Sızı
Yapayalnız ölmenin ölümün kendisi kadar korkutmadığını söyleyebiliyorum.
Ölüm de korkutmuyor diyebilirim.
Ölüm kimi korkutur?
Bırakacak kadar tutunduğun hayattan başka şeylerse korkutur.
Hayatın ne olduğuyla ilgili bulduğun anlam ölüm korkusunu
korkusuzca karşılayabilmene yetiyorsa peki?
Aşık olamıyor olmak korkutuyor bazen. Aslında çok üzüyor.
Bu kadar soğuk ve duygusuz olmayı öğrettiler bana.
Öğretiyor bu dünya.
Yine de insan kalabilme çabasından kaçamıyorum.
Ne kadar yalan duyduysam o kadar doğru oldum.
Ne kadar doğru olduysam o kadar yalan buldum.
Gittikçe vazgeçiyorum, yaşamanın yaşanacak deneyimler uğruna
katlanılır olması gerektiği yalanından.
Hala inanıyorum, inadığıma bütün kalbimle bağlanıyorum.
Nefes almak için yüzeye çıkmaktan da vazgeçtim.
Ne zaman yapsam bunu, zıpkın yediğimi biliyorum.
Daha ne olsun buna üzülmekten kurtuldum.
Aradığım ne çok şey vardı bu yüzden ne çok şeye inanmışım.
Neyseki bunu durdurdum, rol yapmayı öğreniyorum.
Ne aradıysam unuttum yerine birşey koydum.
Sanıyorlar ki yaşamak istediğim ve uğruna çaba verdiğim anlamlar var.
Bilmiyorlar sadece zaman geçiriyorum.
Yaşamak konusunda karşı koyamadığım dürtüye istediklerini vermiyorum.
Yaşandığına dair tek gerçeğim dürtünün kendisi, onu yenemiyorum.
Ben onun emrinde sürükleniyorum.
Yaşamak bunca ağır bir hüzünken gülmek gerektiğini söyleyenlere gülebiliyorum sadece.
O kadar da yalan söyleyemiyorum kendime…
Ölüm korkulacak bişi değil, ölecek için… Kaçınılmz en gerçek son! Kalana bırakır ağırlığını sadece…
Amerikan Psikiyatri Derneğinin insan psikolojisi hakkındaki verilerine dayanarak yapmış olduğun yorumu sağlıklı buldum Delişey. 🙂
Yalnız şiirimsi yazıyı sağlıklı bulmadım. Şimdi ne yapmaya çalışıyor bu insan? Ölmek mi istiyor yoksa ölmek istiyormuş gibi yapıp depresif bir ruh halini anlamaya mı çalışıyor. Anlayamaz çünkü terapist yardımı olmadan depresif kişi bu durumdan kurtulamaz. Falan, filan işte.
Bu arada oy vermişsin 5 yıldız vermişsin hemde. Zaten borcun vardı. 🙂
eee ölüm kaçınılmaz Yabancı… ondan kaçış yok! ister depresif ol ister olma:)
oy mu? lafı olmaz:P
Seni gördüm acını gördüm
Acına uyanmış kendime kördüm
Çok gece sordum çok gece öldüm
Bir sırra düçar bir yer buldum
Döküldüm tane tane parçalara bölündüm
Sen bir kadındın kalbinden önce tadındın
Hala yeşildi dalların seni devrilirken gördüm
Herbir yanından tuttular kırılırken gördüm
İnsan nasılda zalim, cehaletimi gördüm
Bırakıp gidemedim esir alınmış gördüm
Ruhumu tutsak eden güzeller güzeline
Kalbimi ayan olmuş gördüm
Dermansızlığımı marifet bilirdim
Dilsizliğimi, susuzluğumu kudret bilirdim
Kalbimden öte yangınlar gördüm…
…………………………………………………..
