Her Güne Bir Şiir

Şiiri sevmenin bir önceki aşamasını çoktan geçtim. Kısa denemeler bile yaptım. Anladım ki; ben şiir olmadan bendeki şiircilik bitmez…:)

Mısralara aç, yazabilme duygusuyla kıvranan bu naçizhane kalemi elimden bırakmak istemiyorum. Olmadığım kadar iyi hissediyorum yazarken. Sadakatsiz davranıyorum bazen, köşe yazıları, politik yazılar, gündelik koşuşturma içinde unuttuğum mısralar, en ufak bir boşlukta hatırlatıveriyorlar kendilerini… 🙂 Tüm şair ve şiirlerine ulaşmak mümkün değil. Burada tanıştırılmak, tanıştırmak, tanışmak isterim.

Ben şiiri seviyorum…:)

Günaydınım,
Bu sabah yenice uyandım,
Bu sabah sevice uyandım,
Sana uyandım bu sabah…
Hem nasıl uyandım,
Evren parmak ısırdı bu uyanışa…
Günaydınım…:)
Ben, sana uyandım…

Delişey,

111 yorum “Her Güne Bir Şiir”

  1. İnsanı ‘hayat’a döndürebilecek bir günaydın bu! 🙂

    Şiir demişken dün okuduğum ve çok beğendiğim bir şiiri asarak bende seni selamlıyorum

    Müsveddeler

    “Tekirdir tekerlenir bir saranı bulunmaz”
    diyen o adama….

    1-
    Anlatarak bitiriyorum hayatımı
    Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat
    Bir çiçek çizdim bu akşam avcuma
    İsmini herşey koydum.
    Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan.
    Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım
    Yıldızlı bir gecenin.

    Yıl 2000
    Tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin
    Tombul güvercinler dolaşırdı kiremit çatısında
    Bulutlar akardı paçalarından, uğuldarlardı.
    Kuşların şarkılarından anlarım.
    Kimse hayra yormaz beni
    Kuşbaz ve uçmaya meraklı,
    Ütüsüz giyerim karabasanlarımı
    Sakarım, sık sık çarpar deviririm yazgımı
    İçimdeki suyu döktükten sonra işte, ondan sonra
    Şikayetim yok, rahatım.
    Taşralı ve safım.
    Yağmurda unutulmuş bir Tanrı’yla ahbabım
    Balkonda asılı kalır günlerce gökkuşağım,
    Deterjan reklamına çıkacağız biz ikimiz Tanrı’yla
    Ben böğürtlen lekeli çocuğu oynayacağım,
    O kirli beyaz gömleğim.
    Ah bir de şu gömleğe, göynek diyecek kadar
    Cesur olaydım.

    Teyzem öldü.
    Kırkı yeni çıktı
    En iyi hikayeleri ölüler anlatır
    Ölülerin anlattığı hikayeler
    İnşirah suresi gibi insanı ayartır

    Kırmızı günleriyim ben takvimlerin
    Okullar tatil oluyor ben söz konusu olduğumda
    Şeker istemeye geliyor çocuklar.
    Oyun oynuyoruz,
    Sağlam bir halatla çekiyorum acıyı kendime doğru.
    Siyah iş günleri müdahale ediyor hayatıma
    Mor bir köşe yastığı gibi isyankar oturmak istiyorum,
    Ben oysa divanın en ucunda.
    Çorba pişirmek istiyorum,
    Sonra kalkıp ekmek kızartmak,
    Bıçağın ucuyla kazımak aşkı fazla kızardığında.
    Söyleyin ateşe,
    Ruhunu üflemesin benden gayrısına.
    Çiçek silindi bu sabah ellerimi yıkadığımda
    “Ellerim bomboş…”
    Kötü şiirlerden koru beni Tanrım
    Amin!

    2-
    Bir şaşkınlık şarkısı olarak besteliyorum aşkı
    Kaprisli notalar, huysuz sololarla
    Bekçisi olmayan geceler denk geliyor bana,
    Çaresiz bekliyorum,
    Düdük çalıyorum,
    İki el ateş ediyorum havaya.
    Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında
    Ulumak gibi ağlıyorum
    Köpekler koşuyor sağımda solumda
    Tanrım!
    Diyorum sadece
    Başka bir şey diyemiyorum zaten o an.
    İyi niyetli ve sevimli bir kızdan kalanlar
    Sallanıyor durmadan boş salıncaklarda
    “Üzgünüm” diyor,
    Bir mutluluk şiiri yazamam bu saatten sonra!

    Yoksul çocuğuydun sen benim 23 Nisan sabahımın
    Şiir okutmadım sana, folklor oynatmadım.
    Yoksulluk diyorum,
    O an,
    Ucuz lafların çalılarına takılıyor şiirimin elbiseleri.
    Sen tuz ol en iyisi sevgilim
    Ben ekmekle duruma müdahale edeyim.
    Bırak hazır soyunmuşken
    Kuru öksürüğüne elma kabuğu ve tarçın tavsiye edeyim.
    Tasfiye ettiler beni kediler aralarından
    Yar olmaz bundan sonra sarmandan sana.
    Beni tasfiye ve tavsiye arasındaki karışıklıkta
    Müsait bir yerde bırak sevgilim.
    Hem otuzumu geçtim azıcık
    Gerisini ben yürürüm artık.
    Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
    Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmayacağım.

    Yokuş aşağı şarkımı söylerdim, sarhoş
    “Kanatlarım vardır benim uçarım”
    Koşup kaşe kabanından yakalardın uyduruk şarkılarımı
    Ne çok ısıttın beni,
    Ne çok ısıttım seni,
    Buruştu ve kirlendi
    23 Nisan’da takılan simli ve tül kanatlarım
    Kurtulamadım, üstümde kaldı.
    Ben sevgilim…
    Bir çocuk bayramı gibi yaşamak isterdim her aşkı
    Cezaya kaldım.
    Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı
    İmlamı iyice bozsam da farketmez artık.
    Kime ne “de-da”ları ayırmasam?
    Noktalarda durmasam,
    Bir ünleme koşsam yalnızca,
    Sonu uçmak olan çığlığa.
    Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı?
    Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık.

    3-
    Bazı vakitler tren geçiyor evin yakınından
    Yaşlanıyorum pencereden her bakışımda
    Anna Karenina’yı taklit ediyor zaman,
    Atıyor kendini raylara.
    Neden her aşk
    Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka.

    Sevdiğim adamlar çarpıyor camlarıma
    Bir kelebek gibi kocaman, kara
    Pervazlarımda kuruyorlar sonra
    Begonya tozlanıyor,
    Unutmanın gözyaşları sanki bu tozlar.
    Annemin temizlik günleri gibiyim
    Yorgun, solgun ve beyaz.
    Kardeşim ayağını sallıyor sevdiği şarkılarda
    Birini çok sevmek gibiyim
    Sütle siliyor tozlarımı kardeşim.
    Kestane pişiririz diyoruz sobada
    Hayallerimiz çatlıyor sonra, çıtırdıyor, kızarıyoruz.

    Bu şiirden bir bölümü attım
    Kilometrelerce uzağa
    Tavşanlı pijamalarımla balkona çıkıp el salladım ardından
    Havaya uçuracaktı şiirimi az daha,
    Attım.
    Lokum getirmişti ve kitap,
    Ben ruhunu getirsin istemiştim oysa.
    Onu da tam buradan attım.
    Ben ne de olsa yakıp yıkanlar listesinde
    Ölü yada diri arananlardanım.

    Bir Doğuş şarkısı söyletiyorum bazen hayatıma:
    “Aramızda uçurumlar söz konusuyken”
    Uçurumlarda tenzilat varken hazır
    Uçalım, hadi uçalım
    Ben nasıl olsa
    Bu müsveddelerin ortasında yalnızım.

    Didem Madak

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Boyunayım

    ama enine olmayı tercih ederdim.
    ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
    taşları ve o ana sevgisini emen
    bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
    bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
    sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
    pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
    benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
    ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
    bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

    bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
    ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
    aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
    uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
    ben de onlar gibiyim aslında –
    düşüncelerim bulanır sonra.
    uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
    sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
    ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
    o gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

    Slyvia Plath

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Çok küçük bir yalanı
    Çok büyük bir orantıda
    Dinlediniz mi..

                               Çok büyük bir yalanı
                               Çok yalın bir doğrultuda
                               Söylediniz mi..
    
                               Gecikmiş bir gizlemi,
                               Birikmiş bir özlemi
                               Sakladınız mı..
    
                               Gelmeyecek bir gideni,
                               Olmayacak bir nedeni
                               Beklediniz mi..
    
                               Bir gerçeği erken,
                               Bir açlığı tokken
                               Anladınız mı..
    
                               Hep mi hep ölecekmiş gibi,
                               Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
                               Yaşadınız mı..
    
                               Yalanı sürmeye sürmeye,
                               Yanlışı görmeye görmeye
                               Saklandınız mı..
    
                               Doğruluğun yönünde,
                               Doğruların önünde
                               Aklandınız mı..
    
                               Ortamsız bir yaşamda,
                               Yaşamsız bir ortamda
                               Harcandınız mı..
    
                                              ÖZDEMİR ASAF
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. anladık iyisin,
    ama neye yarıyor iyiliğin.

    seni kimse satın alamaz,
    eve düşen yıldırım da
    satın alınmaz
    anladık dediğin dedik,
    ama dediğin ne?
    doğrusun, söylersin düşündüğünü,
    ama düşündüğün ne?
    yüreklisin,
    kime karşı?
    akıllısın,
    yararı kime?
    gözetmezsin kendi çıkarını,
    peki gözettiğin kimin ki?
    dostluğuna diyecek yok ya,
    dostların kimler?

    şimdi bizi iyi dinle:
    düşmanımızsın sen bizim
    dikeceğiz seni bir duvarın dibine
    ama madem bir sürü iyi yönün var
    dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
    iyi tüfeklerden çıkan
    iyi kurşunlarla vuracağız seni
    sonra da gömeceğiz
    iyi bir kürekle
    iyi bir toprağa.

    Bertolt Brecht

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Sevdiğim her adam biraz ihanet kokuyordu.

    Yalan dolanmıştı dillerine.

    Akıllarında başka kadınlar varken,

    Seviyor gibi bakıyorlardı gözlerimin içine.

    Sevdiğim her adam biraz şereften yoksundu.

    Sadece bana gelince.

    Babama benziyorlardı biraz.

    Babam gibi gidiyorlardı,

    Arkalarına bakmadan.

    Anneme hiç sarılamayışıma bir de.

    Bir ukte gibi içimde…

    Sevmeye başladığım her adam sırtımdan vuruyordu.

    Bir duaya karşılık bir beddua gibi.

    Bana vazgeçmek kalıyordu.

    Tanrıdan, duadan, sevmekten…

    Masaya oturup elimde çatlayana kadar içki bardağını sıkıyordum.

    Sevdiğim her adam başka bir kadını seviyordu.

    Çocuk gibi, köpek gibi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum…

    Ecem Parlayan.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Yav gözünüzü seviyim, bırakın böyle şiirleri artılamaktan.

    Mazoşit misiniz nesiniz yau:)

    Olmuyosa olmuyodur.

    Sebebi herkesin malumudur.

    Hatta o kadar ki;

    Gerisi oynamaya karar vereceğiniz, veya vermeyeceğiniz bir oyundur.

    Hem oyna, hem ağla.

    Neyse..

    Hastayım böyle şiirlere:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. güftesi Bertolt, bestesi gamarodan… ne zaman dinleyeceğiz? 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. KIRMIZI GÖZLÜ BALIK

    Hey! Kırmızı gözlü balık
    Çok mu ağladın?
    Kim bilir? Belki de akşamdan kalmasın.
    Canın sıkılır mı senin de bazen hım?
    Belki de sık sık?!

