şeriati statükoya karşı gelişen her özgürlük hareketinin yukarıda bahsetmiş olduğu bilinç düzeyine erişmediği takdirde devrimci hareketin fertlerinin başarıya ulaştıktan sonra durağanlaşacaklarını ve bir zamanlar savaşım verdikleri statükonun yerini alacaklarını ve dolayısıyla devrimci kimliklerine yabancılaşacaklarını, tarihteki örneklerle delillendirip devrimcilere şu uyarıyı yapmaktan geri durmamıştır; “Devrimler her zaman tehlikededir, en başarıları bile!
Gururlanma en büyük zaferden sonra bile!
- İbrahim bile olsan yine tehlikedesin! İsmail’ini kurban ettikten sonra bile! Şeytanın çok rengi, çok oyunları vardır.
Hayatın boyunca her an cihada hazır ol
Cihad hükümdar olmak için veya güç kazanmak için değildir.
Düşmanını yenmekle, savaşın bitmemiştir…
Zafer bir günde kazanılabilir, fakat dikkatsiz olursan bir anda kaybedebilirsin.”
Şeriati’ye göre tarihin bu talihsiz diyalektik yasasını (Devrim-Karşı Devrim) yine toplumun bilinçli iradesi hükümsüz kılacaktır. Bu dikkatli olma durumu ve toplumsal irade de “sürekli devrim” bilinci ile mümkündür. Bu bilinci şöyle açıklar; “Zengin ve güçlü devrimci kültür ile doygun olmayan her devrim, içeriksiz ve boş bir heyecandır. Ansızın parlar ve bir üfürükle söner.”
Ancak bu dünyada cenneti mutlak anlamda kurmak isteyenler statükoyu kaçınılmaz olarak doğururlar. İçinde bulunduğumuz hayatın hiçbir zaman kötüsüz olamayacağını unutmaz isek hayatın her an ve koşulunda kötü olanla mücadele halinde olunması gereken bir “sınav alanı” olduğu bilinci ölüm anına kadar bizi devrimci kılar. Şeriati, bu bilinci Hz. Hüseyin’in “Her yer Kerbela, her gün Aşura.” ve “Hayat iman ve cihaddır.” sözleri ile birer şiar haline getirir. Ona göre İslam ümmetinin nihai gayesi sadece kişisel kemalin ve şuurun zirvesine ulaşmak değil bir dünya devrimi de gerçekleştirmektir. Hiçbir zaman son durak olmayacak bir dünya devrimi. Zira, kötü olandan sakındırmak ve iyi olanı emretmek (emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker) bütün dünyayı hayır üzere birleştirmeksizin bütünüyle mümkün değildir. O nedenle de ümmet durağan ve atıl değil, “Hicret halinde ve dinamik olmak zorundadır.” İşte ümmetin de sürekli hareket halinde olması ümmetin her ferdinin kendi sorumluluğunun bilincinde olması ile mümkündür. Bu öyle bir sorumluluktur ki her fert, efradın bütünü için canını vermeye hazırdır. Ümmet hür olsun diye esareti, sonraki nesiller daha iyi yaşasın diye mahrumiyeti ve mağduriyeti kabullenir. İşte böyle bir ümmet sürekli hareket (cihad ve hicret) halinde olursa Siyonist güçlerle, sömürgecilikle, tahakkümle, susturma siyasetiyle, sınıf çatışmasıyla, faşizm ve Batı’nın kültürel emperyalizmi ile boy ölçüşebilir. Şeriati bu açıdan ümmeti kervan ehline benzetir; “diğer bir deyişle “ümmet”, tek, doğru, açık, sağlam, ve ortak bir amaca doğru hareket halinde olan fikirdaş, yoldaş, hedefdaş, ve sorumlu bireylerden oluşan toplumdan ibarettir… Hotel, rahatlamak, hoşça vakit geçirmek için konaklanan yerdir. Oysa kervanda bulunanların amacı, toplu olarak üstlendikleri “ortak amaç”a doğru gitmektir. O’na göre tarihe de bu hareketlilik bilinciyle bakılmalıdır. “Tarihi, kılıç kullananların çürümüş kemiklerinde ve kaybolan mezarlarında değil de, insanların kanlarında, hayatlarında ve hareketlerinde aramak gerekir.”
