Özgürlüğe giden yol öpüşmeden geçer

Moskova ve Saint Petersburg arasında bulunan Kresttsy kasabasında, tartışan sevgililer için bir meydan açıldı. “Meydana her iki tarafı da eğimli olan banklar yerleştirildi. Böylece tartışma gerildikçe bankın her iki yanına kayan sevgililer, eğim sayesinde bankın ortasına geçecek ve tartışma ateşli bir öpüşmeyle tatlıya bağlanacak.

(Daha önce yazarı tarafından kaldırılan bu konunun, ilgili yorumlarını geri getiriyorum. )

108 yorum “Özgürlüğe giden yol öpüşmeden geçer”

  1. Önce öpüs, sonra sevis…Ya sonraaaaaa…Yahu pencerenin diger tarafinda sokakta öpüsen, cilginlar gibi öpüsen kiziniz ise, hala özgürlük diye bas bas bagiracak misiniz? Evet derseniz midenizin genisligine sasarim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. O öpüşen çiftlerden bayan olanı diyelimki evlendin ve evlilik iyi gitmedi boşandın ve bir çocuğun var onun anası olsun ve bir başka erkeği seni bile öpmediği şehvetle herkesin gözü önünde duvara yaslayıp öpse nasıl olur özgürlükmü olur, İşkembeden sallamak hep kolay olmuştur bi denem…..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “O öpüşen çiftlerden bayan olanı diyelimki evlendin ve evlilik iyi gitmedi boşandın ve bir çocuğun var onun anası olsun ve bir başka erkeği seni bile öpmediği şehvetle herkesin gözü önünde duvara yaslayıp öpse nasıl olur özgürlükmü olur, İşkembeden sallamak hep kolay olmuştur bi denem…..”

    Kaplumbağayı katledip mide’den bahsetmek çok ama çok ilginç… Senden ayrılmış hatun artık seninle bir gönül bağı içinde değildir. Çocuğu var diye kendi iç duygulanımını sana göre veya topluma göre ayarlayacak diye de bir şey yok. İstediği kadar öpüşür istediği kadar sevişir. Asıl garip olan sizlerin başkalarının hayatlarına KARIŞIYOR olmanız. Kendi engelli duruşunuzu (özünde; kıskançlık, yetersizlik, kim ne der düşüncesi ) başkalarına empoze etmeniz kendi çarpık ahlakınızdan başka birşey değil. Hayır, kendi zayıflığınızı başkalarının üzerinde denemeyin. Avrupalı denemiyor, denemediği için sadece senden farklı ve farklı olduğu için ahlaksız değil. Avrupalı başkalarının özgürlük alanında duruyor. sizse o alanda kendinizi VAR etme savaşı veren ahlaksızlarsınız. Zira ahlak senin midenin görüntüsü değil diğerlerinin özgürlüğü için varsa vardır. Yoksa ahlak yoktur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. DEC CAL gelmiş.. ve beraberinde yanık kaplumbağa kokusu.. Söylesene Mr. CAL, yoksa o kaplumbağanın da senden daha şehvetli öptüğü bir başka kaplumbağa mı vardı ? Yok yok, ben döndüm bir süre yazmama ve kafamı dinleme kararımdan, bu iyiliği en azından sizin gibilere yapmamak lazım. Sen az bekle ben yine gelirim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Binlerce yıldır süren arap geleneklerini söylemekle ne deccal olunur ne de ezber bozulur. Kızına zorla tecavüz edildiği için; kızını da delik deşik edip ateşe atanlardan farkın var mı? )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Dec cal,siz namusu nasıl bu kadar dar bi kalıp içinde değerlendirebiliyorsunuz? Bu tarz namus söylemlerini en çok da sizin gibi beyinsizler yapar, çünkü akılları hep bastıramadıkları doğru dürüst yaşayamadıkları cinselliktedir. Namuslu-namussuz ayrımı yapılır,bir taraf ötekileştirilir ki namuslu tanımı yapabilsin. Bilimmiş, ilimmiş bunlar hikaye kadınlarımız namusluysa bizden mutlusu yok! Bir kadının kişiliği,eğitimi,duyguları,varlığı önemli değil. Onu iyi ya da kötü yapan şey evlenene kadar cinselliğini yaşayıp yaşamamasıdır. Bu anlamda kadının,insan olarak pek bir değeri yoktur. Onu değerli yapan şey kirletilmemiş olmasıdır! cinsellik kirlidir.Bu mudur yani??

    Not:Ergenlik döneminde, kız arkadaşlarıyla dolaşacağına kaplumbağa öldüren bi insandan nasıl bi yorum beklenirdi ki?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. “O öpüşen çiftlerden bayan olanı diyelimki evlendin ve evlilik iyi gitmedi boşandın ve bir çocuğun var onun anası olsun ve bir başka erkeği seni bile öpmediği şehvetle herkesin gözü önünde duvara yaslayıp öpse nasıl olur özgürlükmü olur, İşkembeden sallamak hep kolay olmuştur bi denem..”

    Sizin durumunuz var ya Mr. CAL, çok feci yani çok feci.. Diyelim ki boşandınız hakkaten ve yeni bir insanla tanıştı o kadın..Eee, Mr. Cal, sonra? Yani bırak şimdi sen öpüşmeyi filan da, asıl sorulara gelelim biz müsadenle..Mesela ya o adamla daha bi delice sevişiyorsa o kadın ? Ya senin yanında atmadığı kadar çığlık atıyor ve haz duyuyorsa vücudunu onunla paylaştığında? Ya seninle ayda üç kere birlikte olurken onunla hergün istiyorsa ?

    Ya o adam senden çok daha iyiyse yatakta, çok daha iyi öpüşüyorsa ve daha bi anlıyorsa kadın ruhundan ? Peki ya biraz da bu yüzden öpüyorsa o adamı o kadın, hem de sokağın ortasında ve seni hiç öpmediği kadar şehvet ve mutlulukla? Yaa Mr. CAL, yaaa…

    Diyorum işte sizin durumunuz feci, bakın şeytan kulağına küpe, bu sorular verem eder adamı sonra. Ha Avrupa filan da demişsiniz bu arada..Neydi o ya, sınırsız seks gibi bişeydi di mi ? (Sahi kimdi, biri daha böyle bişey dediydi) E sınırsız seks tabi canım.. Mesela ben gidip geliyorum arada bir oralara, hatta bi dönem de yaşadım ki sorma gitsin. Şimdi burdan uçağa biniyosun ya..Daha havada başlıyo zaten seks, artık uçakta kim kimi bulursa..Sonra inişte bi daha, sonra pasaport kontrolü sırasında, sonra taksi tutuyosun otele kadar bu sefer de arabada, sonra odanda, sonra sokakta, parkta, yani seks işte canım, hem de en sınırsızından, yani yeter ki sen iste, valla daha o an “fick mich” fick mich” diye koşturuyo bu avrupalılar sana. Siz aç kalmışsınız Mr. CAL, şekeriniz düşmüş.Ya da daha teknik bir ifade kullanmak gerekirse “hipoglisemik” bir ahlak anlayışınız var naçizane. E ne demişler zaten; ..Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Amin. (Ya da sadakallahülazıiimm)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. E Deccal ? Nereye geldin ? Sonuç ne ? Geldiğin yeri biliyor musun ? Erkek egemen hegomanyanın kadınlar üzerindeki baskısı mı desek yoksa hırboluğun vazgeçilmez sonuçları mı desek? Gerçi ne desek boş ? Ve bir kadını kullanıp “kandırma” üzerinden edebiyat yapabiliyor olman senin mezhebindir. Kim kimi kandırmış veya kandıramamış ? Kızlık zarının dikilmesi gereği, zaten sizin gibilerin varlığının gereğidir.

    Yoksa o hatun bu tür bir aldatmacaya başvurmazdı, başvurmaya gerek duymazdı. Kaleme aldığımız düşünceler magandalığın geldiği noktada yer buluyor, senin gibilerin başlangıcında ve son kertede mutsuzluğuna… Boğazda seninle yemek yemeye tenezzül edenin vay haline… Ha bir de hayat derken ??? Kendi iki bacak arasına sıkışmışlığın bence hayat değil… Deneyimlerin ise, son derece vasat ve son derece basit. İnsan mutluluğunu, insan duygu dünyasını baz almayan basitin basiti düşünceler silsilesi… Üstelik ahlaksız olan bence onlar değil sensin…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Agnostik ben ordan sapık olarakmı gözüküyorum yada insan seçen birimi. farketmez insansın.

    Agnostik benden yaşlı isen senli benli yazıştığım için de özür ben 35 yaşındayım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Her beri dur diyenin lafını dinlemiş olsaydım gene saygı duyar mıydın bana Dec Cal ? Saygı dediğin şey bir bütüne yapılabilecek olan bir atıftır ve nerdeyse orda kalır. Onun için şu öznel faktörleri şimdilik bir kenara bırakalım da, yazdığınız yazıya odaklanalım.

    Öncelikle kaplumbağa örneği..Yani haklısınız bi bakıma, hepimizin çocukluğunda böyle vahşice şeyler olmuştur mutlaka. Zaten bu vahşilik birebir bizim (ya da birebir ruhumuzun) değil, asıl içine doğup hapsedildiğimiz ve bize kendi çocukluğumuzu dahi “diri diri doğratan” bu hain iklim’ in utancı ve yarasıdır. Zaten hangi iklim ki en hain ve yaralıdır, en büyük kahramanları da o üretir. (Bakın sizi de üretmiş işte, genç ve çaresiz bir kadına nasıl da yardım etmişsiniz fedakarca.) Sizin kaplumbağa kesmiş olmanız sizin psikopatlığınızı ya da sapıklığınızı göstermez Dec Cal.

    Ya da ben böyle vurmam size, gereksiz ve mesnetsiz olur. Çünkü biliyorum, ben de çocuktum sizin gibi, ve ben de bi sürü yavru kedi boğmuştum bu şekilde. Mesela birisi izinsizce girmişti bizim bahçeye ve biz de onu yakalayıp mahkemeye çıkartmıştık. (Evet, mahkemeye) Hatta yargılama adil olsun diye bi de avukat tutmuştuk o zavallı kedi için, savcı ve hakim zaten hepimizdik. E sonra da yargılayıp astık…Ya da lastikten kırbaçlarımız vardı bizim, ucu topuzlu ve sivri. Ve ne zaman yürüyüşe çıksak onunla kırbaçlardık üzerine bastığımız toprağı ve o toprağın bağrından çıkan herşeyi. Börtü, böcek, ot, mot, ağaç, fidan, kedi, köpek, kuş, kurbağa, hatta taş ve su bile kaçamazdı bizden, ille de patlatırdık bi tane, artık allah ne verdiyse.. Sonra o da yetmezdi, naylon poşetleri tutuştururduk bu kez kibritle, çıs-cış diye damlatırdık karınca yuvalarının içine..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Şimdi tüm bunlar yeterince iğrenç de, ama neden anlatıyorum ben bunları biliyor musun? Çünkü hala çözmeye çalışıyorum ve anlamıyorum.. bu nası bi kültür ve iklimdir ki, küçücük bir çocuğu bile eline geçirdiği herşeyle doğayı kırbaçlamaya şevk eder ? Ya da küçücük bir çocuk eline geçiridiği her nesneyle doğayı NEDEN kırbaçlamak ister?? Yok DeC Cal yok, görüntü şaşırtmasın seni, yani öyle park bahçe, istimlak/ betonarme işi filan değil bu iş, ve hiçbir zaman da böyle olmamıştır zaten..

    Çocukluk iç güdüsü mü, ya da bilememek mi filan dersen eğer, yok bence o da değil. Ama şöyle bi mukayese yaparsak belki anlamlı bazı sonuçlar çıkarma şansımız olabilir diye düşünüyorum..Sen mesela dec cal, -hani şu ahlaksız ve sınırsız seks içinde helak olmuş avrupalılar var ya-, sen işte bu ahlaksızların çocuklarını (mesela bir alman çocuğunu) doğanın içinde dolanırken seyretme fırsatı buldun mu hiç? Ve o çocuğun o anda nasıl da başkalaştığını, nasıl da şartsız, nasıl da silahsız ve sanki yürüyen bir taş veya rüzgarın hafifçe oynattığı bi yaprak gibi kımıldadığını gördün mü agaçların arasında ?

    Bizlerin kibritle, kırbaçla ve avcı bıçağıyla dolandığı alanlarda onların nasıl da çıplak ayakla ve ayrıca “dokunma isteğiyle yanıp tutuşarak” ve hem de hiç “utanmadan” dolanışlarını izledin mi hiç?.. Top yekün temas ediyorlar Dec cal, ve top yekün temas ederek büyüyorlar..Hani sen diyorsun ya dibine kadar diye, bi de onun şartsız ve sevgi dolu olanını düşün işte, yani aynen böyle yapıyorlar.. Ve neden böyle yapıyorlar biliyor musun, çünkü sana bana olduğu gibi yasak değil onlara dokunmak ve bunu da kimse vaaz etmemiş zaten onlara, bakar mısın sen şu ahlaksızlığa ?

    Ha bu arada bize olmuş olan ne mi ? E sen demişsin zaten, kısa ve öz; sahip ol orana burana şurana filan..Ol dec cal ol, ol ki dokunma..Ya da herkes korksun dokunmaktan ve dokunulmaktan, ya biri azarlarlarsa ? Korkalım işte her türlü temastan, korkalım ki ahlakımız büyüsün, biz güdük kalalım ama insanlık elden gitmesin. Budur işte sana bana öğretilen, fazlası değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Bak ayak üstü bi test yapayım istersen sana, ve sen de cevapla; Söyle hadi dec cal ; orman ve kadın deyince ilk ne geliyor aklına? Hadi hadi çekinme, nedir ilk çağrışım yapan kelime sen onu söyle ? Bildin di mi? Git ama bi de o “ahlaksız” almanlara sor bakalım aynı soruyu, onlar ne diyecekler acaba, yani ondan sonra bakarız artık, kimin bilinçaltı nasılmış, kim ne kadar hastaymış filan diye?