Bir yer var bir sırra düçar
Sende tut ucundan kalma naçar
Gecelerini tutan sancı gün olur geçer
Baştan ayağa hoştur varlığın
Söndürdükleri umutların göz göz açar
Bir geçit görürsün bir ateşten geçer
Bir anlam bulursun bin vaade geçer
Ben sana şiirlemelisin ortalığı demiştim dostum:)
Bu kargaşanın, bu şaşkınlığın, bu bulanıklığın arasından, sana gülümsüyorum cancazım…
Israrla şiir diyorsun öyle mi?
Eh ne yapalım takdirine nezaketsiz olmamak için…:)
Açılıp örtüsü kalbin serilir ayıplarımız güneşe
Ayıplarımızdan kime ne aşktandır onlar düşürür ateşe
Çırılçıplak kalmalı ateşin ve aşkın peşinde
Ne muhteşem renkleri var ne gizemli bir bahçe
Biliyorum ansızın soyuncak birgece öpeceğim sessizce
Ahlaksız bir adamım ben aklım fikrim örtüsünün ötesinde
Heryerine dokunmak için sürtünüyorum terbiyesizce
Çekip yatağına götürse bir gece, ölsek öylece
Soyunsam kabuğumdan uzansak sonsuzluğa ölçüsüzce
Ölçü mü olurmuş aşkta ölçü dediğin ayıp bildiğinde
Aklım fikrim de yatağında, sıcağında o güzelin
Sarılıp bir bütün olsak, çırılçıplak, öylece
Görsünler çıplaklığımızı soyunmadan girilmez ateşe
Ayıp değil mi?
Çok ayıp şey aşk çok ayıp şey ateşle kalbin dansı
Ben de ahlaksız bir adamım çırılçıplak gidiyorum o ateşe.
Yabancı…
Bak çatladı dudaklarım susuzluktan perişanım
Ben hepsine kapandım bir sana ayanım
Bir yanım yaşam ölüm bir yanım
Birinden geçtim diğerine üryanım
Sen hiç mi pazar gezmezsin sultanım
Ben de şu bahçede bitmiş bir dalım
Biraz solgun biraz ekşimiş olsa da tadım
Bir yudum su ver hiç değilse dökülüyor yapraklarım
O bir yudum su ki, yokluğundandır hüsranım.
Yabancı…
-Aşk-
En güzel sözcüktü en gizemli kapı
En kutsal inançtı en büyük yapı
En yüce değerdi en büyük tapı
Sözcükler sınırları çağırdı önce
Anlaşılmazdı, anlamlar koydular önüme
Açtım aklım erdiğince, girdim içine
En güzel sığınaktı en derinde saklı
Duyduğum en büyük çığlıktı aklım yarıldı
Dünya dediler gördüğüme, sadece hüsrandı
Dil nasıl söylesin, kalbin bildiği tadı
Kalbime düştüğü gün dilimi esir aldı
O söylenenlerin tamamı sözcük, tamamı yalandı
Hepsini ayıkladım aşk elimde kalandı
Bir yalan bir gerçek ilişkisinden doğdu
Tutar bir yanını bulamadım, varlıkta çözülen hazdı
Varlığı çatlattı yokluğa sızdı.
Yabancı…
Yine anlatamadım. Tanrım, neden kapalı marifet kapısı…
Marifet kapısı, bir makamdır. Bu makamın kapısı kilitli değil sadece aralıktır. Kapının kulpunu tutmak ile içeri adım atmak arası bile insanın kendinden vazgeçmesini gerektirir. İçeri girmek hiçliğe dalmak ve orada yaşamaktır. Zordur!!!
Yokluktur, aynı zamanda kendini yitirmemektir, hem var olmak hem özünle yaşamaktır… Zordur, emektir, bilinmezzliktir, boşluktan haz duymaktır, acıdan mutlu olmaktır…. Zordur!!!
