Evrenin yaratılmasının kıvılcımı için Tanrı’ya ihtiyaç olmadığını, Büyük Patlama’nın (Big Bang) fizik kanunlarının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyen İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking, “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” dedi
Yaşayan en önemli fizikçilerden Stephen Hawking, evrenin neden varolduğunu açıklamak için hiçbir ilahi açıklamaya ihtiyaç duyulmadığını belirtti. The Times’ın Eureka dergisinde son kitabı Büyük Tasarım’dan (The Grand Design) alıntılanan kısmında Hawking; “Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçbir şeyin olmamasındansa bir şeylerin olmasının, evrenin ve bizim varolmamızın nedeni bu kendiliğinden oluştur” diyor ve ekliyor “Kıvılcımın çakılması ve evrenin işlemeye hazır olması için Tanrı’ya başvurmaya gerek yok.”
Daha önceki kitaplarında yaptığı Tanrı göndermeleri nedeniyle sık sık başta evrim kuramı karşıtı yaradılışçılar olmak üzere dinci kesim tarafından alıntılanan Hawking geçtiğimiz Temmuz ayında Kanal 4’e yaptığı açıklamalarda “kişisel” bir Tanrı’nın varlığına inanmadığını söylemişti. “Asıl soru; evrenin başlayış şeklinin, bizim anlayamadığımız sebeplerden ötürü Tanrı tarafından seçilen mi yoksa bilimsel yasaların gerektirdiği bir yol mu olduğu. Ben cevabın ikincisi olduğuna inanıyorum. Eğer isterseniz bilimin yasalarına ‘Tanrı’ diyebilirsiniz ancak bu kişisel olarak tanışabileceğiniz, sorular sorabileceğiniz ve dua edebileceğiniz, olaylara müdahale eden kişisel bir Tanrı olmayacaktır.”
Einstein ne diyordu?
Tanrısal göndermeleri nedeniyle sıkça dindar kesimlerce örnek gösterilen ve alıntılanan bir diğer bilim insanı olan Einstein da Hawking gibi kişisel bir Tanrı’ya inanmıyordu. Albert Einstein 17 Aralık 1952’de Beatrice Frohlich’e yazdığı mektupta “kişisel bir tanrı fikri bana garip, hatta safça geliyor” diye belirtmiş, 1953’te yine kendi el yazısıyla aldığı bir notta, “doğaya asla amaç veya hedef, veya antropomorfik olarak anlaşılabilecek herhangi bir özellik atfetmedim. Benim doğada gördüğüm şey, bizim ancak noksan bir şekilde kavrayabildiğimiz ve düşünen her insanı tevazuya sevk etmesi gereken muazzam bir yapıdır. Bu, mistisizmle hiç alakası olmayan gerçek manada bir iman duygusudur” demiştir.
Einstein, 1954 yılı Mart ayında yazdığı mektupta ise açıkça şu paragrafa yer vermişti:
“Dini kabullerim hakkında okuduklarınız elbette bir yalandan ibaret, sistematik olarak tekrar ettirilen bir yalan bu. Kişisel bir tanrıya inanmıyorum ve bunu asla saklamadım, hatta açıkça dile getirdim. İçimde dini olarak adlandırılabilecek bir şey varsa bu, bilimin açıklayabildiği haliyle evrenin yapısına karşı duyduğum sınırsız hayranlıktır.”
Big Bang ve kozmolojik argüman
Stephen Hawking’in çalışmalarının ve söylemlerinin dinci kesim tarafından sürekli alıntılanmasının arkasında “kozmolojik argüman” ya da “ilk neden argümanı” olarak bilinen bir argüman yatmaktadır. Nedensellik ilkesinden çıkan bu argümana göre başlangıcı olan her olayın bir nedeni vardır. (Big Bang’i evrenin başlangıcını açıklayan teori olarak kabul edersek) Evrenin oluşumu Big Bang ile başladığına göre Big Bang’in de bir nedeni, tüm bunların başlatıcısı bir neden, dindarların yorumuyla “Tanrı” vardır. Bu mantığa göre bir olayın kendi kendine başladığını söylemek bir çelişkidir. Ancak bu argüman, mevzubahis ilk nedenin (Tanrı’nın) varlığına neyin neden olduğu sorusunu cevaplamaz ya da neden bu ilk hareketin bir nedene ihtiyacı olmadığına dair bir açıklama getirmez. Dolayısıyla evrenin kendiliğinden oluşmuş olamayacağı tezi savunulurken aynı mantık silsilesi içerisinde başka bir varlığın kendiliğinden varolmasından bahsedilir ve bu varlığın neden kural dışı olması gerektiğine dair mantıksal bir açıklama getirilmez.
Açıklama yaparken kaçınılmaz olarak nedenselliğe başvurulmasının nedeni, gözlemlediğimiz olguların fiziksel bir nedene (Newton fiziğine) bağlı olarak gerçekleşmesidir. Ancak evrenin oluşumunu açıklarken kullanılan kuantum fiziğinin yasaları bu basit nedenselliğe gerek duymamaktadır. Dolayısıyla Stephen Hawking’in kuantum fiziği ile yaptığı gibi, evrenin oluşumu bir Tanrı’ya ihtiyaç duymadan açıklanabilirken, “Tanrı” argümanın kendi nedensiz varlığının açıklanamaz oluşu bu argümanı geçersiz kılmaktadır.
sol.org
“Nedensellik” düşüncesinin olayları tanımlamak için yapılan soyutlamalardan örneğin harflerden, sayılardan biri gibi olduğunu düşünmeye başladım. xenix bir yerde “neden ve sonuç diye bir şey yoktur” gibi bir tümce sarfetmişti. Beynimizi kendi yarattığımız “bukağılardan” kurtardığımız ya da geçici olarak onları bir kenara bırakarak düşündüğümüz zamanlarda daha özgürce algılamalara ve anlamlara ulaşabiliyoruz gibime geliyor…
Sevgili Toro bunun anlamının ne olduğunu tam olarak biliniyor mu? Yani mikrokozmozda nedenlere ihtiyaç yok mudur gerçekten ?
Aslında Einsteinin ölürken gözü arkada kaldı.Bunun sebebi, Newton fiziği(klasik fizik kanunları) ile kuantum mekaniğini birleştiren yani her iki alem(makrokozmoz ve mikrokozmoz) için tek bir teori üretememiş olmasıydı. Normalde klasik fizik yasaları makrokozmozda doğru sonuçlar verir fakat örneğin kütlenin enerjisi gibi mikrokozmostaki bir hesap anlamsız sonuçlar verir. Aynı şekilde kuantum mekaniğindeki formülleri kullanarak bir otomobilin kinetik enerjisini ölçmeye kalkarsanız yina saçma sapan bir değer çıkacaktır.
Eee n’olmuş gözü arkada kaldıysa ?
Ya sen kirman! sanki fiziksel bir bağıntı bulmuş gibisin… Aaa! buldun mu? Neyi buldun tanrıyı mı ? Evet büyük başarı artık senin gözün arkada kalmaz.
Hiçbirşey olup birşey olmak bu olsa gerek…
Pırtıklanmakta bu alsa gerek :))
evet biliyorum kirman mikroölçekte KAOS hakimdir.
bahsettiğin bağdaşmazlık durumundan neden bahsettin onu biraz daha açıklayabilir misin.
mikro ölçek mi makro ölçeğe uyum sağlar ,yoksa makro ölçek mikro ölçeğe uyar ?
daha doğrusu asıl yasa kuantum belirsizliği mi ?
şu kuantumdan bu kadar kolay söz edilmesini anlıyor değilim, bir ara kuantum taklası gibi bir başlıkta bunun uyarısı açık seçik bir biçimde yapılmıştı.
Bilimadamları, düşünürler, büyük filozoflar geldikleri yerin bilincinde aşılması gereken hedef olarak tanrıyı koyarlar, bu koyuş biçimi geldikleri yerin çıtası ile ilişkilidir; tanrının zar atarkenki düşüncesi ile ilgilenirler, bilimin geldiği yer ile mutlak iradenin çözümünü birleştirme edimi ile bilimin peygamberliğini insanüstü çabalarına ödül olarak görürler. Ne ki Hawking’in geldiği yerde tanrıya gerek olmadığını savlaması bilimin tanrının ve tanrısalın gölgesinden çıkmasının engingönüllü bir ifadesidir.
bu çok kişiye garip gelecektir, neden mi, sözünü ettiğim çıtanın ne olduğunu neyi ifade ettiğini bile bilmemelerindendir; dünya başlarına yıkılır, gibi olacaktır…
teşekkür ederim Hawking.
Kuantum dünyası rastgeleliklerle çalkalanır. Ama makroya doğru çıkıldıkça bu çalkantıların ortalamaları alındığından bir düzen varmış gibi görünmeye başlar.
Bilboard reklamlarında yakında baktığınızda çeşitli rastgele renklerde bir sürü noktacık görürsünüz anlamsız, fakat resimden uzaklaştıkça resmin daha az renkli, düzenli (size göre anlamlı) bir halini görürsünüz (veya gördüğünüz görüntüye anlam verirsiniz, düzen atfedersiniz).
En üstteki kuantum dünyası, aşağı doğru gittikçe makro dünyaya doğru gidiliyor. (Denizin çok yakınından bakmakla, yukarıdan uçaktan bakılan görüntüsü gibi düşünülebilir. Denize ne kadar yakın bakarsanız o kadar çalkantılı (kaos), ne kadar uzak bakarsanız da o kadar duru (düzenli) görürsünüz)
xenix
ne kadar yakından bakılırsa o kadar ayrıntıda mikroya sınırlanmış devinimdeki- biçimdeki sadeliği görürüz, ne ki bunu tanımlayamayız… ne kadar uzaktan bakarsak makroda yinelenen bildik tanıdık görüntülerin yanılgılı biçimlerini görürüz; tanımlı ve gerçek değildirler.
Bu iki fark algıların sınırlandığı 2 ayrı çizgiyi- derinliği olan çizgiyi temsil eder ve devinimin her türü bu ikisi arasında derinliğini yarata yarata ilerler.
…
…
yatık sekiz. ne değişiyor?
Tabi şunu sormak da yerinde olur diye düşünüyorum; farz edelim ki Hawkings böyle demedi de ” tanrı’ya gerek var” dedi. Hatta bunu bazı kozmolojik değerlerin klavuzluğunda öne sürdü, örneğin evrenimizin sahip olduğu kütle yoğunluğunun sıfır enerji konumundan oluşacak bir evrenle aynı değerde olmadığını ve bu durumun büyük patlama anında enerjinin korunumu ilkesinin ihlalilini, kısacası tanrısal bir müdahaleyi gerekli kıldığını söyledi. (bi yerlerde böyle bir şeyler okumuştum sanırım, daha doğrusu böyle bir müdahaleye gerek olmadığını.)
Ama farzedlim ki Hawkings böyle demiş ve kitabının adını da “tanrıya gerek var” koymuş olsun.. Sizce böyle bir tespite rağmen halihazırda herhangi bir kitaplı dinin tanrısıyla anlaşabilir miydi acaba?
Kaptan Kusto’ya dedirttiler zaten öyle bir şey. “Biz iki deryayı bile biribirine karıştırmadık” diye bir kuran mealine dayanarak, hangi okyanusta şimdi anımsamıyorum, tuzlu su ile tatlı suyun birbirine karışmadığını gören Kusto müslüman olmaya karar verir… Bunu duyanlar apışıklar da dört elle dine sarılmaya devam eder… (Gerçi Kaptan Kusto bilim adamı mıdır, bunu da bilmek gerek…)
Arkadaşın biri geçenlerde yazmıştı forumun birinde; -dini bilimle desteklemeye çalışan bilim adamlarından(!) oluşan uzmanları var/ gibi bir şey…
Yönetim erkleri yönetme sanatında(!) etkin bir yol olan dini güçlü kılacak yolları sürekli aramaktadırlar… Yarın bir gün bilim alanında otorite olan birisinin böylesi bir açıklaması mümkün olabilir. Ancak bu onun o ana kadar kazandığı kariyer ve sempati üzerinden dinin bir müddet daha pazarlanması anlamından öte gidemez. Daha söylerken beraber çürümeye başlayan böylesi savlar, felsefe ve bilim karşısında doğuştan çürüktür… Bilim adamlarının bilime ihanetidir bu… İhanetin tarihi ve gerekçeleri ise yeni değildir…
Einstein’in benzer bir durumu var. Genellikle onların tanrı anlayışları, panteist bir tanrı oluyor. Ve insanlara haber göndermek, karışmak, işlerine burunlarını sokmak, onları birbirine düşürmekle falan uğraşmayan tanrı modelleri oluyor.
Sayın Aktaş, bu Kaptan Kusto olayı bizim sahte hikayelerde var. İşte linki.
link to sonsuz.us
xenix
Linki okudum. Okurken tam; “Kurandaki bu söz neye istinaden söylenmiş acaba?” diye soracaktım ki, xenix’in buna parmak bastığını ve kurandan 600 yıl öncede iki denizin sularının farklı olduğunun belirlenmiş olduğu bilgisine rastladım.
oikOs da güzel bir “şamar” ile bitirmiş tartışmayı.
Demekki Kusto hikayesi de bir aldatmacadan ve kar’iyer üzerinden din pazarlamasından ibaretmiş…
neil armstrongun ayda ezan sesini duyduğuna dair tartışma linki, var mı?
deliriyoruz yahu elin gavuru (!) bizi anlasın, bizi kanıtlasın diye, eh, batılılar ne yaparsa iyisini yapıyor ya…
Bence burdaki kilit cümle “kütle çekim olduğu sürece..”
Bilgisev hocamız uzun süredir yazmıyor sitede, açıkcası ben bu cümlenin (kütle çekim olduğu sürece) onun ilgisini fazlasıyla çekeceğini düşünmüştüm.
“…Bilim adamları cehalet dağını aştılar, en yüksek tepeye tırmandılar,
ancak
en üstteki kayaya çıkınca
orada
binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştılar. (NASA fizikcisi robert jastrow)
slm.
“…………….O zaman hepimiz, evrenin neden var olduğuna dair bir tartışmaya katılabiliriz. Bu soruya yanıt bulmamız insanın en büyük başarısı olur. Çünkü o zaman Tanrı’nın ne düşündüğünü anlamış oluruz.”
Herşeyin Teorisi-Stephen HAWKING
hawking’in bahsettiği tanrı, kitaplı dinlerde anlatıldığı gibi yaratan, emirler veren ve yargılayan kişisel bir tanrı değil.
O halde şöyle bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Kitaplardaki Tanrı bizi yaratandır.
Hawkingin Tanrısı(Neyse artık) bizim yarattığımız Tanrı modelidir.
Matematikçi John Lennox: ”Hawking Yanılıyor!”
Prof. John Lennox
Stephen Hawking’in fiziksel olduğu kadar entelektüel olarak da cesur olduğu yadsınamaz. Meşhur fizikçi, son kitabında küstahça, evrenin ilahi yaratılışını görmezden geliyor.
Hawking’e göre fizik yasaları Allah’ın istekleri olmayıp, Dünya üzerindeki hayatın nasıl oluştuğunun gerçek birer açıklamasıdır. Big Bang’in fizik yasalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak meydana geldiğini iddia ediyor ve ekliyor:
”Çünkü yer çekimi gibi bir yasa var, evren kendini bir hiçlikten yaratmıştır ve bunu tekrar yapacaktır.”
Maalesef Hawking’in iddiası, tartışma yaratan ve çığır açan bir etki olarak görülse de yeni değil.
Yıllardır diğer bilim adamları benzer iddialarda bulunurlar. Etrafımızdaki dünyanın müthiş ve sofistike yaratılışının sadece fizik yasaları ve yer çekimi ile açıklanabileceğini iddia ettiler. Bu basit bir yaklaşım olmasına rağmen, seküler çağda şüpheci halk arasında yankı bulmuş görünüyor.
Bir bilim adamı ve Hıristiyan olarak şunu söylemeliyim ki; Hawking yanlış yönlendiriyor. Bize aralarında bir çatışma varmış gibi, Allah ile fizik yasaları arasında bir seçim yapmamız gerektiğini söylüyor.
Fakat Hawking’in iddiasının aksine, fizik yasaları hiçbir zaman evreni tam olarak açıklayamaz. Yasalar kendileri bir şey yaratamazlar, onlar, sabit şartlar altında neler gerçekleştiğinin kısmen tanımıdır.
Hawking, yasa ile Yaratan ve Yöneteni karıştırmış gibi görünüyor. Bizim, Allah ile fizik arasında seçim yapmamızı istemesi, jet motorunu açıklamak için havacılık mühendisi Sir Frank Whittle ile fizik yasaları arasında seçim yapmamızı istemesine benziyor.
Bu kategori karışıklığıdır. Fizik yasaları, jet motorunun nasıl çalıştığını açıklayabilir fakat birisi, onu inşa etmeli, yakıt koymalı ve çalıştırmalıdır. Jet, fizik yasaları olmadan kendi başına yaratılmamıştır. Fakat onu yapan, yöneten olarak geliştirmek ve oluşturmak için zeki bir Whittle’a ihtiyaç vardır. Benzer şekilde fizik yasaları, kendi başına evreni yaratamaz. Bir yöneticinin dâhil olması gerekir.
Basit bir analoji kullanırsak, Isaac Newton’un hareket kanunu hiçbir zaman kendi başına bir bilardo topunu, yeşil masa üzerinde hareket ettiremez. Bu ancak ıstaka kullanan bir kişi tarafından kollarının hareketi sonucu gerçekleştirilebilir.
Hawking’in argüman olarak ”yer çekimi, evrenin yaratılmasını kaçınılmaz kılar” demesi, bana daha da mantıksız görünüyor. Peki, yer çekimi ilk defa nasıl meydana geldi? Onu oraya kim koydu? Ve onun ortaya çıkışının arkasındaki yaratıcı güç neydi?
Benzer şekilde Hawking, kendiliğinden yaratım teorisine destek olarak, evrenin oluşması için bir fitilin ateşlenmesinin yeterli olduğu argümanı ileri sürüyor. Soru şu: bu fitil nereden geldi? Allah değilse onu kim yaktı?
Hawkin’in teorisinin arkasındaki mantık, ”bilim ile din arasında derin bir çelişki var” fikrinde yatıyor. Benim bildiğim bir ayırım yok. Bana göre, inançlı bir Hıristiyan olarak, akıl ve ilahi yaratma gücünü barındıran bilimsel yasaların güzelliği, sadece benim inancımı güçlendirir. Yaratmasındaki genişlik, sofitike ve tamlıktan dolayı, bilimi ne kadar anladıkça, Allah’a daha çok inanıyorum.
Bunların dışında Hawking, diğer birçok din eleştirileri gibi, bizim rastgele moleküllerin birleşmesiyle ve düşünülmeyen bir projenin ürünleri olarak oluştuğumuza inanmamızı istiyor. Eğer bu doğruysa, bilim konusunda çalışmamız gereken birçok mantığın altını oymaktadır. Eğer beyin, gerçekten rastgele bir prosesin sonucuysa, öyleyse onun bize doğruyu söyleme kapasitesine inanmamız için bir neden kalmıyor.
Bilgi çağında yaşıyoruz. Kumda adımızın harflerinden oluşan birkaç harf gördüğümüzde anında bunun ardından akıllı bir fail ararız. Biyolojik devasa veri tabanı içerisinde en az 3,5 milyar harf içeren insan DNA’sının arkasındaki Akıllı Yaratıcı ile bunun arasında ne kadar benzerlik vardır?