    İşte bu ve benzeri bi sürü ahlakçı pire kemirdi bizi, ve biz böyle büyüdük. Allerji yaptı ama sonra bu kemirgenlik, çok kaşındırdı, yedi bitirdi, mahvetti.. Ve o kediyle köpek, ha bi o zavallı kaplumbağa var ya..onlar işte böyle bir anda çıkmış bulundular bizim karşımıza.. Bol olsun toprakları ve affetsin bizi tabiat ana. (Şimdi anladın mı Dec Cal, şimdi anladın mı ta nerelerden geliyor bu AHLAKÇI tecavüz kültürü? Ama sen diyorsun ki hala, süpermen geldi kızın zarını diktirdi, e amin, hem de veleddalin.) Ama o bilmem neresinin zarını diktirmek zorunda kalan çaresiz kadınları böyle gizli-saklı operasyonlara ve tıpkı senin gibi kendilerine yardım eli uzatacak iyi yürekli kahramanlara mahkum eden “ahlak” anlayışı ne olacak peki ?

    Ne olacak sahi, var mı bunun için de bi önerin tavsiyen ? Din mi mesela, yoksa islam mı, ya da kamil insan mı, yasa mı, töre mi, kitap mı ? E sonra da nerden çıktı diyorlar bu zar diktirme işi..Aha burdan çıktı işe, daha küçükken doğaya tecavüz etmeyi öğrenenler, büyüyünce de zar diktirirler, ne var bunda şaşıracak, yani sen bunu hiç farketmedin mi ? Neyse ya neyse..Ben asıl başka bişey soracaktım kaynadı gitti arada.. hani şu evli kadın, sonra boşanan kadın, sonra öbür adam ve öpüşme sahnesi vardı ya, ordan devam edelim mümkünse. Şimdi söyleyebilir misin sen lütfen…anlattığın kaplumbağa cinayetinin nasıl ve ne tür bir ilgisi vardı konuyla ve sen böyle bir detayı neden katmak ihtiyacı hissettin yaptığın yorumun içine ?

    Yani kusura bakma ama Dec Cal, bendeki etkisi (şehvetten midir nedir) “aman ha sakın” gibisinden oldu biraz. Yani o kadın adına endişelendim..E farklı bişeyse de sen düzeltirsin zaten.. son olarak: Sen değil, ben değil, o değil Dec Cal.. El cevap; evet, özgürlüktür o kadının yaptığı ve yapacağı. Yeter ki onun özgürlüğü olan şey seni hasta etmesin. Ve gerçekten iyi bişeyleri savunmak istiyorsan, bence bunu savun sen. Ama yine de sen bilirsin elbet.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Bu arada bir Ahlak çeşitlemesi de benden ; Futbolcu hazretlerinde para bol ya, moda merkezlerinin de kuşudur aynı zamanda. Yani kaderdir aslında bi nevi, illa ki bir manken beğenilir. Ama iş ciddiye biner de evliliğe filan gelirse konu….Pırtlar tabi defansa yönelik orta saha oyuncusu; “Bak Nalan, ben artık istemiyorum öyle defile mefile, hem ne o öyle şuh şuh onca erkeğin önünde, sen şimdi evinde otur bi güzel, gerisini de fazla kurcalama, bak biter sonra! ” E iyi de kardeşim, madem o kadar ahlak sahibisin, e ne demeye ararsın o zaman evinin hanımı olacak o kutsal kadını bir metre bacaklıların ve bi sürü erkeğin önünde şuh şuh yürümekten çekinmeyenlerin dekolte manzaralı dünyasında ? Aaah, ah..Ahlak işte.. Yeme de yanında yat..

    Ben aslında yazmıştım bi ara, vereceksin alaaddinin lambasını bu adamların eline, e bi güzel erecekler işte muradlarına . “Kadın olsun” diyecekler mesela, ” hem de bi içim su ! ama bi isteğim daha var ki alaaddin bey; sadece geceleri güzel olsun kendisi, gündüzleriyse çirkin ve kel.” Bak doğruya doğru, zaten bundan iyisi de şamda kaysı olurdu, yani süper formül işte, hem gündüzleri gözü arkada kalmayacak bu sayede erkeğin, e geceleri de giydi mi dantelli mantelli bişeyler, malzeme zaten super, e gel keyfim gel.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Mahallede top oynamak isterken, ama bunun nedenini kendin bile bilmezken; bisikletten düşüp dizlerini kanattığında anneannenin “bisiklet tepelerinde ne işin var senin oh olsun erkek fatma” dediğinde farkettirmeden başlar kadın olmak. Yedi yaşındaki bedenine inat bilge aklın kavramıştır terazinin erkeklerden yana bastığını, erkek olmak daha avantajlıdır ama sen el kadar şaşkın, kafası karışık bir kadınsındır. İlkokulda saygınlık kazanmanın yolunu erkeklerin ettiği küfürlere, küfür ederek karşılık vermek olduğunu düşünürsün. ancak ilk küfürünün tadı hala ağzındayken anlarsın sana verilen rol bu değildir; küfür ağzına büyük gelmiştir.

    Yavaş yavaş geçer zaman, ergenliğe doğru koşar adım… Memelerin çıkmaya başladığında utançtan ne yapacağını şaşırırsın, göğüs kafesinde bandajlar, bol tshirtlerle beden derslerine girersin, koşarken zıpladıkları belli olmasın diye kambur durursun. çok sonra anlarsın bir çok kadının kamburluğunun, kendine güvensiz duruşunun sütyenli ilk beden dersinden kaldığını. Boyun, bacakların uzar, belin incelir. (on sene sonra bu haline geri dönmek için kendine ne eziyetler edeceğini bilmeden, utanırsın kendinden) üstelik bu değişimin farkında olan birtek sen değilsindir, yolda yürürken, denize girerken, bakkaldan ekmek alırken bakışlarda bir tuhaflık hissedersin. yıllardır abi, amca dediğin adamların gözündeki ince şeytanlığı yakalarsın.

    Erkekler ağızlarının suyu aka aka her yerde 31den bahsederken, sen seksi iğrenç bulursun. Aşkın en ilkel versiyonları kanında yavaş yavaş dolanır belki de aşık olabileceğin en ilkel adamı o zaman bulursun. Bana kaşar derler diye kimseyle çıkmasın, ama kaşarların pervasızlıklarına, onların göğüslerini saklamadan salına salına okulda dolanmalarına, sen saçlarını sıkı sıkı örürken, onların rüzgarda uçuşan saçlarına imrenirsin. kadın olmak istersin, birden büyümek, hemen bütün bu saçmalıklarla başa çıkabilecek kadar güçlü olmak istersin. en azından öyle görünmek… annenin fondötenlerinden aşırıp sivilcelerine boca edersin, üstüne kendi paranla aldığın turuncuya kaçan ucuz pudralar sürer, hilkat garibesi bir halde aynanın karşısına geçer; işte budur! dersin. dünyanın en kafası karışık palyaçosu olarak okula gidersin bir süre. sonra birgün annen seni görür ve demediğini bırakmaz, komik göründüğünü, neden böyle birşey yaptığını sorar. herşeyden nefret ediyorum dersin, kimse beni anlamıyor dersin.. okula giderken otobüste hayatının ilk fortçusuyla tanışırsın. don giymemiş bol kot pantolonlu adam bomboş otobüste seni takip eder. nereye gitsen kıçına yapışır, utancından, şaşkınlığından ne yapacağını şaşırırsın. durumu gören amcalar kafasını çevirir, aman bulaşmayalım bakışıyla ilk kez orada tanışırsın. bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı kelimenin tam anlamıyla otobüsün içindedir. ilk durakta iner ağlaya ağlaya, ağzına geleni saya saya okula gidersin. ilk kez regl olduğunda annene “sakın bana vurma” dersin. Sınıftaki arkadaşların tokat yemiştir çünkü. Annen salaklaşma der, güler. ancak durum bir çoğu için böyle değildir. Regl olur olmaz okuldan alınan arkadaşına, pedden önce türban alınan arkadaşına üzülürsün. Kıyafetlerinle derdin o zaman başlar. etek, şort giydiğinde, askılı elbise giydiğinde, azıcık dar bir tshirt giydiğinde rahatsız olursun. Otobüse binemezsin, vapura binemezsin. dünyada gördüğü ilk kadın senmişsin gibi sana bakan adamlar gözleriyle bir güzel seni soyarlar, sonra vapurun ortasında ırzına geçip üzerine demli çay ve sigarayla keyif yaparlar. Bir süre sonra onları görmeme, “bok mu var da bakıyosun?” deme refleksi geliştirirsin. ilk öpücüğün hiç de o filmlerdekine benzemez.

    Daha çok vicdan azabıdır hissettiğin. Erkeklerin apoletlerinde yattıkları kadın sayıları olur o zaman anlarsın. erkekler yattıkları kadını, onu evire çevire nasıl becerdiğini arkadaşlarına ince ince ayrıntılarıyla anlatırken, kadınlar herşeyi içinde, kendinde yaşamak zorunda bırakılır. türkiyede kadınsan geceleri yaşayamazsın mesela… Ondan sonra yanında erkeği (babası, kardeşi, kocası, sevgilisi, arkadaşı) olmayan kadın minibüse bindiğinde, istisnasız herkes tarafından tek tek süzülür. Acaba nereden geliyor, acaba nereye gidiyor soruları kafalarda dolanır.. dolanır.. Gece bir kapkaç, taciz yaşanmışsa, karakolda o saatte orada ne işin vardı diye sorulur. Sen gece sokakta dolanan, onun bunun nefsini uyandıran bir “yollu”sundur. Öyle ya dişi köpek kuyruk sallamazsa… Derdini anlatamazsın, sizi ilgilendirmez diyemezsin. Eğlenmek için bir yere girerken çantanda silah bulunması, prezervatif bulunmasından daha saygındır. erkek arkadaşın yan koltukta sen araba kullanırken sizi bariyerlere sürükleyen adam bulunamazken, sen günlerce komada kalırsın. Ölsen de biri kadın iki kişi öldü denir haberlerde. İş yerinde seninle aynı işi yapan erkek meslektaşından daha az maaş alırsın ve tek neden onun ev geçindirdiği senin ev geçimine katkıda bulunduğundur. erkek dünyasında tutunmaya çalışan, didinen, yırtınan bir ucube haline gelirsin zamanla. Çocuk doğurduğunda yavaş yavaş kapıyı gösterirler, “herşey için teşekkür ederiz, ileride yine çalışmak ümidiyle..” Türkiyede kadın olmak… Kocaman bir ikiyüzlülüğün, namussuzluğun en kırılgan öznesi olmaktır. Babanın, dedenin, amcanın, abinin tecavüzüne uğrayıp “komşunun oğluyla konuşuyorlarmış namussuzlar” gerekçesiyle öldürülmektir.

    Tecavüze uğrayıp hamile kaldığında yaşadıklarını derin bir solukla içine çekip, öz kardeşinin kurşunuyla ölmektir. Namus senin bacaklarının arasındadır çünkü.. Bacaklarını isteyerek açmanla, bacaklarının zorla açıktırılması arasında fark yoktur onlar için. Bacaklarının arası o kadar önemlidir o kadar önemlidir ki, okula bile kampanyalarla gidersin o da baban herşeye rağmen kalbini temiz tutabilmiş biriyse. Bazı kadınlar için iyi kader çoğu zaman görücü usulüyle evlenilmiş kocadan az dayak yemek, şanslıysan hiç dayak yememektir. ha birde erkek çocuk doğurmaktır. Evlenmeden önce kuramadığı iktidarı, hiç değilse oğlunun üzerinde kurmak ister, o nelerden, kimlerden çektiğini unutan kadın onlardan biri olmak ister bir oğlan doğurarak. Bükemediği eli öper, oğlan doğurarak, “erkek” olmak ister. alem buysa, kral o’dur. Kime ait olduğunu bilemediğim bu yazı bir çok şeyi özetliyor aslında. Ancak yalnızca Türkiyede değil, geleneklerden kurtulmayı başaramayan, geleneklerin gündelik hayata yön verdiği pek çok yerde böyledir bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. İşte böyle yetiştiriliyoruz. Yiğidin malı meydandadır düsturuyla. Oysa kadınsan, gizlenmelisin,örtünmelisin, saklamalısın. ( ki saklanan şeyler her zaman daha çok tahrik unsuru oluşturmamış mıdır?)Neden ”namahrem” kadına özgülenmiş durumda, sorarım. Daha iki kelimeyi bir araya getiremediğimiz zamanlarımızda bile, eteğimiz açılınca, ikazlar aldık. ” kızım ört çabuk, çok ayıp, kızlar kapatır”.

    Oysa görüp görülebileceği hijyenik bir bebek bezinden ibarettir. ama erkekseniz, daha ilk doğduğunuz anda ”pipinizin” fotoğrafı çekilip, akrabalara gönderilir hala! ”erkek adamın erkek evladı olur” kandırmacasıyla. Daha o yaşlarda kız çocukları cinsel temalardan uzaklaştırılır. Erkekler de bir o kadar yakınlaştırılır. Cinsellik, kendi vücudu, bedeni kız çocuğuna adeta ”öcü” olarak tanıtılır, erkeğin ise onu sonuna kadar tanıtmasına izin verilir. ve bu yetiştiriliş ileride tabular halinde zebellah gibi dikilir kadınlarımızın önüne. Kadın orgazm olamaz, kadın frijit olur, kadın vaginismus olur, kadın, kadın, kadın! Erkek çatır çatır sevişir, kadın mütemadiyen utanır. utandırılır! Neden ”hırsızlıktan”, ”cinayetlerden” , ”tecavüzden” bahsederken utanmıyoruz da, ”sevişmek” deyince (ki sevmekten mütevellit) suratlarımız rengini değiştiriyor?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. ya kusura bakma arkadaşım ama; hani “erkek çatır çatır sevişir, kadın mütemadiyen utanır” demişsin ya… bu cümleyi bir daha düşünsek diyorum. zira sevişmek ya da “ikili delilik” halinin eylemcileri erkek ve kadındır. (en azından yaygın anlamda böyle) bu kadar da ezmeye gerek yok. yapıyorsak hep birlikte yapıyoruz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Sen bi daha oku arkadaşım, anlayarak oku ama…
    Kadınların özgür olmaması yani kadın olmaması, erkeklerinde erkek olmamasını getirir. Gardiyanlar ne kadar özgürse kadınlar o kadar özgürdür. Bir de bunu düşünsek diyorum.
    Ne demiş Emma Goldman; “Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir.İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır.Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur. ”
    İyi geceler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Aleviyim, mezhebimde geniş. Sizinkiler gibi dar değil. Hele namusu kadına eşitlemek hiç değil. Kadına da erkeğe de aynı gözle bakarım. Erkek öpsün iyi, kadın öpsün kötü bu değil. Biz de kadın-erkek yan yana yürür, biri önde biri arkada değil. )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. kızma masal… kendime göre anlayışım fena sayılmaz. lakin sana göre geride kalmış olabilirim. hangi yönden baktığımızla alakalı olarak elbet… kadınların aciz, ezilen, geride kalmış olduklarını düşünmüyorum. ülkemin en doğularına da gittim. yaşam düzenini gözlemleme ve bizzat içinde olma şansını da yakaladım. kadının başına her ne geliyorsa emin ol sebebi bir diğer kadın. tetiği çekene değil çektirene bakmak farklı bakış açıları getirebilir. yine de bana kızmana gerek yok:) seninle aynı düşünmüyorum hepsi bu 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Evde kadın kocasını haşlıyor: – Hiç olmazsa şu yan komşularımızı örnek al. Kaç yıllık evliler ama birbirlerine hala balayında gibi davranıyorlar. Adam karısını arabada, kapının önünde, merdivenlerde, her yerde öpüyor. Yazıklar olsun! Sen neden aynı şeyi yapamıyorsun? – Yaparım yapmasına ama, ben kadını iyi tanımıyorum ki;) Heryerde öpüşmek, özgürlük ister, kendine güven ister, açık bir beyin ister.. Sorarım şimdi; Kaç kişi bu kategori de?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Statik hangi kategoridensiniz derken güzel bir noktaya işaret etti bence. Zaten konunun yanlış bir düğümle bağlanmaya müsait olan kısmı da bu. Belki de şunu sormalıyız kendimize; Birşeyi yapmaya cesaretimizin olmayışı veya çekinişimiz (örneğin herşeye rağmen eşimizi her yerde öpebilme cüretini gösteremeyişimiz) veya başka birşey ile karşılaştığımızda bunun bize ağır gelmesi ( o da dec cal’in anlattığı olsun mesela, yani eski eşi bir başkasıyla öpüşürken görmek gibi diyelim) yargı ve karar alma süreçlerimizi nasıl etkilemektedir veya etkilemelidir ?

