Kıskançlık Alevinde Yanmak…

”Seni deliler gibi kıskanıyorum.” dedi. Öylece şaşkın yüzüne bakakaldım. ”Neee? Beni kıskanıyormusun? Anlamıyorum neden?”

Gözlerini utangaç bir tavırla yere indirdi ve ses tonunu alçaltarak ”bilmiyorum ama beni çıldırtıyorsun” diye mırıldandı. Sonra aniden tekrar başını kaldırıp hışımla ” ne yapabilirim? Kendimden utanmama rağmen bu duygum beni hapsediyor.”

Başımı hayal kırıklığına uğramış bir şekilde sağa sola sallayarak ”farkındamısın? Bende olmayan herşey sende var ve kıskanmanı gerektirecek hiçbirşey yok bende.”

Dalgın bakışlar altında beni süzdü. Kafamı karıştırmasına ve ondan beklemediğim bir davranış içinde olmasına rağmen, sakin olmaya çalışarak tepkisini ölçmeye çabaladım. Samimiyetine hep inanmıştım. üstelik onu her zaman güçlü, aklı başında ve beni seven bir dost olarak görmüştüm.

DOSTLUK KISKANÇLIK ALEVİ İÇİNDE KAVRULARAK NASIL YEŞEREBİLİRDİ?

”Çok üzgünüm. Bana hayatımda hiçkimsenin sunmadığı kadar dostluğunu sundun ve beni sabırla hep dinledin. Affet ama bunu sana söylemek istedim. Beni çok rahatsız eden bu duygumdan kurtulmam için bana yardım edecek kadar hala dosttummusun?” Yalvarırcasına yüzüme baktı.

Ne hissetmem gerektiğini bilmeden doğru cümleleri bulmam gerektiğini düşünerek” Tamam eğer seni rahatsız edecekse, dostluğumu senden esirgerim. Bence sen biraz şımarıklık ve haksızlık ediyorsun. Harika kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar güzel bir villan, garajında son model Wolkwagen, çok para getiren düzenli bir işin, seninle çıkmak isteyen bir yığın erkek ve en önemlisi dünya tatlısı bir kızın var. Bende olmayan herşey sende var. Sence beni kıskanman saçma değilmi?

Oturduğu koltuktan hışımla ayağa kalktı. Odanın içinde bir ileri bir geri gitmeye başladı. Yüzü içindeki acı ile karışık öfkenin verdiği duyguyla allak bullak olmuştu. Hıçkırır gibi konuşmaya başladı.” Hep haklı olmak zorundamısın? İşte bu dahi beni kahrediyor.”

” Her zaman haklı olduğumu da nereden çıkardın. Hiç öyle bir iddaam yok ve sadece seni anlamaya çalışıyorum. Senin kıskanmana neden olacak ne var bende onu sorguluyorum.” Diye cevap verdim.

Ağlamaya başladı.Ellerini yüzüne kapatarak hıçkırıklar arasında ”Zavallıyım ben bunu görebiliyormusun sevgili dosttum? Sen hiçbir şey yapmadın. Fakat unutma sende bende olmayan bir şey var, benim çevremdeki insanlar benim sahip olduklarım için yanımdalar ama seni sadece sen olarak seven o kadar çok insan var ki… işte ben bunu kıskanıyorum.

Anlatmak istediğini kısıtlı beynim nihayet anlamıştı ve işin tuhafı bu konuda haklıydı. Fakat yinede kıskanacağı yerde kendini sorgulayarak dostlarını ona göre seçebilirdi.

Çaresizce ”evet canım bu konuda beni kıskanabilirsin” dedim.

Ne büyük aşklar kıskançlığın gölgesinde sıkıcı olmaya başlar:))) Ne güzel dostluklar biter … Öylesine hiç farkında bile olmadan, sevgi dolu duyguların yerini işgal eder ki… Ve fesatlık, kin, öfke hiç utanmadan bizi sarmalar:))) Maalesef, kıskançlık alevinin içinde tüm muhteşem duygular yanar kül olur. Hem kendimizi hem de bizi seven insanları ne kadar da çabuk tüketiriz ve beraberinde tükeniriz.
Acaba neden kıskanırız?
Eksikliklerimizi bize hissettirdikleri için mi? Kendimize ve başkalarına olan güven eksikliğinden mi? Ya da ben asla bu fikirde olmamakla birlikte, sevginin olduğu yerde kıskançlığın olması gerektiğini düşündüğümüzden mi?
Yoksa, her zamanki gibi o ego denilen tazmanya canavarının bitmek bilmeyen açgözlülüğünü doyurmak için mi? :)))

11.03.2009
Mesa/ ANKARA

7 yorum “Kıskançlık Alevinde Yanmak…”

  1. — Bu kadar inatçı olmak zorunda mısın?