Şeriati, “sürekli devrim” bilincinin sınıfsal bir tabaka olmayan, her müslümanın sorumluluğu olan “aydın” olmayla yaşatılacağını belirtir.
Günümüzde de sürekli devrim bilincini sindiremeyen İslami bir ülkenin cumhurbaşkanı Şeriati’yi örnek göstererek mevcut sorunun “Tefekkür havzasında genel eksikliğimiz dini aydın akımının yokluğu ya da zayıflığıdır… Dindar aydın insanı sevmekte, meselelerini tanımakta, O’nun yazgısı hususunda sorumluluk duymakta insanın aklına ve özgürlüğüne saygı duymaktadır. Bizim dinamik ve canlı toplumumuz, bu hassas merhalede dindar aydına çok fazla ihtiyaç duymaktadır.”40 diyerek Şeriati’yi teyid etmektedir.
ALİ SERİATİ
bu yazı bir alıntıdır…
farklı baglamlardada olsa,a.temuçin ile kıyaslanmak amacıyla verilmiştir….
Oldu mu şimdi?
Temuçin’den sonra kusura bakma ama en ufak bilgi kırıntısı bulamadım.
Hele AYDIN kişiliği “dindar aydın” diye ayırması akıllara zarar…
Not: Başlığı, nasıl ayrımcı olunur diye değiştirmek lazım.
Ne düşünüyorum biliyormusunuz? İslamiyete en çok zarar verenlerin yine islamiyeti cihadla sağlamaya ve bu tür yazılarla insanların kafasını bulandırmaya çalışanlar olduğunu… ”Hayatın boyunca her an cihada hazır ol” :(((
Lütfen okuyun tüm dini kitapları ve öğretileri gerçekte ne anlatmak istiyorlar?
insan felsefesi üzerine çalışırım ve her düşünceyi ve inancı okurum….
ali şeriatinin çizgisi,islam tarihi içinde ali ve hüseyinin çizgisi olup bu devrimci çizgiyi asri kavramlarla açıklıyor…
a.temuçin ise bildigim kadarıyla;marksist felsefeden hareket etmekle birlikte ,demokratik bir kişilige sahip…
ikiside bir realite…
fakat burada kısa makaleler var…
bir düşünceyi etraflıca anlayıp,tahlil etmek için geniş araştırmalar gerekir…
yoksa saplanıp kalmak değil….
prolem;insan-özgürlük meselesidir….
sayın oikos-medisis;
en tüm düşünce ve inanç kitaplarını karşılaştırarak okurum…
kusura akmayın örnekleme açısından şu anda okudugum eserler her kesimden eserlerdir…
gerçek özgürlük peşindeyim;
1.vehbi hacıkadiroglu;insan felsefesi
2.ulug nutku;insan felsefesi
3.ismail yakıt;kuranı anlamak
4.bahaddin saglam;adem ve yaratıcı evrim
5.ali şeriati;insanın dört zindanı
6.ahmet gözlü;fenomenlerin dogası
7.mehmetakkya;filozofça
8.abdulkerim suuruş;reconturucsion ve ali şeriati
Sevgili ali, tüm insanlık belkide gerçek özgürlük peşinde ve ona gittiği sanılan bir çok yol var. Hangi yoldan gitmek isterseniz gidersiniz ama gittiğiniz yolun sorumluluğu da size aittir. Ben asla bunu sorgulamıyorum. Sadece sevgi ve kabullenmek olmadan hiçbir yolda gerçek özgürlüğe ulaşılamaz.
Ben sadece kuran değil, tüm dini kitaplar ve öğretiler diyorum:)))
karşı oldugum tavır
ikiyüzlülük
hakim unsura yalakalık(mazur görün)
gayri-ahlakilik
ve cehalette inattır…
yoksa herkes innç ve düşüncesinde hürdür..
kişilikli bir şekilde her şey müzakere edilebilir…
diyorumki;marksist marksizmi
müslüman-islamı
milliyeçi milliyetçiligin ne oldugunu bilseydi,insanlar zaten bir karara gelirlerdi…
çünkü;evrensel konum
varoluşsal tarihi durum
insanbilim
metodunu cehaletleri nedeniyle kesitsel mutlaklık içine hapsediyorlar…
Hz. Hüseyin’in “Her yer Kerbela, her gün Aşura.” ve “Hayat iman ve cihaddır.” sözleri ile birer şiar haline getirir.