    Daha doğrusu asıl anlam nerdedir? Birisi şunu derse anlayabilirim mesela, ” evet, o bu kadının özgürlüğüdür elbette ve bu özgürlüğün sınırları benim tasarrufumda değildir, ama ben böyle birşeyle karşılaşırsam bu beni çok kötü etkiler ve kendimi kötü hissetmemi engelleyemem.” Evet, ben işte bunu anlayabilirim ve samimiyetle söylenmiş bir cümle ve son derece insani bir duygulanım olarak kabul edebilirim. (Hele ki insan böyle bir kültür ile yetiştirilmiş ve büyütülmüşse)Zaten bundan sonra konuşulacak şey de o kadının neyi yapıp neyi yapmaması gerektiği üzerinden değil, bilakis bu duruma şahit olmaktan acı duyan erkeğin ne yapması gerektiği noktasında sürdürülebilir hale gelecektir.

    Ancak kişi eğer derse ki, ” Bu nasıl bişeydir kardeşim, böyle özgürlük mü olur, hiç mi utanmaz bu kadın, bu nasıl bi ahlaksızlıktır?!” , e o zaman işin şirazesi kayar tabi. Çünkü neyin özgürlük olup neyin olmayacağı noktasındaki kriter kendi midemiz ve duygularımız olamaz. Yani olmasın, hele ki konu ahlaksa ve gelecekteki daha iyi ve yaşanabilir bir dünya adına.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. öpüşmek çok güzel birşey olduğundan herkesin gözü önünde yapılamayacak şekilde özeldir. bu güzel vede özel şeyi neden otobüste,sokakta,bankta yapılıyor? teşhirin ne amacı olabilir? yakında eşcinsellerde öpüşmek isterlerse otobüslerde,ya ileri gidip sevişmek isterlerse? özgürlük nerede başlar nerede biter…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Evet, evet..zaten kadın da elmas gibidir ve kutusunda durmalıdır.

    Nilvana, sen önce bi özür dilesene yaptığın alevi atfından dolayı? Nedir kardeşim, söyle lafını git, sonra hiç bişey olmamış gibi gelip teşhircilikten filan dem vur, bu mu senin ahlak anlayışın? E şimdi nilvana için öpüşmek çok özel ve bunun için de gizli yapılmalı tabi..İyi ama bi de Milvana var mesela, o da elele tutuşmayı çok özel buluyor ve gizli yapılmalıdır diyor..Sonra Kilvana geliyor, onun tezi de süper özel ve başını omzuna koymak sorunsalı üzerine.. ardından Dilvana, o da saç teli diyor, şöyle diyor, böyle diyor.. E biz ömrümüz boyunca sizin vanalığınızla mı uğraşacağız kardeşim ? Sen önce özrünü dile Nilvana, sen önce özrünü dile.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. hayatı çok özel yaşar bu nilvana gibiler hayatın en arı ,en saf ,en NAMUSLU noktasındadırlar. bu bağlamda alevilere hakaret etmekte çok özeldir onlar için.hayatları bu tür özellikler üzerine kuruludur

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. neden özür dilicekmişim?ben mezhebi geniş diye kastettiklerimle aleviler aynı cümle değildiiki.alevi çoğunluklu bir forum olduğu görünüyor sadece,herkes alevi neredeyse onu anlatmak istedim.ne alakası var onla bunun.eğer öğle anlaşıldıysa öüzr dilerim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. :)) harika bir düzeltme yapmışsın nilvana, tebrik ederim. yalnız özrün havada kalmış ona üzüldüm. ne güzel düşünüyorsun öyle, düpe düz. alevi ise kesin namussuz, sünni ise kesin namuslu, namussuz olsada boş ver, sonuçta din kardeşiyiz, değilmi ? düşünce bu. namuslu bir alevi görseniz yok dersiniz o dıştan öyle görünüyor aslında öyle namuslu falan değiller. her neyse, ahlak nedir ne değildir, eleştirenler önce bu kavramı bir yerli yerine oturtması gerekiyor. daha sonra fikrini söyleye bilir tabii.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Mezhebi geniş dedikleri ile aleviler aynı cümlede değilmiş.. Hadi ya, ben de farklı cümlelerle yapayım o zaman aynısını, iyi valla, nasılsa aynı cümlede olmayınca sorun olmuyormuş. “Aslında bir süredir susuyorum ama, bence de deniz ve dec-cal haklılar, diğerleri ise oldukça fazla ve nasıl desem ki, yani çok çapsızlar. Sünni ağırlıklı bir site sanırım” [ Lütfen dikkat, sünni ayrı yazılmıştır.]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. İnsanların beyan ettikleri fikir ve kavramlarla (veya olgularla) meşgul olmak yerine, tüm bu mizanseni kendi sahip olduğu ve eşcinsellere dahi tahammülü bulunmayan öznel bir algı ve bu öznel algının kurumsallaşmış hali olan ahlakçı bir söylem ve kavrayış eşliğinde (ve de kişiler üzerinden) somutlaştırma yolunu seçenler, aynı zamanda “toplumsal linç anlayışının” yüksek mühendisleridirler. Ve zaten bundan dolayıdır ki, örneğin “ahlak” başlığı altında dolanan bir tartışmada fikir beyan ederken etik/ ahlak tarihi gibi kategorileri es geçmekle kalmayıp, bunlara ilaveten hoşlarına gitmeyen bir beyanla karşılaşırlarsa bu beyanın sahibi veya sahiplerini de “ahlaksız” olmakla itham edecek (veya bu manaya gelebilecek başka imalarda bulunabilecek) oranda yıkıcı bir duyarlılık göstermeye yatkındırlar.

    (Örneğin; mezhebiniz de pek genişmiş sizin, bu düpedüz teşhirciliktir, veya sizinkisi mide değil işkembe vs.) Nilvana ve onun gibiler bu bağlamda estetik bir değer ifade etme yeteneğinden yoksun kişiler olarak, sahip oldukları algıya mutlaklık biçmekte herhangi bir sakınca görmeyen ve bu mutlaklık eşliğinde yaşama ve sokağa her daim müdahale etmeye hazır duruşlarıyla toplumsal linç fenomeninin kurucu mühendisleri olma yolunda birer aday adayıdırlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Ahlak kavramı çok geniştir Gamaro )) İnsanı insan yapan nedir? Düşünebilen hayvan olmasıdır. Düşünceyi kaldır diğer bütün davranışlarının topu hayvandır. Dolayısı ile tilki, aslan, maymun, yılan, böcek, timsah, …….. doğada ne kadar hayvan varsa hepsini insanlarda görebilmemiz mümkündür. Hayvanların dilinden anlayan bir peygamber vardır bunu çoğunluk bilir. Sanırım bu peygamber bu durumu kavramış ancak diğerleri kavramadığı için hayvanlarla konuşuyor denmişte olabilir. Ben burda şuna dikkat çekmek istiyorum iNSAN DÜŞÜNEN AHLAKTIR…Neye göre kime göre düşünen, Yaşamsal dengenin devamlılık sağlayan durumuna göre. Toplumsal linç ahlakını geliştiren ve ahkam kesenlerin çoğunluğu aslandır… ( Aslanda ne kadar ahlak barınıyorsa aynılarını görebilirsiniz onlarda ) öyle değilmi? Mezhebi geniş olanlar tüm ahlakların karmasını tamamlamışl ve diğerler karma içinde yol alanlar karşısında mezhebi geniş olarak tanımlanmış olabilirler bence. Dolayısı ile böyle baktığımda mezhebi genişliği kötü bir şey olarak algılamıyor hatta iyi bir şey diye de düşünebiliyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Geniş dediğiniz bu kadar mı? Ben pek geniş bulmadım, bilakis çok sığ ve yetersiz buldum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Gamaro sığ bakarsak sığ bulabiliriz. Ne dedim düşünebilen ahlak… Düşünce kadar ahlakı bir düşün o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlarsın. Hayvanlarla karşılaştırmamda ahlakın sığlaştırıldığı noktaya işaret etmek içindi. Tilkiler tilki topluluğu kurmak ister, maymunlar maymun, karıncalar karınca… Yani karınca ahlaklı toplum, fil ahlaklı toplum, kedi ahlaklı toplum………….Hayvaniliği barındıran tüm ahlaklar yokedicidir devamlılık sağlamaz. Sığdır. Düşünebilen ahlak sonsuzdur…. Anlayana….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Düşünme yeteneği olanı olduğu gibi görme yeteneğini çöpe atıyor. Başka bir gerçekliğe, düşünerek hissettiğimiz gerçekliğe geçiş yapmamıza neden oluyor. Bu bakımdan düşünmenin erdem olup olmadığı da tartışılır. Ahlak kavramı da düşünülerek üretilmiş bir şey olduğundan onu geniş, dar, sığ yapan şey düşünenin düşünebilme yeteneğinin sınırlarıdır…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Anlayana..Sığ bakmayana.. Zaten o hep sizdiniz ve biz hiç bilemedik. Hala da siz, hala da siz. Okudun durdun da onca mesajı, yani hepi topu bu muydu yazıp yazacağın ? Şurda bi ermiş’lik payesi vermediğin kalmış Nilvana ve Nilvana gibilere, söylesene bu da düşünen “ahlak” olmanın bir gereği mi? Düşünen ahlakmış..ahlak sadece kurallar ve normlar bütünü değildir zaten, değerlendirmeyi de barındırır. Yani diyorum ki, senin dediğin “yüzen bi balık” demekten farksız da aslında.. ee, olsun canım, öyle de olsun, ne çıkar..

    Durmak yok angelyasam, durmak yok, kerameti kendinden menkul söylemler ve hayvanlarla konuşan peygamber eşliğinde gerçeklik inşasına devam. Ve ben eminim ki Nilvana da senin gibi düşünüyodur aynı. Hani ” mezhebi geniş arkadaşlar var burda ” demişti ya muhterem, yani eminim ki ben, o da aynen senin bahsettiğin gibi bi iltifat ve öygüyle seslenmek istemiştir bizlere. E öğrendik mutlu olduk biz de sayende. Karma, karma içinde yolculuk, iyilik, sevgi, içelim güzelleşelim, vay be.. Kendi yarattığı mutlaklıkta yaşayan bu sığlık.. Ve her yıl taksim meydanında sıkıştırdıkları bir yabancı kadına beşbin kişilik taburlar halinde tecavüz etmeye çalışan ermiş’ler yığını..Birgün bir peygambere denk gelirsen eğer, söyle biraz da bu hayvanlarla konuşsun.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. “Vicdan azabı çekmek hayvanlara mı aittir angelyasam? İrade sahibi olmak hayvanlara mı aittir? İsteklerinin dışına çıkma özgürlüğü hayvanlara mı aittir?”

    Düşünmeyen için vicdan varmıdır sevgili Research. İç güdüsel egolar hayvansaldır bence. Dolayısı ile sorduklarının hepsi düşünce barındırır… Zaten benim de anlamaya ve paylaşmaya çalıştığım şudur. Düşünen ahlak derken Ahlak insana özeldir. Düşünce ile gelişebilir değişebilir ama Hayvanlar özellik barındırır ve belirgin özellikleri ile çeşitliliğe sahiptirler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Hayvanlar insanlar gibi düşünmezler. Onların tarzı başkadır. Hayvanlar, kafalarının içinde onlara neyi yapıp neyi yapmayacaklarını söyleyen bir sese prim tanımazlar. Sahi siz kafanızın içindeki sesin size ait olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bütün tanımlarınızın kaynağı olan o sese dikkat edin, size ait olmayabilir. Hayvanlarda onlara vicdan azabı çektiren bir ego olmamasından ders almak lazım. Tabi insanoğlu bu kadar kibirliyken biraz zor bir iş bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Sevgili Gamaro çok kibirlisin )) Sığ bakanların tümü aynıdır bana göre çünkü ifadelerinde sığlığı net yansıtırlar….Yani net özellikleri ile kedimi, köpekmi, maymunmu direk bakınca anlarsın… Kendi yarattığı mutlaklıkta yaşayan bu sığlık.. Ve her yıl taksim meydanında sıkıştırdıkları bir yabancı kadına beşbin kişilik taburlar halinde tecavüz etmeye çalışan ermiş’ler yığını..Birgün bir peygambere denk gelirsen söyle de biraz da bu hayvanlarla konuşsun. Eleştiri güzeldir ancak yapıcı eleştirileri severim… Bana ne bu yazdıklarından aynanın karşısında olan ben değilimki…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. DÜŞÜNCE 7 fasetten sadece bir tanesidir… 7 gök 7 yer dolaşmak lazım derim Research… Şimdi burda adımda çıkmış dinciye yada ermişe yada şaşkına ne dersen de ben gülümsüyorum bu durumaB)) Şaka bir yana Vicdan farkındalık için geçerli değilmi… Hayvanlar zaten farkındalıksız doğal yaşamarını sürdürürler. Vicdana ihtiyaçları yoktur. Ama hayvanlara tekme atan, onları aç bırakan onların doğal ortamlarını yokeden insanlar için vicdan gereklidir öyle değilmi? Hayvanlarında kendi dilleri yaşam biçimleri ve daha insanlardan çok daha üstün özellikleri var ama onlar sormazlar neden diye? İnsanlar sorar vicdan da bu nedenler için gereklidir öyle değilmi? Adına ahlak dedikleri şeyde bu nedenlerin nedenlerinin biraz karadenizliliğimle söyleyeyim dedemin torununin babasınin kızinin, teyzesunun, bacisinin ahlakı da beni yakından ilgilendirir demeye.. Beni burdan kovacaklar sonunda…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Gamaro “Yaradılmışı Severim Yaradandan ötürü” “Ne olursan Olda Gel” “İlim En Büyük İbadettir” “gibi binlerce milyonlarca özü sever sözler var… Ben bunların peşine takıldım. En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektır. derdim egemen ego güçlerinin yıkıldığı günden sonraki boşlukta da kendime egemenmiyim deliliğidir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Ben de senin bu geri vitese alışlarına hayranım ya angelyasam, kalsın efendim kalsın.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. “Hangi sineğin maskesisin bilmiyorum ama bu maske hoş bir maske. Kafamızın içindeki sesi durdurma yöntemlerinden de bahseder misin? Hepimizin acilen ihtiyacı var da..”

