletine sesleniyor ve onlardan topyekün birleşme istiyor. (ah ah ben istesem yanmıştım) Yahudi milletini örnekleyerek kendi milletlerinin de aynı refah seviyesine ve BİRLEŞİK GÜCE kavuşmasını arzuluyor. (İnanın doğal buluyorum)

    Yazdığı makalenin EVRENSEL olduğunu söylememiz de pek mümkün değildir, kaleme aldığı argüman sadece ve sadece kendini ERMENİ hissedenler için bir kaygı! oluşturabilir. Başka milletin okuyucuları için hiç ama hiçbirşey ifade etmeyeceği aşikardır.

    Kelimeye yüklenen psikolojik travmatik kavramla da hiçbir ilgisi yoktur. Kendi milletine bağlı onları seven ve kendini o millete ait hisseden bir kişi doğal olarak milliyetçidir. (sakıncalı bir durum değildir.)

    Bu ait oluşun, -diğerlerini yokedelim, en üstün ırk bizimki, tüm dünyayı ele geçirelim, turanlaşalım- gibisinden argümanları da olmak zorunda değildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Böyle davalarda herkes yandaş olur. Kimse kendini, kendinden olmayan birinin yerine koymak istemez. Bunun kökeni en ilkel kabilelerde bile vardır. İlk başta gencerin de belirttiği gibi egemen sınıf mümkün olduğunca böler ve düşmanlaştırır. Dindar-dinsiz, sünni-alevi, Türk-Kürt-Ermeni vs. Bir ermeni haksız yere öldürüldüğünde ve suçluları örtbas edildiğinde Türk ve Kürtler itiraz etmiyorsa adalet yerini bulmaz. Bir dinsiz aynı şekilde katlediğinde dindarlar yürümüyorsa adalet yerini bulmaz. Bir alevi yakıldığında sünniler yürümüyorsa adalet yerini bulmaz.

    Bunu anlamak için dindar, dinsiz, alevi, sünni, türk, kürt, ermeni olmaya gerek yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Ya sev ya terk et; yoksa boylu boyunca yere serilmiş bedenini örten gazetelerle failin meçhul !

    Yukarıdaki bir iki yorumu görünce, bir zamanlar Türkiye’deki siyasi oluşumları araştırırken okuduğum bir kitaptan hatrımda kalanlar önbelleğime taşınıverdi…

    Macaristan’ın meşhur Mavi Gömleklileri, 1925 İtalya’sında Mussolini, 1935’lerdeki Almanya’nin Hitleri, 40’ların Portakiz’i… Ortak yönleri neydi? Milliyetçilik! Onlar orada milliyetçiliklerini yapadururken, bizler oturduğumuz koltuklarımızın puf puf yumuşaklığında Hitler’in ne kadar da cani, Mussolini’nin ne acımasız falan olduğundan bahsedelim.. Haksız mıyız? Değiliz! O milliyetçiliğin en kadar da kabullenilemez olduğunu söylerken şizofren miyiz, sanmam… En azından çoğumuz değiliz! (Azınlık olabilir/öyledir.. )

    1965’lerde nur topu gibi Dokuz Işık alıp başını yürümeye başlarken, Dönüşüm satıcısı TİP kollektifinden bir grup genç linç edilmeye çalışılıyordu. Tam da o sırada Kızılay Meydanı’nda bir piyes oynanıyordu. Aslına bakarsanız tiyatroyu ve piyesleri çok severim, hala da oyun okumaya bayılırım… Arşivlere baktım da KİM dergisi sağ olsun piyesi ayrıntısıyla yazmış, ben de tekrar o dönemi okurken birden piyeslerden tiksinir oldum… Neden mi?

    “Günlerden cumartesiydi. Başkentin Hürriyet Bulvarlarında yine fısıltı gazetesi harekete geçmişti. Gazetenin baş haberi, ‘Anti-komünist gösterilerin olacağını’ bildiriyordu.

