Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç adlı eserinde bahsettikleri bizi ne kadar ilgilendiriyor? Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?
Şayegan İranlı bir düşünür ve kitabında her ne kadar modernlikle karşılaşan toplumlar hakkında bir soyutlama yapıyorsa da bunu İran’ın deneyiminden yola çıkarak gerçekleştiriyor. Türkiye ve İran’ın çağdaş düşünce tarihinin geniş bir benzerlik içerdiğini biliyoruz. Bu durumda Shayegan’ın varsayımları bizi de yakından ilgilendirmektedir.
Kitap yerliciliğin eleştirisi üzerinden gelişiyor
Ayrıca genel olarak bakıldığında, Shayegan’ın entelektüel mesaisinin ana fikri doğu ve batı meselesi. Tanzimat’tan beri tartıştığımız bir sorun üzerine düşünmekte olduğu için diğer eserleri de önemsenmelidir. Shayegan, batılılaşma tarihimizde karşılaştığımız, aşılmamış sorunları anlatıyor. Kitabının ana temaları: “Kimlik kaybı korkusu”, “paradigma değişimi”, “iki paradigma arasında çelişki zamanı” vd. Fakat kitabın temel tezi, yerliciliğin eleştirisi üzerinden gelişiyor:
- Bu tarihin içinde geniş bir yer tutan yerlici uzlaştırma çabalarının “epistemolojik bir çarpıklık” ya da “şizofreni” olduğu iddiası.
-
Savunmacı yerlicilik iddialarının dahi modernliğe bulaştığı ve bunun üzerini örtmenin de çarpıtmaya yol açacağı iddiası.
Daryush ShayeganMeseleyi ontolojik farklılık üzerinden değerlendirmesi sorunlu,
O halde, bu kitap “batı-dışı” toplumların modernlikle karşılaşmalarından doğan zihinsel problemlerini anlamak adına bir bakış açısı sunabilir. Fakat doğu ve batı meselesini bir ontolojik farklılık tezinin ışığında değerlendirmesi sorunlu gibi geliyor bana. (Esasen Shayegan, bundan önceki eserlerinde doğunun ve batının farklı ve uzlaşmaz özlere sahip iki ayrı bütünlük olduğunu savunmuşken burada görüşleri değişmişti. Fakat burada da eski görüşlerinin işin içine sızdığını söylemek mümkün).
Bu kadar derin bir farklılık tezinden hareket edilince bilinç de “yaralı” görülür elbette. Organizmanın tamamen yabancı bir cisimle temas etmesi gibi. Bu karşılaşmanın bir çatışma olarak zuhur ettiği toplumsal anlar olabilir ama doğu ve batının kültürel alışverişi konusu da var ve bu tür bir bakış bunu göremez. Farklılık tezinin karşısında günümüzde özellikle diasporadaki Hint yazarları tarafından piyasaya sürülen bir “melez”lik edebiyatı var. Ontolojik fark ya da diyalektik çatışma tezine karşı duruyor. Bu da eksik, aynı nedenden ötürü. Bu konu, çatışma ve diyalog, benzerlik ve farklılık gibi değişkelerin gelgitinde incelense daha iyi sonuçlar alınır.
Onun eleştirisi Şeriati’yi de kapsıyor
İkinci sorunlu nokta, İran’ın entelektüel hayatında modernliğe cevap arama çabalarının birçoğunu tehlikeli bir yerliciliğe indirgemesi. (Mehrzad Boroujerdi’nin İran Entelektüelleri ve Batı: Yerliciliğin Izdıraplı Zaferi başlıklı eseri de iyi bir analiz sunmasına rağmen benzer bir işleve sahip). Mesela buna göre, İslâmi bir sol söylem geliştirme çabalarını çarpık eklektizmler, anakronik uzlaştırma girişimleri girişimleri diye görerek kenara atmamız gerekir. Oysa Ali Şeriati gibi bir düşünür açısından düşündüğümüzde bu eleştiri can sıkıcı ve bir o kadar da haksız gibi geliyor bana. Çünkü, Şeriati de bu tür bir etiketlemeye direnen yönlere sahiptir ve birçok farklı açıdan yeniden değerlendirilebilir.