    . Toruk makto kafalarımızın içindeki sesi durdurmakla ilgili yaşadığım bir örneği anlatmadan geçemeyeceğim? Oğluml 15 yaşına kadar sürekli soran yapısı kafasında ki cevaplar dan dolayıda dış seslere kulak vermeyen yapısı ile hayatını sonlandırdı… Bu süreçte bir çok psikolog, nörolog, psikiyatrist, davranış düzeltici ile temaslarımız oldu ve sonunda tikler, jel de la touret sendromu ve davranış bozukluğuna giden bir dizi yolculuk yaptık birlikte. Çok zeki, hiperaktif, IQ yüksek daha bir sürü zırva dinledik bu dönemde…bir türlü yanıt bulamadığımız bu durum karşısında bana oğlum dediki anneciğim boşuna uğraşıyorsun babamı değiştirip beni yeniden doğurman lazım yada Anne beynimi değiştirmen lazım” Evet bu ses hala beynimden bana yankılanır. Bu beyindeki yankıyı durdurmak mümkün olmuyor ancak kendimiz yapabiliyoruz bunu. Ben La i la he illallah çekerek bunu başardığımda gördümki ancak bırakmakla mümkün… Olduğu gibi bırakaktım tepkisizlik tepkisine dönüştü durumum… Daha sonra da yerini sonsuz bir sevgiye bıraktı…. Bu benim durumum ama sizin anahtarınız hangisi olur bilemem… Müneccim değilim. bilge değilim. ermiş değilim sadece basit bir insanım….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. Paylaştığın için teşekkürler. İlginç bir çocukmuş. Belki de indigo çocuklardan birisiydi. Farklılıklar bozukluk olarak algılandığı için düzeltilmeye çalışılrken travmalar yaşanabiliyor. Anahtar “Olduğu gibi bırakaktım” olabilir. “La i la he illallah çekerek” o hali hazırlamış olabilirsin. Belki anahtarlardan birisi de “La ilahe illallah” dır. Belki kilitler farklıdır. Anahtarlar o yüzden de uymuyor olabilir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Evet Toruk Makto, çok ilginçti ve eğer başarabilirsem onunla geçirdiğim serüveni ablası ile kitap yapmayı düşünüyoruz. Çok bilgece şakaları, çok bilgece tepkileri vardı. En basitini söyleyeyim Kendi sitesini 15 yaşında kurdu ve Pardus’u geliştirmek isteyenlerle formlarda yazışmaları var. Kendi kendine deneme yanılma ile asp yi çözüp geliştiriyordu. Yani farklıydı… Ben kaybettiğimde bir tek şeye üzülmüştüm O fark yaşanmalıydı? Beynimdeki isyankar sesler Neden yaşanmadı sorusunu sorduğunda da TAKTİRİ İLAHİ… Cevabı ile rahatlayabildiğimdir…Aynı durum kendim içinde geçerlidir. Toplumun gerisinde kalan olup içimde ki ışığı söndürmek yerine Toplumun önünde olup içimdeki ışığı yakmayı isterdim… İkisi arasında çok fark var. Işık aydınlatıcıdır. Toplumun aydınlanmasına katkım olmasını arzu ederdim. Karanlıklardan çıkmayı, insanlığın paylaşımdaki Koşulsuz tebessümde buluşmasını Toplumun tümü ile aynı kalpten çıkan kan misali yine dolaşıp aynı kalbe dönen misalinde olduğu gibi bütünsel yürümesini ve yine aynı bütünselliğin Yaradan ile insan arasındaki ilişkide ki mükemmellikte buluşmasını… Bunları hissederek yazıyorum. Yani anlayacağın o sesler ne diyor… Beyindeki seslerin ne dediği ve nerede cevapları bulduğu çok önemli bir olgudur…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. tüm yorumları okuyamadım ama okuduklarım bana yetti de arttı bile… bir öpücük nerelere getirilmiş, meğer insanların içi ne kadar doluymuş kusmak için bekliyorlarmış. namustan, ahlaka kadar ilerlemiş mevzuu. oysaki şu kadar kısa bana göre “öpüşmek ne bir cinsel istismardır, ne de cinsel bir birleşimdir. öpüşmek sevginin en masum halidir, insani bir eylemdir de ayrıca” bu sebeple abartmadığınız sürece her yerde öpüşülebilir öyle değil mi ama????

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. Abartısı ve abartısızı nedir? Resimdeki gibi şehvetli bir öpücük abartılı mıdır?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Yazıya “abartmamak lazım” diye başlayıp abartarak bitirmek de pek ilginç olmuş hani 🙂 Sahi, nedir mahsuru ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. abartmak şuki bazı insan artıkları diyecem artık masumiyeti çiftleşmeye çevirmeye kalkabilir malum toplumda bu tipler çoğalıyor git gide… herkes insani duygularla öpüşmüyor masumiyetin dışına çıkıldığında elbetteki bunu ulu orta yapmak ne derece doğru o kadarına aklım ermez… gerçi bir taraftanda düşünürüm insanı yok etmek için bütün toplumun önüne bir darağacı diker herkesin gözü önünde olur biter herşey, oysaki insanı oluşturmak için köşe bucak saklanır en kuytu noktaları arayan yine insandır =)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Yani size göre delişey; Benim sevdiğim insanla Ren nehri üzerindeki tarihi bi köprüde ya da Nijegara şelalesinin hırçın manzarası ve köpüren dalgaları eşliğinde ve hem de hiç masum olmayan bir şekilde ve şehvetlice öpüşmem… Yok yok, deseydiniz ki eğer, “belki ben de böyle davranabilmek isterdim ama aldığım kültür ve eğitim bu rahatlığı istesem de veremiyor bana.” ..Amenna. Ama siz bunu bırakmış ve kim kimi nerde ve nasıl öperse ne kadar “insani” ve “masum”, ya da ne kadar “tam” ve “artık” olur, onun peşindesiniz hala. Ben abartı diye asıl buna derim işte.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. siz kiminle nerede ne yaparsanız yapın efendim bu ne beni ne de başkalarını ilgilendirir. sadece sevgiliniz ve sizi ilgilendirir ki; hatta bende bu manzara ya rastlarsam dudağımda bir tebessümle bakar geçerim üstelik… ahh ahh aşka bak fln gibi de düşünceler geçiririm aklımdan. evet aynen onu diyorum rahat olmayı ve davranabilmeyi isterdim ama yaşadığım toplumda ve yerde bu tip bir rahatlığı benim gibi algılayabilecek insanlarla birlikte değilim tüm sorun da burada değil mi zaten??? elbette örgürlük her daim iyidir. lakin önümüzde incir yapraklarıyla dolaşmadığımız bir zaman diliminde yaşıyoruz =)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. E madem sizi ilgilendirmiyor, şu insani olmayan duygularla öpüşen ve sayıları gittikçe artan “artık”‘lar kimin neyi o zaman delişey? Yahu enterasansınız ha, artık de, teşhirci de, hatta daha başkaları çıksın ahlaksız desin, sonra da “efendim bu elbette sizi ilgilendirir”, hadi ya? Ben de diyorum ki kimse sizi öpüşmeye zorladımı burda ya da uluorta öpüşemiyosunuz diye kınadı mı, e sizin derdiniz nedir yahu öpüşenlerle? Ben anlamıyorum ki zaten, o adam o kadını hem de Titanik’in pruva direğinde şehvetle öperken pek bi güzel, pek bi aşk, ama bizim çocuklar otobüste öpüşünce “artık” ve “teşhirci”…….

    Dokunmayı ve dokunulmayı bir darb veya tecavüz duygusuymuşcasına belletmenin ayak sesleridir bunlar, kıpraşır durur. Korkutmasa da sıkıntı verir. Zaten konusundan komşusuna, arkadaşından dostuna, hatta şu gariban Emrah’ın o çirkin anasına kadar bu kadar tecavüz senaryosu da hiçbir dünya sinemasında yoktur. Ahlakçı tecavüz kültürü. Hadi verin bi eksi daha.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. aaaa ne bağırıyorsunuz efendim sizin bilmem nerede öpüşmeniz bilmem ne yapmanızdan banane elbette. ben buradan bahsediyorum. çıkın Taksimin göbeğine sevgilinizle sevişinde görelim madem=) öyle lafla peynir gemisi yürümüyor. laf bitince gemi batıyor… enteresan değil deliyim deli siz beni muhatap alıp bir de cevap mı veriyorsunuz=))) bizim kızlarda öpüşmek istiyor ama sizin o çocuklar yolda belde öpüşürken gördükleri kızlara çok sevdiğim bir peynirin adını takınca olmuyorr efendim olmuyorr…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Biz sokakta öpüşen kızlara kaşar diyenleri etkisizleştirecek bir grup kuracağız. Duvar kenarını sarı emniyet şeritleriyle çevirip, öpüşmeye elverişli hale getireceğiz. Yaklaşıp kaşar diyenlere de Türk usulü had bildirme eyleminde bulunacağız. Tabi bayağı kalabalık olmamız gerekeceğinden bu hizmetin ücreti fahiş olabilir. Gamaro sen fizibilitesini yaparsın artık. Olabiliyorsa hayata geçirelim. İlk müşterimiz de Kaplumbağa olsun. Ondan para almayız artık… 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Benim bilmem nerede ne yapmamdan size ne ise, o zaman “artıklarınızı” benim önümde bırakmayın, yazınız yukarda. Kim kiminle öpüşür, kim kiminle sevişirse bir olur onlar. Vali de olsan orospuyla yatsan, orda ben vali sen orospu olmaz, aynılaşır insan. Ve tek gece de olsa bir ömür de sürse aynılaştıklarına hürmet etmelidir insan. Hakettiğinize inandığınız halde hürmet göremiyorsanız eğer, bunun sizin kaşarlığınızdan çok karşınızdakinin hanzoluğuyla alakası olabilir ve özünde yanlış bi evlilik yapmaktan pek bi farkı da yoktur.

    Zaten tüm bunlar okuyup anlamaktan öte, dokunmasını ve sevmesini öğrenemeden büyüyenlerin çapraşık algıları gereğidir biraz da. Çünkü dokunmak ve dokunulmak korkusuyla büyütülenler doğası gereği psişik tecavüzcü ya da kaçak olmaya yatkındırlar. Ve baktılar ki her sıktıkları yumurta kırılıyor avuçları arasında, bu sefer de yumurtanın çürüklüğü ve dayanıksızlığı üzerinden tef tutarlar. Bunca zavallılık ve güdüklük içinde biz..

    Ama her konuyu çektiğiniz yer aynı çirkinlik ve aynı alaycı gülüş. Gidin efendim gidin şevişinmiş taksimde.. alt üst etmediğiniz bi bu kalmıştı zaten, konuyu kadın erkek özelinde ayrıştırmanız bile cahiliye. [ Ne demişti hoca Nasreddin Timur’lenk’e; bir yetmez hünkarım, bi fil daha ister ahali. Bol olsun filiniz, siz daha peynir zeytinle uğraşın. ]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. tamam şarzlı süpürgemle artıklarımı temizledim önünüzde değil artık. çirkinlik ve alaycı gülüşş=))) al bir daha gülüyorum hakaret vari tavrınızdan kimin cahiliye olduğunu anlamak zor değil. bu benim fikrim sizi mutlu edeceğim diye bundan sonra anlayış bilimleri okuyamam. burası da sizin tekelinizde olan bir site değil sanırım her “İNSAN’IN” fikrini, eğitimi ve anlayışı düzeyinde açıklayacağı paylaşacağı bir yer olduğunu düşünüyorum. aksini iddia ediyorsanız sizi NASA ya alalım daha faydalı olun etrafınıza =) benden daha eğitimli daha bilgili ve anlayışlı olabilirsiniz lakin bu size hiç kimseye hakaret edici bir tavır sergileme yetkisi vermez. bundan sonraki bana cevap verme şeklinize dikkat etmezseniz sizin hiç bir yazdığınızı dikkate almayacağımı belirtir saygılarımı iletirim şahsınıza…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Ben aynı iddaamı tekrarlıyorum; Yaşamı, yaşamın bileşenlerini ve en büyük özne olarak ve en başta insanı, “tanrı” , “din”, “dogma”, ve “ahlakçı” eksenler üzerinden kurgulayıp algılamaya çalışan pek çok insanın gerek “saygı” , gerekse “hakaret” gibi kavramlara ait bütün anlamlar ve bu anlamların gündelik hayatımıza müdahale etmeye hazır bi şekilde bekleyen somut formlarıyla ciddi bir yüzleşme ve hesaplaşmada bulunmaları gerektiğine inanıyorum. “Öpüşürse insan değildir zaten” demek hakaret olmuyor.. “artık” demek hakaret olmuyor.. “Teşhirci” demek hakaret olmuyor.. “mezhebiniz geniş” demek hakaret olmuyor.. “gidin taksime sevişin o zaman” demek hakaret olmuyor.. “ona dikkat etmez, şunu şöyle yapmazsa hayvandan farkı kalmaz” demek hakaret olmuyor.. o olmuyor, bu olmuyor… ama tüm bu söylemlerde bi çirkinlik ve alay bulmak hakaret oluyor öyle mi? Yok efendim, yok.. Bırakın beni NASA’ya göndermeyi filan da, bence siz NASA’dakilere bile ders verirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Ben aynı iddaamı tekrarlıyorum; Adı üstünde iddia sevgili Gamaro, Nasaya gitmeye gerek yok bizim mahkemeler ne güne duruyor. Bi kılıf bulup yasa deler yada bi kılıf bulup mutlak bir sonuç çıkarırlar öyle değilmi? :))

