Kaddafi bir diktatör olabilir.
Ancak onu devirecek olan Libya halkı olmalıdır.
Yapılan müdahale bir ülkenin iç işlerine karışmaktır.
Emperyalizm kendi çaresizliğine çare bulmak için alabildiğine vahşileşmektedir. Birinci bunalım dönemlerinin yöntemlerine geri gitmekte ve tüm dünyanın gözleri önünde ülkeleri açıktan işgal etmektedir. Afganistan, Yugoslayva, Irak şimdi de Libya işgal planları arasında. “Aslan Amerikanın” ardından, diğer çakal sürüleri de işgallerden pay alma derdine düşmüşlerdir…
İşgallere de zavallı halkların özgürlük, demokrasi istemlerini kılıf olarak kullanabilecek kadar oyun içinde oyun oynanmaktadır. Bu oyunları görmeyen safdiller de olan olayları devrim diye alkışlamaktadır. Oysa emperyalizm Ortadoğu’da diktatörleri yıkarken babasının hayrına yapmıyor bunu. Bu ülkelerdeki halkların kursağındaki yangınların, emperyalistlerin sömürü çarklarını da yakmasından korktukları için yıkmaktadır. Yeni yönetimler sözüm ona diktatörlükleri yıkarken, emperyalizmle yine kol kola gireceklerdir. Bu bir devrim olamaz. Halkların bunda bir çıkarı yoktur…
Olan biteni anlamak için klasik soruyu soralım;
Bu durumdan kim çıkar sağlıyor?
Emperyalistler bu ülkelerdeki ayaklanmaları neden destekliyor?
Devrimci olduğundan mı?
Halkçı olduğundan mı?
Emperyalizm durumdan hoşnutsa, sosyalistler bu durumu devrim diye alkışlayabilir mi?
Çayın taşı ile çayın kuşunu vuruyor emperyalizm; Halkların özlemleri ile halkların dünyasını karartıyor. Özgürlük ve demokrasi hiç bir zaman emperyalizm tarafından halklara bahşedilecek bir şey değildir. Bu oyunları bozmak gerek…
Fare kediden kaçarken ahırda inekten yardım ister. İnek de onu saklamak için üzerine sıçar. Ama farenin kuyruğu dışarıdadır. Kedi gelir fareyi titreyen kuyruğundan çeker çıkarır, üstündeki bokları da temizledikten sonra bir güzel yer. Kıssa; sana her bok atan düşman değildir, seni her boktan çıkaran da dostun değildir…
Halkları sözüm ona diktatörlüklerden çekip çıkaran emperyalizm, onların bokunu temizledikten sonra yutmak niyetindedir. Bunu herkesin görmesi gerek.
Bir de şu En son Irak’ta nükleer silah arayan Birleşmiş mİLLETLERİN, artık emperyalizmin “şeyhülislamı” niteliğinde bi fetva makamı olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor!… Irakta neler bulduğunu herkes unutuverdi. Ne bulmuştu?
Hiç!
Sonra ortalık ne oldu?
PİÇ OĞLU PİÇ!…
Fakat bildiğim kadarıyla Kaddafi füzelerle, sivil halkın üzerine bomba yağdırmaya başlamıştı. Güçleri dengelemek açısından Avrupa’nın tutumunu yerinde buldum. Almanya kesinlikle karışmak ve mazlumun yanında olmak istemiyormuş, ebubekir yüzünden olabilir mi?
)kapa parantez
Ortadoğu uzmanı gazeteci Robert Fisk şöyle değerlendiriyor;
bence,magdur´un yaninda zalime karsi olma karari gec bile kaldi..
gönül isterdiki
zalimi caydirmak icin gereken müdaheleyi “bir türk dünyaya bedel” siarini dilinden düsürmeyenler gerceklestirsin görüldügü gibi ici bos sloganla olmuyor..:)
slm.
insanlık adına gerçekten üzücü ben natao ve birleşmiş milletler kararına karşıyım madem çok adeletliler filistin ve kıbrıs konulareında neredeler ırak olaylarından dolayı abd flimin yönetmenligini yapıyor bir dönem topraklarımızdaki işgalçilerde başrol oynuyor kötü adamda bize yabancı degil oda zamanında osmanlıya ihanet etmiş bir millet ben rusya cin hindistan gibi düşünüyorum operesyon derhal bitsin türkiye hakem konumunda olaya müdale etsin
Küçükken ben tavuk beslerdim. Civcivler çıkmaya yakın, civcive yardım olsun diye kabuğunu açtığım tüm civcivler, sonradan hastalanır ölürdü… Derinlemesine gözlediğimde civcivlerin son çabayı kendileri göstermezse, göbek bağlarındaki artık kalan kan kurumuyor, çıkarken de göbek bağı kanlı çıkıyor. Sonra oradan mikrop kapıp ölüyorlardı… Oysa yardım etmediğim civcilere bakınca, göbek bağlarının kuru çıktıklarını gördüm… Onlar yaşıyorlardı…
Diktatörler bir halkın kendi kendisinin çatlatacağı kabuktur!
