İslamcıların İkiyüzlülüğü

Kemalizm ve onun milliyetçiliği, en son B. Ayman Güler’in ”Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz” sözlerinden sonra yine gündeme geldi ve yoğun biçimde eleştirildi. Fakat bu tür eleştirilerin islamcı çevrelerden de geliyor olması biraz sinir bozucu. İnsanın, ”Siz evvela kendinize bakın!” diyesi geliyor. Bu yazıda islamcılara biraz değinelim istiyorum. Çünkü AKP’li yıllarda islamcı ve liberal çevreler el ele vererek her şeyi baştan tanımlamaya kalktılar. Her şey, onların yansıttığı gibi bilinsin istiyorlar. Oysa gerçekler farklı…

Kemalizm ile Osmanlı Batıcılığı arasında geniş bir açı veya zıtlık bulunduğunu söylemek zordur. Osmanlı’da Batıcılık kısmen padişahların yoğun toprak kayıpları ve teknolojik gerilik karşısında buna razı olması, kısmen de aydınların zorlamasıyla gündeme gelmiş ve Tanzimat’tan itibaren hız kazanmıştır. Jön Türklerin bunun öncülüğünü yaptığını ve sonraki İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti) ve kemalist kadroların da çoğunlukla bu demokratik refomcular arasından çıktığını reddedemeyiz. Tanzimat Fermanı, 1876 Anayasası ve 1. Meşrutiyet bu ‘seküler-Batıcı’ kesimlerin eseridir. Bu demokratik dönüşüm sürecini baltalayan 2. Abdulhamid olmuştur. 30 yıllık bir islamcı istibdat (baskı) rejimiyle bu toprakların normal yoldan demokratikleşme sürecini bozmuştur. Buna tek laf etmeyen ve hatta Abdülhamid’e övgüler düzen dincilerin beri yandan da demokrat geçinmesi açık bir çelişkidir ve kabul edilemez. Abdulhamid’in istibdadını bitirip 2. Meşrutiyeti getiren ve bu topraklardaki belki de en özgürlükçü dört yıllık dönemi başlatanlar da yine ‘seküler-Batıcı’ kesimler olmuştur.

Fakat istibdadın unutulmaması, Balkan savaşlarındaki kayıplar, o güne dek demokratikleşmenin öznelerinden olan gayrı müslim kesimlerin ayrılma yönelimine girmesi, Balkan göçünde müslüman Türklerin yaşadığı trajedi v.b. Batıcı demokratların hızla tepkisel bir milliyetçiliğe savrulmalarına ve kitle katliamlarına girişmelerine neden olmuş, demokrasiyi toplum ‘şekillendirildikten’ sonra uygulanması gereken bir amaç olarak kavrayan bir siyasi otoriterlik vuku bulmuştur. İTC ve sonrasında kemalizm bu tepkisel milliyetçiliğin uzantılarıdır. Onların karıştığı kitle katliamları ve tekçi, otoriter, milliyetçi yönetim tarzları elbette savunulamaz. Ama başlangıçta demokratik yolu tutan ve ülkenin demokratikleşmesine katkı koyan, gayrı müslim kesimlerle de yan yana duran, sultana cepheden karşı çıkmayan bu kesimlerin neden böyle bir yönelime girdiklerini anlamak gerekir. Emperyalizme laf ettirmeme derdindeki işbirlikçi çevreler ve hala islamcı istibdat hayali kuran ikiyüzlü ‘demokratlar’ elbette bu dönüşümü anlayamaz.

Kemalizmin Dersim katliamı doğal olarak eleştirilecektir. Zira savunulur yanı yoktur. Ama Dersimlilerin Kürt oldukları için değil, yönetilmeyi istemeyen isyancı bir yerel kültüre sahip oldukları için otoriter rejim tarafından hedef alındığı da bir gerçektir. Bu sebeple kemalizme katliamcı diyebiliriz ama faşist demek yanlış olur, zira Lenin de Kronştad’da devlet iktidarına başkaldıranları ezmiştir. Kuşkusuz o da yanlış yapmıştır fakat bunun adı faşizm değildir. Kavramları doğru kullanmak gerekir.

