Hayat kavram ve gerçeği, tüm kosmosdaki canlılığı içine alan, bir asıl yapıdır…
Etrafımızda gördüğümüz, göremediğimiz her nesne ve hareket; canlılık bütünlüğü ve işleyiş içinde görevlerini ifa ederler…
İnsan hayatı söz konusu olduğunda; doğumdan- ölüme, eğitim, sağlık, dil, din, kültür, ekonomi, coğrafya başlı başına oluşum ve sebepler değil, tüm hayat unsurlarıyla beraber bir durum ve gelişim seyrindedirler…
Söz gelimi; eğitim kavram ve gerçeği, çok boyutlu, ulus ve ulus ötesi bağlantıları olan, ülkelerin konumu, dini, ekonomisi, velhasıl her alanıyla ilişkili, hayat bütünlüğünün bir parçasıdır…
Hiçbir hayatiyet ayrışmış bir mutlaklık içinde değil; ilişiklik, beraberlik ve bütünlük içindedirler…
Kosmosun diğer alanları da böyledir, gezegenler, bitkiler ve hayvanlar âlemi…
Bu durum hayat içindeki, BİRLİK-DAYANIŞMA RUHU VE ZARURETİNİN GÖRÜNÜMÜDÜR…Yaşamın tüm alanları bu ruh ve zaruretle kuşatılmıştır..
Ancak, ikinci bir görünüm ve gerçek vardır ki, aynı dozda fakat farklı bağlamda ilerleyen TAHRİBAT VE YOK ETME RUHU VE İŞLEYİŞİDİR…
Hem birlik ve dayanışma hem yıkım…
Hayat bu ikili tezat yasasıyla sürüp gitmektedir…
İLKÇAĞDA; Taoizm, Budizm, Zerdüştlük, Yunan-Roma dinleri ve diğerleri…
ORTAÇAĞDA; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet
YENİ VE YAKIN ÇAĞLARDA; humanizm, bilimcilik, liberalizm, demokrasi, milliyetçilik, sosyalizm-komünizm…
Sosyal ve fen bilimlerinin tüm sahasının alt yapısı bu ikili yapıdır…
Bu ikili çehre hayatın özüdür…
İnsan bu ikili yapının kontrolündedir…
Kendini bilen Rabbini bilir…
Konumuz o değil…
Realiteden bahsediyorum…
İnsanlar henüz öz yönetim ve katılımı yakalayamamışlardır…
Denetim ve yönetim zaruridir…
Aslolan, tam insanlaşma sonucu ortaya çıkacak âdemî yapılanmadır…
Ancak, insanlık bu yöne kanalize edilebilir… Aydın ve bilginlerin üzerinde ağır bir sorumluluk vardır… Zira onlar peygamberin varisidirler…
gerçi,tek tanrılı dinlerin kökeni ,ortaçağa sıkıştırılmaz ,ama,hakim batı kültür işleyişine göre,dinsel hakimiyet ortaçagla birlikte başlatılır..
dualitenin, yani karşıtların dengesinin anlayışının sonuna gelinmektedir. Aslında ne kozmos ne kaos, hem kozmos hem kaos aynı anda aynı yerdedir.
xenix
bu teklik,diyalektik işleyişi ortadan kaldırıcı niteliktemidir…
Diyalektik işleyiş dediğimiz şey bizim tanımımızdan ibarettir. Ortada zaten dualite yoktur. İnsan zihninin tanımları bunlar.
İnsan zihniyle ne kadar özgürlüğe gideriz bilemiyorum. Bir tanımı yok etmek için başka tanım, bir anlayışı silmek için başka bir anlayış geliştirip duruyoruz. Aynı şey sistemler ve yönetimler için de geçeerli oluyor.
xenix
bütünlügü zihnen kavramsallaştırmadan,insan
toplumlarının bütünlügüne gidilebilirmi
Her birey tam birey olsa, insan topluluğunun bütünlüğünü sağlamak için birşey yapılabilir mi?
