Hepimiz Nuh Tufanı’nı biliriz. Fakat gerek elimizdeki kaynakların yetersizliğinden gerekse tarihsel olarak izlerinin çok farklı olmasından dolayı hepimizin aklındaki senaryo farklıdır.
Bu başlık altında herkes inandığı, aklındaki Nuh Tufanı senaryosunu yazsın. Bunun için dinsel veya bilimsel bilgileri kullanabilirsiniz. Kimse bir diğerinin yazdığı senaryoya müdahale etmesin tartışma kısmına geçene kadar.
Nuh Tufanı gerçeği nedir? Sembolik bir anlatım mı, yoksa gerçek mi? Bölgesel mi, dünya çapında mı? Suların yükselmesi nasıl olmuştur? Bölgeselse, size göre neresidir? Gemideki canlı çeşitleri nelerdir? Gemide ve sonrasında yaşam nasıl devam etmiştir? Bugüne kadar öğrendiklerinizle düşüncelerinizde oluşan Nuh Tufanı senaryosu nasıldır?
(Unutmayın, yazdığınız senaryoyu her gün yüzlerce kişi okuyacak)
Kuran’da, Tufan olayı, Tevrat’ta ve çeşitli kültürlerde geçen Tufan anlatımlarından çok daha farklı bir biçimde aktarılmaktadır. Tahrif edilmiş olan Tevrat’ta bu tufanın evrensel olduğu ve tüm dünyayı kapladığı söylenir. Oysa Kuran’da Tufan’ın evrensel olduğu şeklinde bir ifade yoktur. Aksine ilgili ayetlerden Tufan’ın yöresel olduğu ve tüm dünyanın değil, sadece Hz. Nuh’u yalanlayan kavmin cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Helak olanlar Hz. Nuh’un tebliğini reddeden ve isyanda direten kavimdir.
-ayetler daha önce yazıldı yazmıyorum tekrar-
Sembolikten kastım ;evet böyle bir olay var, nuh diye bir peygamber olmus ve kavmi ona inanmamış allahı reddetmiş. sonuçta helak olmus bu kavim…ama bu ve benzeri konular anlatılırken kullanılan bazı kelimelerin, aslında anlatmak istediği başka birşey oldugudur .hani bir önceki yazımdada yazmıştım; yunus aleyhisselam olayıda buna benzerdir diye.ordada aklın almayacagı yada kurgu denilecek şeyler var; balıgın mıdesınde yasamak gibi.. aslında anlanması gereken bu değilidr balığın midesinde yasamamıstır yani balıgın mıdesı sembolıktır burda.nuh tufanıda böyle; bir kavim helak olmus ewet bu helaktan insan hayvan falanda kurtulmuskı cogaldık,tufanı gemiye binecekler gormedı, arkasına bakan öldü, gemi yapılırken inanmayanlar dalga geçti falan diye bişey yok.olayla ilgili yapılan tasvirde gemi yapılırken inanmayanların tepkisinden bugunkü inanan inamayan arası diyalogları,ibadet etmeyenin edene tepkisi…gemiye binen binemeyen kısmından saygı, kibir, kalp kırma gibi davranısları… ve sonucta kaybeden taraf gibi… şeyleri çıkarabılırız ve sonuçta kısa bir anlatımdan; reddeden kavmin helakına ek olarak günlük hayatımıza dair pek çok şey alabiliriz.
kıssadan hisse misali…
LESS IS MORE
Öncelikle rivayet kültüründen şikayetçi olduğumu belirtip konuya girmem gerekir. İnançsız insanlar bile bu rivayet kültürünü benimsemiş olmalıki AĞRI dağını zikrettiler Hz. Nuh ve tufandan bahsedince. Kuranda Ağrı dağı yazmadığını belirttim varsa rastlıyan Kuran ayetlerinden delil getirsin dedim.
Kuranda geçen isim CUDİ olduğunu bunun ise tarihçiler ve araştırmacılar tarafından bile bu günki CUDi dağımı yoksa ; Kuran deniz-Kızıldeniz örneğinde olduğu gibi yer belirtmediğini anlatmaya çalıştım. Hz Musanın suyun yarılıp geçildiği yerinde rivayet kültürü ile saptırıldığını yazdım)
Dünyayı düz bir tepsi gibi düşünenlere Rakım ve yükseltiden bahsettim ve Kuranın bütün dünyanın sular altında kaldığını yazmadığını iddia ettim.
Bölgesel olabileceğini ve hz.Nuhun kavminin helak edildiğini Kuran anlatır dedim.
Asıl anlatmak istediğim şey ise Kuran yer ve zaman vermez fakat verdiği bir mesaj vardırki O YÜZYILDA TASVİR edilen bu olayın ileriki bir yüzyıl yada bin yıllarda yeniden olacağının işaretidir dedim.
Örnek olarakta Hz. İsadan misal getirdim ve hz. zekeriyadan.
hz.İsa o dönem için alaten hastalığına kapılmış insanları iyileştirdi ve körlerin gözlerini açtı ve ölüleri dirilttiğini misal getirdim Kurandan.
Hz. Zekeriyanın karısı kısır olduğunu ve Hz. zekeriyanın ise çok yaşlı olduğunu fakat çocuk ile müjdelendiğini yazdım. Onlar bile Allahım bu nasıl olabilir dediklerini yazar Kuran.
Aradan yüzyıllar geçti ve o yüzyıl insanların hayretle karşıladığı ve nasıl olur dediği olaylar hep gerçekleşti dedim Yani TIP alemi kök hücre çalışmalarını hızlandırdığı anda göreceksinizki Hz. meryem gibi bakire ve erkek spermi olmadan ve tüp bebek olmadan sadece kadının kendi hücresinden hamile kalacağını ve hz. iSA gibi babası olmayan çocukların olduğunu göreceğiz dedim. Körlerin gözü açılıyor…… kısır kadınlar çocuk sahibi oluyor ve ölümün bir şekline çare bulundu aslında dedim. Binlerce yıl evvel insanlar kalp krizinden öldü fakat şimdi onbinlerce insan kalbe müdahale edilerek hayata dönüyor dedim (şok cihazı ve kalp masajı tekniği ile)
AslINDA Hz NUH kıssasında anlatılan olayında MESAJ olduğunu açıklamaya çalıştım. İnsanlar sadece nerde olmuş neye olmuş kiminle olmuş kaç kişi olmuş gibi görsel şeylerle uğraştığı için Kuranın mesajının anlaşılamadığını söyledim.
O yüzyılda gerçekleşen bu olayın bir benzerinin ileriki yüzyıl yada bin yıllarda gerçekleşeceğini ve bu gün bilim adamlarının ısrarla küresel ısınma ve buzlar erime tehlikesi olduğunu ve dünyanın özellikle kıyı kesimlerinin sular altında kalacağını uyardığını söyledim.
Söylediklerim tamamen bilimsel karşılığı olan şeyler. Yani imkansızdan bahsetmiyorum. Bu itiraz neye anlamıyorum.
O dönem buzullar eridi demedim. Dünyanın tamamının sular altında kaldığını söylemedim ve Kuranda böyle bir ifade yok dedim.
Aslında dünya nüfusunu bu kadar çoğaltarak İleriki yüzyıl insanlarının hayatına İPOTEK koyduğumuzu ve önlem alınması gerektiğini söyledim.
Böyle bir yazının altında MESAJI alamayan insanların gelip KEDİYE ne oldu diyerek sataşmalarına karşı SONSUZ a teşekkür ediyorum ki sayfayı yoruma kapamış. Konuşulacaksa Bu kıssa yada benzeri konuşulsun. Delil getirecek olan Kuran ayetlerini buraya kopya edip bak yalan söylüyorsun desin. Rivayet kültürünün bile sizi aldattığını yazdım. delil getirecekseniz BİLİM ile şamarınızı vurunki İZİ kalsın. Sataşma ve saçma sapan laflarla bir şey kanıtlayan varmı ? hadi bakalım buyrun.
@metafizik
aynı şeyi söylüyoruz ikimizde mesaj diyoruz ama ben gelecekte olan bir olay önceden belirtilmiş demiyorum.
kıssadan hisse misali dedim ders alınsın davranışlar güzel olsun vs. kastettim…
(lütfen kendi içinizde çelişiyorsunuz gibi yorumlarla konu yine savunmaya gelmesin)
Haklarında söylenen yalanların aksine, ilk pastafaryanlar barışsever kâşifler ve iyi niyet dağıtıcılarıydılar, kana susamış Korsanlar değil. Aslına bakarsanız yoldan geçen çocuklara şeker vermeleriyle bilinirlerdi, bu da bugün Cadılar Bayramı olarak bilinen geleneğin kökenidir.
Tabii ki işler hep iyi gitmedi. Herkes Pastafaryan değildi, bazıları O’nun Kelam’ını reddettiler ve kendi (muhtemelen çürük) gemileriyle okyanusa açılıp Pastafaryanlarla savaşma ihtiyacı hissettiler. Bunların en ünlüleri, İncil’den tanıdığımız Nuh, tahtadan ve çevreden topladığı çerçöpten dev bir mavna yapmıştı. Hayvan sevgisiyle tanınan Nuh’un (Sapıkça göz koymak) çevresinde hayvanlar hiç eksik olmazdı. Böylece gemisi için yeterince malzeme bulamayınca, yüzlerce savunmasız hayvanı çoğunlukla en yavaş, aptal ve kalın kafalı olanları – safra olarak kullanmaya karar verdi.
Bu dönemde Nuh ve Korsanlar arasında neler yaşandığı tam olarak bilinmemekle birlikte, vuku bulan olayların kaba bir resminin ortaya çıkaracak kadar tarihi belge günümüze ulaşmış. Kıskançlık ve belki de bir grup konuşan fok tarafından yönlendirilen Nuh havyan/safralarını saymazsak tek başına, Pastafaryanları aramak için yola çıktı. Ne yazık ki en belalı Korsan gemilerinden birine denk geldi ve lüzumsuzca hakaretler yağdırmaya başladı. Son derece barışçıl ve belki sarhoş olan Pastafaryanlar onun sözlü tacizlerini duymamazlıktan geldiler. Ancak Nuh, rezil adam, hayvanlardan en dikenli olanları (Muhtemelen bunlar kirpilerdi. Ayrıca bazı araştırmacılar Nuh’un fırlattıklarının, tüm vücudunda silah gibi dikenler barındıran, soyu orada tükenmiş bıçaktavşanları da olabileceğine inanıyor. Seksi sevmelerine rağmen, bıçaktavşanlarının en nihayetinde soyları tükendi çünkü – tıpkı günümüzde şişman kadınlarla evli olan modern erkekler gibi- çok acı çektikleri için bir türlü çiftleşmenin sonunu getiremiyorlardı) yayıyla fırlatarak Pastafaryan gemisine saldırdığında onu dikkate aldılar. Bize söylendiğine göre en büyük, korkunç Pastafaryan gemiden gemiye yüzerek ya da belki sadece sıçrayarak – o kadar güçlülerdi- Nuh’un karşısına çıktı.
Yaptığı yanlışı derhal anlayan Nuh özür dilemek için birkaç kaplumbağa ve onun gibi bir şeyler sundu. Muhtemelen ellerinde yeterince kaplumbağa bulunan Pastafaryanlar (Dev kaplumbağalar, üstlerine binmek için) anlaşmaya yanaşmadılar ve Nuh’a haddini bildirdiler. Neler konuşulduğunu tam olarak bilemiyoruz ama anlaşılan Nuh altını öyle bir ıslattı ki, Hristiyanlar bile onu “Büyük Tufan’la” (Bilgece bir şekilde olaylara başka bir açıklama getirmiş olmalarına rağmen) özdeşleştirdiler. Söylemeye gerek bile yok, bir daha asla hayvanlara yanlış yapmadı – bunu büyük ölçüde hak eden tavuklara bile (Hristiyan İncili’nde Korsanlardan veya piizden bahsedilmiyor, sadece birkaç tane genç kız var)
Sizin senaryonuzdan şunu mu anlamalıyız.
“Nuh tufanı geçmişte olmadı, gelecekte olacak bir şeydir.”
Veya geçmişte olduğuna inanıyorsanız, senaryonuz nedir?
Sonsuz kardeşim cep telefonu, t.v senin için ne ifade ediyor ?
sıradan gündelik işlerde kullandığın iki alet yada eşya…..
bir kaç tıp adamının (profesörün) imkanı olsa ve 4000 yıl evveline ulaşabilse bu iki ve fazlası aletle …. O günki zihniyetle ve O insanlar bu aletleri ellerinde görse , Camın içinde oynıyan ve gezen insanlar ve elinde siyah bir (kaya) parçası ile dünyanın bir ötesindeki insanla konuşuyorlar. Bu iki aleti onlara izahmı edebilirdi? yoksa onlara Tanrı diye tapıp yada Cinlerle temas kurduklarınımı iddia ederlerdi ? Bunu gerçekten yaşıyan insanların rivayet ve efsane kültürü ile bu iki olayı yüzyıldan yüzyıla nasıl aktarabileceğini hiç düşündünmü ?
Bende diyorumki : nüfusun abartılı şekilde çoğalacağı yüzyıldan bahsederek aslında önlem alınmalı ve DÜNYA çapında nüfus planlaması yapılmalı ve ileriki yüzyıl insanlarının hayatına ipotek konulmaması gerektiğini söylüyorum. Başka dünya yok yaşayabileceğimiz en azından şimdilik) Bu ileriki yüzyıl yada bin yılda olacak bu olayların bir benzeride o yüzyılda Nuh peygamberde ve Nuhun kavminde yaşatıldı . Bu olay sadece MESAJ dır. yoksa gemi nerdeymiş kaç kişiymiş, içinde hangi hayvanlar vardır diyerek şekille uğraşan zihniyete bu Mesajı ulaştırmak için uğraşıyorum.
O yüzyılda bazı şeyleri anlıyamayan zihniyet…. Bu yüzyıldada beni anlamaya çalışamayan zihniyetle farkı yok. Çünki bu bilgiler kafalara daha yerleşmemiş. fakat SONSUZ Us sayesinde belkide binlerce sene sonra birileri okuyupta vay be adam geleceği bilmiş diyebilir. Ben müneccim değilim sadece tarihe ve Kurana bakarak ileriki yüzyıl hakkında yorum yapabiliyorum ve yaratıcının MESAJInı anlamaya çalışıyorum. Çok eski devirlerde insanların MUCİZE olarak gördüğü şeylerin aslında birer GERÇEK olarak hayatımıza geçtiğini ve EVRENSEL bir kitabın anlattıklarının her yüzyılda gerçekleşeceğine inanıyorum.
İsa ölüleri diriltti (kalp masajı ) olacaktı… umarım harf hatalaına takılmassınız
Bu Nuh, şu bin seneden 50 yıl eksik yaşayan Nuh değil mi?
🙂
prf. dr. abdülaziz bayındır cevaplıyor
Öyle anlaşılabilir mi, böyle anlaşılabilir mi… he heee…
Muhammed Tevrat’tan duyduğu öyküyü aktarmış işte yarım yamalak, aktardığı yerde de bırakmış, gerisi zaten yok.
Şimdi tüm bu çırpınış niye?
Yok kuran’da cudi demiş de, yok o cudi bu cudi değilmiş de yükseklik demekmiş de, detay yokmuş da…
Bir gözü arkeolojik bulgularda bir gözü olası tufan senaryolarını “bilimselce” tartmakta, hangisi işine gelirse onu kullanacak.
Nuh oğluna seslenmiyor muydu, gel iman et, sen de bin gemiye diye? Cevabı neydi oğulun; hayır ben dağa çıkar kurtulurum… Peki ya bunun karşılığında ne diyordu Nuh: kurtulamazsın oğul, bugün iman etmeyenlerden kimse kurtulmayacak…
Yani?
Dağın tepesine de çıksan bu tufandan kurtulamayacaksın demek değil midir bu, başka nasıl yorumlanabilir?
Haaa, bakın şöyle yorumlanabilir:) denir ki mesela, efenim ordaki dağ kelimesi de aslında “dağ” değildir:) Ya nedir? Efenim işte yükseklik demektir, Nuh’un oğlu sözüm ona hafiften yüksekçe bir tepeciğe çıkıp kurtulabileceğini sanmıştır.. Heee, öyle mi? Peki o zaman neden Nuh hazretleri yüksekçe bir dağa çıkmamıştır da ille bi gemi yapma derdine düşmüştür? 🙂 Düşününce ne geliyor aklınıza,? Ayet yeterince açık değil mi, yani dağ gerçek bir dağ olsa bile kurtuluş olmayacak diyor oğluna Nuh, insan ne anlamalıdır bundan, islam dini akıl dini değil mi ?
Ve bir dağı bile yutacak olan suları ve dalgaları düşünelim şimdi…ve böylesi bir felaketin nasıl ve ne çapta bir tabiat hadisesiyle oluşabileceğini filan… tabi tabi, kesin bölgeseldir canım, kesin bölgesel:)
Hani daha her canlıdan birer çift alma davası filan da var ya, aman kalsın, orda da efenim aslında denmek istenen şudur ki diye başlar hemen biriniz…
Aslında tüm bunlar, bi yandan tufanın bölgesel olması gerektiğini düşünürken (bilimseliz ya) diğer yandan dev psişik dalgalarla boğuşmak zorunda kalmanın sıkıntılarıdır…hani kuran’da nasıl yanlış bişi yazar filan.. dağ yutan dalgalarla bölgesel bir tufan… normaldir:)
Şimdi bazı zihniyet ve anlayışa örnek olabilecek bir anlayış
ve düşünceyi yazmak istiyorum: carpediemede belki cevap olabilir.
Aynı kitabı okuyorsunuz ama neden bu çelişki ve anlayış farklılıkları diyecek olanlara cevap olması açısından.
AYNI DÜNYADA YAŞIYORUZ lakin HER KES KENDİ PENCERESİNDEN BAKTIĞI DÜNYAYI YAŞIYOR.
Abdülaziz bey tek otorite değil onlarda kabul ediyor hata yapabilecklerini bizim yapacağımız şey ise AKLIN yoluna oturtabilmek olayları ve yaşanmışlıkları.
Tüm inançlarda Nuh Tufanı diye geçen olayın aslında çok basit bir açıklaması vardır. Nuh 3,5 yaşındayken hayvanları çok severdi sürekli kuzusuyla, ornitorengiyle, kertenkelesiyle neblim işte eline geçirdiği tüm hayvanlarla oynar, gizli gizli onları yatağına bile sokardı. Böyle bir gece Nuh yatmadan önce tuvalete gitmediği için, yatağına işer. Yatağında onunla birlikte yatan hayvanlar yatağın sıcaklığından vazgeçmek istemezler ama ıslaklıktan da hoşlanmazlar, dolayısıyla Nuh’un göğsüne yatarlar. Küçük Nuh’un miniminnacık bedeni için bu ağırlık (bkn. Karabasan) biraz fazla gelir. Rüyasında büyük bir tufan olduğunu, kendisinin yaşlı ve güçlü bir adam olduğunu, kocamannn dalgalardan bile etkilenmeyecek bir gemi yaptığını ve tüm hayvanları sel felaketinden kurtardığını görür. Sabah uyandığında durumu fark eden Nuh (ben yapmadım Miki yaptı bahanesi henüz icat edilmediği için) annesine bu rüyayı biraz da abartarak anlatır.
Nuh’un annesi, çocuğunun kendisini böyle bir hikâye inandırmak istemesinin çocuğun geri zekalı olabileceği yönünde bir işaret olduğunu düşünür. Ancak bu durumu, ailede ikinci gelin olmasına rağmen ilk erkek çocuğu doğurarak elde ettiği başarılı gelin imajından “geri zekâlı çocuğun annesi”ne dönüşmek istemediği için saklar. Önüne gelene, Nuh’un seçilmiş biri olduğunu ( o zamanlar böyle şeylere inanmak daha kolay, google diye bir şey olmadığı için ne söylesen inanıyor insanlar) anlatır. Tufana ve hayvanlara ayrıca bu durumun gerçekliğini sorgulayabilecek insanlar için inanmazsanız dev dalgalar hepimizi yutacak türevinden inandırıcı öğeler de ekleyerek hikâyeyi yayar. Dönemin koşullarını göz önünde bulunduracak olursanız (tv yok, internet yok) bu hikâyenin büyük bir hızla yayılmasının ve bu günlere kadar ulaşmasının ne kadar kolay olduğunu da anlayabilirsiniz.