Benzer biçimde, kemalizmin laisizm anlayışı ile onun milliyetçiliği veya karıştığı katliamların mantıksal ilgisi yoktur. İslamcı çevrelerin milliyetçilik veya katliamlara değil laikliğe karşı oldukları için kemalizmi eleştirdikleri de herkesin malumudur. Yoksa katliam ve zulüm konusunda kimse islamcılarla ve onların pek sevdikleri sultanlarla yarışamaz. Bu katliam tarihi Ben-i Kureyza’dan başlar, Ebu Suud’un fetvalarıyla sürer, Kuyucu Murat’la devam eder, Hamidiye Alaylarından geçer, 6-7 Eylül olaylarına, Maraş’a ve Sivas’a dek varır.

İslamcıların, Türklük kimliğine dönük itirazları da anayasal eşit yurttaşlık ve çok kimlikli bir demokrasiyi savunmalarından değil, islam kimliğini öne çıkarma kaygısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde hiçbir gelişkin demokraside topluma ”biz bilinci” dinsel kimlik üzerinden aşılanmamaktadır. İslamcılar, bir yandan demokrasiyle ilgisi olmayan şeyler savunup ümmet gömleğini topluma giydirmeye çalışırken beri yandan da utanmadan demokrat geçinerek ahlaksızlığın son örneğini vermektedirler. Müslüman kimliğinin, bu inançta olmayan herkesi otomatikman dışlayacağını da görmezden gelmektedirler. Çoğunluğun müslüman olduğunu iddia ediyorlar. O halde, Türkçülerin zamanında yaptığı gayrı müslim ”temizliğini” içten içe savunuyor ve Alevilerin yok sayılmasını hala onaylıyor olmalılar. ‘İleri demokratlara’ bakınız!

Üstelik, dinin devlet işlerinden ve devletin de dinin tasallutundan bağımsızlığı gerçek bir demokrasinin olmazsa olmazıdır. Kemalizmin bu konularda ciddi eksikleri olan garip bir ‘laiklik’ anlayışını benimsediği bir gerçektir. Ama islamcılarda bu kadarcık bir laikliğin bile olmaması başka bir gerçektir! Hala şeriat rejimi hülyaları görenlerin kemalizmi eleştirmesi soytarılığın son örneğidir. Kemalizm ancak ondan daha gelişkin, daha ileri akımlarca eleştirilebilir. Hiçbir akım, o akımın gerisinden eleştirilemez. Kemalizm elbette eleştirilecektir ama bunu yapmak islamcılara kalmamıştır.

Kemalizmin Türklük kimliğini yıllarca herkese dayattığını söylüyorlar. Doğrudur ve elbette eleştirilecektir. Ama bunu eleştirmek, yüzyıllarca sünni islam kimliğini Alevilere dayatan, hala bu inancın ibadethanesini bile kabul etmeye direnen, zorunlu din dersleriyle kendi dinini herkese zorla okutan, fikrini söyleyen ateisti davalar açarak sindirmeye kalkanlara mı düşer? İnsanda biraz utanma olmalıdır! Üstelik 12 Eylül darbesi öncesinde, Kürt halkının varlığını savunan devrimcilere saldıran Türkçü güruhla Türk-İslam sentezi adı altında ittifak olanlar değil mi bunlar? Başkasına laf söylemeden evvel günah çıkartmaları gerekir.

Kemalizmin hilafeti kaldırmasını eleştiriyorlar. Hiçbir müslüman üzerinde etkisi kalmamış olan bir kurum kaldırıldı diye neden bu kadar tepki gösteriliyor acaba? 21. yy. dünyasına halifeler mi yön verecekti? Bu algı demokrasinin ne tarafına düşüyor acep? Halife, sünni müslümanları birleştirmek dışında ne yapabilirdi? Demokrasilerde inanca bakılmaksızın seküler yurttaşlık tanımı esas alınırken, müslüman kimliğini bu denli vurgulamanın maksadı nedir? İslamcılar 15.yy.’dan çıkıp 21.yy.’a ne zaman varacak? Hadi diyelim Kürt sorununun çözümü için islam kimliğini öne çıkardınız; Aleviler, ateistler ve diğer dinlere inananlar ne olacak? Kendi özyurtlarında yabancı muamelesi mi görecekler? Bir sorunu çözerken başka bir sorunu kangrenleştirmek niye?