    Hayvanlar öpüşe koklaşa, insanlar konuşa dalaşa anlaşırlar. Kör görmez uydurur sağır duymaz uydurur. Uydurabilen uydurana. Düşünen ahlak dedik ya ta baştan))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. gamaro ben sadece öpüşmenin sevginin masum bir hali olduğunu söyledim geçtim. aynı fikrimi de savunuyorum size hakaret edici bir cümle de kurmadım bu alınganlığınızı da anlamadım. ama sizin içiniz beyniniz bir dolmuşşş bir dolmuşşş bana patladı herhalde=) insan var evet ve insan artığı da var. sizin bunu kabul etmemeniniz benim fikrimi değiştirmez. zaten yazdıklarınızı anlayacak derecede akıllı değilim. benle uğraşmayın kendiniz gibi olan insanlarla yazışın. kimsenin bana duyacağı saygıya da ihtiyacım yok çünkü ben kendime yeterli miktarda saygı duyuyorum zaten. ama durduk yerde hakaret ederseniz aynı ölçüde karşılığını da alırsınız haberiniz olsun. nasa ya gelince orada ne dolaplar dönüyor bilmiyorum ama eğer bu konuda bilgim ve eğitimim olsaydı emin olun oradakilere yardımcı olmaya çalışırdım=)

    aa bu arada gamaro sanırım gülücüklerimle ilgili hakaretvari yazınızı düzeltmişsiniz. teşekkür ederim. insanlara kötü örnek olmayalım değil mi ama=) not= bu gülücükler asla alay içermeyen sadece içimden gelen bir tavır. ben gülmek için sebep aramayan biriyim çünkü=)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. Ben birşey düzeltmedim delişey. Tepki göstermek ayrı şeydir, hakaret etmek daha başka. Yazdıklarımın hakaret unsuru içerdiğini düşünmüyorum, ama sert ve tepkililer, ki bu da bir haktır sanırım. Öpüşmeyle ilgili bir konuda kendinize özgü bir limit ve masumiyet sınırı belirlemiş olmanız elbetteki sizin tasarrufunuzdadır ve gereken saygıyı hakeder. Zaten burda ne kimse size neyi nerde ve ne kadar yapmanız gerektiği yönünde bir tebliğde bulunacak, ne de yapmadıklarınız ve yapmak istemedikleriniz üzerinden sizi küçük düşürmeye çalışacak bir tutum takınamaz. Örneğin sizin eşiniz veya sevgilinizle parkta öpüşmüyor olmanız hiçbir şekilde bir kınama nedeni olarak sunulamaz.

    Ancak gençlerin otobüste öpüşmeleri çevresinde dolanan bir konuya “mezhebiniz genişmiş”, “Zaten insan değildir”, veya “insan artıkları” şeklinde dahil olup ardından da saygıdan sevgiden dem vurmak kusura bakmayın ama “ahlakçılıktan” başka birşey değildir. Hatta sizin bu forum bağlamında Nilvana adlı şahsiyeti kınamamışken benimle saygı üzerine tartışmanız, ya da angelyasam’ın da bunu yapmayıp bi de üstüne “mezhebi geniş” ithamı karşısında bize üzüntü değil, bilakis mutluluk duymamız gerektiğini tavsiye etmesi de çok enteresan. Cevap verin ya da vermeyin, gülün ya da ağlayın. Konumuz virüsler ve ben daha virus olmayı bile öğrenememiş şu minik yaratıklardan nefret ediyorum. Evet, isteyen virüs örneğindeki gibi devam etsin, tüm bunları çok saçma ve gereksiz buluyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. gamaro siz düzeltmediyseniz birileri düzeltmiş çünkü gülücüklerimi çirkin ve alaycı bulduğunuzu yazan bir ibare vardı yazınızda okuyun sizde fark edeceksiniz. sanırım o bana göre hakaret olan cümleler gitmiş=) ben otobüste parkta ve ya çeşitli yerlerde öpüşen sevgilileri kınayan bir tek cümleye bile tahammül göstermem. gerekirse kendimde sevgilimi öperim kimseye de bu konuda hesap vermem. ama inanın bazen tecavüze varan olaylara rastlıyoruz bir masum öpücük nerelere getiriliyor. tepkim bunaydı ama izah edemedim sanırım… anlatmak istediğimi anlatamadım ve diğer yorum yapan arkadaşların yorumları da beni bağlamaz zaten her insan burada özgür iradesiyle yorum yapıyor sizde öyle. klasik olacak lakin bende ahlakın öncelikle beyin ve düşüncelerde oluştuğuna inananlardanım ama tutupta toplumun ortasında dikkat çekilecek bir yerde kendime ve sevdiğim insana özel bir davranışı başkalarıyla paylaşmam. paylaşana da karışmam yargılamam…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Delişey, Bir önemli konuya dikkat çekmek isterim. Öpüşmek sevgi içeren bir durumda ise etraftakilere sevgi enerjisi yayar, öpüşme seks kokan bir durum barındırıyorsa etraftaki içgüdülerini bastırmış kişilerce sapmaya neden olabilir. Uyarılan kişi gidip uyarısını hatalı yada suç barındıran bir eyleme dönüştürebilir. Bu ikisi arasındaki farkı ayırd eden için no problem herkes öpebilir. Etmeyen için var problem sapıklara karşı polis bizleri korumaz. Eylem sonunda adli tıp yada Emniyet koridorları na götürür…Sadece kendimize göre düşünürsek tüm davranışlarımız doğru olabilir EMPATİ yolu ile düşünmemiz şarttır…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. öpüşmenin çok ince ayrıntıları var sanırım =) örneğin : sekse başlarken bir uyarıcı, ama diğer taraftan da günlük bir buluşmadan sonra iki sevgilinin vedası, ya da sevinçli bir haberde mutluluk ifadesi v.s gibi her zamanda ayrı bir görevi var =)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. Öpüşmek beden dilidir. Yaydığı enerji ruh dili…Nasıl öpüyorsan o yansır… Bebişleri öperken de, anneni öperkende, sevgilini öperkende aynı dil konuşur ancak enerjileri de anne, evlat, sevgili ayırımında olduğu gibidir aynen yansır çevreye… Yüzlerimiz nasıl farklı ise öpmekte aynı farklılıktadır. Buna sevgi barındıran yüz diyelim. Öpme hali yüzüdür eylemi ruhudur…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Bir ay kadar evvel otobüs şoförü tarafından azaralanan ve hakarete uğrayan iki sevgilinin yaşadığı olay karşısında, şaşkınlığımı gizleyememiştim. İkisi de lise kıyafetli öğrencilerdi. Çocuk elinden tutmuştu kızın ve kız da omzuna yaslamıştı başını yanındaki sevgilisinin. Hemen yanıbaşlarında ayakta duruyorken gözüm çember sakallı bir amcaya takıldı. amca otobüse en geç binenlerdendi ve şoförün yanında duruyordu ve ayakta kara çarşaflı kadınlar da vardı, türbanlılar da vardı, başı açıklar da, liseli öğrenciler de. otobüste her telden adam vardı anlayacağınız. ama o otobüse hakim olan söylemi henüz bilmiyorduk. amca ön taraftan sürekli o iki liseli sevgiliye bakıyordu. kız zaten uyumuştu, erkek de saçını okşuyordu, ben de tepelerinde duruyordum. amca şoförle konuştu, bir şeyler söyledi. belediye otobüsü şoförü adam bağırıverdi, o konuşma sonrasında. “siz ikiniz” dedi. “buraya gelin” diye bağırdı. çocuk kendisine söylendiğinin farkında değildi. amca el işareti ile gösterdi, “sana diyor sana” dedi. çocuk “ne oldu?” diye yanıtladı. otobüs şoförü bağırdı “sizde utanma yok mu lan? ananız babanız sizi böyle mi yetiştiriyor?” dedi. çocuk sinirlendi ama susmayı seçti. bu sefer amca üsteledi: “bunları yapıp yapıp sokağa salıyor anaları babaları”. çocuk yerinden kalktı ki ben tuttum. sonra otobüs içinde bir uğultu başladı. tartışmaya dönüştü o uğultu ve sonra tartışma şöyle bir hakim düşünceye çevrildi; “bunların yaptığı terbiyesizlik” biri iki laf da ben attım gayet sinirli, şoföre bağırıp çağırdım. mevzu şu, bu ülkede bazı yerlerde el ele tutuşmak yahut sevgilinin omzuna başını yaslamak ahlaki bir suç ve bunu yapan namussuz ilan ediliyor. Ne kadar acı… Delişey sizin için seks veya sevgilinizi öpmek, dokunmak bir görevmidir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Hikayeyi güzel anlatmışsın. Gereksiz tasvirlerden uzak olmasına rağmen o otobüs ve içindeki atmosfer detaylarıyla zihnimde canlanıverdi. Bu ülkede zaten sevgilinle sevgili olamıyorsun. Sevgilin ve ailesi, sevgilin ve arkadaş ortamı, sevgilin ve toplum, sevgilin ve işi, sevgilin ve çocukları, sevgilin ve eski sevgilileri, eski kocası, sevgilin ve iyi-kötü deneyimleri, sevgilin ve …. sonsuza gidiyr. Zaten her şey bu kadar zorken, bütün bunlardan çalınmış huzur dolu dakikaları katlederek; “sizde utanma yok mu lan?” diyen otobüs şoförünü, otobüsüyle beraber yakardım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. misafir bunu neden merak ettiniz anlamadım??? duygusal yapılan şeyler görev olabilir mi?

    hehheee bunca insanın yorumu dururken misafir benim fikrimi merak etmiş çok ilginç çokk:) insan sevdiğine görev icabı dokunmaz öpmez elbette. istediği arzuladığı için dokunur öper…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Delişey yaşadığımız toplumda öyle insanlar var ki ve çoğunlukta… Sevmediğin halde dokunup öpüp görev icabı yürütüyorlar yaşamlarını. Töre, gelenek, baskı, cehalet……. öyle serüvenler var ki. En basiti bu gün işyerimden bir arkadaşımla konuşuyordum. kocası onu aldatıyor diye kalbi kırık duyguları paramparça ve iki çocuğu var. Ya ayrılacak ya devam edecek. Birde duygularının kaydığı bir tasvir var beyninde… Ama devam etmek zorunda çocukları için. Her gece kocasının dokunuşlarına öpmelerine görev icabı bakarak tahammül etmek zorunda öyle değilmi? Daha geçen gün bir evlilik olayına şahit oldum. Aile içi bir evlilik. Damat 32 kız 16 yaşında… Damat dokunacak kız katlanacak daha çocuksu dudakları aşka henüz kanat çırpmamış kalbi ile görev icabetlerini yerine getirmeye başlayacak sonra çocuklar ve öyle bir şey var ki bu ailede Sevgi gösteri alanları kısıtlı, doğan çocuğunu kayınpeder önünde öpüp koklamak ayıp ahlak kuralları çerçevesinde… Hele erkeklerin kadınları öpüp koklayıp canımlar cicimler sonunda fahişe ilan etmeleri yokmu buna aklım ermiyor. Bizim toplumun yoğun kesimi cahil ve zina hukukunu bile aşkla karıştırıp çorba yapacak niteliklere sahip konumda… Dahası var kiiii Vücut fonksiyonlarını bile kendi namus ahlak bağlarına bağlamışlar çoğunlukta. Kızlar bakire olmak zorunda erkekler serbest bölge…- ) Bakirelik için yalandan kurulan evliliklerin öpücüğü sevgi öpüşümüdür? Bu çarpıklıklar ne zaman düzelir hiçbir fikrim yok… Düzelme yerine daha da ahlaksız ahlakla boyanarak genetik testlere uzanan serüvenler sürüp gitmekte…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. O çember sakallının düşüncesi o kadar sığ ve aklı o kadar iki bacak arasındadır ki, izlediği iki gencin ancak ve ancak zina yapabileceklerini düşünüyordur. Çünkü eminim o eşini sevmeden evlenmiştir, eşinin kulağına aşk dolu, sevgi dolu tek bir sözcük fısıldamamıştır, eşinin elini tutarak sokakta dolaşmamıştır. Çünkü bunlar onu ve onun gibileri yetiştirenler için ”günahtır”, ”ayıptır”. Bu ayıp ve günah mantığıyla yetiştirilen binlerce abaza metrobüs ya da otobüse sadece kadınlara azcıkta olsa dokundurabilmek için binerler. Acaba, bu ne kadar ahlaklıdır orası hiç tartışılmaz. Sonra ne mi olur; böyle yetiştirilerek büyür adam olurlar ve kadını ÜRETİLEN ve EDİNİLEN bir mal olarak görmeye başlarlar.

    Sonra angelyasam gibileri çıkar; taksim meydanında, sıkıştırılan kadına taburlar halinde tecavüz etmeye çalışan ermiş’ler yığını ”ahlakların karmasını” tamamlamaya çalışıyorlara bağlar.Her zamanki gibi,analizi kendi işine geldiği noktaya kadar sürdürür fakat işine gelmeyen noktaları gözardı eder. Arkasından delişeyler çıkar; bir öpücük nerelere getirilmiş, meğer insanların içi ne kadar doluymuş kusmak için bekliyorlarmış. namustan, ahlaka kadar ilerlemiş mevzudan girerek:)Kendi içinin doluluğunu kusar ”abarta abarta”…Hatta, hızını alamayıp midesinde kalanları ”insan artıklarıyla’’ sonlandırır. Not: ya hiç sevmemiş yada hiç sevilmemişiz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. masal daha da kusasım var ama buraya değil=) haklısın ne sevildim ne sevdim sanırım her konuda olduğu gibi bu konuda da aklım yok… beni kim severki millet aklını peynir ekmeklemi yedi =) millet akıllıyla uğraşmıyor deliyle mi uğraşacak ..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Ben bütün bu söylemleri hayretler içerisinde izlemeye devam ediyorum. Ve bunca farklı teli birbirine dolamadan ve kendi üzerine attığı düğümlerin farkına varmadan devir daim ettirilmeye çalışılan o ruhsal enerjiyi filan da anlamıyorum, evet anlayamıyorum. Bir yandan “tabi canım, o da yanlış, bu da böyle olmamalı, şimdi küçücük kız, nasıl öpsün sevgiyle, vs.” derken, diğer yandan tüm bu ahlaksal terör ortamını yaratan, insanları güdük ve sevgisiz bırakan, dahası bir eli sürekli sokakta, otobüste, parkta, lokantada, sinemada acil müdahale timi gibi dolanan böylesi bir ucubeliği açıkca reddedip kınayamayan (Örneğin Nilvana gibileri ve şu otobüs şöförüyle yanındaki sakallıyı açıkça eleştirmek noktasında sürekli tereddüt gösterip, buna karşın Gamaro’nun saygı anlayışıyla uğraşan) ve de en sonunda dönüp dolaşıp güya kendisinin de şikayetçi olduğu bütün bu keşmekeşi kutsayıcı manaya gelecek bi kaç cümle etmeden duramayanları anlamaya benim aklım fikrim, evet yetmiyor. Ey ahlakçı ahali; Her seferinde farklı bir kıyafetle, ancak sürekli ve sadece “aman ha” markasıyla podyuma sürüp durduğunuz konu mankenleri maalesef ki pörtlüyor.