    Ulus’tan Bakanlıklara giden yöndeki sol kaldırım bol güneşliydi. Sağ kaldırıma gölge iyice düşmüştü. Bir aralık yedi gencin sahneye bir eser koymaya hazırlandıkları dikkati çekti. Hürriyet Bulvarında oynanacak eserin birinci perdesi ,açılmıştı, izmir Caddesine giden yol ağzında Yapı Kredi Bankası’nın önündeki boşlukta bıyıkları henüz terlememiş yedi genç sahnede yerlerini alıyorlardı. Beyaz bir bez üzerine yazdıkları, ‘Kuvay-i Milliye’ dövizini arkalarına tastılar. Sağ baştaki genç yutkunduktan sonra cambazhanelerin önündeki çığırtkanlar gibi bağırmağa başladı:

    ‘-Kuvay-i Milliye Cephesi kuruldu. Bedeli bir lira’
    Dövizin duvara asılısını merakla bekleyenler ise bir kaç dakika tereddüt geçirdiler, ilkini yanındaki izledi:

    ‘-Moskof uşaklarına ölüm’.

    Bu kere sözü onun yanındaki aldı:

    ‘-Nazımof’un piçleri yazıyor’.

    Eserin ikinci perdesini pala bıyıklarından bir figüranın göz işareti açtı. On kadar pala bıyıklı Dönüşümcüler’e ‘kahrolsun komünistler’ sözleriyle, yumruklarla saldırmaya başladılar.”

    Kimdi bunları yapanlar? Hitler ve Mussolini gibi milliyetçi faşistlerin Türkiye şubesi olan ve ileride adından MHP diye bahsedilecek olan (o dönemde henüz kurulmamış) partinin Bozkurt’ları…

    Şanslı bir çocukluk dönemim oldu.Hem sağ hem de sol partilerin bir arada savunulduğu insanlarla konuşup görüşme özgürlüğüm vardı. Hani konuşmayı da severdim yaa.Kocaman gözlerimi daha da kocaman açıp dinlerdim.

    MHP’li bir amcaya amacınız ne diye sorduğumda,
    “Ülkemizi bölmeye çalışan dış mihraklar, kanlarımızıla suladığımız bu vatanı elimizden almaya yeltenirken şanlı Türk soyumuzu koruma kollama şerefine nail…..bla bla bla (yaklaşık bir saatlik konuşmadan sonra ilk o zaman öğrenmiştim mihrak kelimesini, 12 yaş için fena değildi) “

    Aynı ay içinde dönemin ateşli sosyalistlerinden dinledim ulusalcılığı..(onlar adına milliyetçilik demezdi, çünkü bir milliyetçi ancak MHP’li olabilirdi)

    “Halkların mücadelesinde vatanımızı ve ülkemizi savunmak için, eşitlik için, devrim şerefine nail olmak………bla bla bla” (devrim, halkların kardeşliği… Maocu pirinç tüccarlarının hazin hikayesi)

    Fark var mıydı? Tartışılır… Belki sözler farklıydı, amaç aynı..Belki ikisi de farklıydı, belki de -kim bilir- ikisi de aynıydı. Dinledim… Kendi kendine küfürler yağdıran şizofrenler doluştu bazen etrafıma, bazen de sosyalizm gölgesinde anarşik faşistlik yapanlar… (anarşik kelimesi sosyalistlere takılan bir isimdi, günümüzde hala anarşizmi o haliyle anlayanlar var)

    Bildiğim bir şey vardı işte.. Milliyetçiliğin ismi değişir ama kendisi değişmez.. Aynıdır. Milliyetçi /ulusalcı olmayanlar ASLA kabul görmez..