Eğer müdahale ederseniz doğumlar sakat olacaktır.
Amaç halkın yararı değil ki Libya’da…
Kaybetme korkusu!
Olaki diktatörü yıkan halk kendilerine de hastir çeker korkusu!
“Bak ama” diyecekler, “bizim sayemizde yıktınız diktatörü”.
Sonra bu iyiliklerinin bedeli olarak imtiyaz isteyecekler…
Bu filim yeni değil ama, bALIK bellekliler için her zaman yeni bir filimmişcesine izlenmektedir…
Ha kaddafi ha takunyalı recep bey. Kim destekler bu tipleri? ”halk” kavramının en çürük tabakası. Çünkü bu zorbalar kendilerini destekleyinin dışa yansıyanıdır.
Muhalefet aklı selim cümle kurarken iktidar namussuz, haysiyetsiz gibi laflarla savunma yapabiliyor mesela. Şimdi bu peygamber ilan edilen mankafalıları peygamber ilan eden mankafa çoğunluktan nasıl kurtaracksınız? Çözümü yok ya kendilerini yok edecekler zamanla ya da birileri gelip toptan yok edecek.
Libya halkı başaramazdı.Dünyaya kafa tutan bir deliye 3 milyon(%50) kişi ne yapabilirdi?BM’nin tutumu yerinde ancak iş BM’nin kontrolünden çıkacak ve ABD,Fransa,İngiltere kısır döngüsüne girecek.
Batının bu tavrını anlamak ta pek mümkün değil.Nedense “demokrasi” hep petrolü olan ülkelere gönderiliyor?
İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X
Sorun petrol değil; Mısır’da kurulacak demokrasi sonrası iktidara gelecek “Müslüman Kardeşler” örgütü… Şu an en disiplinli ve en teşkilatlı muhalefet bu örgütün elinde. BBC de canlı konuşan örgüt yanlısı hukuk fakültesi öğrencisi bir kız şunları söylüyordu: Biz Fransız hukukunu uyguluyoruz ve bu hukuk bizimle uyumlu değil, bu hukukta suç işleyen bir hırsız birkaç ay sonra serbest bırakılıyor ve yeniden yapıyor, biz şeriatı tesis ederek o hırsızın elini keseceğiz ve hem şeriatı hem de insanlığa örnek bir hukuku ele alacağız
Henüz genç bir kızın böylesi bir şiddete gönül vermesi, bu örgütün ne denli tehlikeli olduğunun göstergesidir. Batı bu tehlikeli örgütün gücü eline geçirdikten sonra tüm dengeleri bozacağını biliyor ve şimdiden tedbirini alıyor. Libya’ya daimi yerleştirilecek bir üs, mısırı ve çevre ülkeleri sürekli kendi güdümünde tutarak (güya) dünya barışını koruyacak.
Bu dünyada kimse kendinden önce başkasını düşünmez.
Amerika ve yandaşlarının bu tür eylemlerin o ülke halklarını (Kore-Vietnam-Afganistan-Yugoslavya-Irak-Güney Amerika ve Afrika’daki birkaç ülke daha) korumak için yaptıklarına halen inananlar var, gerçekten hayret ettim.
Müdahalenin neyine karşı çıkıyorsunuz, çok merak ediyorum?
Ülkeler arasında saçma sapan ‘sınırlar’ var diye, oradaki insanların katledilmesine müsade mi edilmesi gerekiyor?
Tamam, batı ‘petrol üretimini’ yeniden istikrara kavuşturmak için bunu yapıyor olabilir.. Ama bize ne?.. Kaddafinin olduğu bir yönetimde de batı petrolden yararlanıyordu, eğer diktatörlüğe nazaran kısmen ‘demokratik’ bir yönetim gelirse de yararlanacak.. Ama o kadar insanın katledilmesi engellenecek!.. Libya’daki baskıcı diktatörlük, dünyanın hiçbir yerinde olmayan ‘yolsuzluk’ ortadan kalkacak.
Batı’nın neden sadece petrolün olduğu ülkelerdeki vatandaşlarını katleden diktatörlüklere, baskıcı ve zorba rejimlere müdahale ettiğini sorgulayabiliriz.. Örneğin Sudan’da, Hrıstiyanlar katledilirken neden böyle bir müdahale etmediği sorulabilir.. Ve batının iki yüzlü, sadece petrol üretimini istiktara sokmak için bunu yaptığı söylenebilir, bunlara hiçbir şey demiyorum.
