şiir

Bir Sanat

Kaybetmek sanatını güç değildir öğrenmek;
O kadar çok şey doldurulmuş gözükür ki niyetiyle
Kaybolmanın, onların kaybolması değildir felaket.

Her gün bir şey kaybet. Kabul et telaşını
Kaybolan kapı anahtarlarının, kötü harcanmış bir saat.
Kaybetmek sanatını güç değildir öğrenmek.

Sonra pratiğini yap daha çok şey kaybetmenin, daha hızlı kaybetmenin:
Yerleri ve isimleri ve nerede idi gitmek istediğin yer.
Bunların hiçbirisi getirmeyecektir felaket.

Annemin saatini kaybettim. Ve bak! En sonuncusu ya da
Sondan bir öncesi, üç sevdiğim gitti elimden.
Kaybetmek sanatını güç değildir öğrenmek.

İki şehir kaybettim, hoş olanlar. Ve dünya kadar,
Bazı diyarlar sahibi olduğum, iki ırmak, bir kıta.
Özlerim onları, fakat değildi felaket.

_Seni bile kaybetmek( şakacı ses, sevdiğim bir mimik)
Söylediğim yalan olmayacak, besbellidir,
Kaybetmek sanatını güç değildir öğrenmek
Gözükebilmesine rağmen( yazmak onu) felaket

                                         Elizabeth Bishop

14 yorum “şiir”

  1. Arkadaşlar şiirin ingilizce orjinali ses açısından çok daha etkileyici, tercüme yetersiz kalmış ama daha iyisini ben yapamadım, belki daha iyi amatör çeviriler sizden gelir, denemek eğlenceli olacak belki içinizdeki şairi de ortaya çıkarmış olursunuz, tabi ingilizceyi çat pat bilmek lazım. Ben bu şiiri, tercümeyle değil de esinle bir değişiğini yazdım. Siz de böyle yapabilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Kaybetmek sanatını öğrenmek için öğrenmemiz gereken bazen kaybettiğimizde kazandığımız şeylerin olduğunu görebilmemiz gerekir. Yada kazandığımızda da kaybettiğimiz bir şeylerin olabileceğini!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Bütün iyi şiirleri bu sitede toplamak gerek değil elbet ama yine de iyi şiir severlere…

    EZİLMİŞ SİNEK MİSALİ ÖLÜ AŞK

    Bir çok şekilde
    Hala bulvarın ara sokaklarından birinde
    Sefil bir apartman dairesinde yaşamama rağmen
    İyi zamanlar da kapımı çalmıştı.

    Korkunç
    Engellere rağmen
    Merdivenin üst basamağına tırmanmıştım

    Çılgınca kaçık düşlere sahip
    Eğitimsiz biriydim ve
    O düşlerin çoğunu
    Gerçekleştirmiştim. ( Yani savaşacaksan ekmeğinin tamamı için savaş.)

    Ama neredeyse
    Birden
    ( ki bu işler öyle olur )
    Canımdan çok sevdiğim hatun
    Beni terk edip
    Saat başı
    Yabancı ve geri zekalı
    Erkekler ve kadınlar
    Ve ( doğruyu söylemek adına )
    Muhtemelen birkaç
    Hayli düzgün insanla
    Düzüşmeye başladı.

    Ama ( ki bu işler öyle olur)
    Önceden
    Uyarılmamıştım.
    Ve bu beni
    Şaşkınlıktan kaynaklanan
    Acınası bir isteksizlik
    Ve yüreğimi pençeleyen
    Acılı bir salaklık haline soktu.

    Bir de
    Şansım değişirken
    Sırtımda
    Devasa bir çıban çıktı.
    Kayısı büyüklüğünde neredeyse,
    Küçük bir kayısı
    Ama yine de
    Bir canavarlık ve dehşet
    İşareti.