Bencileyin budur:)
İçe bakamayış dışa akamayış… Bir anlamsız kesinti…
Akıl dediğimi gördüm, patladı, söndü, söküldü tiz bir gıcırtıyla
Sandım ki o paslı yığın devrilecek üzerime altında kalacağım çığlık çığlığa
Beni bu ateşli çemberden hangisi geçirir anlatamadığım o sakin kıyıya
Kalbime hangisi hükmeder ki sararıp sararıp dökülmeyeyim sabaha
Bütün ilahları dolaştım el açtım, dil uzattım, akıl serdim ayaklarına
Bildim ne ister bu dünya bir kalp nasıl sunulur tanrıya
Bir cehaletten çıktım tutunup sözcüklerin aciz anlamlarına
Bir sancıya vardım uzandım, uyudum, uyandım kucağında
Acizliğimde kaldım, nasıl bir son da nasıl bir duraktayım
Ölüm gibi uyumak istiyorum, ne ataletimden ne de beceriksizliğimden
Öyle devrilmişim öyle bitmişki işim, kaldıramıyorum kalbimi hüsranın kucağından
Başarmaksa başarıyorum, var etmekse var ediyorum, yaratmaksa dokunuyorum
Ya sen ey tanrım, ya sen, akılla ölçüyorum, düşünceyle tartıyorum, kalbimle yokluyorum
Hangi işlemin sonucunda, hangi gizin esrarındasın neden bulamıyorum?
Ya sen bir çocukluk travması gibi hatırımdasın ya da ben bir çocukluk travmasıyım
Hatırladıkça sığındığım bir sözcük, korkularımdan kaçtığım sığınaksın
Ya sen saflığımın sonucu öyle sandığım ve çoktan çözülmüş bir anlamsın
Ya da ben o kadar kirlenmişim ki göremeyeceğin kadar kayıp bir detayım
Ya da unutalım, sen çık mesela akıldan ben aydınlığa çıkayım
Ya da anlaşılır, yalın bir cümle gibi patlasan bu hüsran saksısında
Sen bu aylak aklımda bir yudum teselli ben o tesellide bir akılsız sersemi oynadıkça
Ne sen terkedersin bu sersemi ne senden sapacak yol bulur bu sersemin kalbi
Düşüş.
Sıra sıra dağ başlarından boşluğa atlayan bir yalnızlık bu.
Düşerken süzülmesi gerekiyor fakat ansızın zemine çarpıp dağılıyor.
En yüksek tepeden bırakmış kendini fakat, fakat bir başına düşmekten ayaz kesmiş ateşi. Sönmüş, donmuş, kurumuş bir hüzün önce çarpıyor içine.
En veremli sözcük ”böyle olmamalıydı” olsa gerek o an. Nasılda fırlatıyor boşluğa, hızla düşerken uğultulu dağ serinliğinden aşağıya, buz kesen o düşüş.
Kırılmış yanına tutunduğum kadın belki bu nedenle sen değil bir hüzünlü düşüştü giderken bıraktığın.
Olsun, sesinde toplandı bütün parçalar fakat, gidip bıraktı kendini bu gece, yapmayı en iyi bildiği derin düşüşe.
Hepsi aynı değil ki düşüşlerimizin. Kimi gökyüzünü görür çarparken kimi zeminle çoktan tanışık. Seninki de biraz haksızlık söyleyeyim.
Tam olarak tanrıyla aramda duruyorsun. Belki bu ince hesap bir keskin sırt gibi korkuyla geçilmeli geceden sabaha sabahdan geceye.
Bir kokuyla açılan paslı bir bellek geçmişte bir tarihe ait. Bu adamında tellerinde bir coğrafya var her bir tınısında tenhalık biraz daha
kendini açar. Bir kapı açar, bir akıl geçer, bir anlam seçer, bir oyun, bir oyun ki nasıl demeli. Bütün çocuklar ışıl ışıl gözleriyle kaldırımlarda koşar.
O vakittir en büyük düşüş o vakittir dünya gencecik bir kadın, nasıl umutlu, canlar alır nasılda kehribar. Kimler geçer üstünden o masumiyetin kimler
nasıl kıyar. İşte o vakit düşüp aklına parçalar bir yitik payidar… Ölüm… Ölüm için bulduğum nedenler yaşamak için deli eder.
