Ölçmeden öncesini soruyorum. Ölçme ile ilgili kısım farklı bir tartışma konusu. Elektronlara foton göndererek ölçtüğü için bu etki dalga fonksiyonunu çökertiyor.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Elektronlara foton göndererek ölçtüklerini sanmıyorum burada. O zaman sapma oluşabilir. O yarıklarda bir algılayıcı vs birşey vardır sanırım. Ama belki de o düzenek yüzünden aynı sonuç çıkmıyordur. Bize ham verileri değil direkt ‘çıkarsadıkları sonuçları’ anlattıkları için birşey demek zor.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Son ölçmedeki olay haricindeki kısma kadar şöyle bir yorum yapılabilir;
Bir eter denizinde olduğumuzu varsayın. Madde ve enerji de eterin yoğunlaşmış formları olsun.
O zaman bir elektron, bir denizde ilerleyen, ve ilerledikçe gene kendi dalgasını yaratan bir tekne gibi olabilir. Ama ilginç kısım, teknenin de gene sudan olması (buz gibi biraz daha yoğun bir formu olarak düşünülebilir). Böylece parça etkisini de, dalga etkisini de gözlemek mümkün olabilir.
Aslında şüphelerim arasında şu yarıkların ince kenarları da var. Oralara çarpıp bir saçılma da gerçekleşebilir. Biz kağıt gibi çok ince birşey olarak düşünüyoruz ama elektron için orası kalın bir duvar veya koridor gibi olabilir. Çarpıp çarpıp saçılabilir. Ve hatta su damlası gibi bir yapısı olduğunu düşünsek elektronun (hem bu onun elektron bulutu şeklindeki ifadeleriyle de uyumlu) o zaman damla bütünlüğünü koruduğu sürece parçacık, yayılıp saçıldığı zaman dalga şeklinde gözlemleniyor olabilir.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Son şıkkı işaretledim ve düşüncemi fazla uzatmadan yazmaya çalışacağım. Yorum yapabileceğim bazı başlıklar var bu aralar sitede ama zaman ayırıp yazamıyorum.
Ben parçacık anlayışının ileride klasik fiziğin bir parçası olacağını düşünüyorum. Şöyle bir düşünce deneyi yapsanız. Hayali bir elektron tabancanız olsa; hayal içinde hayal yani. Bu bir elektron fırlatsa, işte önünde bir çift yarıklı engel olsa ileride de bir perde olsa.. bu elektron nasıl hareket eder, yarıklardan hangisinden geçer, perde de nereye çarpar? gibi sorular sorsanız kendi kendinize. O perdede milyarlarca elektronun oluşturduğu girişim desenine benzer bir sonuç bulacaksınız. Deney hakkında öngörülerde bulunduğumuz için elektronun rotasını kesin bilmiyoruz ama olasılık hesapları kullanacağız. O da nize elektronun çarpa ihtimalinin yüksek olduğu alanlar ve düşük olduğu alanlar şeklinde bir çizgili desen verecek. İşte deneyin kendisi de bize bundan fazlasını vermiyor. Bu atom altı(veya atomdan büyük yapıları) varlıkarı elementer dalgalar olarak hayal etmek gerçeğe daha yakın. Tabancadan çıkan bir elektronu ilerleyen bir olasılık dalgası olarak düşünün. Tam olarak o deney öncesinde kağıt üzerinde tanımladığınız olasılık dalgasının can bulmuş hali, tabancadan çıkıyor ve yayılıyor. Fakat bunlar elementer dalgalar yani etkileri bölünümez. Taşıdıkları özellikler parçalanamaz. Kütlesi neyse odur, dalga boyu, spini, momentumu, elektrik yükü vs. vs. Ve perde bir dedektördür aslında tıpkı yarıkların yanıbaşına yerleştirilen gibi. Ve olasılık dalgası perdeye vardığında etkisini tek bir noktada göstermek zorunda property(bu konularda her zaman yaptığım gibi nesne yönelimli programlama terminolojisini kullanıyorum 🙂 ) lerini tek bir noktada gösterebilir. Ve işte biz bu elementer büyüklüklerin etkilerini bir bölgeye yayılmış olarak değil de her zaman kendisinin tam katları şeklinde etkidiğini gözlemlediğimiz için bu varlıkları parçacıklar şeklinde yorumlamışız. Bu son cümlelerim çok anlaşılmaz oldu sanki, ama sadeleştiremiyorum.