Daha basit bir anlatımla, herkesin trafik kurallarına %100 uyduğu bir şehirde trafik polisine, hatta trafik kavramına ihtiyaç var mıdır? Mesela arılarda ya da karıncalarda trafik kavramı var mıdır? Yoksa o daracık yerlere nasıl girer çıkar ve çarpışmazlar.
xenix
tam birey olabilmek içi,yapının ve erkin dimagının,tam bireye kanalize olması gerekiyor….
yukarıda verdiğiniz karınca örnegi,hayvanlık için geçerlidir…
bitkilerinde,gelişim durumları için geçerlidir…
ancak,isan bu yönüyle dogaya baglıyken,bir yönüyle,bilinciyle dogayı aşan bir varlıktır…
sartrein deyimiyle ,insan tanrılaşmayı tasarlar…ama diyalektik sürecin geregi olamaz…
diyalektigi,pek çok tanımı olmaz…
tek bir tanımı vardır….
öz nesnenin durumudur….
birbiriyle iletişimidir…
evren-insan-tarih öz-nesnenin görünüm ve işleyişidir…
acak,diyalektik bilinç ,birlige götürür…
gerçeğin birligi….
İşte yanılgı burada başlıyor. Hayvan ve insanları kesin bir çizgi ile ayırıyorsunuz. İnsanın yaptığı en iyi şey taklittir ve taklit ettiği tek yerde doğadır. Bu yüzden o hayvan bu insan diye ayırmak ve insanı doğayı aşan bir varlık olarak tanımlamak baştan hatadır. Kendimize biçtiğimiz yücelik kaftanı her zaman yırtılmıştır, yırtılacaktırda.
Diyalektiğin çok tanımı olur demedim. Bir tanım gider yerini bir başkası alır dedim. Bugün kuantum fiziğinden diyalektik falan yoktur. Ve evren modellemeleri kuantum üzerine yapılmaktadır. Diyalektik ve dualitenin rafa kaldırılma zamanı gelmiş olabilir, kimbilir. Fakat yeni gelen tanımlar kalıcı mı olacak? Hiç sanmıyorum.
xenix: Diyalektik bilinçle bir yere gidilmez…
dogayı aşması ,bilinç üstünlüğü nedeniyledir…
dogayı,etüd edip işleyerek kendi mahiyetini ve çevreninin mahiyetini degiştirebilir…
varolmak bilincini tanıyabilir..
insanın tanrılıkan veya hayvanlıktan ayırtedici vasıfları bu gibi durumlardır…
insan,tanrılıgıda-hayvalığıda tanıyıp-bilimseleştirebilir…
kuantum fizigide insanı kamili arar..
insan bu yapısı nedeniyle seçkindir…
dogaya bağlıdır..dogrudur…
evrensel tekamülün amacı insandır…
evren kendini insanla bulabilir…
hayat tekdüze ve öz-görünüş bakımından aynı
olsaydı,diyalektik olmazdı…
farklı bakışlar olmazdı…
insanın yüceligi,tanrısal bilinç ve hayvani yapıyı bir arada tutup,bedeniyle-özüyle kendi olmaktır…
tabiki insan mulak degildir…
ancak benlikte boş bir şey degildir…
insalık tarihi,hayvanlık ve büyük isanlık örnekleriyle doludur…
kimileri bilimle
kimileri sanatla
kimileri inançla
görkemli insanlıgın destanını yazmışlardır…
red edebilirmisin?
diyalektik,evreni-insanı-saran kanunlardır…
diyalekttik bilinç insana hastır…
ancak insan,bilgiyi sistemleştirip,kendi varolmasının koşullarını belirleyerek dialektik bilince erişir…
benlik sahibi olur/
kuantumdaki,izafiyette diyalekttik işleyişle ilgili bir degerlendirmedir…
herkes durdugu yerdeki kadar görür…
bu durum toplumlar içinde geçerlidir….
benim diyalektik düşüncem,evren-tarih-insan ve sürecin,farklı kesitleşmelerini inceleyerek,oluşturulmuş paradigmayı çözmek ve insanı konumlandırmaktır….
kitleleri paradigmal yapı nedeniyle,sürüklemek kolaycılıktır…ama etik bir varoluşu tanımlamak ve insan bütünlügünü,özgürlük eksenli ortayakoymak gerçekten zordur….