Hawking’in dine saldırması ne kadar etkileyici, Big Bang teorisine vurgu yapmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü inanmayanlar bunu sevmese de, Big Bang, Hıristiyan yaratılış hikâyesiyle son derece uyumlu. Bundan dolayı Big Bang değer kazanmadan önce İncil’deki hikâyeyi desteklediği görülünce birçok bilim adamı onu reddetti. Bazıları Aristotle’nin başlangıcı ve sonu olmayan ”sonsuz evren” görüşüne yapışmıştı, fakat bu teori ve diğer varyasyonları şimdilerde gözden düştü.
Hawking aynı zamanda evrende potansiyel başka hayat formlarının da olduğunu düşünüyor. Bu da bizim, Allah’ın yarattığı gezegende tek olarak yaşadığımız geleneksel inança ters düşüyor. Başka yaşam formları olduğuna dair hiçbir kanıt yok, Hawking bize henüz bir tane gösteremedi. Ateistlerin genellikle dünya dışı varlıkların olduğunu iddia etmeleri beni hep eğlendirmiştir. Yine de orada akıllı ve engin bir varlığın olma ihtimalini ifşa etmekte hevesliler: Allah.
Hawking’in yeni yaylım ateşi, kanıta dayalı inançları sarsamaz.
Güncelleme: 04/09/2010
Kaynak: Prof. John Lennox(Oxford Üniversitesi Matematik Profesörü), ”As a Scientist I’m Certain Stephen Hawking is Wrong. You can’t Explain The Universe Without God”, dailymail.co.uk, Çev. Ayhan Demirpehlivan, yaklasansaat.com, 03/09/2010.
tanri = tabiat…………… (baruch spinoza)
tanri = fizik……………… (stephen hawking)
fizik
kendi kendini yaratti
yaratilmaya muhtac degildir
eksi sonsuz dan arti sonsuza kadar vardir
kimseye muhtac degildir
hersey ona muhtactir……………………….
yani
ihlas suresi benzeri bir tanim..
“De ki
-O´
-bir tek
-olan
-Allah’tır
-Samed
-olan
-Allah’tır
-doğurmamış
-ve
-doğurulmamıştır.
-Ve
-hiçbir şey
-O’na
-sadece
-O’na
-denk olmamıştır.”(ihlas suresi)
FARK
birinde
yaratici = Allah
digerinde
yaratici = fizik/tabiat………………
yani
basbaya bir AMENTÜ…
“……………………Putların dönüşü (Mustafa Akyol)
Hawking’in dediğinin özü şuymuş:
“Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve yaratacaktır.”
Yani,
yerçekimi gibi doğa kanunlarının evrenden önce de var olduğunu ve evrenin bu kanunlar sayesinde ortaya çıktığını savunmuş.
Ancak,
dikkat ederseniz burada bir tuhaflık var.
Çünkü
“doğa kanunları”,
bilimsel yöntemle,
yani “deney” ve “gözlem” yoluyla bulduğumuz şeyler.
Oysa
“evrenin öncesi”ne dair hiç bir deney ve gözlem şansı yok.
Matematiksel hesap şansı dahi yok.
Bırakın
evrenin öncesini, uzayın “Planck zamanı” denen ilk anı bile,
her türlü hesap-kitabın dışında.
Dolayısıyla,
Stephen Hawking,
“evrenden önce de var olan yerçekimi”nden söz ederken,
“bilimsel” bir şeyden söz etmiyor. “İnandığı” bir “metafizik”ten bahsediyor.
Yani,
aslında,
“ben, kendisi yaratılmamış olan,fakat evreni yoktan yaratan, dahası galaksileri, yıldızları ve gezegenleri ortaya çıkaran bir güce inanıyorum” demiş oluyor.
Sonra da
o güce
“yerçekimi”
diyor.
Bir başka deyişle,
dindarların “Allah” dediği güce Hawking başka bir isim vermiş oluyor sadece.
Yani
onun da bir “Tanrı”sı var.
Ama
bu
duymayan,
görmeyen,
bilmeyen bir tanrı…
Ve
Bu
durumdan
hoşlanmayan bazı bilim adamları ise,
o civarda yine binlerce yıldır duran bir başka şeye sığındılar:
Duymayan,
görmeyen,
bilmeyen
ama yine de ‘ilah’ kabul edilen maddelere.
Yani
putlara…”(alinti/star)
slm.
Akyol’un kafası karışmış epey. Yolu düşerse sonsuz.us a aydınlatırız kendisini…
xenix
Tanrı varsa da onu bulabilecek bir tek insan grubu var; inanmayanlar!
Sunny adlı yorumcunun aktardığı yazıdaki matematikçinin, Allah’ın failini bulması gerekiyor. Yok eğer bunu reddederse kendi mantığını reddetmiş oluyor. Yani Allah’tan beride her şeyin faili olarak Allah’ı görüp, Allah’tan ötesi yok dediğinde, ötesi olmayanın berisi de olmaz!…
Materyalistler, maddeyi ilahlaştırmazlar. Maddenin fikri yoktur. İnsanı bir madde kabul edersek belki o zaman maddenin fikri olabilir. İnsanın fikirleri ise insan tarafından yaratılmıştır ve dolayısıyla insan beynindeki tüm soyutlamalar da insan tarafından yaratılmıştır. Buna Allah da dahil. Bir an için Ebubekir’in tarif ettiği noktada buluşulmuş olsa bile, Allah adına düzen kurup insanları sömüren insan tipi ile, gerçeğin yasalarını keşfedip, o yasalara uygun bir yaşamı düzenlemeye çalışan insan tipi aynı tip insan değildir.
Allah’a tapanlar ile bilimsel düşünüşü savunanlar arasındaki fark, tapınma ve teslim olma farkıdır. Materyalistler maddeye tapmazlar, tapınmazlar ve ona teslim olmazlar. Onun yasalarını tanıyarak, onunla birlikte uyum içerisinde yaşamaya çalışırlar, onu değiştirip dönüştürürler. Ama dindarlar Allah’ı değiştiremezler. (Değiştiren de değiştirir ya…) Materyalistler maddeyle oynarlar, ona şekil verirler, onu kurarlar, bozarlar, yeniden yaparlar. Ama inananlar tapındıkları inançların zerresini değiştiremezler. Allah’ı ret edenler ile, kabul edenlerin sonuçta aynı noktaya vardıkları safsatadan ibarettir…
Evrenin sonsuzluğuna şu an için gücü yetmeyen insanın, bir zamanlar ateş yakmaya da gücü yetmiyordu ve o günler ile bu günler kıyaslandığında, algı ve kavrayışın hangi boyutlara ulaşabileceği konusunda zihnimizi rahatlatabiliriz. Sonsuzluğa yetmediğimiz yerde inananların en iyisi teslim olurken, inanmayanlar araştırmanın yolunda ilerleyeceklerdir…
Birileri sürekli feda kuşağı zihniyetiyle yetişiyor..
İlah, put, ateizm gibi kavramları kullanmadan duramıyorlar, hatta sanki bunlara bağımlılar ve telaffuz etmekten özellikle keyif alıyorlar. Bu ruh hali olağanüstü koşullara ait ruh hallerini hatırlatıyor. Asker nöbet yerini izinsiz terketmiş.. Normal şartlarda bi kaç tokatla geçiştirilebilir. Lakin savaş hali var ve emre itaatsizlik; idam çıkar temyizi olmaz.
Mustafa Akyol gibilerin damarlarında sürekli bu olağanüstü hal dolanıyor. Put, ilah, adı fizik olan tanrı gibi terimlerin her telaffuzunda minik seratonin deşarjları yaşadıklarına inanıyorum. İlker Yasin’in topu ağlarımıza gönderen PROSİNEÇKİ’nin adını telaffuz ederken aldığına benzer bir haz. Golü yiyen biziz ama atanın ismi enteresan, ya da Muhittin’in kendi kalesine tıklamasından iyidir en azından.
Ben “kütle çekim olduğu sürece” hatırlatmasını yaparken… yahu hakkaten çok enteresan… Bu olağanüstü hal durumu ve psişik kamikazelik duygusu biraz daha kabarsa, Hawking’in ajan-provakotörlükle suçlanması işten bile olmayacak sanırım.
Sen ne kaşıyorsun blaise? kimin bacak arası kaşınıyor, bu nası bi ifade?
Gamaro, sitenizde bir ben tartışılmıyorum(Sitem olarak algılamayın). Yani fahişe ile orospunun farkları tartışılıyor mesela. Elbette tartışın ama şimdi ben bu dizeleri yazdım diye de bana darılmayın lütfen ama. Ayrıca ben hedef göstermedim sadece yazdım. Yazmasam uçup gidecekti bu kafiyeler yazık olmazmıydı? Bence olurdu ve yazdım, sizi neden rahatsız etti acaba?
Mustafa Akyol ve ebubekire cevabı kendisi vermiş zaten. Bence bırakalım onun dini kabullerinin ne olduğu hakkında sistematik yalanlar uydurmayı.
Fahişe ile orospu kelimelerinin kelime köklerini (veya pratik içindeki farlılıklarını) tartışmanın nesi yanlış veya çirkin?
Biz burda anlam ve mana arasındaki farkı da tartıştık, küçük prens çevirilerindeki aksaklıkları da. E tartıştınız da ne oldu diyorsanız cevap basit; o zaman niye burdayız, niye burdasınız?
Kiminin bacak arası kaşınıyor cümlesine gelince.. vazgeçtim, kafiyeniz hayırlı olsun.
Yorum içeriği “çirkin” olduğundan kaldırılmıştır.
gamaro yazdi;
“..Birileri sürekli feda kuşağı zihniyetiyle yetişiyor..İlah, put, ateizm gibi kavramları kullanmadan duramıyorlar, hatta sanki bunlara bağımlılar ve telaffuz etmekten özellikle keyif alıyorlar…”
valla
dostum bu konu
et/tirnak gibi
yada
beden/ruh gibi
birbirinden ayirmak asla mümkün degil..
nitekim
filozflarin binlerce yildir sorduklari sey de
nerden geliyoruz
nereye gidiyoruz
neden variz vs. gibi sorular..
hatta
sizin de etkisinden kendinizi birtürlü koparamadiginiz ve sayfalar dolusu yorumlar yazmaniza neden olan sorular da bunlar degil mi ?
bak
hawking amcam dahi
ilah
put
ateizm gibi kavramlardan kendini azad edememis..
TANRI öldü söylemiyle sevinc naralari atanlarin kurduklari dünya/sistem
tek tek yikilirken,dünya daha bir dindarlasirken (türkiye dindarlasiyor mu/iranlasiyor mu tartismalarini hatirlayin) hawking amcamin TANRI-ya
gerek yoktur iddiasinin ateist mirasa bir katkisi olur mu? sanmam ama ateist,amcalara,ablalara psikolojik bir rahatlama saglayabilir..
elbette bu onlarin sorunu..
“…………………..Şimdi geçmiş olduğunda nereye gidiyor?
Nerede Geçmiş?
İşte felsefenin en büyük zafiyeti!…..(Wittgenstein)
slm.
Misafir arkadaşımız demiş ki
Hawking ise
demiş. Yani düşünen ama emir vermeyen, yargılamayan ve yaratmayan bir Tanrı.
Valla ilim Çinde’de sonsuz.us ta da olsa ben giderim heryere.. Siz istediğiniz kadarda “-” verin abi en fazla banlanırız yani. Objektif olmak çok mu zor? Ya pis olan kaşınmaz mı kardeşim?
misafir arkadaşımızın söylediği şey doğrudur ulu blaise, siz kese yaptırın gül kurusu dökülsün üstünüzden, kahkaha atsam ayıp olur, bağışlayın güllaç servisi var, saygı ve selamlarımla. Bugüne kadar okuduğum en eğlenceli mesajdı, iki cümle arasında sıcacık bir lastik köprü gibi uzandı, iletkenliği çeliğe fark atardı, hehehe:))
Hawking bir bilim adamı, elbette ki bir tanrı gerçeğini reddetmesi gerekiyor yada tarafsız bakması gerekiyor. bilim adına.
Bu güne dek hiç bir bilim adamı şu beyanatta bulunup ” evet tanrının olmadığı ispatlanmıştır buyrun işte ispatı ” deyip inananları şaşırtmadı. Demek ki inanmayanların da inanmadıkları şeyle ilgili ellerinde kesin verileri yok. Güya inanan insanlar için bir kanıt bir veri olmaması gibi..
Birincisi; Cümle afilli görünüyor tamam da, Wittgenstein alıntısının konuyla ilgisi nedir acaba? Witgenstein’ın klavuzluğunda mı yani..ee sonra, konuyla alakası? ilginç.
İkincisi; “hawking amcam dahi ilah, put, ateizm gibi kavramlardan kendini azad edememis..”
Bu da çok ilginç, gözünün yağını yiyeyim cümlesini ingilizceye i eat the oil of your eye şeklinde çevirmek gibi olmuş kanaatimce.
Gamaro:
Bu sözler sevgi, saygı, şefkat dolu tatlı sözlerdir arkadaşlar yanlış anlamayın ha sakın!
Benim dediğim, “….bacak arası kaşınanlar” sözü “çirkin”, vicdanınıza(olanlara) havale ediyorum.
Editör(mesajımı silen her kimse) adil olmadığını söylesin söz veriyorum çekip gidecem ULAN forumunuzdan.
O sözler saygı şefkat dolu talı sözler filan değildir. Yoksa siz bunu anlayacak kadar zeki değil misiniz?
Peki siz bu sözlerin “çirkin” olduğunu kavrayamıyor musunuz?
Eğer anlıyorsanız, neden onlar kaldırılmıyor da sadece benim çirkin mesajım kaldırılıyor?
Madem o kadar zekisiniz, o halde neden aptal ayağına yatıyorsunuz ?
(Yahu hangi editör arkadaşımız kaldırdıysa ben rica ediyorum geri versinler lütfen arkadaşın mesajını)
Yok istemem mesajımı seninkiler kalkarsa kalksın benim yazdığım çirkindi kabul.
“Yani,
yerçekimi gibi doğa kanunlarının evrenden önce de var olduğunu ve evrenin bu kanunlar sayesinde ortaya çıktığını savunmuş.” demiş ebubekir.
Yerçekimi kanunun evrenden önce var olmasını nasıl savunmuş olabilir.Olmayan maddenin kanunumu olur,bu açık.Hawking in demediği bir şey den yola çıkıp,”Hawkinginde tanrısı var” sonucuna ulaşmak artık ,çarpıtma sanatının ürünleri olsa gerek.
farabi yazdi;
“..Yerçekimi kanunun evrenden önce var olmasını nasıl savunmuş olabilir…..”
hawking amca da cevap veriyor;
“..Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için Kâinat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır….”
farabi devam ediyor;
“…Olmayan maddenin kanunumu olur,bu açık….”
hawking amca yine cevap veriyor;
“..Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için……………………..”
VE
devam ediyor hawking amca;
“..Dışarıdan bir etki/yardım olmaksızın
yarat(-ıl)ma hiçlik/yokluk yerine bir şeyin var olmasının sebebidir,
Kâinat’ın ve bizim NEDEN var olduğumuzun cevabıdır.
Kâinat’ı başlatmak için bir ilk sebep olarak Tanrı’ya gerek yoktur.
Tanrı’nın yokluğu ispat edilemez
ama
bilim Tanrı’yı gereksiz kılar.
Dünyamız Fizik Bilimi tarafından yaratılmıştır……”
anlasildi mi ? hayir diyorsan sonra devam devam ederiz..
slm.
Hawking yazdı
“..Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için Kâinat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır….”
ebubekir yazdı
“yerçekimi gibi doğa kanunlarının evrenden önce de var olduğunu ve evrenin bu kanunlar sayesinde ortaya çıktığını savunmuş.”
aradaki fark görülüyor.
Hawking kütleçekimi kutsallaştırmıyor,ama önemini vurguluyor.Önceden vardı demiyor,çünkü bu saçma olur. Ama evrenin var oluşundan bu yana vardı şeklinde anlayabileceğimiz bir yorum yapıyor.
Bu arada John Lennox,
“Fakat Hawking’in iddiasının aksine, fizik yasaları hiçbir zaman evreni tam olarak açıklayamaz. Yasalar kendileri bir şey yaratamazlar, onlar, sabit şartlar altında neler gerçekleştiğinin kısmen tanımıdır”
demiş.
Bir bilim adamı böyle bir cümle kurmamalı.
Tartışmaları kişiselleştirdiği ve gerilim yaratıp konu başlığını amacından saptırdığı için kaldırılmıştır.
Her türlü tartışmada olduğu gibi gene olayı kemalizme ,cumhuriyete getirdikten sonra, soteye çekilip beklemek.
venüs yazdi;
“….Hawking bir bilim adamı,elbette ki bir tanrı gerçeğini reddetmesi gerekiyor yada tarafsız bakması gerekiyor.
bilim adına….”
!?
peki
tanri gercegini inkar yada kabul etmek icin bilim adami olmak mi gerekir ?
o vakit
siz
sayin venüs
ne adina
tanri (kuran) gercegini kabul ediyor sunuz ?
slm.
Hüseyin Bey, hani şu bigbang varya şu bigbang, hah işte ondan öncesi yok ama berisi var, bilim adamları bunu söylüyor yani. Ayrıca bazı fizikçiler Hawking gibi, zaman kavramının bigbang ten sonra yani tekillikten sonra başladığını söyler.
Hangi bilimadamları söylüyormuş bunu? Bigbangden öncesinin olmadığını nerden biliyorlarmış? Ancak şunu söylemişlerdir, “bigbang ten öncesini bilemeyiz”. Bu arada zaman, bizim evrenimizin zamanı değildir sadece.
xenix
Yok canım.. tanrı gerçeğini inkar yada kabul için bilim adamı olmak gerekmiyor tabi. Bilerek inanmak yeterli.
Bilim caimasında görmeden, bilmeden, ispatı olmadan inanılmaz diye bi görüş vardır ya, inanıyorum demek biraz zor yani, o yüzden dedim. İnançlı bir evren bilimci evrende inandığı şeyi arayacaktır. inandığı şeyi ararken belki bir çok şeyi kaçıracaktır. İnanmayan ” kanaat getirdim artık biliyorum tanrı diye bişey yok ‘ diyen bilim ci de çok şey kaçıracaktır.
Var mı dır acaba tamamen nötr bakan bilimci / ilimci. Her ne ise bunlar çok konuşuldu tartışıldı bu sitede, daha fazla uzatmak istemiyorum.
Son olarak ebubekir, ben tüm gerçekleri bilerek inanıyorum. Var olan tüm gerçekleri tanıyorum, yok sayıp nefret etmiyorum, aşağı da görmüyorum. Ayrıca kendimi bir kalıp içine de koymuyorum. Din gibi.
Oluşan her evrenin zamanı da kendinden oluşuyor. Kaldı ki zaman dediğimiz şey saat, dakika, saniye değildir. Zaman öncelik-sonralık ilişkisidir. Bu yüzden evren yok – evren var. Demek ki bir değişim var.
Sonralık.
xenix
Big Bang,ten öncesini bilemeyen “Bilim” adamları, ZAMAN kavramı nasıl oluşmuş “BİZİM EVRENİMİZ VE BAŞKA EVRELERDE” bunu nasıl izah ederler acaba.
Buna, Hawking de dahil…
Şimdilik.
Zaman; “ÖNCELİK VE SONRALIK” ilişkisidir; “miş”,üstelik “ZAMAN” Saat,saniye değilmiş…
Peki? “AN” da “ÖNCELİK VE SONRALIK” Evren var,Evren yok diyebilen bir değişimi “SONRALIK,MI” izah eder…
Bu “SONRALIK IN” (EVREN) izah tarzı, “DEĞİŞİMDE” olan ZAMAN I nasıl açıklar…
Belki o “ZAMAN” Saat,Dakika,Saniye yoktu,Senelerle izah ediliyordu…
Değilmi,zaten senelerde (Milyar,Milyon) Saat,Dakika,Saniye yokturmuş galiba.
