İhtiyaç duyulan çılgınlık…

Sevgim bir humma,
Hastalığım iyileştirilemez,
Mantığımı geride bıraktım.
Çılgınlıkla hep sürecek bir rahatsızlık içinde
Düşünçelerim, sözlerim hep delilerinki gibi
Gerçekle alakası yok beyhude hepsi…
shakespeare

Tıp bilimi bin yıldır aşkın bir hastalık olduğunu kabul etmektedir. Modern bilim teorilerini de göz önünde bulundurduğumuzda aslında bu tür bir yaklaşım uygun düşmektedir. Aşkın bir tür hastalık olduğunu düşünmek bize niye aşık olduğumuz ve aşkı neden, hissettiğimiz biçimiyle hissettiğimiz hakkında çok önemli ipuçları sunabilir.
Hastalık benzetmesinin çok aydınlatıcı bir temele dayandığı söylenmektedir. Eğer gerisinde yatan ince mantığı izlersek şu gibi sorulara cevap verebiliriz.
Erkekler niçin kadınlara nazaran daha sık aşık olurlar?
Neden kadınlar erkeklere oranla aşkla daha derinden esir olurlar?
Neden bütün aşıklar eşlerini en azından belirli bir süre boyunca güzel görürler ( gerçekte nasıl göründüklerine aldırmadan)
Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
Neden insanın kalbinin kırılması bu kadar acı verir?
Ve neden vahşi, tutkulu aşklar çok kısa ömürlü olur?
Ve siz, aşkın bir tür hastalık olduğu fikrine katılıyormusunuz?

                                                            Frank Tallis

Bu sorulara ne gibi cevaplar verirdiniz?

23 yorum “İhtiyaç duyulan çılgınlık…”

  1. Bu soruların cevaplarını uzakta değilde temel içgüdülerde aramak gerekir diye düşünüyorum.

    1- Erkekler daha sık aşık olur çünkü erkeklerde tüm kadınları dölleme iç güdüsü vardır.
    2- Kadınlar daha derin aşık olur çünkü yavrularının babasını bir kere ve tam seçmek ister.
    3- Güzel görünürler çünkü güzel görünmezlerse “döllenme” olmaz.
    4- Şiire bişey diyemeyeceğim, eski bir cilveleşme (ses çıkararak) yönteminin devamı olabilir. Serenat yapmak gibi 🙂

    Diğer soruları farklı bir düzlemde değerlendirmek gerekebilir.

    Son olarak aşkın bir hastalık olduğuna ve çok güzel bir hastalık olduğuna herkesin bu hastalığı en az bir en fazla 7 kere geçirmesini dilerim.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. bir konu başlığı olmuş bu başlık sevgili medisis 😉
    xenix ilk 5 soruya yanıt vermiş bende diğerlerini yanıtlayayım kendimce :

    1.Erkekler niçin kadınlara nazaran daha sık aşık olurlar?
    2.Neden kadınlar erkeklere oranla aşkla daha derinden esir olurlar?
    3.Neden bütün aşıklar eşlerini en azından belirli bir süre boyunca güzel görürler ( gerçekte nasıl göründüklerine aldırmadan)
    4.Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
    5.Neden insanın kalbinin kırılması bu kadar acı verir?
    6.Ve neden vahşi, tutkulu aşklar çok kısa ömürlü olur?
    7.Ve siz, aşkın bir tür hastalık olduğu fikrine katılıyormusunuz?

    Bu sorulara ne gibi cevaplar verirdiniz?