Ama bu müdahaleye karşı çıkmak için, aynı zamanda insanlıktan da çıkmak gerekiyor sanırım.. Irak’ta, Libya’da, Sudan’da bir BM müdahalesinin her zaman yanında olurum.. Ordaki insanların katledilmesinin izlenmesini insanlık dışı buluyorum.. Ülke sınırlarını kutsallaştırmayan, enternasyonalistim vs. diyen herkes de böyle olmalıdır diye düşünüyorum.
Emperyalistler yapmaları gerekeni yaparlar. Bunu aksattıklarını şimdiye kadar görmedik. Bunları, demokrasi girişimi,
diktatörleri yok etme, halk devrimi gibi görüşleri olanları da anlıyorum. Çünkü yarım aydınlıkta çağımız insanının en önemli sorunlarından biridir !..
Benim anlayamadığım, gerçekten bu işleri bilenlerin tepkilerinin çok cılız çıkması. Noldu bu insanlara üzerlerine ölü toprağımı serpildi ?…
Buraya yazıyorum, eğer emperyalistlerin bu demokrasi götürme işgalleri sona erdirilmesse, bu işler tamamlandıktan sonra, sıra toplu katliamlarla nufus azaltılmasına gelecek !…
Gerekçede kah küresel ısınma olacak, kah içme suyu yetersizliği… Veya solunacak havanın yetişmemesi falan v.s
neden böyle söylüyorum ; Çünkü bunlar, dünya bizimdir diyorlar. kendilerine göre de haklılar. Zira bilimle kendileri uğraşıyorlar, tüm insanlığın hizmetin de olan buluşlar, teknoloji, kullandığımız ne varsa onlara ait.
Bizim dangoz ise hasbelkader eline geçirdiği bir televizyon köşesinden, atılan onlarca tomahavk füzelerinin nasıl bir gelişmiş füze olduğunu anlatmak ta boşbeleş sadece yalakalık hasebiyle geçinmekte mahir, mankafalılarımıza.
Anlatıyor anlatmasına da atılan o füzeler senin yere göğe sığdıramadığın, o kitap ehline. Noldu kemalist söz konusu olunca, kitap, Allah, ya bismillah,
Ama amerika söz konusuysa zulüm ona aitse, Allah, kitap, izinde. İş bitsin 15 gün sonra dönecek…
Bilim pahalı ve zahmetli bir iştir bayanlar baylar.
dolayısıylada adı bilim olduğu için kesinlikle masumdur, diye bir kural yok. Kapitalist bir dünyada parayı
bastıranın hizmetinede girebilir. Bilirsiniz altın kural şudur : altını olan kuralı kor.
buna görede hem demokrasi sahibi, hem bilim sahibi, hemde medeni. Bunlar derse ki küresel ısınma,çareside
şudur şu kadar insan yok olmalı ki dünya ferahlasın. Sen o zaman da şimdi olduğu gibi karşı çıkamaz, arandan
en sevmediğini onlara verirsin. kendinin yaşaması için. tabi ona yaşamak diyorsan…
Sakın şimdi dediğin gibi bunlar kitapta yazıyor falan demeyesin.
Burda konuşulması gereken Kaddafi’nin diktatörlüğü filan değildir.
tamamen kayıtsız şartsız emperyaliste defol gittir.Kaddafi 42 senedir diktatördü.
sangre…
Tam işte sizin gibi düşünmemizi istiyorlar…
Sizde hedeflerine ulaşmışlar… Bu kadarı onların hırsızlıklarının, vahşetlerinin gizlenmesine yetiyor…
Ben de çıkmaya çalışan civcivlere yardım etmediğim zaman sizin gibi üzülüyordum….
“Merhaba, demokrasi getirmistik.Pardon, petrol kuyulariniz ne tarafta oraya kuracagiz demokrasiyi…”
Ne tuhaf bir cumle degil mi? Ama bu cumlenin tuhafligi artik o kadar normal geliyor ki farkinda bile degiliz olanlardan.Basit bir mudahale degildir Libya’daki.Neden Amerika ozellikle kendi ulkesindeki petrol fiyatlarin artmasindan sonra Libya’ya “yardim(!)” karari alip Kaddafi’yi yok etmeye yonelik eylemlerde bulunmaya basladi? Minicik yandaslari, silah arkadaslari da yaninda elele bombaliyorlar Kaddari canavarini.Ne guzel bir aile tablosu! Hic cikar yok isin icinde… Tek amac zavallik Libya halkina yarim, tipki Irak gibi! Bravo!
Libya, Irak, Misir, Iran, Tunus, Cezayir.. Hic fark etmez ulkenin adi, cok guzeldir mis gibi petrolun tadi. Pardon dilimsurctu demokrasinin tadi…
Önce satarsın silahlarını Kaddafiye, halkını vursun diye. Ardında yine yaparsın saldırını kaddafiye, nasıl olsa masrafını fazladan almak için halkın elinden.