Ne yani açıklayan biri yoksa “zaman” yok mu demek istiyorsun? Biri açıklamayınca olmuyor mu zaman?
xenix
Olay benim açımdan kapanmıştır…
Teşekkür ederim ilgi ve alaka na, ve harcadığın “ZAMAN,A”…
Sayın Meastro,
Yokluk diye bir şey yoktur. Yokluk insan zihninde varlığın bir başka varlığa göre aldığı durumdan ibarettir… Eğer yokluk var ise sizin tanrınız ancak yok olabilir. Çünkü varlığın ulaşılabilen hiç bir formu, tanrıyı kanıtlamıyor. Yokluk varsa tanrı olabilir ve tanrı ancak yokluk olabilir ama varlık içerisindeki insan zihnine göre yokluk yoktur. Yokluk denen şey varlığın bir formudur, varlık içerisinde ise tanrı yoktur. İnsan da bir varlıktır, insanın beyninde tanrı fikri olduğuna göre varlık içinde tanrı vardır derseniz ona bir şey demem, ama bu tanrının kutsal kitaplarda tarifedilen, doğmamış ve doğrulmamış ama herşeyi doğurmuş yaratmış tanrı olduğunu söyleyemezsiniz. İnsan tarafından yaratılmış bir tanrı olur bu…
Ulaşamadığınız şeylerin, yanıtını bulamadığınız soruların müsebbibi olarak tanrıyı fail kılıyorsunuz. Bilmediğiniz ulaşamadığınız halde varsayıyor ve varsayımızınıza inanıyorsunuz. Sonra da bu varsayımınıza tapınaklar inşa etme ve tapınma ve tapındırma süreci başlıyor. Tıpkı ilkel insanların ateşe suya ve benzeri bilinmezliklere tapındığı gibi.
Ben ise ulaşmaya çalışan insanın yanındayım. Ulaştığını anlayan, anlamaya çalışan insan. Ulaştığım alan içerisinde ise tanrı fikrinin nesnel ifadesini ve gücünü anlamış bilmiş değilim henüz. Ama bu fikrin saçmalığını kendi kurgusu içerisinde siz de görmüş durumdasınız ve bu durumdan sıyrılmak için bigbang’ın da öncesi olmadığını söylüyor bilim diyorsunuz.
Konuyla ilgili bir bilim adamı olmamakla birlikte, ben bilimin böyle bir şey söylediğini duymadım, okumadım. Aklım-usum da bilimin böyle bir şey söyleyebileceğini almıyor. Diyelimki söylemiş olsun ama bu konuda çıkacak bir yanlışlık bilimi yanlış yapmaz yine de. Bilim yanlışını, yanılgısını kabul eder. Ama tanrı fikrinde ortaya çıkan binlerce yanlış, hala ona inananlar tarafından reddediliyor. Kendi kurgu ve örgüsüne göre de tanrı yanlışlanamaz.
Binbang’tan öncesi var mı yok mu? Bilim bingbangtan öncesine, sonrasına, anına ulaşabilir, bunu anlayabilir hale sokabilir ama, tanrı fikrinin sahipleri tanrının hiç bir formuna ulaşamayacaklardır, hele ki ötesine asla geçemeyeceklerdir.
Sayın Xenix,
Takdir edersiniz ki önce-sonra kavramları zamanın fonksiyonlarıdır. Eğer zaman kavramı ortadan kalkarsa ne önce ne sonra kalır. Buna bağlı olarak mekan kavramıda buharlaşıp gider. Ben bigbangdan “önce” kelimesini kullanmak zorundayım ama umarım anlıyorsunuzdur, tüm fizik yasaları geçersiz ve dolayısıyla hiçbir bilgi çıkarılamazdır. Yani tekillik kavramı vardır. Zaten Herşeyin Teorisi kitabını okudu iseniz bunları biliyorsunuz demektir.
Bizim evrenimiz dışında evrenler olabilir de olmayabilir de, bunların hepsi varsayımdır.
Hüseyin Bey yazmış,
Hüseyin Bey sizin bu yazınızda beyninizin bir durumdan başka bir duruma göre aldığı halden ibarettir…
Hiçbir yaşam formunun Tanrı’yı kanıtlayamaması gerekir zaten bizim açımızdan. Çünkü; O’nun eşi ve benzeri yoktur.
Herşeyin Teorisi’nden;
“…..Öte yandan Aristo ve diğer Yunan filozoflarının çoğu yaradılış fikrinden hoşlanmıyordu; çünkü bu, çok fazla tanrısal müdahale anlamına geliyordu. Onlar, insan ırkının ve dünyanın, hep var olduğuna ve sonsuza kadar var olacağına inanıyorlardı.
Zamanın büyük patlamayla birlikte başladığı söylenebilir, yani basitçe belirtmek gerekirse daha önceki zamanları tanımlamak imkansızdır. Bu başlangıcın, daha önceleri göz önünde bulundurulanlardan çok farklı olduğunun altının çizilmelidir. Değişmeyen bir evrende , zamandaki bir başlangıcın, evren dışı bir güç tarafından dayyatılması gerekir. Başlangıç için fiziksel ir gereklilik yoktur. Tanrı’nın evreni geçmişteki herhangi bir zamanda yarattığı düşünülebilir. ”
Saygılar
Eğer mevzu bahis sadece bizim evrenimizse
Bu dediklerinize kısmen katılıyorum. Katılmadığım noktalar ise, önce-sonra kavramları zamanın fonksiyonu değil, zamanın kendisidir. Yani zaman dediğimiz şey zaten öncelik-sonralık tır. Evren yokken bizim evrenimiz için zaman ve mekan da yoktur. Fakat evrenin dışında neler olup bittiğini bilemeyeceğimiz için (bilgi çıkarılamaması doğru) tüm fizik yasalarının geçersiz olduğunu da bilemeyiz (tüm fizik yasaları geçersizdir önermesi sınanamaz, bilinemez,). Bilemeyeceğimiz bir şeye kesin yoktur demek o şeyin olmadığını bildiğimizi gösterir. Tekillik kavramı da yine bizim evrenimiz için geçerlidir. Belki evrenimiz daha büyük bir evrenin bir anda oluşan sanal bir parçası bile olabilir. (bunu da asla bilemeyeceğiz)
Bu konu herşeyin teorisinden eklediğiniz paragrafta net olarak söylenmiş zaten.
Yok değil, tanımlanamaz.
xenix
Sayın Meastro,
“Hiçbir yaşam formunun Tanrı’yı kanıtlayamaması gerekir zaten bizim açımızdan. Çünkü; O’nun eşi ve benzeri yoktur.”
Ben “yaşam formu kanıtlayamıyor” demedim; “varlığın hiç bir formu” dedim. Onu düzeltelim önce.
Bu sözünüze göre siz “bilmiyorsunuz”/ inanıyorsunuz demektir. Varsayımlarınıza inanıyorsunuz. Oysa varsayılan “yok” demektir! Varsayılan, olmayan demektir!
Yoksayılan vardır, ama varsayılan yoktur. Yoksayılan bilinir, varsayılan bilinemez. Yok sayılanın varlığı bilinmektedir. Varsayılanın varlığı henüz bilinmeyendir. Varsayılanın var olma olasılığı elbette vardır. Ama yoksayılan kesinlikle var iken, varsayılanın varlığı yalnızca olasılıktır.
Söylediklerim benim beynimin bir başka varlığa göre aldığı durumdan ibaret değil, varlığın tamamen kendisinin durumlarını içermektedir. Elbette ulaşabildiğim ve bilebildiğim orandadır. Ancak sizin sözleriniz hangi varlığa dayanmaktadır? Sizin beyninizin olağanüstü ya da doğa üstü güçlere sahip olduğunu düşünmüyorum. Sözleriniz varsayıma dayanmaktadır. Yani olmayana, “yok” olana dayanmaktadır. Bu yüzden aslında dayanamamakta yıkılmaktadır…
“Çünkü; O’nun eşi ve benzeri yoktur.”
Böyle söylerken bunu nereden biliyorsunuz? Hayır; Bilmiyorsunuz! Varsayıyor ve varsayımınıza; yani “yokluğa ve olmayana” inanıyorsunuz… “Hiçbir yaşam formunun Tanrı’yı kanıtlayamaması gerekir zaten bizim açımızdan.” diyerek de zaten savınızın kanıtsız olduğunu sanırım kabul ediyorsunuz. Yok eğer; siz yeryüzündeki ve gök yüzündeki insanın ulaşabildiği “mucizevi” olayları; maddeyi, enerjiyi, devinimi, çekimi, itimi, yörüngeyi, dengeyi, çiçeği-böceği, yaşamı kanıt sayıyorsanız, onlar bir zamanlar bilinemeyenlerin bilinir hale gelmesinden ibarettir ve halihazırda kanıt özelliği yoktur. Ayrıca inananların değil sorgulayıp araştıran bilim insanlarının başarısıdır.
Bilinemeyen yok demek değildir, bu doğru, ama bilinen var demektir. Var olan ise kanıtlanabilir demektir. İnanmak ile bilmek arasında ise çok fark vardır!…
İpin bir ucu benim elimde, diğer ucu bilinmeyende. Ben tuttuğum ve çeke çeke yumak ettiğim yerden tarif ediyorum. Siz ise nerede olduğu bilinmeyen bir uçtan; bilmediğiniz, inandığınız bir uçtan tarif etmeye çalışıyorsunuz.
“Herşeyin Teorisi’nden” yaptığınız son alıntı da varsayımdan ibarettir… Herşeye rağmen “varsaymak” da araştırmanın bir yöntemidir. Araştırıyorsanız sözüm yok…
Hüseyin Bey ben bir müslümanım, galiba şimdi nerden öğrendiğimi anlayabilirsiniz.
Hawking’in “tanrıya gereksizliği”de varsayım olduğuna göre böyle birşey
, olmayan demektir o zaman.
Çok doğru dediniz çok fark vardır.
Demek ki tanımlanamayan bir varlığa yok diyemeyiz. O halde var olan herşey kanıtlanabilir değildir.
Son olarak ebubekir, ben tüm gerçekleri bilerek inanıyorum…”
güzeel..
“..Var olan tüm gerçekleri tanıyorum,
yok sayıp nefret etmiyorum,
aşağı da görmüyorum………..”
bu da güzel..
” Ayrıca kendimi bir kalıp içine de koymuyorum…..”
iste bu düsündürücü hatta bence gercek disi cünkü sen ateist degil dindarsin bundan ala KALIP mi olur sayin venüs ?
“….Din gibi…..”
nasil yani ?
bu korkaklik niye allah askina yaa,ya kardesim birileri seni sen istemesende
bir kalibin icine koyar sen buna engel olamazssin bari kendi tanimini kendin yap da ESSAH olsun dimi..
yani
Qur´an ifadesiyle
“kinayanlarin kinamasindan” korkmamalisin o kadar..
birilerini
memnun etmekse gaye bosuna ugrastir derim yada yunus emre-nin ifadesiyle “ha (bu) kuru emektir..
slm.
Allah ezelidir, ebedidir. Var olması için sebebe ihtiyaç yoktur.Çünkü; sebeplerin yaratıcısı kendisidir. Zamandan, mekandan münezzehtir. Oysaki insan, büyük patlama ile devreye giren fiziksel düzenekte zaman ve mekanla kısıtlanmış olup bu düzeneğe tabidir. Bu düzeneğin programlayıcısı ise bundan beridir. O yüzden Onun varlığı fiziksel kanunlarla saptanamaz. Herşeyi bizim algıladığımız 3 boyutlu mekana sığdırmak kısır bir döngüdür. Bir çok sorunun cevapsız kalmasına neden olur. Fiziğin sınırları vardır ve herşeyi açıklayamaz.”Ben kedimi seviyorum.” diyen bir insana göster dense; soyut bir kavram olan sevgiyi, fiziksel yöntemlerle kanıtlayamaz. Allah da fiziksel kanunlarla tanımlanamaz. Çünkü; O kendini zaman ve mekanla sınırlamamıştır. Fiziksel kanunlara tabi değildir. Bilinen fiziksel kanunlar Big Bang ile başlayan düzenekteki kuralları hesaplayabilir. Ötesinde ise hükmü ortan kalkar. Zaman gibi fizik kanunları da izafidir.
“Demek ki tanımlanamayan bir varlığa yok diyemeyiz. O halde var olan herşey kanıtlanabilir değildir.”
Açık savaşlarda bir söz vardır: “Piyadenin ayak basmadığı toprak fethedilmiş sayılmaz”…
Bilincin “el sürmediği” bir varlık bilinmiş sayılmaz. Var olan herşey kanıtlanabilir. Çünkü var olan diyoruz; yani varlığını biliyoruz, tanık olmuşuz. Evrende ulaşamadığımız, bilmediğimiz bir çok varlık olabilir. Olabilir demek de aynı zamanda olmayabilir demektir. Yani bilinemeyendir bu…
René Descartes: -Homo sapiens sapiens, “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demektir, der… Siz düşüncede bir çok “varlık” üretebilirsiniz. Bu düşünsel varlıklar maddi kanıtlar ile bütünleşmediği sürece “yok” değer(sizliğ)indedir…
Dünyanın diğer ucundaki bir varlığı, dünyanın öbür ucuna hiç gitmeyen bir insana, dünyanın bu tarafında asla kanıtlayamazsınız, yalnızca inandırabilirsiniz… Söz konusu olan insandır. Sıradan insandan, bilim adamlarına değin olan insan algısıdır ölçeğimiz. Sizin ölçeğiniz daha ileri ölçüyorsa yine sözüm yok…
Sayın Meastro,
Ya inandığınız için bir şartlanmışlık ve ikna olmama inadı, ya da inançlarınızın eleştirilmesinden dolayı hafif yollu bir kızgınlık, düşüncelerinizi etkiliyor diye düşünüyorum.
Müslüman olduğunuz için sizi anlıyorum. Ancak sizin beni anlamadığınızı düşünüyorum. Her şeye rağmen bir çok müslümandan daha dolu ve centilmence tartıştığınız için de teşekkür ediyorum…
Hüseyin Bey, insan olmanın kaçınılmaz sonucu hata yapmaktır. Bundan dolayıdır ki ben, daima yanlış bir düşüncede olabileceğimi göz önünde bulundururum. Fakat nedenini bilmediğim bir duygu bazen beni çıkar yolu bulamadığım zamanlarda yönlendirir. Ben buna vicdan diyorum. Ve ekliyorum; iman konusu aklın sahası dışındadır. Bundan dolayıdır ki sorgulama alanımın bir sınırı vardır benim. Çünkü ben bir müslümanım.
Ben hiçkimsenin inancına-inançsızlığına laf söyleyemem elverir ki bana(imanıma) zararı dokunmasın.
Hüseyin Bey beni dolu ve centilmen olarak nitelendirdiğiniz için ben size teşekkür ederim, herkes içindekini yansıtır karşısındakine ve hayatta olan biten her fenomeni “içinizde şüphe olamadan açıklayabilme” yolunda çaba ve araştırmalarınızda size başarılar dilerim…
Sayın Sunny,
“Allah ezelidir, ebedidir. Var olması için sebebe ihtiyaç yoktur.Çünkü; sebeplerin yaratıcısı kendisidir. Zamandan, mekandan münezzehtir.” diyorsunuz ya, size de kısaca soruyorum:
-Siz bunları biliyor musunuz, yoksa bunlara inanıyor musunuz?
Cümleler pek bi tutmuş, sosyal bir duyarlığa vesile olmuş olmaları bakımından çok mutluyum ve herbiri kendi başına hit olup dilden dile yayılırlar inşallah, ha bu arada yaşasın barabbas.
[Parçanın tamamını indirmek için tıklayınız ]
bunca yazıyı buraya yazdınız aslında size gerek yoktu yazı yazılırdı
yada Hawking: Tanrı’ya gerek yok! diyen şahıs kitabını yazmiş ya ONA DA GEREK YOK mürekkep var kalem var yada elektrik var bilgisayar var bunca yazıyı yazmak için ONA DA GEREK YOK::::
blaise, hayat adil mi ki forum adil olsun. Anlamsız bir yaşamın adil olmasını beklemek mümkün değil. Belki de her şeyin adil olmasını sağlama çabamız, anlamsız yaşamlarımızı anlamlı hale getirme çabamızın bir ürünüdür. Tanrı da bu adaleti sağlaması için ürettiğimiz bir kavram olabilir diye düşündüm şimdi.
Gamaro – blaise dialogundan alıntılanmış bir inci bunu düşünmemde daha etkili oldu.
“Gamaro:
“Al işte bi gerizekalı daha, bi de adamakıllı cevap bekliyormuş, sen ateist olsan ne olur olmasan ne olur.
”
“Nesin kardeşim sen, angut musun, aptal mısın, gerizekalı mısın, şarlatan mısın, adi misin, alçak mısın, şerefsiz haysiyetsiz misin, nedir ulan bu takunyalı yalancılık?
”
“Çek git ulan benim forumumdan”
Bu sözler sevgi, saygı, şefkat dolu tatlı sözlerdir arkadaşlar yanlış anlamayın ha sakın!
Benim dediğim, “….bacak arası kaşınanlar” sözü “çirkin”, vicdanınıza(olanlara) havale ediyorum.
Editör(mesajımı silen her kimse) adil olmadığını söylesin söz veriyorum çekip gidecem ULAN forumunuzdan.”
Son cümleye bayıldım.
Hayat adil değil. Evren adil değil. Tanrı varsa eğer hiç değil. Sonsuz.us hiç değil. Çekip gitmek lazım ulan bu forumdan da hayattan da… 🙂
Ebubekir sonsuz ve sınırsız olan evrende herşeyin bir sonrası, ilerisi, ötesi vardır. Din de de aynı, dinin içinde şekil ibatediyle başlanır oradan gönül ibadetine ulaşılır. Gönül e ulaşmış olanların ne yeri ne yönü nede mekanları vardır, onlar herşeyin içindeyken bir o kadar herşeyin en dışında olanlardır. Onlar için artık kötü, çirkin, ayıp, günah yoktur, çünkü onlar sistemin nasıl çalıştığını görenlerdir, herşeyin olması gerektiği gibi oluyor olduğunu bilenlerdir. Din gönüle ulaşmada sadece bir kapıdır. Daha bir çok açılması gereken sonsuz kapıların ilk kapısı.
Bu forum da din le ilgili baştan beri ben hep bunları yazıp söylemişimdir.
Benim bu fikir ve görüşlerimden sen benim korkak bir dindar olduğumu algılamışsan yapacak bişey yok. Algı bu herkes de farklı çalışıyor 🙂
Aslında doğruyu bulmak için bu farklılıkların da olması gerekiyor. Tabii benim doğrum en doğru demezsek.
“-Siz bunları biliyor musunuz, yoksa bunlara inanıyor musunuz?”
Sn. Hüseyin AKTAŞ; kalbiniz olmadan mı yaşayabilirsiniz?! Yoksa beyniniz olmadan mı yaşayabilirsiniz?! 🙂
Sayın Sunny,
Sorumun yanıtı değil sorunuz…
Ama beyni de kalbi de olmadan yaşayan çok vaka mevcut…
Hatta yaşamaksa sorun, otların, yosunların kalbi ve beyni de yoktur…
venüs yazdi;
“..Onlar için artık kötü, çirkin, ayıp, günah yoktur………………..”
ha
su mesele
vahdeti vücud/vahdeti sühud meselesi rüzgarin nerden estigi anlasildi..
müsadenle
konuyla ilgili söyliyeceklerimi söyliyeyim sonra soru sorup sizin görüsünüzü alalim..
evet
Qur´an tabilerine sürekli Allah´in birligini hatirlatir,benzemezligini ve yarattiklarinin durumunu anlatir..