Konu hakkındaki sınırlı bilgilerimle bu şekilde bir yorum getiriyorum. yorumum yanlış veya doğru olabilir ama şu gerçek ki bizim ısrarla bildiğimiz nesnelere benzetmeye çalıştığımız bu maddenin yapıtaşları hayalgücümüzün çok ötesinde şeyler. Tıpkı Dawkins’in bilim için dediği gibi; bilim aslında bilimkurgudan daha tuhaf.
En son olarak şunu ekleyeyim. hep böyle atmoaltı atom üstü falan diye bi ayrıma gidiyoruz ama. Bence micro macro arasında öyle keskin bir sınır yok. Bu makro dünyamızdaki tüm bu gerçekliği tamamıyla bu kuantum dünyasının yasaları şekillendiriyor. Yani şu gerçekliği hissetmemiz için kuantum dünyasının mevcut yasaları olmalı, ve başka türlü olamaz. Bizim birşeyleri kavrayamayışımız bazı çelişkileri işaret etmiyor. Algımızı sınırlandıran etmenler bambaşka şeyler. Son paragraf gene determinist mi oldu ne, emin değilim.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Parçacık dedektörü olduğu aşikar da, nasıl bir parçacık dedektörü? Sorulan aslında bu.
Foton göndermek*, veya yarıklara atom koymak** deneyin sıhhatini tamamen bozacaktır.
Bununla birlikte elektron yüklü bir parçacıktır. Yarıktan geçişi anındaki manyetik etkisi ölçülebilir***. Bence böyle bir yöntem kullanmış olmalılar.
() Bir foton gönderip, bir elektronla çarpışmasını beklemek pek de akılcı değil.
() Elektron yarığa yerleştirilmiş bir atomla çarpışırsa zaten yarıktan “geçmiş” olmaz.
() Bu yöntemin de deneyin sıhhatini bozmayacağı söylenemez.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Bir tane foton gönderilmiyor elbette
** Çarpışması için değil manyetik etkisini gözlemlemek için atom konulur.
Ayrıca elektromanyetik kuvvetin taşıyıcılar fotonlardır.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Son hidron deneyiminde Atomun parçalanabilirliği gözlemlendi, sonrası molukuller ve protonlar da da geriye dönüşüm kaçınılmaz, elektronlar ise H2us404 sıçramaları yapıyor ultraviole ışınlarına kadar bu böyle farklı davranış biçimleriyle hesaplanabilir şekilde devam ediyor, Ses frekansları ve yarattıkları manyetik ortamlar havadaki oksijen CO2 havadaki ısı sıcaklık ve soğukluğu gündüz ve gece bu dalga etkileşimlerinde gene hesaplanabilir farklılıklar ortaya koyuyor.
SSB SingleSideBand A3A A3J geniş bandları ses frekansları ile ışın dalgalarını helezonik devrişim yapmalarını sağlıyor.
Burada gelmek istediğim Quantum teorisi çift yarık testinin artık anlamsız ve işe yaramaz olduğudur. Quantum teorisi Atomdan protona kadarki safhasında ancak belirgin sapmalar ve davranışlar yapması gözlemlenebilir olsada son geri dönüş olayı ile bu yapılan hesaplardada hatalar olduğu ortaya çıktı, şimdi yeni hesaplarla Hubble teleskopu uzayda daha uzak noktaları görme şansını elde etti ve burada uygulanan yöntem katlamalı çark yöntemidir.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Aslında bütün olay maddenin yapısından kaynaklanıyor. Madde parçacık değil dalgadan ibarettir. Parçacık bir yanılsamadır. dalga formunun farklı bir şekli, buna göre gelen foton aslında uzay-zaman bölgesinin her noktasında parçacık olarak vardır. yarıklar ve konumları bir filtre gibi, aslında birbirini sönümleyen farklı formdaki dalgaları , engelleyerek sadece girişim yapabilecek olanların perdeye ulaşmasına izin verir. Yani girişim normalde her an vardır. Ancak bu girişim öyle bir düzendedir ki , yarıklar olmadan fotonun bir doğru üzerinde gitmesine sebep olur. Yarıklar aynı foton gibidir maddeden oluşmuştur ancak madde de bir dalgadır. Yarıkların oluşturduğu farklı dalgalarla , özel olarak bir topoloji oluşturarak girişim deseni şeklinde gözlemlenir.