    İlk 5 sorunun xenix ‘çe verilen cvp ları doğru olabilir mi ? Olabilir 🙂
    5. insanların kalbi beklentilerinin karşılanmamasından kırılır diye düşünüyorum. Aşk olaylarında bu durum kavuşamamak ya da terk edilmek şeklinde tezahür edeceğinden sanırım daha şiddetli bir etki bırakacaktır. Beklentiler olmazsa kalp kırıklığı da olmaz. O zaman o aşkın tadı olur mu? Bilemem 😉
    6.Vahşi aşk nedir, anlayamadım? Seks ağırlıklı ya da sadece cinsellik bazlı bir durum mu kastediliyor .. net değil . Eğer öyleyse tabiki çok kısa ömürlü olacaktır.
    7. Eveeet!! Aşk geçici bir hastalıktır. Çünkü içinde tutku var. bence bağışıklık sistemini güçlendiren tek hastalıktır 😉 Tabii kara sevda değilse
    .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Ben xenix e katılamıyacağım. Aşk bir takım güdülerin eseri olsaydı, hayvanlarda sıkça görülen bir durum olurdu. Bana aşkın temelinin sosyo-psikolojik yapıda aramamız gerektiği ve insanın maneviyatı ile birleştirmemiz gerektiği hissi daha yakın geliyor. Xenix çok yüzeysel ve temelden bir değerlendirme yapmış fakat gerçek böyle olmayabilir.

    Aşk’ın ego eseri olma ihtimali ise oldukça yüksek. Bu durumda canunun 5. maddesi üstünde durulmalı diyorum. Aşk belki de kendini önemsemenin başka bir yansımasıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Aşk’ı ilahi bir duygu olarak görüyorum.Bu ilahi duyguyu hiç bir dünyevi bilincin çözeceğine inanmıyorum’ki hala çözülmüş değil(tanrının çözülemiyorluğu gibi).
    Bu yüzden bana göre aşk’a aşık olmak var.Gerçek aşıkda zaten sürekli aşk halinde olandır.Karşı cinse olan aşk ise bizim şekillendirmek somutlandırmak istediğimiz aşkın karşı cins olarak bize tezahür etmesi olduğunu düşünüyorum.
    Sevgili medisis,bu duygularla yaşanan aşk’ın bitmesi sonlanması diye bir durum olmuyor,aşk sadece şekil değiştiriyor,tabii biz istersek.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. İlahi bir duygu olduğundan kimse yaşamıyor ve kimse ne olduğunu bilmiyor. 🙂 Herkes sadece bir aşk tanımının peşinde, ne olduğunu bilmeden, tam bulduğunda da tanımını yaptığı için o olmadığını farkettiğinden, kafasız tavuklar gibi dolanan feylesoflar görüyorum.

    Bizim aşka atfettiğimiz o yüce duygular birer uydurma ve kendini önemseme olmasın sakın sevgili sonsuz… 🙂 Doğanın çok sade ve güzel bir halini karmaşık hale getirmekte üstümüze yoktur insanoğlu olarak. O yüzden hayvanların zaten aşk halinde yaşadıklarını farkedemeyiz bile, sadece insan aşık olur sanırız.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Belki aşk belirli bir farkındalık durumudur. Bu yüzden aşkı yaşayabilmek için farkındalık düzeyinin yüksek olması gereklidir. Bu da hayvanlarda olmadığını insanlarda olabileceğinin önünü açar. Aslında aşk gerçekten bir farkındalık değil midir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Sormuşsun ya sevgili isis ” bu sorulara ne gibi cevapalar verirdiniz ” diye. Bakın aşağıdaki yazı elime geçti az önce , çok beğendim sizlerle paylaşmak istedim.