    -> Hayır! Kesinlikle ben inatçı değilim. İnatçı olduğum fikri senin bir önyargın. Ben olaylara ve durumlara esnek ve hoşgörülü bakabilen biriyim.

    — Mesele de burada ya zaten. Kendi düşünme kalıpların içinde kendinin mükemmel olduğunu ileri sürüyorsun. Oysa, ben senin saplantılı olduğunu biliyorum.

    -> “Prensipleri olmak” bir saplantı değildir. Herkesin kendine göre kıstasları/ kriterleri vardır… Kendi hayat anlayışına göre kalıplaşmış davranışları vardır.

    –İyi ya işte! Dışarıdan gelecek yorumlara ve eleştirilere kapalı oluyorsun böylece. Esnek ve toleranslı bakamıyorsun çevrene.

    -> Benim çevremle bir “uyum problemim” yok. Eğer benim dünyama giremiyorlarsa bu onların sorunu.

    –Esas problem şu ki: Düşüncelerinde ve inançlarında kesin haklı olduğunu sanıyorsun. Halbuki “empatik” bir yaklaşım sergilemiyorsun.

    -> Doğruyu ve yanlışı ayırt edebilecek kadar sağgörüm var. İnsanların zayıf ve yetersiz kaldıklarında empati maskesinin ardına saklanmalarını tasvip etmiyorum.

    — Ben burada, pervasızca sergilediğin davranışınla senin karşılaştığında ortaya koyduğun hoşgörüsüzlük ve anlayışsızlıktan bahsediyorum.

    -> Ben bulunduğum noktaya kolay gelmedim. Şimdiye kadar harcadığım emek ve çabayı bir kalemde siliyor musun?

    –Benim kastettiğim, belli bir davranışı sen sergilediğinde “hoş”, aynı davranışı bir başkası sergilediğinde “abes” olarak nitelendirmen.

    -> Aynı davranış olsa bile, yerine ve zamanına göre davranışın içeriği ve hali değişir. Kişiler ve olaylar konusunda önyargılı davranmam.

    — Ben, “önyargıdan” çok, senin “samimi algılamanı” vurgulamak istiyorum. Belki sana doğal geliyor ama bu empatik anlayışı sergileyemiyorsun.

    -> İşin içine bir parça egomun karıştığını kabul edebilirim. Ama ben çevremdeki kişilere eşit ve adil davranmaya çalışıyorum.

    — Şiddetle karşı çıktıklarını sen büyük bir umursamazlıkla yaparken, sana hayretle bakıyorum.

    -> Kimselere zarar verecek davranışlara girmem. Ben hak-ettiklerimi sahiplenmeye çalışıyorum sadece.

    — Evet ama, bu sahiplenme çoğu zaman “bir filin bir zücaciye dükkanını dolaşması” gibi kırıp dökerek oluyor.

    -> Kimselere garezim yok benim. Alnımın teriyle kazandıklarımı çar-çur edecek değilim.

    –Tabi ki, senin malında- mülkünde gözüm yok. Benim demeye çalıştığım maddiyattan çok, manevi olarak kendini karşındakinin yerine koyma melekesine sahip olmaman.

    -> Mutlak eşitlik söz-konusu olamaz. Bugün ben kralım, yarın bir başkası. Bulunduğumuz pozisyon da ister- istemez davranışlarımızı etkiliyor.

    –Bak! Kabul ediyorsun ayrıcalıklı davrandığını.

    -> Sen, herkesin tek-tip olduğu bir topluluk tasavvur edebiliyor musun? İnsanlar da, yeteneklerine ve güçlerine göre farklı seviyedeler.

    — Bu farklı seviyeler, onların birbirlerine karşı aykırı davranmasını mı gerektirir?

    -> Bak ben aykırı davransın demiyorum. Bir berbere gittiğin zaman, elbette senin direktiflerine göre sana hizmet edecek.

    — Mutlaka! Ama benim anlatmaya çalıştığım… Eğer, o berber sen olsaydın, aynı duygu ve hissiyatla hizmet eder miydin?