Yarıklardan birisine konacak bir gözlem aracı maddesel bir yapıdır, yani bir dalga formudur. Buna göre yarıkların oluşturduğu özel topolojiyi (uzay-zaman topolojisi) her zaman bozacak şekilde konumlanır bu durumda fotonlar yarıklar sanki hiç yokmuş gibi bozarlar. bu durumda gözlemlenen foton iki çizgi üzerinde (girişim yok) , ama aslında baştaki durumdaki yani engel olmadığı durumdaki girişimi oluştururlar. Ölçme ortadan kalktığında çift yarığın oluşturduğu özel topolojiye döner sistem. ve perde de girişim gözlenir. Olasılık dalgası yoktur. Bu durumun olasılıkla açıklanma sebebi, bu topolojiyi insanların algılamasının en kolay yolunun bu olması sebebiyledir.
Yani o uzay-zaman bölgesi, bütün olarak özel bir topolojiye ayarlanmış olup, bu topolojinin denge durumunun ölçme ile bozulması sonucu (ki bu durum sisteme yeni dalga formlarının girmesi demektir.) girişim deseni bozulur.
Madde hem parçacık hem dalga değil, sadece dalgadır. parçacık gözlemi insan algısının bir yanılsamasıdır.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Dalga mı geçiyorsunuz?
deniz olmadan dalga olur mu?
dalgalanan bir deniz düşünün,
dalgalanan nedir, su moleküllerinin hareketi değil mi?
su molekülleri olmadan, deniz olmadan dalga olabilir mi?
dalgalanmak bir eylemdir, fiildir, bir isim değildir, özne değildir, yüklemdir,
yani dalgalanma eylemini bir özneye/nesneye/maddeye yükleriz.
bir bayrak rüzgarda dalgalanıyorsa, dalgalanan nedir, bayrağın, kumaşın molekülleridir,
bayrak yoksa, deniz yoksa ne dalgalanacak?
maddesiz dalga olmaz.
dalga, maddenin, atomun, molekülün, partikülün, fotonun, elektronun yaptığı eylemdir, harekettir, fiildir.
bir dalgalanma fiili varsa, bu eylemi yapan bir madde olmalıdır.
öznesiz yüklem/fiil olmaz.
ne dalgalanıyor,? hiçbirşey mi dalgalanıyor?
her eylemin, her hareketin, her fiilin bir öznesi olmak gerekir.
dalgalanma da bir eylemdir, fiildir. bir öznesi olması gerekir.
moruk
,
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Evet bir öznesi vardır. Bu öznenin adına biz boşluk diyoruz. Boşluk bir varlık ise dalgalanan şey bu boşluğun ta kendisidir.İşte tuhaflık buradadır. Boşluk maddesel parçacıklardan oluşuyorsa, bunların arasında kalan şey nedir ? işte parçacık fikrinin sorunu budur yani her zaman bir boşluğa ihtiyaç duymaktadır.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
“Madde hem parçacık hem dalga değil, sadece dalgadır. parçacık gözlemi insan algısının bir yanılsamasıdır.”
Böyle düşüncede olan birinin kafasına bir tuğla ile vurduktan sonra aynı soruyu bir daha sormak gerektiğini düşünüyorum. İddia ettiği gibi madde sadece dalga olsaydı her hangi bir zarar vermeden (manyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi) -yine sadece dalga olan- beyninin içinden geçip giderdi.
Tuğlayı kafaya yedikten sonrada aynı düşüncede olursa ne olacak peki ? 🙂
Ki böyledir. Tuğlanın kafayı kırmasının sebebi tuğla ve kafanın benzer dalga modeline sahip olmasıdır.
Bu dalga modelinin özelliği alışageldiğiniz birbiri içerisinden geçen dalgalar gibi değildir.
Bu durumu anlatmanın zorluğu da buradadır zaten, ama bir misal vereyim.
Su sıvı halde iken içinden bir şeyin geçip gitmesine izin verecek bir yapıdadır. Bir başka sıvıda olabilir bu bir katı madde parçacığı da ,
ancak buz haline gelmiş 2 su bloğu birbirini kırabilir. kafa ve tuğla iki buz bloğu gibidir.