    Telefonu fişten
    Çektim.
    Kapıyı kilitledim.
    Jaluzileri indirdim ve
    İçmeye başladım
    Geceyi devirmek için ve,
    Çıldırdım muhtemelen
    Ama yeni bir tuhaflık
    Ve lezzet hissiyle

    Careless Love’ın eski bir plağını buldum.
    Ve tekrar tekrar
    Çalmaya başladım.
    O blues parçasının
    Umutsuzluğu
    Kafesime
    Yerime
    Kendi
    Mutsuzluğuma
    Eldiven gibi uyuyordu;
    Ezilmiş sinek misali ölü
    Aşk

    Geriye dönüp yakın geçmişime
    Uzandım ve insan olarak
    Çok daha iyi, müşfik, uysal
    Olabilirdim diye hissettim
    Ona karşı değil sadece,
    Bakkala
    Köşedeki gazeteciye,
    Davetsiz misafire,
    Pejmürde dilenciye,
    Sokak kedisine,
    Uykulu barmene,
    Ve/ veya
    Filan.

    Tekrar tekrar
    Başarısızlığa uğrarız
    Ama sonra, sonunda, belki
    Aslında o kadar da korkunç olmadığımızı
    Düşünür ve kendimizi
    Saat başı düşünen kız arkadaşlar
    Ve neredeyse kayısı büyüklüğünde
    Çıbanlarla
    Buluruz.

    Ah pişmanlık!
    Ah elem!
    Ve o Careless Love plağı
    Sesi sonuna kadar açık
    Durmaksızın
    Çalıyordu.

    Ne zamandı ama
    Odanın her yerine saçılmış
    Bira ve viski şişelerine
    Pişmanlıklara ve
    Anılara
    Takılıp tökezlerken.

    Sonunda
    Bir hafta kadar sonra,
    Kendime geldim
    Ve bir Pazar sabahı
    Saat dokuzda
    Kapımda buldum onu

    Saçı derli
    Toplu
    Makyajı özenle
    Yapılmış
    Üzerinde yeni bir elbise,
    Ağzında bir
    Gülümseme_
    Yeni bir sayfa açılmış gibi

    Orada öylece durup
    Aptalı oynadı
    Oyunbaz
    Kancık

    Diğerlerini deneyip
    Onları ( bir şekilde )
    Yetersiz bulduktan sonra
    Dönmüştü ( öyle umuyordu en azından )
    Ona bir bira koyup
    Viski şişesini neredeyse boşalmış
    Bardağıma doğru
    Eğerken

    Ve bütün bu süre zarfında
    O unutulmaz
    Careless Love
    Şarkısı çalıyordu beynimde

    Ama ona duyduğum aşk
    Bittiyse şayet
    Başka bir şey başlamak
    Üzereydi
    Uzun bacaklarını
    Bacak bacak üstüne atıp
    Gülümsedikten sonra
    Neşeli bir biçimde, “ ee, anlat bakalım,
    Ne yaptın benim yokluğumda.”
    Dediğinde

                             Charles Bukowski
    

    Kadınlar bu şairi sevmezler derlermiş. Kim demiş?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Stephan Mallerme

    RONDEL 1

    Hiç bir şey yok uyandığınızda
    somurtmadan karşılayacağınız
    korkunç bir gülüş sarsarsa bakınız
    kanatlarınızı o yastıklarda

    kayıtsız uyuyun, korkusuzca da
    ele vermeyecek sizi soluğunuz
    hiç bir şey yok uyandığınızda
    somurtmadan karşılayacağınız

    bütün o canım düşleri bir anda
    bu güzellik bozduğu an bakınız
    artık ne bir tek çiçek yanaklarda
    ne de ölçüsüz elmaslar gözlerde
    hiç bir şey yok uyandığınızda

    Türkçesi: İlhan Berk

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

  5. BİLMECE

    Hans Werner Henze için

    Gelecek bir şey yok artık.

    Bir daha ilkbahar olmayacak.
    Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.