    Zaten bu tip tartışmalar hep bu “aman ha”lar yüzünden çıkar. Çünkü her “aman ha” bi kuyu gibidir aslında ve insanın bu deliğe sokup sokuşturabilecekleri ve bu boşluk içerisinde kendinden dahi kaçırıp saklayabileceklerinin bir sınırı yoktur. Örneğin “saygının evrensel kriterleri vardır ” diye başladığınız cümledeki onca evren ve kriteri bir “aman ha” çekerek kendi kriterlerinizin öznelliğine hapsedebilir, ya da “efendim ben aslında gayet normal karşılıyorum” dedikten sonra “tabi abartmamak kaydıyla” diye ekleyebilir, sonra neyin abartı neyin olmadığı konusunda son derece ince bir işçilik sergileyebilir ve şahsınızla yetinmeyip toplumun geneli için de bir masumiyet sınırı belirlemekten tutun da, hangi öpüşmenin şehvet, hangisinin sevgi, hangisinin yararlı hangisinin zararlı, ve hatta hangisinin insani ve hangisinin hayvani olduğu gibi mikro boyutlara kadar inebilir ve beraberinde daha başka entersanlıklar da sergileyebilirsiniz.

    Dahası tüm bu parkur her türlü şanzıman değişikliğine ve eklektisizme müsait olduğundan arada bir sıkıştığınız yerde geri vitese atabilir ve “aman efendim, maksat dostluk kardeşlik olsun, sevgi olsun, güzellik olsun” mealinde felsefi de takılabilirsiniz. O da olmadı herşeye bi kenara bırakıp güvenlik sorunları ve tecavüz vakalarını tetikleyen uyaranları masaya yatırabilir ve beraberinde eline erkek eli değmeden evlendirilmiş ve kocasının altına yatmakla görevlendirilmiş kızcağızlar için ne kadar üzüldüğünüzden de dem tutabilirsiniz. Ama tüm bunlar olup biterken o çember sakallı amca ve otobüs şöförü seferine devam eder ve bunu görüp bi kelam etmek gelmez işinize. Ya da çıkar adamın birisi “mezhebiniz ne genişmiş” der, ordan da “karma” edebiyatı yaparsınız ancak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. ”
    Sonra angelyasam gibileri çıkar; taksim meydanında, sıkıştırılan kadına taburlar halinde tecavüz etmeye çalışan ermiş’ler yığını ”ahlakların karmasını” tamamlamaya çalışıyorlara bağlar.Her zamanki gibi,analizi kendi işine geldiği noktaya kadar sürdürür fakat işine gelmeyen noktaları gözardı eder”

    . SÖZ SAHİBİNE AİTTİR. Masal yakıştırmalarını ve yapıştırmalarını bir satırdaki bir cümleye bağlama…..Çaldığın saz Afrika düdüğü gibi ötüyor…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. peki o şunu der bu bunu der siz ne diyorsunuz sayın gamaro??? siz ne istiyorsunuz???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. Yazdığın ilk paragrafla uzaktan yakından alakam yok. Buna rağmen beni özdeşleştiriyor olmanı hakaret ve tahrik olarak kabul ediyorum. Böyle saçmalamaya devam edip önüne gelene yerli yersiz diş göstermene hatta geçirmene tahammül edeceğim. Bu tahammül seni şımartmasın…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. angelyasam yazdi; “..Bu çarpıklıklar ne zaman düzelir hiçbir fikrim yok…” ilaci özgürlesmekte.. özgürlesen toplumlar da gelenegin topluma yansittigi daha dogrusu dayattigi carpikliklar marjinallesir marjinallestikce de toplum daha özgür ve rahat olur.. peki carpikliklari yalniz cember sakalli amcalar mi dayatir? tabiki hayir cünkü gelenek sakalli sakalsiz kadin erkek okumus okumamis cagdas cagdisi vs. dinlemez alayini ceker batakligina gökteki kara delikler gibi.. tepkilerin orani farkli olsa da ülkemizdeki gelenegin ürettigi carpiklik tüm toplum katmanlarinda devam etmektedir.. gelenekci/dindar fasist özgürlük alaninizi daraltiyor da cagdas gelenekci fasist farkli mi davraniyor ? yok birbirlerinden farki.. daha fazla özgürlük icun dünya vatandasi olmak icun mücadele etmeyenler gelenegin gönüllü kölesi peki sikayet hakklari varmi ? bence yok.. slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. Öyle üç tane soru işaretini birbiri ardına sıralayıp “ne istiyorsunuz” diye parlayacaksanız, bence biraz da o otobüs şöforu ve yanındaki sakallıya parlayın Delişey. Benim istediklerim onların isteyip durduklarının yanında devede kulak kalır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Ben aynı nitelemeyi yinelemekten kendimi alamayacağım. Snopluk ve kifayetsiz muhteris davranışı katı ahlak kadar ölçüsüz ve dengesizdir. Baskıcı, tutucu ahlaktan özgürlük ölçüsüzlük ise ilk hanginizi nerede öpeyim? 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. Ölçü nedir yabancı? Zaten tartışılan konu bu oldu baştan sona. Sana göre ölçüsüzlük olan şey bir başkasına göre gayet ölçülü olamaz mı? Bu arada tellak ramiz dayı var, o ölçüsüzmüş istediğin yerinden tutup öpebilirmişsin. 🙂 )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. Bir cümleyi kurarken arkasında bilinçli ve maksatlı bir kurgu varsa orda ölçü nerede olaki? Doğrular üzerinden fikirler üretiliyorsa bir diğeriyle çarpışması, şiddetli ekiye neden olması da aşikârdır. Eğer ölçüyü ögürlük olarak alacaksak kuyruğuna da davranış serbestliğini bağlayacaksak zıt kutupların gergin atmosferinden çıkamayız. Der ki bir bilge ‘siz polisin yüzüne tükürmeyi özgürlük olarak mı adlandırıyorsunuz? Kullandığınız bir mektup pulu üzerinden dahi savaşa destek sağlanıyor oysa!! Şimdi diyeceğiz ki ‘hadi sokakta öpüşelim ve özgür olalım! Oysa çıkış noktasında dahi ciddiyet olduğunu sanmıyoum önerinin. Hedonist ve yönlendirici buluyorum. Dikkat ciddiyettir. Dikkat edersek ayrıntıya ineriz.

    Açıkçası baskıcı ahlakın karşısında olmak adına sınısız tüketim ilişkileri tuzağına düşülüyor. Bir sür önce kültürlerin belirlediği ahlak normlarının kişilerin doğruları olmasını asla kabul etmezdim. Bu hala kabul etmediğim bir gerçektir. Fakat hiçbir yerli kabile moder insanın hastalıklı koşullanmalarıyla ‘hadi heryerde öpüşelim’ durumu8na girmiyor. O insanlar kendi doğallıkları içerisinde hareket ediyor ve hedonist bir eylem de yok davranışlarda. Oysa bu ve benzeri söylemler yalnızca sonopluk içeriyor. Anı yaşamak şeklinde soslanıp önümüze sunulabiliyor. Yahu ne an’ı yaşaması. O iş bir zihin niteliği gerktirir, algının farkındalıklı boyutunda yaşanır. Valla ben de bilgelrin yalancısıyım.

    "Bu arada tellak ramiz dayı var, o ölçüsüzmüş istediğin yerinden tutup öpebilirmişsin. :)"
    

    Ramiz dayı yerine seni öpsem parantezcan? Bak ölçüsüzlük böyle işte alır gider bir bilinmeze sonra kim kimi niye öptü, kimin eli kimin neresinde. Yahu birşey ne kadar açık edilirse o kadar yozlaşır, içi boşalır ve özelliğini kaybeder. Şimdi bunun ucu öyle açık ki sonsuz bağlantılara gark oluyorum. Mesela kadın şöyle söylüyor; Ben sadece beni sevecek ve bana değer verecek bir samimiyet, sadakat istiyorum bunu gördüğümde kutsarım birlikteliğimi. Hadi biri bu beklentinin, söylemin üzerinden belirli bir ahlak modeli bulamadığını söylesin bana…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. Bazen ihtiyacın olan asıl şeyin multi-disipliner bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum sevgili Yabancı. Ha bunu da snopça söylemiyorum elbette. Ama edindiğim izlenimi dile getirmemden rahatsız olmayacağını düşünerek devam ediyorum; Bazen öyle geliyor ki bana, yani nasıl desem, sanki senin için “insan” sadece birey psikolojisinden ibaret ve binlerce yıldır bu psikolojinin kuralları dahilinde ve tek başına değiştirmiş dünyayı. Ama Napolyon’un ne işi vardı Rusya steplerinde desem, sence bu sadece “hep daha fazlasını istediği için” şeklinde açıklanabilir mi?

    Daha doğrusu yeterli mi? Peki ya Lenin, Gandi ve diğerleri? Bütün bir tarih ve kültür birikimi sadece birey psikolojisi veya örn. Freud’cu yaklaşımlarla açıklanabilir mi? Kısaca değinip geçmek istedim, belki benim algımda da bir problem olabilir ve ayrıca tartışılabilir (veya es geçilir) ama, nihayetinde dostça bir izlenim bildirimi. Bununla birlikte bizi böylesi çetrefil bir konunun ortasında yeniden normal tartışma seyrine getirebilecek olan meajların için teşekkürler, öyle ki; “ha şöyle ya” diyesi geliyor inan insanın. Bahsettiğin örneği (daha doğrusu “ahlak modeli” sorusunu) tam olarak nasıl bir hedef gözeterek sorduğunu anlayamadım aslında.

    Ahlak gibi bir kategorinin (hem de etik ve ahlak tarihi gibi son derece ciddi alt başlıkları varken) modellenemeyeceğini söylemek nasıl mümkün olabilir ki zaten? Yani sosyal realitenin iyi, kötü, adalet, refah vs gibi etik niteliklerinin yansıdığı ve yerleştiği bir sosyal bilinç formunu, ilaveten insanların gerek birbirlerine gerekse topluma karşı tutum ve davranışları ve beraberinde bireyin davranışlarıyla birarada yaşama kurallarının standartlarının bütününü teşkil eden bir kategorinin varlığı nasıl reddedilebilir ki? Evet, belki yer yer ben de kullanıyorum “ben ahlaksızım” deyimini, ama bu biraz da Nazım Hikmet’in siz vatanseverseniz ben vatan hainiyim demesi gibi bir çıkış ve tepki babında oluyor. Oysa ahlak ilk insan topluluklarıyla birlikte dinden de devletten de etikten de önce zaten vardı ve hep de var oldu.

    Üstelik – benim sürekli tekrarlayıp durduğum gibi- sadece davranış standartlarından ibaret olmayıp, beraberinde değerlendirmeyi de içermesi ve bu değerlendirmenin de sadece yargılardan değil, aynı zamanda hissi ve iradi bir takım duygulanım ve reaksiyonlar aracılığıyla hayatın genel/özel her detayını etkilemesi ve insan pratiğinin her düzeyinde somut karşılıklarının bulunması bakımından, yani biz zaten olan ve modellenebilir birşeyi tartışıyoruz, ötesi var mı bunun? Ama işte tam da burada biraz bağırmak zorunda hissediyoruz kendimizi, çünkü bu işin bir yanı “senin dinin sana benim dinim bana” benzeri bir kandırmacaya uzanırken diğer ucu da haksız bir tarihsellik ve kurgu üzerinden yaşamımıza dayatılmak istenenlere varıyor.

    Yani bi bakıma haklısın aslında, eğer konu “özgürlük” zeminine çekilecekse kimse öpüşerek özgürleşemez elbette, ama öpüşmek istediği halde öpüşemeyen veya öpüştüğü için hakarete ve maddi/manevi şiddete maruz bırakılanların da özgür bir ortamda yaşadıkları söylenemez sanırım ve bizler özgürlüğe giden yolun öpüşmekten geçmediğini bilsek bile bu ikinci ve önemli sorunsalı görmemezlikten gelemeyiz diye düşünüyorum. Bu bakımdan ben kaplumbağa’nın yazısını bir özgürlük bildirgesi veya reçetesi şeklinde algılamaktan çok, perde arkasındaki şiddetli allerjik reaksiyonları tetikleyici bir unsur ve iyi bir geri bildirim fırsatı şeklinde değerlendirme taraftarıyım. Zaten konunun seyri de beni doğrulamıştır diye düşünüyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. Öyleleri çıktı ki mesela burda, (örn. angelyasam) “düşünen ahlak” diye bir kavram eşliğinde dahil oldu konuya. Ve ben de ona demiştim ki, “senin bu dediğin yüzen balık demekten farklı değil, yani bir balığı böyle tarif etmek bize birşey kazandırmaz. Aslında burda angelyasam ve onun gibilerin bilerek veya bilmeyerek atladığı ve her seferinde masumiyet/ abartı olmamak kaydıyla vs. şeklinde kamufle ettikleri bir husus var ki, o da “düşünen ahlak” şeklinde tarif etmeye çalıştıkları gerçekliğin aslında asıl insan olduğu ve onların özünde bu “asıl insanla” tanışmak ve yüzleşmekten duydukları korkudur. Çünkü “düşünen ahlak” denilen şey zaten bunca çeşitliliği doğal olarak yapısında bulunduran insanın ta kendisidir aslında. Kritik sorulardan birisi de zaten tam burda..