Şablonlarınızı bırakabilmeyi başarabilirseniz. (Ki diğer konulardaki sabit fikirlerinizi düşünürsek bu sizin için oldukça zordur.)
Aslında maddenin parçacık olmadığını da görebilirsiniz.
Madde hiçliğin farklı bir dalgalanması sonucu oluşan, 3 boyutlu bir hiç dalgasıdır. Buna göre içinde Hiçliğin hiçliği vardır.
Dışında ise, eriyen buzun etrafında oluşan su birikintisi/akıntısı gibi, EM veya Madde dalgaları meydana gelir.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
“kendi kendini alt ediyorsun zaten, gelişime açıksın. Tebrikler”
Teşekkür ederim. Elbette yeri geldiğinde kendi kendimi çürütebilmeliyim. Söz konusu olan Pozitif bilimler olduğu zaman böyle de olmalıdır zaten. Septik düşünce bilimin ilerlemesine neden olan en önemli düşünce yapısıdır.
Buna göre kendi düşüncenizden de emin olmamalısınız.
Fiziksel bir gerçeklik gördüğünüzde ya da iddia edildiğinde onu sorgulamalı, tekrar sorgulamalı ve tekrar, tekrar, tekrar sorgulayabilmelisiniz.
Benim düşüncelerime yakın olan tarzda 2. bir kişi daha bulamadığım için, teorilerimi oluşturduktan sonra; o konu ile ilgili çok çeşitli kaynaklardan araştırma yapar.
Teorilerimi gözden geçirir, ve çürütür yeniden üretirim. Bu döngüsel işlemin sonucunda artık çürütülemeyecek noktaya gelir. (Yeni bilgi ve gözlemler ışığında)
Şimdi bu kapsamda söylediğiniz şeyi değerlendirelim.
Haklısınız ! Bu şekilde ifade etmişim.
“”Madde parçacık değil dalgadan ibarettir. Parçacık bir yanılsamadır. dalga formunun farklı bir şekli, …” “
Demek ki ifadelerimi düzeltmeliyim. Dalga formunun farklı bir şekli olan Madde parçacığı adı verilen fenomen, aslında EM dalga formu gibi ama daha farklı bir form olmasına karşın, genel alışkanlıklar gereği parçacık olarak algılanmıştır.
Parçacık adı verilen ve aslında bir dalga formu olan fenomen, iki benzer dalga formu birbirleri ile karşılaştığında, klasik ve alışageldiğimiz EM dalgalar gibi davranmazlar. Mesela bir parçacık dalgasının bulunduğu uzay-zaman düzlemine, ikinci bir dalga giremez. (Pauli dışarlama ilkesi) Bu durum ihlal edilmeye çalışırsa, parçacıklar yani dalga formları bütünlüklerini koruyamazlar, ancak bazı durumlarda bu ilkenin istisnası olur.
Yani uzay-zaman düzlemi aynı anda 2 farklı dalga formunun orayı işgal etmesine izin verir.
Bu durumun sebebi tamamen 3 boyutlu dalga formunun, hareket, ve göreceli olarak buna bağlı yön hız açı vb. faktörlerine göre belirlenen nitelikleri sebebiyledir.
İnsan algısı , dalgaları ve parçacığı gözlemlediği için, ve bunun dışında madde konusunda oldukça tutucu olduğu için, maddenin parçacıklardan oluşması gerektiği algısını kendisinde ciddi bir potansiyel olarak tutmaktadır.
Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
Deney sonucu eksik verilmiş.
Deneye, elektronların hangi yarıktan geçtiğini gözlemlemek üzere bir sensör eklendiğinde, girişim deseni oluşturmayıp, iki çizgi oluşturması da var.
Çift yarık deneyini felsefi açıdan bu kadar önemli ve popüler kılan bu kısmıdır.
Doktor Kuantum çift yarık deneyi
Bence burada kritik nokta ölçmeyi (videodaki gözü) ne şekilde yaptıkları. Bunun teknik ayrıntılarına ihtiyaç var, daha detaylı analiz edebilmek için.
Ölçmeden öncesini soruyorum. Ölçme ile ilgili kısım farklı bir tartışma konusu. Elektronlara foton göndererek ölçtüğü için bu etki dalga fonksiyonunu çökertiyor.