Bir başka zaman da Lut’un orijinal hikayesini anlatırım, çok şaşıracağınıza eminim 🙂
Yukarıdaki yazımda dedim ya: Her kesin dünyası farklı ve gördüğü dünyayı değil kendi algısındaki dünyayı yaşıyor. Bakın köyün delisi yazarıda bir şeyler yazmış… Fark şurda : ben yazdıklarımı inanarak yazıyor ve anlattığım olaylara inanıyorum. bazıları ise sadece hayal kuruyor.. Masal anlatıyor ve masal anlattığını hemde biliyor kendisi.Çünki dünyada her insanı kandırma şansı bulabilirsiniz fakat kendinizi kandırmanız asla mümkün değildir.
Hayatta öyle aslında.. inananlar ve inanmıyanlarla dolu.
Yazdığım ve inandığım şeyleri sırf siz inanasınız diye yazdığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Olurda ibret tablolarından ibret alanlar olabilir diyorum. Sannediyormusunuzki anlattıklarıma bütün inananlar inanıyor ?
yazdığım ve iddia ettiğim şeyler bir çok ilahiyatçının bile karşı geleceği düşünceler zaten değilki islami bilgisi az buçuk olan insanlara anlatmak kolay olsun.. haklı olmam için kanıtlamam gerekiyor ve bunuda hep zamana bıraktım. Gördüğüm bakış açısını insanlara göstermek istedim.
kafanızda sorular olabilir gençlik dönemlerimde bende tanrıların arabasını okuyunca acabamı deyip kafamdaki sorulara cevap aradığım dönem olmuş ve inançla inançsızlık arasında gidip gelmiştim. insanız her an yanılabiliriz
Bunun için bakış açılarımızı her zaman kontrol etmeliyiz. Örneğin öyleleriniz varki dünyanın bütün gerçeklerini önlerine dizsem yada dizseler bakış açılarını 1 derece bile değiştiremiyeceklerinden eminim.
Ne demeye çalışıyorsun metafizik19, açık konuş. Nuh gelecekten gelmiş bir zaman yolcusu muydu?
Açı önemli tabi, yalnızca bir derece değiştirseniz mesela, göreceksiniz ki hayvanlar acı çekmiyor:)
Ama değiştiremezler, önlerine dünyanın bilgisini belgesini koysan yine değiştiremezler, çok üzülüyorum açı değiştiremeyenlere:)
Gamaro bu güne kadar bilimsel bir tokat atamadın hep hayali ve fantazi konuşmaların. peki bana hayvanların acı çektiklerini kanıtlayabilirmisin ?
hatta benim gördüğüm kırmızı rengin senin gördüğün kırmızı renk olduğunu bile kanıtlayamassın. Senin gördüğün sarı renkin de benim gördüğüm sarı renk olduğunu kanıtlayamassın.
……………………………………………………………….
Kaptan Mosey yukarıdan itibaren anlıyarak okumaya çalışırsan ne dediğim anlaşılıyor diye sanıyorum. Sorduğun her cevap orada ayrıntıları ile yazılı. Dur en azından iki cümle özetleyeyim. Allah kainatı yaratmış ve programlamış ve otomatik olarak çalışıyor. Kainatı diyorum İnsanı değil. İnsan bedenini doğru ve hayvanları doğru ve dünyayı ve yörüngeleri ve güneşi ve her yarattığı şeyi programlamış otomatik olarak çalışıyor. gece uyurken bedenine her hangi bir komut verdiğini düşünmüyorum. Yada gündüz çalışırken kalbin mide karaciğerin vs. Yani (kader inancı ile karıştırılmasın) Programlanmayan tek şey (RUH_ Düşünce,bilinç,akıl)
1- alaten hastalığını iyileştiren peygamber göndermiş : İleriki yüzyılda alatene çare bulunmuş.
2- Körlerinn gözünü açmış asırlarca evvel tıp bın geldiği noktada körlerin gözü açılıyor
3 – ölüleri diriltmiş ve bu günde buzullarda ölen ve klinik olarak ölü kabul edilen insanlar kalp masajı ve şok cihazı ile ve bazen adrenalin ile hayata döndürülmüş
4. kısır kadın doğurmuş (peygamber karısı) ve ileriki yüzyılda kısırlığa çare bulunmuş. Çok yaşlı yani elden ayaktan düşen peygamberin çocuğu olmuş. Zekeriya ve ibrahim peygamber.. Şayet sizde sperm bankasında muhafaza ederseniz ve 90 yaşına kadar yaşarsanız çocuğum olmaz demeyin bu yaştan sonra.
5.. ben kök hücre (kemik iliği) çalışmaları tamamlandığı anda hz.meryem gibi kadınlarında kendi hücrelerinden hamile kalacağına inanıyorum umarım bu yüzyılda görürüz. ve hz. isa gibi sadece anneden yani babasız çocuklar hayata gelecek.
6.ve ileriki yüzyıllarda bilim adamlarının ısrarla iddia ettiği dünyanın (bazı bölge yada kıtalardaki bölgelerin ) sular altında kalma teorisininde gerçek olacağına inanıyorum
7. Hz. Musada olduğu gibi Biz Firavun ve kavmine tufan,çekirge,kan,haşere ve kurbağaları ardı ardına MUCİZE lerimiz olarak gönderdik diyor. Hiç gazetelerde internette haberlerde görmedinizmi zaman zaman çekirge istilalarını ve Kurbağa baskınlarını yada ülkemizdeki kene istilasını.
metafizik yazdı…
Bu videoda ki hayvanları bulabildiniz mi? Ve gördüğünüz kırmızı renk, sarı mı???
Alttakini seyretmeye hazır olmayabilirsiniz…
Sen leblebi misin?
Köpeğimin bir yeri acıdığında çıkardığı ses içimi öyle çok parçalıyorki anlatamam.gayet açık yani ne kadar acı çektiği ki verdiği tepki bana bile hissettiriyor acısını!
Köpeklerin canı acıyorki şiddet uygulanan köpekler sahibinin her dediğini yapıyor,yada bağırınca kaçacak delik arıyor!
Sirklerdeki hayvanlar ,demek acı çekiyorlarki o acıyı yaşamamak için gösterileni kapıp yapıyorlar yoksa niye yapsınlar ?eğlendikleri için mi?
Oynatılan ayılar keyfindenmi oynuyor?acı çekmemek için,dayak istemedikleri için oynuyorlar!
Hayvanlar acı çekmez demek-canlı olan herşey acı çeker.
Savunmasız hayvanlara yapılanlara karşılık ”acı çekmiyorlar” iğrençliği acıyı meşrulaştırma çabasından başka bişi olamaz….
Sadece renklerden gitmişsiniz metafizik. Örneğiniz kısır kalmış. Daha somut bir şeyi ele alalım:
Örneğin orta parmağımı kaldırıyorum. Bu nedir? Tabii ki yazıyla bir, rakamla 1’dir. Demek ki, kim bakarsa baksın bazı şeyler tanımlanmış, kabul edilmiştir. Ben baktım, 5 gördüm diyorsan, yorumluyorsundur. Ya da ben baktım, ama ima ediyorsun dediğinde yorumluyorsundur. Orada olan birdir (yazıyla), 1 (rakamla)…
İnsan ve hayvan ayrımına değinmişsiniz de, hayvana hayvan diyen kim? İnsana insan diyen kim? Biz değil miyiz? Bu ikisinin ortak özelliği nedir? Canlı olmaları değil midir? Can- lı adı üstünde, canı var, ölebilir. Şimdi siz diyorsunuz ki, varlıklar ölebilir ama acı çekmeyebilirler. Ben felçli değilse acı çekmeyen bir insan görmedim, duymadım. Hayvanlarda bu niye farklı olsun ki?
Hayvanların acı çektiği binlerce bilimsel deneyle kanıtlanmış bir şeydir. Hatta sadece hayvanların değil çoğu bitkinin bile acı çektiği, tepki verdiği kanıtlanmıştır. Fakat yukarıda yazdıklarınızdan dolayı sizin akıl sağlınızdan şüphe etmeye başladım metafizik. Çok sağlıksız bir inancınız oluşmuş. Bunun sebebini merak ediyorum çünkü nadir olarak böyle görünen bir gerçeği reddetme haliyle karşı karşıya kalırız genelde. Belki küçükken hayvanlarla yaşadığınız olumsuz bir durum sizi böyle düşünmeye itmiş olabilir. Üzüldüm gerçekten.
Hayvanların acı çekmediğini, ancak kendi üzerinde yapacağın deneylerle kanıtlayabilirsin metafizik19.
xenix: Takiplerim
Sevgili metafizik19,
Bir önceki iletimde sadece işi biraz şakaya vurmaya çalışmıştım, ciddiyetsiz bir yorum yazdım. Aslında dediklerinizi elbette anladım. Fakat sebesiz yere bu kadar uzun bir yazı yazmanıza sebep olduğum için sanırım size bir özür borcum var, afedersiniz.
Konuyla ilgili ciddi yorumlarıma gelirsek. Sanırım sizin açtığınız, gene Nuh’la ilgli bir başlık vardı orada size uzun bir cevap yazmıştım fakat tam gönderecekken bağlandığım kablosuz ağdan kopmuşum ve gönderemedim, yorum yazılan sayfaya geri döndüğümde ise bomboş bir text field’la karşılaştım. Açıkçası yeniden yazmaya çok üşendim. Ama burada da benzer konuların sözünü etmişsiniz. Yani az sonra o iletimden bazı kısımları burada yazmış olacağım.
Renk konusunu tartışmaya açmanız çok gereksiz. Burada önemli olan ikimizin de aynı sayıda renk görmemizdir. Neyi nasıl görüdğümüzün bir önemi yok. Eğer ikimiz de çimlerin yeşil olduğu konusunda hemfikirsek her şey yolunda demektir. Renk körlüğünün de anlamı budur zaten. Bazılarının görebildiği renk sayısı normal insanlara göre biraz azdır, mesele bundan ibarettir.
Bir canlının sinirleri varsa büyük ihtimalle acı çekiyordur. Sinir ağına sahip olmak belki yeter şart dğeildir ama gerek şarttır. Bizim aramızda belki uzman bir nörolog veya ne bileyim zoolog olmayabilir. Sana beklediğin kanıtları sunamayabiliriz. Ama bu hayvanların acı çekmediği anlamına gelmez, bu seni haklı çıkarmaz. 4 – 5 sene önce canlı canlı derisi yüzülen bir hayvanın videosunu izlemiştim çok acı çektiği her halinden belliydi. Bir süre kendime gelememiştim. Tartışmalı bir mevzu olduğunu düşünmüyorum. Sanırım bu bahsettiğim görüntüler ve faydalandığımız bu canlılarla ilgili başka birçok sorun earthlings adlı belgeselde işleniyor. İlginizi çekiyorsa izleyebilirsiniz.
Saydığınız maddelere bakıyorum da sizin olağanüstü anlayaşınız bir hayli farklı. Ben sözünü ettiğim kaybettiğim iletimde, size Al-i İmran Suresinden birkaç ayet sunmuştum. Orada İsa’nın bebekken konuşmasından bahsediyordu. Tıpkı Oğuz Kağan Destanı’nda olduğu gibi. Şimdi tekrar aynı alıntıları tekrar yapmak zor geliyor. Siz Al-i İmran Suresi’nin ortalarını ve Oğuz Kağan Destanı’nın giriş kısmını okuyabilirsiniz. Sizin bakış açınıza göre ileride öyle bir teknoloji bulacağız ki bebekler daha kundaktayken konuşmaya başlayacak anlaşılan.
Yani şimdi siz diyorsunuz ki İsa’nın hastaları iyileştirmek için modern bir labaratuvar’ı vardı öyle mi? Yalnız bu sefer dalga geçmiyorum, bunu cidden soruyorum. Çünkü, bana kalırsa siz hokus pokusla teknolojiyi ciddi biçimde karıştırıyorsunuz.
Meryem’in bakire olduğunu gerçekten nereden biliyorsunuz. Sürekli Meryem’in peşinde miydiniz? Hangi kitaplarda yazılanlar, sizin Dünya gerçeklerini bi kenara itmenize yetiyor? Mesela U. LeGuin’in kitaplarındaki fantastik konulara da inanabilir misiniz? Meryem’in aslında bir kocası var mesela, Joseph’ten haberiniz var mı? Yani Meryem ve Joseph evliydi ama cinsel hayatları aslında yok muydu? Meryem’in bekar olması da aslında hiçbir şey değiştirmez de, bu kadın zaten evli. Mesela Orta Asya bozkırlarının ilk hükümdarları Chanyu ünvanını kullanırlarmış haberiniz var mı, göğün oğlu demek. Veya Ramses’in Ra’nın oğlu demek olduğundan?.. Yunanlılar genç anlamında kullanılan kız kelimesini “yanlışlıkla” bakire olarak anlamış olabilir mi? Veya Herkül ve özellikle de Diyonisos’la ilgili öğretileri yaşatmak istemiş olabilirler mi? Malum onlar da Tanrı’nın normal kadınlardan olma çocukları. Dionisos da ölüp diriliyor falan. Şarap tanrısı, şarap İsa’nın kanı falan.. Meryem’in bakireyken çocuk doğurduğu öğretisi 300lü yıllarda, o dönemde Bizans topraklarında bulunan İznik’te kabul edildiğini biliyor muydunuz peki? Teslis de bu konseyde kabul edilmiştir. Muhammed ve onun hıristiyan arkadaşları böyle bir din icat edici konseyin varlığından ne kadar haberdardılar sizce? Muhammed de bu konseyin yalancısı olabilir mi? Yani bu soruların cevabını ben bilmiyorum da, şurası açık ki en çok sayıda insanı kafalamak konusunda Meryem, Guinness Rekorlar Kitabı’na rakipsiz girebilir.
Yorumlarınıza bakarak şunu çok rahat olarak görüyorum ki kendinizi hurafelere inanmayanlardan sayıyorsunuz, kendinizi sorgulayıcı görüyorsunuz. Önceki iletilerimden birinde size çok safsınız demiştim de alınmıştınız. Eğer bir önceki paragraftaki sorulara kendi kendinize bazı cevaplar vermeye çabalarsanız. Size niye çok safsınız dediğimi de sanırım anlamaya başlayacaksınız.
Haa.. bir de son olarak. Dünya’da tüm karaları örtmeye yetecek kadar suyumuz yok. Bu Dünya’yı sel basma hadisesi de gelecekte nasıl olacak hiç bilmiyorum, çok sıkıntı… Neyse daha vakit var.
Kediyi değil, metafizik’i koycan aslında sobanın üstüne.
Yanılsama canıııım, nasıl olsa yanılsama:)
Şöyle de de söylenebilir tabi, biraz vibratif pırtıklı bir tonda;
YanılSAMA! dedim sana!!! (yanılsa yapma yani:)
gamaro sadece kanıtla… o kadar … laf salatası yapma. Sürekli aynı kelime. yani senin beyninde başka kelime dağarcığın yok bilgi kırıntında yok. Bak entel takılıyorum diyemi buraya giriyorsun. daha öncede uyardım bilimsel bir şeyler getir. Boş yere konuşma ile ne kadar cahil olduğunu kanıtlıyorsun aslında.
Acı çektiklerini gerçekten ispatlayabiliyormusun onu söyle bilimsel bir kanıtın yoksa araştır yada sus başka konuya geç. çünki askıda kalıyorsun ve sürekli bıkkınlık verirsin.
Allah seni doğru yola sevketsin en kısa zamanda metafizik19! umarım iflah olursun !
Sen salağın tekisin metafizik. Aksini de sittin sene kanıtlayamazsın.
xenix: Takiplerim
carpediem getirdiğin kanıtlar gayet bilimsel bravo.
Şu şöyle oluyor demekki bundan şuda böyle oluyor demekki bundan ))
İleriki ROBOT teknolojisindede programlanmış robotları öyle gerçeğin aynısı yapacaklarki DIŞ tenlerine bir iğne batırdığında çığlıklar atıp yanınızdan kaçacak. Ve siz diyeceksiniz ki bakın ROBOT larda acı çekiyorki iğne batırıldığı zaman bir metre yana kaçıp bana yan gözle bakıyor. Hatta ayağa kalkıp göbek atan AYI robotlarıda yapılacak ve siz yine diyeceksinizki bak hayvan anlıyorki kalkıp göbek atabiliyor. Bu örnekler çoğaltabiliriz ve ömrümüz yeterse bu teknolojiy görebileceğiz.
Ha. Günün birinde (çok beklersiniz) hayvanın biri EVRİMe uğrayıpta düşünmeye ve akletmeye başlarda derdini anlatır ve sizlerle konuşursa o zaman sorarsınız ya hayvan kardeş sana iğne batırsam canın acırmı diye ?
AKLETMEK RUH ‘ un işidir ve düşünmekte. Beyninizle düşündüğünüzü inanmaya devam ettiğiniz müddetçe gerçekleri kavrıyamıyacağınızdan eminim.
RUH a inanmak KÜFÜR mü geliyor size İmkansız olan ne ?
düşünüyorum öyle ise varım diyen descartesi okudunuzmu ? araştırdınızmı. Yada idealist felsefe okudunuzmu ? ufacık bilgi kırıntısı ile Yada bir siteye girip bir konuyu kopya etmek ile bilimsel olduğunuzu düşünüyorsanız yanılırsınız. Örneğin xenix e bakın bilimsel kanıt dedim ya fok katliamını göstermiş. Yüzlerce yazı yazdım hayvanları kötüleyen yada işkence yapalım diyen tek yazımı kopya edin bu sayfalara yazmıyacağım bir daha.
yazdığım konuyu saptırarak yazmak size kar getirmeyecektir. Konu ile ilgili yazmanızı isterim
kaptan mosey öncelikle uzun uzun yazdığına ve başına gelen kazaya inanıyorum bazen benimde başıma gelir sayfalar dolusu yazarım ve bir aksilik olur birde bakarım hiç bir şey yok.
Son yorumunuda bir kaç kez okuyacağım ki yanlış algılamayayım.
SEN ==Renk konusunu tartışmaya açmanız çok gereksiz. Burada önemli olan ikimizin de aynı sayıda renk görmemizdir. Neyi nasıl görüdğümüzün bir önemi yok. Eğer ikimiz de çimlerin yeşil olduğu konusunda hemfikirsek her şey yolunda demektir.
SEn = Orada İsa’nın bebekken konuşmasından bahsediyordu. Tıpkı Oğuz Kağan Destanı’nda olduğu gibi. Şimdi tekrar aynı alıntıları tekrar yapmak zor geliyor. Siz Al-i İmran Suresi’nin ortalarını ve Oğuz Kağan Destanı’nın giriş kısmını okuyabilirsiniz. Sizin bakış açınıza göre ileride öyle bir teknoloji bulacağız ki bebekler daha kundaktayken konuşmaya başlayacak anlaşılan.
O yüzyılda gerçekleşen bu olayın bir benzerinin ileriki yüzyıl yada bin yıllarda gerçekleşeceğini ve bu gün bilim adamlarının ısrarla küresel ısınma ve buzlar erime tehlikesi olduğunu ve dünyanın özellikle kıyı kesimlerinin sular altında kalacağını uyardığını söyledim.
Söylediklerim tamamen bilimsel karşılığı olan şeyler. Yani imkansızdan bahsetmiyorum. Bu itiraz neye anlamıyorum.