Burada asıl mesele…
Keza, Eleştirel Teori hakkında eserleriyle tanınan Susan Buck-Morss, Küresel Bir Karşı Kültür başlığıyla çevrilen (kitabın asıl adı Islamism and Critical Theory on the Left olarak düşünülmesine rağmen) eserinde bu türden bir temellük edici, kurtarıcı tutumla işe girişir. Evet, siyasi diller arasında çeviri kolayca gerçekleştirilemez. Gerçek farklılıklar varolabilir. Fakat çeviri ödevi bir siyasî bir proje olarak anlaşıldığında, der Buck-Morss, küresel iktidarın eşitsiz düzenlemelerine meydan okuyabilir: “Eleştirel Teori ve İslâmcılık böylesi bir çeviri için bir düğüm noktasını oluşturur”. Burada asıl mesele, karşıtlıkların uzlaştırılabileceği idealini, farklılıkları inkâr etmeden gerçekleştirmenin zorluğudur. Fakat yine de burada ebleh bir iyimserliğe dayanan diyalogçulukla mutlak farklılık tezlerinin ötesinde bir hakikat var: Siyasî bir proje olarak düşünüldüğünde, egemen iktidarı rahatsız edecek eklemleyici bir eleştirel ortaklık kurulabilir.
BU KISA ALINTIDAN SONRA ;Kültürel Şizofreni hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum?
toplumsal çarpıklık,modernlik,bilinci aydınlatacağı yerde çarpıtmaktadır,inanç dünyasında bile,gerçeklik ötesi oluşmuştur..benzeri ifadeler var..Şayeganda..
Şeriati için ne diyor bakın;
maniheist bir tarih anlayışı,
zincirleme özdeşleştirme,
tinin fenomolojisi ve akıl sisteminin kavramsal aygıtından yoksun bırakılmış Hegel,
kuramdan ve praksisten arındırılmış Marks,
ontolojik ağırlıklarını kaybeden,mekanı olmayan düşünceler..
köken ve sondan uzak islamın karışımı…
Galile öncesi bilinç ve Hegel sonrası bir söylem…
süreyi uzaysallaştıran,algılamayı taşlaştıran,hayatın değişken akışıyla,her tür diyalektik ilişkiyi zorlaştıran sui generis bir zihinsel alandır,bu dünya özerk bir yaşm sürülen gerçek altı bir dünyadr,ikinci derece bir sayıklamadır…bunlar kendi fantazmlarını yaşayan yapılardır…
dinden bağımsızlaştırılan eğilimler,Humeyni ile doruğuna erişmiştir…
islam dünyasındaki modernleşme eğilimlerinin;tinsel imgeleri ve dünya gerçekliğini biçimsizleştirdiğini iddia ediyor
bu konuda mercedes örneğini veren şayegan;Almanydaki konumu ile islam ülkelerindeki konumu arasında farka değiniyor..
ilerici ve marksistleride aynı kategoride görüyor…
batı dışı uygarlıklar,iki paradigmayı yaşamaktalar,kendi paradigmaları ve büyük bilimsel devrimlerden doğan paradigma….
bu konuya lütfen değinelim,şayegan,şeriati için doğrumu söylüyor,lütfen terörsüz değinelim,
Şeriati için ne diyor bakın;
maniheist bir tarih anlayışı,
zincirleme özdeşleştirme,
tinin fenomolojisi ve akıl sisteminin kavramsal aygıtından yoksun bırakılmış Hegel,
kuramdan ve praksisten arındırılmış Marks,
ontolojik ağırlıklarını kaybeden,mekanı olmayan düşünceler..
köken ve sondan uzak islamın karışımı…
Galile öncesi bilinç ve Hegel sonrası bir söylem…
süreyi uzaysallaştıran,algılamayı taşlaştıran,hayatın değişken akışıyla,her tür diyalektik ilişkiyi zorlaştıran sui generis bir zihinsel alandır,bu dünya özerk bir yaşm sürülen gerçek altı bir dünyadr,ikinci derece bir sayıklamadır…bunlar kendi fantazmlarını yaşayan yapılardır.