Elektronlara foton göndererek ölçtüklerini sanmıyorum burada. O zaman sapma oluşabilir. O yarıklarda bir algılayıcı vs birşey vardır sanırım. Ama belki de o düzenek yüzünden aynı sonuç çıkmıyordur. Bize ham verileri değil direkt ‘çıkarsadıkları sonuçları’ anlattıkları için birşey demek zor.
Elbette birden fazla yöntem var. Farketmiyor sonucu değiştirmiyor, deney düzeneğine müdahale dalgayı çökertiyor.
Son ölçmedeki olay haricindeki kısma kadar şöyle bir yorum yapılabilir;
Bir eter denizinde olduğumuzu varsayın. Madde ve enerji de eterin yoğunlaşmış formları olsun.
O zaman bir elektron, bir denizde ilerleyen, ve ilerledikçe gene kendi dalgasını yaratan bir tekne gibi olabilir. Ama ilginç kısım, teknenin de gene sudan olması (buz gibi biraz daha yoğun bir formu olarak düşünülebilir). Böylece parça etkisini de, dalga etkisini de gözlemek mümkün olabilir.
Aslında şüphelerim arasında şu yarıkların ince kenarları da var. Oralara çarpıp bir saçılma da gerçekleşebilir. Biz kağıt gibi çok ince birşey olarak düşünüyoruz ama elektron için orası kalın bir duvar veya koridor gibi olabilir. Çarpıp çarpıp saçılabilir. Ve hatta su damlası gibi bir yapısı olduğunu düşünsek elektronun (hem bu onun elektron bulutu şeklindeki ifadeleriyle de uyumlu) o zaman damla bütünlüğünü koruduğu sürece parçacık, yayılıp saçıldığı zaman dalga şeklinde gözlemleniyor olabilir.
Çok delice bi olay bu.
İlk seçenek biraz enteresan olmuş.
Hem tesadüfen bir noktada bulunuyor, hem de sonuçlar olasılık kümesine göre şekillendiği için söz konusu girişim modeli oluşuyor.
O halde bu çok tesadüfi bir model!
Çan eğrileri de öyledir zati:)
İstatistiki olarak “anlamlı” dağılımlar gösteren tedafüler silsilesi..
Tesadüfün bu kadarına da..
Pes yani:)
bir elektronun bir konumdan geçtiği nasıl gözlemlenir? Bilen biri yazabilir mi yöntemleri
Bir çok yöntemi olabilir. Foton gönderilebilir, etkileşim için yarıklara atom konabilir, parçacık dedektörü konabilir vs.
Son şıkkı işaretledim ve düşüncemi fazla uzatmadan yazmaya çalışacağım. Yorum yapabileceğim bazı başlıklar var bu aralar sitede ama zaman ayırıp yazamıyorum.
Ben parçacık anlayışının ileride klasik fiziğin bir parçası olacağını düşünüyorum. Şöyle bir düşünce deneyi yapsanız. Hayali bir elektron tabancanız olsa; hayal içinde hayal yani. Bu bir elektron fırlatsa, işte önünde bir çift yarıklı engel olsa ileride de bir perde olsa.. bu elektron nasıl hareket eder, yarıklardan hangisinden geçer, perde de nereye çarpar? gibi sorular sorsanız kendi kendinize. O perdede milyarlarca elektronun oluşturduğu girişim desenine benzer bir sonuç bulacaksınız. Deney hakkında öngörülerde bulunduğumuz için elektronun rotasını kesin bilmiyoruz ama olasılık hesapları kullanacağız. O da nize elektronun çarpa ihtimalinin yüksek olduğu alanlar ve düşük olduğu alanlar şeklinde bir çizgili desen verecek. İşte deneyin kendisi de bize bundan fazlasını vermiyor. Bu atom altı(veya atomdan büyük yapıları) varlıkarı elementer dalgalar olarak hayal etmek gerçeğe daha yakın. Tabancadan çıkan bir elektronu ilerleyen bir olasılık dalgası olarak düşünün. Tam olarak o deney öncesinde kağıt üzerinde tanımladığınız olasılık dalgasının can bulmuş hali, tabancadan çıkıyor ve yayılıyor. Fakat bunlar elementer dalgalar yani etkileri bölünümez. Taşıdıkları özellikler parçalanamaz. Kütlesi neyse odur, dalga boyu, spini, momentumu, elektrik yükü vs. vs. Ve perde bir dedektördür aslında tıpkı yarıkların yanıbaşına yerleştirilen gibi. Ve olasılık dalgası perdeye vardığında etkisini tek bir noktada göstermek zorunda property(bu konularda her zaman yaptığım gibi nesne yönelimli programlama terminolojisini kullanıyorum 🙂 ) lerini tek bir noktada gösterebilir. Ve işte biz bu elementer büyüklüklerin etkilerini bir bölgeye yayılmış olarak değil de her zaman kendisinin tam katları şeklinde etkidiğini gözlemlediğimiz için bu varlıkları parçacıklar şeklinde yorumlamışız. Bu son cümlelerim çok anlaşılmaz oldu sanki, ama sadeleştiremiyorum.