    Hrant da milliyetçiydi ya, iyi ki de bir milliyetçi öldürüldü.Devlet faşizmi sonra erdi, vatan(!)ımız miskler gibi kokmaya başlayıverdi. İyi ki de öldü bir gazeteci, iyi ki de öldü!! Neden sevmiyoruz.Çünkü Türküz, o ise bir Ermeni hem de milliyetçi(!) bir Ermeni.Oysa benim de Ermeni arkadaşlarım var.Onlar Hrant gibiler mi hiç… Bir tek siz moronsunuz, bizler harika Türk savunucuları, samurai kuşanmış yorgun demokratlarız… Hem Hrant’ın yazdıkları evrensel(!) mi.. Biz kiiiiiiii…

    Hadi ordan! demek gerek aslında… Hrant milliyetçi, siz değil.

    Güzel oldu, etraf azılı bir milliyetçi!den kurtuldu. Oldu mu, oldu oldu..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. Bir insan yazısında ‘tüm insanlığı’ ilgilendiren bir k0nuda değil de, sadece Ermenileri ilgilendiren bir k0nuda yazı yazınca ‘milliyetçi’ mi 0luy0r?

    Örneğin ben bir Türk’üm.. Şimdi ben Türklere, ‘Milliyetçilik iyi bir şey değildir, Türkler bu ayrıştırıcı akımdan bir an önce kurtulmalıdır’ diyerek Türklere seslenirsem, ben milliyetçilik mi yapmış 0luy0rum?.. Affedersiniz ama geri zekalı mısınız?

    Ben ‘bu zihniyetteki’ milliyetçilerin cahil 0lduğunu düşünüy0rdum ama bunlar düpe düz aptallarmış.

    Bir insan bir yazısında kendi kültüründeki insanlara seslenebilir.. Başka zaman da kendi etnik grubunu baskı altına alan bir ülkedeki egemen etnik unsura seslenebilir.. Tüm insanlığa seslenebilir.. Milliyetçilik kendi halkını, kendi ülkesini sevmek de değildir.

    Bu tür yazıların milliyetçilik ile uzaktan yakından alakası y0ktur.. Böyle saçma sapan bir şeyi savunan kişiler milliyetçilik nedir bunu bile bilmiy0rlar.

    Ulusalcılık başlığında milliyetçiliğin bir versiy0nu 0lan ulusalcığının ne tür şeyler savunduğunu, ne tür çelişkiler içinde 0lduğuna değindik.. Bir allahın kulu milliyetçi de gelip itiraz etmedi (sanırım bir arkadaş itiraz etmişti, hakkını yemeyelim).. Sadece b0l b0l küfür etti bu zihniyet.

    Şimdi neden küfür ettiğini anlayabiliy0ruz.. Çünkü bu cehaletle başka bir fikir üretmesi de söz k0nusu değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. gamaro yazdi;”….Ancak Samast’ın jandarma karakolundaki ağırlanışından “tahrik” olmayan (hani bazen bi makale okuyup, veya bi film izleyip efenim bu eser/yazı tahrik edicidir deyişimiz gibi) ve bu manzara karşısında kafasının şalteri atmayan bir türk’ün (türk: türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes, böyle diyor ya kanun) söylediği herşey beni tiksindiriyor sadece…”

    gamaro,
    TIP fakültesi ögretim üyesi,”Kendisi Carl Sagan’ın türkiye versiyonu”dur diye tanittiginiz hocaniz prof.nalcaci´nin,

    “Türbana karşı kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz..” ( ulusalci samast ve benzerlerinden ne farki var ? )

    ifadesi karsisinda,

    tahrik oldun MU ?
    kafanin schalteri atti MI ?
    tiksiniyorMUsun ?

    not:samast ve bakan hakkinda yazdiklarina aynen katiliyorum..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Diyanet işlerinin niye kurulduğunu söyliyeyim,çünkü bu milletin içine islam dini girdiğinden itibaren ne kanlar düküldü,bir seyhülislam fetvasıyla binlerce insan öldürüldü,yavuz binlerce aleviyi din adına kestirdi ve hep din kullanıldı halen kullanılmakta ve islam dinide yapısı itibariyle yayılmacı(din yanlızca allahın oluncaya dek onlarla savaşın,canları ve malları size helal kılındı.Bunun gibi bir sürü ayet)ve başka hiç bir düşünceye tahammül etmeyen bir din. Bundan dolayı dinin kontrolden uzak kalmaması için diyanet kurulmuştur, din öyle bir afyondurki eroyin gibi,ondan hemen kurtulamazsınız,kontrollü bir şekilde kademe kademe etkisini azaltmanız gerekir ve toplum yavaş yavaş gerçekleri görmeye başlar.