Allah
kesin
SINIRlar cizer ve yarattiklarina koydugu kurallari hatirlatir..
Allah´in
büyüklügünü kabul eden insan O´na saygiyla ibadet eder halbuki
vahdeti vücud/sühud Allah´a ait birligi genisletir ve o birligin icine herseyi koyar ve sizin dillendirmeye calistiginiz iddialari üfürmeye calisir durur..
vahdeti vücud/sühud yandaslari Allah´i insan ile mukayese eder halbuki bu mukayese “es deger” degildir..
iste
tasavvuf/sufi ögretinin en temel problemi bu yani insani Allah ile mukayese etme KÜSTAH-ligi..
neticede
“fenafillah” kabulünün hevesi ve hedefi tanrilasmaktir nitekim tasavvufi kaynaklar bu tür hezayan/hikayelerle dolu..
ON-larin kitabindan örnekler getirebilirim..
evet
simdi
venüs´e soralim;
1-ON-lar dediklerin kim ?
2-ON-lardan misin ?
3-ON-lardan degilsen senden ayricaliklari ne ?
4-ON-larin bu farkliliklarini nasil ögrendin ?
5-ON-lardan mi ?
peki
hic
sordun/sorguladin mi..
ya
ON-lar
yanlis anladilar sa ?
ya
ON-lar
yanlis biliyorlar sa ?
ya
ON-lar
yanlis ögrettiler se ?
bitmedi
peki
ON-lara ait olan senin de dillendirdigin IDDIA
Qur´an dan
onay
alabilir mi ?
evet diyorsan
getir
bir
KANIT..
slm.
Hüseyin AKTAŞ:
-Siz bunları biliyor musunuz, yoksa bunlara inanıyor musunuz?
Sunny:
-Sn. Hüseyin AKTAŞ; kalbiniz olmadan mı yaşayabilirsiniz?! Yoksa beyniniz olmadan mı yaşayabilirsiniz?! 🙂
Bu sorum şu yoruma kapı aralar; insanda iki mekleke vardır. Bunlar akıl ve kalp. Tasavvuf literatüründe kalp; ruhani bir latife olarak kullanılır. Bir takım fiziki meseleler, akılla bilinir. Meselenin psişik boyutunda ise; kalp devreye girer. Kalp bir takım olguları algılar ve bu algılar aklın anladığı fenomenle yoğurulur. Biz Allah’ın varlığının delillerini fiziki icraatlarıyla anlarken(bilirken), kalple de varlığının metafizik boyutlarını hissederiz(inanırız).Böylece iman; hem akıldan hem kalpten beslenir.Sağlam zemine oturur.
Biyolojiye katkılarından dolayı Sunny arkadaşa sonsuz teşekürlerimi sunarak, bu maçı terkediyorum!!…
Sevgili ebubekir.. evet kuran da allahın sınırlamaları var. fakat bu sınırlama insanın evrensel bilinç kazanmasıyla geçerliliğini kaybeder. ama hala terbiye olmamışlar için her daim geçerlidir.
Senin le bu konuda uzun yazışmalarımız oldu biliyorsun, ben sürekli aynı şeyleri tekrarlamak stemiyorum.
Venüs; terbiye edenin Kuran ve Allah olduğunu söylemiş. Sence terbiye etmiyor mu? Sen aklını bunlara kiraya vermedin mi? Ne çabuk vazgeçtin Kuran’dan? Kuran terbiyesi almak senin kendini aşağılık mı hissettiriyor?
ebubekir yazdı;
Venüsün neyi kastettiği açık. Zaten şikayeti de bu yüzden. Bu kadar açık yazdığı halde anlamadığınızı, hep aynı şeyleri yazdığı halde “hala anlamadığınızı” söylememiş sadece kibarlıktan. Bunun yerine aynı şeyleri tekrarlamaktan bıktım demiş.
venüs yazdi;
“ama hala terbiye olmamışlar için her daim geçerlidir……”
vay vay demek yabaniler vede yabani-leri “terbiye eden” biri-leri !?
peki
yabanileri terbiye makaminda olan kim ?
peki
ya siz hangi guruba dahilsiniz ?
insanin kendini bu derece asagilatabilmesi icin herhalde aklini terbiyecilere kiraya vermesi gerekiyor eminim mustafa kemal´in kemikleri sizliyordur bu sözleriniz karsisinda..
evet
dogru
her daim ayni seyleri tekrar ediyorsunuz halbu ki yeni seyler söyleme vakti..
slm.
Bu aynı Allah değil mi, hristiyan ve yahudileri dost edinmeyin diyen? Sen neden dostluk kuruyosun bekir, yoksa Allah’ın sınırlarını kaldırdın mı keyfince? :))
xenix
sonsuz,
yanlis anlamissin cünkü venüs verdigim cevaba Qur´an´dan kanit getirmiyor..
dikkatli okursaniz
venüs ;
“evet kuran da allahın sınırlamaları var. fakat bu sınırlama insanın evrensel bilinç kazanmasıyla geçerliliğini kaybeder….”
diyor..
yani
iman ettigini iddia ettigi Allah´in SINIR-larinin belli bir “terbiye” ?! sonun da
kalkacagini iddia ediyor fakat Qur´an dan bir KANIT getir/e/miyor..
aslinda
“sufi” gelenegin referans gösterip müridlerin akillarini kiraya aldigi uydurma hadis kaynakli “dini hikaye”ler kitabinda bu tip Qur´an disi yorumlari
yeterince bulmak/okumak mümkün..
örnegin
salman rüsdi´nin yazdigi
“seytan ayetleri” romani da “uydurma hadis deposu” vazifesi gören sufi gelenegin “dini kitap”larindan asirma hezayanlar neticesinde kurgulanmis bir kitaptir..
ama
biz
venüs´ün beyanini bekliyelim bakalim senin iddia ettigin gibi mi kastetmis..
slm.
Burada her tartışma, her yorumu avukatlık olarak değerlendireceksiniz, işimiz zor. Kimsenin avukatlığını yapmıyorum. Evet venüsünde ihtiyacı yok. Ama anlaşılmayan konuları anlatma gereği hissettim. Bu sizi rahatsız etmez umarım. Devam edecek çünkü.
sonsuz yazdi;
“hala anlamadığınızı” söylememiş sadece kibarlıktan….”
ortada anlasilmiyacak bir konu yok sayin sonsuz ben venüs arkadasin kibarligindan pek memnunum..
eminim sizin avukatliginiza da ihtiyaci yoktur..
slm.
xenix yazdi;
“..Bu aynı Allah değil mi, hristiyan ve yahudileri dost edinmeyin diyen?..”
degil efendim..
“..Ey iman edenler
-yahudi ve nasranileri Evliya edinmeyin
-Onlar biribirinin EVLİYASIDIR…”(maide/51)
yani
evliya diyen Allah
evliya-yi dost diye ceviren kullar..
kilavuz karga durumu yani…. :))
ayrica
maide/5 de ehli kitab bir kadinla evlenmek ve yediklerinden yemek helaldir..
yani
Qur´an´in
ehli kitab bir (kiz/erkek/kiz) es almaya müsaade ederken (maide/5) ayni
zamanda ehli kitab´a / ateist´e vs. düsman olmayi ögütlemis olabilecegini ZANedenler sadece icinde bulunduklari zihinsel celiskilerini ifade etmis olurlar..
evet
“……… Allah,
-sizinle din uğrunda savaşmayan
-ve
-sizi
-yurtlarınızdan çıkarmayanlara
-iyilik yapmanızı
-ve
-onlara
-adil davranmanızı yasaklamaz.” (mümtehine/8)
slm.
sonsuz,
etmez
rahatsiz etmez..
venüs devam edecek olursa memnun olurum..
slm.
Sevgili bekir, binlerce yıldır, Türkçe ve Arapçayı ana dili gibi konuşan binlerce çevirmeni bir kenara bırakalım, hatta yok sayalım. Senin Arapçan daha iyi kabul edelim. Bana “evliyau” ve “evliyae” veya “evliya” kelimesini Türkçe’ye çevirir misin?
Ne anlama geliyor, ben arapça bilmiyorum.
xenix
“5/51 Maide” ayetini bu Foruma taşıyan
“Sn Ebubekir”e ,
müsaade ederseniz Soru yöneltmek isterim ..
Ayette sözedilen Ewliya’lardan biri örneğin; meşhur Eyüp Sultan Hazretleri olabilir mi
ve bu Kutsal Arap PUTU,
Üsküdar’dan Aywansaray’a
ne tür bir mancınık kerametiyle
Dewe’sini de beraberinde aşırtabilmiştir?
Aslında Keramet Dewe’de de olabilir, fakat
nurani Hoca Akşemsettin’in meşhur İstihare’sinde
böylesine bir Hikmete dair tek söz yokq.
“5/51 Maide” ayetine akraba sayılır;
“4/46 Nisa” ve “62/6 Cuma” ayetlerindeki Ewliya’lar da
anadili Arapça olan
Petrol Renkli Yahudi’ler / Nasara’lar (rabıta) yani,
aynı HUDİ-Ewliya’lar mıdır? (= 14/4 İbrahim)
Ne dersiniz ??
Sn Ebubekir; susma hakkınızı tasarruf edebilir ya da bir başka Forumda cewaplayabilirsiniz ..
Esenlikle (Ğ – Q )
GÖNÜL NAMAZI…
İsrafil üfledi Sur’ u,
Göründü MUHAMMED nur’u.
Secdeden RAHMAN’ a doğru,
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
Zikrullah’ı ana ana.
Zikir kulu nura bana.
“HU” diyerek yana yana,
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
İster ağlat, ister güldür.
İster yaşat, ister öldür.
Cehennem’ in bile gül dür.
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
Gözyaşlarım aka aka.
Aşk gönlümü yaka yaka.
ZEL-CELAL’ e baka baka,
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
Geliş senden dönüş sana.
Affet bizi ey Rabb‘ ena.
Niyazım ki; O’ SÜBHAN’ a:
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
Salih kullar seyran eder.
Hakk kulunu hayran eder.
Şeref YÜCEL bayram eder.
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
Ben ne kulluk ettim sana?
Her ni’ meti verdin bana.
Bir rakatta olsa sana,
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
EY ! RAHMETİ RAHMAN ALLAH,
EY ! HALIK-İ SÜBHAN ALLAH,
DİYEREKTEN ALLAH…ALLAH…
KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.
before end-giving to my letter, I kiss the smalls from their eyes and the big ones from their hands. My dear friend Hawking, stay with safety.
Saçmalamayın ya, bi kere de saçmalamayın..
Sn ŞEREF YÜCEL demiş ki : “İsra-F-il üfledi Sur’u” ..
Yunus Emre, meşhur Sur’u çalacak (üfleyen değil !!) olanın
“İSRAfİL” değil; “İSRAiL (“f” yok !)” olduğunu şöyle tekerlemiştir :
“Musi ağduğu Tur’ı
yoksa Beytülmamır’ı
İSRA i L çalan (da) Sur’ı
cümle vücudda bulduk”
Ne ki, bu “İsra i l”; bildiğimiz klişe “İsrail” kawramından biraz farklı olarak, Kuran’da kendilerine direkt ve Arapça seslenilen, anadili Arapça olan (14/4 İbrahim), Petrolrenkli enkarne “İSRAİL-Oğulları”dır (= 2/40 Bakara 56) ..
“Kıyamet-Sur’u / Uykuluk’ları kıyama dürten”; üflemeli Çalgı değil, yuwarlanan Kayaparçası gibi “döne-döne” yuwarlanarak, nihayette Kuran’a tam iman getirmeyen inkarcı Kuran-Mükellefleri Arabiler’in Kafa’larına tam isabet kurgulanmış ve
“27 / 82 Neml” ayetinde açıklanmış
bir “döne-döne (Istıwa / Mewlana) anlatım tekniği”
kawramlarından bir Kawram’dır ..
Aynı “27 / 82 Neml” ayetindeki meşhur “DABBE” ise, toprağın altından filizini süren
“bitkisel DNA / dabbe”dir,
konuştuğu ewrensel bilimdili “DNA dili”dir.
DNA’nın gönül-seccadesinde kılınan Namaz’da; riya / şirk / şekil / gösteriş yoktur,
ancak ve sadece Uzaylı Bilge’nin BİLİM’i wardır (= 24/36 Nur 35-37) ..
“HUDİ Ewliyalar” hakkında kopya sızdırmaya neredeyse ramak kaldıydı .. hadi bana eywallah ..
(Ğ – Q)
Arkadaşın birisi ateistlerin evren görüşünü merak etmiş. Kendisine Hawking’i tavsiye ederim.
)kapa parantez
Benim en çok hoşuma giden nokta;
“Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır”
…şeklinde bir argüman var.
Arkadaş getirmiş karşısına Maide suresini koymuş.
Bu adam senin Allah ın yoktur demiyor ki…
…sen tanrının varlığından emin isen ne gerekiyorsa yap.
Şimdi diyeceksin ki demogoji yapıyorsun.
İyi de senin imanının sigorta teli Hawking in iki dudağı arasında mı gerili…
…nedir seni geren?
Bu dünya üzerinde 6 milyar insan var…yüzlerce din yüzlerce tanrı var.
“Yaratıcıya ihtiyaç yoktur”
…demiş adam.
Bırak inanma, tanrını unut, peygamberini sil, bu güne kadarki ibadetlerinin tamamı silindi demiyor ki…
…ne geriliyorsun…
…ne?
‘’Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır”
Canlılar oluşur iken yaratıca ihtiyaç yokmuş, peki neden ölüyorlar? Neden ölüme engel olamıyorlar? Canlı hayatını bağımsız devam sürdürebiliyorsa ölüme engel olmalıydı. Canlının doğumu veya bölünme becerisi, ölümü engellemekten daha kompleks. Hayat çevre olduğu sürece var, çevre koşulları hayata izin vermez ise (örneğin mars) hayat olmaz.
Hayattın devamı için uygun çevre olmazsa olmaz. Çevresel koşullar hayat halkasının sadece biri, bütün bunlar canlıların bağımsız olmamasının açık göstergesidir.
“Canlı hayatını bağımsız devam sürdürebiliyorsa ölüme engel olmalıydı. Canlının doğumu veya bölünme becerisi, ölümü engellemekten daha kompleks.”
Bu nası bi öngörü? Canlılığın oluşumu doğanın zirvesine çıkmak ise, ölümsüzlük denilen şey de sürekli zirvede kalmak olur ki, bu zaten zirveye çıkmaktan daha zordur. Çünkü çok daha büyük bir bedeli vardır, örneğin metabolizma hızı ve anti-oksidan savunma sistemleri.. pek çok çalışma bu ikisinin memeli türlerin ortalama yaşam süreleri üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve belirleyici bir etkisi olduğunu gösteriyor. Peki ya organizmayı totalde daha uzun yaşatacak çoklu sistem etkileşimlerinin zaman içinde azalan etkinliğini ilelebet mükemmel tutabilme becerisinin doğum ve bölünmeden daha az kompleks olduğu sonucuna nerden varılıyor, bir türe ait bireylerinin tek tek ölümlü oluşlarından mı?
İyi de.. Bunca şeyi zavallı ve tek başına bir kurbağanın minik sırtına yüklersek ölür tabi.. Halbuki kurbağa türü ortaya çıktığı günden beri baki. Hani böyle bakınca da sizin dediğiniz olmuş sanki. (yoksa ben mi yanlış anladım?)
link to sonsuz.us
Ha birde bizim tardigrade mi ne vardı. O da ölüme direnenlerden.
xenix
Oldu olacak dışardan etki olduğunda da ölümsüz olan canlı aramaya başlayacaksınız.
Hem şu ölümsüzlüğü de iyi tanımlamak lazım. Mesela ben 5 yıl önce ki xenix miyim? Yoksa bütün atomlarım değişti ve farklı biri mi oldum?
Eğer değişkenliği kabul edersek, biz hala ilk canlının (o ilk tek hücrenin veya DNA nın) devamıyız. Ve O hala yaşıyor işte.
xenix
Gerçi sorudan ziyade “karar verin” gibi bir cümle ama neye karar vereceğimi söylememişsiniz sevgili sarı-kırmızı.
Neye karar vereyim, size bir soru sordum. Siz cevap verin bence.
Şaka mı bu soru? Asıl ölmeyeceğini veya yok olmayacağını bilen canlı neden zahmete girsin??
xenix
Var olmayı dışarıdan müdahale olmadan başarabilen bir canlı, bunu yapar iken bir çok hassas biyolojik ve kimyasal parametreleri optimum değerlerde sağlamak zorunda. Velev ki canlıların böyle bir yeteneği olsun, neden bu hassas parametrelerin bozulmasına engel olamıyor? Şunu biliyoruz ki, canlılar yok olmak istemez ve yok olmaktan korkar. Hiçbir canlının, doğumu, büyümesi, yaşlanması ve ölümü canlının kendi kontrolünde değil, bu sürece baştan sona kadar müdahalelerle dolu.
Turritopsis nutricula hakkında,
Yeterince laboratuar çalışması yok, ayrıca hastalık veya avlanma durumunda ölümsüzlük diye bir şey kalmıyor.
Doğmasını biliyosun da, ölüme gelince niye karavana?.. Soru bu mu yani?
Aman boş ver yahu, sen bilgiyi daha en başından maddeden koparmışsın zaten.. Küççük kurbağa öldü mü, bak sen şu terbiyesize.. onun sahip olduğu DNA da kendinin değildi zaten, herşey uzaktan kumanda..Tabi tabi, yaşam siklusunun sonunda akıntıya karşı yüzerek doğduğu yere dönen ve türünün devamını sağlayacak yumurtaları bırakırken ölen somonlar da korka korka yapıyolar zaten bunu..
“Hiçbir canlının, doğumu, büyümesi, yaşlanması ve ölümü canlının kendi kontrolünde değil..Velev ki canlıların böyle bir yeteneği olsun, neden bu hassas parametrelerin bozulmasına engel olamıyor?”
Böyle kerameti kendinden menkul kallavi laflar etmesini de pek seversiniz zaten.. İnsan işte, hazıra alıştı mı böyle oluyor.. Sonra her taşın altında bi “ol dedi ve oldu” arıyor.. E ondan sonra da niye öyle oluyo da böyle olmuyo.. hakkaten ilginç.
Zor soru mu?
Yoo, hiç de zor filan değil senin soruların, onu nerden çıkardın?
Çiçek mi açmış mesela, oysa hayvan bile değil daha, şimdi solacağını bile bile bu nasıl çaba.. inanılmaz bi soru tabi, ve bilimsel verilerin teolojik tahrifi, hepsi bu.
”Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır”
(İnkarın diplomatik dili bu olmalı)
Öleceğini veya yok olacağını bilen canlı neden var olmak için bu kadar zahmete girsin? Böyle iddialı sözlere elbette sorular gelecek. Mesele çok ciddi..
xenix
”Hem şu ölümsüzlüğü de iyi tanımlamak lazım. Mesela ben 5 yıl önce ki xenix miyim? Yoksa bütün atomlarım değişti ve farklı biri mi oldum?”
Artık sizde bir karar verin….
‘zor’ ifadesini çıkardım. Takılmayın buna.
Biz takılmayız merak etme, sana bişey olmasın.