M.Kemal’e sabah akşam tek adam veya diktatör diyenler, beri yandan da kendi kardeşlerini ve evlatlarını bile boğdurtan iktidar düşkünü monarkları ”ecdadımız” diyerek övüyorsa, bize de ancak ”hadi oradan!” demek düşer. Batı’da bazı ülkelerin, örneğin İngiltere’nin krallığı ve Anglikan Kilisesini muhafaza ederek de demokrat olabilmesini örnek veriyorlar… Bizde de başta böyle denenmedi mi? Evvela meşrutiyet ilan edilip parlamenter monarşi hedeflendi ama islamcıların pek sevgili hünkarı Abdülhamid meclisi kapatıp istibdat yönetimi kurdu. Artık sultana karşı bir demokrasi mücadelesi vermek gerektiği açıklık kazandı. Bu bakımda,n 1923’te yapılan aslında 1908’de de yapılabilirdi. Hiç fark etmez.

Hilafet konusu ise çok daha derin; Anglikan hıristiyanlık ile reformun r’sini görmemiş sünni islam inancı bir mi? Bizdeki laisizmin beğenmediğiniz yönlerini, biraz da islamın eleştirisini yaparak düşünün. Böyle başa böyle tarak! Üstelik kemalizmin laiklik anlayışı Diyanetli, din dersli, imam hatipli yarım yamalak bir laiklik. Gayrı müslim yurttaşları eşit kabul etmeyen, Aleviliği yok sayan, buna karşın islamın sadece ezanını Türkçeleştirmekle yetinen bir laikliği bile birileri kendi adına ”baskıcı” buluyorsa artık insafsızca davranmaya başlanılmış demektir.

Bir de kemalizmin şapka, takvim, Pazar tatili v.b. uygulamalarını eleştirirler. Bu da ikiyüzlülüktür. Tanzimat dönemi padişahı 2.Mahmut pantolondan fese dek herkese giyim kuşam zorunluluğu getirmişti. Bunlar şapkadan daha kapsamlıydı. Buna gıkını çıkarmayanların M.Kemal’in şapka değişikliğini dillerine dolamaları samimi görünmüyor.

İslamcılar evvela Abdülhamid istibdadının, Alevilere ve hıristiyanlara dönük aşağılama ve katliamların, Maraş ve Çorum gibi kitle katliamlarının, Yeşil Kuşak projelerinde Amerika’nın oyuncağı olmanın, şeriat rejimlerinin, kadın düşmanlığının, Suudi Arabistan ve İran’daki baskıcı yaşamın özeleştirisini versinler, ondan sonra kemalizmi eleştirmeye ve demokrasiden bahsetmeye başlasınlar. Çünkü şu halleriyle komik bile görünmüyor; sadece mide bulandırıyorlar.


Bu arada, şu B.Ayman Güler’in sözlerine de birkaç kelam edelim. Bu ‘hanım efendinin’ anlatmaya çalıştığı şey özetle şu: ”Türk bir ulus, Kürt ise etnisite ismidir; bu yüzden bunlar eşit tutulamaz.”

Bu ‘hanım efendinin’ anlamadığı ise şudur: Türk de etnisite ismidir. Bizzat devletin hazırlattığı tarih kitaplarında cumhuriyetin kuruluşundan günümüze dek Türk adı Orta Asyalı bir etnisitenin adı olarak öğretilir. Türk tarihi dedikleri de 1923’le falan başlamaz, Asya Hun hükümdarı Metehan’la başlatırlar. Bu yüzden, ”Türklük etnisiteyi ifade etmez, Türkiye halkına Türk ulusu denir” türünden açıklamalar çoktan geçerliliğini yitirmiştir. Belli ki bu açıklamalara devletin kendisi bile hiçbir zaman inanmamıştır. Bir ülkeye, üstelik o ülkenin kurtuluş savaşında Kürtlere de eşitlik vaat edildiği halde bundan cayıp sadece bir etnisitenin isminin verilmesi zaten en baştan yanlıştır ve etik dışıdır. Devlet inkar ve imha politikalarıyla bu yanlışta ısrar etmiş, Kürtlere eziyet etmiş, asimile etmeye çabalamış ama başarılı olamamıştır. Artık ya Kürt halkının da eşit kurucu unsur olarak anayasal düzeyde varlığı tanınır ya da ülke daha da yönetilemez pozisyona gelecektir. Devletin dinci kanadının islam üzerinden birlik sağlama önerisi ise Kürt ulusal kimliğini gözden düşürmenin ve dolayısıyla Kürt fobisinin bir başka ifadesi olmaktan öteye gitmez.