benim diyalektik düşüncem özgürlügü amaçlar…
daha somut olsun…
istilacı
köleci
feodal
kapitalist
dönemlerde insan hakları tam tanzim edilmiş olsaydı,tarihin akışı böyle olurmuydu…
çelişkiler olurmuydu…
her tanım insanı hedeflemiştir…
bir toplum üretmiştir…
diyalektik süreçvebilinç yinede bitmez…
evren arizi bir yapıdır….
ancak insanlık muradı adım adım yörüngesine girerdi…
Bütün yazılarınızı tek başlık altında toplamak istiyorum.
İnsanın doğayı aştığı falan yoktur sayın ali k. Kuantum fiziğide insanı kamil-i aramaz. İnsanı kamil-i arayan sizsiniz. Tekamülün amacı insan falan değildir. Hele ki evrenin amacı hiç insan değildir. (bunlar ilk önermeler olarak yanlış olunca yazılarınızın devamı da buna bağlı olarak yanlış oluyor) İnsanı bu kadar yüceleştirmeniz insandan daha fazlasını hayal edemediğiniz içindir. İnsan çevresiyle uyumlu falan değildir. Çevresini tahrip edip durur. Bir virüs gibi davranır.
Hayat tekdüze değildir, özgörünüş bakımında da aynı değildir. Hayatı insan hayatı olarak düşünürseniz elbet diyalektiktir. İnsan herşeyi usuyla anlamaya çalışan dolayısıyla dualiteyi oluşturan varlıktır. Ama insan öyle anlıyor diye evren öyle olmak zorunda değildir.
Görkemli insanlık demişsiniz de pardon ben bir görkem göremiyorum. Geçen binlerce yıl sonunda, insanlar daha bencil, daha mutsuz, daha savaşçı, daha yok edici… Bu mu görkem?
İnsan için neden bir yer arıyorsunuz? İnsanı konumlandırsanız ne olacak? İnsanlığın konumunu belirleyerek nasıl bir özgürlük olacağına inanıyorsunuz.
Bütün tanımlar ve şartlanmalar sizi özgürlükten uzaklaştıracaktır…
xenix
tatışmanız çok seviyeli ve ilginç.ali k.nın cevabında dair bir soru sormak istiyorum .belki tartışma daha bir şekillenir .affınıza sığınarak?
insan haklarını kim ,hangi amaçla ortaya çıkarmıştır?ve neden uygulanamıyor?
mevcuttan,nesnel tarihi süreçten bahsedersek
sizhaklı gibi duruyorunuz…
ancak,insan yeryüzünde ,gerek hayvanlıgıve gerekse tanrılıgı tanıyan,bilim haline getiren tek varlıktır…bu yapı evrenseldir..
alman hölderlinin dediği gibi,insan çok alçalır ve çok yükselir…diger hayvanlarda
bu durum detterminizme baglıyken,insan kendi kişiligini belirleyebilir….
habil ve kabil bu bakımdan örnektir…
ikiside kimliklerini ,kendi seçimleriyle oluştururlar…
ali şeriatinin dediği gibi,inan yeryüzünde sürgün bir tanrımsıdır…tanrı benzeridir…
ancak,madde ile sarılmıştır..bu maddeyi düzenleyip,şekillindebilirek,mahiyet ve derinlik katabilir…
tarih boyunca bu böyle olmammıştır…
ancak,böyle olmamıştır diyerek,insanı küçültmek dogru degildir…
olmaı gereke insandan bahsediyorum…
insan bir olmaktır…
hayvanlıktan tanrılığa degin…
ancak,sartrenin dediği gibi,tanrı olamayacatır..
fakat,gitgide,ölçülü bir şekilde yükselebilecektir…
evrende,tekamül silsileinin son halkası olan insan ,evreni-geçmişi-geleceği bilinçle tanıyıp,ölçüyle sistemleştirir..