Ulan bana bak esinden misin, tanrı nefesinden misin geleceksen gel, yazacaksak yazalım. Doğru sözcüklere sığınmak istiyorum aklımın firarından…
Öyle değil mi ya? Akıl dediğinin ne işi olur yazıyla. Çünkü çizdikçe çember olur bütün çizgiler içinde sen sıkışıp kalırsın.
Bir manzara açılır önüne ki nasıl kokar nasıl baştan çıkarır. Üstüne ne alsan rahatsız eder. Çırıl çıplak koşma isteği gelip kitlenir bir yerine.
Orasının adı nedir? Akıl mı? Zihin mi? Düşünce mi? Ne lüzumu var bir yanık kokususu gibi işte, bilmezden gelemezsin sadece. Öyle işte öyle çırıl çıplak.
Çöl bu yüzden çağırır beni, imgelemimde hiçliğe açılır bir pencere. Bir sen varsın birde kızgın güneş. Cadde cadde, bulvar bulvar gezilmez o boşlukta…
Kokunla başı dönmez o boşluğun, alımlı olmasan da olur bir eksik hesapmıdır ki satasın da alasın…
Teşekkürler. Her ikinizi de tüm kalbimle kucaklıyorum.
İ T H A F
Nice uzun yıllar dolandım hayat yolunda,
Altın palan vurulmuş nice eşekler gördüm.
Bir harmanın etrafında döner, döner durur da
Kendini şair zanneden nice öküzler gördüm.
sende yoldan çıktın ya sonunda..;))
hadi hayırlısı;))
doğru bildiğin şeyden şaşma, bence,
ama; doğru dediğin şeye de, arasıra bi dön bak… doğrumu diye. “Bilim” budur işte..
Neyse, yabancı kovalamadan çıkalım bahçeden;))
Geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni…
Doğruları yazmaktan ve söylemekten vazgeçmeyeceğim.
Vay be yabancı amma yazmışsın ya! Çok beğendim şiirlerini.
Aşık atışması mı yapacağız doğrusöz. Seninki ispat hastalığı bendeki doğal halinde. E tabi 5 metrelik rüyasından uyanınca normal insan ölçülerini farketmeye başladın. Kendi ölçülerini farketmene yardımcı olayım. 🙂
Mankafa ve şiir ilişkisinden başlayalım:
Bak senin zeka düzeyine nazaran bu anormal bir gelişme. Biz bilim olarak bu konuda tıkanmış vaziyetteyiz. Nasıl olduğu konusunda araştırma yapmaktayız. Bilim asla kanıtsız çalışmaz. Hatta sonuçlar konusunda da net bir süre belirleyebiliriz. Elimizde bunu yapabilecek bulgular vardır.
Örneğin aşağıdaki veriler;
Kendini şair zanneden nice öküzler gördüm.
Zaten başlık da ”şiirlerim” ”şiirler” ”şiirseli” v.s. değil, ”şiir*gibi” diyor.
Önce oku, sonra okuduğunu anla, sonra bir fikir edin, sonra düşünceni yazarsın.
geçme namert köprüsünden koy (ko değil) aparsın su seni:Köpeğe dalanmaktansa, çalıya dolanmak yeğdir, derler. Yani terbiyesiz ve namert bir insanla karşılaşmaktansa onun bulunduğu yere uğramamak çok daha iyidir.
Kötü insanlarla karşılaşmamak için, her zorluğa katlanmak lazım. Kötünün herkese kötülüğe dokunur, demişler. Bu tip insanlardan uzak durmak, onlarla pazar ve onlara nazar eylememek için her türlü sıkıntıyı çekmek daha iyidir.
Eskiden Adapazarı’na gidebilmek için sekiz gözlü köprüden geçmek gerekiyormuş. Zaman zaman Deli Dumrul misali zorbalardan biri bu köprünün üzerinden gelip geçenden haraç olarak geçiş parası alıyormuş.