21 yorum “İslamcıların İkiyüzlülüğü”

  1. Etnik kimliklere dayalı siyaset yapmak bir kısırdöngüye saplanıyor,
    türkçülük yapanlara karşı kürtçülük yapılıyor, yurttaşlık, vatandaşlık kavramı, etnik kimliği aşan bir kavram, etnik kimliğin önemi yok, yurttaşlık, vatandaşlık asıl olan.
    kürtçenin uzun süre yasaklanması gibi hatalar tamir edildikçe, zamanla bu sorun çözülecektir,
    ama PKK terörü, aslında terör değil savaş, arkasında amerika desteği, NATO desteği oldukça bitmez,
    PKK, NATO hesabına çalışan taşeron bir örgüttür, NATO’nun paralı askerleridirler, bunlara bütün türkiyeyi verseniz, terör yine bitmeyecektir, çünkü bunlar emperyalizmin kuklasıdırlar, amerikaya ve israile hizmet ediyorlar.
    etnik kimlik bahanedir.
    NATO terör örgütünden çıkmadıkça bu savaş bitmez.

    NATO= north atlantic terror organization

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Fırat Bayram yazdi; “…Anglikan hıristiyanlık ile reformun r’sini görmemiş sünni islam inancı bir mi?

    heh he..

    t.c.´ni on yildir “sünni”lerin idare ettigini mi unuttun yoksa kafani mi kuma gömdün ?

    elbette yetmez ancak özelestiri yaptiklari kesin yoksa cagi anlayamayan yada ayak uyduramayan cagdas partilerden bi farklari kalmazdi ne halde olduklarini anlatmaya gerek yok dünya alemin malumu..

    darisi “istemezuk”cülerin basina;)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Aynen katılıyorum Fırat arkadaşıma. Fakat islamcıların gerçek derdi islam değil ki. Onlar ne rant getirecekse şimdilik onu yapıyorlar. Güç kimin elindeyse bir bakıyorsun kraldan çok kralcı olmuşlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Yazı tarafsız gözle yazılmamış, belli bir fikri empoze etmeye çalışıyor. Bu nedenle bilerek ya da bilmeyerek bazı yanlışlıklar içeriyor. Başlıcalarını sıralayım:

    1. Osmanlıda batıcılık tamamen 2. Mahmut’un kişisel çabasıyla başladı, buna aydınların en küçük bir katkısı olmadı. Yniçerileri ortadan kaldırdı ve büyük reformlar yaptı. Batı tarzı okullar açıldı. Onun çabaları sonucu aydınlar ortaya çıktı. Türklere konulan bir çok yasak, bu arada devlet memuru ve komutan olma yasağı kaldırıldı. “Türk müziği can çekişerek ölüyor” diyerek İtalya’dan müzisyen getirdi ve müziği yeniden canlandırdı. Herkes “Yine bir gül nihal…” diye başlayan tangoyu Dede Efendiye atfeder ama bu şarkının ortaya çıkmasına çok büyük katkı sağlayan Donizetti Paşaya vefa borcunu esirger.
    2. Jön Türklerin öncülüğü demokratik bir hareket değildi, halkın en küçük bir desteği yoktu. Netekim bu kadronun yetiştirdiği İttihatçılar derhal diktatörlüğe yöneldiler, hem de ortadan kaldırılan Yeniçeri döneminin de gerisine düşerek. Yani ortada demokratik reformcudan eser yok.

    3. Balkan savaşlarının bu kadar kanlı ve aleyhimize olması sultanın değil, yalnızca et beyinli İttihatçıların sorumsuzluğundan kaynaklanır. 1. Dünya savaşına girmemiz, Cephelere 15 yaşında bebeler sürmemiz yine bu et beyinliler yüzündendir. Hangi demokratik reformcular?

    4. Kıyafet reformu 2. Mahmut’tan önce Kanuni döneminde de yapılmıştı. İran’da da yapıldı. Ama kimse kıyafet kanununa uymadı diye idam edilmedi, yalnızca bizde ve Cumhuriyet döneminde oldu ve ne yazık ki anıları hala taze. Cesetler on gün sokaklarda bırakıldı, kokutuldu. Bunlar öyle üç beş kişi değil, yüzlerce… Hangi devlet vatandaşına bu kadar kin duyar, Stalin’den başka?