    Sana birkaç şey soracağım kırmızı gözlü balık,
    Karaya keşif yolculuğu yapmak hiç aklına geldi mi?
    Peki, küçücük bir akvaryuma hapsedildiğini hiç ufacık olsun sezdin mi?
    Ufacık yaşamın boyunca
    deniz nedir bilmeyeceksin öyle mi?
    Ne kocaman şeyleri bilmiyorsun
    Kırmızı gözlü balık değil mi?
    Ve bunları sana anlatmamın hiç bir yolu yok öyle mi?

    Zeliha Kılınç / 26 haziran 2012

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. gamaro senin de sevdiğin her adam başka bir kadını sevmedi mi? Seni de kullanmadılar mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Şaire sevgiler ve saygılar.

    Karşılaştığı insanların sevgi ile sadizmi ne derece bir acımasızlıkla sentezlemiş olduğunu aşikar eylemiş.

    Sevgi çoğu zaman bencil beklentiler arasında soluk bir detay olarak kalır, lakin akıl bu detayı seçebilecek ölçektedir.

    Tehlikeli oyunlar oynamak için diğerinin varlık alanında tepinen adamın geride bıraktığı yıkıntının şiire konu edilmesi bana bir cinayetin izlerinde seyir halinde olduğum duygusunu verir nedense.

    Daha güzel oyunlar vardır oysa ve şiir de bunlardan biridir. Sözcüklerin diziliminde sergilenen incelik, bu mahareti sergileyebilen kişinin zihninin derinliği konusunda da ciddi bir veri demektir.

    Bu güzel bir oyundur, biraz deniz bulunur, biraz martı, biraz çağlayan gümbürtüsü, biraz orman uğultusu ve biraz da insan kuruntusu.

    Oyunda ustalaşabilmenin temel kuralı, insan olmanın adaletle bağlantılı olduğu konusunda ve bu ilkeyi bütün ilişki biçimlerinde de uygulayabilme ustalığıdır bence.

    Şiirdeki mazoşizm konusunda haklıyız lakin sado-mazoşizm diyebilirsek haklılığımız hakikate ersin 🙂 Lakin kişinin varlık alanına sado-mazo sayrıllığı çerçevesinde yel yepelek giren kişiler hakkında yaptığımız zaman, tanımı doğru yerine oturtmuş oluruz kanaatindeyim.

    Sevgi adil bir oyundur ve oldukça eğlencelidir. Tek başına oynayamazsın. Kendi ihtiyaç güdülenmenden sıyrılabilip birliktelik duygusuna varabilme yeteneğidir, sanatsaldır, insan aklı için verimli bir alandır.

    Oyun bozanlar sessizce fısıldarlar kendilerine; neden oynayamıyorum? 🙂 Ben duyarım o fısıltıyı oyun bozan gizlese de… 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Oyun

    Pencereden içeri sızan o manzara
    Doğru soruların sorulduğu münazara
    Soru sormak zor iş sevmek gibi aslında
    Kaderi sevmemi söyleyen bir zampara
    İki gram etmez aklını koysan kantara
    Aklın ağırlığını taşıyamıyor o maskara
    İnandıkları zulüm oluyor saldırıyor etrafa
    Sevebilirim seni imamlar kadar akıllı (!) olmasamda
    Sevebilirim seni allahsız bir suçlu olsamda
    Oysa üzerime kurşun yağdırdı onlar
    Hangisinin yüzüne baksam kirli, kapkara
    Sevebilirim yine de allahın sopası olmuş
    soysuzların tükürür gibi suratına

    Yabancı

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Sevgisinin kaynağına indim şiddet kaynıyordu
    Doğrusunun kaynağına vardım nefret taşıyordu
    Varlığının aynasında durdum zulüm yansıyordu
    Bütün çelişkiler bir bir vurdu bildiklerimi
    Bütün doğrular alıp götürdü cinayetin izlerini
    Nefesim kesilirken tutuverdin bileklerimi
    Tanrı neredeydi üflerken ruhundan ruhuma nefesini?

    Yabancı

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Ben Sana Mecburum

    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski İstanbul mudur?
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin..

    Atilla İLHAN

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Beğenenlere sonsuz teşekkür ederim, beğenmeyenler içinse tek söyleyeceğim herkesin zevki farklıdır. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Şiirden bahsetmiyorum.

    Şiirin altındaki psikolojik örgüden bahsediyorum.

    Çok basit bir cevabı olan sorudan, sevdiğim herkes ihanet kokuyor bi ben misler gibiyim’e uzanan yol.. enteresan olsa gerek.

    Ha bi de babam gibi’si var..

    Belirttiğiniz üzre; Farklı bir zevk anlayışı sanırsam.

    Neyse:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Sevgili Delişey,

    Hepsini yeniden çalmam lazım.

    Lanet olası öğrencilik yıllarımızda bi cubase bile yoktu ki.. yaptığımız kaydedelim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Sen tanıdığım en müthiş Marxist bir aşk eleştirmenisin. Proleterya’nın sembolü çekiç değil, darbeli matkap olmalı sence.

    ”Dilimin sınırları dünyamın sınırları anlamına gelir” (Wittgenstein)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Halbuse Ocham’ın usturası için ideal bi alandı xenixciim:)

    Çok daha basit* bir açıklaması var diyorum ben bütün bunların.

    Var yahu..

    Bilen biliyor, bilmeyen de biliyor.

    Yok ama yok..

    Gönül komplike ister illa;

    Çok emek verdim amaaa..(pöff:)

    Sevmesini bilmeyenler.. (höff:)

    İhanet kokuyordu.. (hyynaaaeeaa:)

    Hepsi gitti.. (konkordato:)

    Ha bi de babam!

    🙂

    Len bi gidin yau, sevmeye mecbur edici ajanlar.

    Elma’nın seni seveceği varsa sever, sevmezse sevmez, asıl bu trip nooluyo, aman ben ne güzel soydum ne güzel ısırdım da, hiçbiri kütürdemedi felan..

    Eee, sonra?

    Oturdum, ağladım, höykürdüm, pöykürdüm, töykürdüm..

    Ben annamıyorum imanıma:)

    Bu arada aşkımın sorusunu da yanıtsız bırakmiim.

    Beni seven adamlar başkalarını da sevdimi bilmem.

    Sevdilerse bile, demek ki süper kullanmışlar beni hiç farketmedim, ya da hiç sallamamışlar(:) ne olursa olsun hakkımı helal ediyorum:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Yok yau, eleştirmenlik filan ne haddimize, elmalarla armutları karıştırmayalım diyorum naçizane.

    E bi de portakal tezgahında çin kilidi görünce, şaşırıyo tabi insan..

    Yani..

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Bence Ecem 20 li yaşlarda falan, o yaşlarda ilişkilere bakış açısı böyle olması da normal.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Tüm bunlar gençlikle açıklanabilirdi elbet..

    Hey gidi günler:)

    Neyse..

    Erdal Erzincan’ı gördüm geçenlerde.

    Gördüm dediysem, televizyonda..

    Yaş kırkı buldu ya, kesmiş bıyıkları.

    20’li yaşlarında ama, bıyıklar demirbaştı:)

    Yani işte..

    Her sevdiğim adam, diyorum.. ihanet kokuyordu biraz.

    Yaş kaç?

    Onsakız:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. BİZDEN BAŞKALARINA, ONLARA, ÇOCUKLARA

    O gün içime çok şarap döktüm
    O gün içime çok kahve döktüm
    Sanırım lekelerin ülkesine gelin gidecektim
    Zamanın başı bacaklarımın arasından çıkmıştı
    Galiba yine doğuruyorum
    Bu sefer melek biçiminde bir bebek
    Bir daha sefere yürek, en son kelebek.
    Kendimi Hz. Meryem’in Pulbiber Şubesi gibi hissediyorum.
    Tüm zamanlarım kanatlanıp uçuyordu.
    Rahmin kadar konuş diyorlardı bana
    Hamile kalıyordum oysa durmadan roman kahramanlarından

    Lekelerin ülkesine gelin gidecektim
    Gidip bir ambulansa şoför olacaktım.
    Kanamalı bir hastam var abi, durmadan doğuruyor da…
    Ya da caddede tramvay
    Kırmızı bir kaynaştırma harfiydim
    Elbette çanlarımı çalacaktım
    Ben tünel olacaktım, sevgilim istiklal!
    En son taksime varacaktık.
    Ünlü bir aşk şarkıcısı olacak,
    İstanbul’un vücudunda turneye çıkacaktım.
    Annemin ölümünü eskiciye satacaktım
    On mandal karşılığında.
    Bol rüzgarlı bir balkonum olacaktı, dalgalanacaktım

    Soba çıra parçaları hayal etmeye başlamıştı.
    Kışın çam kokulu soluğunu istiyordum
    Hayatımın gizli yerlerine fare zehri koymuş bekliyordum.

    Zamanın başı bacaklarımın arasından çıkmıştı
    Eski eski kokuyordum.
    Büyüyordum, büyüdüğümden emindim, biliyordum.
    Kendimi elimde ekşi bir elma gibi atıp tutuyordum.
    Havaya atıp yakalıyordum
    Aramızdan geçen zamandı, biliyordum kanatları
    Kimbilir bu gidişin dönüşü olacak mıydı?

    Mahallemizde bomba patladı
    Kulemiz yıkılmadı
    Yıkılmadı, ayaktaydı!

    Pulbiber Mahallesi / sf. 29-30-31

    Didem Madak

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. ah umut geceyi yakıyor ışıldayarak
    alev alev köprülerinden geçilmiyor
    yalnızlık kalesinin zindanındaki sen
    sığınağından bakıyorsun….gözlerin ışıl ışıl
    o gözlerin uğruna
    kendimi ateşle atıyorum bende
    her yerde kaos var benim içim huzurlu
    alevlerin arasından yeniden doğuyorum
    yanmadan adam yanmadan aşk olmaz be gülüm…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Şiirin, altındaki psikolojik örgünün, iddia edildiği gibi histerik krizler yahut şu bağlılık, bağımlılık ikilemine başvurmadan açıklanması gereken arka plan sahibi olduğunu atlayanların detay yoksunu olduğunu düşünmek gerekir.

    Sevdiğim her adam biraz ihanet kokuyordu.

    Yalan dolanmıştı dillerine.

    Akıllarında başka kadınlar varken,

    Seviyor gibi bakıyorlardı gözlerimin içine.

    Sevdiğim her adam biraz şereften yoksundu.

    Sadece bana gelince.

    Babama benziyorlardı biraz.

    Babam gibi gidiyorlardı,

    Arkalarına bakmadan.

    Anneme hiç sarılamayışıma bir de.

    Bir ukte gibi içimde…

    Sevmeye başladığım her adam sırtımdan vuruyordu.

    Bir duaya karşılık bir beddua gibi.

    Bana vazgeçmek kalıyordu.

    Tanrıdan, duadan, sevmekten…

    Masaya oturup elimde çatlayana kadar içki bardağını sıkıyordum.

    Sevdiğim her adam başka bir kadını seviyordu.

    Çocuk gibi, köpek gibi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum…

    Ecem Parlayan.

    İmgelem yoksunu bir şiir mi? Hayır diyemeyiz.

    Peki uyaksız, alakasız bağlantılar mı var? Hayır.

    Duyguyu yaşayan kişinin nevrotik duygular içinde olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır.

    Fazlaca talepkar lakin vermek konusunda katı davrandığını anlayabilir miyiz? Yine hayır.