    Ama yaz ve hani derler ya,
    “yazdan kalma” diye, onlar da olmayacak-
    artık hiçbir şey gelmeyecek.

    Asla ağlamamalısın,
    der bir şarkı.

    Onun dışında bir şey
    diyen
    kimse yok.

    KARANLIK ŞARKILAR

    Ben de Orpheus gibi çalıyorum şimdi
    hayatın tellerinde ölümün ezgisini
    ve ne varsa söyleyebileceğim güzelliğine
    yeryüzünün, bir de cennetin efendisi gözlerinin,
    karanlık şarkılar yalnızca.

    Unutma, sen de ansızın
    hani o sabah, kurumamışken daha
    döşeğin çiğ yağmurlarından ve karanfil
    uyurken henüz yüreğinin üstünde,
    görmüştün o karanlık nehri
    akıp giderken senin kıyılarından.

    Gerip suskunluğun tellerini
    akan kanın dalgalarına,
    ses veren yüreğine sarılmıştım.
    Ardından bir tutam saçın, gölgelerde
    dönüşüvermişti gecenin saçlarına
    karanlığın o kapkara taneleri
    kar gibi yağarken yüzüne.

    Ve bir parçan değilim ne yazık ki.
    Yakınmaktır şimdi yapabildiğimiz, yalnızca.

    Orpheus gibi, ben de biliyorum artık
    hayatın asla ayrılmadığını ölümden,
    şimdi ben, maviliklerinde yüzmekteyim
    sonsuza değin kapanmış gözlerinin.

    SARHOŞ AKŞAM

    Sarhoş akşam, mavi ışıklarıyla sırtında,
    yalpalıyor pencerede, istediği şarkı söylemek.
    Camlar sarılmışlar birbirlerine korkudan sımsıkı,
    akşamın eteklerine dolanmış gölgeleriyle.

    O ise sendelemekte evler boyunca, ortalığı karartarak,
    bir çocuğa rastlıyor, önünden çığlıklarla kaçan,
    ve soluk soluğa koşuyor herkesin peşinden,
    kulaklara en korkunç şeyleri fısıldayarak.

    Karanlık duvar boyunca uzanan ıslak avluda,
    farelerle cirit atıyor şimdi, ve bir kadın
    sırtında eskimiş, kurşun rengi elbisesi,
    kaçıyor akşamdan, daha kuytularda saklanmak için.

    Çeşmeden sicim gibi bir su akmakta hâlâ,
    damlalar birbirini yakalamak peşinde
    ve akşam, ansızın su içiyor paslı yalaklardan,
    yardım ederek karanlık sokakların yıkanmasına.

    Sarhoş akşam, mavi ışıklarıyla sırtında,
    bir şarkıdır tutturuyor pencerede yalpalayarak.
    Kırılıyor camlar. Akşam, kanlı çiziklerle yüzünde
    giriyor içeriye, istediği benim karanlığımla boğuşmak.

    Ingeborg BACHMANN
    (şair, radyo oyunları yazarı)

    Çev: Ahmet Cemal

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

  6. Gayretli Teselli

    Güneşim
    ışıtmaya gitti
    senin
    gökyüzünü

    Bana ise
    ay kaldı
    çağırırım onu
    tüm bulutlardan

    Teselli etmek ister beni
    daha sıcak
    ve daha aydınlıkmış
    ışığı

    İnsana
    yalnızca
    soğumayı düşündüren
    sararma değil

    Doğ yeniden güneş!
    Çok aydınlık
    çok sıcak
    benim için ay!

    Bir Ordu Duyarım

                                        James Joyce'un I hear an army'sinden esin
    

    Bir ordu duyarım, ülkeye saldıran,
    Ve beygirlerin ayak seslerini, dalga gibi yaklaşan dizleri köpük içinde:
    Arkalarında kibirli kara savaş esvaplarıyla,
    Dizginlere dikkat etmeden kırbaçlar havalanarak savaş
    arabası sürücüleri durur.