özgürlük,bu bilinçle hayvanlıktan kopan isan türünün gelebilecegi en büyük aşamadır…şuuruz ,salt nedensel determinizme baglı hayvanlık özgürlük bilincine erişemez…
ancak,insan türü ne olup-olmamamaı gerektiğini bilir…
evrenin ve kendisinin sınırlarını bilir,öylece özgürleşir…
yoksa bağırıp-çağırmak-dagıtmak özgürrlük degildir…
ancak adalet ve aydınlanma için çalışmak özgürlüktür…
yalan söylemek özgürlük degildir…
hakperest olmak özgürlüktür…
insan hakları kavramı ,yasallaşması açısından batı kökenli,özellikle fransız devrimi kökenli bir kavramdır….
feodalizmden,kapitalizme geçilirken-aynı silsilede-humanizm-bilimcilik-akılcılık-dogal hukuk-insanın kendi kendini yönetmesi gibi gelişimler sonuucu ortaya çıkmıştır…
geel olarak insan hakları ie,tüm tarihel zamanları kapsar…acak kesitel dönemi aşamalı bir şekilde incelemek gerekir…
tüm dinlerde,ahlak eksenli bir insan hakkı kavramı bulunur…
sokrat denkler arası adaleti savunur….
hobbes ve locke,rosseau toplumal sözleşme eksenli düşünürler bir nevi demokrai içindedirler….
hz.muhammed,medine vesikası ile bunu yasallaştırmıştır….
marksizm,insan haklarıa emek bazında yaklaşır….
ideal insan hakları ve öz yönetim hale sorunsaldır….
yani insan hakları tarihin her döneminde,hıyerarşik-eşitlikçi-katılımcı amaçlarla düzenlenmiştir…
neden uygulanmıyor
tam tamına uygulanmıyor…
halen insanlık,evrensel düşünemiyor….
her toplumu bir standartı-dini-dili-gelişimi-medeniyet anlayışı-ekonomik düzeyi var….
kapitalizm,kar amaçlı bakıyor….
işine geldiği kadar,problemlere el atıyor
ve çifte standart uyguluyor…
Ali K., İnsan için yer arıyor zira insanı kendi zihnindeki AHLAKA yakınlaştırmaya çalışıyor.
Aslında sonunda yapacağı; diğer tüm islam alimleri gibi, Aristotalesci bir görüşle, evren-tanrı ilişkisindeki çelişkileri sorgulamaya çalışıp, topu yine aşkın olarak gördüğü kuran’a atmak… Yoksa her durumda ibn-i rüst’ün üç maddelik infaz yasasına takılır kalır. (Tanrı evreni hiçlikten yaratmıştır. Aksini söyleyen öldürülmelidir gibi…)
Kuranı sorgulamak mümkün olmadığından elinde kalan iki argüman vardır: Özgürlük ve metafizik. Yine diğer alimler gibi bunları irdelemekten başka çaresi yoktur. Hiç çıkamadığı Aristo mantığını tekrar tekrar irdeleyip, önümüze koyup kendi kısırdöngüsüne destek aramaktadır. Ali şeriatinin de mantığıdır bu… Öznel ahlakı metafizik bir görüşle olumlayıp insanla özleştirmek.
Kendini hayvandan şiddetle ayırması, seksüel içgüdünün izdüşümüdür.
Hiç bakmadığı kendidir. Kendi arzuları, güdüleri vs…
Hedef KADINDIR…
ben kuranı,epistemolojik-ontolojik ve metodolojik açıdan durağan olarak hiç yorumladımmı
akan süreci insan-tarih-evren ve tanrıyı birbirinin açılımları olarak ele aldım…
tanrı,duragan değilki,insan duragan olsun….
ahlak,varoluşsal,sorumluluk bilinci olarak ortaya çıkar….
insan ikili bir cevhere sahip oldugudan,ancak ölümlü oldugundn ,yüksek bilinç sahibi olduğundan,muzdariptir ve ahlak zorunludur…
kuran bu insan özüyle ilintirendirerek ahlakı düzenler…
kuranı tekamül gözüyle okumak gerekir….