Hz.Hüseyin Kerbela’da şehit olmamış mıydı ne zaman söylemiş?
İnsanbilim yerine sağlıklıbilim öneriyorum:)
Ek olarak şunu söyleyebilirim; adını koyduğun insanbilimin bilimsel şartları nelerdir? Bana biraz baskıcı geldi bu bilim ne dersin? zira yukarıda verdiğin örnek ahlaki sorumluluğu hiçliyor. Kendi ahlaki anlayışını dile getirdiğin bu öğreti temellerini nereden alıyor. Bir çok isim sayıyorsun ama hak verirsin ki bu isimler bir şeyi temellendirmiyor, felsefe sorularını sorar, felsefeci kendi iddiasını ortaya koyar, senin iddian nedir?
Yarattığın idealin herkese uyduğunu düşünebilirsin, bu saygıyla karşılanacak bir durumdur fakat itirazları pozitif bir gözle değerlendirmeni ve uygun cevaplar vermeni bekliyorum.
Not: Türkçemiz güzide bir dildir, cümle bitmeden bir alt satıra geçilmez.
dikkatle bakılsın diye ardarda verdim…
evrensel konum;insan harici,insanı amaçlayan bir tekamül süreci içinde,insana uygun hale gelen ,evrenin dengesidir…
1.insanın evrenin neliginin bilincine erişmesi gerekir…
çünkü evrenin nitelikleri,tüm zamanlar boyunca tüm insanlığı bağlar….
.insanın yeryüzünde görülmesiyle beraber,oluşturduğu tüm kültürler ve tarihi insanın varoluşunu oluşturur…
bu baglamda insanın kültürel kalitesi,sosyal yapıyı tümüyle baglar,
gelişim ve ilerleme üslubunu da baglar…
tüm bilimler ve inançlar insanın,evren içinde en gelişmiş varlık oldugunu kabul eder…
bu gelişmişligin en büyük göstergesi kısaca ilim ve bilinç sahibi olmakla izah edilebilir….
bilinç ve ahlak birbirinden ayrılamaz…
ancak sorumluluk sahibi aydın bir insan üstün niteliklere ulaşabilir….
sonuç;insan yeryüzü içinde üstün bir varlıktır…
üstünlügünün kaynaklarına inmedikçe ,hayvanlıktan tam anlamıyla kopmuş sayılmaz…
insan bilinçle kendisi olur
ve sömürüden uzaklaşır…
Hizipçi müslümanlar şia inancından olanları sapıklıkla suçlarlar ama Ali Şeriati’ye sempati duyarlar..Ne ilginç..
ali şeriati;bir yazısında şöyle deren marks ve weberin metodolojisini benimsiyorum…
bu ne demektir;
kültürel-düşünselyapıda,ekonomide eşit agırlıkta etkilidir…
Takdir edersin, burada, bu tip foruma gönül vermiş, makale yazan, fikirlerini paylaşmaya çalışan insanlar arasında “sabahtan akşama vur patlasın çal oynasın” kişiler olduğunu sanmıyorum. Ferrarisini satan bilge var ya hani, burada mercimeği zor buldum ne ferrarisi diyenler var. Sultanların yakut ve elmas kakmalı hançerlerini nereye sapladıklarını düşünenler var.
Kimimiz o cu bu cu olabiriz, ama ortak gönül birliği elbette insana ve ona dair olandır zaten…
Kısaca hepimiz belli bir ahlak görüşüne, kendi değerlerine(etiğine), kendi bilincine, kendi ışığına kendi kültür kalitesine, kendi evren bilincine ve elbet kendi insanlığımıza sahibiz.