    Bugün turk halkının yaklaşık %40’ı aydın ve laik görüşü benimsemişse, bu atatürkün 15 yıllık eseridir.Atatürk sonrası CHP’nin Atatürkü tam anlıyamadığı yada cesaret edemediği doğrudur. Herzaman dahi gelmez…

     Biz ilhamlarımızı gökten indiği zannedilen kitaplardan almadık.
    
                                                         MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. Ebubekir..

    Adam ders anlatıyor, birileri not tutuyor.

    Sonra gidip satın alıyorsun bu notları fotokopiciden, hani sınava neyim hazırlanıcan.. aaa o da ne?

    Kas hücresindeki sodyum kanalı şöyle çalışır, potasyum kanalı şu voltajda açılır filan derken.. araya sıkıştırmış eleman; “Görüldüğü gibi kainatın her zerresinde muhteşem bir uyum ve ayar.. işte bu allah c.c tarafından..”

    Sonra anti-oksidan enzim gruplarındaki benzerlikleri mümkün kılan evrimsel mekanizmalardan bahsedecek oluyo hoca.. fırlıyo hemen biri ordan; efenim evrim teorisi ispatlandı mı ki tam olaraktan?

    X kromozmu Y kromozomu, fotoğraflar, numaralandırmalar.. dip not; kadın ve erkeğin yaradılış halkasındaki yeri ve sorumluluğu gerçek mahiyetiyle anlaşılmadan…

    Erhan Hoca’nın sabrı benden fazlaymış inan.

    (haklısın, bence de müthiş bi tahrik var)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. sayin saruhan,insanin kullanmadigi,kirletmedigi hic bir deger yoktur dolayisiyla sikayetinizin kaynagi din vs. degil bizatihi insanin kendisidir..

    mesela
    cagdas dünyadan birebir tercüme edilerek alinan,halka atatürk ilkeleriymis gibi sunulan evrensel ilkeler (laiklik vs.) bizde sorun olurken uygar dünyada bireyin özgürlügünü artiriyor,toplumsal yasami rahatlatiyor,kolaylastiriyor..

    anliyacagin uygar dünyada birey “laik”ligin kaymagini yerken biz de “laiklik” devlet gücüyle din,dil,irk düsmanligina evrilerek bireyin hayati zindana cevrilmistir..

    ilhamini bilimden alan prof.nalcaci´dan örnek vermistim..prof´un beyanati bu olursa talebesi ne yapmaz ? bir de iktidar/otorite elinde oldugunu düsün ve ardindan,ünlü ateist/marksist stalin,mao vs.lerin yapip ettiklerini aklina getir..

    ve

    ilhamini ilim/bilim/materyalist felsefe kitaplarindan alan ulusalci (sagci/solcu/dinci) kemalistlerin neler yapabileceklerini düsün..

    ayrica

    mustafa kemal nami diger atatürk de dini vs. tepe tepe kullananlardandir..mesela,katliamlar icin kurdugu diyanetin”alo fetva” hattina lüzum görmemis,ihtiyac duymamisti:)

    ya saruhan,
    atatürk degilmiydi diyaneti kuran ve sünnilere teslim eden?
    alevileri nicin dahil etmemis?
    kurt düsmedimi icine hic ?
    hadi alevileri disladi bari ihtiyaclari olan ibadethane acmalarina imkan verseydi ya..

    göründügü gibi bir adam degil o..

    alevilik üzerinden magduriyet edebiyati bu mu yani..aleviligi aglama duvarina cevirdiniz imanima..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Ebubekir,
    Bu kadar zırvalamak için hangi üniversitede eğitim gördün sen?!…
    Anlatıyorlar dinlemiyorsun.
    Eleştiriyorlar dinlemiyorsun.
    Sövüyorlar dinlemiyorsun.
    Daha ne istiyorsun?