O dönem buzullar eridi demedim. Dünyanın tamamının sular altında kaldığını söylemedim ve Kuranda böyle bir ifade yok dedim.
Aslında dünya nüfusunu bu kadar çoğaltarak İleriki yüzyıl insanlarının hayatına İPOTEK koyduğumuzu ve önlem alınması gerektiğini söyledim.
xenix tarafından Cum, 10/06/2011 – 19:36 tarihinde gönderildi.
Sen salağın tekisin metafizik. Aksini de sittim sene kanıtlayamazsın.
saldırısı olarak algıladım. hakaret ettin ve bende salağım dedim ne oldu ne kanıtlandı ? Nuhun gemisinin gerçeğinimi kanıtladın bu iddianla yoksa bilimsel bir yazımı getirdin ? yada evrime uğramış !!! ve düşünen konuşan akleden bir hayvanla karşılaştın derdini dinledinde benim haberimmi yok?
yada bakın ben ona salaksın dedim aslında ne kadar akıllı olduğumu size anlatmaya çalıştımmı diye düşündün ?
yada seni okuyanlar vay be adama salaksın dedi bu bile b usayfa için önemli hadisemi diyorlar ?
Sonsuz kardeşin sürekli saldırı geldiği zaman sayfayı iptal yetkisi olduğu için bu sayfanın kapanmasınımı istiyorsunuz.
hayvanların tepki veriyor olması acı çektiğinin kanıtımı?
Bundan ne kadar eminsiniz? onlarla konuşup derdini dinledinizmi?
inanmanız önemli değil en azından bilgi sahibi olmanızı tavsiye
edebilirim.
Gamaro şöyle diyebilir ya herkse tek tek yanıt vermiş bana niye yazmadı?
Senin aşağıdaki bilimsel makaleni okuyup düşünmekle meşguldüm kopyaladım belki insanlığa faydalı olabilir buyrun aşağıda :
Sen leblebi misin?
Bunlara paralelde diyorumki biz göremeyebiliriz fakat ileriki yüzyıl ve bin yılda Bilim adamlarının ısrarla vurguladığı küresel ısınma sonucu buzullar eriyecek (bazı sı sanıyorki lap diye hemen buzlar eriyip denize karışacak ve deniz yükselecek ve bu dünyayı o kadar etkilemez) atmosfere bu kadar su buharının gelmesi (sıcaklık etkisi) yaz- kış mevsimlerin değişmesi ve doğanın dengesinin bozulacağını düşünemeyen zihniyet) ……….
Bende diyorumki : nüfusun abartılı şekilde çoğalacağı yüzyıldan bahsederek aslında önlem alınmalı ve DÜNYA çapında nüfus planlaması yapılmalı ve ileriki yüzyıl insanlarının hayatına ipotek konulmaması gerektiğini söylüyorum. Başka dünya yok yaşayabileceğimiz en azından şimdilik) Bu ileriki yüzyıl yada bin yılda olacak bu olayların bir benzeride o yüzyılda Nuh peygamberde ve Nuhun kavminde yaşatıldı . Bu olay sadece MESAJ dır. yoksa gemi nerdeymiş kaç kişiymiş, içinde hangi hayvanlar vardır diyerek şekille uğraşan zihniyete bu Mesajı ulaştırmak için uğraşıyorum.
O yüzyılda bazı şeyleri anlıyamayan zihniyet…. Bu yüzyıldada beni anlamaya çalışamayan zihniyetle farkı yok. Çünki bu bilgiler kafalara daha yerleşmemiş. fakat SONSUZ Us sayesinde belkide binlerce sene sonra birileri okuyupta vay be adam geleceği bilmiş diyebilir. Ben müneccim değilim sadece tarihe ve Kurana bakarak ileriki yüzyıl hakkında yorum yapabiliyorum ve yaratıcının MESAJInı anlamaya çalışıyorum. Çok eski devirlerde insanların MUCİZE olarak gördüğü şeylerin aslında birer GERÇEK olarak hayatımıza geçtiğini ve EVRENSEL bir kitabın anlattıklarının her yüzyılda gerçekleşeceğine inanıyorum.
descartesin: neden düşünüyorum öyle ise varım dediğini en azından bir ansiklopediden açıp okumanızı dilerim.
Evet metafizik önce senden dinleyelim. Bizim kafamız basmaz. Okusak anlamayız.
🙂
Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur..
Senin tren zaten yanlış yöne gidiyor. İçinde ters gitsen ne gam.
leblebi mi??? ohooo hoooo nerdeee???
“olmamış bezelye” leblebiye kurban ol!!!
hayvanlar acı çekmiyor ölemi??? cık cık cık
Leblebi tabi:)
Düşünsene bir metofizik; bilim teknoloji böyle ilerlemeye devam ederse gelecekte kimbilir nası leblebiler yaparlar… düşünen leblebi, konuşan leblebi, forumdaş leblebi, hatta kavrulsun diye tavaya atınca “acımadıkiiii acımadıkiiii” diye kafa bulan leblebi:))
Buyur bilimsel cevap 🙂
SONSUZCUM,
Bİ RİCAM VAR. BENİM FESPUKUMDA BU GÜN PAYLAŞTIĞIM Bİ ANNE VE BEBİŞ KEDİCİK VİDEOSU VAR. ONU BURAYA EKLEYEBİLİR MİYİZ… LÜTFEN LÜTFEN LÜTFENNNN…
BIRAK ACI ÇEKMEYİ BİLDİĞİN İNSAN EVLADI DAVRANIŞINDAN Bİ MİLİM EKSİKLERİ YOK FAZLALIKLARI VAR…
BELKİ BU ARKADAŞA YARDIMCI OLUR O VİDEO…
EE Bİ KİTAP OKUDUM HAYATIM DEĞİŞTİ DERLER YA, Bİ VİDEO İZLEYİP FİKİR DE DEĞİŞEBİLİR….
CANLILAR ACI ÇEKER, CANLILAR SEVİNİR, MUTLUDA OLUR. KEDİLERDE, ÇİÇEKLERDE CANLIDIR. NE VARKİ; İNSAN KADAR ABARTMAZ NE ACIYI, NE SEVİNCİ:)
Delişey sanırım bir satır okuyup yazdın. yukarıdan aşağıya konuya bir vakıf olmayı denesen…
Robot teknolojisi diyorum. İleri teknoloji ile öyle robotlarınız olacakki
Örneğin kedi robotu.. tıpkı bildiğin kediye benziyecek …bedeni, derileri ve hareketleri.. ayaklarının arasına gelip kuyruğunu sürterken mırmır diyecek. Soba yanı bulursa kıvrılıp uyuyacak.. hatta yanlışlıkla elinizdeki bir iğneyi ona batırsanız yada kuyruğuna bassanız cıyak cıyak bağırıp 1.m. yana kaçacak ve yüzünüze melül melül bakacak.
işte tek fark şu:
Teknolojik robot kediyi insanlar yapmış ve programlamış olacak.
Biolojik robot kedileri Allah yaratmış ve programlamış.
Sonsuz kardeş sonsuz kardeş bende bir kedi wideosu var lütfen yayınlayalım
görsün bakalım robot kedilerde nasıl acı çekip ağlıyorlar…………
Hatta teknoloji dahada ilerigidip o hayvanları konuşturabilirde yani sözlü olarakta o robot kediler ^^niye iğne batırıyorsun canım acıyor ^^bile diyebilir. hakikaten canı yandığı için değil öyle programlandığı için o sözleri söyleyecek fakat hiç bir zaman onların yani hayvan robotların düşünmesini ve akletmesini başaramıyacak insanoğlu.
ÇÜNKİ DÜŞÜNEN ŞEY = RUH tur ve sadece insandadır ve gerçek manada acı çeken üzülen derdini anlatan hayal kuran hep RUH tur..
Metafizik hayvanların acı çektiğini sana kanıtlayayım…bilimsel olarak.
Kaynakça: Tubitak.
İnsanın tam olarak sınıflandırılması:
Regnum (Alem): Animalia (Hayvanlar)
Divisio (Bölüm): Coelomata (Gerçek sölom boşluğuna sahip canlılar)
Subdivisio (Alt bölüm): Bilateria (Bilateral simetrililer)
Phylum (Şube): Chordata (Sırtiplikliler=Omurgalılar)
Grup: Craniata (Gerçek kafataslılar)
Subphylum (Alt şube): Gnatostomata (Gerçek çeneliler)
Superclassis (Üst sınıf): Tetrapoda (Dört üyeliler)
Classis (Sınıf): Mammalia (Memeliler – Meme bezlerine sahip canlılar)
Subclassis (Alt sınıf): Eutheria (Placentalia – Plasentalı memeliler)
Ordo (Takım): Primates (Primatlar)
Familia (Aile): Hominidae (İnsanlar)
Genus (Cins): Homo
Species (Tür): Homo sapiens
Neymiş?
İnsanın özellikleri bakımında sınıflandırmada ait olduğu yer yani alem neymiş?
HAYVAN.
Şimdi sana zahmet yan komşuya gidip bir rica et ağzının ortasına iyisinden bir tane çaksın…
…canın yanar ise, al sana kanıt.
matafizik,
emrin olur:)))) sen dersinde ben gitmem mi bir arpa boyu hı?
bi ricamda senden olacak ama:
bi düşünen ruhla tanıştırsana beni yahu, yap bi iyilik kardeşine hee?
Beyninizle düşündüğünüzü sandığınız için olmalı..
Oysa insan beyni ile hayvan beyinlerini incelerseniz yağ,karbonhidrat,sinir hücreleri vs. benzerlik olduğunu görürsünüz oysa filde bile bunların kat kat fazlası olduğu halde düşünemediğini göremiyormusunuz ?
yağ ve karbon hidratların sizin yüz milyarlarca düşüncenizi depoladığını düşünüyorsanız ve yüzlerce yaptığınız plan proje tasarıyı bünyesinde barındırdığını düşünüyorsanız. neden hayvanların düşünemediğini akledemiyorsunuz ?
Yukarıdada söyledim benim anlattığım konu ile sizin saptırdığınız konu farklı ve konuyu hakaretlerle saptıranları kaale almayın fakat ne hikmetse hep onlara +artı veriyor olmanız benim sürekli -eksi almam evrensel doğru olduğunuzu kabul ettirmez.
hola benim canım yanar demiyorum çünki bende ruh var .
ben hayvanlardan bahsediyorum ama senin evrim teorisi
seni hayvan kategorisine sokuyorsa o sizin hatanız olsun.
Tubitak a gideceksin…
eğer bu anlattığın halk diliyse vayyy beee:) iyice çorba yaptın herşeyi…
bak dolandırıp durma sözü, herkesin anlayabileceği dil nedir biliyor musun?
kısaca:
sen ne diyorsun? hayvanlar acı çekmez!!
kanıtla o zaman.
ben diyorum çeker. ve bunu sana kanıtlama yoluna gitmem sanırım o düşünebildiğini söylediğin ruhuna hakaret olur. ama olur diyorsan peki.
canlılar ikiye ayrılır, kısaca hiç ayrıntıya girmeden. bitkiler hayvanlar. ilkokul çocukları bile bilir bunu tamam mı buraya kadar. heh gelelim insan diye yüceleştirdiğimiz senin değiminle düşünen hayvana. insanda burada bitkimi hayvan gurubundamı?
bitkiye benzemediğine göre demekki hyvan gurubunda… eee tamam işte baştan beri diyorum “al eline bir iğne batır uygun bi yerine!!!
noldu acıdı mı?
hee bu kadar basit işte halk dili…. ne uzatıp duruyorsun????
Metafizik19, hayvanları bir kenara bırakalım, peki ya bir insanın acı çektiğinin kanıtı nedir size göre, insanın acı çektiğini nasıl kanıtlıyorsunuz?
Açar mısınız lütfen ben anlayamadım, canım acıyor diyebilmek mi bütün mesele?:)
Anlaşıldı delişey ilk öğretim mezunu… Kulaktan dolma bir şeyler öğrenmiş buralarda dolanırken. ha ha kardeş anladım haklısın….
Burada günlerdir hayvanların canının yandığına bilimsel kanıt istiyorsun…
Bu durumda belirteceksin arkadaş…
…bilimsel kanıt dediğinin senin inancının da keyfini yerine getirecek bir kanıt olması lazım diye…
…ki anlaşılsın.
hayır metafizik,
açık lisede açık öğrenim görüyorum ne biçimde bilemedin hehheee
ama bişi ekliyeyimde senin yüksek öğrenimine kapak olsun:)
bizim ofisin kedisi sayın fıstık hanım, veterinere gideceği zaman içini bir üzüntü kaplıyor nedense kıçına yiyeceği iğneden olabilir mi acaba? oysa sen halen kalkmış benim ilkokulumla kafa yoruyorsun…
hee bende düşünüyorum hanginiz daha düşünebilme yeteneğine sahipsiniz diye:))))
poetic .. Sokrates aslında çok akıllı adamdır fakat iddiası şudur :
Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir…
sürekli bir şey bilmiyormuş gibi karşındaki muhatabına sorular sorarak onu köşeye sıkıştırması ve cevap veremez duruma getirememesi ile meşhur olmuş tarihi bir filozoftur.
Açar mısınız lütfen ben anlayamadım, bu sizin sözünüzü de yazarken bakın ben bir şeyler biliyorum bakalım metafizik ne biliyor mantığı ile yazdığından eminim.
Biz hayvanlar hakkında konuşurken bırakın canım hayvanları demeniz nedir ?
üstünlükmü ? Bırakın emir kipidir. Bu yetkiyi nerden gördünüz. Bu konuda konuşuluyorsa varsa bilgi dağarcığınızda bir şeyler yazarsınız. Ayrıca bende son kere yazacağım bakın konunun başlığı hz. nuh ve tufan. Bu konuya giripte bu konu ile ilgili neden yazmıyorsunuz ?
Ben oraya Tubitak tan bir bilgi koydum.
Ben kendim şahsen hayvan olduğuma inanıyorum dedim mi?
Demediğime göre neden bilgiyi görmezden gelip “benim inancım böyle, senin inancın öyle olabilir” gibisinden çalkalamaya başlıyorsun?
Bak arkadaş…ben sana başka kanıt sunayım.
Bendeniz bu forum ortamlarında 13 senedir yazarım…daha dinci olup kıvırmayanınızı görmedim. Hani malta eriğinin çekirdeği var ya…işaret ile baş parmağının arasında azıcık sıkıştırsan vırç diye kayar…
…hiç bir farkınız yok.
En baba kanıttır.
delişey ha anladım sağol dedik ya… daha ne ?
ruhuna sağlık metofizik ruhuna dahası bu:)))
haddimi bilip seni üztün zekan ve üstün bilginle başbaşa bırakıyorum… ama şu iğne meselesini dene bence…
Bence komşu çaksın…daha iyi.
Hola hakareti bırak. ben oraya tubitak tan bilgi koydum diyorsun :
Tubitakın evrim teoricilerinden aldığı bilgiye göre İnsan hayvan kategorisinde ve sen bana buna inandığın için yazıp gönderdin. tubitakın yazdığı her şey doğru ve bilimseldir mantığı ile.
peki bu bilgiyi gönderen insan şöyle deseydi anlardım ben tubitak böyle yazmış ama ben hayvan kategorisinde anılmak istemiyorum. ha anlardım…
İnanmışınki göndermişin benim ne yazmamı bekliyordun ben yazdım ben İNSAnım ve hayvan kateogorisinde kendimi kabul etmiyorum dedim. inananlarada itiraz etmiyorum dedim.
dansöz kim ? benmi zihniyetinizmi ?
SEN : benim inancım böyle, senin inancın öyle olabilir” gibisinden çalkalamaya başlıyorsun? yazmışsın…. BU SİZCE ÇALKALAMAKmı çalkalıyorsa kim çalkalıyor en fazla yanlış anlaşılma olabilir.
…………. yorum yok…….
hehheeeee sende bana yorum yazacak zeka yokk:)))
öle okul bitirmeyle olmaz o işlerr… fırın lazım ekmek lazım haa bide insan dediğin şeyin içini doldurmak lazım anladıınnn??
hadi baş baş şimdi:)
Tubitak a gideceksin…
HoLa tarafından Cts, 11/06/2011 – 11:42 tarihinde gönderildi.
Tubitak a gideceksin..
güle güle delişey umarım bir on yıl sonra aklına gelirde buraları okursan yine düşünce dünyanın değiştiğini hissedeceksin. Bunun için çok okumalı ve araştırmalısın. Bütün zıtları oku. fizkide – metafiziki materyalistleride- ilahiyatçılarıda, iyileride-kötülerde. Çünki FARK mukayese yapmaktadır.
Çoğunun yaptığı gibi TARAFLI olduğun müddetçe bir adım bile ileriye gidemiyeceksin.
Metafizik19:)
Hayvanlar acı çekmez diyorsunuz, çeker diyenlerden bilimsel kanıt istiyorsunuz. Ben bilim insanı değilim, ama bazı uyaranlar karşısında hayvanların da tıpkı insanlar gibi tepki verdiklerini, ses çıkardıklarını, çığlık attıklarını, ağrının etkisiyle kıvrandıklarını, korktuklarını, kaçtıkların görmek için bilim insanı olmaya gerek yok. Ama size göre, anladığım kadarıyla hayvanlar tanrının proğramladığı oyuncaklar, görüntü olarak acı çekiyor görünseler bile aslında çekmiyorlar…
Bilimden bahsetmeniz çok enteresan… hayvanlar acı çeker diyenlere, ispatlayın diyorsunuz… ben sizin akıl sağlığınızın yerinde olup olmadığından emin olamıyorum. Kısaca yazmıştım, mesajımın içinde komplo teorileri arıyorsunuz, ne diyeceğimi bilemiyorum:)
Cevap vereceğinizi hiç zannetmiyorum ama yine soruyorum, insanların acı çektiklerini nasıl ispatlayabiliriz size göre?
on yıl sonra yaşıyor olursak dünya değişecek, ama beyninde bir toplu iğne saplı bu sebepten göz sinirleri körleşmiş insanlarda değişir mi bilemem?
şaka bir yana okuyorum ben yahu… taraflı da değilim aslında ama bişi var yani nasıl diyim böle kendini bi … sanan insanlara karşı sanırım… içime sinmiyo o insanların söyledikleri hepsi bu aslında.
hani böle çok bilirim ben bilirim bak benim dediğimdir asıl olan fln fln diyenlere biraz ön yargılıyım sanırım… yoksa hepimiz bi karış toprakta solucan yemi olacağız nihayetinde…
ama sende taraflısın değil mi?
Burada günlerdir hayvanların canının yandığına bilimsel kanıt istiyorsun…
demişsin yukarıyı kontrol ederken gördüm.
Bak dostum ben insan ve ruh konusunda yazarken acı çeken düşünen RUHtur dedim ve bu yüzden hayvanda RUH olmadığı için hayvanlar acı çkmez dedikten sonra itirazlar gelince o zaman hayvanlrın acı çektiği ile alakalı bilimsel bir kanıtınız varmı dedim.
Şimdiye kadar getirilen bilimsel kanıt ise fokların avlanırken çekilen resimler ve iddia edilen kedilerin acı çektiğini gösteren video iddiası.
Sanki ben hiç fok yada kedi görmedimdebunları bilimsel olarak getirmeleri onların cahilliği olarak zaten kabul ettim benim bahsettiğim daha farklı şeyler.
Ben inanmıyorum dedim ve bakış açımdan RUH u ve insanı ve hayvanları ve ileri ROBOT teknolojisini anlattım ve hayvanların biolojik robotlarolduğuna inandığımı söyledim. Buna katılmayabilirsiniz ve inanmayabilirsinide ve bunu belirtirsizniz sürekli hakaret neden ?
Örneğin inançlı-inançsız kavramı vardır ve ateistler inançsız olarak gösterilirken bende tam aksini ateistlerinde kendine göre bir inanç sistemi var o sisteme göre dayanak noktası ve kanıtlar bulmuşlar ve onları arıyorlar derim. Tamamen kavram kargaşası yani.