evren-insan-tanrı-süreç özüyle ilgili bir öz verir…
insan bu özü tanıyarak kendi varoluşunu inşa eder…
öz ve görünüş
özne -nesne ilişkii tüm bilim ve inançları konusudur…
bunu konu yapanlar,platon-sokrat-nietzche-marks-hz.muhammed-sartre-isa-musa-ibrahim-hegel v.s büyük düşünürlerdir…
hz.muhammeddde,böyle hareket etmiştir….
evrensel irade ve bütüncül bilinci,halka anlatarak sistemleştirmiştir…
marks buna,şeylerin özü demiştir…
aynı baglamlardan hareket etmişlerdir….
hepsinin metoduda diyalektik metottur…
hz.muhammed,sonludaki ,sonsuzu görmüştür…
ancak,bir yasa bilincide geliştirmiştir…
değişik aşklar vardır…
leyla ve mecnun gibi…
bunlar hastamıdır…
insanmıdır…
bilim aşkı,ögrenme aşkı…
bunlar insanı insan eder…
seksüalite,aşkla kendini bulur…
insan hayvanlık dogasını aşkla aşar…
bilinç adamı aşıktır…dertlidir
hasta diyemezsin…
daimi olma ve tekamül peşindedir…
insan güdülerini alabildigine özgür bırakalım…
ne olacak…
her çeşit disiplin ve yasayı ortadan kaldıralım…
insan tanımlanabilirmi
niye insan biliçlensinki
her insan toplum varlııdır…
her sistemin bir yasası vardır…
o zaman insan yasası ne olmalıdır
kadın,aşkın,duygunun belirdigi nazik bir kişiliktir…
duygusal yönü agır basar…Tanrı ve doga kadına bu özellikleri vermiştir…
dönem ve yapılar kadın kimligi üzerinde etkin olmuşlardır…
erkek ise daha akılcı ve güçlü iradesi olan,aklın agır bastıgı kimliktir…
akıl ve duygu çatışan degil gerekli kimliklerdir…
kadına verilecek en büyük paye ,kendi dogasınını,özünü,sonsuza degin geliştirmektir…
öylece kadın kendisi olabilir…
yoksa,kadın baskı altıda tutulamaz…
kendi dogasına uygun tüm atılımlar desteklenmelidir…
kadın ve erkek bilinç üretimiyle,akli-duygusal birlikteliği toplumlarına yansıtırlar…
toplumsal tekamülün öncüsü olurlar….
ibadetin bir ödev bilinci verdiğine inanıyorum…
namazı ,salat ve tefekkür oldugunu
orucun,devinimle,açlığı tanımak oldugunu haccın mahşeri ve dayanışmayı simgelediginide anlıyorum…
zamana baglanmasıda
açıklanabilir…
fakat ayin ve ritüelerin baglayıcılığı konusunda araştırmalarım devam ediyor…
insan güdüleri olabildiğince özgür bırakılmamıştır .bırakılmış çağlarla da çok fazla bir bilgi yok.insan şuan itibari ile önceden oluşturulmuş oturmamış sisteme doğuyor ve bu sisteme uyma adına baskılanıyor .Uyulmadığı taktirde cezalandırılıyor .bir sistem oluşturulmuş olmasına rağmen insanlar bir şekilde mutsuz oluyor .ve bu sistemler dinlerle birlikte geldiğine göre bunca zaman içinde neden daha iyiye gidemedi bilakis tam tersi kapitalizm dediğimiz insanı sömüren sistemde bocalıyoruz ,eziyoruz..acaba insan yasası ne olmalıdır derken bir hata yapmıyormuyuz?Çünkü insanın yasası çizilmiştir ve o hayvanlarınkinden farkımız yoktur .doğa yasası geçerlidir .kasırgalarda ,depremlerde onca insan ölürken hangi üstünlükten bahsediyoruz ve insanın neden üstün olma duygusu vardır ?üstün olma duygusu aslında tanrılaşma çabası değilmidir ve bu bir hastalık değilmidir?nasıl görüyorsunuz bunu?
Sevgili Ali,
Sana bi husumetim yok, tek kaygım onca felsefeciyi yazarken yorulup yorulmadığın…:) Zira onları yazıp yazıp bize sürekli Aristo’yu anlatıyorsun.
Bak misafir de ne güzel yazmış.