    sınırsızlığın bir başka adıdır aşk.
    Maxicep.com – Güzel Bir Aşk Yazısı hiç bir ölçü birimi ölçemez aşkın yoğunluğunu.
    bir telefon sesini yıllarca bekleyen aşık için zamanın önemi varmıdır?
    ya da onu sadece 5 dakika görebilmek için binlerce kilometreyi heyecanla giden biri için uzaklığın ne önemi olabilir?
    karşılıksız seven birinin yüreğinin ağırlığı kaç tondur bilen varmı?
    kural tanımaz aşk,yazılmış ve yazılacak hiçbir yasa aşka engel olamaz.
    bir isyandır aşk.
    hangi tank,hangi top,hangi nükleer başlıklı füze durdurabilir bu isyanı?
    hangi ordu karşı koyabilir?
    aşk güçtür.bütün bu silahları aşkın gücü durdurabilir ancak.
    hiç görmediğiniz birine aşık olabilirsiniz.hatta adını bile bilmediğiniz birine tutkuyla bağlanabilirsiniz.
    matemetikle açıklayabilir misiniz bunu? ya da fizikle,kimyayla? veya başka bir pozitif bilim dalıyla?
    hesap yapamazsınız aşk üzerine.
    yapmaya kalkarsanız hep yanlış sonuca ulaşırsınız.
    çünkü aşkın tek ve mutlak bir doğrusu yoktur.
    aşkta iki kere ikinin kaç ettiğini ancak siz belirlersiniz.
    durup dururken ağlarsınız.yada hiç olmadık bi yerde kahkaha atabilirsiniz.
    tıbba göre siz ya delisiniz ya da delirmek üzeresiniz.
    ama aşk için olağandır bunlar.
    özlem dayanılmaz olduğunda,terkedildiğinizde.bir söze alındığınızda,unutulduğunuzda gözlerinizden süzülen yaşların taşıdığı anlamı hangi doktor anlayabilir?
    daha önce sevgilinizle gittiğiniz bir lokantada,onun yemeği üzerine dökmesini hatırlayıp kalabalığın ortasında gülmenizi engelleyecek biri var mı?
    birbirinize dokunurken,öperken,içinizden vücudunuza yansıyan o sıcaklığı ölçebilecek bir termometre icat edilmedi daha edilmeyecek de…
    aşıksanız,ne yaşadığınız ülkenin adı önemlidir ne de hangi ulustan olduğunuzun.
    politik görüşünüz,ideolojiniz,aşka galip gelemez asla.sağcı olabilirsiniz,solcuda.yada her neyse….sizi buluşturacak tek ortak noktatadır aşk..
    ve siz bu aşkı yaşarken aslında sağ,sol,ön,arka gibi kavramların küçücük birer ayrıntı haline geldiğini hayretle izlersiniz.
    ya ölüm…
    insan hayatının sınırı olan bu soğuk gerçek bile aşka sınır olamaz.çünkü bir aşık ancak göze alabilir sevdası için ölümü.ancak aşık sevgilisi öldükten yıllar sonra bile aynı aşkı içinde taşıyabilir..
    sevgilinizin gözüne dikkatlice bakın.sınırların nasıl yıkıldığını göreceksiniz..
    şimdi tutun onu ellerini ve bilinki hiç bişey değerli değil onun gözleri kadar.
    güzel bir aşk yaşamanız temennisiyle..

    (mahmure.com- kadına dair herşey- yazarı bilinmiyor)

    Sevgili adilenur’un eklemiş olduğu yorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Arthur Schopenhauer’e göre aşkın metafiziği…

    Yüzyıllardır hayatı anlamlandırmak için kendilerini düşünmeye adamış filozoflar neden aşkın üzerinde durmamışlardır? Yoksa bizi hiç beklemediğimiz bir anda vuran, düşünme yetimizi bile kaybettiren, baştan aşağı değiştirebilen o ‘aşk’ sözcüğünün şifresini çözememişler midir? Evet! 19. yüzyıl felsefesinin çehresini değiştirmiş Arthur Schopenhauer’ a kadar aşkı anlamlandırmaya yönelik kayda değer hiçbir sav yoktur. Yalnızca Platon’ un, Sokrates’ in de diyaloglarının yer aldığı Şölen’inde yüzeysel olarak ele alınmıştır.
    Aşkın metafiziği kitabını okumamış ve başlama düşüncesi olanları uyarmakta fayda var, Schopenhauer’ un düşünceleri sizi şaşırtabilir, gerçeklerle yüzleşmeniz düşündüğünüz kadar kolay olmayabilir. Kendisinden hemen sonra yaşayacak olan Freud’ ü etkilemiş olan bir düşünürün aşk konusunda neler yazmış olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

    Aşk ve Gerçekler:

    Schopenhauer için beden, iradenin yuvasıdır. Bu iradenin biricik özelliği istemektir ve istediği de yalnızca kendisidir. Freud’ ün kırk elli yıl sonra ‘bilinçdışı’ diye anlamlandırdığı şey Schopenhauer’ un iradesidir. Bilinçdışı dürtü, organik-biyolojik bir uyarımdır, hedefi tatmin olmak, doyuma varmaktır. Dürtünün nesnesi de dürtüyü doyuma ulaştıracak, yatıştıracak nesnedir. En belirleyici dürtü olan cinsel dürtünün cinsel nesne ile tatmini gerçekleşmez ise, bunun patojen sonuçları olacaktır. Zaten dürtüler arasında bastırmaya en çok hedef olanlar cinsel kökenli dürtülerdir.

    Schopenhauer’ a göre iradenin kaygısı canlı türlerinin kusursuz, ideal tipini meydana getirmek, koruyup hayatta tutmaktır. İrade, türü koruyabilmek ve bunu ideal tip modeli üzerinden gerçekleştirebilmek için cinsel dürtüyü kullanır. Cinsel dürtü, içgüdü üzerinden bireyi, türün tipini koruyacak seçimler yapmaya, karşı cinsi – (farkında olmadan, içgüdüsel yönelimlerle) iradenin amaç ve hedefleri doğrultusunda onda önceden tespit etmiş olduğu özellikleri arayarak (büyük göz, uzun bacak, küçük burun gibi) – cinsel tatmin nesnesine dönüştürmeye yönlendirir.

    Bu anlayış çerçevesinde cinsel sevgi, aslında koşulları dışımızda daha sonra da içgüdüyle belirlenmiş bir yönelimden başka bir şey değildir; duruma göre, yoğunlaşmış duygulardan, tutkulardan, kara sevdalardan ve intiharlara sürükleyen aşamalardan geçebilir.

    Erkeğin kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında onu kıskıvrak yakalayan o kadınla birleşmeyi en yüce iyiymiş gibi gösteren o baş döndürücü çekicilik, o teşhir, işte türün belirgin bir biçimde vurulmuş damgasını fark edip, bunu o kadınla devam ettirmek isteyen duyusudur: Güzelliğe olan bu ısrarlı eğilim, türün tipinin korunup sürdürülmesi isteğine dayanır.

    Karşı cinsi seçerken dikkate aldığımız özellikleri şöyle sıralıyor:

    Karşı cinsin yaşı… Erkeklerin seçtiği kadının genel olarak yaşı, regl döneminin başlamasıyla bitmesi arasındaki döneme yayılır; ancak asıl tercih, on sekiz ile yirmi sekiz yaş arasındaki döneme yönelir. Erkek; yaşlı, yani menapoza girmiş bir kadına soğukluk duyar. Güzellikten yoksun gençlik yine de çekicidir; gençlikten yoksun güzellik hiç çekici değildir. Burada erkeği bilinçdışı yönlendiren maksadın, sadece üreme imkanıyla ilintili olduğu apaçıktır.

    Sağlık… Sağlıklı olmayan karşı cins her zaman bizi ürkütür. Çünkü bunlar çocuğa da geçerler.

    İskelet ve kemik yapısı… Karşı cinsin iskelet ve kemik yapısını önemseriz, çünkü bu türün tipinin temelidir. Ayrıca dişler de beslenme bakımından ve özellikle de kalıtımla geçtiklerinden bizim için çok önemlidir.
    Etin belli bir dolgunlukta olması… Cenine bol bol besin sunulacağına işaret ettiği için, vejitatif yapının hakim durumda olması isteğidir. Dolgun bir kadın göğsü erkek cinsi üzerinde müthiş çekici bir etki yapar; çünkü kadının çocuk doğurma işleviyle doğrudan bağlantılı olarak, yeni doğacak olana bol bol besin verebilecek olduğunun belirtisidir bu. Aşırı şişman kadınlar da erkeklerde tiksinti uyandırırlar. Bunun nedeni, bu yapısal özelliğin rahmin beslenme yetersizliğine, yani kısırlığa işaret etmesidir; bunu kafamız değil içgüdümüz sezer.
    Yüz güzelliği… Sayısız kızın hayat mutluluğunda, burnun alt ya da üst tarafının küçük bir eğikliği, tayin edici olmuştur. Burada türün tipi söz konusudur. Üst çene küçüklüğüne bağlı küçük bir ağız, hayvandan farklı olarak, insan yüzünün kendine özgü karakteri bakımından çok önemlidir.