    Şu kurduğun cümleleri ancak ve ancak, cahil ve şizofren bir insan kurabilir…

    Ama çok bilinçli cümlelerin de var: “mustafa kemal nami diger atatürk”

    Bak,
    Özel isimler büyük harfle yazılır!
    Bu ülkede ve dünyada, Mustafa Kemal denilince Atatürk, Atatürk denilince Mustafa Kemal’i herkes anlar.
    Burada herkes, “namı diğer” diyerek yapmaya çalıştığın terbiyesizliğin farkındadır!…

    “göründügü gibi bir adam degil o..” demişsin.
    Sen onu hiç gördün mü ki?
    Sende onu görecek göz var mı ki?

    “insanin kullanmadigi,kirletmedigi hic bir deger yoktur” demişsin. İnsandan anladığın bu herhal… Ekleyelim; İnsanın temizlemediği hiç bir pislik de yoktur, sen de dahil, elime düştüğün gün pürü-pak olacaksın, hiç merak etme!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Bak bir anektod daha geldi aklıma;

    Histopatoloji (doku bilimi diyelim kısaca) derslerinden bir not; Ürogenital sistem organlarının doku ve florasına* baktığımızda (flora: ilgili organ dokusu içinde doğal konakçı gibi yaşayan zararsız mikroorganizmalar) şu tip hücreleri ve şu tip mikroorganizmaları görüyoruz… (buraya kadar güzel)

    Ama o da ne, eleman damlamış saniyesinde ve açmış bi parantez; “Lakin son yıllarda yaygınlaşan sapkın cinsellik ve seks anlayışına paralel olarak, daha önce sadece ürogenital organ florasında izlediğimiz kimi mikroorganizmaların artık ağız ve boğaz florası içinde de görülmeye başlandığı tespit edilmiştir”

    Hakkaten yani, gel de tahrik olma.

    Ya sabır:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. yoldas,gecenlerde bir forumdasa,”seni kitir kitir keserim”mealinde ayip seyler diyen sendin simdi kalkmis egitimden bahsediyorsun..

    oxford dan mezun olsan ne yazar önce vicdan gerek..

    hadi

    bu gaddar/sadist söylemin sorumlusu kemalist ideolojik egitimdir diyelim ama hayrani oldugun yunus emre okumalari da mi bi fayda saglamadi ?

    gelde marks´i hatirlama simdi:)

    marks,insanin”afyon yüz”ünden bahsederken belki de tam buna isaret ediyordu..

    insan bir yüzüyle afyonlasmis /sadist/ diyordu nitekim kilise dini temsil ediyor ve sadistlikte üzerine yoktu..eminim,marksist/ateist diktatörlerin katliamlarina sahit olsaydi,”IDEOLJI-niz- AFYON”lastiriyor derdi..

    dogma karsiti olanlarin zamanla kendileri birer dogma oluyor/yaratiyor bu da ayri bir hakikat..nitekim,türkisch”das kapital”inanirlari “atam” da “atam”,”rap” da “rap” ötesine bi türlü gecemiyor:)

    yoldas,
    yunus emre kirkyillik okuma/ugras sonunda,”yaradilani severiz,yaratandan ötürü”diyerek noktayi koymus..

    sen de anlarsin bir gün ya sabir..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Bilmukabele Gencer…:)

    Ben de buradan Ned’e sesleniyorum;dilediği zaman iletişim bilgilerimi alabilir.Yeterki müsait olduğum,münasip bir zamana denk gelsin…sağlıcakla!