Diyo ki: Dialektik diye bişi var.
sanırım o misafir ben oluyorum .şimdi dialektik, öznesenin durumu ve birbiriyle iletişimi ise nasıl hayvanları ve bitkileri buna dahil edemeyiz?biz iletişimimizi yazı, ses ve işaretler yardımı ile yapabiliyorsak bu demektir ki biz insanların belirlenmiş kalıplara ihtiyacı vardır ve gene bu durum bizi diğer canlılardan üstün değil aşağı yapar.çünkü bir hayvan önceden depremi vaya felaketleri hissedebiliyor ve diğer tüm canlılara hareketleri veya kokular yardımıyla haber verebiliyorsa ki bu sadece bizim bildiğimiz ,ben insan olarak üstün olduğumu kabul edemiyorum .Herşey sonradan doğal olmayan şekillerde belirlenmiş ,dayatılmıştır .insan aç gözlü varlıktır ,insan diğer canlılardan üstündür denmesi bile bir dayatmadır .
ben aristonun klasik,mantıgıyla hareket etmiyorum…
düzmantıkla hareket etmiyorum…
yanlış anlıyorsursuuz…
metodum diyalektiktir…
ancak madde ile bilinci eşit agırlıkta görüyorum….
madde bilinci, bilinçte maddeyi etkiliyor…
logos ve vahiy diye kavramlar var…
tanrı içkin ve aşkın bir sebeb…
problem insanözü,evren-insan-süreç-tanrı ve tarihin neligidir…
sonludaiçkin bir sonsuzluk vardır…
tanrı aynı zamada aşkındır…
evren,amaçlıdır…
süreç amaçlıdır…insan amaçlıdır…
hayattabir irade vardır…maddenin bir iradesi vardır….
gayesiz degildir…
ben insanı mutlak görmüyorum…
tanrılıgı ve hayvalıgı bilim haline getirebiliyor….sitematik bilimi,çaglar boyunca kurabiliyor….
iradi kişiligini kurabiliyor…
inanın teşkili,tanıma-bilme-olma ile yükseliyor…
yoksa tanrı olamayacak…
bilincini sınırları çok yüksek ancak…
eylemleri sınırlı…
bu çelişkiyi yaşıyor
devasa bilinciyle adil -evrensel bir insan yasası tanzim edebilir…
ben diyalektige tüm maddeyi ve tüm bilinci katıyorum…
tüm oluşumları katıyorum….
tez-antitez ve sentez yöntemini uyguluyorum…
aynı koşullarda,ikilive çoklu oluşumları inceleyerek öze dair sonuçlar çıkarıyorum…
dünyayı bir bütün olarak görüyorum…
elimizde,dünya harici canlılığa dair kanıtlar yok…
biz yeryüzüdeki canlılıgı ve sürecin ilişkilerini inceliyoruz..
kendii bilmek ve bulmak,
evren işleyişinin tüm ögelerinin amacıdır…
hayattaki gayeliligin tek nedeni budur…
insanın kendi nitelikleri farklıdır…
ancak nerede-nasıl-ne kadar faklıdır…
burada bilgi -bilinç devreye girer…
insan hayvanda beyin ve bilinciyle yukarıdadır…
tanrılıktan ise aşagıdadır…
beşeriyet yönüyle dogaya baglı,bilinç sistematigi ile dogadan kopandır…
inan eylemleri bu tanımdan sonra belirlenmelidir…
insan devasa boyutta,tetkik aletler ,robotlar üretiyor…
insana üstünlügü atfedilebilirmi bu üretilenlerin…
keza kimi hayvanlarınkimi güdüleri çok gelişmiştir….
ben bunları kabul ediyorum…
ancak tüm hayvanlar bir araya toplansa,bir hayat felsefesi oluşuramazlar…
kendi türlerinin özelliklerini,nedensel-determinizme baglı olarak yaparlar…
tabi hayvandada,bir irade vardır…neslini ve özelliklerini ayakta tutan irade….
ancak,hayvan diyalektik çelişkileri ve öz bilmini sistemleştiremez
hayat felsefesini evrensel bazda oluşturamaz…
budur insanın üstünlüğü…
insan hayvandan üstün falan değil..artık görün bu gerçekleri..
insan sadece hayvana göre daha avantajlı bir ırk o kadar..
domuz avına giderken elinize silah alıp gidiyorsunuz..