    -> Niye farklı olsun ki? Sadece pozisyonum değişmiş olur.

    — Bu pozisyon değişikliği senin davranışlarını da değiştirmez mi?

    -> Bu kadar inatçı olmak zorunda mısın? “Empatik davranış” senin tekelinde değil! Ben de en az senin kadar empatiğim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Teşekkürler sevgili gumanji.

    Aslında bu konuyu “Paylaşırken nasıl bir yol izlemeliyiz?” başlığının altına da yakıştırabiliriz.

    Sizin yukardaki diyaloğunuz bana şunu hatırlattı bir kez daha:
    Tartışma sırasında kullanılan uslup, tartışılan konunu önüne geçtiğinde ortada konu falan kalmıyor. Konu, kısır ve birbirininin tekrarı çekişmelere dönüşüyor. Haliyle ortada paylaşılacak bir şeyde kalmıyor.

    —Benim kastettiğim, belli bir davranışı sen sergilediğinde “hoş”, aynı davranışı bir başkası sergilediğinde “abes” olarak nitelendirmen.

    Tartışmalarda -özellikle kendini konuyla ilgili yetkin hissedenler- üstünlük iddasında olmadan düşüncelerini net ve açık ortaya dökselerdi, ( konu açıldığında) aynı şeyleri tekrarlayarak izleyenleri baymazlardı.

    Tam burada sevgili medisis’in açtığı kıskançlık konusuna da değinmek isterim.
    Kişisel kanaatim, kıskanılacak kişi olmak çok da marifet değildir. Çünkü bu duyuguyu karşınızadaki kişiye veriyorsanız onun kendini eksik ve yetesiz hissetmesine neden oluyorsunuz demektir (belki farkında olmayarak).
    Bir insan ; karşısındaki insana değer veriyorsa aslında bu kendine verdiği değerle eşdeğerdir. Çünkü, “verdiğimiz şeyler” bizim niteliklerimizi ortaya koyar diye düşünmekteyim.
    Nitelikli insanlara kıskançlık değil de olsa olsa gıpta ile bakılır. Ve.. galiba böyle insanlar örnek alınır, örnek olduklarını bilmeden…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Sizlere katılıyorum arkadaşlar. Aslında çok masumene görünmüş olsada çoğu zaman bize yapılan davranış şekillerini yine bizler belirliyoruz. Hiç farkında olmadan… Ne garip tuzaklar kuruyoruz kendimize ve belkide başkalarına. Tüm duygularımızı kabullenmeliyiz.Olumlu yada olumsuz şiddetle karşı çıktığımız duygularımız aslında bizde var olan ve kendimizde olduğunu kabullemediğimiz fakat başkalarına yansıttıklarımız olabilir. Yazımda vermek istediğimi o kadar güzel yakaladınız ki… Sizler harikasınız:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Soldaki rastgele yazılardan ulaştığım bir yazı daha 😉
    Konu güzel gerçekten ” kıskançlık alevinde yanmak”.

    Sevgili medisis te canu da tam kalbinden girmiş konuya . Özellikle canu’nun tespitine katılmamak zor:

    Kişisel kanaatim, kıskanılacak kişi olmak çok da marifet değildir. Çünkü bu duyuguyu karşınızadaki kişiye veriyorsanız onun kendini eksik ve yetesiz hissetmesine neden oluyorsunuz demektir (belki farkında olmayarak).
    Bir insan ; karşısındaki insana değer veriyorsa aslında bu kendine verdiği değerle eşdeğerdir. Çünkü, “verdiğimiz şeyler” bizim niteliklerimizi ortaya koyar diye düşünmekteyim.
    Nitelikli insanlara kıskançlık değil de olsa olsa gıpta ile bakılır. Ve.. galiba böyle insanlar örnek alınır, örnek olduklarını bilmeden
    …

    Örnek alınmak güzel bir anlatım. Kıskanılacak kişi olmak yerine “örnek olabilenlere gıpta edilir elbette. Bazılarının “ben birşey yapmadım demedim ama beni kıskanıyorlar, falanca yerden dışlandım , filanca siteden şutlandım , ben ne yaptım kiii”” türünden gizli, ya da yeterince açık böbürlenmelerine iyi cevap yukardaki yazı ve yorumlar 😉