    Sonuç ortada bazıları pragmatizmi anlamak istediği gibi anlamış 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. venüs yırtığı

    Düşleri bitli kız
    Bir fil ve bir barbie öpüşüyor
    Dişleri bitli kız
    Çek ellerini orandan anne kızıyor

    Eylül fikri düştü göğsüme
    Memelerim tomurcuklandı
    Kış
    Yaşamı kovalayan bir korkuluk gibi
    kollarını açtı
    Gece demlendi Aşklar şahlandı
    Tırnaklarım uzadı Saçlarım aktı

    Belki bir ölüyüm
    Yattığı yeri ısıtmaktan aciz
    Işığa ve suya hasret
    Oysa tam şimdi, tam burada
    Zincirleme seks tamlamasının son patlamasında
    Sözcüklerin sözcüklerime abansa
    Önce kanatları kurtulsa
    Güvercinin
    Sonra tırnakları batsa

    Oysa ikimiz de adım gibi biliyoruz
    Adın ancak adımla uzar
    Senin bütün harflerin bende var
    Ve ikimiz de biliyoruz
    Aramak unutmaktan geçer

    Biri ellerime dur desin.

    VARLIK / EKİM 2005

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Ah yabancı ah:)

    Basit bir cevabı vardır dedim ben, histerinin neresi basit?

    🙂

    Tamam tamam, şöyle yapalım..

    Bir insanın her sevdiği ihanet kokuyor ve gidiyorsa babası gibi..

    Yaşı da 18-20 arasıysa kahramanımızın..

    O zaman..

    Bu kişi iyi yazar tabi.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Burada sorun nitelikte. Şiir dediğin uyakla, ilhamla falan yazılmaz ki! Her oldu, bitti de uyaklıysa şiir olmaz. Her güzel ifade şiir olmaz. Yoksa eli kalem tutan herkes biraz şairdir, biraz şiir yazar olur ki, bu da şiire yazık etmek olur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Diğer yandan;

    Ben bu mevzuları sevmiyorum.

    Hani, ne kadınlar sevdim zaten yoktular..

    ..filan.

    Bi tane Attila İlhan yeter.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Yoksullar hizaya çekildi açlığın emriyle
    Öfkenin emriyle ölçülüp biçildi hainler
    Efendiler yargılandı emriyle temiz vicdanın
    Acizler sorgulandı suçun emriyle
    İşkenceciler incelemeye alındı emriyle yaraların
    Bunca bedbaht içinde suskunlardı en mutsuzları
    Suskun halk yığıldı barikatlara
    Dayanmıştı kemiğe konuşma arzuları
    Bütün dünya karşılamaya geldi onları caddelerde
    Öyle doluyular ki taşınamaz bir yükle
    Konuşmak isteyince
    Çığlık ATEŞ olup fışkırdı kalplerinden
    Sözcüklerin yerine

    Anna Hebert

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Münteha o sevda budandı vaveyla…
    Son, suya misal.., son, suya mugayir.

    Bir mümbit siroko yardı, aksa ağaç ayrıktı.
    Ayrık ağaç çattı, gündüz güne berattı.

    Yazan : oik0s
    Çizen : Marsseh

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. İçre

    Aradıkça açıldı yeni sorular, bulduklarımda
    Açtıkça kayboldu ezeli buluntular, gördüklerimde
    Gördükçe utandırdım kendimi, bildiklerimde
    Bildikçe azalıyor mu insan, unuttuklarında?

    Yazan ve çizen temiz çalışmış 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Birçok şarkının notası eksikken,
    Şeytanın çaldığı piyanoya, ney üfleyip iştirak ediliyorken,
    İncir yaprağıyla örtünüp, çıplaklık gizleniyorken,
    Ben, acemi kelimelerimle nutkumun tutulduğunu nasıl anlatabilirim? 🙂

    Denizin içinde “deniz” arar gibiyim…
    Ve halaa…!!!

    Teşekkür ederim delişeyce…:)

    Hepinize…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız
    kim karar verebilir birbirine dokunan taş ve su hakkında,
    kimin kimi ayakta tuttuğuna,
    ve günün aslında kumdan, tuzdan ve ışıktan oluşmadığına?

    Boşlukları doldurduğumuzda belirecek hayatın anlamı,
    taşı ve suyu doğru yorumladığımızda,
    bir yarı öbür yarıyı anlayacak:
    olgunluk bize yaban meyvesi gibidir;
    gevşek ağızlarımıza dokunan zehir!
    Kim sana verdiklerimi, senden aldıklarımı çözebilir?

    Birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız,
    hayalleri dik tutmak gerekir
    ben yumuşak tuşlarına basacağım hayatın
    sen çatıyı kur.
    Sırları soracağım ben,
    sen hayatın anlamını ara.
    Yazın yönünü değiştireceğim ben
    sen yolculuğa çık.
    Ben arka bahçeyi özleyeceğim
    sen inat et…

    Birhan Keskin

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Çöl

    Çöl yürüyor
    duyuyor musun?
    düşüncenin dibinden
    usun arasından sızıp sinsice
    gizli kollar edinip nice
    en sona,en derine doğru
    en varılmaz yerine doğru
    insanın.

    Ah,sezdiğin var mı?
    akrepler mi,kırkayaklar mı,
    kirpiler mi?
    Tanrı korusun
    bin yüzüyle bir okyanusun
    yayılıyor dalga dalga çöl
    gelgit gibi ine kalka çöl
    ulaşıp zerreden zerreye
    çengeller uzatıp her şeye
    oyduğu bin geçit boyunca.
    Saplanıp ete ve tunca
    aynı kolaylıkla dişleri.

    Çöl yürüyor senden içeri
    adım adım,bir ağır pusun
    arasında,uzun uzun
    toplanıyor nice kıskaç
    boynuz,pençe,diş sürüsü. Kaç
    bu salgından kaçabilirsen
    hangi ine deliğe girsen
    orda yeni bir tuzak sana
    sen yüzünü dönsen ne yana
    karşında hep onu bulursun.

    Tarlanı boz, harmanını sun
    yeterse bu aç ağızlara
    ah silinip gitmekte ara
    kurtuluşu! İlerliyor çöl
    dinlemeden ova yayla göl
    örterek her rengi biçimi
    basıp bağı, çiğneyip çimi
    yolup gülü…Duymuyor musun?

    Sus ey şiir! Anılar, susun!
    Ah hiçbir önleme yok gerek
    kuşu kanadından ederek,
    göğü güneşinden , indi çöl
    her adımda döl üstüne döl
    salan o çekirge sürüsü
    yıkımın o bilge sürüsü
    ve yayıldı.
    Uyuyor musun?
    gecesinde bilincin, usun
    bir sezilmez,sinsi dirlikte
    doymaz bin ağızla birlikte
    canın kaynağına, yüreğin
    kuytu çekirdeğine değin!

    Sait Maden

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. içimi sıkıştıran bir şey var şuramda
    çamur sıçramış kenarına şansımın
    çıkmaz
    sokaklarında yaşadığım kentin
    barışmak çok uzakta
    ben çaresiz, yarısı örülü köprü
    gözüm karşı yakada.

    gönül gözüm tavuk karası
    batar çıkar karanlıklarda sığ sulara
    -bu küslük beni bitirir-
    kaderim
    ucundan yakılmış sigara
    nerede kaldı güzel günlerin gemisi
    gelmedi hala
    oysa senin olduğun her yer
    deniz kenarı bana.
    oysa o kadar kolay ki mutlu olmamız
    yeterli malzememiz var ben seviyorum seni

    aldırma

    bebeğimiz çok küçük daha.

    aldırma

    içimi sıkan bir şey var şuramda
    tarifsiz olmasının deli eden baskısı
    ama şuramda
    ama tam ortasında bedenimin
    ellerin değince ürperen yerlerimin
    bedenim
    ne çok özledi seni
    ve bu şiiri ne kadar basitleştiriyor değil mi
    olsun

    özledim

    kendimi terkediyorum kaçıncı defa
    yazdıklarımın uzağına düşüyor hayat
    ben başa dönüyorum , ben boşa dönüyorum
    gittiğim her yerde elleri yakamda
    gözüm karşı yakada
    ben yarım bir köprü
    ulaşamadım sana.

    Özgür Ballı

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Elimden yumruk yapar çeneme dayardım,
    Eskiden düşünürken böyle yapardım,
    Şimdi yumruğum açık!
    Avuç içim başıma dayalı düşünürken…
    Nedir beni bu hale getiren?
    Yüreğim ketum da değilken…
    Bir kargaşadır beynimi zorluyor.
    Düşünceler zihnimde hop oturup hop kalkıyor…
    Çünkü artık bu şehir ayak uçlarımdan akmıyor,
    Ne sessizlik bitiyor,
    Ne vıcık cıvık anlamlar!
    Tükenmeye ramak kaldı yine yeniden…
    Tükürmek istiyorum zihnini piç etmişlere,
    Tükürmek istiyorum yüzlerine kaç kere…
    Ne gördüklerimi istiyorum,
    Ne de beklediğimdir gördüklerim…
    Çok başkadır benim istediklerim…
    Bundandır kuzeyin kutbuna yürümelerim!
    Delişey,

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. GÜZELLEME

    Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
    Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
    Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
    Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
    Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
    Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
    Bak bende yalan yok vallahi billahi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

    İşe bak sen gözlerin de burda
    Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
    İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
    Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
    Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
    Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
    Ne günah işlediysek yarı yarıya

    Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
    Bunların konuşması olur öpülmesi olur
    Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
    Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
    Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
    Uzanmış seni usulca öpmüştüm
    Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.

    Cemal SÜREYA
    (Üvercinka)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Ey Zalım

    Ey zalım olan zalım bu Dünya çok dardır
    Ne kadar essen, yağsan, gürlesen sonu bahardır
    Gördüğün duman değil, belki buhardır, belki de hardır
    Adamı adam eden içindeki ardır, yoksa hüsrandır

    Ey zalım olan zalım, her gelecek günün bir de gerisi vardır
    Her yaptığın işin elbet bir de hesabı vardır
    Asır da yaşasan bir ömür sonu yalandır, sen ne isen namın kalır
    Adamı adam eden içindeki ardır, sonu hüsrandır

    Ey zalım olan zalım kainat çok geniş baktığın pencere dardır
    Bir fındığın içinde bile, bir yaşam, bir hayat her zaman vardır
    Özün halis, ve de her zaman doğru isen, işte o sana kardır
    Adamı adam eden içindeki ardır, yoksa hüsrandır

    Ey zalım olan zalım, ister isen zamanı bir de geriye sardır
    İçinde bulunduğun an sana fırsat en doğru hasbi zamandır
    Doğru olmak insana uyar, sana ise yalan ve de dolandır
    Adamı adam eden içindeki ardır, yoksa hüsrandır

    Ey zalım olan zalım, insan; aha var aha da yoktur
    Hakikatı hak bilip yaşamak insan olanda vardır
    Zulüm eden bir kişinin gönlü zaten kendine dardır
    Adamı adam eden içindeki ardır, yoksa hüsrandır

    Durdu Yüce

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. AŞK İÇİN PRELÜD 1

    İstasyon önünde bir top ağaç

    ağacın
    gölgesinde

    ben

    ve uzanıp giden
    sapsarı bir tül

    bozkır

    ve bir türkü

    “daha senden gayrı aşık mı yoktur
    nedir bu telaşın vay deli gönül”

    ve bir tren

    ne bir düdük çalar
    ne el eder

    kar yüklü yağmur yüklü

    kalbim gibi
    keder yüklü
    bir tren

    durmaksızın geçer

    o böyle bir akşam böyle bir trene
    bineceğini düşler

    ben
    böyle bir akşam böyle bir trenden
    ineceğimi
    avunuruz.
    BEHÇET AYSAN

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Sevgili Peyote,

    Bu güzel paylaşı için, emeğine yüreğine sağlık:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. Küçücük bir bakışın
    Çözer beni kolayca
    Kenetlenmiş parmaklar gibi
    Sımsıkı kapanmış olsam

    Yaprak yaprak açtırırsın
    İlkyaz nasıl açtırırsa
    İlk gülünü gizem dolu
    Hünerli bir dokunuşla

    Hiç kimsenin yağmurun bile
    Böyle küçük elleri yoktur
    Bütün güllerden derin
    Bir sesi var gözlerinin

    Başedilmez o gergin
    Kırılganlığınla senin
    Her solukta sonsuzluk
    Ve ölüm

    Barış Pirhasan

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
    Denizlere açıldı içimizden biri
    Niçin gittiğini söylemeden.
    Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
    Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
    … Bulacak sanıyordu yenilikleri.
    Her an bir yeni su vardı,
    Her yeni suda bir yeni an.
    Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
    Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
    Bitmiyordu köpüklerle renkler
    Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.
    Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
    Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
    Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
    Hani, eski kelimelerle olmasa
    İnsanın ömrünce devam edecek.
    Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
    Anladı,ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
    Yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara
    Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
    Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.
    Anladı, bütün olmuşlarla olanların
    Ve bütün olacakların
    O kelimelerin içinde
    Kendisine varmadan eskidiğini.