    5. 10 yy ile 20 yy arasında Anadolu yavaş yavaş Müslümanlaştı. 20. yüzyıla gelene kadar Türkiye nüfusunun %60 ı Müslümandı. 20. Yy başında 20 yıl içinde dünyada eşi görülmedik bir şekilde %95 e ulaştı. Biz yalnızca Cumhuriyeti kurmadık, İslamı yaydık. Alt yapıya %95 İslam koyarsanız bugün ulaştığımız AKP iktidarının ne kadar demokratik olduğunu görürsünüz.

    Daha bir sürü detay var ama yoruldum. Bu kadar yazmaya alışkın değilim. Yalnız bir sorum var. Yazıları siz mi yazıyorsunuz yoksa S. Yalçın’ın yaptığı gibi destek alıyor musunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Yazıları ben yazıyorum, destek olacak kimsem yok ne yazık ki. 🙁

    Osmanlı’da Türkçülükten evvel Osmanlıcılık ve islamcılık görüşleri bulunuyordu. Hatta en başta Osmanlıcılık. 1876 anayasası ve 1.Meşrutiyet padişaha rağmen kabul ettirildi. Nitekim padişah kısa sürede meşrutiyeti kaldırıp islamcı bir istibdat rejimi kurdu. 30 yıl bu baskıyla yönetilmek seküler demokrat kesimi de dönüştürdü ve daha tedbirli, daha sert yöntemler benimsemeye ikna etti. Yine de 2.Meşrutiyetle ülke parlamenter monarşiye, çok partili yaşama, basın hürriyetine adım attı. O dört yıllık dönem bu topraklardaki belki de en özgürlükçü dönemdi ve bu dönemi Abdülhamid’i tahttan indirenler yaptı. Bunu görünmezleştirmeye çalıştığınızı seziyorum.

    Sonrasında Balkan Savaşları başladı. Bu savaşa girmek veya savaş sırasında atılan adımlar demokratikleşmeyle ilgisi olmayan, savaş konusu olan şeyler. Kötü yönetim yüzünden o topraklar kaybedildi. Ama bana sorarsanız, Abdülhamid’in 1.Meşrutiyeti tasfiye edip islamcı istibdat rejimi kurmasının da bunda payı büyük. Balkanların hıristiyan ahalisini kızdırdığı gibi, müslüman Arnavutlar üzerinde bile tesiri olmadı islamcılığın. İslamcı siyaset o dönem bitti zaten. Şimdi bir ölü olarak dolanıyor ülkenin üzerinde.

    Bağımsızlığını kazanan balkan ulusları, biraz da birliği sağlamak için önerilen demokratikleşmeye karşı bir soğuma getirdi. Balkan göçüyle müslüman ahalinin sürgün edilmesi ise sonunda 1915 soykırımını başlatacak bir tepkisel milliyetçiliği yükseltti. Bunun savunulacak hiçbir yanı yok elbette. Ben bu yazıda sadece;
    1- Bu ülkede demokratikleşme adımlarını başlatan ve destekleyen aydın kadronun seküler kimselerden oluştuğunu,
    2- İslamcıların bu normal gidişi ilk bozanlar olduğunu,
    3- Kemalizmin alternatifinin asla siyasal islam olamayacağını göstermeye çalıştım.

    Bu arada, kıyafet uygulamalarından örnek verdiğimde sadece Kemal zamanında bu uygulamalara uymayanların idam edildiğini, cesetlerinin bile yerde kaldığını belirtip ”hangi devlet vatandaşından bu kadar nefret eder?” diye sormuşsunuz. Kuyucu Muratlar, Ebu Suud fetvaları ve öldürülen binlerce sivil Aleviyi hatırlatarak ‘Osmanlı Devleti’ cevabını vermek isterim. Stalin’e gelmeden evvel Kanuni’ye, Yavuz’a bakmak lazım. Hatta 2.Abdülhamid’e! Ermenileri kesen Hamidiye Alaylarını kendisi kurmuştu.

    Evet, müslüman nüfusun ‘ezici’ çoğunluk kazanması kalplere hitap etmesiyle değil milliyetçilerin etnik ‘temizliğiyle’ oldu ve ne hikmetse bunun rantını islamcı kökten gelen AKP yedi. Bu yüzden de AKP ile kemalizm arasında zıtlık olduğunu iddia edemeyiz bence. İslam da kemalizm de demokratik değildir. Bu yüzden kemalizmi eleştiren islamcılar samimi değildir. Ben de yazımda bu tezi işledim zaten.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Fıratı bu yazısı ve yerinde bir yaklaşımın altını çizmesi nedeni ile kutluyorum .