    Geceye bağırırlar muharebe adlarını:
    Ben uykuda inlerim uzaktan
    vızıldayan gülüşleri duyduğumda.
    Göz kamaştıran alevlerle düşlerin karanlığını keserler,
    Şangırdarlar, yüreğin üstüne örsmüş gibi.

    Gelirler muzafferce uzun yeşil saçlarını sallayarak:
    Denizden çıkıp bağırarak koşarlar sahilde.
    Neden çaresizliğe düşersin canım, bilgelikten yoksun?
    Sevgilim, sevgilim, sevgilim neden yalnız bırakırsın beni?

    İyi Bahçıvanlar

    Ne güzel
    bahçeye gideriz
    elele
    ve sularız
    gencecik ağacımızı
    bakımını yaparız

    Tırtılları ayıklarım ben
    Sen su taşırsın
    Nasıl da yeşil olurdu
    kesmiş
    olmasaydık
    köklerini


    Gerekli Sorular

    Ağırlığı
    korkunun
    Boyu ve eni
    sevginin
    Özlemin
    rengi
    gölgede
    ve güneşte

    Ne kadar taş
    yutulmalı
    mutluluğun
    cezası olarak
    ve ne kadar
    derin kazmalı
    süt ve bal verene dek
    toprak


    Yaşam Nedir?

    Yaşam
    küvetimdeki suyun
    sıcaklığıdır

    Yaşam
    açık bağrındaki
    ağzım

    Yaşam
    hiddettir
    ülkelerimizdeki haksızlığa

    Suyun sıcaklığı
    yetmiyor
    Şaplatmalıyım da

    Yeterli değil
    bağrında olması ağzımın
    Öpmeliyim de

    Haksızlığa karşı hiddet
    yeterli değil
    Anlamalı özünü

    ve de birşey yapmalı buna karşı
    ki yaşam
    Yaşam olsun ondan sonra

    Zayıf An

    Artık yanıtlar
    yanıtlara
    yanıt verir
    hazır yanıt
    ve sorular
    sormaz artık

    Ne tür sorular
    olurdu zaten acaba?
    “Gördün mü sevgiyi?
    Niye kaçar?
    Ne zamandan beri
    gitmez
    artık sevgi
    sevgiye?

    Nasıl bir sevgidir ki
    öyle yapar?
    Düşmancadır
    öyle uzaktan akrabaları
    ancak adı
    sevgi
    değil mi onun?

    Başka bir ad mı
    vermeli yoksa?
    Ve seslenebilir mi
    insan ona
    kaçmayıp geri dönsün diye?”
    Hala soru olurdu
    o zaman bunlar

    Ancak
    soru sormaz artık
    sorular
    ve yalnızca
    hazır yanıtlar
    yanıt verir yanıtlara


    Yalnızca Değiller

    Yalnızca
    gazeteler değil
    yalnızca safradan
    ve korkudan sesler değil
    ve yalnızca
    faturalar haberler
    hüzünlü mektuplar
    getiren postacıyla yarış değil

    Yalnızca güncel
    adiliğe karşı direnme değil
    yalnızca tasa
    ve yalnızca yas
    ve yalnızca acıma
    ve yalnızca acilen vaftiz edilen umut
    ve boğazlanan inanç değil
    daha iyi bir dünyaya

    Ancak yalnızcaların öteki yüzünde
    başlar yaşam
    orada sevgi
    gerçek mevsimlerden geçer
    orada renklenir renkler
    ve sesler
    nerdeyse anlaşılır
    ve nefes alınabilir
    ve herşey
    duyumsanabilir ve hissedilebilir

    Ancak ben yoruldum
    gazetelerden
    ve seslerden
    ve bu
    tek bir yaşamımın
    sensiz geçtiği
    yalnızcalarla
    yarıştan