    Sevgili oik0s;

    “Hrant için gösterdiğiniz duygusal hassasiyeti ve NEZAKETİ! Türk kimliği için de göstermenizi rica ediyoruz.”

    demiş ve serzenişte bulunmuşsun.Ama,

    Türk halkının çok büyük bir kısmı sizinle aynı düşüncelere sahip zaten oik0s.Hrant Dink çok sistemli bir cinayete kurban gitti.Dink cinayeti’nin medya süreci Türk egemen siyasal kültürü bütün çıplaklığıyla ortaya koymuyor mu?

    Hrant Dink,resmi söyleme aykırı görüşler ifade eden Ermeni bir gazeteci olduğu için öldürüldü.Esas failler ve azmettiriciler bulunamadı,faili malum bir cinayetin daha üstesinden gelinmiş oldu…Yani,kadiri mutlak devlet sorgulanamazdı!

    Ben Türkiye gibi ortadoğudaki bu coğrafyada belirli bir gelişmişlik düzeyi yakalamış,kendini az çok ispat edebilmiş bir devlet’e milliyetçi politikaları yakıştıramıyorum.Mesela Irak’ta bir kürt otonom var,Kürdistan var.Bütün devletler o bölgeyi “Kürdistan”olarak ifade ediyorken Türkiye’nin resmi söylemi hala “Kuzey Irak”! bu kadar inkara ne gerek var?

    Hrant Dink cinayetinde Medya hala sorumlu davranmıyor.Konu kürtler,ermeniler,diğer etnik gruplar olduğu vakit Türk medyasında ideolojik bir ayrışma değil,tek ses halinde bütünleşme görülüyor.

    Milliyetçilik o kadar empoze edilmiş ki içselleştirmiş artık insanlar.Hrant Dink davasına verilen tepkiyi bile “Türk varlığına tehdit”gibi algılıyorlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Ebubekir,
    İşine gelince Marks’tan, işine geline Muhammed’ten, işine gelince Kuran’dan alıntı yapıyorsun. Buna siyasal olarak, “oportünizm” deniyor.
    Kaç kere söyledim, ben “kemalist” değilim. Ancak sen de “Kemal” ile “kemalisti” ayırmayı öğren. İkisi aynı şey değil. Sen nasıl Muhammed’e saygı istiyorsan, Mustafa Kemal’e de senden saygı beklenir.

    Türkiye’de kendisine “kemalist” diyen klik, Amerikan emperyalizmi ile işbirliği yapan bir sermaye grubudur. Bunlar kitlelerin “Kemal” sevgisini sömürmüşlerdir. Tıpkı sizlerin, halkımızın “Allah sevgisini” sömürdüğü gibi! Senin savunduğun siyasal anlayışın, insanların dini duygularını sömürdüğü gibi! Ben senin mensubu olduğun siyasal anlayışın ne denli karşısındaysam, onların da karşısındayım. Ancak Mustafa Kemal olgusu farklı bir olgudur. Orada bir duracaksın! Durmayacaksan da sözünü eğerek bükerek değil, adam gibi tam cepheden söyleyeceksin ki, sözün ne kadar dayanıyor göreceksin!

    Sen asıl olarak, Mustafa Kemal’e “saltanat ve hilafeti” kaldırdığı için düşmansın! Dini şeylerin şıhların elinden alıp, “kul ile Allah arasına” hapsettiği için, medreseleri, tekke ve zaviyeleri kapattığı için düşmansın! Sonra da kalkıp, “Diyaneti sünnilere teslim etti” diyerek sözüm ona Alevilere haksızlık yapıldığını söylüyorsun. Ama savunduğun Aleviler değil burada, Atatürk’e karşı duyduğun nefretten dolayı, Atatürk yıpransın da nasıl yıpranırsa yıpransın mantığındasın. Takiyye yapıyorsun. İki yüzlü davranıyorsun. Sünni anlayışın söylemleri senin ifadelerinde o kadar baskın ki, senin Alevi haklarıyla alakan olamaz ve elinden gelse Alevileri de bir kaşık suda boğarsın. Kendinden başka hiç bir “tarik” olmasın istersin.