    Sırf kemalizme karşı diye dincilerin desteklenmesi çok daha ağır sonuçlar doğuruyor . Ya da artık bunlar sorun sayılmıyor , geçmişte olanlar romantik bir rüya idi demek ki .

    Yoksa AKP içerisinden ilerici kanat sol bir AKP mi çıkacak Kardan Adam.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. “Biz yalnızca Cumhuriyeti kurmadık, İslamı yaydık. Alt yapıya %95 İslam koyarsanız bugün ulaştığımız AKP iktidarının ne kadar demokratik olduğunu görürsünüz.”

    Yukarıdaki cümleri Kardan adam yazmış. Bir toplumun etnik veya dini köken ile AKP’nin demokratik olmasıyla arasındaki korelasyonu nasıl kuruyorsunuz? Bir toplumun %95’inin müslüman olmasının, böyle bir söylemle iktidara gelen partiye nasıl bir demokratik meşrutiyet kazandırdığını düşünüyorsunuz?

    Sizin demokrasi anlayışınız homojen bir toplum sözleşmesi mi?

    Not: Yukarıdaki uzun yorumunuzdan böyle bir cümleyi çekip almak istemedim. Keza ebubekir ile aynı hataya düşerim diye korktum. Yazınızın diğer kısımlarına herhangi bir itirazım olmadığını belirtirim keza tarihle ilgili çok da bilgi sahibi değilim. Benim sıkıntım yazıda alıntıladığım felsefi-politik sorunsallardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Fırat Bayram,kemalizmi sadece islamcilar elestirmiyor onlarda mi samimi degil ?

    malum akp´nin her iki kisiden birinin OYunu alarak vede katliyarak rekora kosuyor olmasi marjinallerin zoruna gidiyor da:)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Ebubekir,

    Bi de bazı insanlar vardır.

    Düşleri CHP’yi de AKP’yi de aşar.

    Bir ara yazmıştım;

    CHP gibi bir siyasi partinin dünya tarihinde bir eşi benzeri yoktur.

    Sovyetler Birliği Komunist Partisinden NSDAP’ye kadar inceleyin.. Eğer “Hükümeti devlete şikayet ederek” siyaset yapan bir başka parti bulursanız, ben de diplomamı yırtacağım:)

    Not:Fırat Bayram’ın yazısının son paragrafına (kürde, laza, çerkeze, araba “hepimiz türküz, çünkü türk demek ırk değildir efenim, ya ne demektir, şu demektir bakınız annatayom saçmalığına) katılıyorum.

    Bu güzel bir nokta aslında ve kendi başına ve ayrı bir başlık altında (tarihselliğiyle birlikte) tartışalabilir.

    Ama sevgili Ebubekir, bunlar CHP’yi aştığı kadar, maalesef AKP’yi de aşar canım.

    Çapı yetmez.

    Çapı yetse, yarı çapı yetmez.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. CHP muhalefette kalmayı hedeflemiş bir parti. İktidar olmak istediğine inanmıyorum. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. gamaro yazdi;

    “..Sovyetler Birliği Komunist Partisinden NSDAP’ye kadar inceleyin.. Eğer “Hükümeti devlete şikayet ederek” siyaset yapan bir başka parti bulursanız, ben de diplomamı yırtacağım:)…..”

    bosuna mi diyorum tutma kendini deyu:)

    elbette “Düş” önemli lakin “realite” ve “Düş” arasinda denge kurabilmek daha önemlidir diye düsünüyorum yoksa sonunda chp zihniyeti benzeri ucuk/kacik “serbest,cok serbest”isler cikar ortaya..

    on yillik performans yani basaridan bahsediyoruz özel bir durum olmadigi taktirde ve pkk konusu tatliya baglandiginda model ülkeler seviyesine cikariz diye düsünüyorum..

    ezber bozan ve ezberi bozulanlar malum daha kimlerin ezberi bozulacak bekleyip görcez:)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Ben teknik bir yorumda bulundum.

    Yorum’um özgündür bu arada:)

    Ne demiştim?

    Yarıçap..

    E hadi o da yetti diyelim..

    Lakin bu kez de;

    Pikareyetakıldın.