FİKİR ALIŞVERİŞİ yapıyoruz inanma yada inanmama değil. katılırsınız yada katılmassınız fakat erdemli olursunuz saygılı olursunuz ve hakaret etmessiniz.
Biri yok orta parmak diğeri kıvırtma teorisi diğeri aptal der diğeri cahil der nedir bu ya ben bu sayfaları ciddiye almışım demekki almamam gerekmiş diye düşünüyorum fakat onlarca diğer safalardada aynı DÜZEN gidiyor. Fikri olmayanın zikri hakaret oluyor.
Kötü sözler sahibine yakışır diyerek iade ediyorum.
eee noldu şimdi kızıyorsun??
sende cahil diyorsun mesela bana dedin ben kızdım mı sana yoook:))
Daha fazlasını söyliyeyim İnsan beden parçaları labaratuarları kurulacak
( kök hücreyi araştır)
yani karaciğeriniz iflas etti ise fabrikadan size uygun karaciğer gelecek ve yaşama yeniden kaldığınız yerden devam edecek. körlerde iyileşecek.
böbrek hastaları ve dializde tarihin tozlu raflarında kalacak çünki böbrekte üretilecek. beyin hariç kalpte dahil olmak üzere bütün organlar labaratuarlarda üretilip sınıflandırılacak. yukarıda bakara teorisi linki verdim oku bakalım daha neler olacak
Bunca birbirini tanımayan adam sana hakaret ediyor ise kendine bakacaksın. Şubat ayında yayınladığın “yediklerim” listesi gittikçe kabarmakta yani. Elbette “Bunca adam bana neden hakaret ediyor” gibisinden bir soruyu kendine sormak mertlik gerektirir. Malta eriği çekirdeği ile çelişen bir haldir yani.
Tubitak delillere dayalı kanunlaşmış bilgileri yayınlar.
Benim ya da senin inanıp inanmamamız o delilleri ne yok eder ne de yanlış kılar.
Sınıfı: Memeli
Alemi:Hayvan
…gibi sınıflandırılan canlıların sahip oldukları ortak özellik sinir sistemlerinin de aynı olması demektir.
Acı, vücudun herhangi bir yerinde olan bir yanlışlığı sinirler aracılığı ile beyine sinyallemekten başka bir şey değildir.
Gelelim senin dogmatik bakış açına.
Hayvanlarda ruh yok diyorsun değil mi?
“hola benim canım yanar demiyorum çünki bende ruh var.”
bu yüzden hayvanda RUH olmadığı için hayvanlar acı çkmez
Bunlar senin zırvaların…zırvaya zırva ile cevap verelim bari.
Hayvanlarda ruh yok ise…cenetteki hayvanlar nasıl vaad ediliyor.
Şimdi yine kıvırıp diyeceksin ki hayvanlar zaten oradalar.
Ona da peki.
Pekiiii…ruhu olmayan Allah ı bilir ve secde eder mi?
Hayvanlar secde ediyorlar ama…
Hac suresi 18. Ayet.
Ben demiyorum…Allah ın diyor. Bana değil ona kıvır.
18.Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz, Allah dilediğini yapar.
Ruhu olmayan nasıl secde etsin.
ama metafizik sen olcak, edecek, cek cek diye gelecek ekini bu zamanda olmuş gibi lanse ediyorsun… ya tabiki olsun temennimiz bu… dünyaya ve canlıya fayda sağlayan herşeye eyvallah tabide.
ama bunu olmuş gibi yaşıyor olmak tehlikeli değilmi? aa bu arada teşekkür ederim yaa bi ilkokul seviyesine cevap fln da veriyorsun yani bak değişebiliyo demek düşünce tavır:)))
eee iğneliyim azcık seni değil mi ama :))
Güneşin ayın yıldızların dağların ve ağaçların ve hayvanların, insanların
Allaha secde ettiğini yazıyor yani inananı inanmıyanı herkes Allaha secde eder farkına varmaz. Çünki Allah heran heryerdedir ve Şah damarınızdan yakındır.
ONU şekil olarak düşündüğünüziçin bulamassınız o hiç bir şeye benzemez o SONSUZ AKIL dır, bilinçtir, Şuurdur.
Yani sizin iddianız yanlış bir teori bakın hayvanlara demiş demekki RUH u var. e dağlarada diyor yıldızlara ve güneşe de diyor. Onlarındamı RUH u var?
Maalesef sen bi hayvansın metafizik…
Alttaki fotoğraf senin bi hayvan olduğunun ispatıdır.
Ana rahmindeki Fetus önce bir BALIK gibidir. 10-12 haftalarda dönüşmeye başlar. Dönüşürken, kafa arkadan öne doğru birleşir ve insan yüzünü oluşturur. İşte birleşmenin başarısız olduğu durumlarda dudak, damak hatta yüz ortasında yarıklar meydana gelir.
kök hücreyi araştır dedim bakara teorisini oku dedim son yazımda deli şey fakat sen hemen aynı terane. yazık çok yazık peki kaale almayalım yorum yok artık sana.
tamam :))) yorum yok:))
ciddi oluym tamam 🙂
Aynı ayet ne diyor:
“Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. “
Kim onlar?
Secde etmeyenler.
Eğer hayvanın acı duyma hissi yok ise AZAP hak olununca ne hissedecek bu?
Allahın karşısına geçip “Acımadı kiiii, acımadı kiiii” mi diyecek?
Ha?
Kıvırma!
Sen ne diyorsun?
yani inananı inanmıyanı herkes Allaha secde eder farkına varmaz.
Bak ayet ne diyor:
“hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir”
…senin getirdiğin halinde de:
“kesirun”
Bir çoğu, yani hepsi değil.
Öyle ya domuzu hariç kılmak lazım…ya da yılanı, çiyanı vs. vs.
:)))
Uydurduğun gibi değil yani…Her insan ve her hayvan secde etmiyor. Edeni var etmeyeni var.
Kıvırtma.
Bugüne kadar okuduğumda ‘saçmalık’ dediğim çok şeyle karşılaştım. Hiçbiri metafizik19 un hayvanların acı çekmesinde şüphe etmesi kadar deli saçması gelmedi. Onu listede bir numaraya koyuyorum.
Hola..iyi oku orada diyorki : önce secde edenleri yazıyor( yıldız,güneş.vs.) ve ardından diyorki :
insanlardan çoğu haketti ve üzerlerine azap vaki oldu.
14 ve kesîrun : ve çoğu
15. min en nâsi : insanlardan
16. ve kesîrun : ve çoğu
17. hakka : haketti, hak oldu
18. aleyhi : onların üzerine
19. el azâbu : azap
Yahu metafizik,
Allah’a inanıyorsun, hayvanların, dağları, güneşlerin, her bir canlı ve cansızın ona secde ettiğine inanıyorsun da bir ruhları olduğuna mı inanmıyorsun?!
Sen insan değil misin, hisseden, gören, duyan, deneyimleyen, öğrenen, algılayan değil misin?!
Kuran’da yazmıyorsa görmeyecek, bilmeyecek, duymayacak, algılamayacak mısın?! Sen ki ademsin, madem tüm bu becerilere haizsin neden, algılarını kapadın?! Dünyaya öyle bir bakarsan onun seni izlediğini görürsün, dünyaya acılarını haykırırsan seni okşadığını duyarsın, bir ağaca kuvvetle sarılırsan seni iyileştirir, bir denizde öyle. Sadece doğanın bir parçası, bu büyük gizemin bir parçası olarak dünyaya bak, gör, işit ve duyumsa.
Ya da.. banane naparsan yap.
Hola Allaha inanmıyorsun sanıyorum fakat diyorumki inanan inanmayan herkes Allaha secde eder çünki o (allah) her an her yerdedir. Secde etmeden sen : seccadeyi yayıp namaz kılmayı anlıyorsan o senin sorunun..
Ben hakaret etmedim, bilimsel bir tespit yaptım. Olmadığını sanıyorsan, (zannediyorsan) aksini ispatla…
xenix: Takiplerim
Ama size göre, anladığım kadarıyla hayvanlar tanrının proğramladığı oyuncaklar, görüntü olarak acı çekiyor görünseler bile aslında çekmiyorlar…
fakat oyuncak kısmı yanlış. onlar organik robot ve programlanmış hareket eden doğanın bir parçası diğerleri gibi çiçekler,ağaçlar,böcekler.
ve her şey insan için ………
sebep: Tanrısal bir RUH a (akla) sahip olduğu için.
Tahrif edilmiş tevrat’da yanlış yazıyormuş, ama kuran tahrif edilmediğinden herşeyi olduğu gibi anlatmış, şöyle böyleymiş fasarya fırım fıs.
Yav ne zamandır soracağım kaynayıp gidiyor arada, nasıl birşeydir bu tahrif ?
Daha doğrusu nasıl oluyor, süreç nasıl işliyor?:)
Mesela Sofokles’in Kral Eudipus’unu alalım, nerdeyse ikibinbeşyüz yaşında bir eser.. Nası oluyo yani, birileri gelip şöyle mi diyo örneğin; Yav tamam Oedipus Sfenks’in sorduğu bilmeceyi bilsin ve buna dellenen Sfenks de kendini uçurumdan aşagı atsın ama, şu son kısımda yaşanan hadise yakışık almaz, Oedipus farkında olmadan da olsa annesiyle evlenmesin, orasını değiştirelim filan… gibi mi?:) Peki sonra nooluyo, bir kısım yazıcılar kitabın el yazmalarını çoğaltırken cümleleri mi değiştiriyo kafasına göre?:) Orjinalinde evleniyolar ama biz önce nişanlayalım sonra da bi bahane bulup nişanı atalım, evet evet bu daha iyi filan mı?:)
Hemen uyarlayalım,
Müslüman kardeşlerimiz diyor ki; Nuh tufanı elbette dünya çapında değildi, sadece Nuh ve kavmine yönelik bir hadiseydi, kuranda da böyle geçer zaten ama tevrat tahrif edildiği için orda sanki bütün dünyayı kaplamış gibi bir anlatım var ki bu doğru değil felan…
Hmmm:)
Yani şöyle oluyo sanırım… Tevrat’ın orjinal- tahrif edilmemiş halinin kuranla uyumlu olması gerektiğini düşünürsek, demek ki ilk başta orda da (gerçek tevratta da) bölgesel, lokal bir sel veya taşkın şeklinde anlatılmıştı bu hadise.. (tahrif edilmemiş ya:) ama herhalde daha sonra bi kaç yahudi haham buna bozuldu ve yav böyle küçcük tufan mı olur, kutsal kitaba hiç yakışır mı filan diyerekten ilgili satırları silip yerine aman efenim çok büyüktü, bütün dünya su altında boğuldu, yeryüzünde adım atacak kara parçası kalmadı diyerek değiştirdiler metinleri… E yani… Sil sil, onu da sil, öyle yazma böyle yaz filan:)
Len bi gedin beaaa:)
gamaro, size destek olmak için yazıyorum. Zaten siz de Tevrat’ı okumuşsanız farketmişsinizdir. Kuran’daki “kıssaları” incelediğimizde, Tevrat’ta olmayan üç kişi veya grup görüyoruz, en azından benim aklımda kalanlar bunlar. Birincisi İsa; bununla ilgili öyküler Yeni Ahit’e dayanıyor, normal olarak. İkincisi Ashab-ı Kehf, ki bu da normal, çünkü bunların hikayesi de hıristiyan kaynaklara dayanmaktadır. Üçüncüsü ise Zülkarneyn. Bu eleman benim bildiğim kadarıyla ne Eski ne de Yeni Ahit’te geçmemektedir, kim olduğu tam belli değil, zaten sadece bir iki ayette adı geçiyor. Bazıları o, Büyük İskender diyor, bilmiyorum. Bu üçü haricindeki tüm karakterler Tevrat’takiler. Yani müslümanlar, her millete peygamber gönderildiğini iddia etmektedirler ama, Kuran her nedense sadece Tevrat’ta zaten maceraları anlatılan şahısların hikayesine değiniyor, başka da kimseden bahsetmiyor. Diğerleri pek ilginç kişiller değillermiş heralde. Ve gene aynı şahısların bu iki kitaptaki öykülerini karşılaştırdığımızda orijinal olan ve kopya çekenler çok açık olarak görülüyor. Tevrat’taki hikayeler daha uzun ve ayrıntılı. Örneğin burada tartışmaya yatırdığımız Nuh; Tevrat’ta gemisini nasıl yapması gerektiği en ince ayıntısına kadar anlatılmakta, hangi hayvanları alacağı tek tek söylenmektedir. Yakup’un hayatı sayfalarca anlatılmaktadır ama Kuran’da Yusuf’un babası olması haricinde hakkında tek bir bilgi verilmemektedir. Yusuf, Musa, Davut ve hatta Süleyman aynı şekilde.. uzun uzun anlatılmakta. Bu kişiler hakkında Kuran’da yazılanlar ise şöyle dumakta; Tevrat’ta geçen hikayeleri biri başkasına analtsa ve dese ki şimdi aklında kalanları yaz… İşte ortaya Kuran’daki metinler çıkar.
Bir başka mesele de Tevrat’ta geçen bu şahsiyetler peygamber değil de İsrailoğulları’nın ataları veya krallarıdır. Oysa Kuran’da peygamber olarak anılmaktadırlar. Bu durumu da hikayeler Muhammed’e aktarılırken oluşan bir yanlış algılama olarak değerlendirebiliriz. Tevrat’taki peygamberler ise bambaşka kişilerdir: Ezra, Samuel, Jeremiah, Daniel, Ezekiel gibi şahsiyetlere peygamber denilmektedir. Bunların bir iki tanesi Kuran’da da adı geçen önemsiz peygamberlerden galiba.
Ortaokul yıllarımda bir Almanca hocamız vardı, kopyayı buna benzer yöntemlerle yakalardı. İsmini okuduklarım elini kaldırsın derdi, isimleri okurdu ilginç olarak eller arka arkaya kalkardı :). Sonra yazılı kağıtlarını alır ve kopya çekilmiş sorunun cevaplarını bütün sınıfa okurdu. Arkaya doğru gittikçe boşluk doldurmalı sorudaki cevap giderek bozuluyordu. Şimdi şu duruma düşmüş hangi öğrenci kopya çekmediğini söyleyebilirdi ki.
Gerçek apaçık ortada.
Kim ne dersin desin Metafiziğin nefis bir tespiti de yok değil hani:
“Hola Allaha inanmıyorsun sanıyorum”
İSLAM’DA CANLILARIN RUHU-HAYALETİ YOKTUR…!
İslam’da insana ait ölümsüz ve tanrısal parça RUH inancı yoktur.
Yaratılan her şey maddidir. Hatta cinler ve melekler bile (örneğin cinler ateşten yaratılmışlardır).
…
Ruhçu öğretinin İslam dünyasına uydurma hadisler ve tasavvuf öğretileriyle sızması sonucunda bugün Müslümanlar uydurma ruhlar alemine iman ettirilmektedir. Hatta Kuran-ı Kerim’i tercüme derken ayetlerde “nefs, can” geçen yerlerde “RUH” denilerek çeviriler bile çarpıtılmıştır.
Kuran-ı Kerim’de gerçekten ruh diyen ayetler “vahiy” den ve de bu vahyi ileten Cebrail adlı vahiy meleğinden bahsetmektedir.
Yani Kuran-ı Kerim’de;
Ruh=Vahiy
Ruh=Cebrail
Kurandan bir haber olupta kulaktan dolma bilgisi olanlara herzaman açın kuran ayetlerini ve bana deyinki sen yalancısın bak burda bu yazıyor.
aşağıdaki iki örneği okuyun sonra meallerle karşılaştırın bildiklerinizi ve orada arapça anlamamış olsanız bile min ruhi diyor yani ruhumdan üfledim
Bu ne demektir biliyormusunuz : Ben insan bedenini yarattım ve ona ruhumdan ( akıl) verdim siz çok az şükrediyorsunuz. Ona ait olan RUH = akılla düşünüpte yine onu inkar etmek ne kadar zıt…
Elmalılı (sadeleştirilmiş ) : Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.»
………………………………………………………..
secde suresi ayet 9
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfledi ve sizin için işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı. Siz çok az şükrediyorsunuz!
İslam’da insana ait ölümsüz ve tanrısal parça RUH inancı yoktur.
Yaratılan her şey maddidir. Hatta cinler ve melekler bile (örneğin cinler ateşten yaratılmışlardır).
İslam ülkelerine gidin kuranı açın ve misal 1,5 milyar müslümana sorun bakalım İslamda RUH inancı varmı diye Ruh tan bahsediyormu kuran diye.
Bu ne ya şakamı ?
Yukarıdaki son yorumumda Kurandan iki ayet örnek getirdim?
peki sizin belgeniz nedir?
Benim anladığım misafir ruh yok demiyor. Sandığınız gibi hayalete benzer ruh yoktur diyor. Ruh = vahiy, veya eskiden ebubekirn dediği gibi kurallardır diyor. Bu durumda min ruhi, ben ona kendi kurallarımdan üfledim tarzı bir şey oluyor.
Yani benim anladığım bu.
Bu kadar salaklığım belgelenecek neler yazmışım ve Gayet bilimsel yazan arkadaşlar ne yazmış diyerek yukarıdan aşağı yazılara göz gezdirdim.
ÖNCE BENİM YAZDIKLARIM:
1.Dünyayı düz bir tepsi gibi düşünenlere Rakım ve yükseltiden bahsettim ve Kuranın bütün dünyanın sular altında kaldığını yazmadığını iddia ettim.
Bölgesel olabileceğini ve hz.Nuhun kavminin helak edildiğini Kuran anlatır dedim.
Asıl anlatmak istediğim şey ise Kuran yer ve zaman vermez fakat verdiği bir mesaj vardırki O YÜZYILDA TASVİR edilen bu olayın ileriki bir yüzyıl yada bin yıllarda yeniden olacağının işaretidir dedim.
Örnek olarakta Hz. İsadan misal getirdim ve hz. zekeriyadan.
hz.İsa o dönem için alaten hastalığına kapılmış insanları iyileştirdi ve körlerin gözlerini açtı ve ölüleri dirilttiğini misal getirdim Kurandan.
Hz. Zekeriyanın karısı kısır olduğunu ve Hz. zekeriyanın ise çok yaşlı olduğunu fakat çocuk ile müjdelendiğini yazdım. Onlar bile Allahım bu nasıl olabilir dediklerini yazar Kuran.
Aradan yüzyıllar geçti ve o yüzyıl insanların hayretle karşıladığı ve nasıl olur dediği olaylar hep gerçekleşti dedim Yani TIP alemi kök hücre çalışmalarını hızlandırdığı anda göreceksinizki Hz. meryem gibi bakire ve erkek spermi olmadan ve tüp bebek olmadan sadece kadının kendi hücresinden hamile kalacağını ve hz. iSA gibi babası olmayan çocukların olduğunu göreceğiz dedim. Körlerin gözü açılıyor…… kısır kadınlar çocuk sahibi oluyor ve ölümün bir şekline çare bulundu aslında dedim. Binlerce yıl evvel insanlar kalp krizinden öldü fakat şimdi onbinlerce insan kalbe müdahale edilerek hayata dönüyor dedim (şok cihazı ve kalp masajı tekniği ile)
AslINDA Hz NUH kıssasında anlatılan olayında MESAJ olduğunu açıklamaya çalıştım. İnsanlar sadece nerde olmuş neye olmuş kiminle olmuş kaç kişi olmuş gibi görsel şeylerle uğraştığı için Kuranın mesajının anlaşılamadığını söyledim.
O yüzyılda gerçekleşen bu olayın bir benzerinin ileriki yüzyıl yada bin yıllarda gerçekleşeceğini ve bu gün bilim adamlarının ısrarla küresel ısınma ve buzlar erime tehlikesi olduğunu ve dünyanın özellikle kıyı kesimlerinin sular altında kalacağını uyardığını söyledim.