Gerçek insanlık satmamaktır o silahları baştan ülkelere.
islam cografyasi (toplam 55 ülke galiba) zengin mi zengin,fikirde fukara,halka zulümde bi numara,paylasimda hep bana rabbena,onlardan olmaz ne köy nede kasaba..
sangre´ye aynen katiliyor ve aki´ye gamaro´nun su tespitini hatiratiyorum;
“Kaçınız kağıda çizgiye taktığı kadar buna taktı? Afganistan ya da nijerya büyükelçiliği bastınız da biz mi duymadık? İnsanlık onuru işkenceyi yenecek dediniz de biz mi susturduk?..”..
kuveyt/iran saldiran saddam ve halepce katliami
milosovic ve sirplarin bosna halkina yaptiklari vs. karsisinda üc maymunu oynayan iste bu gelenekci/mezhepci 55´ler degilmiydi ?
peki
sayin aki,o vakit de hayretler icinde kaldin mi ? hayretsin valla..
bu vesileyle gamaro´ya selam..
slm.
Sayın Hüseyin Aktaş,
Onların ne düşündüğü, insanların nasıl düşünmesini istedikleri beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.. Batı tek bir düşünceye sahip, bu düşünce çerçevesinde hareket eden bir yapı değil.. Aynı şekilde ABD’de de farklı eğilimler bulunuyor.. Öncelikle dünyanın her yanına bir ahtapot misali uzanan ve dünyayı sömürmeye çalışan Batı modelinin 1 asır önce yıkıldığını, size üzüntüyle belirtmek zorundayım.. Artık tüm dünyanın ‘Küreselleşme’ ile birbirine entegre olmasını isteyen, bir organizma misali hareket eden dünya tasviri var.. Çünkü ülkeler arasında ticaretin gelişmesi, yatırımların yoğunlaşması ile birlikte, topyekün gelişen bir dünya var.. Artık 200 yıl önce ifade edildiği gibi, ekonomi sıfır toplamlı bir oyun değil.. Bazı ülkelerin gelişmesi için, bazılarının kaybetmesi gerekmiyor.. Ekonomi pastası sabit değil, büyüyen bir yapıya sahip.. Ülkelerin tüm derdi ise ‘rekabet’ ile bu büyüyen pastadan en çok pay almak.. Savaş ise hem hedef ülkenin, hem de savaş açan ülkenin üzerinde bir ‘kara buluttur’.. O kadar maliyetli bir iştir ki, bırakın gelişmiş bir ülkeye karşı olmasını, ABD’nin gelişmemeiş Irak’a yönelik müdahalesinden sonra bile ekonomisi alt üst oldu.. Bu yüzden 1. Dünya savaşından sonra, bir daha savaşlar olmaması için BM gibi örgütler kuruldu.
Peki başka hangi komplo teorileri savunuluyor; Efendim neymiş?.. ABD veya Batı tüm dünyayı istediği gibi kontrol ediyormuş.. Onların izni olmadan yaprak bile kımıldamazmış.. Her ülkeyi bir kukla misali oynatır, hiçbir ülke de buna ses çıkaramazmış.. Gerçekten öyle mi?
Bir kere dünya bir oyun tahtası değil.. Her ülkenin kendi yerel çıkarlarını güvenceye almaya çalışan ve gerekirse bu bağlamda ABD’ye de rest çeken onlarca ülke var.. Türkiye de bunlardan biridir, Libya da bunlardan biridir.. Bu yüzden tek bir ‘Emperyalizm’ modeli çizip, bunun da başında ABD ülkesini koyup, hepsinin de Batı olarak algılanması, çok çok eskilerden, Batı’nın tek güç sahibi olduğu dönemlerden kalmış yanlış bir değerlendirmedir.
Roni Margulies çok güzel bir tespitte bulunuyor;
”Kısacası, emperyalizm Amerika’nın kendi çıkarlarını dünyanın geri kalanlarına dayatması değil. Dünyanın tüm egemen sınıflarının, belli ama değişken bir hiyerarşik sıralanma içinde, ortak çıkarlarını becerebildikleri ölçüde ve birbirleriyle de itişerek tüm dünyaya dayatma çabası.”
Yani neymiş?.. Yolsuzluktan çürümüş bir ülkeyi 42 yıldır yöneten ve şu anda da halkını katleden bir diktatörü de Emperyalizmin baş aktörlerinden biri olarak, pek tabii sayabiliriz.
Artık Emperyalizm denilen şey Batı ile sınırlı değil.. Çünkü Batı’nın dışında bir çok yerel aktör de ekonomik olarak güç kazanmış durumda.. Onlar da halklarını kana kana sömüyorlar, baskı altına alıyorlar.