    Ağustos 1979

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Çaresizliğe Övgü

    Çaresiz bir eylemdir
    çaresizliği aşağılamak
    çaresizliktir çünkü hayatımızı hayat yapan

    Kaçmaya çalıştığımızı
    sonuna kadar düşünür
    Gözlerimizi kapattığımızın
    yüzüne bakar

    Ondan daha yüzeysel biri
    Ondan daha iyi gerekçeleri olan biri yok
    Tüm bu
    onun ve bizim bildiğimizin
    karşısında olduğu gibi olmaya
    daha fazla hakkı olan yok

    Sabah erkenden neredeyse mutlu hisseder kendini
    Yavaş yavaş kendini tanır
    Biriyle konuştuğu
    ilk sözcüklerden sonra bilmeye başlar:
    Sevinçli değildir
    kendisidir daha


    Çaresizliğin de değişik havaları ve zaafları vardır

    Aklının bir güç, bir yetenek
    yoksa bir zaaf mı olduğunu bilmiyor kendisi
    Kızgın olabilir
    İğneleyici ve haksız davranabilir

    Kendi saygınlığını düşünebilir fazlasıyla

    Ancak çaresizliğe cesaret olmadan
    belki daha az saygınlık bulunurdu
    daha az dürüstlük
    güce karşı daha az güçsüzlüğün gururu
    Haksızlıktır lanetlemek çaresizliği
    Olmasaydı çaresizlik çaresiz olurduk hepimiz


    Dilini Yutmuş

    Neden
    şiir yazarsın
    hala bu yöntemle
    yalnızca
    bir azınlığa
    ulaşmana karşın
    diye sorarlar

    yöntemleriyle
    yalnızca azınlıklara
    ulaşabildiklerinden dolayı
    sabırsızlanan
    arkadaşlar

    benimse
    yanıtım yok
    onlara verecek

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Kendimi Kendim Yaratsaydım

    Kendi çamuruma kendimi katsaydım
    Kendimi kendim yaratsaydım!
    Evvelâ eldiven gibi çevirip tersine içimi, günahlarımı ayıklardım.

    Ağrılarımı yakalayıp bellerinden,
    Şüphelerimi tutup ellerinden denize atardım.

    Bir beygir olur insan oğlunun asfaltına işer,
    Sevgilimi gördüğüm yerde kişner,
    Sevmediklerime de basardım çifteyi.
    Kendimi kendim yaratsaydım,
    Kendimi kendime göre yaratırdım.
    Takvimden asırları siler
    Yılları süpürür,
    Günleri azat eylerdim.
    Kendimi kendim yaratsaydım,
    Uçan bulutları durdururdum
    Onlarla içimin en güzel yerinde
    Bembeyaz bir mabet kurdururdum
    Ne deliler gibi güler,
    Ne de serviler gibi ağlardım;
    Ve günlerden bir gün kapının eşiğine,
    Nar taneleri gibi serpip kanımı
    Ye kendi elceğizimle bir karanfil gibi koparıp canımı,
    Pencerenin demirlerine bağlardım.

    Pazarlık etmeden ağlardım
    Hiç bir şey beklemeden
    Ne serin bir köşe cehenneminden
    Ne bir mâhur beste cennetinden!

    Bedri Rahmi EYUBOĞLU

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. PANİK

    Artık ıssız kırları bıraktı Pan;
    Şimdi birçok ülkelerin milyonluk kentlerinde,
    Asfaltlarda, betonlarda dolaşıyor,
    Kızgın, uzun yazların öğlen saatlerinde.

    Blok apartmanların şahane katlarından
    En çalımlı taşıtlara atlıyor.
    Devcileyin arkalar, koskoca bankalardan,
    Yanında yardakçılar, yaşıyor.

    Sessiz, dilsiz kimseleri kestiriyor gözüne,
    Dişlilerden kaçıyor.
    Fabrika duvarları sağır kale kapıları,
    Yılgın yorgun adamlar, bezgin ürkek kadınlar,
    Çullanıyor onların az ekmek sevincine.