    Özdemir ASAF / KELİMELER

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Veda

    Senin derinliklerinden, diz çökmüş,
    benim gibi mutsuz bir çocuk, bakıyor bize.

    Onun damarlarında tutuşacak yaşam için,
    bizim yaşamlarımızı birbirine bağlamaları gerekirdi.

    O eller, seninkilerin kopyası eller için,
    benim ellerimi öldürmeleri gerekirdi.

    Onun yeryüzüne bakan gözleri için,
    seninkilerde gözyaşı göreceğim bir gün.

    Bunu istemiyorum, Sevgilim.
    Ki, hiçbir şey bizi bağlamasın
    hiçbir şey bizi birleştirmesin.

    Ne dudaklarına aromasını veren kelime,
    ne de kelimelerinin söylemedikleri.

    Ne yaşayamadığımız aşk baharı,
    ne senin hıçkırıkların, pencerenin kenarında.

    Denizcilerin aşklarını seviyorum
    öpüyorlar, ve gidiyorlar.

    Bir söz bırakıyorlar arkalarında
    Bir daha dönmüyorlar asla.

    Her limanda bir kadın, bekliyor:
    denizciler öpüyorlar, ve gidiyorlar.

    (Bir gece ölüme yatıyorlar
    denizin yatağında.)

    Öpücüklerde, yatakta ve ekmekte
    paylaşılan aşkı seviyorum.

    Sonsuz olabilen
    ve bir an görünüp kaybolabilen aşkı.

    Tekrar sevebilmek için
    Kendini özgür kılan aşkı.

    Yakınlaşan o kutsal aşkı
    Uzaklaşan o kutsal aşkı.

    Artık gözlerim gözlerinde büyülenemeyecek,
    artık acım, senin yanında hafiflemeyecek.

    Ama nereye gitsem, senin bakışını götüreceğim,
    nereye yürüsen, benim acımı götüreceksin.

    Senindim, sen de benim. Başka?
    Bir viraj aldık birlikte, aşkın geçtiği yolda.

    Senindim, sen de benim. Hep o sevdiğim olacaksın,
    o bağrına ektiklerimden biçtiğim.

    Ben gidiyorum. Mutsuzum: ama ben hep mutsuzum.
    Senin kollarından geliyorum. Nereye gidiyorum, bilmiyorum.

    … Bir çocuk hoşçakal diyor, senin kalbinden.
    Ben de ona hoşçakal diyorum.

    Pablo Neruda
    Çev. Yiğit Günay

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. YÜZLER

    Elimde olmadan yüzleri
    Kartlar gibi karıyorum
    Ve hepsi benim için değerli.
    Bazen biri yere düşüyor
    Ve ne etsem eylesem
    Kart yitip gidiyor.
    Daha başka bir şey bildiğim yok.
    Güzel bir yüzdü yine de,
    Çok seviyordum.
    Öteki kartları karıyorum.
    Odamdan kaygılı,
    Yüreğim, söylemek istiyorum,
    Sürdür yakmayı da
    Bu kartı değil,
    Bir başkası geçti onun yerine:
    Yeni bir yüz bu,
    Oyun eksiksiz kalıyor
    Ancak hep sakat.
    Bildiğimin hepsi bu
    Kimse daha fazlasını bilmiyor.

    J. Supervielle

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Teğet

    Herkes kırılamaz;
    Bazen ipince bir dal olmak gerekir
    Kırılmak için:

    Ama dünya kütüklerin…

    Ağlayamaz herkes;
    Ağlayabilecek kadar büyümek gerekir:

    Dünya ise küçüklerin…

    Sevemez herkes;
    Bir orman olmak gerekir sevmek için:

    Bak ki dünya çöllerin…

    Ve vâkur bir damla olmak
    Dalga için.

    Katılmak okyanusa aşk için, isyan için!

    Yılmaz Odabaşı

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

    Üç kez seni seviyorum diye uyandım
    Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
    Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

    Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

    Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
    Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
    … -Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

    Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

    Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
    Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
    Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

    Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

    İlhan Berk

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ

    Çıplak heykeller yapmalıyım.
    Çırılçıplak heykeller
    Nefis rüyalarınız için
    Ey önünden geçen ak sakallı
    kasketli,
    Yırtık mintanından adaleleri
    gözüken
    Dilenci
    Sana önce
    Şiirlerin tadını
    Aşkların tadını
    Kitaplardan tattırmalıyım
    Resimlerden duyurmalıyım,
    resimlerden…

    Şu oğlan çocuğuna bak
    Fırça sallıyor
    Kokmuş manifaturacının ayağına
    Dörtyüzbin tekliğinden
    On kuruş verecek.

    Seni satmam çocuğum
    Dörtyüzbin tekliğe.
    Ne güzel kaşların var
    Ne güzel bileklerin
    Hele ne ellerin var, ne ellerin

    Söylemeliyim
    Yok
    Yok… meydanlarda
    bağırmalıyım,
    Bu küçük
    Güllerin buram buram tüttüğü
    Anadolu şehri kahvesinde
    Kiraz mevsiminin
    Sevişme vakti olduğunu.

    Resimler seyrettirmeli, şiirler
    okutturmalıyım.
    Baygınlık getiren şiirler.

    Kiraz mevsimi, kiraz
    Küfelerle dolu pazar.
    Zambaklar geçiriyor bir kadın.
    Bir kadın bir bakraç yoğurt
    götürüyor
    Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
    Belediye kahvesinde hakla o eski,
    o yalancı
    O biçimsiz bizans şarkısı.

    Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
    Nasıl etsem, nasıl yapsam da
    Meydanlarda bağırsam
    Sokak başlarında sazımı çalsam
    Anlatsam şu kiraz mevsiminin
    Para kazanmak mevsimi değil
    Sevişme vakti olduğunu…

    Bir kere duyursam hele
    güzelliğini, tadını,
    Sonra oturup hüngür hüngür
    ağlasam
    Boş geçirdiğim bağırmadığım
    sustuğum günlere
    Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
    boyacı çocuğunun
    Oğlu bir şiir okusa
    Karacaoğlan’dan
    Orhan Veli’den
    Yunus’tan, Yunus’tan…

    Sait Faik Abasıyanık

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. ŞEHİRDEN BİRİ

    Denize bakıyorum, tersine bir yaşamanın tadsızlığı bir hüzün olarak alıyor içimde yerini
    Bu yüzden meyve suyu içiyorum durmadan ve galiba bu yüzden durmadan seçimlere gidiyorum
    Ayı oynatanları seyrediyorum, dağın dizginlerini, bilmeden satın alıyorum salon çiçeklerini
    Ve sanırım bu ilk bende olmuyor, çünkü denize bulaştım. bunu ellerimin maviliğinden anlıyorum
    Aşk filmlerine ve röntgen filmlerine ve her ırktan ve her çeşit gemi tayfasına alıştığımdan
    diyorum
    O da derdi.

    Birtakım adamlar ki elleri ceplerinde ve artık gözleri patlamış uygarlıktan
    Mavilik ve hendese ve gemilerin gidip gelmesi bir tutku olarak yer alıyor yaşamalarında
    Denize bakıyorum, ve bir eski kralın düşüne girdiğimi iyice biliyorum sabaha karşı
    Bir otelin onuncu katından atılan bir aşk mektubu usulca önüme düşüyor kıyıda
    Artık okunmaz mı güllerin eskimiş yasası, geçerli değil mi tiyatroda önemli bir öge olan merdiven
    diyorum
    O da derdi.

    Denize bakıyorum, başımız dönüyor herşeyden, imkandan ve kullanılmamış sınırsızlıktan
    Atıyorum sinema biletlerini, matinenin de suarenin de ve satın aldığım bütün çiçekleri
    Uzun uzun soluduğum bu akşam bir başkasının eskiden yaşadığı bir akşamı andırıyor
    Sevmenin, umudun, mutululuğun bir ağustos perşembesi gibi olduğu köşebaşlarında
    diyorum
    O da diyor.

    Şimdi bir köşede bir bakkalda biliyorum
    O, bir kadına bir savaşı anlatıyordur
    Hüznün bir cephe olarak kullanıldığı
    Ve yoksulluğun bir silah olarak.

    Turgut Uyar

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Elektrikler söndü dün gece,
    Zorbela toplayıp satrancın taşlarını
    M E C B U R E N yattık

    Simsiyah kediler gibi dolaşıyor koğuşta
    Uyuyan dostların nefesleri.
    D O L A Ş S I N L A R azıcık !

    Tam ben de eve doğru açılıyordum
    Şıpırdatmadan hiç kürekleri,
    Yanmaz mı o tepemdeki yüz mumluk ışık!

    Bir kürek mahkumunu Boğazda sandal sefasına
    Haklılar, bırakmazlar tabii ama…
    Ya’u ne güzel şeymiş meğer K A R A N L I K !

    Can Yücel

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Teşekkür ederim dostum:)

    “Bir kadın kıvrılmış köşede kendine bulduğu yeri seviyor,
    bir adam kadına açtığı köşeyi yere göğe sığdıramıyor.
    Öyle büyütecek bir durum yok aslında.
    Büyüyor.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Sen yokken gittim
    Korkularımın üstüne
    Hiç ardıma bakmadım
    Gümüş şiirler yazdım sen yokken
    Çok yangın çıktı yüreğimde
    Küllerini bile savurmadım
    Irak denizlerin fırtınasıydım
    Uzak iklimlerin sert rüzgarları
    Kulaçlarken denizinde gurbeti
    Kanlı savaşlarım,
    Belalı sevdalarım olmadı hiç
    Ama hep sustum,
    Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
    Bekliyorum dönüşünü yeniden,
    Bir gelsen,
    Hayatın önünden alsan beni
    Bir gelsen,
    Sellerin önünden alsan beni
    Bir gelsen,
    Ölümlü düşlerimden alsan beni.

    Çok durdum güneşe karşı bir başıma
    Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
    Sen yokken,
    Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
    Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
    Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
    Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
    Hiç aldırmadım esen rüzgara
    Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
    Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
    Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
    Hep ortasında kaldım vurgunların
    Vurgun nedir ki? deme
    Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
    Bayrakları indirilmiş,
    Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
    Hep sustum,
    Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
    Bir gelsen,
    Yangınlardan alsan beni,
    Bir gelsen,
    Dünyalarımdan alsan beni,
    Bir gelsen,
    Şafaksız gecelerden alsan beni,
    Ama ne zaman gelsen,
    Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.

    Cahit KÜLEBİ

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
    Bir teneffüs daha yaşasaydı
    Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
    Devlet dersinde öldürülmüştür

    Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
    -Maveraünnehir nereye dökülür?
    En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
    -Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine! dir.

    Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
    Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
    Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

    O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
    Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
    Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

    Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
    Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
    Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
    Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

    Ece Ayhan

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. Ben bu kapıları bir bir açarım açmasına ama kırarım
    Şehzadelerle gitti ölü devin altın anahtarları
    Masallara dönük yüzlerinizde o hiç eksilmeyen kaygu
    O donuk maviliği masal cennetlerinin
    Bırakın işte gözleriniz alın işte yumruklarınız
    ama siz aptalsınız aptalsınız
    Birgün masallaşırsam görün işte cüceliğimi
    Aktıkca büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım
    Ben bu kapıları bir bir kırarım kırmasına ama siz korkaksınız
    Daha çocuk bile değilsiniz siz
    Devler çizersiniz altın sarayların kapılarına
    sonra durup ağlarsınız ağlarsınız
    Bu kan sizin kanınız , evet ama ya siz kimsiniz
    Neden böyle yorgunsunuz neden böyle aldatılmış
    Alıcıkuşlar döner ürpertili etlerınize
    Mumyaların gölgesinde piramitler dikersiniz
    Atı otu iti eti bırakıp gerçek saraylarda
    sürülerle kaçarsınız kaçarsınız
    Aktıkça büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Pia

    ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia’yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia’nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia’nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm

    Atilla İlhan

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Kamçılı karanlıktı geldin üstüme
    Bütün masalları dolaştın
    Ay zeytin gece
    Ay vurmuştu alnına
    Perçemlerin Tokat akıtması
    Yorgundu atılmış yılan derisi
    Değiştirilmiş güvercin gömleği tende
    Nereye gidiyorsun, dedim
    Zeytinlerin arasından
    Siste silinip giderken yollar
    Aydı zeytindi geceydi
    Korkmadım bağırdım ardından
    Aydaki zeytindeki gecedeki delikanlı
    Nereye böyle
    Aldı rüzgar sesimi duyurmadı
    Vurdu geçti durduğum yeri
    Gümüşünü silkeledi yüzüme
    Atının kanatları
    Ben öldüm, ölüm bulunamadı
    Kamçılı bir karanlıktı
    Hikayemin gecesini dürdüm de
    Kimse çıkamadı dışarı
    Ay kaldı zeytin kaldı gece kaldı
    Sis kaldı yollar kaldı
    Karanlıktı

    Murathan MUNGAN

    Zeytine not: Herşey güzel olacak:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Ne yapmak istedim bu sabah biliyor musun?
    Sabahın huzur veren sessizliğinde,
    Yıkanıp yağmurun ince yağan selinde,
    Gelebilmek istedim sana doğru…
    Avuçlarımı ısıtan bir bardak sıcak çayla,
    Düşüncelerimle akabilmek istedim yanına…
    Yanıbaşında duran şiirin içindeki şiirde
    Zühre olmak istedim belkide…
    Ne demiş şair;

    “Tahir olmak da ayıp değil,
    Zühre olmak da…
    Hatta sevda yüzünden…”

    Uzak şehirlerin sisli puslu akşamlarında,
    Bir kilise çanı, bir ezan sesi kulağımda,
    Dünyanın yarım kalan tüm aşklarına,
    Ağıt yaktım bu sabah…

    Henüz kirlenmemiş duyguların temizliğiyle sana geldim.
    Gözlerine süreceğim ela gözlerimin feri ile,
    Tutulan dilekler kabul görecek gibi,
    Yağmurlu bir şehri araladım güneşe,
    Ve gözlerindeki umutsuz siyahın dehşetini aldım,
    Yeşilin yansıttığı ben kaldım geriye gözlerinde…
    Seni sevdim, sevginin en yalın haliyle..

    delişey,

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. “Avuçlarımı ısıtan bir bardak sıcak çayla,” avuçları bir bardak sıcak çay değil sevgilinin elleri ısıtmalı..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. Yalnız doğdum,
    Yalnız öleceğim…
    Ama yine de,
    Yalnızlığımın bilinmesini istemem,
    Ağladığımın da..
    Ben hep yalnız ağlarım…

    Duş alırken,
    Kuytu bir yerden geçerken,
    Karanlık bir köşeyi dönerken,
    Issız bir yolda yürürken,
    Ben hep yalnız ağlarım…
    Elektrikler kesilince,
    Işıklar sönünce,
    Güneş tutulunca…..
    Ay doğmayınca,
    Uzun kış gecelerinde,
    Yorganı başıma çekince,
    Yalnız kaldığım her fırsatta,
    Ben hep ağlarım….

    Yalnız kaldığım zaman ağlarım,
    Ama yalnızlığıma ağlamam,
    Ağlamak için yalnız kalırım,
    Ben hep yalnız ağlarım…
    Rahatlamak için ağlamam,
    Çünkü ağlayarak rahatlamam,
    Ağlamak için ağlarım,
    Ben hep yalnız ağlarım……
    Anlaşılmak için de ağlamam,
    Çünkü ağlayınca anlaşılmam,
    Anlaşılmadığım için ağlarım,

    Ben hep yalnız ağlarım…..
    Bazan sevinçten ağlarım,
    Bazan hüzünden,
    Bazan neş’eden,
    Bazan kederden.
    Bazan anımsadıklarımdır beni ağlatan,
    Bazan anımsayamadıklarım,
    Bazan sevdiklerimdir,
    Bazan sevmediklerim…..
    Ben hep yalnız ağlarım…
    Bazan eskiden çektiklerim,
    İçindir, gözyaşlarım,
    Bazan eskiden çektirdiklerim,
    Ve bazan ilerde,
    Çekeceklerimle,
    Çektireceklerim…..

    Ben her yalnız kaldığımda ağlarım……

    HACI

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Yalnızlık Paylaşılmaz

    Yalnızlık, yaşamda bir an,
    Hep yeniden başlayan..
    Dışından anlaşılmaz.

    Ya da kocaman bir yalan,
    Kovdukça kovalayan..
    Paylaşılmaz.

    Bir düşün’de beni sana ayıran
    Yalnızlık paylaşılmaz
    Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

    Özdemir Asaf

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. AŞK

    Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
    Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
    Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
    Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

    Özdemir ASAF

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. Seni anlatabilmek seni.
    İyi çocuklara, kahramanlara.
    Seni anlatabilmek seni,
    Namussuza, halden bilmeze,
    Kahpe yalana.
    Ard- arda kaç zemheri,
    Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
    Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
    Bir ben uyumadım,
    Kaç leylim bahar,
    Hasretinden prangalar eskittim.
    Saçlarına kan gülleri takayım,
    Bir o yana
    Bir bu yana…
    Seni bağırabilsem seni,
    Dipsiz kuyulara.
    Akan yıldıza.
    Bir kibrit çöpüne varana.
    Okyanusun en ıssız dalgasına
    Düşmüş bir kibrit çöpüne.
    Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
    Yitirmiş öpücükleri,
    Payı yok, apansız inen akşamdan,
    Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
    Seni anlatabilsem seni…
    Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
    Üşüyorum, kapama gözlerini…

    Ahmet Arif

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Beyaz Ölüm Kuşları

    Sonra bir gün anneler de ölür
    Böcekler ve kertenkeleler ölür
    Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca
    Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür
    Sonra o gün çocuklar da ölür

    Biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk

    Sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk
    Balçıktan bir külçe olan dölleri
    En iri elleriyle kepçeliyen
    Ve biçimliyen
    Ve hep önce kendidiyle biçimliyen
    O dehşetli yontucuyu
    Doğumu ve gebelik sanatının bütün hünerlerini
    Sütten bir mermere eşsiz bir incelikle işliyen
    Anneyi o usta nakkaşı
    Unutmadık

    Önce anne doğurdu çocuğu acıya
    Sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı
    Sonra herşey ve herkes çocuktan var oldu

    Geçti sarp kayalardan aştı nice dağlar
    İçti ağulu sütünü hayat denen annenin
    Sıkıntının kutsal kabında yıkadı ellerini
    Hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu
    Acıyı gömdü toprağa gayrı açar mezarlık çiçekleri

    Böyle vardı bir ırmak kıyısına
    Anne bir tedirginliktir nerede olsa
    Bağırgan bir karmaşadır onun sesi
    takılır gibi eski bir gıramafona titrek bir iğne
    – bu ayıp bu günah
    bu çok ayıp günay
    -el ne der sonra
    ayak ne der
    bırakmaz çoçuğu çocukça yaşamıya

    ama bir gün anneyle de hesaplaşılır

    çocuk yalnız annesine yaşar çocukken
    anne yalnız çocuğuna yaşamaz anneyken
    bölüşür anneliği babanın kasığında
    çocuğun bakışında çelişkidir büyüyen
    ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında
    -ah baba
    niye baba

    ve bir gün babalar ölür

    tanrı bir ürpertidir çocuğun yüreğinde
    her tanrı biraz baba gibidir
    yiğit ve erkektir çocukları koruyan
    umacılar ve peri masallarının korkulu padişahı
    çünki tanrıyı yaratan ve öldüren şeyler aynıdır
    vurunca acının ilk gölgesi yaratır kuşkuyu
    acının padişahı elbette zalim olur
    ve bilincin duvarına çarpınca şaşkınlığı
    bir soru önce acıya sonra acıya uzanır
    -hey tanrı
    hani tanrı

    böylece o gün tanrı da ölür

    şimdi annenin yüreğinde ışıyandır
    sevginin ıslak soluğuyla örgülü tapınak
    bir gün bir kalem bir hokka içindeki kana bulaşır
    akıtır mürekkebini sevda denilen papirüse
    hani ki bir kuş gelir bir tapınağın duvarına yuva
    yapar
    çökertir tapınağı daha bir güzelleşir yuva
    işte artık ne anne ne tapınak
    yıkılır gözyaşlarının sığınağı da

    sonra bir gün anneler de ölür

    gerilir gıcırtısı bir tüfek tetiğinin
    öfke yalnız tekliği besler büyür çocuk
    çocuk büyür
    sesi nemli yine elleri yine soğuk
    hayat sığmıyorsa gövdene yüreğini sığdır çocuk
    nemli bir sesi sığdır o gittikçe nemlenen
    çocuk çocuk sana bir dost gerek

    işte yeniden giyiniyor kendini çocuk
    bir çiçek gibi kopardı başkalarına uymıyan
    yanlarını
    kendini üstlemişsin var olmak için susmalar köprü
    çocuk çocuk sana bir aşk gerek

    sen iyilikler ve güzellikler uzmanı
    suskunun gizemli sabrı
    bir teraziyi en iyi kullanan
    iğnenin ve ipliğin mercek gözlü büyücüsü
    karnaval gecesinin eğlentisiz parmak çocuğu
    ey hayat canbazı
    ey ip şaşkını
    ezberle o incecik tel üzerinde
    hayatı dengeliyen asayı:
    aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk
    ikisini de doğuran şey aynıdır

    bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan,
    bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan,
    uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan, suyu yüz derece sıcaklıkta donduran,
    anneyi üreten babayı çoşturan çocuğu güldüren, seni izmirlere çılgın gibi koşturan,
    bir vagon penceresinden şaşkın baktıran, bir mektubu ısrarla bekleten,
    umudu dalında çürüten, acıyı dayanılır kılan bir çıbanı irinle onduran aşka merhem sürdüren
    güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren.

    Sevgi: tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni insanı
    Var kılan umut
    Ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
    Can canı sever ötesi yok bunun çocuk
    Ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
    Sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
    Ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
    Ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
    Bir dostla bir sevgili arasındaki ayrımı
    Hayır’lara evet’lerle direten
    Çirkini öptüren kötüyü sevdiren
    Aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
    Kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
    O saygın bir insandır
    Herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da
    Böylece lady chatterley de sevilir giovanni de
    Böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de
    Elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur
    Ama elbette her aşk kendine sorumlu
    olunca
    bir gün aşk da ölür

    ve başlar sıkıntısı kuralsız bir çelişkinin
    yapışkan bir sevişmenin sancısı doldurur
    boşlukları
    ve tutku aç bir güve gibi kemirirken sevdayı
    dölün pasıyla bulanırken sevginin beyazlığı
    ah şimdi kim inandırabilir bu eski çocuğa
    aşkın ve dostluğun varlığını
    bir gün ansızın yiter dostalar ve sevgililer
    etin ve kemiğin sıcaklığıyla solar sevdalar

    işte o gün her şey ölür

    şimdi bu yüreği nerelerde beslemeli
    bütün saksıları kırılıyorken güneşin büyüsüyle
    ve ölümler ilençliyorken en masum sevinçleri
    ve her sevgi kendisiyle çelişiyorken
    şimdi bu nasıl doğmaklar olur yeniden beyazlara

    ama şimdi kim kandırabilir sizi
    bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için.