Ben bu kozmik kuralları merak ettim. Hangi kozmik kurallara aykırı? Hemen tutanak tutup zabıt çağıralım, kuralı çiğneyen varsa.
xenix
Evrenin kendine has matematiksel statik döngüsü içinde, canlıların bu döngüye muhalefet ederek biyolojik bir dinamizm oluşturması evrenin kendi kozmik kurallarına aykırıdır. Kozmoloji canlıları; cansız maddeleri belirli bir düzen içinde bileşik oluşturması ve bu karmaşık yapının şuurlu hareket tarzına sahip olan akıllı maddeler… olarak tanımlaması gerekirdi. Bu durumda kozmoloji kuramın, biyolojik bilimleri ihmal ettiğini düşüyorum.
Doğmasını biliyosun da, ölüme gelince niye karavana?.. Soru bu mu yani?
Aman boş ver yahu, sen bilgiyi daha en başından maddeden koparmışsın zaten.. Küççük kurbağa öldü mü, bak sen şu terbiyesize.. onun sahip olduğu DNA da kendinin değildi zaten, herşey uzaktan kumanda..Tabi tabi, yaşam siklusunun sonunda akıntıya karşı yüzerek doğduğu yere dönen ve türünün devamını sağlayacak yumurtaları bırakırken ölen somonlar da korka korka yapıyolar zaten bunu..
(gamaro)
Canlıların en akıllısı olan insanın dahil, kendi biyolojisine ne kadar söz sahibi ? Binlerce hücresel ve metabolik olay canlı iradesi dışında gelişiyor. Organ transplantasyonlarını düşünür iseniz canlı vücudu, canlı için ‘kullanıcı’ dan öteye gitmiyor.
Oysa güldürürken düşündüren mizahçılar vardı. O yüzden tutmadı onlar sanırım. İnsan eğlenirken gerçekten düşünez mi? (Bundan ben yeni bir yazı çıkarırım, ilham kaynağı oldu)
xenix
Bunlar nası ifadeler yahu, anlayan beri gelsin. Binlerce metabolik olay canlı iradesi dışında gelişiyormuş, senin iraden nerde gelişiyo peki, o da oralarda bi yerde olmasın?
Şimdi bu nedir biliyor musunuz?
Totolojinin allahıdır.
Eleman diyor ki; ben niye düşünüyorum da taş düşünemiyo.. bazen de ayna görüntüsü yapıyo tabi, taş neden düşünemiyo da ben düşünebiliyorum?
-Şimdi taş düşünemiyo değil mi?
-hayır, düşünemiyo..
-ama sen düşünüyorsun ve neden?..
-evet..
-e taş değilsin de ondan.
Bu nedir? İşte bu totolojidir. Ve bütün bu tayfanın işi gücü de böyle totolojilerin soru versiyonlarını üretmektir zaten.
Topla, çıkar, çarp, böl, farketmez.
Yorulmak nedir bilmeksizin aynı semantik düğümü dolar dururlar. Evren ya da canlılar neden var demekle evren ve canlılar vardır demek arasında hiçbir farkın kalmadığı ufukların farkındasız kaptanları.. Arada bi de Galileo patlattın mı deyme keyfine.
Ateistlerin Evren Hakkındaki Düşünceleri
Gel eğlenelim.
xenix
Stephen Hawking ve Charles Darwin gibiler ne demişlerse sorgusuz kabul mü edelim? Hiç mi düşünmeyelim? Bu da olsa olsa filozof dogmatiğidir. Geçen yüzyılda evrim karşıtı düşüncelere sahip bilim adamlarının akademilerden tasfiyesi ile geçti. Tezgaha yaklaştırılmayan çırak nasıl bir gün usta olacak, ameleden başka bir şey olmaz. Artık bu saçmalık bitiyor…
Sen kim sorgulamak kim…(üç kere masaya vur çarpılırsın valla)
Ama bi dakka, yoksa sen de mi Galileo’sun ?
Sahi nasıldı o slogan; hepimiz… hah tamam, hepimiz Galileo’yuz.
(hadi kardeşim hadi.. bu saçmalık dediğin şeyi allah duymasın bak sonra)
gamaro kusura kalma, eğlenme ile düşünmeyi aynı anda beceremiyorum, sanırım bu konuda özürlüyüm. Sana iyi eğlenceler..
ha eğlenmediğin zamanlarda çok iyi düşünüyodun da sanki.. (aslında düşünürken komik de farkında değil, ama o ayrı konu elbet.)
ikisi bir arada bende konsantrasyonumu bozuyor, skıntı yapıyor.. özürlüyüm dedim ya…
ama sadece eğlence içeren başlık açılırsa katılırım..
Yahu evrim teorisi için artık bu saçmalık bitiyor diyen sen değil misin? Hem düşünüyosun hem komiksin işte, ne özürlülüğü allahaşkına, bilakis gayet başarılısın.
adamın demek istedigi yani evrenden gayrı evrenın oluşmasını sağlayacak bir tanrı yoktur..
kendiliginden oluşabilir,baska bi varlıgın sihirli değneğiyle oluşmuş bişey degil evren..
tanrı evrenden bagımsız ötelerde bi yerde değil ki zaten..
ne dıyoruz biz müslümanlar Allah heryerdedir..
göktanrı inancı gibi göklerde bizi gözetleyen bi tanrı yok!
tasavvuf inancına göre de hakikat şudur : Allah vardır ve onunla birlikte baska hiçbişey yoktur.! yani teklik ve vahdet kavramı …
bu yüzden hawkingin dedigini iyi çözümlemek gerekir,önyargılı omadan..
Siz şimdi çözümlemiş mi oldunuz Hawking’i? Bu dediklerinize göre, ahiret yok, Allah katı yok, miraç yok, velhasıl kelam Kuran’da yazan hiç bir şey yok. Hepsi bu dünyada. Bende öyle demiştim bir yerlerde. Yeni bir kuran yorumu başlığını inceleyebilirsiniz.
xenix: Takiplerim
hayır tabiki çözümlemiş olmadım,iyi çözümlemek gerekir dedim..
keşke okadar kolay olsaydı evrenin sırlarını çözebilmek…
söylediklerinizin hiçbirinin benım dediklerimle alakası yok.
tasavvuf hakkında ne kadar bilginiz var bilemıyorum..
hawking herkesin anladıgı tarzda bir tanrı olmadıgını anlatmaya çalışıyor,
‘kişisel bir tanrı’ kavramından söz edilemez dıyor..
‘Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da’ dıyor, burda bahsettigi hiçlik nedir acaba?
ben tasavvuf anlayışındaki ‘hiçlik’ kavramıyla baglantısı olabilcegini düşünüyorum..
‘Asıl soru; evrenin başlayış şeklinin, bizim anlayamadığımız sebeplerden ötürü Tanrı tarafından seçilen mi yoksa bilimsel yasaların gerektirdiği bir yol mu olduğu.’ dıyor bir de ,
evet asıl soru bu işte burası biraz karışık,benim için en azından..
hakikatten perdeliyiz oyüzden böyle derin sorulara yanıt bulamayız,yalnızca yorum yaparız..
hakikatı yalnızca Allah bilir,hakikat yalnızca Allahtır …
Tüm yorumları okursanız, bizim o cümlelerde Hawking’in ne anlattığını ve nasıl garip çevrildiğini görebilirsiniz. İsterseniz önce onlara bir göz atın.
Tasavvuf hakkında epey bilgili olduğumu düşünüyorum. Önce cümlelerde ortak bir algılayışa varalım sonra konuyu tasavvufi açıdan değerlendirelim.
xenix: Takiplerim
hakikatten perdeliyiz oyüzden böyle derin sorulara yanıt bulamayız,yalnızca yorum yaparız..
hakikatı yalnızca Allah bilir,hakikat yalnızca Allahtır .
Bu derin! cümlenin türkçe meali şu: Biz insanlar sadece yalakalıkla idare edip sıyrılmalıyız. Tek hakikat, bu derin! sevgi olmalı… Neden sevdiğinin cevabı yok tabiyatıyla… Platonik AŞK. Bu müthiş menfaat ilişkisi karşısında Machiavelli bile saygıyla eğilirdi.
evet tüm yorumları okumadım,
ilk msjımı da yorumlara göre yazmadım yani kimseye bi cvp niteliğinde degildi..:)
konuya direk olarak kendi görüşlerimi yazdım.
yorumlar karışık kimin ne dedigini anlayamıyorum oyüzden okumuyorum çoğunu..
çeviride tabiki hata olabilir veya ne demek istedigini kendisi tam anlamıyla anlatamamış olabilir..
ama genel olarak anlatmak istedigi, acıklamasındaki ‘kişisel bir tanrı’ ifadesinde belli oluyor.
sorun nedir tam anlayamadım ben siz neyi savunuyosunuz? 🙂
Sevgili dostlar,
Nietzche’nin tanrı hakkındaki yorumuna kulak verelim. Kendisi tanrıyı öldürelim derken tanrının değerlerini öldürelim yani işi kökten halledelim diyor. Hawking’in yaptığı Dawkins’ten farklı değildir. Tanrıyı bilimle yaralarsın, varoluşçulukla öldürürsün. Tanrıyı öldürmek için felsefeye hitiyacımız var. Onun efendi değerlerine başkaldırmalıyız. Varmıdır sorusu yerine olmalımıdır sorusunu getirince öldürme sürecine başlıyorsun zaten. Sorun değerler sorunudur varlık değil.
Öncelikle Tanrı’nın olmadığını ispat etmeden atıp tutan bu bilim adamını (!) şiddetle kınıyorum. Kanıtladığı şeyle sonucu çok farklı ve özellikle mantığın yaratıcısını mantıkla aramak çok yanlış. Hiçbir şekilde bir alt küme ile üst küme ispat edilemez. Evren kendini yarattı mı yaratmadı mı kesin değildir. Ancak etrafında göz gezdiren insan için her şeyin mükemmel olduğunu anlamak zor değildir. Miliyonlarca nükleotit ağı, organik bazlar, elementler, RUH, su,ses ,görüntü gerçekten mükemmel olup hepsi bir amaç için yaratılmıştır. Aslında bu kanıtladığı şey evrenin yaratılış şeklidir. Bu aynı insanların dünyayı öküzün boyuzlarında zannetmeleri gibidir. 🙂
“yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır.”
kendi söylediği ile kendini çürütmek diye buna denir herhalde, yeni fizik kanunlarını kim yaratmıştır. Bilimcilerin düştüğü en büyük yanılgı bilimin herşeyi açıkalyabileceği, şimdi olmasa bile eninde sonunda açıklayabileceği yanılgısıdır. Herhangi bir araç olmadan kendi gözünü görebilen bir göz olabilir mi ?
Bilimciler bilimin niteliğinin kaynağının farkındalar mı ?
Kibir böyle bir şey işte, kendi haline bakmadan evrenin efendisi ilan ediverir kendini bir noktacıkda kendi aczinin farkında olmaz. Bilim veya onu yapan insan onu kontrol edebildiği için, kendini o makama uygun görmektedir aslında dolayısıyla rakip istemez. 🙂
Hawkingin yanılgısıda etrafındaki parlak ışıktan , ortamda ışık olduğunu farkedememektir.
Stephan Hawking’in uzmanlık alanı Matematik olup ünvanı Fizik Teorisyeni olarak geçiyor. Yani teori üretiyor ama ispatlanmış bir teorisi yok. Nobel ödülü de yok. Evet yanlış duymadınız Nobel fizik ödülü almamıştır.
Buna rağmen Hawking için yaşayan en büyük bilim adamı diyenler var. Einstein’dan sonra en büyük fizikçi diyenler var. Neye göre bu karşılaştırma? Acaba bütün vucudu iflas etmiş olup sadece beyni çalışıyor diye mi bu kadar popüler oldu?
Stephan Hawking’i hor görmüyorum ama ondan daha başarılı daha dikkate değer fizikçiler, bilimadamları var.
Gerçek fizikçi Albert Einstein’ı saygıyla anıyorum.
Dünyaca ünlü İngiliz fizikçi ve matematikçi Stephen Hawking, The Guardian Gazetesi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu
17 Mayıs 2011 Salı, 06:59:16
“Ölümden sonra hayat, sadece bir masal”
İngiliz The Guardian Gazetesi’ne konuşan dünyaca ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, insanlığın ne kadar süre var olma şansı olduğuna dair görüşlerini paylaştı. Hawking, röportajında “insanları ölümden sonra hayat ya da cennetin beklediği inancının, ölümden korkan insanlar için yaratılan bir masal olduğunu” öne sürdü.
‘ÖLÜM KORKUTMUYOR’
21 yaşındayken tamamen felç olmasına neden olan “motor nöron” hastalığına yakalanan Stephen Hawking, “İnsan beynini, tüm bileşenleri çökünce çalışmayı bırakan bir bilgisayar gibi görüyorum. Son 49 yılımı, erken ölüm beklentisiyle geçirdim. Ölümden korkmuyorum ama ölmek için acelem de yok. Önce yapmam gereken çok şey var” dedi. Ünlü fizikçi, röportajında “insanların yaşamlarını en iyi şekilde kullanarak dünyadaki potansiyellerini tamamen yerine getirmeleri gerektiğine” vurgu yaptı. Hawking, bugün İngiltere’nin başkenti Londra’da başlayacak iki günlük Google zirvesinin konuşmacıları arasında bulunuyor.
SON KİTABI BÜYÜK TARTIŞMA ÇIKARDI
Stephen Hawking, 2010 yılında yayımlanan ve ABD’li fizikçi Leonard Mlodinow ile ortaklaşa yazdığı “Grand Design” (Büyük Tasarım) kitabında, evrenin varlığını açıklamak için “bir yaratıcıya ihtiyaç olmadığını” savunarak kimi dini çevrelerde büyük tepki uyandırmıştı. Stephen Hawking “Büyük Tasarım” kitabında, Büyük Patlama Teorisi’nin, evrenin fizik yasalarının kaçınılmaz sonucu olarak “hiçten var olabileceğini” kanıtladığını savunuyor.
xenix: Takiplerim
Hawking; çok takdir ettiğim bir insandır, aklı, zekası ve öngörüsü dünyaca kabul edilmiş, hatta Newtondan sonraki en büyük bilim adamı olduğu bile söylenmiştir.
İlgi alanım gereği çalışmalarını yakınan takip etmekte ve yararlanmaktayım.
Evrenin yapısı konusunda derin düşünceler geliştirip, yüksek imgelem gücüyle farklı teoremler oluşturmuştur.
M-Theory örneğin; herkesin düşünemeyeceği karmaşıklık ve hatta fantastiklik içermektedir. Karadeliklerle ilgili geliştirmiş olduğu olay ufkunda X-ışınımı yayınımı sayesinde karadeliklerin gözlenebilmesi için önemli bir çalışma yapmıştır.
Özetle onun akıllı ve zeki olduğunu düşünebildiğini hiç kimse inkar edemez..
Ancak ; bir müslüman yukarıda sarfetmiş olduğu sözlerine bakarak son derece rahatlıkla ve haklı olarak
onun “akılsız” ve “düşüncesiz” yani “akletmeyen” bir insan olduğunu ifade edebilir …
Şaşırdınız öyle değil mi ?
Yani nasıl olabilir bir söylediğin ötekini çürütüyor 2 cümle önce akıllı 2 cümle sonra akılsız diyorsun da bunu neye dayanarak söyleyebiliyorsun deme hakkına sahip olursunuz…
İşte bu Müslümanların akıl için ölçüsüdür. sonsuz’un bir başka konuda bahsettiğine benzer “IQ ve pratik zeka” da olduğu gibi bir durum bu durum…
Hawking’in sahip olduğu aklı son derece gelişmiş, son teknolojik cihazların bulunduğu bir labarotuvar olarak düşünün..
Hawking bu cihazların çalışmasını görüyor; insanların labaratuvardaki cihazları kullanmasını seyredip onlara bakarak cihazlar hakkında bilgi sahibi oluyor bir kısmını kullanıyor.
Cihazların çıkardığı sonuçları bilgisayar sistemlerine yükleyerek, yeni sonuçlar üretebiliyor. Son derece yetenekli bir teknisyen ve laborant…
Deneyleri öngörüp sonuçları ortaya koyacak düzenekleri hazırlamakta oldukça mahir, gözlemleride yapabiliyor ve bu gözlemleri değerlendirip yeni yeni olguları nasıl olabildiğini açıklayabiliyor..
Yukarıdaki benzetme Hawking’in aklına dair bir benzetme idi..
Ancak bir Labaratuvar veya gözlem ortamı bilim yapmak için yeterli değildir. Bilim yapmak için bu verileri değerlendirip bundan başka sonuçlar çıkaracak insanlara da ihtiyaç vardır. Labaratuvar üniversitenin içindeki bölümlerden bir bölümdür sadece, ama üniversitede derslikler, amfiler, konferans salonlarıda olur en önemlisi bilim adamları olur.
İşte Hawking bugüne kadar yaptığı çalışmaları sadece Kendi akıl Labarotuvarında yaptığı ve Üniversitenin diğer bölümlerinden haberdar olmadığı için onun bulduğu sonuçları bilim adamı hükmünde olan Müslümanlar değerlendirmiş ve Üniversitenin derslik, anfi ve konferans salonlarında onun yapmış olduğu çalışmaların sonuçlarını “ilimsel” olarak açıklamaya çalışmışlardır. Müslümanların sahip oldukları akıl onlara bu yeteneği vermiştir.
İşte Müslümanlar bu akla akıl der, bir başka deyişle, Yaratıcıya götürebilen akıl….
Hawking dese ki: “uzak bir galakside ineklerin hüküm sürdüğü bir gezegen var. Bu inekler konuşabiliyor. Teknoloji üretebiliyor ve yıldızlar arası yolculuk yapabiliyorlar”
Bize kalan bu teoriyi takdirle karşılamak, buna inanmak.
Ne de olsa dünyaca ünlü İngiliz Fizikçi. O, sadece beyin parçasından meydana gelen insan üstü bir şey.
“insanları ölümden sonra hayat ya da cennetin beklediği inancının, ölümden korkan insanlar için yaratılan bir masal olduğunu” öne sürüyorsa buna da inanmalıyız öyle mi?
Newton ve Einstein’ı büyük fizikçi yapan onların fizik teorilerinin günümüzde de kabul görmesi. Hawking’in kanıtlanmış nesi var? Fantastik çocuk filmi senaristleri gibi hayal kurmaktan başka ne yaptı?
Akıl ile din arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden ne dinsizler akılsızdır xinteorinin bahsettiği gibi ne de dinliler akılsızdır, oikosun bahsettiği gibi. Çok koyu dindar olup bilimsel buluşlar yapanlar olduğu gibi, tam aksine ateist olup bilimsellikten çok uzak kişiler de olabilir.
xenix: Takiplerim
Müslümanların sahip oldukları akıl onlara bu yeteneği vermiştir.
İşte Müslümanlar bu akla akıl der, bir başka deyişle, Yaratıcıya götürebilen akıl….
Bu yüzden Müslümanlar evrenin en güdük, en cahil, en kişiliksiz, en yaratımsız, en vahşi, en bilimsiz, en geri kalmışları galiba…
:))
Hayır başkalarının aklını kullanabilirler, Mesela Einstein, Hawking, Newton ve diğerleri gibi bunlar için onlara teşekkür de ederler. takdir de…
Ama aynı zamanda onlar için bir üzüntü de duyarlar…
Ama bu kişiseldir, Mesela Edison için pekçok Müslümanın keşke Müslüman olsaymış dediğini bizzat duydum..
Abuk ruh hali galiba…
Anlamsız ve niteliksiz…
Dinliden bahsetmemiştim sevgili xenix…
Bahsettiğim müslümandır. Özellikle müslüman… Yalancı olanları daha makbuldür.