Söylediklerim tamamen bilimsel karşılığı olan şeyler. Yani imkansızdan bahsetmiyorum. Bu itiraz neye anlamıyorum. demişim varmı itiraz
Sen leblebi misin? gayet bilimsel ve gerçekçi.
Kıvırma!
Sen ne diyorsun?
6.gamaro . gamaro tarafından Cum, 10/06/2011 – 11:55 tarihinde gönderildi.
Kediyi değil, metafizik’i koycan aslında sobanın üstüne.
Yanılsama canıııım, nasıl olsa yanılsama:)
Sen salağın tekisin metafizik. Aksini de sittin sene kanıtlayamazsın.
ayrıca : Ben hakaret etmedim, bilimsel bir tespit yaptım demişin
senin bilimselllik bakışın bu imiş herkes iyi anladı galiba ?
seviyene inmeyeceğim ve mutlu olacaksan evet salağım dedim. yetermi ?
salaklığın bir diğer adı bana göre inattır…
Fransız düşünür Bernard Barton da öyle düşünmüş çok memnun oldum okuyunca:))
“Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir.”
Güzel tespitler kaptanmosey.
Şu tahrif dedikleri şeye gelince, o tam bir mizahi durum aslında. Hani bunun kişinin tanrı inancı olup olmamasıyla da bir alakası yok, alırsınız elinize bir kitabı ve sürersiniz tarihteki izini, hepsi bu… Örneğin incil, daha önce de bahsi geçmişti ve tekrar edeyim; kuran’a göre İsa’ya incil adlı bir kitabın verilip verilmediği bile muallaktır (yani sadece kuran’da geçen ayetlere bakarsanız, o da Nuh Tufanı gibi üstün körü geçilmiştir işte, bi verdik der bi vermedik vs. (Detaylar için bkz: hristiyanlığın islama bakışı ) Buna karşın, ne Muhammed’in, ne de takip eden dönemdeki pek çok islami düşünürün (hatta gazali’nin bile) incil’i tahrif edilmiş bir kitap olarak değil de, hristiyanlar tarafından yanlış ve abartılı şekilde yorumlanmış bir kitap olarak değerlendirdikleri farkedilebilir. Kuranda meryem için geçen ve onun tanrılaştırıldığına vurgu yapan ayetler irdelendiğinde de aynı durum söz konusudur, orda da tahrif edilmiş incilden ziyade hristiyanların yanlış ve sapkınca yaptığı meryem yorumudur asıl kınanan. Ama daha da ilginci, Muhammed’in theotokus (tanrı anası) ile kutsal ruhu birbirine karıştırmasıdır. Ey meryemoğlu İsa, sen mi dedin insanlara, beni ve annemi Allah’tan gayrı iki tanrı olarak belleyin diye, ayetini hatırlayalım:) Zaten bu yüzden, bugün bile çoğu müslüman üçlü birliğin üçüncü kişisinin meryem olduğunu zanneder.. (baba oğul kutsal ruh yerine, baba oğul meryem ana üçlemesi) Aslında bu durumun Muhammed’in yaşadığı coğrafya ve o dönemde arabistana yakın kiliselerin monofizit-diofizit çekişmelerinden kaynaklanmış olması oldukça muhtemeldir. Muhammed muhtemelen kuzey afrika ve ortadoğu kökenli hristiyanlarla (tüccarlarla) sık sık temas kurarken hristiyanlığı onlardan dinlemiş ve bu arada kutsal ruhtan ziyade meryem’in Theotokus’luğu (tanrı doğuran, tanrı anası oluşu) vurgusuyla çok daha fazla karşılaşmış ve ayetleri de buna göre indirmiş olmalı:) Hemen belirtmek gerekir ki, Meryem’in statüsü tarih boyunca farklı hristiyan mezhepleri tarafından farklı şekillerde ele alınmış olabilir, ama theotokus ünvanıyla yüceltilen meryem bile hiçbir zaman bir tanrı (veya üçlü birliğin bir parçası) olarak kabul edilmemiştir. Oysa ayete bakarsanız İsa kendisiyle birlikte, annesi olan Meryem’i de üçlü birliğin içinde göstermekle sorgulanıyor:)
Neyse efenim, anlayacağınız şu tahrif işi ilginç olduğu kadar mizahi de bir hayli… Sil sil, küçük deme büyük de, peygamber deme kral de, öyle deme böyle de:) Hani diyorlar ya, binlerce karısı varmış, sefere giden kardeşinin hanımına atlamış, hiç böyle peygamber olur muymuş filan diye… vay be, kimbilir Kral Oedipus’unun orjinali nasıldı acaba, insan hiç anasıyla evlenir mi yauuu, kesin tahrif edilmiş bu kesin:))
Bilgi kırıntını sevsinler senin robotik leblebi:)
Sözlerinize katılıyorum gamaro. Dediğiniz bu değiştirilme mevzusunu ben de hiç anlayamamışımdır. Müslüman ve hıristiyan arkadaşlarımla tartıştığımız da oldu. Ama hiçbirine derdimi anlatamamıştım.
Bir önceki yorumumda Kuran’daki hikayelerin çoğu Tevrat’tan dedim örneğin. Aslında Tevrat’takiler de başka kaynaklardan alıntılar aslında. Örneğin Genesis yani Adem ve Nuh’un da hikayelerinin anlatıldığı ilk kitap ağırlıklı olarak Sümer ve Babil hikayelerinin yeniden kaleme alınmış hali. Bir Mısır öyküsü olan Sinuhe, Tevrat’ta anlatılan Yusuf’un hayatına çok benzemektedir. Sanki Yusuf’un hikayesi Sinuhe’nin İsrail’e uyarlaması gibidir. Zaten filologlar veya tarihçiler artık bu işin uzmanları her kimse Tevrat için 4 ayrı yazarı var diyorlar. Edebiyatta bu tip eserler için antoloji diyorlar sanırım. Yani bir çeşit ortak çalışma ürünü, toplama eser gibi bir şey. Uzun uzun seneler sonucu ortaya çıkmış bir eser. Yani öyle bir anda gökten düşmüş bir şey değil ki daha sonra üzerinde oynansın. Sürekli geliştirilen bir eser, bir ilk hali yok ki değişiklik yapılsın. Farklı yazarlarca, dönem dönem yeni metinler eklene eklene, yavaş yavaş oluşturulmuş bir eser. İlk insandan başlayıp İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışını, sonra devlet kurmalarını, devletlerinin babilliler tarafından yıkılışını, babil sürgününü ve tekrar vatan edindikleri topraklara dönüşlerini anlatıyor. Bütün bunlar bin iki bin yıllık bir zaman diliminde gerçekleşmiş olaylar.
Ne Yeni Ahit’te ne de Eski Ahit’te bir cümlenin silinip yerine başkasının yazıldığı yok. Eski ahit kutsal metinleri biriktirerek oluşturulmuş, Yeni Ahit ise gene farklı yazarlarca(zaten yazarları da belli) yazılmış kitaplardan ve metinlerden, mektuplardan falan oluşuyor. O da toplama bir eser. Bu değiştirilmiş değiştirilmiş sözleri müslümanların fantazileri. Ayetlerde geçen bebeğin konuşması olayından bir farkı yok. Bakire birisnini doğurmasından pek farkı yok. Aynı derecede aptalca.
Mushaflara bakmak lazım.
Zeyd in bir araya getirmeye çalıştığı, Osman zamanında yazılan Kuran ın ilk yazılışı ile Muhammed e inen vahiy arasındaki zaman farkına bakmak lazım. Vahiyler Cebrail korumasında Muhammed e geldiği gibi yazılırken de vahiy aracılığı ile korunmuş mudur buna bakmak lazım. Bu durumda Zeyd e de vahiy inmiş midir bunu araştırmak lazım. Muhammed in ölümünden onlarca sene sonra Osman ın yazdırdığı kopyanın neden yakıldığına bakmak lazım. Sonuçta insanlar tarafından kaleme alınan ilk nüshada neler oldu tahmin etmek lazım. Hali hazırda dünya üzerindeki en eski olan Kuran ın yaşına bakmak lazım. İslam tarihinde geçtiği üzere Zeyd in ayetleri şahit olmadığı için yazamadığı bilgisini incelemek lazım. Keza bazı ayetleri de düzelttiği gerçeğini irdelemek lazım. İlk nüsha tamamen yandı ise neden kutsal emanetler içinde derilere yazılmış ayetler vardır sormak lazım. Hani hepsi yok olmuştu? Ebubekirin yazdırdığı ile Osmanın yazdırdığı arasında fark yok mudur? Yok ise neden yok edilmiştir. Araştırmak lazım.
Lazım oğlu lazım…Tüm bunlar delilleri ile ortaya koyulamayacağı için Kuran değiştirilmemiştir demenin ispatı yoktur. Değiştirilmiş demenin de ispatı yoktur o da ayrı. Dolayısı ile tim bu iddialar sadece inanç kertesinde kalmaya mahkum iddialardan ileriye de gidemez. Hiç bir gerçeğe ve bilimsel delile dayandırılamayacağından dolayı bu değiştirilme konusu ya üfürmek ya da osurmaktan ileriye gidemeyecektir.
İşin daha da üzünç ve de soytarı yanı da şudur ki,
Anlamadan okuduğu kitaba göre hareket ettiğini sanmayı tahrifattan saymamaktır.
Adama “Aha bak burada yazıyor” diyorsun…
…”Olmaz öyle şey, o elindeki gerçek Kuran değil” cümlesini kurarken bile tahrifat yapmadığını sanıyor.
Diyebilirim ki, bu durum kutsal kitapların sadece sayfalarına ve matbaa mürekkebine tapılmasından başka bir şey değildir. Kütüphanenin rafında bulundurulması, anlamadan gevelenmesi, birbirinden farklı onlarca tefsire bakılması, onlarca mezhebin varlığını görmezden gelinerek kitap tahrif edilmemiştir demek sadece saçmalık kelimesi ile açıklanabilir.
İman ederken yaptıkları ile kitapta yazan arasında hiç bir bağ kurma konusunda bilgisi olmayan bir kişinin yaptıkları aslında yeni ve başka bir dindir. Bunu tahrifattan saymaz.
Kuran bir maddedir…nesnedir. İçinde yazanlardan bihaber iman yapıyorsun sonra da diyorsun ki “Bu kitap heeeç değişmemiştir.”
“Nereden biliyorsun” deyince de sana eski ahit, yeni ahit i gösteriyor. “Bak o değişmiştir.”
Demem o ki, tahrifat konusu, sidik yarışı misali; kitap yarıştırmakatan başka bir şey değildir. Ve demem o ki, tahrifat her dinin içerisinde vardır. Aslında sorun hepsinin aynı tanrıya tapmasıdır. O tanrıya yaranma, yavşama telaşesi yani. Bu da bir dini bir başka dine sürttürme yolu ile oluşan sinerjinin oluşturduğu ranttır, piyasadır.
Ondandır dinci bu piyasadan nemalanma adına konuşurken bir cümleden ikinciye geçerken çuvallar…üçüncüde ise sıçar.
-Ben Kuran daki İslam a inanıyorum. Gerçek İslam o dur.
-Evet tıpkı Arabistan daki gibi değil mi?
-Yok…dünya yüzünden gerçek İslam yoktur.
-Kitabı okudun mu?
-Yok baş ucumda asılı ama.
Yinelemek gerekirse bu yeni ve alakasız bir din oluşturmaktır ve bunun farkında dahi değildir. Oradan buradan duydukları ona gelen vahiyler gibidir. Oradan buradan duyduklarını yine orada burada söylemek, yazmak, satmak sureti ile her bir inanan zat-ı şahane Muhammedcilik, Zeydcilik, Osmancılık oynar.
Buna kısaca HAZRETÇİLİK OYNAMA diyebilirsiniz.
-Çok bilgili maşallah…
Dinleri ve kitapları birbirine sürttürme ile oluşan rant piyasasının erbabı ise köşe olur.
🙂
Kuran dan ayet getirdiğin zaman geveleyerek danseden dincinin/rantçının/avantacının içine düştüğü durumun temelinde yatan gerçek budur. Bakıyor ki kuyruk sıkışıyor, Arapçasını getirir. Bakıyor ki kuyruğa düğüm atılacak, tefsir getirir. Düğümü attığın an hadis getirir.
Tarihsel olarak peşine düştüğünüzde, ne incil’in ne tevratın değiştirildiği/tahrif edildiğine delil teşkil edebilecek bir şey bulamazsınız. (Örn. en eski ölü deniz yazmaları ile bugünkü eski ahit arasında zerre fark yoktur. Ama öter ordan eleman, efenim değiştirildi… Ne zaman değiştirildi peki? Bi ara değiştirildi işte, kesindir bu bilgi.. Nasıl kesin, neye istinaden, hangi tarihi belge, bulgu veya delile dayanarak söylüyorsun bunu? Kuran’da öyle yazıyor daha ne ne olsun.. )
Anlayacağınız, islamcı ulemanın ağzında sakız gibi dolayıp durduğu tahrif meselesi, islami bi osuruktan başka bişey değildir aslında. Bu konu öyle bişeydir ki, tahrif edildi deyip geçerseniz pek fazla dikkat çekmez (efenim bozulmuş işte, insanlar tahrif etmiş kitabı:) ..ama işin detaylarını kurcaladığınızda hiçbir parça birbirini tutmaz ve ulaşacağınız en iyimser sonuç, sözü edilen kitapların islami literatürde belirtildiği şekliyle bir “orjinallerinin” hiç yazılmamış olduğudur:)
Ama din ve dogma da böyle bişeydir zaten, osurur da osurur.
Bi tek tahrif osuruğu olsa neyse, efenim din ilk insandan beri vardı, efenim zart efenim zurt.. Nereye vardı yau, tarih, antropoloji, arkeoloji vs. hiç de öyle demiyor, yok ama vardı vardı:)
Bknz: Dinci Ahlakçı Tipolojinin Forumsal Varoluş Biçimleri
Dil nasıl oluştu diyorum, bi tane dinci cevap vermiyor… metafizik hafıza kartı ya, metafizik hafıza kartı..
tuzlu leblebi, çikolatalı leblebi, muzlu leblebi, çilekli leblebi, biberli leblebi, son ürün de akıllı leblebi… Kütahya Tavşanlı:)
^^islami bi osuruktan başka bişey değildir aslında.^^
^^Bi tek tahrif osuruğu olsa neyse^^
^Ama din ve dogma da böyle bişeydir zaten, osurur da osurur.
Kuran ı bana anlatana bakınız!
Her forum ortamında bir ya da bir kaç forum imamı illaki olacak.
Buralarda dolanan, bu sayfaları okuyanlar; “gel de bize şu kitaplar arası sürtüşmeyi anlat, pırıltılar akan parmaklarınızın ucundan çıkanlar sayesinde itikatlarımız kanatlansın, kulluktan nasibini almamış olanlar bizler gök yüzüne iki santim daha yaklaşalım” diye çırpınıyorlar.
İyi ki varsınız.
Bu şahane din iman liginde olan bitenler misali fışkırtmalarınız olmasaydı bizlerin hali nice olurdu.
Daha fazla fışkırtınız…daha çok üfürünüz…daha fazla bırakınız ortalığa.
Daha fazla.
Çooook daha fazla.
En azından sizin gibi OSURUK edebiyatı yapmıyoruz.
Bir yazının içinde üç defa osuruk yazısı yazan bir zihniyetin hangi kültüre,millete yada insanlara ne faydası dokunur anlamam mümkün değil.
Ben diyorum ki, tahrif edildi denilen kitapların izini sürdüğünüzde karşınıza hiçbirşey çıkmaz, yani bu kitapların islami jargonla “orjinalleri” hiç yazılmamıştır… adam diyor ki; ben demiyorum kuran böyle diyor…
Pırtlamaya devam, kuran’ın batsın.
Benim kırıntım sana ağır gelir leblebi, sen tabağı sıyır sıyır dur:)
Bana bak!
Bilimsel olarak delillerle ortaya konmuş gerçek bilgi getirdim attım önüne; “İnancım yoktur” diyerek değerlendirdin. Dahası utanmadan önüne atılan bilgi için de bana “Sen buna inanıyorsan bana ne” gibisinden kazulet laflar yazdın. Ben sana inancımı mı taşıdım? Bilim kanunları dogmatik midir ki kalkıyor kapı gibi bilgiyi alıp benim inancım gibi gösteriyorsun?
“İmam osurursa cemaat sıçar” derler ya…
…hiç bu laflara güvenme.
Ben tıkaç takarım.
Denemesi bedava!
1- Suyun 100 metre yükselmesi için kaç ton suya ihtiyaç vardır?
2- Dünyada sadece belirli bir bölgesinde sular yükselebilir mi? (Yani dünyanın çekimine göre kafasına göre rakımını arttırabilir mi? )
3- Nuh’un yaşadığı kavimin etrafındaki en yüksek dağ kaç metredir?
4- Suların çekildikten sonra bile, geminin bir dağın yamacına oturduğunu iddia ettiğinize göre sular sizce kaç metre yükselmiştir?
Bu sorulara asla cevap vermedi, vermiyor ve veremeyecek. Kıvranıp duracak. Soru soracak, ona buna sataşacak, kadın programlarındaki gibi konuyu değiştirecek, onu demedim bunu demedim diyecek ama asla ne dediğini de söyleyemeyecek çünkü kendisi de bilmiyor.
xenix: Takiplerim
Ea yani tanrı Enki, Dünyanın üstüne salınan tufanı biliyordu, tanrılar kendileri için önlem aldılar ve fakat Büyük tanrı Enlil’in kendilerine yemin verdirmesi sebebiyle tufan haberini insanlara veremediler. Fakat Enki bu hale getirilmesinde sonsuz katkısı olan insanlığın yok olup gitmesine razı değildi; ama yemini de bozamazdı, bu sebeple ardında Atrahasis (Nuh)’in olduğunu bildiği kamış bir duvara şöyle söyledi:
Kamış duvar, kamış duvar! Duvar! Duvar!
Kamış duvar, dinle! Duvar, kulak ver!
Bir evi yık. Bir gemi yap.
Zenginlikleri terk et. Hayatı ara.
Mal mülk mü? Onlardan nefret et.
Hayatı kurtar.
Her canlının tohumunu gemiye yükle.
Senin yaptığın geminin
ölçüsünü ölçüsüne uydur;
Eni boyuna eşit olsun.
Üzerini apsu gibi kapla.
Böylece güneş içini göremiyecek
üstünü ve altını kapla.
Halat takımlarını sağlam yap.
Zifti-güçlendirmek için sertleştir onu.
Senin üstüne yağmur,
Sürüyle kuş, bir sepet balık yağdıracağım.
Bilgi, ÖLÇÜMDÜR. Ölçmek, biçmek ve sonrasında bir yargıya varmaktır. Ve cevapları somuttur. Yok kuran onu demedi de bunu demek istemişti diye bir cevap olamaz.
İşte yukarıda defalarca dediğin gibi ancak ve ancak OSURMUŞ olursun.
Sana sorular soruluyor, cevaplarını biliyorsan ver.
Not : Eğer NUH denilen aklıevvel, bölgesel bir felaketten bölge değiştirerek değil de gemi yaparak kurtuluyorsa ve içine hayvanları da alıyorsa ; bunun tek açıklaması vardır. tüm dünyadaki sular yükselmiştir.
İstediğin kadar osur bu gerçeği değiştiremezsin.
Bu arada; Tanrı denilen büyük gücün, hani ol dediğinde olan… Amma zayıf çareleri varmış insanlığı yoketmek için… Ben daha yaratıcı aktiviteler beklerdim. Doğanın gücüne sığınmazdım hani…
İnsanlık öl sadece Nuh ve hayvanlar kalsın derdim olur biterdi.