    Arkadaş Zekai Özger

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Bak göreceksin bende başladığını güzün
    Ayaza karşı titrer dallardaki yapraklar
    Sararır tek tük kalır düşerler bütün bütün;
    Kuş sesleri kesilmiş yıkık boş tapınaklar.
    Bak göreceksin bende alaca karanlığı:
    Nasıl güneş batıdan solgun solgun gidince
    Kefen örten eliyle ezerse her ışığı
    Ölümün kan kardeşi kapkara çirkin gece.
    Bak göreceksin bende ateşin korları var:
    Genç ve dinç günlerinden kalma küller üstünde
    Ölüm döşeğindeymiş gibi fersiz yatarlar;
    Eceline ermiştir ateş kendi gücünde.

    Senin bunları görmen arttıracak sevgini
    Ayrılık yakın diye çok seveceksin beni.

    That time of year thou mayst in me behold
    When yellow leaves, or none, or few, do hang
    Upon those boughs which shake against the cold,
    Bare ruin’d choirs, where late the sweet birds sang.
    In me thou seest the twilight of such day
    As after sunset fadeth in the west,
    Which by and by black night doth take away,
    Death’s second self, that seals up all in rest.
    In me thou see’st the glowing of such fire
    That on the ashes of his youth doth lie,
    As the death-bed whereon it must expire
    Consumed with that which it was nourish’d by.
    This thou perceivest, which makes thy love more strong,
    To love that well which thou must leave ere long.

    Shakespeare

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Bir adamım

    Anlamaya çalısan

    Bu dünyada kaybolma nedenimi

    Bu gece

    Kör oldum

    İsaretleri göremeyecek kadar

    Yalanlarının ağlarını yakalayamayacak kadar

    Uyumak için çok karanlık

    Dua etmek için çok geç

    Ulaşmak için çok zor

    Kurtarmak için çok fazla

    Bir zamanlar bir dostumdun

    Simdi düsmanımsın

    Hırs nefrete dönüsüyor ve sen

    Nefreti ugrunda savasmaya değer yapiyorsun

    Tarihi tekrar yazacağım

    Ve benim gözümde var olmayacaksın

    Çizgiyi geçtigin gün

    Aşkin savas olduğunu anladım

    Hayat geçiyor

    Şimşek çakmasından daha hızlı

    Çakıyor sen daha diyemeden..

    Hosçakal..

    Kaçmak için çok korkak

    Saklanmak için çok gururlu

    Düşmek için çok uzak

    Tırmanmak için çok yüksek

    Gardlarımı aldım

    Kapıyı açtım

    Sana istediğini verdim

    Daha fazlasını veremedim

    Herseyimi verdim

    Ama sen ya hep ya hiç dedin

    Senin için hersey sadece bir oyun

    Senin asla kaybetmediğin bir oyun…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Ben bir kayısı ağacıyım
    Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
    Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız.
    Yılda bir çiçek açar,
    yılda bir kayısı veririm,
    avuç içi kadar.

    Yaz olur,
    bir kadın silkeler dallarımı,
    bir çocuk yerde bağırır,güler,
    bense hoşnut olurum.
    Hem zaten benim
    ne söğütler gibi nezaketim vardır,
    ne kavaklar gibi gururum.

    Ben bir kayısı ağacıyım
    Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
    Dinekbağı’nda üç insan severim,
    bir çocuk,
    bir genç kadın,
    bir genç adam,
    benim kadar sessiz sedasız,
    benim kadar halim selim.

    En güzel ay nisan ayı,
    toprak yumuşak yumuşak,
    en güzel ay nisan ayı.
    Yamur yağdı,çiçek açtı,
    bir hoş oldu içerim,
    en güzel ay nisan ayı.
    Kavaklar uzakta upuzun,
    bir sağa,bir sola,
    başı döner kavakların.
    Ben bir kayısı ağacı,
    başımda çiçeklerim.

    Ben bir kayısı ağacı,
    üç insan severim:
    bir çocuk,
    bir genç kadın,
    bir genç adam.
    Çocuğun adı Ahmet,
    kadının adı Fatma,
    adamın adı İbrahim.
    Ahmet küçük ve sarı,
    Fatma tombul ve beyaz,
    İbrahim uzun ve narin.
    Bir tek toprak odaları var üçünün,
    toprak odanın bir tek penceresi.

    Ben bir kayısı ağacı,
    bazan eğilir bakarım odaya,
    yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
    duvarda bir eski kırık ayna,
    yerde bir eski kilim,
    bir eski hasır.

    Bir kayısı ağacı,
    bazan eğilir bakar odaya,
    çiçeklerinden utanır.

    Dün gece gaz yakamadılar,
    ayışığında gördüm üçünü.
    üçünün suratı asık.
    Önce oturup
    zeytin ekmek,taze soğan yediler,
    sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
    sonra esnediler.

    Gökyüzü bembeyazdı.
    Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
    Gökyüzünde kavaklar.

    Fatma uzandı İbrahim’in yanına,
    sağa döndü.
    Tombul,beyaz yüzü pencerede,
    gözleri açık durdu sabaha kadar.

    Çiçeği en önce kayısı döker.
    Ben bir kayısı ağacıyım,
    döküyorum çiçeklerimi.
    Yer beyaz beyaz,
    başım yeşil yeşil,
    kayısılarım memede.

    Haziran gelecek,
    güneş yakacaktır tepemi,
    kayısılarım balla,şekerle dolacaktır.
    Ben bir kayısı ağacıyım,
    haziran gelecek,
    avuç içi kadar kayısılarım
    Ahmet’in ekmeğine katık olacaktır.

    Ben bir kayısı ağacıyım.
    Kötü bir düşüncedir almış beni.
    Geçti bağları budama zamanı,dedim,
    dedim,çarşıda dört döner ibrahim,
    dedim ekmek parası,
    zeytin parası,
    gaz parası.

    Dedim, insanlar
    neden yaşatılmıyor
    ağaçlar kadar olsun.

    Ben bir kayısı ağacı.
    Fatma’nın,İbrahim’in,Ahmet’in
    yumurtası,şekeri,eti.
    Gittikçeartmakta kederim.
    Günlerden pazartesi.
    Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam.
    Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
    ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
    Durmuş İbrahim kapıda,
    yüzü dalgın ve sinirli,
    bakıyor eli çantalı şişman adama.

    Şişman adam uzattı gövdeme elini,
    pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
    büktü boynunu kuzular gibi.
    Ben bir kayısı ağacıo.
    Gövdemde sarı kağıt.

    Yol parasını verememiş İbrahim,
    verilmiş haciz kararı.
    Yapmayın, dedim.
    yılda bir çiçek açarım,dedim.
    Etmeyin,dedim.
    ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim.

    Bir öğle vakti baktım,
    kavaklar uzakta upuzun,
    bir sağa,bir sola.
    Ben kışlık odun,
    altı lira

    1947,Kırşehir

    Şair Abdulkadir

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. shakespeare sonnet 116

    mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence
    gerçekten sevenlerin. sevgi demem sevgiye
    bir döneklik yaparsa bir değişme görünce,
    başka yola saparsa sevgili saptı diye:
    hayır, sevgi besbelli sağlam bir nirengidir,
    boraları gözler de sallanmaz, göğüs gerer,
    gemilere yön veren yıldızların dengidir,
    değeri bilinmeden başı ta göğe erer.
    zamanın soytarısı değildir sevgi asla,
    gül yüzlüler göçse de orağına düşerek
    o değişmez kısacık günlerle haftalarla,
    direnir ve kanatlanır mahşerin ucuna dek.

    yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım,
    ne hiç kimse sevmiştir, ne ben şiir yazmışım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. Türkiye, Türkiye dağlarını duman almış,
    üzümler memleketi, tütünler memleketi,
    Türkiye, Türkiye çok gülmüş, çok ağlamış,
    sabırlı, bağrı yanık insanlar memleketi.
    Bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi,
    pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş
    ve o nehirler delirip gür gür gelirler
    bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş.

    Sen Türkiye’sin, sağdıcım, kirvem Türkiye.
    İnsanların, insanların, ah senin insanların,
    morca gözlerinden öpsem, namuslu gözlerinden,
    Asiye’m işveli, Hatice fistanı dal işlemeli,
    sen kırk köyün içinde şanlı Zeyneb’im.
    Şabanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında
    gel yılmaz Mahmud’um, gel Bilaloğlan.
    Arabamın atları, deh deh deh aman da,
    ha burası Karadeniz, gemiler yatar limanda,
    deryalar aslanı şems-i bahrî Kamil Reis,
    bu insanlar senden gelir, sana gider,
    tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye.

    Sen Türkiye’sin, ekmeğim, tuzum Türkiye.
    Omzumda mavzer, koynumda çevresin
    ve kıl heybemde taze lor peyniri.
    Gök rengi süt, karanfil rengi şarap,
    batan güneş gibi bakır taşkömürü
    ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar
    ve köylere karşı sarışın harmanlar.
    Ferik elması, kavun, karpuz, dut ve kayısı,
    fındık da sende, ceviz de sende, badem de sende,
    alnımın teri, gözlerimin nuru Türkiye.

    Sen Türkiye’sin, evim barkım, köyüm obam Türkiye.
    O senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin,
    sahilde Mersin, yayla türküsü Konya.
    Adana’nın yolları taştan, yola çıkıp Maraş’tan
    ezanla birlikte vardık bir akşam Urfa’ya.
    Bursa’nın, ya Bursa’nın ufak tefek taşları,
    uçan yıldızı dondurur Ardahan’ın kışları.
    Erzincan’da bir kuş var kanadı gümüş pul pul
    ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini
    şehirler padişahı canım İstanbul.

    Türkiye, Türkiye, ay’lı yıldız’lı Türkiye,
    sen Mehmed’sin omuzların Anadolu yaylası,
    Aladağlar, Toros’lar dev gibi gövden,
    Sen şehid oğlu, şehid babası,
    sana selam olsun dünya’dan, hürriyet’ten…

    ~ Attila İLHAN ~

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Bir güzellik yap kendine!
    Ve sadece sahip olduklarını düşün; mutlu ol onlarla!
    Sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına…

    Bir güzellik yap kendine!
    Keşkeleri hiç düşünme!
    Mutlu ol seçimlerinle.
    Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine…

    Bir güzellik yap kendine!
    Her yeni günü senin günün ilan et ve şımart kendini olabildiğince!
    Bırak dünler üzülsün seçilmediğine…

    Bir güzellik yap kendine!
    Kalbinde daha da büyüt sevgisini sevdiklerinin!
    Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye!

    Bir güzellik yap kendine!
    Sev kendini, kimseleri sevmediğin kadar.
    Mutlu ol varlığınla!
    Bırak seni sevmeyenler üzülsün!
    Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye!