Tabii tüm bunların yanında, olan yine Libya halkına oluyor.. Kaddafi tarafından katledilen bir halkı, geçmişteki müdahalelerinde sicili pek de temiz olmayan BM tarafından kurtarılmasını umuyoruz.. BM’nin sicili neden temiz değil?.. Çünkü daha önce müdahale ettiği ülkelerin bir çoğunda ya katliamı engelleyemedi, ya da ülkede bir ‘iç savaş’ başladı.. Bu yüzden koalisyon güçlerinin bu müdahalede daha dikkatli olmaları gerektiğini savunuyoruz.
Bu durumda bir örnek veriyorum; Diyelim ki Türkiye’nin kuzey bölgesinde bir örgüt insanları katlediyor (Hiçbir örgüt ile bağlantı kurulmaması için, kuzeyinde diyorum).. Peki bu durumda biz neyi savunmalıyız?.. Tabii ki Türkiye ordusunun o bölgeye girip, o örgütü etkisiz hale getirmesini.. Peki bu katliam sınır dışında olunca, neden ses çıkaramıyoruz?.. Neden ülkenin ‘iç işleri’ diyoruz?.. Ulusal sınırlar diyoruz?.. Neden ülkelerin sınırlarını bu denli kutsallaştırıyoruz?.. Kendine enternasyonalistim diyen bir insan, bu sınırları kutsallaştırmaz.. Bunu yapan kişi açık bir nasyonalisttir.
Kaddafi meşruiyetini kaybetmiş ve kana susamış bir diktatördür.. Hatta extra olarak akıl sağlığı da yoktur.. Müdahaleden sonra uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmalıdır.
BM uluslarası barışı sağlayan ve adaletsizlikleri gidermekle görevli bir organ olmalıdır (Organdır demiyorum çünkü bir çok eleştirilecek yönü var).. Bu bağlamda bu kuruluşun askeri kanatının, insanların katledildiği bir ülkeye müdahale etmesi de doğaldır, olması gerekendir.
Batı’nın petrolü gemilere yükleyip ülkellerine götürecek hali de yok.. Ya Batı’nın güdümünde yeni bir yönetim kurulur, ya da kısmen demokratik bir yönetim başa gelir.. Her ikisinde de, aynı Kaddafi döneminde olduğu gibi petrol üretimi, petrol satışı devam edecektir.. Ama Libya halkının katledilmesinin önüne geçilecektir!.. Tabii ki umudumuz bu yönde.
Sayın Arkadaşım,
Toz pembe güzeldir kimileri için ama bizler kan pembelerden geliyoruz, kan kızıllardan, kan kusa kusa geliyoruz, kusura bakma. Yazınızı zor okudum. Siz onu bunu bırakın da çizdiğiniz emperyalizm tablosunda bir gerçeği açıklayın;
Bu gün dünya nüfusunun % 80’i dünya gelirlerinin %20’si ile yaşamaya çalışırken, dünya nüfusunun %20’si ise dünya gelirlerinin %80’ine el koyuyor.
Bu mudur artık dengelerin değiştiği?
Bu oranın geçmiş yıllarda yani emperyalizmin sizin tabirinize göre daha vahşi olduğu dönemlerde daha gerilerde olduğunu biliyoruz. (%35-40 ve 65-60 arası) Yani bu gün sömürü daha bir vahşileşmiştir ama sizin gibi çok bilenler tarafından insanların bilinci karartılmaktadır…
Siz nasıl oluyor da enternasyonalizm sözünü dilinize doluyorsunuz?
Sözüm ona nasyonalizm eleştiriyorsunuz?
Ben bir komünistim ve hiç bir zaman halkların uluslararası örgütünü birLEŞmiş mİLLETLER olarak göremem. Halkların kendi kurduğu enternasyonal olacaktır, halkların örgütü…
Evet proleteryanın vatanı yoktur ancak ulusal sınırlar henüz bir realitedir. Bağımsızlık bir realitedir. Bunu yok edecek olgunlukta değil henüz dünyamız ve bunu yok edecek güç emperyalizim ve onun “fetva makamı” olan Birleşmiş Milletler değildir…
Kaddafi Libyalıların sorunudur. Libya halkı bu sorunu kendisi çözecektir. Yoksa gücü yeten yetene herkes birbirini kurtarmaya kalkınca, kurtaranların bir süre sonra kurt adam olarak kurtardıklarını ne yapacağı şimdiden bellidir.
Libya’daki muhalefet dediğiniz halk dediğiniz insanların EL Kaide tarafından örgütlendiğini, bu örgütlenmenin de Libya’ya müdahale için tıpkı İkiz Kulelerin yine El Kaide militanlarına yıktırıldığı gibi bir provakasyon olduğunu görün artık ve tüm dünya da bunu görmelidir.