    Atatürk’e karşı varsa bir diyeceğin, bunu tam karşıdan söyle! Dolambaçlı yollara sapma!
    Ha, ben siyasal anlamda Atatürkçü de değilim, ama bu tarihi kişiliğe haksızlık yapmanıza göz yumacağım anlamına gelmiyor. Çünkü niyetiniz gerçekten Atatürk’ü eleştirip, onu aşmak, ondan daha ileriye gitmek olsa gam yemeyeceğim! Ancak siz ona, ondan daha geri bir düzeni savunduğunuz için karşı çıkıyorsunuz! Senin referansın 1400 yıl öncesinin vahiyleri değil mi?
    Dürüst ol, dürüst!
    Sözüm ona savunduğun din adına dürüst ol! Din kurumunun güzel yanlarına da tanığım kısacık yaşamımda! Ancak sen onlardan hiç nasiplenmemişsin!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. Hüseyin,

    1-forumda herkes gibi dogru oldugunu kabul ettigim düsüncelerimi paylasiyorum,paylasirken farkli dünya görüsüne sahip beyin yapicilardan(önder/rehber vs.) alintilar yapiyorum..verdigin örnekte oldugu gibi marks/muhammed iki zit dünya görüse sahip ama ortak dogrular da var..bence,dogru söz kimden gelirse gelsin alirim bu marks da olabilir..iddia ettigin gibi “isime gelmek”le bir ilgisi yok..

    2-“kemal” ile “kemalist” nasil ayrilir ? hrant dink basliginda atatürkcü,kamalist hezayanlari okudun hemde forumun bir numarali kemalistlerin klavyesinden:)tekrar yaziyorum,ben hicbirinizden ne muhammed icin,ne de kuran icin saygi beklemedim,beklemiyorum da salya sümük küfür edilmesin yeter..haa,allah´a saygi? valla O´ zaten gayb ne inanan gördü ne inkar eden ancak ben, O´nu kilcal damarlarima kadar hissediyorum (o nedenle hallaci mansur´un “enel hak” coskusunu anliyorum) etmeyene diycek sözümüz olmaz..

    mustafa kemal´in ve atatürkcülerin dünya görüsü ve icraatlari 21.ci asra yakismiyor diyorum ve elestiriyorum saygisizlik bunun neresinde? hem,forum da yazdigim günden beri,allah´dan allahci olan gelenekci zihniyeti elestirdigimde benzer tepki aliyorum düsündürücü degil mi?

    3-dogru..akp´nin degisimci,ezber bozan söylem ve icraatlarini onayliyorum ve acikca ifade ediyorum ancak hicbir siyasi görüse göbekten bagliligim yoktur..

    inan,daha ileri acilimi olan siyasi bir olusum olsaydi gocunmaz onlari da desteklerdim..

    4-lütfen niyet okumayi ve yaftalamayi birak zira hicbiri dogru degil ideolojik gevezelik devri yetmis´li/seksen´li yillardaydi o devir kapandi..

    5-insan haklarini niye bir mesreb,grub üzerinden sinirlandiriyorsun ki? ben sünni olmadigimi onlarca kez yazdim ama sen kesin bir sünnisin cünkü yunus emre´yi elestiren yazima gösterdigin tepki (sen kim oluyan da yunusu bla bla tarzinda) SIKI sünnilerden farksizdi:)

    7-atatürk ve icraatlarina yönelik en ciplak elestiri benden geldigine göre daha acik nasil olunur bilen varsa beri gelsin:) peki, uygar dünya da uygulanan ileri demokrasi,evrensel ilkeler kuran dan onay aliyor demek bindörtyüz yil geriye dönmekmidir ?

    din kurumunun güzel yanlari neymis? merak ettim dogrusu..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.