Konu hakkındaki sınırlı bilgilerimle bu şekilde bir yorum getiriyorum. yorumum yanlış veya doğru olabilir ama şu gerçek ki bizim ısrarla bildiğimiz nesnelere benzetmeye çalıştığımız bu maddenin yapıtaşları hayalgücümüzün çok ötesinde şeyler. Tıpkı Dawkins’in bilim için dediği gibi; bilim aslında bilimkurgudan daha tuhaf.
En son olarak şunu ekleyeyim. hep böyle atmoaltı atom üstü falan diye bi ayrıma gidiyoruz ama. Bence micro macro arasında öyle keskin bir sınır yok. Bu makro dünyamızdaki tüm bu gerçekliği tamamıyla bu kuantum dünyasının yasaları şekillendiriyor. Yani şu gerçekliği hissetmemiz için kuantum dünyasının mevcut yasaları olmalı, ve başka türlü olamaz. Bizim birşeyleri kavrayamayışımız bazı çelişkileri işaret etmiyor. Algımızı sınırlandıran etmenler bambaşka şeyler. Son paragraf gene determinist mi oldu ne, emin değilim.
Yanılmıyorsun kaptan, ben de benzer düşünüyorum. Perdeye düştüğünde dalga parçacık oluyor.
Parçacık dedektörü olduğu aşikar da, nasıl bir parçacık dedektörü? Sorulan aslında bu.
Foton göndermek*, veya yarıklara atom koymak** deneyin sıhhatini tamamen bozacaktır.
Bununla birlikte elektron yüklü bir parçacıktır. Yarıktan geçişi anındaki manyetik etkisi ölçülebilir***. Bence böyle bir yöntem kullanmış olmalılar.
() Bir foton gönderip, bir elektronla çarpışmasını beklemek pek de akılcı değil.
() Elektron yarığa yerleştirilmiş bir atomla çarpışırsa zaten yarıktan “geçmiş” olmaz.
() Bu yöntemin de deneyin sıhhatini bozmayacağı söylenemez.
** Çarpışması için değil manyetik etkisini gözlemlemek için atom konulur.
Ayrıca elektromanyetik kuvvetin taşıyıcılar fotonlardır.
Son hidron deneyiminde Atomun parçalanabilirliği gözlemlendi, sonrası molukuller ve protonlar da da geriye dönüşüm kaçınılmaz, elektronlar ise H2us404 sıçramaları yapıyor ultraviole ışınlarına kadar bu böyle farklı davranış biçimleriyle hesaplanabilir şekilde devam ediyor, Ses frekansları ve yarattıkları manyetik ortamlar havadaki oksijen CO2 havadaki ısı sıcaklık ve soğukluğu gündüz ve gece bu dalga etkileşimlerinde gene hesaplanabilir farklılıklar ortaya koyuyor.
SSB SingleSideBand A3A A3J geniş bandları ses frekansları ile ışın dalgalarını helezonik devrişim yapmalarını sağlıyor.
Burada gelmek istediğim Quantum teorisi çift yarık testinin artık anlamsız ve işe yaramaz olduğudur. Quantum teorisi Atomdan protona kadarki safhasında ancak belirgin sapmalar ve davranışlar yapması gözlemlenebilir olsada son geri dönüş olayı ile bu yapılan hesaplardada hatalar olduğu ortaya çıktı, şimdi yeni hesaplarla Hubble teleskopu uzayda daha uzak noktaları görme şansını elde etti ve burada uygulanan yöntem katlamalı çark yöntemidir.