    Üzgünüm:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. gamaro,

    bekleyip görcez dedik o nedenle üzülmeni yada üzülmemi gerektirecek bisey yok zira kullarin yanilma gibi bir lüxü vardir
    elbette sizin de:)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Yazımı fazla didiklemeden ve düzeltmeden acele yazdım, bazı hatalar oldu. Dinleyen anlatandan arif gerek. Önce şu tangoyu düzelteyim, vals olacaktı. Donizetti’nin tavsiyesi uyarınca valsler Rast makamına uyarlanmış. Uzun yıllar böyle devam etti taa ki 1950 lere gelene kadar. 1954 dü sanırım, Zeki Müren adında genç bir müzisyen ilk kez Nihavent makamında bir şarkı besteledi ve büyük bir coşku yarattı. Ondan sonra da hep Nihavent valsler besteledi.

    İkincisi 4ever’in eleştirisi: Alt yapıya %95 İslamı koyarsak doğal olarak İslami bir diktatörlüğe zemin hazırlamış oluruz. Oysa ortada bir diktatörlük yok, seçimle gelen bir parti var. Yazımın böyle anlaşılmış olmasını beklerdim.

    Belki farkındasınız belki değil ama AKP bundan sonraki oylarının büyük bir kısmını kadınlardan alacak. Anadolu kadını ilk kez kişiliğini buldu. Stalker bu sana!

    Padişahlığı savunmayla dinin ilgisi yok zaten savunanların sayısı da pek az. Ama dinci kesim kadar dinci olmayan kesimde aynı orandadır bence. Bir toplumun demokrasiye yönelmesi gelişmesine bağlı. Avrupanın yarısı krallıkla yönetilir ama demokrasi en üst düzeydedir. İttihatçılar ise henüz ulus olamamış geri bir toplumu demokrasiye götüremezdi, kendi diktalarını kurdular. Zaten demokrasi gibi bir amaçları da yoktu. Dinci kesim içinde Kemalizmi savunanların sayısı da azımsanamaz sanırım. Çıkan gürültüye göre yorum yapmayın.

    Padişahlığı isteyenlerin en büyük nedeni, İttihatçıların gereksiz savaşlarla, hatta Almanların götüne takılarak, insan kırımı yapmaktı. Son yüz yıllarda hiçbir padişah savaş açmadı. Yalnızca 2. Mahmut’un 1836 da Kavalalı’ya karşı yaptığı rövanş savaşı ki onu da kaybettiği halde İngilizlerin yardımıyla Kavalalı geri dönmeye ikna edildi. Oysa İttihatçılar kimseye danışmadan (tarihte bir ilk) koca devleti savaşa soktu ve milyonlarca telefat verildi, insanların arasına telafisi güç düşmanlık tohumları ekildi.

    Balkanların kaybedilmesinin istibdatla ilgisi yok. Orduya politika bulaştı. Ayrıca halklar uyandı. Makedonyalı bir Arnavut veya Selanikli bir Rum yüzyıllardır yaşadığı ülkesinde her yıl kiralanan araziye teklif veremiyor. Yalnızca orayı işletme hakkına sahip Türk’ün yanında çalışabiliyordu. Elbet bir gün patlayacaktı bir yerden. Osmanlı ora halkına eşit davranmadı, aşağıladı, ilk fırsatta da alaşağı edildi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Din elden gidiyor… Yanında biraz kömür… Demokrasi tamamdır.

    Sonra Kıbrıs’ın yerini bilmeyen, Tayyip başbakan mı, cumhurbaşkanı mı onu bile ayırt edemeyen güruha; Pişt ampul’e bas dedin mi işler toptan tamamdır.

    Böyledir.

    Mesela 2002-2011 arası 91 milyar dolar dış kaynak girmiş. Bu paranın sadece 5 milyar doları sanayi yatırımı imiş… (Ünlü yabancı yatırımcı var ya hani)

    Büyüme bu dönem 1.6…

    Borsa %46 gibi bir oranda küçülmüş…

    Kriz sarsıcı şekilde ülkeyi vurmuş durumda, tabi kime ne ?

    Pek yakında…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Ebubekir,

    Kemalizmi islamcılardan başka kesimler de eleştiriyor, evet. Örneğin ben kendimi sosyalist olarak tanımlıyorum ve kemalizmi ben de eleştiriyorum. Ama yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, yani kemalizme karşı islamcıları desteklemek gibi bir hataya düşmem ”şüküler olsun ki.”