Çok zavallı bi tanrı bu…
Maceracı Fare, kuyruğunun girmediği yere girmeye çalışır, bir de kuyruğuna kabak bağlarmış “macera olsun” diye…
Bana hiç bakmayın, ben “kediyim”…:)
Yahudiler, Tevrat’ın Yahve’nin sözü ve Musa’nın eliyle yazıldığına inanır. Fakat burada müslümanların bilgisizliğinin bir etkisi mi nedir bilmiyorum, yanlış bazı bilgiler vardır. Yahve’nin sözü Musa’nın eliyle yazılan kitap yahudilerin Tora dediği kitaptır, yani müslümanların Tevrat dediği kitap. Ama yahudilerin kutsal kitabı bundan ibaret değildir. Tamamına Tanah derler. Tanah’ta, Tora haricinde kalan kısımlarda İsrailoğullarının tarih boyunca başından geçenlerin anlatıldığı, tarihi kaynak olarak da belki görülebilecek bölümler ve son kısmında da değişik peygamberlerin ve kralların yazdığı şiirler vardır. Müslümanların Zebur dediği Mezmurlar da bu şiirsel olan son kısmın küçük bir parçasıdır. Bu sözünü ettiğim Tora haricindeki metinlerin tanrı sözü olduğunu hiç kimse iddia etmemektedir. Yazarları bellidir. Mezmurlar da kral Davut ve Süleyman’ın aşk üzerine falan yazdığı şiirlerdir. Oysaki müslümanlara sorsanız Zebur’u(Mezmurlar) Davut peygamere Allah indirdi derler. Oysaki kral Davut’un kendisinin bile böyle bir iddiası yoktur, şiirler kendi imzasını taşımaktadır. Müslümanların cahilliği. Muhammed Tanah’ı eline alıp bir kere olsun Mezmurları okumuş olsaydı böyle Allah’ın indirdiği bir Zebur’dan falan bahsedemezdi. Son olarak şunu da ekleyeyim Tanah içinde Tora(Tevrat) küçük bir bölüm olarak kalmaktadır.
Verdiğin bazı yanlış bilgileri de düzelteyim elim dğemişken. Davut’un tanrıyla falan güreştiği yoktur, Goliath’la dövüşür ve onu yener. Tanrıyla güreşen Yakup’tur. Davut, Musa’dan çok sonra yaşadığı için adı Tevrat’ta geçmez. Tanah’ta Yargıçlar bölümünde Davut döneminde İsraillilerin peygamberi olan Samuel’in kitabında anlatılır. Yakup ise Musa’nın da atası olduğu için hayat öyküsü Tevrat’ta anlatılır. Tevrat(Tora), İsrailoğullarının Musa’nın ölümünden sonra kendilerine vadedilen toprakları fethedip yerleşmesiyle biter(happy ending). Zaten tanrıyla bu güreşi sonrasında Yakup, İsrael lakabını alır ve şu anda hala kendi kavmi bu isimle anılır. Tabii şimdi bunu duyan müslümanlar hiç olur mu öyle şey diyorlar, haşa falan diyorlar. Fakat bu ve benzeri bazı hikayelerin altında değişen tanrı anlayışı yatmaktadır. Musa öncesinde İbrahim’in doğduğu Sümer topraklarında göç ettiği Harran, Kenan ve Mısır bölgelerinde de gene aynı şekilde çok tanrılı dinler vardır. Bu Tevrat’ta açıkça söylenmez ama bu dönemle ilgili anlatılan hikayelerden kolayca anlaşılmaktadır. Yakup, Harran’a gidip orada evlendikten sonra karıları Kenan’a gelirken kendi putlarını da alıp gelirler. Musa, dağa çıktığında Harun’un isteğiyle buzağı suretinde bir put yapılır. O dönemde Kenan diyarının en popüler ve baş tanrısı El,(ki bu kelime doğrudan tanrı da demek, birçok yahudi kökenli isimde kullanılır.) öküz şeklinde tasvir edilir. Gene hafif kuzeydeki fenike topraklarının en büyük tanrılarından Baal da bir boğa olarak tasvir edilir. Örneğin Yakub’un dedesi İbrahim’e tanrı misafir olarak gelir, onunla konuşur falan ve en son ayrılırken buradan Sodom ve Gomorra’ya gideceğim der. Kulağıma kötü şeyler geliyor gidip bir aslı astarı var mı bakacağım der. Yani şimdiki tanrı anlayışı gibi her şeyi bilen bir tanrı yok, öğrenmek için gidip bizzat yerinde inceleme yapması gerek. Ayrıca ışınlanamıyor da yürümesi gerek. Fakat Musa dönemine gelindiğinde artık aşırı haşmetli kendini insanlara ve hatta peygamberi Musa’ya bile göstermeyen, onu kendisine bakmaktan men eden bir tanrı vardır, artık başkasına tapınılması yasaktır, çok kıskançtır, tek tanrıdır.
Yusuf’un hikayesi dediğim gibi Mısırlıların Sinuhe öyküsüne çok benzemektedir. Muhtemelen bu hikayeden esinlenerek Tevrat’a girmiştir. Muhammed’e de anlatılırken belki hoşuna gitmiş sürükleyici bulmuş olmalı ki aklında iyi kalmış herhangi bir bölümünü değiştirme ihtiyacı da duymamış. Ama her şeye rağmen gene de Tevrat’taki Yusuf hikayesinin çok kaba bir özetidir. Yusuf Suresi 102 ayet gibi bir şey olması gerek(111’miş), Tevrat’ta ise öykü sayfalarca sürmektedir, haliyle çok daha detaylıdır.
Yeni Ahit’e gelirsek zaten o metinlerin Tanrı sözü olduğunu kimse iddia etmemektedir. Her kitabın, mektubun, metnin yazarı bellidir, hiç kimse de bunu gizlemeye çalışmamaktadır. Hıristiyanlara göre tanrının sözü bizzat İsa’nın kendisidir, herhangi bir kitap falan değil yani. Herkesin dinini kendinizinki gibi sanmayın. İsa’nın hayatı anlatılmış, bazı öğütleri aktarılmış bu kadar. Burada hıristiyan arkadaşlar varsa daha doğrusunu size anlatır.
Şimdi sevgili metafizik19… ben bütün bunları niye anlattım? Son kısımda bunu da yazayım, zira önceki yazışmalardan anladığım üzere sizin anlatılanı anlama gibi bir beceriniz yok. Mesajım şu; burada bilgisiz bir takım insanlar yok, öyle kafanıza göre atıp tutamazsınız. Bu safsatalarınızı burada ilk defa sizden mi duyduk sanıyorsunuz. Aynı dinci saçmaları. Bir de kendini farketmeyip bize cahil demen yok mu? Bir iki kez sana bubşalık altında cevap vermek üzere yamzaya bşalayıp göndermekten vazgeçtim. Çünkü baktım ki sadece aşağılayıcı sözler, kötü sıfatlar yazıyorum, seninle ilgili… dedim boşver. Atışmaya dönecek, ben de bu işten hiç zevk almam.
Birkaç sene önce askerlik şubesinde işlemlerimi yaparken yanımdaki masaya bir çocuk geldi. Çocuk öylesine cahildi ki kadının en basit sorularına bile cevap veremiyordu. En basit soruları anlamaktan acizdi, yap denilen şeyi bile yapamıyordu, basit şeyler ya forma adını falan yazma, imza atma… Hani bu çocuktan sadece bir seviye daha eğitimlisine rastlarsan bol bol gülebilirsin, biraz eğlenecek bir malzeme bulmuş olursun. Ama ben bu çocuğu görünce gülemedim bile, çok üzüldüm. Ve şimdi sana açıkça düşüncemi söylüyorum, şu anda seni de böyle görüyorum. Durumun çok kötü dostum, öyle ki güldürmüyorsun bile beni. Ciddi olarak sana anlatılanı anlama güçlüğü çekiyorsun, ve galiba daha da kötüsü Dunning-Kruger Sendromu da var sende. Benim açımdan işleri daha da kötü yapıyor. Mümkün olduğunca seninle konuşmamaya çalışıyorum, yazdıklarına yanıt vermemeye çalışıyorum(umarım bu sonuncudur).
metafizikin cevap veremediği sorular
xenix tarafından Pzt, 13/06/2011 – 13:48 tarihinde gönderildi.
1- Suyun 100 metre yükselmesi için kaç ton suya ihtiyaç vardır?
2- Dünyada sadece belirli bir bölgesinde sular yükselebilir mi? (Yani dünyanın çekimine göre kafasına göre rakımını arttırabilir mi? )
3- Nuh’un yaşadığı kavimin etrafındaki en yüksek dağ kaç metredir?
4- Suların çekildikten sonra bile, geminin bir dağın yamacına oturduğunu iddia ettiğinize göre sular sizce kaç metre yükselmiştir?
Bu sorulara asla cevap vermedi, vermiyor ve veremeyecek. Kıvranıp duracak. Soru soracak, ona buna sataşacak, kadın programlarındaki gibi konuyu değiştirecek, onu demedim bunu demedim diyecek ama asla ne dediğini de söyleyemeyecek çünkü kendisi de bilmiyor.
1….soruya yanıt = Bunun cevabını seninde veremediğini biliyorum. Yada biliyorsan neden bilgilendirmiyorsun ? kaç ton suyun olacağını bilmek meziyetmi yada dünyada kaç kişi bilebilir ? Bunu bilmek bize ne fayda sağlar ?
O zaman bende sorarım buzullar erise kaç milyar ton su eklenir ve gökdeki bütün yağmur bulutu yağmura dönüşse dünyada sular ne kadar yükselir ?Yada çok sıcak olan dünyadaki denizlerin ne kadarı buharlaşablir ?
Bu sorulara kimse cevap veremiyebilir yada tahmini sorular olacaktır bunun için sormadım yada ukalalık yapıp bilgiçlik taslamadım.
Kuran yer belirtmemiş siz biliyorsanız belgesiyle yazın.
Nuhun Kavminin nerde olduğunu kimse bilmiyorki etrafındaki dağları bilsin. Coğrafyası çukur olan bir yer varsa ve yüz metre (misal ) sular yükselirse dünyanın ruhu duymaz. coğrafya bilgisi olan bir arkadaş belki bu konuda bilgi verebilir. ( SİZİN DÜŞÜNCENİZ ŞU) : Sular yükseliyorsa denizde dünyanın her tarafında aynı şekilde sular yükselir itiraz etmiyorum ama Kuran yer belirtseydi ve etrafındaki dağlardan bahsetseydi o zaman dünyanın ne kadar su ile kaplandı ve nasıl olduğu yada olmadı ile ilgili bilgi verebilirdik. Çünki kuran dünya çağında olduğunu söylemiyor ve sadece Nuh kavminin helak olduğunu söylüyor ve bölgesel olması gerektiğini söyledik.
Önce diğer arkadaşa rakım ve yükseltiyi öğrettik çünki dünyanın tepsi gibi olduğunu düşünüyordu şimdide sizlere coğrafyanın bütün dünyada aynı olmadığıını öğreteceğiz. Bunları sormak yerine neden siz araştırmıyorsunuz ?
Siz şöyle düşünüyorsunuz ya örneğin izmirde yada antalyada olsaydı bütün deniz kenarı yüz metre yükseliyorsa bundan ankaranın haberi olmaz ama aynı şekilde dünyadaki bütün sular 100 m yükselir. ve Yüz metre bile olsa dünyada bu kadar su artışı olamaz . bende ısrarla yeri bilmiyorum fakat rakımı düşük yani çukur bir bölge olmalı diye düşünüyorum ve iddia ediyorum.
ayrıca : Lut Gölü çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre aşağıdaki, yeryüzünün “en alçak” bölgesidir.
Çok bilmiş gibi yazan xenix bir daha yazmıyacağım umarım özür dilersin bazı konular hakkında bilgim yoktu acemice sorular sormuşum diye.
YANİ LUT gölü çeresinde 300m. sular yükselse hiç bir deniz sahilinde sular metre değil 1 cm. bile yükselmez.
Diğer YANDAŞIN dünyanın tepsi gibi düz ve öküzün üzerinde olduğu devirde kalmışya seninde farkın yok. Ama bak en azından araştırmasanda bilgi sahibi oluyorsun ve umarım aynı saçma sorularını başkalarınada sormassın. VALLA DÜNYA TEPSİ GİBİ DEĞİL:
Siz akıl edemessiniz ben sorayım madem çukur bölgede ve sular nereye gitti ;
örneğin bir havuzu düşün ve kenarı 1o cm yarık yada delik fakat aniden sağnak bastırdı ve aşırı sular geldi ve havuz dolmazmı ? en azından yukarı kesimlere kadar ? ve bir müddet sonra sağnak yağmur kesilip yağış durunca havuz en azından yarısına kadar dolacak fakat çatlaklardan ve yarıklardan su kaybı olarak eksilecek ve sonunda sular boşalacaktır.
Şimdi en önemli konuyu yazdım yeniden yazacağım umarım sorular sorarken dikkatli olursunuz.
KURAN ; yer ve tarihle uğraşmaz. Yüzlerce yıl olduğu gibi insanlar hep nerde olmuş, gemide kaç kişi varmış ? kaç gün yağmış gibi şekille uğraşmışlardır. diğer peygamber kıssalarında olduğu gibi asıl verilen mesaj göz ardı edilmiştir. İleriki yüzyıllarda olacak bir olayın bir benzeri yada DENK inin o yüzyıllarda O peygamberlere yaşatıldığıdır.
ve Dünyanın bu hızla çoğalması neticesinde ileriki yüzyıl insanlarının hayatına ipotek koyuyoruz diyerek önlem alınması gerektiğini söyliyerek acaba hatamı yapıyorum sizceki nedir bu itirazlarınız ?
Yani günün birinde insanlar Uzay seyehati yapacaksa bunun Nuh tufanıyla ilgisi nedir, metafizik19? Ya da insanoğlu uzay seyehatlerine başladığında ne demesi gerekiyor yani. “Aa.. bak bu zaten Kuran’da yazıyormuş” mu demeliler? Yani böyle deyince ne olacak… “ee.. nolmuş yani”? Bu Nuh tufanının gelecekte uzay yolculuğu yapacak insanlara vereceği ders ne, uzaya giderken yanlarına hayvanları da almayı unutmasınlar diye mi anlatılmış bu öykü, nedir yani? Çok boş konuşuyorsunuz sevgili metafizik19.
en son satırı okumamışsın yada anlamamışsın kaptan
ve Dünyanın bu hızla çoğalması neticesinde ileriki yüzyıl insanlarının hayatına ipotek koyuyoruz diyerek önlem alınması gerektiğini söyliyerek acaba hatamı yapıyorum sizceki nedir bu itirazlarınız ?
el cevap=?
ayrıca 1. soruya yanıt vermen neyi kanıtlar diğer yazımın devamını okudunmu _? sendemi brütüs diyeceğim geliyor yoksa sendemi dünyanın tepsi gibi olduğun düşünen zümredensin vah vah..
Lut Gölü
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Lut Gölü’nün uzaydan görünümü
Lut Gölü veya Ölü Deniz (Arapça: البحر الميت Bahr’ül-meyyit, İbranice: ים המלח Yām Ha-Melaḥ), Yeryüzü’nün en alçak ve en tuzlu gölü.
Günümüzde akarsularla beslenmeyen ve 600 km² civarında bir alanı kaplayan Lut Gölü, Afrika-Suriye ayrımındaki en alt noktada yer alır. Lut Gölü’nün tabanı, su derinliği çok fazla olmasa da (yaklaşık 376 metre) Asya’da Baykal Gölü ve Hazar Denizi’nden sonra dünyada en derindeki 3. göl tabanıdır ve göl seviyesi deniz seviyesinden 422 metre aşağıdadır. Bu büyük tuzlu göl, karşılıklı uzak noktalarından 80 km/18 km genişliktedir. Aslında göl, eski Lisan Denizi’nin bir parçasıdır.
Su seviyesindeki çekilme eski zamanlarda yılda ortalama 18 cm iken , bugün bu değer İsrail ve Ürdün’ün artan içme suyu ihtiyacı nedeniyle, yıllık 50 cm civarına yükselmiştir. Lut Gölü %28 ile %33 arasında değişen tuz oranıyla (Akdeniz %3) Doğu Afrika’daki Assal Gölü’nden sonra (%35) dünyadaki en tuzlu ikinci göldür.
Lut Gölü’nden görünüm
Gölde bazı dengesizliklerin işaretleri görülmektedir: su altındaki bazı asfalt parçaları su yüzeyine çıkmaktadır. Geçmiş zamanlarda bu parçalar toplanır, kurutulur ve ısınmak için kulanılırdı.
Çevreciler, Lut Gölü’nün yok olmaya başladığı yönünde uyarılar vermektedirler. Gölün iki yakasındaki Ürdün ve İsrail’in bromür endüstrisinin buna neden olduğunu belirtirler. Ancak daha çok İsrail fabrikaları yüzünden temiz su sıkıntısı çekilmektedir. Oluklar endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Eğer tehlike değilse, bu fabrikaların kirli atık boşaltımı ayrıca zarar veren faktörlerin başında yer alır.
Küresel ısınma ile karşı karşıya kalan Lut Gölü, kuruma tehlikesindedir.
Bir de utanmadan dikkatli oku demez mi??
bütün dünyayı kendin gibi sandın. :)) Ben vereyim cevap, suların 100 metre yükselmesi için dünyada yaklaşık 42 milyon kilometreküplük suya ihtiyaç vardır. Diğer kıvırmak için sorduğun sorulara da kaptanmoseyin verdiği yanıtlar doğrudur. Hem bunlar hesaplanması zor şeyler değildir. Adamlar aya gidiyor onun hesaplarını yapıyor sen iki matematik işlemi yapamıyorsun bir de gelmiş utanmadan bilim bilim diyorsun.
Nuh eğer Lut gölü civarında yaşıyor olsaydı bile (dünyanın en alçak yeri ya) 200 metre yükseklikteki bir tepeye çıkması için yürümesi gereken yol 1 gündü. O kadar gemiyle uğraşacağına, hayvan çiftlerini toplayacağına yürürdü sürüyü önüne katıp. Bu da sana kapak olsun.
Soruya yine yanıt yok. Ama ne var. Bol bol kıvırma var, hakaret var. Yok kuran öyle demedi de böyle demedi de, yok gelecekti de geçmişti de. Dağları aşan sular falan deyince kulağa güzel geliyor da, kaç metre yükselmiştir sence deyince birden kuranın asıl mesajı o değildir de bilmem nedir… Şu verdiğini iddia ettiği mesajı da kendi şeyinden uyduruyorsun. Neymiş nüfus artmış, buzullar falanmış. Kuran Nuh derken aslında bunları diyormuşmuş…
xenix: Takiplerim
kaç ton suyun olacağını bilmek meziyetmi yada dünyada kaç kişi bilebilir ? Bunu bilmek bize ne fayda sağlar ?
O zaman bende sorarım buzullar erise kaç milyar ton su eklenir ve gökdeki bütün yağmur bulutu yağmura dönüşse dünyada sular ne kadar yükselir ?Yada çok sıcak olan dünyadaki denizlerin ne kadarı buharlaşablir ?
Bu sorulara kimse cevap veremiyebilir yada tahmini sorular olacaktır bunun için sormadım yada ukalalık yapıp bilgiçlik taslamadım.
Bir yerde okuduğun şeyi kopya ederek bilim adamımı oldun. yada matematik işlemi 2 tane bilen çokmu akıllı. her kes her şeyi bilebilirmi?
MESAJ nerde?
Çok biliyorsan neden diğer sorulara yanıt vermedin*
Bunlara yanıt verildi ama anlamadın. Yapacak bir şey yok, senin anlaman şart değil zaten. Kafan basmıyorsa, basmıyordur yani, herkesin bir limiti vardır seninki de o kadarmış.
xenix: Takiplerim
Hay odun kafalı,
Lut gölünü örnek vermişsin demişsin ki: 600 km2
Buna göre bir uçtan bir uca maksimum 40 ila 20 km arasında olmalı… O halde Lut gölünün su ile dolu olmadığını varsaysak, nuh arkadaşın da gölün ortasında oturduğunu düşünsek en fazla 20 km uzaklaşarak susuz bir kara parçasına varabilir.