Teşekkürler oikOs;
Benden bahsetmediğiniz anlaşılıyor son mesajınızda, yani yalancı olmadığıma göre… 🙂
Ama anlamsız ve niteliksizlik konusunda göreceli bir algı ve anlayış var..
Baktığınız gözlem çerçevesine göre kendi bulunduğunuz yeri sabit , diğer çerçeveleri hareketli olarak görebiliyorsunuz.
Yani bu durum göreceli olduğu için bu konuda da haklı olabilirsiniz.
Aslında Akıl ile Din arasında doğrudan bağlantı yoktur. Bağlantı onu kullanma tarzı ile alakalıdır.
Aşağıdaki yorumda ifade etmeye çalıştığım üzere bir üst level ile alaklı bir bağlantıdır.
Yani akıl ve mantığın bilimsel bir çaba ile ürettiği materyalist bilim ürünlerini , Dindar insan bir üst seviyede değerlendirme ile dini bilgi ve düşünceleri ile paralellik kurar…
Bu sebeple Hawking ve onun gibi materyalist bilimcilerin üretimleri,
Müslümanlar için yanlış ve olumsuz değildir.
Onlar hammaddedir, müslüman onu işler ve tefekkür eder.
Tanrı kesin yokmuymuş yani şimdi, yoksa boşuna millet tartışmasın artık bu konuyu, kapatalım.
Parçuket,
“Tanrı vardır” diye iddia ederek ortaya atlamak aksini belirterek yani “tanrı yoktur” diyerek ortaya atlamak kadar ahmakçadır.
Son zamanlarda garipseyerek izlediğim bir başka konu ateistlerin ateizmi bir dinden farksız olarak sunmaları.
Bazı ateistlere bakıyorum, dincilerden farksızlar.
Bu konuyu da bizim xenix oldukça etkileyici bir şekilde dile getirmişti.
Bir kişinin tanrının varlığını ve yokluğunu kendi düşünceleri değil de başkalarının düşünceleri üzerinden anlatmaya kalkmak keza yine ahmaklıkla açıklanabilir.
Hiç bir zaman ve hiç bir şekilde taban tabana zıt olan bu iki iddia bir sonuca ulaşmayacaktır.
Ondandır, Hawking, “tanrı yoktur” yerine “tanrıya ihtiyaç yoktur” gibisinden ifadelerle gelmekte.
Öyle ya herhangi bir formül, denklem ya da teoride tanrı etkisi, çarpanı veya tanrı sabit sayısı gördünüz?
Tanrı var ise bile ortaya çıkamaz, kendini gösteremez, “ahanda geldim” filan diyemez…der ise…yani tanrının varlığı ispatlansa tanrı artık tanrı değil, bildiğin mesul müdür olur.
Düşünsene…mesela Baykal. Ne mahkeme takar ne de hakim…doooğru tanrıya: “Orada çorap giyen ben değilim, bunu herkese göster” filan diyecektir.
Bizim forumun dincileri keza öyle: “Şu HoLa nın mesajlarına bak eyyy tanrım, şöyle iyisinden bir yağlı kazık…
Say say bitmez.
Ondandır…tanrısal, kutsal, dinsel olan her bir konu gayp/gaip atmosferinde ele alınır.
:))
Bir gün peygamber efendimiz yolda giderkene…
Sayın Hola ;
Yazdıklarınızda büyük oranda haklılık payı var. Her iki iddia da bilimsel verilere dayanarak kanıtlanabilecek, iddialar değildir.
Ancak “tanrıya ihtiyaç yoktur” ifadesi , Agnostikler için geçerli değil midir ?
İşte benim 2-3 yorum önce ifade etmeye çalıştığım budur. Yani elinizdeki verileri mantıksal bir biçimde birleştirip, belli sonuçlara vardığınızda ulaşabileceğiniz nihai hedef budur. Yani “tanrıya ihtiyaç yoktur” düşüncesi…
Ancak, kastettiğim farklı düşünce tarzı bu aşamadan sonra başlar, yukarıdaki düşünce akıl ve mantığın tahakkümünden kurtulamamış zihinler için geçerlidir. Halbuki insan aklının ve mantığının kölesi değil; efendisi olmalıdır.
İşte ozaman bu düşünce tarzını anlayabilrsiniz..
Benim anlamamın ve anlatmamın hiç bir önemi yoktur.
Keza sizin de.
Yukarıdaki yazımda şunu belirttim:
“Bir kişinin tanrının varlığını ve yokluğunu kendi düşünceleri değil de başkalarının düşünceleri üzerinden anlatmaya kalkmak keza yine ahmaklıkla açıklanabilir.”
Örnekleyerek, azıcık da amiyane bir tabirle, açmak gerekirse:
“Gel bakalım düdük makarnası tanrı neden varmış/yokmuş anlat bize” demek başkasının düşüncesi üzerinden düşünce bildirmekten başka bir şey değil.
Ben tanrı yoktur derim…bu biter.
Sen de vardır dersin…yine biter.
Ama öyle olmuyor işte.
Dinciler, ateistlerin yaygaracı taifesi, sanki boklarında boncuk bulmuş gibiler ve her yerde bunun yaygarasını yapmaktalar.
🙂
Haklısınız;
Ama her iki tarafında bunu yapmasının altında yatan bir sebep var, o da sorumluluk duygusu…
insanlar toplum olrak yaşadıklarından bireyler diğer insanlara karşı bir şeyler yapam konusunda kendilerini sorumlu hissediyorlar.
Dinci kendisini , diğer dindar insanların toplum düzenini koruyacağını inandığı için savunduu değerleri anlatmaya çalışıyor. Ateist ise toplum düzenini ya bireycilikte gördüğü yada düzeni bozanın dini kurallar olduğunu düşündüğü için,
topluma karşı görevini uyarıcı olarak yapması gerektiğini düşünüyor. Bu durumda birbirine benzeyen iki davranış şeklinin karşı taraflarda görüyorsunuz.. Her ikiside cehaletten kaynaklanıyor…
Geçmişte bilgiye ulaşmak zordu, bu sebeple tebliğ önemli bir görevdi, ancak şartları vardı. Ancak günümüzde zorluk bir yana aşırı bilgi yoğunluğu var, burada önemli olan doğru ve nitelikli bilgiye ulaşmak, üslup, ve fiille beraber sözle olabilir.
Yoksa atesiti, dincisi , dindarı internet sayesinde her bilgiye anında ulaşma yeteneğine sahip, dolayısı ile tebliğ günümüzde farklı tarzda yapılmalı bir tür filtrazisyon şeklinde olmalıdır…
Birde geçmişte de en önemli şart olan, yaşayarak tebliği olmazsa olmazı olmalı bu işin….
Bu olmadı mı hiç bir şekilde etkilide olmaz,, doğruda…
Ateist ise doğru bildiği yolda gitmelidir, memnunsa halinden;
kimsenin onun kendisi hakkında karar vermesine izin vermemelidir.
İnkarcı bildiği halde inkar edene denir , bilmeden inkar etmekte mümkün değildir.
Yani Ateistler karşı çıktıklarının ne olduğunun bilincindedirler…
Sizin dinci dediklerinizi de daha derin incelerseniz, bireysel kararlarınıza değil, toplum içerisindeki etkilerine dayanarak bazı şeylere karşı çıktıklarını farkedeceksiniz…
Şu tebliğ işi de külliyen zırva diyeceğim iş sarpa saracak…
…tebliğ peygambere verilen bir görevdir.
Elbette bir kişi inandığı dinin güzelliklerinden bahsedecektir…
…bu hakkı nasıl kendinde görüyor ise, bir başkasının da dinlerin olumsuz yönlerinden ve etkilerinden bahsetme hakkını vermek durumundadır.
“insanlar toplum olrak yaşadıklarından bireyler diğer insanlara karşı bir şeyler yapam konusunda kendilerini sorumlu hissediyorlar.”
…demişsiniz.
Ancak bu açıklamanız “birey kavramı” ile çelişmekte…
…sizin açıklamanız nedenli değil, birey kavramının kendisi buna sebep.
Birey dendiği zaman “aynısından bir tane daha olmayan” manası var.
Hal bu iken, bireyin ve bireyciliğin anlaşıldığı bir toplumda insanlar kendi kendilerine benzer bir başkasını oluşturma girişiminden kaçınırlar.
Değindiğiniz üzere, maalesef öyle olmuyor.
Sorumluluktan öte, yine belirttiğiniz üzere, bilgisizlikten ya da bilgileri kasıtlı olarak yalan yanlış değerlendirmekten olmakta.
Başkasının cehaleti başkasına aittir. Bu cehaleti “toplumsal sorumluluk” ya da “değer yargıları” gibi alakasız kavramların altından “başkalarından beklentiler” olarak servis etmek her türlü edepsizliğin zeminini oluşturmakta.
Kendi çehrelerine benzer çehreler yaratma çabası…
…bendeniz bunları…yani tahakküm kurma girişimlerini, siyasi veya çıkar erki elde etme adına insanları yönlendirme çabaları olarak görmekteyim.
Kişilerin mağduriyetini, mazlum halini gidermek yerine, onların mağdur ve mazlum olmalarını yüzlerine vurarak onların bu halini kullanma çabasında olan bir sistemdir beni sinirlendiren.
“Kul kertesi”ne indirilmiş kalabalıklar kolaylıkla bunlara hedef olmaktalar.
Bilginin gerçek olanındaki doğruluğu görmezden gelerek “Benim doğrularım” şeklinde oluşturulan safsatalar içerisinde yaratılan kalabalıklar ile hareket etmek sonucu ortaya çıkan toplumun kalitesi de ortada.
Hani illet oluyor sana millet…
“Sizin dinci dediklerinizi de daha derin incelerseniz, bireysel kararlarınıza değil, toplum içerisindeki etkilerine dayanarak bazı şeylere karşı çıktıklarını farkedeceksiniz…”
Bendeniz elbette bunun farkındayım…ama reddediyorum.
Nedenlerini de açıklamaya çalıştım.
Sayın Hola;
Tebliğ elbette peygambere verilen görevdir, ama onu takip edenlere verilen görevde, onun yaşadığı gibi yaşamaktır.
Madem o diğer insanlara yardım etmiştir tebliğ ile öyleyse bu görevi yapmak Sünnettir. Elbette O’nun yaptığı gibi değil, sizin söylediğiniz gibi olabilir ki o da budur zaten…
Bu konuda da haklısınız. zaten en başta inançlıların görevi budur ama sizden duyarlarsa daha bir utanırlar…
Ama sizin anladığınız anlamdaki “Dinci” ler değil, tabii bunlara, onlar “haddi aşanlar” der…
bir diğer eleştiriniz ise yukarıdaki cümlelerle açığa çıkmakta….
demişsiniz ki , “bireyin ve bireyciliğin anlaşıldığı toplumda ” madem öyle birey ve toplum kelimelerini aynı cümle içerisinde nasıl kullanabiliyorsunuz. ?
Toplum tamamen “aynısından bir tane daha olmayan” bireylerden oluşuyorsa nasıl oluyorda “toplum” olmayı başarabiliyor.
Bunların bireysel çıkarları yok mu toplumsal düzene aykırı, adetleri mesela 70 milyon ise örneğin hiç bir birey yokmudur, ben bu toplumdaki bireylerden ayrı olmalıyım, o sebeple ayrı bir varlık olarak var olmalıyım diyen..
Nasıl başarıyorlar bir toplum olabilmeyi…
Hiç bir izm veya din aynısının tıpkısı çehreler oluşturabilmeyi beceremez, bu doğa kanunlarına aykırıdır. Bu sizin gördükleriniz toplumda , toplum olabilmeyi sağlamak adına yapılan işlerdir.. üstelik içeriksizdir..Özsüzdür…
Mesela karşı çıkmak yerine, tamam senin dediğin olsun dediğinizde kimse arkasını takip etmez. Bunu sizde bilirsiniz..
Bir sürü inançsız vardır bu şekilde saklanan.. Hatta inançsız olduğundan habersiz olan….
“Her koyun kendi bacağından asılır. Ancak bir koyun köy meydanına asılırsa 7 mahalleyi kokutur.”
İşte bu kokutma noktasında kişiler diğer bireyleri veya kendilerini düşünerek durumdan vazife çıkarabilirler.
Birde saf ve iyiniyetliler vardır, sizin cahil olduğunuzu düşünüp, hidayete erişmenize vesile olacak bilgilendirmeyi ve uyarıyı yapmak isteyenler.. Bu sayede dolaylı olarak topluma karşı olan vazifelerinide yerine getirmiş olacaklardır.
Tüm bunların altında yatan ana sebep ise Allah’ın rızasını kazanma arzusudur.
Malum sözdür, Halka Hizmet; Hakka hizmet diye….
Ayrıca bu “aynısından bir tane daha olmayan” durumunu şu şekilde düşünebilirsiniz.Kışın kar yağdığında her taraf bembeyazdır, kar taneleri birbirlerine çok benzer, kar taneleri yeri, dağları kapladığında bir toplumdur artık.. ancak iki tane kar tanesinin birbirine benzemesi mümkün değildir…
Kar taneleri birbirlerine benzeyerek bir toplum oluşturmayı başarırlar ama birey’e indiğinizde aynısından iki tane bulamazsınız…
Sizler dini ve onun gereklerini yerine getirenleri tek tip gördüğünüz için, buna tabi olanları uzaktan görüyor farklılıkları farkedemiyor olabilirsiniz. Ama bu onların kabahati değil….
Siz kalın görüyorsunuz bilardo deyimiyle…
🙂
Başaramıyor ki.
Aynısından ya da birbirlerine çok benzeyen olunca da toplum olmuyor ki…
…sürüden farksız bir kalabalık oluyor.
Ne demiştim:
Kişilerin mağduriyetini, mazlum halini gidermek yerine, onların mağdur ve mazlum olmalarını yüzlerine vurarak onların bu halini kullanma çabasında olan bir sistemdir beni sinirlendiren.
“Kul kertesi”ne indirilmiş kalabalıklar kolaylıkla bunlara hedef olmaktalar.
Bilginin gerçek olanındaki doğruluğu görmezden gelerek “Benim doğrularım” şeklinde oluşturulan safsatalar içerisinde yaratılan kalabalıklar ile hareket etmek sonucu ortaya çıkan toplumun kalitesi de ortada.
Hani illet oluyor sana millet…
Böylelerinin karşısına çıkıp konuşan liderlerin dedikleri de ortada.
“Televizyonun karşısına oturuyorlaaaar…şakalaşıyorlaaar, ellerinde püskeütleeerrrr…”
Bu mudur?
“Eğer bu dediğiniiii ispatlamazsaaaaan namertsiiiin, şerrefsizsiiin”
Bu mudur?
Bakın sanat dünyasına…Pepayecilik ile sanatçılık nerdeyse bir…
Yapıtlar, filmler, diziler, programlar… İzleyiciyi ahmak yerine koyan binlerce eser…Yan başlıkta “unutulmayanlar” diyerek dalgalarını geçiyorlar. Ortak tarafı nedir o repliklerin, yapıtların; İzleyici salaktır!
Bir litre benzin 4,5 lira. TC nin vergilerden toplam geliri yaklaşık 25 milyar dolar. Benzinden geliri 30 milyar dolar.
Beğenmediğin baldırı çıplak Suriye de litresi 65 kuruş.
Eğleniyor, sevişiyor veya geziyorsun diye cezalandırılıyor, dışlanıyorsun. Hele o toplum dediklerin tarafından iyi biliniyor isen, kıçın kamerada.
Sürülüyor, gönderiliyor, yurdundan, evinden, memleketinden ediliyorsun…Bir buçuk bilemedin iki ay eğitimden sonra dağlara silah altında gönderiliyorsun…
Kerizleniyor, kekleniyor, soyuluyor, ölüyor, madara ediliyorsun.
Dünya nın bir ucundaki, haritada yerini bilmediğin ülke vize kaldırıyor diye sür manşetler atılıyor.
Bunlar mıdır toplum olmak?
Yapmayın etmeyin.
“Mazlum ve mağdur bir sürü yaratıp işlerine bakanlar” dedik değil mi? Bu yazdıklarınız bunlara hizmet etmekteler.
Birbirine benzer, neredeyse aynı olan bireylerden oluşan topluluklara toplum denmez…
Baktın ince ya da kalın olmuyor…bunun pikesi, masesi ya da brikolu var.
Zaten bunlar değildir bizi toplum yapan sizce bu durumda olan bir topluluk nasıl ayakta kalmaya devam ediyor ?
Sizin gördüğünüz dışarıdan gelen görüntülerdir, insanlar ne siyasilerin gördüğü, ne elit bir takım üst sınıf zannında olduğunu düşünen sanatçıların gözünden görünendir. Hele basın tamamiyle manüplasyon aracıdır. kimi tutarsa tutsun, insanların içindeki yaşamlarıdır.
Tüm bu söylediklerinize rağmen bu ülkenin bekaasını koruyan, onlar olmasını istediklerini toplum modeline evirmeye çalıştıkça bireyleri insanları insanların büyük çoğunluğu buna direnir, mesela siyaset için dürüst adam işi değil derler, bunu neden söyler insanlar, gazeteler hep yalan dolan derler de peki niye, karşı mı çıkarlar yürüyüş mü yaparlar yoooo.. gerek yoktur, amaç bellidir, bireyleri olmasını istedikleri forma sokmak, dönüşen dönüşür ve medyatik olur siz onu görürsünüz sessiz ve makul çoğunluk ise, o dönüşenleri feda ederek kendini kandırmaya meyyal olanı kandırmış olur.
Siyasileri seçerken ise kötünün iyisini seçer, iyi diye değil… Çünkü iyi yada kötü ülkenin bir yöneticiye ihtiyacı vardır.
şimdilik aklıma gelen bu kadar sonra devamını yazarım….
arkadaşlar, hawkind daha açıklayıcı ve daha cesur bir şekilde konuyu açıklayan bir video yayınladı ve kısaca özetlicek olursam, zamandan bahsediyor ve ve big bang öncesi zamanın var olmadığını vurguluyor ayrıca evrenin hiçlikten nasıl meydana gelebiliceğini ayrıntılı anlaşılır örneklerle sunmuşlar , atom altı dünyada bir proton’un nasıl hiçlikten bir anda oluşabileceğini ve daha bir çok cevap bulabiliceğiniz soruları yanıtlıyor. Konuyla ilgili yardımcı olucağını düşündüm ve videoyu şu cümle içinde youtube’ dan aratırsanız bulucaksınız..
Hawking, Did God Create the Universe- – YouTube
Büyük Patlama’dan önce(big bang)
zamanı bilemezsiniz,
çünkü Büyük Patlama’dan önce
zaman diye bir şey yoktur.
Sonunda, nedene sahip olmayan
bir şey bulduk.
Çünkü bir nedenin olması için zaman
mevcut değildir.
Bana göre bu, bir yaratıcının var olma
olasılığı yok demektir…
çünkü bir yaratıcının var olması için
zamanın mevcut olması gerekir.
Zaman, Büyük Patlama
anında başladığından,
herhangi biri veya herhangi bir şeyin…
neden olamayacağı veya
yaratamayacağı bir olaydır.
Bu nedenle bana Tanrı’nın kâinatı yaratıp
yaratmadığını sorduklarında…
bu sorunun bir anlam ifade
etmediğini söylerim.
Zaman, Büyük Patlama’dan önce yoktu.
Dolayısıyla Tanrı’nın evreni yaratabilmesi için
zaman mevcut değildi.
Dünya’nın kenarının hangi yönde
olduğunu sormak gibi bir şey bu.
Dünya bir küredir, kenarı yoktur.