    AKP’nin her iki kişiden birinin oyunu alması, onun demokratik bir parti olduğunu göstermez. İran devrimi kitlelerin desteğiyle yapıldı ama tam bir şeriat baskısı ve zulüm hüküm sürüyor şimdi. Mısır devrimi kitleseldi ama çoğunluk desteğini alan Mursi yeni bir tek adam olma yönelimine giriverdi, şimdi kendisini protesto eden kadınları toplu taciz eden özel birlikler kurmuş vaziyette! Benzer biçimde, AKP’nin çok oy almış olması da onun demokratlığına işaret etmez. Hitler de seçimle başa gelmişti. 12 Eylül darbe anayasası da %92 evet oyu almıştı, v.b. pek çok örnek verilebilir.

    Benim derdim emek egemen bir demokrasinin ülkede hakim olmasından ibaret. Bunu AKP yapsa keşke. Ama elbette yapmayacaktır ve yapmıyor da zaten. AKP’yi ”çekememek” gibi bir derdim yok zira kendi partimin yönetmesini hayal eden biri değilim. Ben, doğrudan demokrasi pratiklerinin ve yerinden yönetimin yaygınlaşarak halkın mümkün olduğunca kendini yönetmeye başlamasını, yani iktidar değişimini değil iktidarın tabana yayılmasını savunuyorum çünkü. İktidarları kıskanmam, zira iktidar ele geçirilesi değil yıkılası bir şeydir. Fakat başka coğrafyalarda kendi toplumsal öz-yönetimlerini kurma mücadelesi veren halkları (örneğin Meksika’daki Zapatistaları) kıskanıyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Fırat Bayram,

    maksat iktidar degistirmek yada iktidara gelmek degilse var olani yikmak nicin var mi örnegi ?

    meksika ve zapatista ?

    Resmi Adı:…………Meksika Birleşik Devletleri
    Yönetim Biçimi:…..Federal Cumhuriyet (31 Eyalet ve Federal Bölgeden oluşmaktadır)
    Başkenti:………….Meksiko
    Resmi Dil:…………İspanyolca
    Yürütme:…………Başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Devlet Başkanı yürütmenin başıdır.
    Yasama:…………Temsilciler Meclisi ve Senatodan oluşan iki kanatlı parlamento bulunmaktadır.
    Yargı:……………Federal ve eyalet düzeyinde teşkilatlanmış yargı sisteminin başında Federal Yüksek Mahkeme yer almaktadır..”

    acik gazete: Zapatista’nın siyasi kanadı feshediliyor..

    “…Marcos,
    La Jornada gazetesinde yayınlanan mesajında,
    1996 yılından bu yana gerillaların temsiline yardımcı olan Zapatista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (ZNLF) cuma günü faaliyetlerine son vereceğini söyledi.

    Marcos,
    “Yeni örgüt iktidar için mücadele etmeyecek, ancak siyaset yapmanın yeni yollarını arayacak.

    Bu örgüt barış yanlısı, anti-kapitalist ve solcu olacak” dedi.Zapatistalar daha önce de Meksika’da siyasi yaşama
    daha fazla karışmak istediklerini açıklamıştı.

    Eylül ayında Meksika’nın çeşitli bölgelerinden Zapatistalara üye 1000 kadar kişi Garrucha bölgesinde toplanmış ve yeni bir anayasa üzerinde görüşmüştü.

    Zapatista gerillaları yerlilerin haklarını savunmak ve sosyalizm adına 1 Ocak 1994 tarihinde güneydeki Chiapas eyaletinde ortaya çıkarak birkaç kenti işgal etmişti.

    Daha sonra hükümet ile ateşkes sürecine giren Zapatistalar şiddete başvurmuyor ve yerlilerin haklarının elde edilmesine yoğunlaşarak küreselleşme karşıtı bir siyaset izliyorlar.

    Meksikalı yetkililer 1995 yılında, kimliği merak konusu olan Marcos’un eski üniversite öğretim görevlisi Rafael Sebastian Guillen olduğunu açıklamıştı….”

    kiskanmak ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. “kiskanmak ?

    slm.”

    Yani neyini kıskanıyorsun diyor? Mal yok mülk yok euro yok dolar yok kıskanılacak nesi var diyor?

    (ben ebubekiri meal edeyim)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.