Günlerden bir gün fakir bir derviş, köprüden geçmek istemiş. Zorba yakasına yapışarak, geçiş parası istemiş. İhtiyar, kendisinin fakir bir derviş olduğunu, parası olmadığını ne kadar söylemişse de kâr etmemiş. Geri dönerek zorbaya da birkaç söz etmiş:
Geçme namert köprüsünden, koy aparsan su seni
Sinme tilki gölgesinde, koy yesin arslan seni(*)
“Destur ya pir!” diyerek nehrin içine dalmış. Derviş suya girdikçe Allah’ın hikmetinden olacak su çekilmiş, sular yatağını değiştirmiş, nehir kurumuş. Nehir kuruduğu için de köprüye gerek kalmamış. Zorbanın ağzı da bir karış açık kalmış.
Ne ben o zorbayım ne de sen o dervişsin. Nerden bulduysan bu sözü ya doğru yaz doğrusöz ol ya da bırak ait olduğu yerde kalsın. Ayrıca diyelim ki dervişsin, derviş olunca daha mı dengesiz oluyor insan? O dengesizliğinde farkında değilsen vay haline cancağızım 🙂
Şiirler hakkındaki olumlu düşünceleriniz için ne demeli bilmemki nezaketli, anlayışlı canlılar. 🙂 Sağolun.
Bu yol hiciv’e varır. 🙂
yabancı
çok yeteneklisiniz…dün okumuştum,
“Ulan bana bak esinden misin, tanrı nefesinden misin geleceksen gel, yazacaksak yazalım. Doğru sözcüklere sığınmak istiyorum aklımın firarından…”
harika bayıldım.artık takipçinizim.
Teşekkürler sevgili zensen.
Denemeye çalışmalar denilse olur şiirler için. Bakalım hiciv’e kadar genişliyor mu yeteneğin sınırları. 🙂
Sayın statik, yoldan filan çıktığımız yok.
Kimsenin tavuğunu kışlamadık. Sadece cevap verme hakkımızı kullanıyoruz.
Bu sitede kendilerini bir şeyler zannederek burunları kaf dağında olanlar çoğunlukta.
Biz doğruyu, gerçeği, güzeli sever ve nerede bulursak oradan alırız.
Güzellikleri takdir de ederiz. Güzel sözleri de….
Sahiplerini şu ya da bu ideoloji de diye ayırmayız.
Peki ya sen?
“Öküzler” kelimesinden mi alındın yoksa?
Korkma! O kelime mecazi anlamda. Anlayan anlar. Sana özel değil.
Senin için yazsa idim öküzlerden özür dilemem gerekecekti.
Yabancı tarafından Cts, 19/11/2011 – 03:42 tarihinde gönderildi.
Teşekkürler sevgili zensen.
Denemeye çalışmalar denilse olur şiirler için. Bakalım hiciv’e kadar genişliyor mu yeteneğin sınırları. 🙂
rica ederim.
hakikaten “yabancı”bir tarz…benim hoşuma gitti.
siz yazın biz okuyalım 🙂
daha çok buralardayım ben…
Yabancı’nın kelimeleri su gibidir.
Akar yolunu bulur.
Benimkiler gibi serseri değildir:)
Ben dilsem gamaro düşüncedir.
Ben gözsem gamaro görüngüdür.
Ben yönsem gamaro yörüngedir.
Ben şu şehirsem gamaro onun kalesidir. 🙂
Yalnızlık dostum.
Seninki pencereden sokağa baktığında baskın, benimki orion’la eta carinea arasında .
Birini yaşatan var, diğerini yok.
Çalmıştım* hani, hatırladın?
Eyvallah:)
Yaşamak bildiğin bir saklı giz, bİr ateş yanar içinde
Kalp dediğin bir saklı giz, giz bilinir ateşe girince
Söz dediğin bir saklı giz, gizde perde kalkar söze girince
Perde kalkmaz sözdeki gize girmeyince, gizdeki ize düşmeyince
Bendeki aciz bir esir eriyecek sanır ateşe girince
E çalarsın tabi çünkü seninkiler serseri. 🙂
Niye o kadar gittin ki gamaro? Ben de pek sevmedim de o kadar da gidilmezki?
Ben istedim ki tam da insanın gerçeği gibi olsun bir yanı pencereden bakarken bir yanı öteye dolsun.