    Peki insan şaşmaz mı? Şaşar elbet ve şaşmıştır da. Eğer şaşmadığına inansaydık Hitler’inden Mussolisine kadar herkesi ve herşeyi kutsamamız gerekirdi ki, zaten böyle birşeyi iddia etmiyoruz. Ama insanın şaşmasını neye göre belirleyeceğiz dediğimizde şu soru hep baki; nedir bir davranışın iyi ya da kötü olduğunun kriteri? Konu ahlak olunca burjuva ahlakı, emperyalist ahlak vs. bir yana, ben din’in getirdiği sömürü ve dogmatik yapının özellikle ve daha bir öncelikle deşifre edilmesi taraftarıyım. Yani ahlak standartları ve ahlak ilişkilerinin ne metafizikçilerin iddia ettikleri gibi ezeli ve ebedi olarak konulmuş şeyler, ne de idealist ilahiyatçıların vurguladığı gibi aklın ve ruhun saf bir yaratılışı olduğu yönündeki tezlerle açıkça hesaplaşılmalıdır. Cevap varsa bizdedir ve bin türlü de edinilebilir, ama her konunun orasına burasına serpiştirilen “efendim o da olsun tabi de abartılısı olmasın” ya da “masumiyet nerde başlar nerde biter” benzeri kaynatmalar arasında böyle bir ayrıntının atlanmasına tahammül edemiyorum açıkcası. Yani önce bir insanda olduğunu kabul edelim de cevabın, sonrasına da aklımız yeter herhalde diye düşünüyorum.

    Üniversite yıllarında bir tartışmaya şahit olmuştum, nerdeyse cinayet çıkacaktı. Kafeteryada sohbet eden iki öğrenciden birisi şöyle bir cümle etmiş arkadaşına; “Ben eşim olacak insanın hiçbir cinsel tecrübesi olmayan bir kadın olmasını istemem” Gel gör ki o sırada masanın yanından geçmekte olan bir başka kişi bunu duyuyor ve yaklaşıp şu lafı ediyor o çocuğa; “Sen önce bi eşini bul da, biz onu senin için tecrübeli hale getiririz” E şimdi ne demeli buna, ya da kim daha ahlaklı oluyo bu durumda? Veya senin örneğindeki o kadın yabancı, elbette değerlidir ve ahlaki bir model içerir. Ama söylesene (ya da düşünsene) örneğin bir başka kadın da biseksüelse ve bazen hem eşi hem de bir ikinci kadınla aynı anda sevişmek istiyor ve eşi de bunu kabul ediyorsa (abartılı gelebilir ama böyle örnekler de var işte) şimdi kim nasıl ve neye göre bu kadının senin tarif ettiğin kadından daha değersiz olduğunu iddia edebilir mesela? Yani sorun modelleme sorunu ise ben her ikisini de modelleyebilirim ama bu iki kadından hangisinin daha değerli olduğu konusunda daha fazla veriye ihtiyaç duyacağım kesindir. Oysa “ahlakçı” bir pencereden bakıldığında aynı değer/değersizlik hükmü çok kolay hüküm verilebilir ve cevabın ne olduğu da bellidir. Neyse ya..bu saate böyle konu, dan dun olduysa da kusura bakmayın lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. ” “Öyleleri çıktı ki mesela burda, (örn. angelyasam) “düşünen ahlak” diye bir kavram eşliğinde dahil oldu konuya. Ve ben de ona demiştim ki, “senin bu dediğin yüzen balık demekten farklı değil, yani bir balığı böyle tarif etmek bize birşey kazandırmaz. Aslında burda angelyasam ve onun gibilerin bilerek veya bilmeyerek atladığı ve her seferinde masumiyet/ abartı olmamak kaydıyla vs. şeklinde kamufle ettikleri bir husus var ki, o da “düşünen ahlak” şeklinde tarif etmeye çalıştıkları gerçekliğin aslında asıl insan olduğu ve onların özünde bu “asıl insanla” tanışmak ve yüzleşmekten duydukları korkudur.””

    Korkular yersizdir öyle değilmi? Asıl insan özünde temiz olan insandır. Tüm insanlar doğduklarında melektir. Daha sonra insan olurlar. İşte o öz melek ise korku barındırmaz melekler gibi davranır sadece gereğini yapar. Korku barındıranlar ise sürekli olarak bir bahane bulurlar. Düşünen ahlak derken aslında dengelenen ahlak demek daha da yerinde olurdu. Yerine zamanına konumuna göre ahkam kesenlere karşı duranlar ile ahkam yerinde oturanlar arasındaki savaş barış yada kaos durumları. Dünya bütün bunların ötesinde bir özleme koşar aslında… Ölüm bunun içindir… O özlem özgürlüktür… Özgür kaldığın tek yer hiçliktir… Ne desen ne yapsan bu dünyayı ikna edemezsin. 124.000……………..sayıda gelen düşünür ikna edebilmişmi? İkna olduğu an dünya kendini hiçleştirir bence… yani kıyamet te budur. YAŞAM SÜREKLİ HAKERET HALİNDE OLMAKTIR…Gamarocuk sende ikna edemezsin

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. Yahu bana ne senin ikna oluşundan olmayışından angelyasam? Nedir bu ya, tam konuyu adamakıllı tartışabileceğimiz bir zemine çekebildik diye sevinecek oluyoruz, o dakka damlıyor biri elinde düdükle. Hem Gamaro’cuk da ne? Yetti be, sıtkımızı sıyırttınız.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. ”
    “Veya senin örneğindeki o kadın yabancı, elbette değerlidir ve ahlaki bir model içerir. Ama söylesene (ya da düşünsene) örneğin bir başka kadın da biseksüelse ve bazen hem eşi hem de bir ikinci kadınla aynı anda sevişmek istiyor ve eşi de bunu kabul ediyorsa (abartılı gelebilir ama böyle örnekler de var işte) şimdi kim nasıl ve neye göre bu kadının senin tarif ettiğin kadından daha değersiz olduğunu iddia edebilir mesela? Yani sorun modelleme sorunu ise ben her ikisini de modelleyebilirim ama bu iki kadından hangisinin daha değerli olduğu konusunda daha fazla veriye ihtiyaç duyacağım kesindir. Oysa “ahlakçı” bir pencereden bakıldığında aynı değer/değersizlik hükmü çok kolay hüküm verilebilir ve cevabın ne olduğu da bellidir.””

    Buradan başlayayım zaman kalırsa soluklanıp devam deyim sevgili gamaro. Hayır, bu kadın şu kadından daha ahlaklıdır demek, benim doğrularımla örtüşen bir davranışı ve yaşayışı var, bu nedenle onayladığım şekilde davranan kadın diğerinden daha ahlaklıdır demek olabilir. Oysa ben şöyle değerlendiriyorum. SEVGİ kavramınında ahlak konusunda belirleyici olduğunu bilerek ahlaklı yaşamın kalıcı olanı tercih etmek olduğunu düşünüyorum. Kaplumbağanın yazısına tepkim tüketim ilişkisini yüceltir biçimde yazması. Aslında kaplumbağanın bu konudaki düşüncesine de kendi doğrularımla tepki verme hakkında değilim. Çünkü ahlaktan söz ederken bunu yapmakta ahlaksızlık oluyor. Senin öernek verdiğin çiftin nasıl yaşadığıyla ilgili irrite edici yargıya varıp sonunda da ‘aha bunlar toplumun ahlaksızlarıdır’ demek söyleyen kişiyi o kişilerden daha ahlaksız yapar. Biraz ara vereyim (yazılanı okuyarak, anlamaya çalışarak) yazmak sıkıcı oluyor bir süre sonra.

    Mesela bahsettiğim ahlak anlayışına henüz karar verebilecek düzeye gelmeyen bir çocuğa dinsel yaşamı dayatmak da dahildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. …aklıma Alfred Eisenstaedt ın 2. dünya savaşının bittiği gün Times meydanında çektiği ünlü “a sailor kissing a nurse” fotoğrafı geldi.

    Bir öpücük bazen dünyaya bedeldir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. ne de güzel tartışmışız :)) büyük sürpriz olacak gamaroya:) çok üzülmüştü bu yazı ve yorumlar silindi diye.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  84. Ahlak, öğrenilmiş bir kavram değildir de nedir değerli arkadaşlarım?!.
    Okuduğumuz her bir yorum, her bir üyenin içinde bulunduğu toplumun ahlaki tavırlarından kendisini ne ölçüde kurtarıp/ kurtaramadığını çok güzel yansıtmamış mı? Bu yüzden bir kez daha tekrarlamaktan kendimi alamayacağım arkadaşlarım;
    “ahlak öğrenilmiş bir kavramdır.”
    Özünde bireydedir. Ama ne olur, “toplumsal linç” diye şekil bulan bir “çoğul ve baskıcı yönünün” üzerimizdeki etkisini çoktan kabul etmiş, çoktan büyümsemişizdir. Kabul; bundan kurtulmak hiç kolay değildir. Ama imkansız mıdır? Kurtulmuş olmak için mürekkep yalamış olmak yetmez, bu daha çok bir algı, anlayış olayı. Felsefe yapmakla, sorgulamakla, yüzleşmekle ilintili şeyler kısaca. Velhasıl olaya böyle bakanlar kavramın “değişken niteliğinden” rahatsız olurlar değerli arkadaşlarım.
    Bugün otobüste öpüşmeyi tartışıyoruz: yıl 2011.
    2050’de Adem ile Havva tasvirindeki gibi tek bir yaprakla dolaşılması toplumca ahlakdışı görülmezse n’olcak? 🙂
    Neticede bir takunya, bir fes, bir mayo gibi fırlatılıp atılabilir bir kavramdır ahlak. Son kullanım tarihi kesinlikle vardır. Ve inanın tarihi geçtiğinde çöpe atılmalıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  85. Öpüşme üzerine üç dolu sayfa yazılmış çizilmiş…

    …öpüşmek özgürlüktür!

    Çıtayı az yükseltelim.

    Porno!

    Demokrasi ve özgürlük konusunda diğer ülkelere örnek olacak derecede gelişmiş ülkelerde porno yasağı yoktur…

    …az gelişmiş olanlarda ise kısmi yasaktır.

    Hiç gelişmemiş olanlarda ise porno yasaktır.

    Bağnazlığın önünde kapı gibi durur porno!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  86. Bilgi üniversitesinde Porno ile ilgili tez yapıldı

    Ses getirdi…

    Bir şeyler oldu takip edemedim..
    Sonuçlarını..

    Ordaki dekanlar yada öğretim görevlileri
    Fatih camiinde vaaz verenler değil herhalde….::)))

    Neden kabül etmediler….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  87. HoLa’nın yaptığı şey soru işaretlerini keskinleştirmek.. (Ya da soruyu “abartmak” da diyebilirsiniz buna.) İyi de yapıyor aslında.. Çünkü yaşamın çeşitliliği içerisinde öyle spesifik anlar olur ki, en liberalinden en devrimcisine ve hatta en muhafazakarından en ahlakçısına kadar hemen herkes benzer söylem ve tutumları paylaşabilir. Birarada yaşama kurallarıyla bireysel özgürlüklerin kesiştiği alanlarda işleyen sosyal bilinç formu (ki bu kesişimler ahlak denilen kümenin de birer parçasıdır aynı zamanda) beş benzemezi benzeştirebilir, ya da benzeştirmese de farklılıkları perdeleyebilir..

    Kızınızı kaçırıp Manukya’na sermaye yapsalar misal, üstüne bi de zorla senet, eroin faslı filan.. E şimdi olacak iş mi yani.. demez mi bu beş benzemezin hepsi? Derler tabi… Peki madem aynı şeyi derler, şimdi bir mi o zaman bunların hepsi?.. liberali devrimcisi, ahlakçısı ateisti ? O da değil elbet.. Peki ya ne?.. Sorular efenim sorular.. yani soruları “abartmak” lazım ve burası trafiğe kapalı kontrollü alan.. (Yok ama beni araba tutar diyorsanız, o zaman da yanlış mekan) Ama soruları “abartmadan” farklılıkları göremezsiniz işte, tıpkı diğer forumda olan şey gibi.

    Ha şimdi porno zararlı mı? (Çocuklar ve adelosanları ayrı tutuyorum, o konuda pedagoglar, psikologlar, çocuk psikiyatristleri vs. büyüme-gelişme üzerine kanaat ve görüş bildirecek ve buna uyulacaktır elbet.) Peki ama yetişkinler? Ve diyelim ki zararlı.. Eeee? Porno zararlı da sigara iyi mi yani? İçmeyenin sağlığını rahatsız etmeyecek, suç unsuru teşkil etmeyecek, darp-cebir ya da aklınıza gelebilecek envayi çeşit şiddet, baskı ve dayatma içermeyecek şekilde sigara içmek isterse kişi, ona ne diyeceksiniz ? Yine de içmesin mi? Sonra alkol? Sonra kadın, sonra öpüşme, sonra cinsellik… (Diyorum ya; araba tutanlar mümkünse girmesin bu parkura.. Ya da daha amiane ifade etmek gerekirse, uçaktan atılan kargayla filin fıkrası malum; e madem kanadın yok, ne diye…)

    Soru işaretlerini keskinleştirmek turnusol kağıdı gibidir.. Kendi rengini kendine saklamak isteyen testi reddebilir. Ama cevap veren de kurtulamaz sığındığı kontrastan. Vakit bulunca diğer forumdaki arkadaşı da ayrıca yanıtlarım.

    [Bu arada kayıp tartışmayı siteye yendiden kazandıran sayın sonsuz’a teşekkürler..]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  88. Abartı değil aslında…

    …porno gerçeği var. Yaşayan ve inanılmaz hızlı bir sektördür.

    İçerisinde de hiç bir sapıklığı barındırmaz.

    Porno deyince bizim az gelişmiş olan ancak kendini gelişmiş özgürlükçü sanan taifenin aklına tek bir şey gelir:

    Video.

    Bunun dergisi, filmi, fuarı, salonları, TV yayınları, uydusu, kablolusu, farklı alanlarda etkinlikleri, modası, aleti, oyuncağı, katkı maddeleri, kutlamaları, ödül törenleri…

    …yüzlerce farklı firmalardan oluşan dev bir sektör.

    -Vay efendim ahlaksızlık ve edepsizlik!

    Tez hazırlanıyor…salak gazeteci haber yapıyor:: Üniversitede porno çektiler.

    “Tez” den “çabucak” anlamı çıkarıyordur.

    Neyse…

    Arkadaş yukarıda yazmış…

    …camide vaaz veren, okulda tez hazırlayan vs vs vs.