    Gözler ve alın… Bunlar, fiziksel özelliklerle, ama asıl anneden kalıtım yoluyla edinilen entelektüel niteliklerle ilintilidirler. Ancak kadınlar erkek güzelliğine çok az önem verirler; hele de yüz güzelliğine: Bunu, çocuğa verme sorumluluğunu sanki sadece kendileri yükleniyormuş gibi bir durum söz konusudur.

    Schopenhauer’ a göre kadını esasen erkeğin kuvveti ve buna bağlı cesareti elde eder; çünkü bu özellikler, sağlam çocukların ve aynı zamanda da onların cesur bir koruyucusunun var olacağının belirtisidirler. Kadının aşamayacağı istisnai özellikler, erkeğin cinsine özgü olanı, dolayısıyla da annenin çocuğa veremeyeceği özelliklerdir: bu özelliklerin arasında iskeletin erkeksi yapısı, geniş omuzlar, dar kalçalar, düz bacaklar, kas gücü, cesaret, sakal, vb. yer alır. Bu nedenle kadınlar, çoğunlukla çirkin erkekleri sevmekle birlikte bu erkeksi özellikleri taşımayan bir erkeğe hiç aşık olmazlar; çünkü kadınlar böyle bir erkeğin kusurlarını karşılayıp etkisizleştiremezler. Kadının kazanılmasında etkili olan başlıca özellikler, iradenin sağlamlığı, kararlılık ve cesaret, belki de ayrıca iyi yüreklilik ve dürüstlüktür.

    Schopenhauer’ a Göre Aldatmanın Nedenleri:

    Erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır: Hemen hemen bütün öteki kadınlar onu; sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler: Erkek değişiklik özler. Kadının aşkı ise, özellikle o andan itibaren artmaya başlar. Bu, türü koruyup onun varlığını sürdürmeye bu bakımdan da olabildiğince fazla çoğalmaya yönelik doğanın amacının bir sonucudur: bildiğimiz gibi erkek; kendisine yeterince kadın sunulduğu takdirde; kolayca yılda yüz çocuk meydana getirebilir; kadın ise; istediği kadar çok erkeğe sahip olsun; ikiz ihtimalini hesaba katmazsak; yılda sadece bir çocuk meydana getirebilir: Bu nedenle erkeğin gözü hep başka kadınlardadır; kadın ise buna karşılık tek bir erkeğe sımsıkı sarılır: Çünkü doğa onu içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden; gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler: Bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır kadınınki doğaldır; dolayısıyla da kadının ihaneti nesnel olarak sonuçları bakımından olduğu kadar öznel olarak doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir!

    Ayrıca yazar kendimizdeki eksiklikleri karşı cinste bulmamızın, ona bağlanmamızda büyük rol oynadığını iddia ediyor. Schopenhauer‘a göre kendini aşırı erkeksi hisseden erkekler daha çok kadınsı yönleri ağır basan kadınları tercih eder; şekilsiz bir buruna sahip olan kişi güzel burunlu birine aşık olur; kısa boylu kişiye uzun boylu insanlar çekici gelir.

    (Yazıda geçen cümleler Arthur Schopenhauer‘ un kendi cümleleridir,

    Sizler ne diyorsunuz schopenhauer haklı olabilir mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Tıp bilimi bin yıldır aşkın bir hastalık olduğunu kabul etmektedir. demiş, Frank Tallis..
    Aramızda tıpcılar var… bu kadar büyük yalan, onlarıda üzmüştür;))

    Arthur Schopenhauer haklı mı??
    Kör, görene..
    Gören, köre.