Bu nedenle kenarını aramak,
beyhude bir çabadır.
Hepimiz istediğimize
inanmakta özgürüz.
Ve benim görüşüme göre, en basit açıklama,
tanrının var olmamasıdır.
Kâinatı kimse yaratmadı,
kimse kaderimizi çizmiyor.
Ve bu, tam olarak şunun
farkına varmamı sağladı:
Muhtemelen cennet ve
öbür dünya diye bir yer yok.
Kâinatın görkemli tasarımının
kıymetini bilmek için…
yalnızca tek bir hayata sahibiz.
Ve bundan son derece memnunum.
STEPHEN HAWKİNG.
Bence big bang’a stephen hawking sebep oldu evet tanrı o dur, 🙂
Anladığım kadarıyla Hawking’in söylediklerini saçma buluyorsunuz ve aklınızca dalga geçtiğinizi sanıyorsunuz. Ama adam her cümlesinde haklı.
En çok karşılaştığımız durum, kendini zeki sanan birinin anlamadığı bir konu hakkında anladığını sanmasıdır.
xenix: Takiplerim
Bence tamda bu sebepten dolayı Freud, çoğunluklar asla gerçeğin peşinde koşmazlar demiştir. Basit bir istatistik.
Bakın hala tanrı diyip geçiyorlar..
Tanrıymış.
Hangi tanrı kardeşim, açılımı ne bu tanrının?
Big bang’i muhammed’in yüzü suyu hürmetine patlatmış demek. (patlamanın arkasında da şeytanın çıkardığı cıngar var)
Nur suresi 2. ayeti de göndermiş demek.
Cariye Maria’nın durumunu ayrıca tahkik ettik.
Karılar birbirine girdiğinde yollanan ayetleri de not ettik. (Hani şu; adamım dert ettiğin şeye bak, hanımlarımın gönlünü edicem diye değer mi hiç üzülmene, tamam kaldırdım sırayı filan.)
Hawking tüm bu ilahi* işaretleri görüp de imana gelmemiş demek.
Tüh..
Spinine sıçtığımın aklını kullanamamıştır kesin.
arkadaşım ben hawking söylediklerinin aksini düşünen bir dindar değilim kaldıki dünyanın başına gelmiş en büyük bela olduğunu düşünen nefret eden biriyim….
”Bence big bang’a stephen hawking sebep oldu evet tanrı o dur, :)”
yazımın sonunda eklediğim, halen tanrı var diyecek olanlara evet var stephen hawking diye bir atıfta bulundum espiritüyel bir dilde olmasını istedim, daha önceki yazımdan da bunu anlıyabilirdin eğer okuduğunu anlamaktan güçlük çekiyorsan veya kendini sen çok zeki sanıyorsan bu cümleni sana iade ediyorum…
”En çok karşılaştığımız durum, kendini zeki sanan birinin anlamadığı bir konu hakkında anladığını sanmasıdır”
Aynı cümleyi bir dinci de sarfedebilirdi. Elimde yeterli veri yoktu. Sadece bir tek cümleden yanlış bir sonuç çıkardım haklısınız. (Önceki yorumunuza dikkat etmedim, okumadım, yeni farkettim)
xenix: Takiplerim
Ben de yanlış anlamışım. (misafir mesajlarında isme odaklanmıyor sanırım insan)
Teşekkürler…
bu konu güncel olsun sizce başlangıçsızlık nedir?
Daha önce karşılaşmadığımız için olamayacağını düşündüğümüz şey. Büyük bir çember üzerinde ilerleyen bir tırtıl da yolunun elbet biteceğini düşünüyordur belki de.
Hawking’in kitaplarını ve belgesellerini takip ederim,okurum,izlerim.Bu konuyu da sever,araştırırım fakat halen kendimi determinizmin gerektirdiklerinden alıkoyamıyorum,psikolojinin yapısından olsa gerek.Bu konuyla ilgili Hawking,atomun içerisinde sebepsiz yere yeni parçacıkların oluşup,yine sebepsiz yere yok olabileceğini söyler.Fakat ben biraz daha araştırdım ve bu yeni oluşumların,atom içindeki kuantum dalgalanmalarından dolayı olduğunu öğrendim,bu oluşan parçacıklar da Hawking’in tanımına uyarak sebepsiz yere kaybolabiliyorlar,tabii ne kadar doğrudur bilemem,tek yerde rastladım bu bilgiye.Bu konuyla ilgili bilgisi olan varsa aydınlatmasını çok isterim gerçekten.
Evet bu olguya dair bir fizik olayı vardır. Cassimir etkisi diye bilinir, boşluğun dalgalanmalarından oluşan parçacık çiftlerinin (parçacık-antiparçacık) birbirini yok etmesi sonucu ortaya çıkan bir enerji çeşididir. Mutlak sıfır yakınlarında vakumda gözlenebilir.
Space Energy adıyla da bilinir.
Ancak Hawking Fizik konusundaki bilgi ve zekasını , dar bir çeçeve içerisinde ele alığı için, kalıplaşmış düşünce formatının dışına çıkamıyor klasik bilimsel hatalardan birisini yapıyor. Şu söz anlatmak istediğim şeyi çok güzel ifade ediyor.
Elinde çekiç olan kişi, tüm sorunları , çivi olarak görür.
Çok teşekkürler,ben şaşırmıştım Hawking’in böyle bir söylemde bulunmasına,çok ucu açık ve bilim dışı gelmişti,Hawking’le bağdaştıramamıştım.
Evet hiç karşılaşmadığımız için nasıl olabileceği konusunda da kalıplaşmış düşüncelerden kurtulup, mantıklı bir sonuca varamıyor insanlar.
Mesela verilen örnekler bile bir başlangıca sahip olduğu halde o başlangıç, tıpkı süreğen devam edilen şeylerin fark edilmemesi gibi insanların algısında görünmez oluyor.
Mesela Satranç ‘ın verdiği örnek , tırtıl için bir başlangıcın olmadığını öne sürüyor. evet yolun bir başlangıç noktası yok, her nokta bir öncekinin aynısı, ama burada söz konusu olan yol değildir sadece, ortada bir tırtıl ve onun yolunun oluşturan bir çember var. Eğer tırtıl bir insan olsaydı, bir varlığının olduğunu fark edebilirdi.
Bir yolun olduğunu ve bu yolun bir başlangıcı olmadığını fark ederdi. Bunun bir çember olduğunu düşündüğü anda da , çemberi oluşturan çizginin, bir sınırı olduğunu anlardı.
2 bölge var olurdu çemberde, iç bölge ve dış bölge, birde çizginin yani yolun kendisi, o zamana şu soruyu sorardı kendisine , önce hangisi vardı.
yani başlangıçta. Çizgi oluştuğu anda 2 bölge aynı anda var olur derdi. peki çizgi kendi kendisini mi çizmiş diye bir soru gelirdi aklına ,
Peki ben bir çember değilim, iç bölgenin veya dış bölgenin bir parçası değilim, beni çizgi mi oluşturdu diye de sorabilirdi aynı zamanda…
Yoksa ben çizginin bir parçası mıyım ? Çizgiyi en çizmiş olabilir miyim ? yoksa çizgi mi beni çizdi ?
Çizdi ise neden, çizgiden farklıyım. Bu farklılığın başlangıcı nedir ?
Sorular bu şekilde uzayıp gider… Ama sadece çemberi ve yolu düşünen; bir çizginin ve onun nasıl olup ta bir başlangıcı olmadığını anlayamaz.
Çizgi o zihni hapsetmiştir. Kendi görünmezliğine…
Hawking iyi bir fizikçidir, işini iyi yapar, bilimin ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeple yukarıdaki söylemleri söylemesi de normal karşılanabilir.
Pek çok fizikçinin Ateist olduğunu biliyoruz. Sebebi aşırı bağımlılıktır bunun.
Bilime bağlanmak, eğer onu kontrol edebiliyorsanız iyi bir şeydir. Ama Bilim sizi kontrolü altına almışsa bu sonuç ortaya çıkar.
Ne diyor Hawking ;
Kütle çekim diye bir kanun olduğu için…,
İyi de kanun nereden çıktı…
Hiçten mi ?
O zaman Hiç’e niye Hiç diyorsun ?
Hiç hiç değil , sen ona hiç diyorsun, çünkü onda bir şey görmüyorsun.
Gerekçe bundan ibaret..
Özetle şunu söylemek istiyor Hawking,
Ben görmüyorsam Evren yoktur…
Bu kadar mantıklı bir açıklama…
Başlangıcı olmayan varlığın sınırları yoktur. parçaları veya parçaların sınırları da yoktur. Sınırları olan varlık , sınırları çerçevesi içerisinde başlamış olduğu için, başlangıcı vardır. Sınırları olmayan bir varlık düşünün, onu zihninizde oluşturmaya çalışın, mesela Evrenin sınırsız olduğunu düşünüyorsanız, içinde bulunan her parça onun sınırını oluşturur. Bu içten onun bir başlangıcı olduğunu gösterir. İçten başlangıcı olan varlık, parçalardan oluşmuştur. Her parça bir sınıra sahip olduğu için, dışından da sınırlıdır.
Demekki evren sınırları olmayan bir varlık değildir. Algılayabilir ve düşünebiliriz.
Şimdi bir başka varlık düşünmeye çalışın, sınırları olmasın…
İşte o varlık eğer düşünebiliyorsanız, sizin zihninizde bir başlangıca sahip olmuş demektir. Dolayısı ile düşünebiliyorsanız sınırları vardır, sınırları varsa başlangıcı vardır.
Sizin sanırım derdiniz “tesadüfün” olamayacağı yönünde. Bu yüzden; Kendiliğinden oluşur mu? Rastgele olabilir mi? gibi sorular inandığınız tanrının pabucunu dama atacağından kendi kendinizi bir şekilde ikna etmeye çalışıyorsunuz.
Ama neredeyse yüz yıl önce aynı soruları Einstein de sormuştu fakat Bohr karşısında malesef kaybetti. Yani bu tartıştığınız konular 70 yıl önce çözüldü. “Tanrı zar atmaz” diyen Einstenin yanıldığı ispatlandı.
Gelelim diğer bir konuya Xinteorisyene yeterince cevap vermiştik ama o da misafir olarak yazmaya başlamış tekrar. Sil baştan anlatamayacağım için eski konulardan takip edebilirsiniz.
Bohr da yarın kaybedecek nasıl olsa, siz şimdi sevinin, nasıl olsa uzun sürmez. 🙂
Diğer konular derken neyi kastediyorsunuz onu tam olarak anlamadım ama eğer başlangıcı olmayan bir varlığı kastediyorsanız,
Bir tek Allah bu tanıma uyabilir. Diğer varlıkların her birinin soyut, somut bir sınırı vardır, ve sınırı olan bir varlığı dar bir çerçeveye indirgeyip,
İşte çember üzerinde , başlangıç yoktur diyerek sıyrılamazsınız.
madem başlangıçsız olmayı kastediyorsunuz. bunu bir çemberin çevresine indirgeyemezsiniz. Ancak tüm yönleri ile başlangıçsız bir varlık,
gerçekten başlangıcı olmayandır.
Misafirin derdi illa ki tüm olayları Allah’a ve müslümanlığa bağlamak. Bir yaratıcının olduğuna inansa ve bu yaratıcının dünyaya müdahale etmeme ihtimalinin çok yüksek olduğunu söylese biraz olsun ezber değil de düşünce ürünü olduğuna kanaat getirebilirdim.
Ne var ki mantık yürütme şu şekilde oluyor:
Müslümanlık tek geçerli din – Allah tek ilah ve herşeyin yaratıcısı – hiçbir şey yoktan var olamaz – evrenin de bir yaratıcısı olmalı
Bunların hepsi zaten küçükken ona ezberletilmiş şeyler. Herşeyi ilk ezberletilenlere uydurmak için mantığı eğerek bükerek uydurmaya çalışıyor. Herşey dökülüyor, dinler konusunda tonlarca çürütülemeyen eleştiri geliyor, savunmayı başaramıyor. Kuran’daki ayetleri açıklayamıyor. “Allah tuzak kurar” ayetini açıklayamıyor. Muhammed’in özel yaşantısı ile ilgili ayetleri açıklayamıyor. Evrime çare bulamıyor. Dinazorlarla, insanların aynı tarihlerde nasıl yaşadığı kafasına yatamıyor ama ezberinin dışına da çıkamıyor. O zaman da kendince çarpışabileceği konulara çekmeye çalışıyor. O da hala gizemini koruyan evren ve yaratıcı konusu.
Örneğin Xenix’e de küçüklüğünde misafire olduğu gibi dini bilgiler ezberletildi ama o bu çemberin dışına çıkmayı başardı. Biri ezberi saçma olmasına rağmen doğrulamak için uğraşıyor. Diğeri ise ezberi yırtıp atıyor. Benim hangisine katıldığım da belli herhalde.
Sayın Satranç ; bir defa bana dair söylediğiniz mantık yürütme düşünceniz yanlış,
Sizin yanılgınız, önce Müslümanlıkla başlamanız. Halbuki Tanrı tanımaz birisinin başlangıcı Müslümanlık olamaz.
Silsile şu şekilde oluyor.
Bilim diyor ki, hiç bir şey yoktan var olamaz.
Ancak başlangıcı olmayan bir varlıkta hiç var olmamalı.
Sebebi sonsuz başlangıçta var olması muhtemel bir “ilk” sebebin nasıl olması gerektiği,
Eğer herhangi bir olgu, kendisinden önce bir varlığa ihtiyaç duyuyorsa, bunun en başındaki varlık nedir ve nasıl olmuştur ?
Yani Klasik Ateist sorusu..
Diyelim ki, bir yaratıcı , Atesit şu soruyu sorar ?
Peki onu kim yarattı, beklenen cevap yaratıcıyı yaratan,
Peki onu kim yarattı, beklenen cevap yaratıcı yaratanı yaratan,
bu soruyu kaç kere sorabilirsiniz ?
İşte bu soruyu sormaktan vazgeçmenin tek bir yolu vardır.
Şu önermenin yanlış olduğunu kabul etmek :
“Ancak başlangıcı olmayan bir varlıkta hiç var olmamalı. ”
O zaman şunu sormalısınız, tüm gözlemlerimize aykırı bu varlığı nasıl gözlemleriz ?
Onda olması gereken niteliklerini tespit ederek.
ilk nitelik;
Gözlemleyemediğimize göre;
kendiliğinden ve bir önceki varlığa ihtiyaç duymadan var olabilmesi.
2. nitelik;
yine Gözlemleyemediğimize göre;
bu sistemin , yani varlık – varlık – varlık ….. sisteminin dışında olması
gözlemleyemediğimiz ama yukarıdaki önermenin yanlış olması gerektiği sonucundan yola çıkarak var olması gerektiğini düşündüğümüz bu varlık,
eğer sistemin dışında ise, onu nasıl algılayabiliriz. ?
Onda olması gereken başka nitelikleri tesbit ederek,
gözlemlediğimiz varlıklara benzemediğini çıkarsayabiliriz öyle değil mi ?
Nedir gözlemleyebildiğimiz varlıklar, madde , enerji, Evren, düşüncelerimiz, fizik yasaları, hepsinin ortak özelliği nedir ?
Sınırlara sahip olması.
Demek ki gözlemleyemediğimiz bu varlık, bir sınıra sahip değil, bu ne demek ?
tek ve benzersiz, parçalardan oluşmuyor, bir yeri yok , bir şeyin içinde ve dışında değil,
öyle olsaydı evren gibi onuda gözlemleyebilirdik.
Evren bizim mekan dediğimiz şey aynı zamanda,
yani o bu mekanın içinde olsaydı, evrendeki parçalardan birisi olacağından , sınırlara sahip olurdu.
Dışında olsaydı, evren onunla sınırlanmış olurdu, her iki durumda da , sınıra sahip olurdu.
Buda onu aradığımız varlık olmaktan çıkarırdı. Çünkü yukarıda saydığım niteliklere uymazdı.
Mantık bunu kabul etmiyor, çünkü mantığımız sınırlara sahip varlıklarla inşa edilmiş.
Dolayısı ile mantık veya akıl bunu kabul edebilseydi, farklı türden bir sınıra sahip olurdu.
Buda yine nitelik ihlali,
Ama hala yukarıdaki önermenin yanlış olduğuna eminiz, neden ?
Çünkü sorular sonsuza kadar sürebilir,
sonsuz sayıda yaratıcıyı mantığımız kabul etmez.
Durmak bilmeyen bir girdaba sürüklenir zihnimiz, soru sormaktan bitap düşene kadar sormaya devam edebilirsiniz.
Peki onu kim yarattı..
Ya da kestirmeden , şunu dersiniz…
O zaten vardı..
zaten var olan bir varlık , bu gördüğümüz varlık -varlık – varlık —- zincirinin başında olabilir mi ?
O zaman bu zincir niye böyle çalışmaya karar verdi, kendisi zaten var iken, bir sonraki varlığı oluşturmaya nasıl karar verdi. ?
Mantıken 2. varlık hiç var olmamalı idi. Bu sonsuz başlangıç gibi bir durum.
Demek ki kendisi zaten var olan bir varlıktan, ikinci bir varlık çıkmaz.
Bunun üzerine derin düşünmeniz için, Müslüman olmanız gerekmez,
işte mantık yürütme bu şekilde başlar, yada böyle başlamalı, Din taaaaaa nerede devreye giriyor biliyor musunuz?
Siz yaratıcıda olması gereken bütün nitelikleri zihninizde, düşünerek ve mantıksal çıkarımlarla buluyorsunuz.
Sonra Dünyada ki tüm dinlerin içindeki yaratıcıların niteliklerini bu çıkarımla bulduğunuz yaratıcı ile karşılaştırıyorsunuz.
Sonrada , hangisinin doğru olduğuna karar veriyorsunuz..
İşte Din Taaaaaaaaaaaaa o zaman devreye giriyor.
Bunun dışında, diğer sorduklarınızın hepsinin bir cevabı var, benden çok daha yetki kişiler bunu anlatır.Ama sizi tatmin etmeyebilir anlatılanlar,
Çünkü kesin bir önyargı ile yaklaşıyorsunuz genellikle bu konulara, çünkü çember hikayesindeki, gibi konuyu kendi gözlem çerçevenizden değerlendiriyorsunuz.
Referans çerçeveniz ne siz, ne başkaları olsun, dışarıdan bir gözle inceleyin.
Kendi mantık ve akıl yürütme şekliniz de dahil buna.
Herhalde Hindistan’da budist olarak doğmanıza rağmen bu şekilde Allah’a ulaştınız 🙂 Yoksa herhalde küçükken kimse size dini eğitim vermemiştir değil mi? Bravo size aldığınız dini bilgilerin doğru olduğunu dışarıdan gözle izleyerek çok iyi doğrulamışsınız. Mesela Hiristiyanlık neden son hak dini değil. O konuda da düşündünüz mü? Belki de son din hiristiyanlıktı… Fikir jimnastiği yapın diye soruyorum 🙂
İki Tanrı olabilir mi? Misafir bir tanrı için yukarıda çeşitli şekilde mantık yürüttü. İtirazım var ama fazla yazacak vaktim yok. Bun mantığın aynısını 2 tanrı için yürütelim. Eh bir tane tanrı olabiliyorsa 2 tane de olabilir, daha fazla da. İki tanrı elele verip evreni yaratmış olamazlar mı? Kim bilir belki Hiristiyanlığı biri Müslümanlığı diğer yollamıştır. Misafirden bunun neden olamayacağını da dinlemek isterdim.
Evet ama Hristiyanlıkta yaratıcı kavramına ortak çıkanlar var. Teslis inancı bir defa baştan kaybettiriyor.