    Değil yalnız yazların kızgın sıcaklarında,
    Hemen her gün, hele büyük kentlerde,
    Bulvarları tarıyor, hain gülüşleri sessiz.
    Pan’la karşı karşıya, gözleri kararıyor
    Katı cıvık asfaltta, yalın ayak bir işsiz.

    Yoksullar, açlar, hastalar sürünürken
    Kentlerin göbeğinde, kuytu köşelerinde;
    Hıncını alamamış sanki insanlardan
    Uygarlığı zalim, daha da azıtıyor
    Atom bombalarında, uzay füzelerinde.

    Yarınlar? Gizli kara gazete haberlerinde
    O varsa ekmeklerde, sularda ağulu
    Hattâ çocuk yüzlerine düşmüşse gölgesi,
    Keser bizim gibiler yarınlardan umudu.

    Renklerde, emeklerde, ırklarda..
    Yahudiler, işçiler, zenciler.. Pan!
    Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
    Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?

    Behçet Necatigil
    ( 1916 – 1979 )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. ”Unutuş saatleriydi bunlar,
    insan kardeşlerindi sana seni unutturan…
    Ölüm vardı herşeyin sonunda,
    ama ölümün arkasında hiç ölmeyen aşkın vardı…
    Sevinirdin bazen, gülerdin,
    ama içinde bir yer hiç durmadan kanardı…
    Sen kendini ne kadar çok unutsan da,
    o dinmeyen sızı sana yine seni hatırlatırdı…
    Koşardın sevgili sanıp dünyaya,
    koşardın ondaki kendini tamamlamaya…
    Ve sevgili seni eksik tanıdıkça,
    sen onu daha eksiksiz severdin…”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Kurbanım

    Yar adıyla başlayayım sözüme
    Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
    Sözü önce söyleyeyim özüme
    Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım

    Sen senin olmazsan tüm dertler biter
    Varını yokunu mürşidine ver
    Ustanın elinde kütük ol yeter
    Teslim olan zarar etmez kurbanım

    Güvenme kendine ben oldum diye
    Pişenler hamım der, bir düşün niye
    Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
    Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım

    İltifat beklemek kırılmak nedir
    O kapıdan kovsa sen bacadan gir
    Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir
    Sevmese kaşını çatmaz kurbanım

    Çalış nasibini al dünyadan yana
    Ama sanma dünya yar olur sana
    Ahiret parası lazım insana
    Güneş hep batıdan batmaz kurbanım

    Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
    Hem hizmet nimettir böyle bilesin
    Gayret et gönle gir “benimdir” desin
    Sultan kölesini atmaz kurbanım

    Yap dediğini yap emrine göre
    Bu iş bensiz olmaz deme boş yere
    O eli tutmuşsa insan bir kere
    Nefsini hesaba katmaz kurbanım

    Cahiller ağzını açınca ben der
    Ben deyip yol alan var mı hiç göster
    Eli hep güzel gör kendini hep yer
    Tezek su dibine batmaz kurbanım

    Günahtı sevaptı bunlar boş hesap
    Her neyi yaparsan Allah için yap
    Avamın işidir bu hesap kitap
    Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım

    Dua kabul, niye sıddıkın ahı
    Ne dedi hızıra nakşibend şahı
    Hatırla idrak et anla bu rahı
    Ben sadıkım demek yetmez kurbanım

    Sadakat ne derse doğru demekmiş
    Onsuz doğrulara eğri demekmiş
    Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş
    Ciğer yanar duman tütmez kurbanım

    Er olmak isteyen serinden geçer
    Bir saki elinden badeyi içer
    Seç deseler yarin zehrini seçer
    Ağyarın balını tatmaz kurbanım

    Sözün özü derdi minnet bil cana
    Yare can ver ki can yar olsun sana
    Serdar isen serini koy meydana
    Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım

    Serdar Tuncer

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.