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. İnsanlar genellikle kelimelere takılıp kalıyorlar sanırım sorunda burada başlıyor. Anlatılmak isteneni anlamak yerine onu başka yerlere çekmek ve alıp götürmek çok marifet olsa gerek. Hayretler içinde kalıyorum. Bu konuda bazı arkadaşları tebrik etmek gerekiyor. Acaba bir gün bende bunu başarabilecekmiyim?Aslında benim anlatmak istediğim kıskançlığın doğal bir duygu olduğu önemli olanın bunun farkına vararak tamamen ret etmeden dengelemek ve karşıdaki kişiye zarar vermemek, dostlukları yok etmemekti. Kıskançlık alevinde yanarken o alevin iki kişi arasındaki dostluğu kül etmesine fırsat vermeden sevgiyle ateşi söndürebilmek gerektiği idi.
    Tamam diyelim ki, dediğiniz doğru, ben kıskanılmak istedim ve bundan da böbürleniyorum. Kıskanılmak istediğim için de bunu yansıttım ama aklıma hiç gelmeyen bir şeyi bir başkasına nasıl yansıtabilirim ki ? Ben birey olarak belirli davranış kalıpları içinde isem illaki kıskanmasımı gerekiyor? Eğer öyleyse benim şu ana kadar çoğu arkadaşımı kıskanmam gerekiyordu. Hatta benden daha çok şeye sahip olduğu için bu kişiyi benim kıskanmam gerekmiyormuydu? Yoksa bilinçaltımmı ben farkında olmadan yansıttı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Kıskançlık=Bencillik

    Hangi konuda kıskançlık gösterilirse gösterilsin altında tamamen bencilce düşünceler yatıyor bana göre…Sahip olmak istediği maddi manevi şeylere sahip olana karşı içten içe çekememezlik duygusu..Ve o duygunun aşırıya kaçması halinde kendisine ve karşısındaki insana zarar veren davranışların olması…

    İnsan dostum dediğini kıskanmaz…Ancak gıpta edebilir.

    Seven kıskanırmış ! bu mantığı dahiç anlayamayacağım 🙂 Onun sevgiyle değil başka konularla alakası var,kendimize itiraf etmeye çekindiğimiz ” aaa hayır canım ne alakası var “diyip bal gibi alakalı ,gerçek duygu ve düşüncelerimizi kamufle etmeye çalıştığımız 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. ahhh bu seven ne yapmaz olayı yaptı bana ne yaptıysa zaten…
    çok aşıktım ben…
    o da bana aşıktı…
    yapılacak tek şey evlenmekti böyle durumlarda o zaman…
    ama bir sorun vardı.
    beni kıskanmıyordu hiç…
    günde elli kere arar, üstüme aldığım şeyin ince olup olmaması konusunda kafa patlatır, yanlışlıkla aksırır öksürürsem iyi olduğuma onu ikna etmek için çabalamak zorunda kalırım, ilgilidir, alakalıdır, üzerime titrer ama….
    ama yok işte kıskançlık felan…
    bi de bizim bi arkadaşlar var.
    hatunun eşi boza pişirir ensesinde nerdeyse.
    “oraya gitme, bunu giyme, şöyle yapma” v.s.
    bizim hatun da inceden cilvelenir, böyle sürer gider hayat.
    bu konu konuşulurken;
    “e seviyo tabi adam, kıskanır kızım” gibi laflar edilir.
    iyi de benim adam kıskanmıyor işte…
    hiçbir problemim yok, seviyor ve seviliyorum ama takmışım kıskanmıyorsa sevmiyor olayına…
    söyleyemiyorum da ona…
    dalga geçer alimallah.
    diline düşmek korkunç…
    bir gün alışveriş ediyoruz.
    baktım miniminnacık bir etek.
    benim karışımla bile bir karış ya var ya yok.
    aha dedim kendi kendime;
    “işte fırsat”
    eteği aldım, üzerime tuttum ve şöyle bir de pozlar takınaraktan;
    “bu eteği alıp giysem mi acaba dışarda?” dedim.
    şöyle bir eteğe baktı.
    geri çekilip tekrar baktı ve dediki;
    “hayatım, sen k.çını göstermek istiyorsan ben ne diyebilirimki sana”

    şaka gibi…
    yüzümdeki aptal ifade ve elimde o bir karış etekle dururken,
    işte tam da o anda vazgeçtim ben bu kıskandırma sevdasından….

    kısmet işte :))))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.