Aslında bütün olay maddenin yapısından kaynaklanıyor. Madde parçacık değil dalgadan ibarettir. Parçacık bir yanılsamadır. dalga formunun farklı bir şekli, buna göre gelen foton aslında uzay-zaman bölgesinin her noktasında parçacık olarak vardır. yarıklar ve konumları bir filtre gibi, aslında birbirini sönümleyen farklı formdaki dalgaları , engelleyerek sadece girişim yapabilecek olanların perdeye ulaşmasına izin verir. Yani girişim normalde her an vardır. Ancak bu girişim öyle bir düzendedir ki , yarıklar olmadan fotonun bir doğru üzerinde gitmesine sebep olur. Yarıklar aynı foton gibidir maddeden oluşmuştur ancak madde de bir dalgadır. Yarıkların oluşturduğu farklı dalgalarla , özel olarak bir topoloji oluşturarak girişim deseni şeklinde gözlemlenir.
Yarıklardan birisine konacak bir gözlem aracı maddesel bir yapıdır, yani bir dalga formudur. Buna göre yarıkların oluşturduğu özel topolojiyi (uzay-zaman topolojisi) her zaman bozacak şekilde konumlanır bu durumda fotonlar yarıklar sanki hiç yokmuş gibi bozarlar. bu durumda gözlemlenen foton iki çizgi üzerinde (girişim yok) , ama aslında baştaki durumdaki yani engel olmadığı durumdaki girişimi oluştururlar. Ölçme ortadan kalktığında çift yarığın oluşturduğu özel topolojiye döner sistem. ve perde de girişim gözlenir. Olasılık dalgası yoktur. Bu durumun olasılıkla açıklanma sebebi, bu topolojiyi insanların algılamasının en kolay yolunun bu olması sebebiyledir.
Yani o uzay-zaman bölgesi, bütün olarak özel bir topolojiye ayarlanmış olup, bu topolojinin denge durumunun ölçme ile bozulması sonucu (ki bu durum sisteme yeni dalga formlarının girmesi demektir.) girişim deseni bozulur.
Madde hem parçacık hem dalga değil, sadece dalgadır. parçacık gözlemi insan algısının bir yanılsamasıdır.
Dalga mı geçiyorsunuz?
deniz olmadan dalga olur mu?
dalgalanan bir deniz düşünün,
dalgalanan nedir, su moleküllerinin hareketi değil mi?
su molekülleri olmadan, deniz olmadan dalga olabilir mi?
dalgalanmak bir eylemdir, fiildir, bir isim değildir, özne değildir, yüklemdir,
yani dalgalanma eylemini bir özneye/nesneye/maddeye yükleriz.
bir bayrak rüzgarda dalgalanıyorsa, dalgalanan nedir, bayrağın, kumaşın molekülleridir,
bayrak yoksa, deniz yoksa ne dalgalanacak?
maddesiz dalga olmaz.
dalga, maddenin, atomun, molekülün, partikülün, fotonun, elektronun yaptığı eylemdir, harekettir, fiildir.
bir dalgalanma fiili varsa, bu eylemi yapan bir madde olmalıdır.
öznesiz yüklem/fiil olmaz.
ne dalgalanıyor,? hiçbirşey mi dalgalanıyor?
her eylemin, her hareketin, her fiilin bir öznesi olmak gerekir.
dalgalanma da bir eylemdir, fiildir. bir öznesi olması gerekir.
moruk
,
Evet bir öznesi vardır. Bu öznenin adına biz boşluk diyoruz. Boşluk bir varlık ise dalgalanan şey bu boşluğun ta kendisidir.İşte tuhaflık buradadır. Boşluk maddesel parçacıklardan oluşuyorsa, bunların arasında kalan şey nedir ? işte parçacık fikrinin sorunu budur yani her zaman bir boşluğa ihtiyaç duymaktadır.
Böyle düşüncede olan birinin kafasına bir tuğla ile vurduktan sonra aynı soruyu bir daha sormak gerektiğini düşünüyorum. İddia ettiği gibi madde sadece dalga olsaydı her hangi bir zarar vermeden (manyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi) -yine sadece dalga olan- beyninin içinden geçip giderdi.