    Topal, sağlama..
    sağlam, topala.

    Hırsız, dürüste..
    Dürüst, hırsıza.

    Çekici mi gelmeli.. Şimdi kim haklı???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Aşka bir hastalık olarak yaklaşım tarzı bana çok hitap etmiyor. Arthur schopenhauer’ın söylediklerine gelince benim aşk tarifimden çok uzak… Özellikle de takıldığım bir nokta var. Erkek olmadığım için sitedeki arkadaşlara soruyorum ”Erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır: Hemen hemen bütün öteki kadınlar onu; sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler” Gerçekten beyler sizin için bu doğru mu? Eğer öyleyse aşk tatmin edildiğinde önemini yitiriyor mu? Peki biz bayanlar için de öyle mi? Acaba bedenimizin arzularını aşkla karıştırıyor olabilirmiyiz?
    Bence aşkın bizde olmayanların bize çekici gelmesinden çok daha farklı bir şey olması gerekmez mi?
    Bu konuyu burada paylaşmamın nedeni schopenhauer’ın düşünçelerinin çoğuna katılmadığımdan sizlerin bakış açısını da öğrenmek istediğim içindir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Erkek olsun kadın olsun aşkı bitiren şey doyum bulmak değildir. Aşk temelde bir duygunun yoğun yaşanma ifadesidir. Bu duyguda “coşku” dur. Aşık insan coşkulu olur, neşeyle zıplar ortalıkta. Her şey gibi bir müddet sonra bu da alışkanlık olmaya başlar. Ve yitip giden o coşkudur. Arayışta o coşkudur. Bu yüzden başka insanlara yönelme başlar. Oysa aynı kişide ki coşkuyu kaybedişimizin sebebide basittir. Artık o nu tanıdığımızı düşünürüz. Kafamızda şekillenmiştir. Ve o nu göremez oluruz.

    Şu insanın herşeyi biliyorum sanma özelliği yok mudur? Yaşadığı bütün mutsuzluğunda sebebidir aynı zamanda. Gerçi sözlerle anlatıldığında herkesin kabul etttiği fakat uygulamada başarılamayan bir durumdur aynı zamanda. Bunun sebebini ise bir başka yazımda yazacağım.

    xenix 🙂 Bekleyin…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Aşkın çoşkusu biter belki ama aşk devam eder. Erkeğin keşfetme arzusu ise biraz zor…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Aslında her şey’biz’le başlayıp’biz’le bitiyor.Yana döne tutkuyla aradığımız hiç kimse yok! aradaığımız şey sadece kendimiziz.Bizden başkasında bulduğumuzu sandığımızda heyecan bitiyor neden?çünkü onda kendi resmimizin sadece bir parçasını buluyoruz oysa bizim resmi tamamlayıp huzura kavuşmamız için daha bir çok parçaya ihtiyacımız var,sonuçda ya resmi tamamlayıp ayrılıyoruz bu dünyadan yada sürekli bir arayış içinde elimizde kalmış tamamlanamamış yarım resmimizle.Farkındalık bu olsa gerek bizden başka her şey bize,bizim resmimizi tamamlamamızda yardımcı oluyorlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Öyle aşk biter sevgi kalır hikayelerine inanmayınız.

    Bir insanı ayakta tutan yaşam enejisidir.
    Aşka, çalışmaya, hayata enerji sarfedenler için aşk daimdir.
    Şişmanlamış, hayata küsmüş bir kadına/erkeğe hala aşık olmak resmen doğaya karşıttır. Çiftlerin enerjileri aşkı sonsuza daim kılar. Ecevit çiftinde olduğu gibi…