şartlar eşit olsun bakalım..
domuz silahsız..sende bırak silahı..
domuzu öldürebiliyormusun?..
insanın üstün olduğuna ancak bir şartla inanırım..
hayvan ve insanın şartları eşit olacak..
o zaman görücez kim üstün kim değil..
biz bize öğretilenler sayesinde eğitim sayesinde üstünüz..
hayvanlara bize verilen eğitim verilse neler olur düşünün..
hayvanlar sirklerde kendilerine verilen 1 aylık eğitimle neler yapıyorlar..
üstün diye bir şey yok..
sadece daha avnatajlıyız..
hayvanlık egitim verebiliyormu
hayvanlık,antitezini,etüt edip bir senteze varabilirmi,
mesela,insan düşücesi,hegel-marks ve kuran inancını etüt edip bir evren -insan-tarih felsefeini,oluşturabilir
budur insanın üstünlüğü….
veya,insan olmak…
insan,tarihsel süreç boyuca,pek çok nedenle,dagılmış ve oluşturulmuş,kesitsel paradigmaları,insan felsefesi altında tek bir başlıkta buluşturarak,nesnel gerçeklige,diyalektik metot ile ulaşabilme kapasitesidedir….
budur insanın üstünlüğü….
hayvanlarda eğitim verebiliyor .fakat bizim anladığımız ,yahut zorlandığımız eğitim değil bu.yaşamak hayatta kalmak için mücadele etmeyi öğreniyorlar .anne babalar doğar doğmaz yürümesine yardım ediyor ,avlanmayı öğretiyor.biz insanlarda da aynı eğitim aile tarafından veriliyor fakat yaşam şartlarını değiştirdiğimiz doğayı fazlasıyla sahiplendiğimiz ;devasa binalar ,makinalar ,şehirler kurduğumuz için buralarda yaşayabilmek adına birde okula gidip meslek sahibi olma zorunluluğumuz varki para kazanabilelim ,bu sayede yaşayalım .avlanmayı iş yerlerinde gerçekleştiriyoruz bu sayede bencil olma zorunluluğumuz oluyor .paylaşım ortadan kalkıyor .kısaca bizim ormanımız şehirler olmuş durumda.ve istesekte bundan kopamıyoruz .çünkü öz benliğimizi yitirdik .değişime uğradık şimdi başka gezegenler arıyoruz kirletip pisletmek için .demek istediğim eğer insanı üstün yapan dediğin gibi bilim ise gerçekliğe ulaşabilme kapasitesiyse eğer ve gerçek bu çöplükse ,sistematik bilim sonucu salınan gazlar ,virüsler .bozuk yapılı yiyeceklerse ; felsefeler din savaşlarıysa ,bağnazlık ,yobazlıksa akıllı ve üstün sayılmayız .Açgözlü ,bencil zararcı yaratıklarız. yani evren -insan -tarih felsefesini oluşturuyor olmak değil ;nasıl yaptığımız ,ortaya çıkan nedir ;o sonuç üstün kılar. malesef ki zararlardan başka birşey yok.
bilimi,inancı sömürüye alet edenler utansın…
utansınlar ama bende utanıyorum çünkü hala o sömürünün içindeyiz.O sömürünün bir parçasıyız ve onun aleti oluyoruz.
anlatmak istediğimin özü şu,köklü zihniyet degişimi
öz-benlik degişimi…
insan ve insanlık alayışının degişimi..
ben olabilecek,olması gereken insadan bahsediyorum….
insanın ademi boyutlarıdan bahsediyorum…
bu kolay degildir…
öz ve nesnel gerçeklik ilişkisi zaten TARİH BOYUNCA ANLAŞILAMAYAN BUDUR…
hegeli karşısına dev gibi marks-marksın karşısna dev gibi weber dikilmiştir…
bunlar en önemli aydınlardır…
ben bu yapıyı,ademiyyet ile aşmaya çalışıyorum….