Ortak veya birden fazla yaratıcı olduğunda şöyle bir sorun ortaya çıkıyor.
Yaratıcının birisi diğerine alternatif oluyor, bu ikisini birbirinden ayıran ve aşağıdaki niteliklere göre, sınırları olan varlıklar, bir mekana sahip oluyorlar.
Bu onların birden fazla olmasından dolayı bir sınıra sahip olmaları gerektiği sonucunu çıkarmamıza yol açar.
Birden fazla yaratıcı, her yaratıcı arasında bir ayrım yapmak üzere sınırlarla birbirinden ayrıştırmayı gerektirir. Sınırları olan varlıklar gözlemlenebilir, algılanabilir.
Niteliksel olarak farklı, veya bölgesel olarak farklı olmayı ima eder bu durum.
Sınırlara sahip varlıklar, varlık-varlık-varlık …… zinciri gibi bir zincir içerisinde demektirler.
Bu durumda bu zincirin ilk halkası , bizim varlık zincirimizin ilk halkası gibi olur.
Bu 2 yaratıcıyı yaratan bir yaratıcı aramanız gerekir.
Dolayısı ile bahse konu 2 yaratıcı , aslında yaratıcı değildirler.
İşte Allah tektir demek bu demektir. Arapçası daha derin manalıdır. tek dışında benzersiz olmayı da ifade eder.
Kul hüvallahü EHAD, cümlesinde ki EHAD kelimesi..
Hayır; Başka dinden olsaydım yapabileceğim şey (!?), İslam dininden olunca neden yapılamasın ?
Üstelik o Din bunu emretmişken.
Teslis inancında Hz. Cebraili ve İsa (A.S) ‘ı yaratıcıya ortak yapan bir inanç var.
Bu durumda , yaratıcının bir ortağı ve yardımcısı olduğunu ima ediyorlar.
Yaratıcının ortağı olduğunu ima etmek, onun aynı zamanda eksik olduğunu kabul etmektir.
Eksik olanın da sınırı olur, biz varlıkları çevrelerindeki eksikliklerden faydalanarak da gözlemleriz.
Mesela düz beyaz bir zeminde biraz daha farklı bir tonda beyazla boyanmış bir resim düşünün.
Bu fark , hem zemin için, hemde resimdeki beyaz renk için ayrı ayrı eksikliktir.
Bu eksiklikler onların fark edilmelerine sebep olan sınırları oluşturur.
Temel nitelik ihlali…
Yaratıcının sınırları olamaz. bu sebeple herhangi bir çeşitte eksiklikte olamaz.
ortaklık eksiklik demektir.
Tesliste, ortaklık vardır.
Peki melekler yardımcı değil mi? Niye meleklere ihtiyaç duyuyor. Kendi işini kendi yapsa?
Hayır onlar yardımcı değildirler.
İhtiyaç duyduğu için onları görevlendirmiş değildir.
İstediği için yaratmıştır. Bu bir tercihtir zorunluluk değildir.
İnsanşları damelekler gibi yaratıp, Mükellef yapmayabilirdi .
Ama böyle yaratmayı dilemiştir. yani istemiştir.
Nitekim, Hz.İsrafil sur’a üflediğinde, israfilin kendisi de dahil tüm varlıklar ölecek ve ondan başka hiç bir canlı kalmayacak,
Sonra, soracak ; Bugün mülk kimindir? ? Cevap veren kimse olmayacak.
cevabı Allah kendisi verecektir. “Bugün mülk, tek ve herşeye gücü yeten Allah’ındır?”
Bu durumda Allah meleklere gerçek manada ihtiyaç duymuyor.
Öyle istediği için bunu böyle yaratmış.
Çünkü sonrasında onlar olmadan tüm kainatı yeniden yaratacak, bu bir tercihtir.
Niye öyle değil de böyle tercih ettin diyebilir misin ?
Her iki seçeneği de yapabilecekken, seçeneklerden hangisini seçtiğine göre onun ihtiyacı olduğuna karar verebilirsin.
Söz konusu olan eksik bir varlık olsa neyse, ihtiyacı varda onun için bunu tercih etti diyebilesin.
Ancak biz onun eksik olup olmadığı sonucuna, tercihlerine bakarak karar vermiyoruz ki,
yarattıklarına bakarak bu sonuca varıyoruz.
Bunun dışında bir başka şey daha vardır.
melekler bir şey yaptığında yapılan şey, onun izniyledir. Bu ne demektir ?
Eğer yaratıcı izinvermezse o meleğin bunu yapabilme gücü yoktur.
Mesela bir fizik yasası düşünün herhangi bir yasa; o yasanın çalışabilmesi o yaratıcının iznine bağlıdır.
Bu zamandan bağımsızdır. Ve bu sizin bildiğiniz, anladığınız anlamda bir izin değildir.
Bu iznin niteliğini ve kapsamını daha önceki mantıksal çıkarımlardan dolayı söylüyorum. Yani yaratıcıya ait olması gereken niteliklerden…
Eğer bir fizik yasası çalışacaksa, mesela kütle çekim, her an onun kontrolünde ve denetiminde olması ve hatta çalışmasıiçin gereken şey,
kendi haline bırakılmamasıdır.
Aksine bir durum onun yaratıcılık niteliğine aykırıdır.
Olmayana ergi yöntemi ile bunu anlatmaya çalışayım.
Şimdi diyelim ki, Kütle çekim yasası kendi kendine çalışan bir evren yasası,
Yaratıcı böyle bir yasa koydu, ve herhangi 2 kütle birbirini çekiyor.
Eğer bu yasa yaratıcıya rağmen çalışıyorsa,
O’nun yani yaratıcının iradesine rağmen çalışıyor demektir.
Onun iznine ihtiyaç duymayan bir kuvvet, onun ortağı veya onun dışında bir kuvvet olur.
O yaratıcı bu yasayı işletebilmek için, yasaya ihtiyaç duyar.
Herhangi bir şeye ihtiyaç duyan varlık , yaratıcı değildir. Demek ki, izin sözle değildir.
Bizzat o yasanın işlemesi ve oluş kuvveti yaratıcıdan gelmesi demektir.
Meleklere verilen görev de tıpkı bunun gibidir.
yani sizin söylediğiniz zaten oluyor Sayın Satranç “Kendi işini kendi yapıyor ” 🙂
Bu durum zamanın en küçük bir kesrinde dahi olsa, o kesir süresinde yaratıcıya ortak veya eş bir güç olduğunu düşünebilirsiniz.
Bu durumda daha önce anlattığım niteliklere aykırı bir durum oluşturduğundan o varlığa yaratıcı diyemeyiz.
Demek ki her sebep sonuç ikilisi aslında onun izni ile meydana gelir.
Zincirin her halkası yani… Buna sürekli yaratılış denir.
Üzgünüm ama laf salatası yapıyorsunuz demekten başka çarem yok. Melekler sevapları, günahları tutmuyorlar mı? Bunlara göre cennet cehennem durumu belli olmuyor mu? Tanrı’nın sizi yaptıklarınıza göre cennet veya cehenneme göndereceğim hükmü yok mu?
Eee daha neyi savunuyorsun. Melekler tanrının işini görüyor. Onlardan yardım alıyor. Demek ki yardıma ihtiyacı var.
Mantığa bak… Cevap bulamayınca lafı uzatmalar. Yok melekler de öleceğine göre onlara ihtiyaç duymuyormuş. Benim bilgisayarım da bozulacak. Ne diyeyim “Ben bilgisayara ihtiyaç duymuyor muyum.” Veya etrafımdaki herkes ölecek, onlara ihtiyaç duymuyorum o zaman.”
Olmadı tanrı eksik eksik. Baksana meleklerin yardımına ihtiyaç duyuyor, çok belli.
Uydurduğun şeye kanıt olarak uydurduğun şeyin uydurma lafını kanıt olarak sunuyorsun. Bak sen en iyisi “Din inanç işidir, mantık aranmaz, ben inandım, teslim oldum” de rahatlarsın.
Sanırım millet laflarına doymuş ki sana laf yetiştirmiyor. Neyse kolay gelsin.
Şu melek, şeytan olayı ne bir de onu anlat. Dinlemesi heyecanlı oluyor. Bu şeytan nasıl posta koyuyor. Şeytan terbiyesizlik yapıyor. Tanrı da “El mi yaman bey mi yaman görelim” diyor adeta. Bana film senaryosu gibi geldi.
Burada yaptığınız ciddi bir hata var, Kendinizi yaratıcı ile özdeş görüyorsunuz.
Size göre her şeyin bir sebebi var, yani bir şey yapıyorsanız bunu bir ihtiyacınızı gidermek için yapıyorsunuz.
Elinizde başka örnek yok, kendinizi yaratıcı ile özdeş gördüğünüz için, verdiğiniz örnekler de kendi ihtiyaçlarınızı dikkate alarak verdiğiniz örnekler.
Söyledikleriniz doğrudur, Allah yaptıklarımıza göre, cennete veya cehenneme gönderecek, ancak yaptıklarımızı gerçekleştiren onları var eden kısaca yaratan Allah ‘tır, Yani günah ve sevapları,
Siz şimdi diyeceksiniz ki ;
Madem günahımızı da sevabımızı da yaratan O, o halde neden hesaba çekiyor ?
Öyle değil mi ? 🙂
Çok basit bir sebebi var . Düşünün bakalım bulabilecek misiniz ?
Melekler O ‘nun işini görmez, onun için onun verdiği görevi yapar, onlar olmadan da ,kulun günahını sevabını hatta bundan daha fazlasını bilir.
(Bunun ne olduğunu da isterseniz söyleyebilirim.)
Ama Melekleri bu işe memur etmiştir. Memur etmesi, yardım aldığını göstermez. Ama sizin böyle bir durumda yardıma ihtiyacınız olurdu. Eğer kendinizi yaratıcı ile özdeşleştirme hatasına düşmeseniz bunu anlayabilirdiniz.
“Öleceğine göre ihtiyaç duymaması ” söz konusu değil, öldüklerine göre, onlara ihtiyacı yok demek istiyorum.
Eğer gerçekten ihtiyaç duyarsa, ölmeleri durumunda onlara verdiği görevleri kendisi yapamazdı.
Tıpkı bilgisayarınız bozulduğunda tamir etmezseniz, veya yenisini almazsanız bilgisayarın yaptığını yapamayacağınız gibi.
Siz bilgisayarınız yokken, bilgisayarın yaptığını yapabilir misiniz ?
Son söylediğiniz ise doğrudur. Yani “Din inanç işidir, mantık aranmaz, ben inandım, teslim oldum ”
Ama bu sonuca mantıksal düşünce ile vardım.
Burada söylemek istediğimi anlayabildiniz mi ?
Bu olayın birden fazla boyutu vardır. İslam Dininden alınan “bilgi” boyutu tarihseldir. Yani insanın yaratılması ve o sırada olan olayları doğruluğuna inandığımız İslam Dini haber verir.
Sizi ilgilendiren boyutu ise, bunun nasıl olup ta böyle olabildiğidir.
Yani sizin sorduğunuz soru;
Allah 2 çeşit varlığı Nefs sahibi yapmıştır. Nefs sizin Ego/Benlik dediğiniz şeye de denebilir. Bunlardan ilki Cinlerdir. Diğeri insanlardır. Nefs sahibi olmak, seçim yapmayı gerektirir. Seçim yapabilme yetisi, Mükellef olmayı, Mükellef olmak, imtihanı, imtihan, hesap vermeyi gerektirir.
Şeytan başlangıçta seçimini yapmıştı. Yani insan yaratılmadan önce Allah’a en çok ibadet eden, ve bu sebeple derecesi yükselen, hatta o kadar ki, Meleklerin başına yönetici olacak kadar derecesi yükselen bir Cin di.
Dediğim gibi Nefs sahibi olmak, seçim yapabilme yetisini, seçim yapabilmek, Mükellef olmayı, Mükellef olmak, imtihanı, imtihan hesap vermeyi gerektirir.
Şeytan en yüksek dereceye ulaştığında bile nefsi vardı. Ve imtihan devam ediyordu. Bizlerde de böyledir.
Allah insanı yarattığında , Nefsi vardı, şeytanın da, ve nefsi Şeytana şöyle dedi.
Adem topraktan yaratıldı, ham maddesi toprak, ben ise ateşten, Allah’a şu kadar milyon yıl ibadet ettim. Hemde ben ateşten yaratıldığım için, topraktan üstünüm.
Bu Şeytanın Nefsinin şeytana söylediğidir.
Şeytana bu sese kulak verdi. Ve Nefsinin bu sözünü Allah’a karşı söyledi.
Nefsin bu özelliğine Kibir adı verilir ve insanlarda da vardır. Pek çok Ateist bu sözleri ve daha fazlasını söyler. Kafirlerde öyle…
Şeytan Allah’ı bildiği ve tanıdığı halde bunu söyledi.
Ve Allah onun bunu söylemesine izin verdi. Bu şeytanın seçimi idi.
Şeytanın seçim yapabilmesi Allah’ın izni ile idi ve Şeytanın seçimi kendi iradesine bağlanmıştı.
Eğer Allah buna izin vermemiş olsaydı.
Yarattığı bir varlığın davranışına yani fıtratına (doğasına) aykırı bir iş olurdu.
Nedir o varlık ? Şeytanın Nefsi,
Şeytanın Nefsi var olmasaydı da insanın Nefsi mi olsaydı , Nefs varsa işini yapacak.
İnkar edenler bu sayede inkar edebilecek, inananlar buna rağmen inanacak..
Aynı soruyu Allah Ademi yaratacağı zaman, Meleklerde sormuştu.
Yeryüzünde bozgunculuk yapacak bir insan mı yaratacaksın ?
Bunu neden sormuşlardı ?
Çünkü nefs sahibi bir varlık olan cinlerin binlerce yıl yeryüzünde yaşayarak, bunları yaptıklarını görmüşlerdi.
ve Allah buna karşılık onlara, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” demişti.
Buna karşın, Allah’ın emirlerine itaat etmeye devam ettiler. Neden ? Çünkü Nefsleri yoktu.
Posta koymak demişsiniz, 🙂 Dilin kemiği yok, Ateistlerde aynısı söylüyor , bir şey yapabiliyorlar mı ?
Kim bunu söylemişse, ona Allah söyletir, kim de bunun tersini yaparsa onuda Allah yaratır.
Bunları söyleten Allahtır, söylemek isteyen insan ve Cin …
Yani …..
Şeytanın bunları söylemesi, ve yapması ve kıyamete kadar yapabilecek olması Allah’ın izniyledir.
Yani şeytanın yaptıklarını O, yapar. Şeytanın tek yaptığı bunu istemektir. O ister her Nefs sahibi gibi, ve Allah yaratır.
sanmayın ki, şeytanın kendisinde bir gücü var ve bunu Haşa !! Allah’a karşı koymak için kullanıyor
(Ki Hristiyanlar bunu söyleyebilir, filmlerinde bunu görebiliyoruz, bu Allah’a ortak koşmaktır.)
Sonrasında, mühlet istedi şeytan, ve Allah’ın kullarını yoldan saptırmak istedi. Ve Allah ona istediğini verdi.
Bu şu demek; Şeytanın yaptığı şeylerin hepsini Allah, yaratır.
Bu durumda da Haşa Allah kendi kendisine mi meydan okudu ?
Bu ne komik bir iddiadır böyle ? 🙂
Şeytanın allaha posta koyması ayrı komik herşeyi bilen allahın şeytanla iddiaya girmesi ayrı komik, bütün bu safsatalara inananların uzun uzun yazması ayrı komik…
Ortada bir iddia yok , böyle bir iddia olduğu sanısı yaşayanların, bizim düşünce şeklimize göre neden komik olduğunu göstermek amacıyla uzun uzun yazdım bu yazıyı.
Ayrıca safsata olduğunu düşündüğünüz şeylerin kanıtı vardır. Bu kanıt için sadece zamana ihtiyaç vardır o kadar.
Özetle; bizim düşünce şeklimize göre ; sizin ne kadar dayanaksız ve basit fikirler/düşünceler öne sürdüğünüzü anlatmaya çalışıyorum.
Elbette siz kendi düşüncenizi kendi açınızdan doğru olarak kabul ediyorsunuz buna bir itirazım yok.
Karşı tarafı kendi zihinsel algılamanızla değerlendirmeden önce onun düşünce mantığını anlamanız, doğru iletişim için daha uygun bir yoldur.
Melek ve şeytan gibi varlıkların hepsi çok tanrılı inançların evrim geçirmiş halleridir. Gerçek tek tanrı inancı sadece uzakdoğuda TAO vari inançlarda veya panteist, panenteist türü inançlarda vardır.
Bunlar da işte kendini avutuyor, tek tanrı inancındayız diye. Ortadoğu dinlerinin hepsi Mısır politeist pagan dinlerinden evrilmiştir.
Siz zamana tabi olduğunuz için böyle söylüyorsunuz.
Çok tanrılı inançların hepsi, tek tanrılı inancın evrim geçirmiş ve yani biz Müslümanlara göre bozulmuş halleridir.
Ben Müslümanım, ve bir Müslümana
Ne zamandan beri Müslümansın diye sorarsanız,
Şu cevabı alırsınız.
“Kal-u Bela dan beri”, bu zaman ötesi demektir.
Kur’an-ı Kerim-i İslamın başı olarak kabul ederseniz,
Sizin düşüncenize göre, 1400 kusür yıl olmuştur.
Bu basit ve gerçeği gördüğünden ibaret sanan sıradan düşüncenin ürünüdür.
pantesit ve panenteist çok tanrılı olduğunu fark etmeyen inançlardır. Daha kendi inançları hakkında bir fikre sahip değilken tek tanrılı olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar akıl alır şey değil ..
İnsanın gördüğü/farkettiği şey, yaratıcı olamaz, çünkü sınıra sahip olur, sınıra sahip olanın, o sınırın dışında bir varlık vardır. Yaratıcı ile beraber var olan , yaratıcıyı da yaratıcı olmaktan çıkarır.
Ben hala Mustafa Akyolun Hawkingi ti’ye alan şu sözlerine takılıp kaldım:Yerçekimi gibi bir kanun olduğu için sebepsiz olarak evren kendini var edebilirmiş yerçekimi işte bu da Hawkingin putu.
“Tesadüf” bir olasılıktır. “tanrı” ise olasılık içinde olamayacak kadar soyut bi kavramdır.
Bu arada sebepsizlik kavramı bi eğretilemedir. Tanrı da bi sebep değildir. Zira Tanrıyı kim yarattı sorusunun cevabı yoktur. Buna mukabil dünya nasıl oluştu sorusunun cevabı vardır. Kutsal kitapların bu soruya verdiği cevap ise komiktir.
Tanrı; bir neden, bir sonuç beklentisini kesinlikle karşılamadığı gibi aslında oldukça gaddar biridir. “Cehennem” gibi cezalandırmanın yaratıcısıdır! Sanırım sonsuz sadist olmalı…
Ha bi de; kendi yarattığı varlığın psikolojik bi varlık olduğundan da haberi yoktur. Habire “Ahlak” deyip durur. Bir otistiğe, bir şizofrene, bir manik depresife, bir sapığa “ahlak” ve “din” ile iyileştirme yapabilir misiniz? Ya kleptomoni ? İstemdışı hırsızlık…
Hadi telkinle, din ile, ıvırla zıvırla tedavi et göreyim. Ne yani şimdi tüm bu arkadaşlar cehennemlik mi ? Üstelik sorsan müslümanım da der. Ya senin tedavi şeklin ne ? ELİNİ KES… Tam tanrıya yakışan bi tedavi… Hahaha:)