Hüsamettin ve bilimsellik
Tuğlayı kafaya yedikten sonrada aynı düşüncede olursa ne olacak peki ? 🙂
Ki böyledir. Tuğlanın kafayı kırmasının sebebi tuğla ve kafanın benzer dalga modeline sahip olmasıdır.
Bu dalga modelinin özelliği alışageldiğiniz birbiri içerisinden geçen dalgalar gibi değildir.
Bu durumu anlatmanın zorluğu da buradadır zaten, ama bir misal vereyim.
Su sıvı halde iken içinden bir şeyin geçip gitmesine izin verecek bir yapıdadır. Bir başka sıvıda olabilir bu bir katı madde parçacığı da ,
ancak buz haline gelmiş 2 su bloğu birbirini kırabilir. kafa ve tuğla iki buz bloğu gibidir.
Şablonlarınızı bırakabilmeyi başarabilirseniz. (Ki diğer konulardaki sabit fikirlerinizi düşünürsek bu sizin için oldukça zordur.)
Aslında maddenin parçacık olmadığını da görebilirsiniz.
Madde hiçliğin farklı bir dalgalanması sonucu oluşan, 3 boyutlu bir hiç dalgasıdır. Buna göre içinde Hiçliğin hiçliği vardır.
Dışında ise, eriyen buzun etrafında oluşan su birikintisi/akıntısı gibi, EM veya Madde dalgaları meydana gelir.
İki yorum önce maddenin parçacık olması insan algısına bağlıyken şimdi algıdan bağımsız, benzer dalgalara dönüştü. 🙂
kendi kendini alt ediyorsun zaten, gelişime açıksın. Tebrikler
Teşekkür ederim. Elbette yeri geldiğinde kendi kendimi çürütebilmeliyim. Söz konusu olan Pozitif bilimler olduğu zaman böyle de olmalıdır zaten. Septik düşünce bilimin ilerlemesine neden olan en önemli düşünce yapısıdır.
Buna göre kendi düşüncenizden de emin olmamalısınız.
Fiziksel bir gerçeklik gördüğünüzde ya da iddia edildiğinde onu sorgulamalı, tekrar sorgulamalı ve tekrar, tekrar, tekrar sorgulayabilmelisiniz.
Benim düşüncelerime yakın olan tarzda 2. bir kişi daha bulamadığım için, teorilerimi oluşturduktan sonra; o konu ile ilgili çok çeşitli kaynaklardan araştırma yapar.
Teorilerimi gözden geçirir, ve çürütür yeniden üretirim. Bu döngüsel işlemin sonucunda artık çürütülemeyecek noktaya gelir. (Yeni bilgi ve gözlemler ışığında)
Şimdi bu kapsamda söylediğiniz şeyi değerlendirelim.
Haklısınız ! Bu şekilde ifade etmişim.
Demek ki ifadelerimi düzeltmeliyim. Dalga formunun farklı bir şekli olan Madde parçacığı adı verilen fenomen, aslında EM dalga formu gibi ama daha farklı bir form olmasına karşın, genel alışkanlıklar gereği parçacık olarak algılanmıştır.
Parçacık adı verilen ve aslında bir dalga formu olan fenomen, iki benzer dalga formu birbirleri ile karşılaştığında, klasik ve alışageldiğimiz EM dalgalar gibi davranmazlar. Mesela bir parçacık dalgasının bulunduğu uzay-zaman düzlemine, ikinci bir dalga giremez. (Pauli dışarlama ilkesi) Bu durum ihlal edilmeye çalışırsa, parçacıklar yani dalga formları bütünlüklerini koruyamazlar, ancak bazı durumlarda bu ilkenin istisnası olur.
Yani uzay-zaman düzlemi aynı anda 2 farklı dalga formunun orayı işgal etmesine izin verir.
Bu durumun sebebi tamamen 3 boyutlu dalga formunun, hareket, ve göreceli olarak buna bağlı yön hız açı vb. faktörlerine göre belirlenen nitelikleri sebebiyledir.
İnsan algısı , dalgaları ve parçacığı gözlemlediği için, ve bunun dışında madde konusunda oldukça tutucu olduğu için, maddenin parçacıklardan oluşması gerektiği algısını kendisinde ciddi bir potansiyel olarak tutmaktadır.