Bunun aksini söyleyebilir misin?
insan ,bilinç olarak yükseldikçe,gitgide kötülüklerden uzaklaşır ve birbirlerine yaklaşır…
salt bilinçin hakim olduugu kişi ölçüyü kaçırmaz…
sorumsuzluk ve basit tavirlar bilinçsizlik durumuna göre artar…
ancak,insana insan gibi yaklaşmk gerekir…
insanlıgını hatırlasın….
yoksa ,her konu müzakere edilebilir..
bunun sonu gelmez…
ah biz sizinle bir müzakere edebilsek…gerçekten mutlu olacağım. Sorulara, karşı fikirlere yaklaşımınız (hatta yaklaşmıyorsunuz) bir öğretinin tekrarı gibi. Ne diyelim; katılıp katılmamamın hiç önemi yok, kişiye ait fikir, yazı ve diğer işleri paylaşmayı seviyorum. Birçoğumuz paylaşmak için yazıyoruz, çiziyoruz, söylüyoruz ama Ali bey siz konuşmuyorsunuz, daha çok bir şeyi tekrar tekrar öğretmek istiyorsunuz. Marxın sınıf ve ekonomi üzerine düşüncelerini birçoğumuz bilir. Buna katılırız, katılmayız ancak sizin İnsanbiliminiz “ideal insan” çizip bunu dayatıyor. İyi ama kime göre ideal, hangi görüşe, topluluğa göre.
Öte yandan özür dileyerek söylüyorum “insanbilim” felsefede insanı değişik düşünsel ve eylemsel durum ve oluşla konumlandırmak için kullanılır. Başka bir anlamı yoktur. oik0s’un sorusu yerindedir ama sizin cevabınız yine yok.
oik0s:adını koyduğun insanbilimin bilimsel şartları nelerdir?
İnsanbilim dediğiniz bilimin bilimsel dayanaklarına cevabınız rica edereim marx ve hegel ile başlayan liste olmasın zira onlar ekonomi, toplumbilim(sosyoloji), felsefe, vs. metinleridir. Bu düşünce ve düşünürlere insanbilimci denmez. Onların düşünceleri ile oluşturduğunuz sizin insanbilimiz de ancak sistemli olursa (-ki ali şeriatiden alıntı yapıyorsunuz) felsefe ürünü olabilir.
nesnel süreç içinde ,fikri-felsefi-inançsal yapısını gösteren tüm oluşumlrın bir insan felsefesi vardır…
insanbilim henüz yenidir…
ancak,platondan,postmodernizme kadar insan konu edinilmiştir…
benim insan felsefem,insanın,hayvandan ayıran farkının bilinç oldugunun işlenmesidir…
dostlar;
insanfelseesi neyi içerir;
1.evrenin oluşum ve gelişimi-tümüyle beraber
2.insanın oluşumu-gelişmesi
3.insanın evren içindeki yeri ve konumu-tümüyle
tüm dogu ve batıda insan bilim ve felsefesi bunları işler….
ayrıca ben a.şeriatiye, önem veririm…
ancak,
büyük oranda şiilik çözümlemesine dayandığı için,bazı konularda ayrılıyorum…
islam nedir;tekamül süreci içindeki evren vetüm hayatiyetin,yine bu tekamülün,yeryüzündeki son sınırı olan insanın,konum-durum ve gelişimini açıklayanve insana bilim nedeniyle üstünlük veren,sorumluluk ve yönetim verenbir yönüyle Allaha ve bir yönüyle insana ait olan diyalektik sürecin neligini açıklayan,ögretiye denir…
Düşünmeye, düşüncenin yönüne ve derinliğine işaret etmesinin yanında cidden çok estetik bir cümle olmuş oik0s tebrikler, dünden bugüne zihnimde, yazayım dedim.
oik0s:Sultanların yakut ve elmas kakmalı hançerlerini nereye sapladıklarını düşünenler var.
belli-belirsiz birşeyler çagrıştırıyor…
mümkünse konuyu açabilirmisiniz?
Teşekkür ederim Marsseh:)
Ali K. ; işte tüm mesele bu, anlamak ya da anlamamak…
oikos,yukarıdaki islam tarifine ilişkin yazıyı kendi birikimime göre yazdım…
eleştirebilirsiniz…
saygılıyımdır….
biz insanlar,insan olma ödev ve sorumlulugu ile,bir işirligi andına çagrılıyız….Nasıl bir ahd ve and?öyle birand ki, insan -tanrı
ve aşk başka bir yaratış ve başka bir insan için koyulurlar…
budur insan olmak..