    Paul Auster

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. YALNIZ İNSAN

    Yalnız insan merdivendir
    Hiçbiryere ulaşmayan
    Sürülür yabancı diye
    Dayandığı kapılardan
    Yalnız insan deli rüzgar
    Ne zevk alır ne haz verir
    Dokunduğu küldür uçar
    Sunduğu tozdur silinir
    Yalnız insan yokki yüzü
    Yağmur çarpan bir camekan
    Ve gözünden sızan yaşlar
    Bir parçadır manzaradan
    Yalnız insan kayıp mektup
    Adresimi yanlış nedir
    Sevgiler der fırlatılır
    Kimbilir kim tarafından

    Louis Aragon

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. Ey ömrüm, pınar başında yorulmuş bir ceylan gibi Fuzuli ve Ş.Galip’in dizelerinde soluklan! (Okuya okuya Şair-e olcam sanırsam:) ) Neyse sevdiklerimden birisi:

    Çeşm-i Giryanım görüp

    Ol ki her sa’at gülerdi çeşm-i giryânım görüp
    Ağlar oldu hâlime bî-rahm cânânım görüp

    Eyleyen ta’yin-i cezâ-yi müdâvâ derdime
    Terk edip cem’ etmedi hâl-i perîşânım görüp

    Lâle-ruhlar göğsümün çâkine kılmazlar nazar
    Hiç bir rahm eylemezler dâğ-i hicrânım görüp

    Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
    Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp

    Pertev-i hur-şîd sanmam yerde kim devr-i felek
    Yere urmuş âf-tâbın mâh-i tâbânım görüp

    Suda aks-i serv sanmam kim koparıp bağ-bân
    Suya salmış servini serv-i hırâmânım görüp

    Ey Fuzûlî bil ki ol gül-‘ârızı görmiş değil
    Kim ki ayb eyler benim çâk-i girîbânım görüp

    Fuzuli

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. Bir günaydın şöyle seslendi;
    “Ama ben illegal daha güzelim. :-)”
    Bir ah şöyle çekti kendini;
    – Ah çocuk ah
    Sen beni illegal iken görecektin
    Bir omuzdan bir omuza yüz arma fişeklerim vardı
    Ah çocuk ah
    Bir denizden bir denize ırmaklarım vardı
    Ah çocuk ah
    Ben daha güzeldim eskiden; illegal iken…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Akşam Genco Abi okudu, biz kendimizden geçtik. Peki neden okudu! Kendimize gelelim diye.. İşte öyle!

    Paylaşmak geldi içimden, Düzene kafa tutmuşken…

    Akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    Serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    Midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    Bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    Koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    — demeğe de dilim varmıyor ama —
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    NAZIM HİKMET RAN

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. “Karga gül dalına konsa
    Gülün kadrini ne bilir
    Kendi kadrini bilmeyen
    Elin kadrini ne bilir?” (Pir Sultan)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Bir süre sonra,
    bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki
    ince farkı öğrenirsin,

    Ve aşkın yaşlanmak,
    birlikte olmanın da güvende olmak
    anlamına gelmediğini öğrenirsin,

    Ve öpücüklerin sözleşme
    ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye
    başlarsın,

    Ve yenilgileri
    başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın,
    bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin
    zerafeti ile,

    Ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin
    çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.

    Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu
    öğrenirsin
    eğer fazla maruz kalırsan

    Bu yüzden,
    başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden
    kendi bahçeni yarat
    ve kendi ruhunu kendin süsle.

    Ve göreceksin ki dayanıklısın…
    Ve kuvvetlisin,
    Ve değerlisin.

    Veronica A. SHOFFSTALL – BİR SÜRE SONRA

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. Her şeye tıpatıp uyan ve her şeyi çoktan bilenlerin şarkısı

    bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen
    çoktan biliyoruz
    ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için
    ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için
    çoktan biliyoruz

    ve işlerimizin yolunda olduğunu
    ve bunun böyle süreceğini
    ve bunun anlamı olmadığını
    çoktan biliyoruz

    ve suçlu olduğumuzu
    ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını
    ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu
    ve bunun bize yettiğini
    çoktan biliyoruz

    ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını
    ve ağzımızı tutmayacağımızı
    çoktan biliyoruz
    çoktan biliyoruz

    ve kimseye yardım edemeyeceğimizi
    ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini
    çoktan biliyoruz

    ve yetenekli olduğumuzu
    ve hiç ve gene hiç arasında seçme yapabileceğimizi
    ve bu sorunu temelden incelememiz gerektiğini
    ve çaya iki tane şeker attığımızı
    çoktan biliyoruz

    ve baskıya karşı olduğumuzu
    ve sigaraların pahalılaştığını
    çoktan biliyoruz

    ve her seferinde bir şeyin olacağını önceden kestirdiğimizi
    ve her seferinde haklı çıkacağımızı
    ve bundan bir şey çıkmayacağını
    çoktan biliyoruz

    ve her şeyin yalan olduğunu
    çoktan biliyoruz

    ve bir şeyi atlatmanın her şey değil de hiçbir şey olduğunu
    çoktan biliyoruz

    ve bizim bunu atlatacağımızı
    çoktan biliyoruz

    ve bütün bunların yeni olmadığını
    ve yaşamanın güzel olduğunu
    ve bunun her şey olduğunu
    çoktan biliyoruz
    çoktan biliyoruz
    çoktan biliyoruz

    ve bunu çoktan bildiğimizi
    çoktan biliyoruz.

    Hans Magnus Enzensberger

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
    Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
    Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
    Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
    Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
    Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
    Bebekler hayta hayta yürümeden
    Geleceğim diyorum, geleceğim sana
    Ne olur kesin bir takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Beklesen de olur, beklemesen de
    Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
    Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
    Hangi ses yürekten çağırır beni sana
    Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
    Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
    Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
    Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
    Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
    Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
    Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
    Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
    Gemileri yaksalar da geleceğim sana
    On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
    Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
    Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
    Ne güzellik, ne de tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerle geleceğim
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Bahaeddin KARAKOÇ

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. Ben acılar denizinde boğulmuşum
    İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
    Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
    Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

    Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
    Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
    Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
    Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

    Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
    Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
    Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

    Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
    Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
    Yılların içimde bıraktıklarını…

    ACILAR DENİZİ/Ümit Yaşar Oğuzcan

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. Ne sigaralarda tat kaldı
    Ne gönlümü avutur tazeler,
    Önümde açık duran tek umut
    …Kapısı daraldıkça daraldı.

    Her gece gökte bir küçük yıldız
    Seninleyim diye el eder
    Ne onun uzaklığı azalır,
    Ne benim içimdeki kederler.

    Kırların kokusu bile duyulmuyor,
    Yeşeren otların, sararan otların, yanan otların.
    Hatıralar kervanlar gibi gitti gider
    Yağmuru bile kalmamış bulutların.

    Aldatır beni küçük yıldızım,
    Atlar gibi soluyarak kanımı içer,
    Bir yandan tarlalar yeşerir,
    Bir yandan tırpanlar biçer.

    Koca gemilerdir bulutlar
    Yara yara suları gider.
    Yakıp her gece yıldızları
    Gemiciler zevk eder.

    Bense boyuna yalnız, boyuna derbeder
    Yüzer dururum umutsuzluk denizlerinde,
    Tepemden turnalar geçer bağırarak
    Hatıralar turnalar gibi gitti gider.

    Yurdumuzun herhangi iki
    Kasabası arasında gezerken
    Bir sararmış diken görürseniz
    Bilin işte benim o diken.

    İlhan Berk

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. Penguen
    benim de içimde saklı tuttuğum
    buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
    ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

    Kim bağışlayacak beni, penguen
    çizdim senin beyaz ve narin yerini.

    Bir yanım bembeyaz ışık
    kör ediyor, bir yanım zehir gece
    parktaki salıncağa binmeyi
    beceremedim bugün ben de.
    Penguen bana sırtını dönme.

    Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
    Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
    var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
    Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
    geldikçe anlıyorum ki, biz,
    bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

    Penguen,
    kim bağışlayacak beni?
    çizdim senin beyaz ve narin yerini
    elimde unuttuğun ince metalle.

    Penguen
    O büyük ve muazzam zamanda unuttum
    Kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    Bu yüzden eğik boynum.

    Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    Bundan gözlerimdeki kayalık,
    İçimdeki serseri buzullar

    Dürtme içimdeki narı
    Üstümde beyaz gömlek var.

    Birhan KESKİN

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. MERHABA CANIM

    ben az konuşan çok yorulan biriyim
    şarabı helvayla içmeyi severim
    hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
    annemi ve allahı da çok severim
    annem de allahı çok sever
    biz bütün aile zaten biraz
    allahı da kedileri de çok severiz

    hayat trajik bir homoseksüeldir
    bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
    çünki bütün sarhoşluklar biraz
    freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

    siz inanmayın bir gün değişir elbet
    güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
    çünki ben okumuştum muydu neydi
    biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

    ah canım aristophones
    barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
    ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
    ölümü tanrıya saklıyorum

    ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
    güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
    düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
    bir gün elbette
    zeki müreni seviceksiniz

    (zeki müreni seviniz)

    Arkadaş Zekai ÖZGER

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
    Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
    Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
    Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
    Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
    Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
    Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
    İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

    Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
    Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
    Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
    İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
    Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
    Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
    Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
    Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
    Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
    Hepsi ağzıma sıçtı..

    Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
    Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
    Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
    Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
    İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
    Ben seni severim sevmesine de
    İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..

    A.Lidar

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış,

    Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.

    Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,

    Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle.

    .

    Ölüm âsude bahâr ülkesidir bir rinde,

    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

    Ve serin serviler altında yatan kabrinde,

    Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.

    .

    YAHYA KEMAL BEYATLI

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. Bir Daha Bana Benzeme Angel

    Yağmura çok teşekkür ederim
    Bu gece yalnızca cesedime yağdı

    Bana bir şey olursa diye korktum
    Seni birkaç saniye düşünürsem;
    Düşünürken üşürsem diye korktum
    Oturup siyah portakallar yedim
    Oturup korkunç kitaplar okudum
    içimde bir sıkıntı gibi cinayet
    içimde bir sığıntı gibi telaş
    içimde felaket gibi bir merak
    Hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
    Şimdi çocukluğumun da uzağına düştüm
    Daha da düşersem diye korktum
    Seni birkaç saniye düşünürsem;
    Ay kıvrılırsa diye
    Kan kıvranırsa diye
    Can sıçrarsa diye ölürken bir yerlere,
    Daha da ölürsem diye korktum
    Seni birkaç saniye düşünürsem;
    Sessem, sersem bir heceysem eğer
    Seni bir kelime edersem diye korktum
    Seni kötü bir cümlede kullanırsam
    Adını söylerken takılırsam, yanlış telaffuz edersem
    Böyle bir günah işlersem
    Tanrı affeder diye korktum

    Yağmura çok teşekkür ederim
    Bu gece yalnızca bu şiire yağdı

    Saol aşkım
    Saol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
    Kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum

    her şeye rağmen
    yağmura bulanmış, güzel bir yazdı

    Küçük İskender / 1 Temmuz 2004

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  84. DİYALEKTİĞE ÖVGÜ

    “Şu adım başı zulüm kıyım ortamında
    her egemen yeni bir sömürü peşinde.
    Şiddet tek güvence. Düzen değişmesin!
    Haksızlıklara karşı çıt çıkmıyor ortalıkta
    ama ezilenleri dinlerseniz, derler ki:
    “Dileğimiz gerçekleşemez hiçbir zaman…”

    Oysa, yaşam sürüyorsa, dememeli “hiçbir zaman.”
    Hiçbir zaman kesin değildir kesin sanılan.
    Hiçbir şey nasılsa öylece kalamaz,
    bir gün buyruktakiler başlayacaktır buyurmaya.
    Öyleyse kim diyebilir “hiçbir zaman.”