Hala gemi diyor.
agnostik biraz araştır bakalım ne yazıyor yukarıda lut gölü ve civarındaki rakım verilmiş. Sular 200m yükselse dünyanın bir yerlerinde ruhu duyarmı insanların denmiş ? Düz tepsi gibi sanıyorsunuz dünyayı denmiş.
yandaşınız GAMARO nun bak bilimsel !!!!! yanıtını vereyim kopyadır :
ha birde bilimsel GAMAROnun yazısı yandaşları tarafından +6 puan almış. Hepsi gamaroyu desteklemişler neden ? Çnki en ufak dağ seviyesine sular dolsa dünya su altında kalır vay va vay ne bilimsel ya… nerde yaşıyorsunuz ne kadar bilimselsiniz işte kopyası…. varmı itiraz ?
sonrada gamaro hemen akabinde şunları yazıyor bilimsel !!!! olarak :
Hayrola,
gamaro tarafından Paz, 05/06/2011 – 20:25 tarihinde gönderildi.
Hayrola, dağın tepesi yamacı derken bakıyorum da 100 metreye fit olmuşsun:)
en ufağından dağ bile olsa diyen GAMARO ya 100 metre az geldi ve sonra Lut gölü civarında 300 metre sular yükselse diye sordum yanıt yok. Kıvıracak yeri kalmadı sanırım bana dedikleri başlarına geldi kıvırma toleransımıydı bu ?
İşte düşünmeden araştırmadan yazanların geldiği nokta. Çünki bilgi dağarcığında bilgi kırıntısı olmayıp bir kaç sayfadan kopya bilgiler almayı bilimsel sayanlar cevap verecek söz bulamayınca ya (osuruk uzmanlığına) başlıyor yada hakaret felsefesi. Nuh ve Tufan başlıklı yazımı ( sonsuz) yoruma kapadı ne için biliyormusunuz * hakaretler yüzünden. Bir forum sayfası kapanıyor düşünebiliyormusunuz ? ne kadar haklı olduğunuzumu iddia ediyorsunuz hala ?
görmemiş olanlara :
sonsuz tarafından Pzt, 06/06/2011 – 09:36 tarihinde gönderildi.
Tartışma kişisel sataşmalara dönüştüğünden şimdilik şu link altından kendi senaryonuzla devam edebilirsiniz. ve o gün yazılmış benim tek yorumumu bulamassınız yani nette değildim. Siz busunuz işte görün ve ibret alın.
Bütün sözlerinizi aynen sahiplerine iade ediyorum.
Çöl zırvasını burada pazarlamanın avantasında cennete gitme garantisi var mı?
hheeeehheeee
Nuh’u bıraktı Gamaro ile uğraşmaya başladı:)) gamaro şunları yazdı, gamaro bunları yazdı, gamaro şunu dedi yok gamaronun artıları, yok gamaronun arkadaşları, gamaronun yandaşları….
eee Nuh’a noldu???
Hay gamaro’n batsın senin:)
Tamam metafizik tamam, tamam anacım sen bilimselsin biz değiliz, tamam şu Nuh tufanı dedikleri şey suların yükselip etraftaki dağları yutacak kadar kabardığı bir tabiat hadises şeklinde vuku bulmuş olmakla birlikte, dağ yutan dalgaların olay yeri itibariyle negatif rakım ve türlü çoğrafi çukurlarla çevrilmiş olmasından cihetle sanki lokalmiş gibi yaşanmış bir tufancıktır:)
Tabi tabi, mesela şirkete genel müdür aranıyor ama koridordaki otomatlar sık sık arızalandığından aynı zamanda kat hizmetleri görevlisiymişcesine yırtınan bir genel müdür zannı da husule gelebilir elbette, hele ki çevre binalarla kot farkı varsa filan:)
Hmmm, peki ya hayvancıklar canım, hemi de çifterli çifterli?
Demiştim ya, Antalya’da sular bi kaç yüz metre yükselse… sahi bundan Ankara’daki eşeğe ne ?:)
Tufan lokalmiş gibi yaşanmış ama tanrı, tufan olacağını Nuh’a bir gemi yapmaya yetecek kadar önceden haber verdiği halde Nuh bu tufanın olacağı lokalden göç ederek gitmeyi akıl edemiyor gemi yapıyor :). Tufan yöresel oluyor ama Nuh gemiyle uzunca bir süre dolanıyor. Tufan yöresel oluyor ama Nuh canlıların nesli tükenmesin diye her canlıdan birer çift alıyor :).
Kaptan Mosey bak lut kavmini örnek gösterdim sonra semud kavmi e bir çoğunda oradan inananları al ve çık diyor sonra gece ya bir volkan patlaması yada bir fırtına orayı hiç yaşanmamış gibi yapıyor.
Nuhada derdiki al inanları ve orayı terket sonrada aynen diğerlerindeki gibi helak ederdi fakat böyle yapmıyor. neden peki ? acaba ne mesaj veriyor diye bakmadığın müddetçe ileriki yüzyıl yada bin yıllarda olacakları düşünmeyip hayal bile edemediğin müddetçe bunların cevabını bulamayacak ve daha bu forumlarda efendim geminin boyu kaçtı.İçinde hangi hayvanlar vardı ? gibi sadece şekille uğraşacak ve garip sorular sorarak gamaro yada xenix gibi rezil olacaksınız ama artık rakımı öğrendiler. artık dünyanın bir yerinde bir tufan olup yüzmetre yada hatta 300 metre sular yükselse dünya bundan etkilenir diyene hava atıp nerde olmuş kardeş diyecek kadar bir şeyler öğrendiler.
Nuha gemi yaptırdığına göre tufan olup sular yükseldiğine göre ve hayvanların örnekleri alındığına göre bu sadece verilmek istenen MESAJ dır diyorum daha kaç kere söyliyeceğim.
Bu olayın benzerini yüzlerce yıl sonra yaşıyacakları gibi binlerce yıl sonra UZAY teknolojisinde ve uzay seyahatlerinde yaşanacağını yazdım .
Mesajı anlamakta güçlük çektiğimiz falan yok. Sadece senin suyundan gitmeye çalıştık iki mesaj yole geldiler olarak yorumluyorsun, kendi açından. Biz diyelim ki oldu diyerek senin düşüncelerinde çürüklüğü yüzüne vurmaya çalışıyoruz ama asıl sen mesajı almıyorsun. Bir yerde sular 300 metre nasıl yükselir ya senin aklın mantığın böyle bir şeyi nasıl alır anlamıyorum. 300 metre diyorsun, bir dur düşün ya. Biz bunun imkansızlığını geçtik, hani derlerya hadi oldu diyelim… diyoruz. Fakat zorla adamı geri döndürüyorsun. Senin için gittip Van Gölü’nün derinliğine baktım, en derin yeri 451 metreymiş. Bak şimdi ben senin için bir güzellik yapacağım diyelim ki 300 değil de 451 metre yükseldi sular. Bu adam bir yere kaçmasın gemi yapsın hadi, herşey senin dediğin gibi olsun. Sonra tufan oluyor. Van gölü üzerinde dolanıyor dolanıyor dolanıyor… dolanıyor da dolanıyor. Bir karayı göremiyor. Mal mısın sen metafizik10 ya.. suları 300 metre yükselterek en fazla kaç kilometrekare alanı kaplayabilirsin ya böyle aylarca yıllarca bir gemi üzerinde gezinecek bir kara bulamayacak… mal mısın nesin sen ya? Dur senin için bir de Hazar Denizi’ne bakayım… …1025 metreymiş bak o da. şimdi aynı soruları bir de Hazar denizi için de uyarlamam gerekiyor mu? Hazar’ın yüzey alanı 371000km2’miş, bak bu alanı daireymiş gibi düşünüp bir de yarı çap hesaplayayım sana… bu alan bir daire olsa yarıçapı 343km oluyormuş. Bu çapta mesafeleri kat etmek için adam gemi yapıyor, ki bu gölün derinliği 300m bile değil 1025 metre. Biz seni anladık az sen de bizi anla yeter amk.
bu uzay muhabbetini ise hiç anlayamayacağım kusura bakma, onu da benim mallığıma ver. şimdi bu Nuh tufanını bilmesek Uzay’a gidemeyeceğiz öyle mi. eğer bu yolculukta hayvan lazım olacaksa biz gemimize onlardan birer nüsha almayı akıl edemeyeceğiz öyle mi? Bunların döllerinden alamayacağız. İlk olarak, Ziusudra ve Utnapiştim’in maceraları binlerce yıl önce kil tabletler üzerine yazılmış. Bizse belki de günümüzden yüzlerce yıl sonra başlayacağımız bir macerada bu kil tabletler üzerine yazılmış öykülerden ibret alıp öyle gideceğiz. metafizik19, bence sen bi s… gidin çay koyun ya. Ben bundan 10 yıl öncesine ait astronomi kaynaklarını bile okumadan bırakıyorum, gidip kil tabletlere bakacağız.
1- Bir yerde sular 300 metre nasıl yükselir ya senin aklın mantığın böyle bir şeyi nasıl alır anlamıyorum………
2. ya böyle aylarca yıllarca bir gemi üzerinde gezinecek bir kara bulamayacak…
Tepsi değil…leğen diyor arkadaş, anlamıyorsunuz.
Yazıklar olsun!
aynı kaba işeyenlere tepsi yetmez tabi bakın holada geldi leğen getirin .))
Hepimiz aynı kaba işiyoruz haklısın. Nihayet bunu anladın. Ama sen hala o kabın içinde olduğunu anlayamadın. Gemi yapmaya başlasan iyi olur, çünkü sen de Nuh gibi yerini değiştirmeyi akıl edemiyorsun.
xenix: Takiplerim
A- Sümer yazıtlarında Tufan:
Gılgamış destanının sonunda yer alan Tufan hikayesinde de bu durum açıkça belirtilmiştir.
“Bu kıyamet 6 gün, 6 gece sürdükten sonra 7. gün gemi Nisir dağına oturuyor. 7 gün bekledikten sonra Utnapiştim bir güvercin salıyor dışarıya. O konacak yer bulamadığı için geri dönüyor. Daha sonra bir kırlangıç gönderiyor, fakat o da geri geliyor. Son olarak uçurduğu kuzgun geri dönmeyince dışarı çıkıyorlar. Utnapiştim dağın tepesine kurbanlarla içkiler sunuyor. Altlarında çeşitli ağaçların odunları yanan ocaklara 7 kazan konularak kurban etleri pişiriliyor. Onların tatlı kokusunu duyan Tanrılar üşüşüyorlar.”[2]
B- Asur yazılı metinlerinde Tufan:
“Bu hikaye Sami bir dil olan Akadca ile yazılmıştı. Halbuki içinde geçen adlar başka bir dile aitti. Buna göre bu hikaye o dili konuşan Sümerliler tarafından yaratılmış olmalıydı. Hakikaten daha sonra Philadelphia Üniversitesi müzesinde bulunan yarısı kırık bir tablet bunu kanıtladı. Bu tablette Tufan hikayesi Sümerce ve şiir tarzında yazılıydı. Ne yazık ki metnin en az yarısı yoktu. Fakat bulunan kısımlar konu hakkında oldukça aydınlatıcıdır. Bunda da Tanrılar insanlara kızarak bir Tufan yapmaya karar veriyorlar. Ziusudra isimli birine bir Tanrı tarafından durum bir duvar arkasından bildiriliyor. Bu satırlar şöyle:
“Alçak gönüllü, saygılı olan
Her gün Tanrısal görevlerine dikkat eden
Ziusudra’ya Tanrı Enki,
‘Duvardan bir söz söyleyeceğim, sözümü tut!
Kulak ver söyleyeceklerime!
Bizden bir Tufan kült merkezlerini kaplayacak,
İnsanlığın tohumu yok olacak,
Tanrılar meclisinin sözü karardır,
An ve Enlil’in emirleriyle
Krallık, hükümdarlık son bulacaktır.’”
Bundan sonra tabletin kırık kısmı geliyor. Burada geminin nasıl yapılacağı bildirilmiş olmalı. Metnin yine okunan kısmında Tufanın bütün şiddetiyle memleketi kapladığı; 7 gün, 7 gece sürdüğü,bittiğinde Ziusudra’nın Tanrılara kurbanlar yaptığı yazılı.
“Sonunda: Ziusudra kral,
Tanrı An ve Enlil önüne attı kendini.
Onu sevdiler, bir Tanrı gibi yaşam verdiler, ona,
Bitkilerin adını, insanlığın tohumunu, koruyan,
Ziusudra’yı güneşin doğduğu yere,
Dilmun ülkesine yerleştirdiler.”[3]
Son üç semavi dinin kitaplarından, Tevrat ve Kur’an’da Tufanla ilgili ayetler bulunmaktadır.
C- Nuh Tufanının Tevrat’taki anlatılışı şöyle:
“Tevrat’ta (Tekvin bap 6-9) bu konu çok uzun. Onda insanlar fena ve bozulmuş olduklarından Rab onları yok etmeye karar veriyor Nuh, Allah’ı tanıyan, onunla birlikte giden biri. Rab ona insanları yok etmek için bir Tufan yapacağını, kendisine bir gemi yapmasını söylüyor ve geminin nasıl yapılacağını, içine neler alacağını bildiriyor. Nuh söyleneni yerine getiriyor. Tufan başlıyor ve 40 gün sürüyor Yer yüzünde her şey yok oluyor. Sular ancak 150 günde azalıyor. Gemi 7. ayda ve ayın 17.gününde Ararat dağına oturuyor. Tekrar 40 gün bekliyor Nuh. Sonra suların tamamen çekilip çekilmediğini anlamak için önce bir kuzgun salıyor dışarı. O geri gelince bekliyor, bir güvercin uçuruyor. Üçüncü defa gönderdiği güvercin dönmeyince karaya çıkıyorlar. Kurbanlar kesiyor Nuh. Rab hoş kokular duyunca tekrar Tufan yapmamaya karar veriyor. Nuh ile konuşarak bir daha yeryüzünde Tufan yapmayacağına ahdediyor.”
xenix: Takiplerim
Bakın Nuh Tufanı’ndan ibret alınsa böyle olmaz değil mi? Şehir planlaması, kanalizasyon falan hikaye. Yerel yöneticilerin önce Nuh tufanını okuyup anlaması gerek. Ama yok kafa tınn
Şöyle bir ayet olsa misal;
Hatırlamazlar mı ki, hırsları (iştahları) artınca gülüp eğlenmişlerdi de, yağın içine hapsetmiştik (kuşatmıştık) onları, sonra tövbe ettiklerinde yeniden hafiflettik (ferahlattık), allah büyüktür, allah bağışlayıcıdır..
Şimdi meto bunu görse ne der?
Aha der, liposuction müjdelenmiş 1400 sene öncesinden:))
Zırt pırt itelerlerdi ya:
-“Bir yerden bakacan diğer yeri görecen” diyor!
-Eeeee?
-Televizyon…taa o zamandan bilmiş.
İçinde ne var?
Kuşum Aydın
:p
Yok kardeşim inanın kafalar özellikle bu konularda boş. getirecek bir şeyleri varmı allah aşkına sayfaya girenler karar versin.
Nuh tufanını bir kenara bırakalım. Niyetim Nuh tufanının nasıl olduğu konusunda senaryo yazmak ya da şöyle olmuştur diye birşey ima etmeye çalışmak değil.
Yalnız şu suyun ne kadar yükselebileceği konusuna biraz kafayı taktım..
1- Suyun 100 metre yükselmesi için kaç ton suya ihtiyaç vardır?
2- Dünyada sadece belirli bir bölgesinde sular yükselebilir mi? (Yani dünyanın çekimine göre kafasına göre rakımını arttırabilir mi? )
3- Nuh’un yaşadığı kavimin etrafındaki en yüksek dağ kaç metredir?
4- Suların çekildikten sonra bile, geminin bir dağın yamacına oturduğunu iddia ettiğinize göre sular sizce kaç metre yükselmiştir
denilerek dünyanın sular altında kalmasının mümkün olmadığı ispatlanmaya çalışılıyor.
Üç sorum var. Bir olasılık hesaplaması yapın.
Pasifik okyanusuna dev kütleli bir asteroid düşerse, asterodin kütlesine göre oluşabilicek dev dalgalar himalayalara kadar yükselebilir mi, yükselemez mi ?
Birinci sorudaki olayın olaması halinde 3/4 ‘ü su olan dünyanın 4/4 ‘ü suyla kaplanır mı, kaplanamaz mı ?
İkinci soruda verilen olayın olması durumunda, belli bir süre sonra sular çekilip eski haline gelir mi, gelmez mi ?
1- Dev göktaşının dalga yaratmaktan öte, yapacağı korkunç başınç dünyadaki tüm canlı yaşamı bitirebilir.
Senin mantığınla gidersek (ne zannediyorsan) : yükselen dalga(lar) çarpışma hızlarına göre etkilerini kısa süre sonra yitirirler ve alçak noktalara hızla geri dönerler. En fazla birkaç saat… Bu arada geri dönen sular canlı yaşamı da beraberlerinde sürüklerler. Geride canlı hiç birşey kalmaz. Yeniden canlı yaşamın oluşması için birkaç milyon yıl beklemek zorunda kalabilirsin.
2- Yukarıda cevapladım.
3- Yukarıda cevapladım.
Sorular neden yandan?;)
Benim de üç sorum var,
1- nuh tufanını neden bir kenara bırakalım? (başlığa saygı;)
2- size göre nuh tufanı nasıl olmuştur?
3- nuhun öyküsünden nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?
Suları himalayaların tepesine kadar çıkaracak bir göktaşı/meteor çarpışması… Yani suları (bir süreliğine de olsa) 8000 metrenin üzerine yükseltecek bir çarpışma…hani uçak yolculuklarında, dışardaki sıcaklığın -40’lı rakamları gösterdiği düzeyin de üstünde bir seviyeye…nerdeyse troposferin sınırlarına kadar…
şimdi böyle bir çarpışmanın, suları yükseltmek dışında (düşünsenize, 6000 metrede uçuyorsunuz ve karşıdan dalga geliyor 🙂 yerküreyi ne hale getirebileceğini azıcık düşünelim derim… dünyanın içi dışına çıkar dememek için pek az sebebimiz olur herhalde, sonrası allah kerim.
Arkadaş 2012 yi seyretmiş. Hani orda dev dalgalar, himalayalarda dolaşıyordu ya. Şu, yer yarılırken insanların arabayla veya koşarak kaçıştıkları film.
1- Bir astreoid çarpması sonucu sular 8000 metre yükselemez. Eğer yükselebilecek bir şiddette çarpışma olursa da dünya diye bir şey kalmaz.
2- Kaplanamaz. Çarptığı yerde su kalmaz çünkü. Su dalga hareketi izler, bu da hiç bir zaman ekstra su olmadan tamamını kaplayacağı anlamına gelmez. Bir yerde sular yükseliyorsa, bir yerlerde de alçalıyor demektir.
3- İkincinin cevabı ile aynı.
gamaro, oikosa katılıyorum. Ayrıca kaminendoya da +1 veriyorum. Soruları tam yerinde.