    Schopenhauer’ın dayatmacı görüşleri geneli kapsamaz, erkek doğasının tam bir yansıması değildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Herzaman ki gibi tam isabet.. beni bir sürü yorumdan kurtardın.. sağol;)))
    “7. Eveeet!! Aşk geçici bir hastalıktır. Çünkü içinde tutku var. bence bağışıklık sistemini güçlendiren tek hastalıktır 😉 Tabii kara sevda değilse”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Erkekler niçin kadınlara nazaran daha sık aşık olurlar?
    Neden kadınlar erkeklere oranla aşkla daha derinden esir olurlar?
    Neden bütün aşıklar eşlerini en azından belirli bir süre boyunca güzel görürler ( gerçekte nasıl göründüklerine aldırmadan)
    Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
    Neden insanın kalbinin kırılması bu kadar acı verir?
    Ve neden vahşi, tutkulu aşklar çok kısa ömürlü olur?
    Ve siz, aşkın bir tür hastalık olduğu fikrine katılıyormusunuz?

    Böyle kötü soruları kadın dergilerinde veya sitelerinde göreceğimi sanırdım:) sizde ciddiye almışsınız ya şaştım kaldım doğrusu …

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Sevgili tegafüle, her zaman iyi sorular sormak zorunda değiliz, arada böyle sorularda soralım ki, sizin gibi iyi sorular üreten arkadaşlarımızın değeri anlaşılsın:)))
    Lütfedip yorum yapma nezaketinde bulunduğunuz için teşekkür ederim.
    Sevgiler…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Harikasınız…. Değerli yorumlarınızı her zaman beklerim:))) Bazen bülbül sesleri arasından, karga sesleri de kulağıma hoş gelir.
    Merak ettim. Tegafüle ne demek? Sakıncası yoksa açıklayabilirmisiniz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
    4- Şiire bişey diyemeyeceğim, eski bir cilveleşme (ses çıkararak) yönteminin devamı olabilir. Serenat yapmak gibi 🙂

    Alemsin xenix 4.maddeye cevabın çok hoş olmuş öldüm gülmekten(eğer ben öldüysem bu yorumu kim yapıyor ozaman şimdi kendimede koptum neyse:)))))))
    Ömürsün vallahi.Şaka bir yana çok iyi bir tespit tamamen katılıyorum.
    Aşık olmaya gelince;Aşk insanın öteki yarısını bulması için bir yoldur.
    Size bir soru da benden:Neden kavuşamayınca aşk olur demiş şairlerimiz?
    Bi soru daha:Yoksa bu kavuşamayanların hepsi şair mi olmuş;)))????
    Yoksa insan;aşık olunca hipo mani mi(daha ilerisi manik depresifdir)oluyor.Hipo mani;psikolojik bir rahatsızlıktır.İnsana kendisini çok enerjik hissettirir ayrıca bu hastalığı geçirenler çok konuşur,çok faal olur ve çok yazarlar.Yapılan bir araştırmaya göre sanatçıların çoğunluğunda manik depresif rahatsızlığına rastlanmıştır.Çünkü;bu rahatsızlıkta insan çok üretici olmaktadır(sürekli kafada yeni fikirler uçuşmaktadır).
    Sevgiler(banada etrafımdakilerin çoğu şizofren diyordu;şimdi hepsi beni anlıyorlar ve şimdi birileri de onlara şizofren diyor;))))))))

    Eh dünya bu;bu gün bana,yarın sana(konumuzun dışına çıkdım kusura bakmayın)
    Sonsuz Sevgiyle Kalın Ve Bıkmadan Sevin Herşeyi

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Aşkın kişide yaşam sevincini ve coşkusunu arttırdığına hepimiz şahit olmuşuzdur. Dediğiniz gibi sevgili şaman, bu insanların fikir üretkenliğide artar. Kimilerinin özlem duyduğu bir sevgiliden çok bu duygu ve coşkusallık durumudur zaten.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Kimilerinin özlem duyduğu bir sevgiliden çok bu duygu ve coşkusallık durumudur zaten.
    Size tamamen katılıyorum sevgili Xenix.
    Aşktan çok sanırım biz bu coşkusallık durumuna aşığız.Ve korkarım ki bu durum bizde bağımlılık yapıyor bir süre sonra hep bu duygunun peşinden koşup duruyoruz!
    Sevgiler

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.