Kaddafi’yi yıkalım ama yerine ne koyalım? Bu soruya yanıtınız varsa buyurun yapın. Ancak bu işin öncelikle Libya halkının sorunu olduğunu herkes kabul etmelidir. Ancak gerçekten Libya halkı olmalıdır Kaddafi’nin karşısına dikilen. Emperyalistlerin ajan ve provakatörleri değil…
Arkadaşım, sen yazımı zor okumamışsın.. Hiç okumamışsın!
Ben sana Emperyalizm kavramının 1 asır önceki anlamında olmadığını, bugün çok farklı bir dünya konseptiyle karşı karşıya olduğumuzu, dünün kavramlarıyla bugünü açıklamanın mümkün olmadığını anlatıyorum.. Ekonomik olarak güçlenen yerel yönetimlerin de halklarını kana kana sömürdüğünü, sömürgeciliğin sadece Batı’yla sınırlı olmadığını anlatıyorum.
Sen ise dünyada var olan gelir eşitsizliğini gösteriyorsun.. Madem vahşi kapitalizm yok, neden yıllar geçtikçe insanlar arasında uçurum artıyor diyorsun.. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun!?
Ayrıca zaman içinde gelir eşitsizliğinin arttığı da doğru değil.. Aşağıdaki linke bakmakta fayda var;
link to gapminder.org
Bu sitede bir flash sunumu var.. Start tuşuna sırayla basıp, sunumdaki bilgileri görebilirsin.. Rakamlar UNDP’den alınmıştır.
Rakamlarda çok net bir şekilde görülüyor ki; Günde 1 doların altında kalan insan sayısı, yıllar geçtikçe azalmaktadır.. 1970 yılında dünyanın %38’i açlık sınırının altında olup, bu rakam 1.4 milyardır.. 1990 yılında ise dünya nüfusunun %26’sı açlık sınırının altında olup, rakam yine 1.4 milyardır.. Dünya nüfusu artmıştır ama açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı değişmemiştir.. Bu da bir iyileşmenin olduğunu gösterir.
2000 yılında dünya nüfusunun %19’u açlık sınırının altında olup, bu rakam 1.2 milyardır.. Yani açlık sınırının altında yaşayan insan sayısında hem oransal olarak, hem de sayısal olarak azalma meydana gelmiştir.
2015 yılındaki tahmin ise, dünya nüfusunun %10’nun açlık sınırının altında olacağı ve nüfusun yaklaşık 7.2 milyar olacağı, bu sayının 0.7 milyarının yani 700 milyonunun sınırın altında kalacağı yönünde.
Yani günlük 1$, 10$ ve 100$ sahip gelir gruplarının, yıllar geçtikçe gelirlerinin arttığı yönünde.
Peki günlük 1$ gelir grubunun gelirleri mi daha hızlı artıyor, yoksa 50$ veya 100$ sahip gelir grubunun mu?
Yani gelir adaletsizliği artıyor mu, yoksa azalıyor mu?.. Bunun için de Gini Coefficient oranına bakmak gerekiyor.. Tüm dünyada şu şekilde;
Görüldüğü gibi adaletsizlik artıyor.. Yani yüksek gelir grubu daha çok zenginleşiyor.. Az gelir grubu, diğerlerinden daha az zenginleşiyor.. Ama her grup, yine de zenginleşiyor.. Bu durum, her iki gelir grubunun da gelirlerinde bir artış olduğu gerçeğini yanlışlamıyor!
Peki bizim konumuzun bununla ne ilgisi var?.. Hiçbir ilgisi yok.. Benim iddia etmediğim bir şeyi önüme getirdin sadece.. Ben de yanıt verdim.. Umarım mutlu olmuşsundur.. En azından iddia ettiğin klişenin bilimsel olarak nasıl açıklandığını öğrenmişsindir.
Şimdi gelelim Libya’nın ‘iç işleri’ konusuna;
Efenim, sınırların şu anda kalkmamış olması, bizim nasyonalist davranacağımız anlamına gelmez.. Bir ülke sınırları içinde var olan katliama sessiz kalacağız anlamına gelmez.. ‘Ben dünya vatandaşıyım’ demek için, sınırların kalkmasını mı bekleyeceğiz?.. Olur mu böyle bir şey?
Kaddafi Libya’nın sorunu değildir.. İnsanım diyen herkesin sorunudur.. Libya halkı Kaddafi’yi kendi devirecekse devirsin elbette.. Ama deviremiyor işte.. Katlediliyor!