    Evi basılan dinci taifeden dem vuralım-hangi din olursa olsun- evinde arama olunca çıkan materyaller içinde yüzlerce cd lik porno koleksiyonu neden her daim demirbaştır?

    Tüm hayatım boyunca tanıdığım her bir kişi interneti azıcık hızlanınca;

    -Artık pornoları da izleyebileceğim değil mi

    …diyerek sevinmekte.

    Ama kafasını ekrandan kaldırdığı zaman;

    -Porno ayıp!

    Gavurun memleketine gidince otelin faturasında adult kanal sırıtır, seks saunalarından çıkmaz, bavulun zulası porno ile dolu döner…

    …kafasını çevirince:

    -Porno kaka!

    Bunu buna söyleten nedir?

    Yan taraftaki başlıkta yazdık;

    Ahlakçı ayıpçı ve pür-ü pak taife.

    Küçüklüğünden beri gördüğü sıpa muamelesini başkasına taşıyan taife.

    Ondandır nerede bir sapıklık var ise…ki buna çocuklarla seks, hayvanlarla seks, objelerle seks…

    …altından bu ayıpçı tayfa çıkmakta.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  89. Benim kullandığım “abartma” tırnak içinde bi abartıydı zaten.. Yaşananı geçtim, soruya bile kaş göz etmeden duramayanlar açısından.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  90. _________

    Öpüşen çifte değil, onları öpüşürken gören (veya buna şahit olan) diğer insanların yüzlerine odaklanmak daha faydalı olabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  91. Çok doğru…

    …özgürlük (özgürlükçülük)…

    …”saldırmamak gerek” düşüncesi ile oluşur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  92. Eğer “saldırmamak gerek” dersek, saygı meselesinin başlangıcına döneriz. (Hani şu küçük kırmızı tişörtü ve kocaman siyah gözleriyle pencereden bakıp gülümseyen o kız vardı ya.. ne demiştik; halusinasyonsa “saygı” elbet.)

    Lakin bu fotoğrafta halusinasyon yok. O nedenle sağda solda saygı aramaya da gerek yok. Peki ne var? Arka plandaki yüzleri incelediğimizde görüyoruz onu da.. ( mesela şu beyaz üniformalı bahriyeli, sonra o uzun elbiseli ve orta yaşlı sarışın kadın ve sağdaki diğer fotoğrafta çıkmış olan genç ve siyah saçlı bayana bakın…) Ne görüyorsunuz yüzlerinde? Ben kendi adıma yanıtlayacak olursam; sevgi dolu bir tebessüm, sempati ve ona eşlik eden iyimserlik.. Hepsi bu işte.

    Ama asıl soru da bu zaten; Şimdi saygıdan bahsedilecek yer mi allah aşkına?

    Değil elbet, çünkü saygı dediğin böyle bi “halusinasyona” şahit olmaktan gıcık olanlar içindir. Ve “saldırmamak gerek” cümlesi de onlar için kurulur zaten. (lesson one yani: aman ha pencereden bakan o kıza sinirlenip de bişey yapma) Bu bakımdan bu fotoğrafta saygının “se” si bile yok aslında. Tabi anlayana.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  93. Saldırmazlığın saygı ile alakası nedir anlayamadım. Öpüşmek ne saygısızlıktır ne de saygınlıktır.

    Birileri öpüşüyor diye saldırmaz iseniz özgürlük korunmuş olur…

    …saldırırsan yara alır.

    Sokak ortasında öpüşmüyor, bunu yanlış buluyor olabilirsiniz…

    …öpüşmezsiniz olur biter.

    Sokak ortasında öpüşüyor olabilirsiniz…

    …siz de öpüşürsünüz ya da öpüşeni görünce gülümsersiniz.

    Ama saldırmazsanız özgürlük oradadır…

    …saldıramazsanız özgürlük korunmuş olur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  94. ilkel düzeyde bir alakası vardır, genel pratikle ilgili bi durum, benim ti’ye aldığım da budur. Alakasızlık bağlamında bi alaka.. ucubelik de ordan çıkıyo zaten.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  95. Onlar saldıracaklardır. Onlar olmadıkları herşeye saldırırlar. İşleri sadece budur. Başkalarının hayatlarıyla uğraşmak; eniştesi ne yapmış, gelin ne etmiş, teyze nereden ev almış, kuzen nasıl giyinmiş öyle, saçını uzatmış, küpe takmış bak şu ahlaksıza, amca bunlara yardım etmemiş vs… Kimseyi beğenmezler, beğenmedikleri onlar gibi olmayan herkestir. Onlar konuşmaya başlayınca, kendilerinden başka tüm toplumun ahlaksız olduğunu öğrenirsiniz. Ziyan hayatlardır ya neyse…

    Özgürlük ve demokrasi istekleri bile aklınıza gelebilecek, hatta hiç hayal bile edemeyeceğiniz saldırganlıkları için ön yoldur. Ahlakçı için tek gerçek kendidir. Koşulları lehlerine çevirip sizleri/bizleri yoketmek arzusuyla yanıp tutuşurlar.., için için… Ah ah ellerine bi fırsat geçse…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  96. sana katılıyorum gamaro,ama bu fotoğraflara göre değil.
    çünkü bu fotoğraflar,savaşın bittiği zamanki fotoğraflar
    insanlardaki güleryüz ve samimi bakışların asıl kaynağı
    savaşın bitişi olabilir :))
    kızı öpen bahriyelide sanki haberi kutluyormuş gibi
    öpüyor :))
    yanii bende öyle bir hava sezdim. :)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  97. İnsan sempati ve tebessümle yaklaştığı bir olay karşısında herhangi bir saldırganlık sergilemez zaten. Saldırganlığı tetikleyecek şey (veya saldırganlığın arkasında yatan hazırlayıcı faktör) hoşa gitmeyen/ irrite eden/ ya da en azından o an için uygun bulunmayan durum ve koşulların yarattığı gerginliktir. Ve bunun karşısında önerilebilecek ilk şey “tahammüldür”.. Sonra konunun detayları ve alt bileşenleri gelir ve tahammüle mevzu bahis edilen durum irdelenir. (örn. mesele sadece bireysel özgürlükler meselesi midir yoksa aynı zamanda birarada yaşama kurallarıyla da kesişmekte midir vesaire..) Bu noktada işin içine yerli yersiz bi “saygı” kavramı da girebilir ki, sohbetin seyrine göre yeri gelir saçmalama denir yeri gelir es geçilir.

    Ama konuyu dağıtmamak adına; Sokakta öpüşmek örneğinden hareketle kullanılan “saldırmamak gerek” ifadesinin hedef kitlesi kimdir? İşte bu hedef kitle şu yukarda belirttiğim tahammül (ya da aslında konuyla zerre alakası olmayan bi saygı anlayışı etrafında ) huysuzca kıpraşıp duran kitledir, çünkü bunlar söz konusu durumla (örn. öpüşen bi çifte) karşılaşmaları halinde gıcık olmaktan başlayıp ahlaksızlık fetvası çıkarmaya kadar uzanabilecek pek çok hazırlayıcı faktörün etkisiyle doğal bir “saldırganlık” potansiyeli taşırlar. (minimalize edilmek istenen de budur.)

    Bense kendi kullandıkları dil ve enstrümanlar aracılığıyla alay ediyorum onlarla. Lesson one diyorum yani..
    Yani?
    Efenim lütfen biraz saygı.
    (aptalca ama, siz hiç rastgele seçilmiş iki-üçyüz kişiye karşı bi konuşma yaptınız mı HoLa? Yapın, o zaman daha iyi anlarsınız.)

    Ha bu arada madalyonun öteki yüzü de var elbet.. Ama ne yalan söyliyeyim, ben bugüne kadar “niye öpüşmüyosunuz ulan” diyen birilerini görmedim daha.

    [ilave: Pardon, şimdi aklıma geldi.. “niye öpüşmediniz?” diye kimler kimlere der biliyor musunuz? Mesela oturursunuz bi koltuğa ve sizi oraya getiren sıkıntılarınızdan bahsedersiniz usulca.. işte o zaman yeri gelir ve bazen de aynen böyle söyler psikoloğunuz.. Öpüşemediniz di mi?..Yıllar boyu olamadığınız kendinizi gösterir size.. hoş bi durum değildir yüzleşmek için, ama hastayla- doktor arasında kalır elbet.. Sonra çıkıp delikanlı gibi dönersiniz yine evinize.]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  98. Nedene bakalım…

    Ondan dolayı belirttim zaten…

    …saldırmazsın özgürlük olur…

    …saldıramazsın özgürlük korunmuş olur.

    Özgürlük korunulmalıdır.


    Bazen haberlerde izliyoruz…

    …vatandaşın teki mayına dönüşmüş, saldırıyor, vuruyor, kırıyor, bağırıyor…

    Hem de polisin önünde…hatta polise de saldırıyor.

    Polis tutuyor, engel oluyor, dövüyor, tekmeliyor…

    …bir arbede bir rezillik.

    Bir kelepçe takmayı akıl edemiyorlar.


    Saldırganlığın arkasında yatan şey saldırı görmektir…

    Tetikleyen de gördüğü muameledir.


    Kendi bölgesi-mahallesi-memleketi sınırları içinde saldırı gören nedense o bölge dışına çıkınca saldırgan olmuyor…

    …başka illerde memleketlerde süt dökmüş kedi…uysal ve sevecen…

    …neden?

    Çünkü kendi bölgesi dışında kendine gelecek saldırı olmayacağından emin olduğu bir yerde de ondan.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  99. yirmi, yirmibir işte o yaşlarda mahalleden bir arkadaşımla beraber keraneye gitmiştik.
    Dolaşırken gene mahalleden bir arkadaşımızın babasını gördük,adam bizi görmedi ,
    bizde adama görünmedik. adam kapılardan içerdekilere baktı baktı girmedi geri döndü.
    Ertesi gün arkadaşımıza;
    “Oğlum, babanı keranede gördük lan” dedik,
    oda bize şaşkınlıkla baktı.
    “Ne var” dedi,
    “annemi mi görecektiniz.”
    Sustuk kaldık, öyle ya babasını görmüştük,neticede anlayışımıza göre biraz ayıptı,
    hani evli falan ya…ama racona uygun. babası yani erkek.
    Ya annesini görseydik,
    annemi,veya anneni.
    yada konunun başında yazmış ya arkadaş eski karın
    ama bir de ondan çocuğun olan…
    uzatmıyım, ben bu soruyu kendime çok sordum, bu yaşıma geldim
    hala cevaplayabilmiş değilim.
    insan ne yapar,
    kendisimi karar verir tepkisine,
    yoksa toplum baskısımı belirler tepkiyi.?
    Tepki benim gibi yanında birisi olursa değişirmi,
    yalnız görsen başka türlü mü davranırsın?
    yoksa, bu soru manyakçamı?
    ne biliyim olmaz öyle şeymi?
    kafayı mı yedin? ne ?
    ben cevaplayamadım. sorarsan bana gelişmiş adamım.
    ama cevap tırt.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  100. Saldırı görmek, saldırganlığın ardında yatan şeylerden birisidir. Ama bazen sadece tehdit algısı veya beklenti düzeyi ve ona eşlik eden anksiyete bile saldırganlık yaratabilir. Tehdit ve beklenti dedin mi bu kez de olayın sosyal, ekonomik, psişik, psikolojik ve böyle envai çeşit dünyevi- ruhani boyutu belirir, hatta bunların kendisi bile büyük bi saldırı olarak kabul edilebilir.

    Aslında daha önce başka başlıklar altında da güzel değiniler olmuştu.. Örneğin ucuz ve toplu konutların mimarisi.. devlet bürokrasisi.. hastane kuyruğu.. yatılı okulun 16 kişilik koğuşu.. kız kardeşin namusu.. sonra baba dayağı, hoca dayağı, asker dayağı, meydan dayağı.. erkek gibi davran ulan, vesaire.

    Yani aslında doğru, insana ne verirsen (görünür- görünmez) onunla uyumlu olur doğuracağı.. Ama konu bağlamında kalırsak, tartışıp durduğumuz şeyin özü “tanrıyı oynamaktır” aslında. Çağlar boyunca Ahlak (etik) akımları adında bi forum vardı bi ara.. “iyiliğe” giden yolun çelişkili tabiatı sessizlik içinde unutulabilir.. İşte orası tanrıyı oynamanın başladığı yerdir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  101. Evet!!

    -Het, höt, ayıp…

    …olmadı tehdit şiddet…

    …olmadı cana kasıt hatta can almaya varacak kadar…

    …ahlakçı/ayıpçı alarmını devreye sokup yaygara kopardıkları zaman

    …olduğundan azıcık daha önemsenecek çünkü.

    Kendisine benzer durumlar nedenli hükmedildiği için -kendi bölgesinde- benzer otoriteyi kurup önemsenmek adına hükmetme işine soyunmaktalar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  102. Elbette bir de LİNÇ ŞEHVETİ var…

    …çoğalarak/kalabalıklaşarak.

    Yaygara tarafı da pısırıklıktan gelmekte.

    Bir başına gelip kulağına;

    -Burada öpüşmeseniz

    …diyemezler.

    Yaygara şart!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  103. özgürlüğe giden yol öpüşmekten geçmez, çok özel koşullar altında bir başkaldırı olarak belki… ama öpüşmek bir özgürlüktür, bazen değil her zaman! dinciler buraya gelsin erkeçe söylesinler fikirlerini, muhammed demekle yürümüyor işler, ses kontrol ses kontrol.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  104. Yine şaşmadı:

    link to sonsuz.us yazımdan:

    Evi basılan dinci taifeden dem vuralım-hangi din olursa olsun- evinde arama olunca çıkan materyaller içinde yüzlerce cd lik porno koleksiyonu neden her daim demirbaştır?

    Haber şu:

    link to haber.gazetevatan.com

    Evde yaptığı aramada, çocuk ve hayvan pornosu CD’leri ele geçiren polis, Uğur K.’yı gözaltına aldı.

    Hiç şaşmaz!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  105. “‘İLİŞKİYE GİRMEZSEM MÜRİDİM DELİRİR’

    Evde yaptığı aramada, çocuk ve hayvan pornosu CD’leri ele geçiren polis, Uğur K.’yı gözaltına aldı. Evinde ‘Sır odası’ adını verdiği bölümde ziyaretine gelen kadın ve erkeklerle kendi istekleri ile ilişkiye girdiğini belirten Uğur K. ifadesinde şu iddialarda bulundu:

    “Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir.””

    Delirmesinler diye ilişkiye giriyormuş.. :))

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.