    Zulüm sürüp gidiyorsa kimin yüzünden: Bizim!
    Bir gün kimin yüzünden yıkılacak: Gene bizim!
    Kim yıkılsa ayağa kalkacak sonunda
    ve bir gün mutlaka dövüşecek yeni baştan.
    Onu kim durdurabilir bilinçle donanmışsa
    çünkü bugün yenilen, yenecektir yarın,
    ve hep “bugün” doğacaktır “hiçbir zaman”dan. “

    Bertold Brecht

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  85. Silahlara veda
    Geceye rüyaya ve sana
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
    Düzenlerin çıkmazına

    Çizdiğim resmin
    Saat kulesi ağlıyor
    Ağzım o çeşit yok
    Şişe bu çeşit var

    Sen bir gece gelsen
    Güneş doğmasa
    Gitmeden yine gelsen
    Bu yeni geleni
    Bu bize bakanı
    Sana bir anlatsam
    Güneş doğmasa

    Sandıkların içini göstersem sana
    Çizdiğim resmin
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
    Bir rafa koyabilsen
    Olup biteni ve onları
    Sabaha kadar konuşsak
    O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
    Ateşi karı tüfeği çeksem
    Ocağa pencereye kapıya

    Kemana veda
    Yağmurda şeytan ve şapkası
    Silahın ölümünü kutluyorum

    Tren kaçırmış gibiyim

    Sana veda

    Sezai Karakoç

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  86. Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
    Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
    Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
    Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
    Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
    Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

    Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
    Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
    Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
    Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
    Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
    Ya da erteletiyorum biletimi son anda

    Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
    Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
    Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
    Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
    Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
    Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

    Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
    Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
    Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
    Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
    Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
    Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

    Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
    Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
    Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
    Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
    Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
    Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

    Ahmet TELLi

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  87. Sonsuz tenin bir serap olduğunu
    bilen kadınlar
    sonsuz tine büyücülerle yönelen kadınlar
    kısık bir perdenin o gerçeği
    gösterdiğinden umutlu
    bir perdenin kısık yeri kadar
    incelen kadınlar
    dünya, nedir onlardaki yansın
    demir mi, ateş mi, belki cehennem
    pervaneler işte, renkli camlara
    çarpa çarpa hayal kanatlarını
    tükenen kadınlar

    Gülten Akın
    Bölünen Kadınlar Şiiri

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  88. Bu kenti sevdim dedim
    Benim olsun demedim ki

    Sevdim dedimse akşam kızıllığını
    Gönlüm gibi akıp giden şu çayı
    Şu ormanı şu denizi şu dağı
    Benim olsun demedim ki

    Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine
    Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları
    İşte buna sevmek derler dedimse

    Çattımsa acıların en güzeline
    Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa
    Benim olsun demedim ki

    Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım
    Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını
    Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini
    Bu akşam beni yalnız bırakın
    Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim
    Onu ve kendimi yalnızca

    Hasan Hüseyin Korkmazgil

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  89. Düşünüyorum da,
    Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
    Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
    Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
    Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
    Korkularımızın paylaşılması,
    Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

    Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
    Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
    Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
    Deniz minareleri, midyeler,
    Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

    Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
    Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
    Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
    Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
    Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
    Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak,
    Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
    Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
    O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.

    Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
    Korkaklığımı, sevgi isteğimi
    En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem,
    Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
    Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
    Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
    O da çözülecek belki.
    Samimi ve güvenliksiz, silahız biriyle göz göze gelince.

    Oysa bir görebilsek bunu.
    Kalmadı böyle insanlar demesek.
    Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
    Kırılmaktan korkmasak.
    Yaralansak…
    Ne olur bir darbe daha alsak.
    Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
    Denesek.
    Risk alsak.
    Yanılsak.
    Fark etmez.
    Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
    Ve kucaklaşsak yeniden.
    Tıpkı eskisi gibi.
    Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.

    O zaman fark edeceğiz.
    Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
    Neler biriktirdiğimizi,kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
    Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
    Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
    Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
    Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
    Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
    Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
    Sevgiye çok ihtiyacımız var.
    Ufukta kara bir kış görünüyor.
    Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
    Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
    Kurtulun bu yükten.
    Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
    Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
    Hem hepimiz bir yıldızız.
    Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

    Rabindranath TAGORE

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  90. Şiir

    İyice görüyorum artık düzeni.
    orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
    aşağıda da bir çok kişi.
    ve bağırıyor yukardakiler aşağıya:
    “çıkın buraya gelin ki,
    hepimiz olalım yukarıda.”
    ama iyice gözlediğinde görüyorsun,
    neyin saklı olduğunu
    yukardakilerle, aşağıdakiler arasında.
    bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
    yol değil ama.
    bir tahta bu.
    ve şimdi görüyorsun açıkça;
    bu bir tahterevalli tahtası.
    bütün düzen bir tahterevalli aslında.
    iki ucu birbirine bağımlı.
    yukardakiler durabiliyorlar orada,
    sırf ötekiler durduğundan aşağıda

    ve ancak;
    aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
    kalabilirler orada.
    yukarıda olamazlar çünkü,
    ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
    bu yüzden isterler ki;
    aşağıdakiler sonsuza dek
    hep orada kalsınlar.
    çıkmasınlar yukarı.
    bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden.
    yoksa durmaz tahterevalli.
    tahterevalli evet, bütün düzen bir tahterevalli.

    BERTOLT BRECHT

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  91. Teşekkürler baal:) nicedir okumamıştım iyi oldu hatırlattın…

    “bütün düzen bir tahterevalli aslında.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  92. Kimsede görmediğim bir şiir
    yüzü al ve akşamı aşıyor
    Eski bir tanrı gibi kendi dininde
    Uzun süren bir dönemi düşlüyor olmalı
    İçindeki bir içkinin sıcaklığında
    Suskunluğu bir başkaldırı olmalı
    Elleri ayakları sinemalara bulaşmış
    Romanlara bulaşmış
    Genel helalara bulaşmış
    Dağları iyi bilmediğinden
    Denizleri anımsamış olmalı
    Gözleri o yüzden çırpıntılı

    Kara başlıklı geçmiş,
    Sonsuz gelecek
    Şimdi burda vakit gece ya
    Bir yerlerde ey gözleri maden
    Gündüz olmalı
    Taşın içinde bir gündüz
    Demirin, ağacın

    Turgut Uyar

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  93. Dalgın ve ötesiz berisiz
    Ve de tanımaksızın
    Yüzüyorum ölü denizinde
    Kendi varlığımın.

    Suyu hissettiğimden
    Hissediyorum sıkıntıyı…
    Görüyorum seni, ey çalkantı,
    Hayat-huzursuzluk…
    Bana has yelkenler ki…
    Çark etmiş dümeni…
    İnsan sureti gibi soğuk
    Yıldızlı bir gökyüzü.

    Gökyüzüyüm ben, rüzgârım…
    Gemiyim ve denizim…
    Hissediyorum ki ben değilim…
    Yadsımak isterim onu.

    (Fragmanlar)

    Fernando PESSOA

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  94. Adada Gece

    Bütün gece seninle yattım
    denizin yakınında, adada.
    Yabanıl ve uysaldın sevinçle uyku arasında,
    ateşle su arasında.

    Belki çok geç
    birleşti düşlerimiz
    dorukta ya da dipte,
    aynı rüzgârla kımıldayan dallar gibi yukarıda,
    birbirine dokunan kızıl kökler gibi aşağıda.

    Belki ayrıldı düşün
    benimkinden
    ve aradı beni
    önce olduğu gibi
    karanlık denizde,
    sen henüz kendin değilken,
    ben farkında değilken senin
    yelken açmış geçiyordum yanından,
    ve gözlerin aradı
    şimdi sana cömertçe verdiğimi
    – ekmeği, şarabı, aşkı ve yabansılığı –
    çünkü hayatımın armağanlarını
    beklemiş kadehsin sen.

    Seninle yattım
    bütün gece,
    karanlık toprak dönerken
    yaşayanlarla ve ölülerle,
    ve ansızın uyandığımda,
    henüz tam karanlık değilken,
    kaydı elim belinde.
    Ne gece ne de uyku
    ayırabilirdi bizi.

    Seninle yattım,
    ve uyandığımda, ve ağzın
    kurtulduğunda düşünden,
    verdi bana toprağın lezzetini,
    deniz suyundan, yosundan,
    hayatının derinliğinden,
    ve aldım öpüşünü,
    sabah kızıllığıyla ıslanmış,
    bizi çevreleyen denizden
    bana gelmiş.

    Pablo Neruda
    Çeviren: İsmail Aksoy
    “Kaptanın Dizeleri” nden

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  95. Harikulade.

    Bu sevdiğim şairlerin şiirleri beni pamuk gibi yapıyor biliyor musun Baal:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  96. Dokunduğumuzda alev alev yanan avuç içlerimizin sıcaklığı öldü önce…
    Benim için ölen bir şey daha vardı, elaya çalan gözbebeklerindeki ışıltılı bakışı..
    Önce bal tonunda olan tarafı, daha sonra…
    Daha sonrası da var; ayaklarımızla adımladığımız şehrin sokakları enfarktüs geçirmiş olmalı, bir daha geri gelemedi bitkisel hayatta…

    Uzunca süre konuşamadık, haber alamadık birbirimizden, konuşamamak neymiş o zaman anladım…
    Susmanın ötesi bir sey!
    Açık aralığından mutluluk lezzetleri sızan dudakları kaybettim karanlık bir dehlizde… Işıksız, zifir gece gibi soğuk ve tatsız kaldım…
    Sadece kendime ait bir yolculuğun körlüğü..
    Sağırlığı, bir duyamamanın sessizliği ve ölümü hayatın…

    Öncesiz sonrasız bir hiçlik! Yitik toprakların öyküsünü hatırlattı duygularım…
    İnsan bir kez doğuyor ve bir kez ölüyor hayatta…
    Bir hakkımız var yaşamda.

    Ama…

    Sen gittin ya, içimden bir kelebek kanat çırptı can çekişti…
    Gittin ya hani her şey ölmeye başladı tek tek..

    Delişey / 2012

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  97. Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

    Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
    Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
    Sevmek için güzele mi bakmalı?
    Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
    Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
    Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
    Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
    Solması için gülü dalından mı koparmalı?
    Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
    Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
    Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

    Victor Hugo

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  98. ÇİLE [Necip Fazıl Kısakürek]

    Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde…

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı

    Ateşten zehrini tattım bu okun,
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al san rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye

    Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
    Makânı bir satih, zamanı vehim.
    Bütün bir kahinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    ………………………………………….. …
    ………………………………………….. …
    ………………………………………….. …
    ………………………………………….. …

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

    Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

    Uyku, katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle…

    Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    ………………………………………….. .
    ………………………………………….. ..
    ………………………………………….. ..
    ………………………………………….. ..

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

    Lugat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    ………………………………………..
    ………………………………………….
    ………………………………………….
    ………………………………………….

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı,
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimari, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  99. ÖLÜMDEN SONRA

    Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
    Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
    Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
    Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
    Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

    Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
    Yok bize arayan, soran kimsemiz.
    Öylesine karanlık ki gecemiz,
    Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
    Akarsuda aksimizden eser yok.

    Cahit Sıtkı TARANCI

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  100. Ayrılık

    Seninle benim aramdaki
    dünyanın en uzun dizesi,
    bir ucundan girince,
    yokluğuna rastlıyorum.
    Çaresizce uzaklaşırken,
    gövde ve kesilmiş kafa birbirinden,
    hep ötekine kalıyor yaşam.
    Sen bana eşit uzaklıktasın, ben sana,
    diyorlar birlikte.
    Öyleyse ayrılık diye bir şey yok
    Seninle benim aramdaki,
    topu topu iki adım,
    gölgelerimiz serilmiş soluk soluğa
    savaşçılar gibi
    kılıçlarını bırakmış.

    Aslı Erdoğan

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  101. şimdi bu blog, ağ günlüğü ve ağ günlüğü altında konular/başlıklar görüntülenmesi ya da oluşturulması olayına baktım;
    nasıl oldu oluyor bu; konu ya da başlık kirliliği yapmayalım bizde böyle mi deneyelim ne yapalım bilmem ki;

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  102. Bir gece miydi o hani…
    Ansızın gelebilen,
    Ne o gece olabildi,
    Ne ansızın geldin sen…

    Bir gece ansızın gelebilirim:)

    ////////////////////////////////////////////////////////////////

    Ben soğan doğrasam sen mantar,
    Sen yumurta eklesen ben tuz,
    Sonra ben seni öpsem sen beni,
    Ne lezzetli olurdu,
    O mantar yemeği…

    :))

    delişey,

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.