Sınırları kutsallaştırmayan biri için, ülkenin ‘iç işleri’ diye bir şey olmaz.. Sırplar Müslümanları keserken, Sudan Hrıstiyanları keserken, iç işlerinden bahsedilemez.. Bir ülke belli bir sınıra sahip diye, orada istediği her şeyi yapabilme özgürlüğüne sahip değildir.. Mesela ülkelerin atmosfere saldıkları CO2 oranları her zaman denetleniyor.. Bu ülkenin iç işidir, istediği kadar atmosfere salsın demiyoruz.. Eğer insanlar zarar görüyorsa, iç işlerinden bahsedilemez.
İkiz kuleleri aslında El kaide yıkmadı, saldırı onların üzerine mi yıkıldı diyorsun? 🙂 .. Yahu komik olmayın arkadaşım.. Komplo teorilerini bir kenara bırakın artık.. Kaddafi’nin, Bahçeli’nin ağzından konuşmayı bırakın.. Ordaki muhaliflerin El kaide olduğunu, bunun bir provakasyon olduğunu söyleyen kim?.. Kaddafi ve Sen!.. Bak Bahçeli de aynı senin gibi konuşuyor.. Bu operasyonun ülkenin iç işlerine karışmak olduğunu, ülkenin bölünme tehlikesinde olduğunu söylüyor.. Sen de mi bir başkan meşruiyetini kaybettiği zaman, ‘iç işlerine’ müdahale edilmemesi taraftarısın?.. Sen de mi ülkenin bölüneceğinden korkuyorsun?.. Oradaki insanlar katledilirken, sen bir nasyonalist edasıyla ülke sınırlarını mı düşünüyorsun?
Sen sosyalist felan değilsin arkadaşım.. Olsan olsan nasyonal sosyalist olursun!
Yavaş gel arkadaşım:)
İkiz Kuleleri Amerika yıktırdı ve bunu El Kaide militanlarına yaptırdı. Usama Bin Ladin bir Pentagon üretimidir ve hala Pentagon hizmetindedir.
Yani uzaydan yeryüzündeki insanın parmak izini çeken bir teknolojinin Afganistan dağlarında Bin Ladin’i bulamadığını mı söylüyorsun sen? Geç bunları… Komlo teorisi imiş… Gözünüze dayatılan fotoğrafa değil de fotoğrafçının kimliğine bak sen…
Halkların öz gücüne dayanmayan hiç bir hareketin destekçisi olmadım, olmayacağım. Ben burada, Libyalı orada kendi öz gücümüze dayalı örgütleneceğiz ve Dünya halkları olarak örgütlenip el ele vererek ENTERNASYONALİ kuracağız. Uzun zamandır iddiam bu. Halkların tek kurtuluş yolu budur. Yoksa bırakalım emperyalistler yapsın devrimi, değil mi?
Devrime evet, ama işgale hayır!…
Devrimler ihraç ve ithal edilemezler! Senin anlayışın 1979’da Afganistanda Sovyetleri batağa soktu. Şimdi de Amerikanın ve diğer çakal sürülerinin ülkeleri işgaline yeşil ışık yakıyor…
Verdiğin linki ve rakamları incelemedim. Gerek de görmüyorum… Bir ara bakarım yine ama reformistlerin yaklaşımı senin yaklaşımın… Küreselleşme adı altında yutturulmaya çalışılan ajitasyondan ibaret. Küreselleşmeden ben emeğin küresel olarak örgütlenmesini ve dünyayı üretenlerin yönetmesini savunuyorum… Senin bahsettiğin küreselleşme sömürgenlerin emeği kürelemesinden ibarettir…
Link vermekse sen de şuradan devam et: link to marksist.org
Yıllardır aynı senaryo yazılıyor. Saddam, mübarek, kaddafi vb. gibi diktatörler beslenip büyütülüyor sonra da alaşağı edilerek, güya dünyanın sempatisini kazandıklarını sanma yanılgısı içinde :))) kendi ceplerini dolduruyorlar. Artık tüm dünya bu senaryoları yutmuyor ya da yutuyormuş gibi görünüyor. Rahmetli ismail cem’in söylediği bir söz vardı. ” bu ülkeyi kurtarıcılardan kurtarmak gerekir” aynı şekilde dünyayı özgürlük ve demokrasi getirmek isteyen, insan hakları adı altında en büyük haksızlıkları yapan kurtarıcılardan kurtarmak gerekiyor.