Nuh tufanı olmamıştır demiyorum. Sadece Nuh tufanına bilimsel olarak kılıf uyduranlara gülüyorum. Allah’ın mucizesi dersiniz olur biter. Ama yok mucizelere inanmayan müslümanlar her şeye bilimsel kılıf uydurma derdine düşünce olmuyor işte ikisi bir arada. Zorlamayın yani.
xenix: Takiplerim
Sevgili Sunny, bunu anlamak niye bu kadar zor ben de bunu anlamıyorum. Şu şekilde izah edelim…
Arkadaşlar zaten tarif ettiğiniz çapta bir çarpışmanın asıl tehlikeli olan diğer boyutlarını söylemişler ben o kısmı geçeyim. Çünkü siz muhtemelen bu yorumlara cevaben diyeceksiniz ki, “tamam göktaşı olmasın denizlere dolgu yapacak bir başka etki olsun” falan gibi bişeyler diyeceksiniz veya “tamam göktaşını geçtim su seviyesini everestin üstüne çıkaracak bir doğa olayı yok mu” diye sorabilirsiniz. Yok böyle bir şey dostum. Bakın eski yorumlarının birçoğunda Dünya’daki su miktarından bahsettim. Tüm buzullar erise en fazla 10m’lik bir deniz seviyesi artışı olur dedim.
Bak Dünya’daki su miktarı belli diyorum. Yani ne demek bu su hacmi belli demek. Dünya’daki tüm suları toplasan ve bir küre yapsan yarıçapı 800km olur, Dünya’daki su bu kadar işte ne kadar sanıyorsunuz bunu bilmem. Peki Dünya’nın yarıçapı ne kadar biliyor musun, o da 6800km. Dünya’nın kütlesine oranla ne kadar su var bu gezegende onu da sen kabaca tahmin et işte. Dünya’nın %75’i su diyorlar. Farklı bir bilgi söylene söylene bambaşka bir hal almış. Sanılıyor ki Dünya insan vücutu gibi kütlece %75(hissedilen %90) sudan oluşuyor. Sanki karalar suların üzerinde yüzen bazı adacıklar. Hayır yok böyle bir şey yahu. Sadece Dünya’nın yüzeyi 3/4 oranında suyla kaplı, iki boyutlu bir bilgi bu. Denizlerin en derin noktası ne kadar? Onu da söyleyelim 10km, Hint Okyanusunda bir yerlerde… en derin yeri bu. Beki Yerkabuğunun kalınlığı ne kadar? O da ortalama 150km kalınlığında, Dünya’nın üzerinde yaşadığımız üst kabuğundan bahsediyorum, halk diliyle konuşalım; toprak ya da yer. Okyanus altlarında 100km kalınlıkta kıtasal bölgelerde ise 200km’ye kadar çıkmaktadır. Yani neymiş, okyanuslar yerkabuğu üzerindeki bazı su birikintileri konumunda. Nedir bizi yanılgıya götüren. Her ne kadar bizim gözümüze engebeli görünse de küresel çapta düşündüğümüzde engebesiz düz bir yeryüzü ve sıvı özelliği gereği bu yüzeye yayılmış sular. Sonra neymiş Dünya’nın dörtte üçü su… vay amk.
Sonuç şu; Dünya üzerindeki su miktarnın oluşturabileceği derinlikler belli işte gördüğümüz gibi 10km’lik bir kalınk oluşturaiblecek miktarda bir suküremiz var. Eğer bu suyu everesti de örtecek biçimde yaymak istiyorsan Dünya’nın yeryüzü şekilleriyle oynaman gerek. Dağlardaki toprakları denizlerin en derin yerlerine taşıyacaksın ki derinler daha az derin yükseklikler de daha az yüksek olsun, böylece sular da yüzeyde daha fazla alana yayılsın. Fakat Dünya’yı törpüleme işlemini bitirip ideal pürüssüz ve küresel bir Dünya yüzeyi elde ettiğinde, tüm yüzeyi suyla kaplamış olacaksın ama bunun derinliği ne kadar olur.. büyük sayılarla biraz hesap yapmam lazım, şimdi üşeniyorum tamam mı. Yani diyorum ki bu işin sonunda paçaları sıvayarak gezilebilecek bir su dünyasıyla baş başa kalırsan hayal kırıklığına da uğrayabilirsin 🙂 (Gaza geldim hesapladım, eğer hesabım doğruysa yaklaşık 4km yüksekliğinde bir su tabakasıyla Dünya yüzeyi kaplanmış olacak)
Senin hayalinin ucunda bir başka çılgın proje var yani sevgili Sunny. Mümkün olduğunca açık veya benim bir arkadaşımın deyimiyle “mala anlatır gibi anlatmaya” çalıştım. Bilmem anlatabildim mi dostum.
ya ne popüler konuymuş, geçenlerde bu konuşuluyordu bi yerde aklıma düştü;
diyelim ki tufan oldu, gemidekiler kurtuldu, günlerce aylarca gemide yaşadılar, sular çekilince/buharlaşınca herşey eski haline dönünce, o cezalandırılan insanlar ve hayvanlara ait cesetler ne oldu?
suyla birlikte uçtu mu hepsi? gemiden inenler hayvanlar mı yedi?
toprak emmiştir…
su asitlidir onların hepsi sıvılaşmıştır…
bişi olmuş olmalı, yoksa onca insan ve hayvan cesedine ne oldu?
Bir gün Nuh Aleyhisselam insanları; son sözümü dinlemeye geliniz diye davet etti, insanlar seyretme merakı ile toplandılar. Nuh (a.s):
Allah-u Teâlâ yeryüzünü zulüm ve küfürden temizlemek istiyor. Geliniz, davetimi kabul ediniz. Cahillikten elinizi çekiniz ve Yüce Allah’ın emrine itaat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmediniz ama Allah’ın azabı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde ulaşacaktır. Bu gemi iman edenlerin binip, kurtuluşa ulaşacağı gemidir. Allah’a iman etmeyen herkes suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen herkes gelip tövbe etsin ve Nuh’la birlikte yolcu olsun. Bu benim herkesin kulağına ulaşmasını istediğim son sözümdür…
bana göre Nuh adlı vatandaş,
zamanında bir tufanla selle karşılaştı, belki abartıldığı kadar buyuk de değildi…
çevresindenki canlıları yanına toplayarak gemiye bindirdi.
ve bunu duyan din tüccarları da haliyle bu olayı abartıp kitaplarına koydu.
ben bu noktada, bu canları kurtaran şahsı takdır ediyorum.
Âdem’le Havva’nın çocukları oldu ve yeryüzünde insanlar çoğaldı. Zaman içinde Şeytan’ın isyanına bazı melekler de katıldı.
Onlar yeryüzüne geldiler ve kadınlarla evlenebilmek için insan bedenine büründüler. Bu kadınların doğurduğu çocuklar insanüstü varlıklardı, güçlü ve saldırgan adamlardı.
Dünya kötü insanlarla doldu. Kutsal Kitap şöyle anlatır: “Yeryüzünde insanın kötülüğü iyice çoğalmıştı ve yüreği hep kötü düşüncelere eğilimliydi.”
İnsan yüreği, kötü düşüncelere tarihin hiçbir döneminde ,bir kuzudan, bir koaladan,bir kedi yavrusundan,..vs vs’den daha fazla meyilimli olmadı ve olmayacaktır. Hepimiz yaşamak çabasındaki canlılarız ve bu ancak başka şeyleri sömürerek,tüketerek,kendimizi garantiye alarak mümkün olabilmektedir.
İnsan iyi bir varlık değildir diyebilirsiniz ama insan kötü bir varlıktır demeniz haksızlıktır..
Yeryüzü zorbalıkla dolmuştu . . . bozulmuştu; çünkü yeryüzünde bütün beşer yolunu bozmuştu.”—Tekvin 6:11, 12.
ŞİDDET! Nuh’un günlerinde olduğu gibi, şiddet güncel bir sözcük haline geldi. Nuh’un yaptığı gibi, hakiki Tanrı ile yürüyen kişiler bile şiddete karşı bağışık değildirler. Bu acı gerçek geçen yılın 21 Temmuz ayının Avustralya’nın Sidney şehrinde kuvvetle ispatlandı. Tanrı’ya ve aileye karşı vefa konulu bir Mukaddes Kitap müzakeresi sunulurken, Yehova’nın Şahitlerinin İbadet Salonu bir bombayla tahrip edildiği anda, dünyanın dikkati oraya çevrildi. Bir şahit öldü. Kırktan fazla şahit ise hastaneye götürüldü. Bu alçakça yapılan saldırıda yaralananların tümü iyileşti, fakat bazılarında derin yara izleri kaldı. Bir emniyet amiri şunları söyledi: “İçerde 110 kişi vardı ve 110 ölünün bulunmaması ancak bir mucizedir.”
Yehova’nın Şahitleri, Kuzey İrlanda, Lübnan ve El Salvador gibi yeryüzünün diğer kısımlarında bir şiddet ortamı içinde “iyi haberi” ilan etmeğe devam ediyorlar. Onların birkaçı öldürüldü; bazılarının da vaaz etme faaliyeti sırasında hayatlarına son verildi. Birçok memlekette kazalar veya depremler gibi “beklenmedik olaylar”, değerli hayatların kaybına neden olmuştur. Bu olaylarda Yehova’nın kavmi, dirilme ümidiyle teselli bulmuştur.—Vaiz 9:11; I. Selânikliler 4:13, 14.
Son zamanlarda 23 şahit ve ilgi gösteren kişi Meksika’daki feci depremde ölen 5.000 kişinin arasındaydı. Porto Riko’da diğer yedi şahit sellerde ve toprak kaymalarında hayatlarını kaybeden 300 kişinin arasındaydı. Bu, acaba Yehova’nın kendi hizmetçilerinin bazılarını koruyamadığı anlamına mı gelir? Hiç de değil. Biz kaza ve afetlere karşı bağışık değiliz. Ezaya gelince, İsa, şakirtlerine şu uyarıyı yapmıştı: “Sizlerden bazılarını öldürecekler.” Hitler’in Nazi rejimi altında yüzlerce kardeşimiz öldürüldü. Yehova, ölüleri diriltirken onların hepsini hatırlayacaktır. Fakat, önceden bildirilen “büyük sıkıntı” yeryüzünü silip süpüreceği zaman, Yehova, Nuh’un günlerinde yaptığı gibi, Kendi ismini çağıranları kurtarmağa muktedir olduğunu bir kez daha gösterecektir.—Luka 21:16-19; Matta 24:14, 21, 22, 37-39; İşaya 26:20, 21; Yoel 2:32; Romalılar 10:13.
MS 1914 yılından beri dünya çapında şiddet artmaktadır. Yüzyılımızın içinde yüz milyona yakın insan savaş ve katliamlarda öldürüldü. Uçak veya gemi kaçırma olayları, teröristlerin bombaları, kütle katliamları, ırklararası kin duyguları insanlığı kasıp kavurmaktadır. Ayrıca nükleer silahların çoğalması ve yayılmasıyla insanlık büyük tehlike altındadır. Gerçekten, bunlar “çıkar yolu bilmeyen milletler”in yaşadıkları “çetin anlar”dır. (II. Timoteos 3:1-5; Luka 21:25) Bununla beraber Yehova’nın Şahitleri, bugün sık sık şiddetle bağlantılı olan, fakat şiddetten daha da büyük tehlike arz eden bir afetin içinde bulunuyorlar. Bu, 4.300 yıl geriye, Nuh’un günlerine kadar uzanır. Bu acaba nedir?
Aden’deki isyandan beri İblis Şeytan “bütün dünyayı saptır”mağa gayret ediyor. (Vahiy 12:9) Yehova, evlilik düzeni içinde şerefli bir şekilde kullanmak üzere erkek ve kadına “dünyayı doldur”mak amacıyla, Tanrı vergisi olan cinsel gücü verdi. (Tekvin 1:28; İbraniler 13:4) Fakat İblis, insanlığı doğal olmayan seks ilişkilerine yönelterek onu lekeledi. Nasıl? Tanrı’nın ruh oğulları bu isyanda Şeytan’a katıldılar. Bunlar, “reis”leri Şeytan olan “cinler”e dönüştüler. (Luka 11:15) O zaman cinlerin faaliyeti acaba neydi? Yeryüzüne indiler, insan bedeni alıp, görünüşü güzel olan insan kızlarıyla birlikte yaşadılar. Sonuç dehşet verici oldu!
Böylece melez bir nesil meydana geldi; bunlar yarı cin, yarı insan olan devlerdi. Kayıttan anlaşıldığı gibi, onlar, insan katilleri, “Nefilim”lerdi. “Ve Allahın önünde yeryüzü bozulmuştu, ve yeryüzü zorbalıkla dolmuştu. Ve Allah yeryüzünü gördü, ve işte, bozulmuştu; çünkü yeryüzünde bütün beşer yolunu bozmuştu.” Şiddet ve cinsel ahlaksızlık o kadar yaygındı ki, ancak Nuh için şu sözler söylenebilirdi: “Nuh sadık adamdı, ve kendi çağdaşları arasında kusursuzdu; Nuh hakiki Tanrı ile yürüdü.” Bütün insanlığın içinde sadece onun karısı, oğulları ve zevceleri iman ve Tanrısal korku gösterdiler. Herhalde, Nuh’un ailesi, o günlerin ahlak bozukluğu tarafından lekelenmedi.—Tekvin 6:4, 9-12.
Yehova, şiddet dolu, seks delisi ve cinlerin etkisi altında bulunan o dünyayı yok etti. Büyük Tufan’ı göndererek kötü olan her şeyi yeryüzünden sildi. Melez Nefilimlerle ahlaksız insanlar yok oldular ve bir zamanlar Tanrı’nın oğulları olan cinler —Tanrı’nın kendileri üzerine getireceği hükmü beklemek üzere— ruh diyarına geri döndüler. Fakat sağ kalanlar da oldu! Nuh ve ailesi kurtuldu. Acaba neden? Onlar, geminin yapımında ve mahkûm edilen dünyaya vaaz etme faaliyetinde gösterdikleri iman sayesinde kurtuldular.—II. Petrus 2:4, 5.
Zeynep sebebini değil de nasıl olduğunu -kendi cümlelerinle- anlatabilir misin? Bana, yazdığın ayetler masal gibi geliyor.
Dinci, kendi cümlelerini değil, Allah/Yehova’nın sözlerini söyler sevgili xenix. Bir inanandan akıl ve vicdan süzgecini çalıştırması için ekstra çaba beklemek şeytani bir talep olmuş.
Hayır peyote.
Kendi cümleleri de olur dinci’nin.
Der ki mesela; hepimiz ahirette domalacağız ey ahali, ona göre haaa!..
🙂
Bakın burda demiş mesela
insanoğlu milattan önce 10.000 yılından sonraki zaman hakkında bilgi sahibidir. peki daha önceki zaman da yeryüzünde nerler vardı? biz insanlar neden nuhun gemisine binip kurtulanları konuşuyoruz peki nuh’un gemisinde yer almayan VARLIKlara ne oldu? peki neden tufan olduğuna gelirsek milattan önce 10.ooo yılından önceki zaman bilinmediği için adı karanlık dönemdir. bu karanlık dönemde kavulmuş melekler, yunan mitolojisine ait varlıkların olma olasılığı çok yüksek ve o zamanda yaşayan varlıkların teknoloji bilgileri de çok fazladır ve bu yüzden bir tufan meydana gelmiş, yeryüzünde ki güçlü varlıkların sonu gelmiştir. tufanı yalnızca bir sel yada taşkın olarak düşünemeyiz belki de dünyanın ekseni kaymış ve bu tür varlıkların sonu gelmiştir. sadece nuh tufanı olduğunu da bilemeyiz belki de birçok tufan meydana gelmiştir. yakın bir zamana gelirsek mısır piramitlerinin o gün ki teknolojiyle nasıl yapıldığını bilim adamları hala bulamamıştır. peki o insanların teknoloji bilgilerine ne oldu? belki de fazla ilerleyen teknolijiden dolayı insanların bilgisi tanrı tarafından sıfırlanmıştır… o zaman karanlık dönemde bu tür varlıkların yaşamış olması da çok büyük bir ihtimal…kısacası bize bilim kurgu olarak sunulan birçok şey GERÇEK.
nuh sembolik yorumumun kasyopyaya dayandığını belirtmiştim daha önce;
ilginç bi hikaye, ilginç bi gerçeklik ve ilginç bi dünya,
bi çizgi film senaryosu gibi düşündüm şimdi bunu;
bu sembolizma olursa yorumlamayı deneyelim;
fırtına gelecekse geldiğinde hazırlıklı olmak istiyorsan hazırlık yap; bir gemin olsun ya da bunun gibi bi şey, Yani güvendiğin bindiğin bi şeyin bi dalın, dayanağın olsun;
bu zaten başlıbaşına hazırlıklı olmak ve gözünü dört açmak ve beklemeki belirtiyor gibi;
yanına her şeyden al ve başkalarına da başka türlere de aslında her şeye de yer aç; Bu başka şeyleride düşün ve başkalarını da düşün onlara da kalbinde yer aç demek oluyor;
ya da onlarada yardım et, bu yardım sembolizması gibi ancak genel yorum kurtarıcılık okuması;
(hayır sembolizma okurken hangi duyguya hitap ettiğine bakın, nuh olmak istermiydiniz? nuh olsanız ne yapardınız? bunu bi çizgi filmde izleseniz sizde ne ve hangi duyguları çağrıştırırdı ve nasıl yorumlardınız gibi?
türleri yaşat, türleri koru çağrışımı var burda, tür zenginliktir çağrışımı örneğin;
örneğin nuh ihtiyaç duyulan türleri mi seçiyor, sığır varken koyun gerekmez ya da biz fil tüketmeyiz diyor mu?
Herkes kendi gemisinde ve herkesin gemisi kalbi; ise;
Sen bir kurtarıcı değil ama bir hatırlatıcı oalbilirsin herkesin kalbine sığınması için ve içine her şey sığan bi kalp yapması ve taşıması için;
nuha kimse inanmıyor ya da az kimse inanıyor;
inanç paylaşılabilen bişey değildir anlamında, inanç verilmez anlamında;
kendi görenler görmeli ya da görecektir anlamında; köre tarif etme diyor yani;
ikincisi; nuh dünyanın her yerinde olamaz ve her yere dağılmış nuhun bilmediği-tanımadığı topluluklar da olabilir;
tek başına kurtarıcı olsan bu olur mu?
bu da diyor ki sen kurtarıcı değilsin? her şeyi yalnız başına yapmaya kalkma, insnalara güven, kadere güven, sen dünyanın yad atürlerin ya da bi şeylerin kurtarıcı ya da yaşatıcısı değilsin, Bi düzen ve sistem var ve kendine kurtarıcılık yükleme; Doğru kavram yardımdır diyor aslında;
deniz olmayan bi yere su geleceğni ummak ya da deniz olmayan bi yerd ebelki d eyüzdüremeyceğin bi gemi yapmak,
ya gelirse ya da ya tutarsa bu;
başka bi yorumda eğlenc ve hayalgücü
yani asıl olan şu, bi tufan gelirde tüm dünyayı su basarsa her türden alacak bi gemim olsun, istiyorsada insanalrda binsin diye sırf eğlencesine gemi yapmak;
her neyse çok okuyna olcak demiş sevgili sonsuz, ozaman daha ciddi bi şey yazalım;
belirtilen su dünyadaki su yoğuşumunun karşılayacağı bi yağış değil, dışarıdan su gelişi ve su yüklemesi var; Bu ya henüz bilmediğimiz bir fenomen ya da bi şekilde biçimde dışsal bi gök olayı dünyaya su bırakıyor;
su, dört unsurdan biridir; akışkan ve saydamdır, dalgalanımlıdır; bu gerçekliğin yapısı benzeri olabilir ve gerçeklik değişimini simgeliyor olabilir;
başka bi yorum;
gemi beden ya da ruh; daha geniş ölçekte dünya belki
nuh tufanı sürüyor, ruhlarda; geçmiş gelecek içiçe ve bugünlerde özellikle beklenen-süren-süregelen bi tufanda var;
kendi haberdar olamayanlar nuh ya da nuhlar bekliyor;
herkes kendi gemisinde;
hatırlatma zaten sembolizma olarak herkese yapıldı, geçmişte yapılmış oldu, tıpkı bi rüya gibi düşünelim;