Ya da bir yanı yaşamaya mecburken bir yanının ölmeye mecbur olması gibi. 5 metre olsan ne fayda. 🙂
Şiir iki insanın birbirini sevmesi, değer vermesi ve birbirine aşk ile bağlanıp saygı duymasıdır.
Demek ki şiir yazmak için yalnız kalınmaz. Şiir yazmak için kadın sevilmez. Şiir yazmak için kafiye avcılığı yapılmaz. Çünkü şiirde bencillik olmaz. Olursa, şiir her satırda yalan söyler.
Şiir gibi aşk olabilir.
Şiir gibi yaşanabilir.
Şiir gibi sevişilebilir.
Şiir gibi yapılabilir bir iş. Şiir amaç değildir.
Şiirin saygıyı hak edeni bir insanın diğer yarısının varlığında değer kazanmış olmasıdır. Bunu anlatmak için sözcük kullanmak istiyorsa keyfi bilir. Çünkü aşktan gerisi keyfidir. Keyfi olanda aşk yoktur. Keyfi olan tüketir, aşk üretir.
Nedir ulan bu aşk. Nasıl gelir, nasıl bulunur, nasıl olunur? Nasıl olur da onun dışındaki herşey onun gizemiyle anlam bulur? Nasıl olur da onun gücüyle, elde olmayan var olur?
Ha sokak, ha eta carinea Yabancı, birine baktıkça diğeri uzaklaşır, yalnızlık baki kalır.
Aşk bir ölçek sancısıdır.
🙂
Şairin de dediği gibi;
nahtre limas se indo !
🙂
Sevgili gamaro şairin ne dediğini bulamadım. Yardım edermisin? 🙂
Edemem, gogul da edemez:)
Sohbet kutusuna yazdım gerisini. Hiç işte hiç, eta carinae usulü:)
Yoksa yoksa?
Carinea’nın yolları dar, bana bakma benim yarim var… demiş olsaydı ama; daha mı mutlu olurduk yoksa?:)
Ah şu mutluluk oyunu ah.
Bişeyler diyesim var ama o kadar saçma bir gün ki fitlerce yükseklikten zemine çakılmış gibiyim. Bu durumlar için şairin bir dörtlüğü var mıdır sende. 🙂
Herşey seni anlatırken, kulaklarımı sağır edercesine seni bağırırken kalbimde, dilimin bundan kaçmasına izin vermem…
Oysa sadece uyuyorsun, sanki başın göğsümde, kalbim uğultulu, ormanlar gibi, çarpıyor çağlayan gürültüsüyle.
Sanki buradalar, buluşmuş ellerimiz, çocuklar gibi dokunmuş birbirine, kalbim nasıl bir itibar içinde
Yine de ağyar (yabancı) ediyor uykun beni, varlığının yerine gelmiş bu kayıp geceye.
Ne büyük bir kenti kaybetmişim, nasılda yenilmişim uykuda olduğun bu lacivert gecede
Aklımda korkunç bir yarılma, dipsiz bir boşluk uyku gibi gerilmiş, yayılmış, uzanmış uyuyorsun saklımda.
oyle yaklastimki sana nefesin oldum icinde, tadinla karistim sen oldum ve sonra öldum, kayboldum uzak soguk bir hoscakal ulkesinde….
“Bu yüzyılda hafızasını kaybedecek değil ya aşk
Serserinin zoruna bak, böyle mi zarif büyür ölü ağaçlar
Oturup karşılıklı ellerimizi seyrederiz
Omuzlarımıza, dizlerimize, dirseklerimize, bileklerimize bakarız
Eklemlerin olduğu tesellilerle yücedir kimi kırıcı maceralar
Hem, bazen
Kayıtdışı da güzeldir ömür. ”
K.İskender
Yarın Ankara için veda vakti
Daha kaç vakit var ki sevişemedik
Olsun, tapınak bildiğin tenden, bedenden öte
Yatarım kalkarım her vakit kalbimdeki ateşe
İnsan hangi yöne dönse hepsinde bir kıble
Yeter ki başını çevirdiğinde kalbinden uzağa bakmasın biçare…