bizim ve dünyanın birikmiş sorunlarımız var…
inançlarımızdan tut, akli melekerimizi kullanamama gibi defolarımıza kadar aradaki virgülle ayrılmış olanları sıralamak lazım. mesela düşünce özgürlüğü, mesela ırkçılık, mesela tembellik… mesela ülkeler arası çıkar ilişkileri sonucu yitip giden insanlar… mesela yalakalık…
ne obur bir yapısı var bu emperyalizmin…
Emperyalizm kaçıncı aşamasında ve Sangre’nin UNDP verileri neye göre doğrudur. Libya’ya neden saldırıldı. Biraz bunlardan bahsedelim:
Emperyal güçler ilk aşamada bundan yıllar önce, Kolomb daha amerikaya gidip gelirken birşeyi farketti; sadece ALTIN ve GÜMÜŞ karın doyurmuyordu. İspanya kralı YAHUDİLERİ kovarak işe başladı. Gemiler dolusu gelen altını harcasa altın speküle olacak ve değeri düşecekti. Ticaret yapmalı ve emeği sömürmeliydi böylece gücüne güç katabilirdi. Sadece Fransaya, Gabardin kentine milyon metrelerce kumaş sipariş etti. Gene Sevres ve Limoges kentlerine yüzbinlerce porselen tabak çanak siparişi verdi. İsviçrede FUAR kurulmasını teşvik etti. Bu gelişmeler avrupalının iştihanı ve vizyonunu geliştirdi. KAPİTALİZM başlıyordu…
300 yıl sonra,
1800 lü yılların ortasında buhar gücü ve ağır sanayi devreye girdi. Demir çelik üretimi gelişti. Hammadde ihtiyacı ise sömürgelerden köle gücüyle rahatlıkla karşılanıyor fazlaca masraflı olmuyordu. Demiryolları ve köprüler inşa ediliyor. Sanayinin lojistik desteği tamamlanıyordu.
1900 lü yıllarda ise sanayisinin yanına TEKNOLOJİYİ koydu. Artık kimyanın ve fiziğin hakimi onlardı.
İki dünya savaşı sırasında bu teknoloji çok geliştirildi. Fakat hala ÇOK GİZLİ formüller kendi ellerindeydi. Ürüne ihtiyacı olanlar sadece onlara başvurmalıydı. Ve pozisyonun korunması ancak sömürgeciliğin ve diğer devletlerin hammade kaynaklarını işletmekle olabilirdi. Bu durum 1970 lere devam etti.
1980 başlarında aniden gelişen İLETİŞİM* teknikleri emperyal vizyonu değiştirdi. Ayrıca ellerinde müthiş bir birikim vardı. Harcamaları imkansızdı ve atıl duruyordu.
Yeni bir şeye karar verdiler :
ÖZGÜRLÜK
İmkansız görünüyor değil mi?
Durun biraz…
Evet ÖZGÜRLÜK…
Veya daha doğru bir okumayla KAPİTAL…
Liderlerinin baskısından uzak özgür ülkeler kapitale daha çok yaklaşabilir ve ülkelerindeki TÜKETİMİ hızlandırabilirlerdi.
Teşvikler başladı. Dünya bankası krediler yağdırmaya başladı (KOSGEB bunlardan biridir) Küçük çaplı üretici makinalar alacak ve gelişmiş hammadde bağımlılığını kolayca arttıracaktı. Nitekim öyle de oldu. Dev sanayisiyle BATI teknolojik hammadeleri bu küçük üreticelere yağdırmaya başladı. Artık ne üretirseniz üretin batıdan bir şey almadan yapmak mümkün değildir. Aldığınız her kalemde, silgide, kağıtta, boyada, sigarada, çayda, mobilyada emperyal güçler para kazanır.
Libya’ya dönersek:
Libya kuzey afrikanın merkezidir. Buradan yayılacak kapital etki ve teşvikler tüm afrikayı etkileyecektir. Dünya petrolünün güdük %1 i için böyle bir harekat değmezdir. Asıl para küçük sanayidedir. Böylece oradan çıkan petrol gelirinin on misli emek ve geridönüşle (dolaylı) emperyal güçlere aktarılacaktır.
İstedikleri :
Sükunet ve Kapitalizmin uşaklığıdır.
Binlerce metreden burundaki sivilceyi bile vuran silahların mucidi emperyalistler ellerindeki o silahlarla Kaddafi yi ortadan kaldırmak için on gündür her biri bir kaç milyon dolar olan bombaları atıyorlar…
…anlı şanlı çöl kültürünün kul tıynetli şerefli toplulukları da mal mal ya seyrediyolar ya da asker gönderiyorlar. Hatta içlerinden bazıları çıkıp “bize böyle olacağı söylenmemişti ama bakın oynamam haaa” diyeni bile var.
Bakın başbakanınız kaygı ile izliyoruz demiş…
…daha ne olsun.
ebubekirin el-kitap ehli dediği insanlar zevk için adam öldürmeye başladı. Aslında şöyle bir göz attığında Türkiye’de M. Kemal’in “Ya istiklal, ya ölüm” parolasının nasıl etkili olduğunu görürüz. İslam coğrafyasındaki ülkelerle farkını da…
)kapa parantez