Sümer Dili ve Yazısı

Britanica veya Larousse gibi büyük ansiklopedilere bakarsanız, Sümerce’nin yerli ve yalıtık bir dil olduğundan söz ederler. “Hiç başka bir dil gurubuna ait değildir” derler ve yalıtık (izole) bir dil olarak tanımlarlar. Oysa ki hem cümle yapısı hem de sözcükler Türkçe ile büyük bir benzerlik içindedirler.

Sümer dilini önce Sami dilleri ile, daha sonra Hind-Avrupa dilleri ile karşılaştırdılar. Fakat ne biri ne de diğeri Sümerce ile uyum sağlıyordu. Peki, ama neden Ural Altay dilleri ile karşılaştırmaya gerek duymadılar? Nedeni, onlara göre M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da ne Türk toplulukları vardı ne de Macar, onlara göre Türk ve Macarların Anadolu’ya gelişleri en erken M.S. 900 yılları olmalıydı. İşte bu yanlış ve bağnaz görüşleri o gün olduğu gibi halen bugün dahi devam ediyor. Üstelik bizleri de bu yalana inandırdılar. Tarih kitaplarında Türklerin Anadolu’ya geliş tarihleri olarak 1071 Malazgirt savaşı olduğu yazılıdır.

Gelelim Sümer diline. Alttaki örneklerde önce Sümerce sözcüğü ve hemen ardından parantez içinde Türkçesini sunuyorum:

Adda (ata, baba), Ama (anne, ana), Aga (yönetici, ağa), An (tan, gök), Anu (Gök Tanrı), Ar(er, şeref), As (tek, biricik), Bab (baba), Dingir (Tengri), E (ev), Kıya (kıyı), Es (esmek), Gisko (şişko), Dim (dik), Kol (kol), Uiku (Uyku), Kus (kuş), Sag (sağ) Mesu (meşe), Ag (akıl), En (engin, yüce), Ge (gel), Ka (kan), Kanal (kan damarı), De (demek), Duru (durmak), Kur (dağ, kurgan), Kusu (koşmak), Güles (güleç) Bur (delik,burgu), Bal (balta), Bar (barla/parla), İb (ip), Alım (alımlı), Ulu (ulu), Utu (Güneş, Uçtu), Kup (gitmek, kop), Gim (kim), Ir (er), Odun (odun,
Ot-un)

Sizlere burada 40 sözcük sundum. Kim bilir uzman bir göz kaç tane daha bulabilir. Aradan yaklaşık 5000 yıl geçmiş olmasına rağmen bu kadar çok sözcük ortak ses ve anlam benzerliğini koruyabilmiş ise, iki dilin aynı kök dilden türediği kesindir. Cümle yapısı ve sözcüklerin bitişken oluşu da ayrıca Sümer dilinin Asya Ön-Türk kökenli olduğunu göstermektedir.

Sümer dilinde ilginç sözler var. Örneğin onların en yüce tanrılar tanrısı Dingir iken, bir de gök tanrısı Anu bulunuyor. Oysa ki yukarıda /An/ sözünün tan ve gök anlamına geldiğini görüyoruz. Günümüz Türkçe’sinde /an/ sözcüğü en kısa zaman aralığı olarak kullanılıyor. Nedeni de güneşin doğuş zamanı olan tan zamanının bir an sürmesi ve bu kısa sürede güneşin ufuktan doğmasıdır. Demek ki, Anu sadece güneşin doğuşunu, doğuş zamanını sağlayan tanrı oluyor. Çünkü, bir de güneş tanrısı Utu var. Utunun kanatlı oluşu güneşin en yüksek durumda olması ve gökteki hareketini sağlaması ile ilgili olduğuna işaret ediyor. Bu da gösteriyor ki Dingir hepsinin üstünde soyut tek yüce tanrı oluyor.

Sümer yazısı resimsel (Piktografik) olarak başlamış, fakat zaman içinde karmaşık çivi yazısına dönüşmüştür. Bu dönüşümü alttaki resimde görmekteyiz.

Resimdeki kil tablet yaklaşık 5,000 yıl eski olup Sümer kültürüne aittir. Uruk şehrinden bunun gibi pişmiş kilden birçok kayıtlı tablet ele geçmiştir.

Bu tablette görülen şekiller yazıdan daha çok resim görüntüsü vermektedirler. Bu simgesel anlatımın zaman içinde nasıl değiştiğini alttaki resimde, bazı örnekleri ile, görmekteyiz.

İlk şekil “sag” sözcüğü olup /baş/ olarak tanımlanmıştır. Oysa ki bu sözcüğün aslı “sang” şeklinde olması gerekir. Çünkü Ön-Türkçe telaffuzunda /ng/ daima birlikte genizden seslendirilmiştir. Bu açıdan sang = saygın olup toplumda önemli ve sayılan kişiye işarettir.
Nitekim, Japonca da “san” /saygın/ demektir. Şu halde resim saygın kişiyi belirtmektedir.

Bu şeklin zaman içinde nasıl değiştiğini ve M.Ö. 1,000 yıllarında tanınmaz bir şekle dönüştüğünü görmekteyiz. Keza, ikinci şekilde bir bacak görülmekte ve bu şeklin bacak anlamında /gin/ sözcüğünü ifade ettiğine sümerolog uzmanlar karar vermişlerdir. Oysa ki Türkçe kökenli bu şekil tek bir bacağı ifade etmek yerine, yürümek eylemini belirten /git/ sözcüğüdür. Gin ile git arasındaki yakın ilişki bu görüşe kesin destektir.

Üçüncü sırada görülen şekil açıkça dalgalı suyu belirtmektedir. Bu şeklin OZ damgası olduğundan söz ettim. Bu damganın da zaman içinde iki dikey çizgiye dönüştüğü görülmektedir. Sümer dilinde /a/ sesi ile belirtilen su, Arapça /maa/ ve kadim Mısır dilinde /mu/ oluşu ilginçtir.

Dördüncü sırada görülen şekil açıkça bir kuşu simgeliyor. Bu şekil de önceleri herkes tarafından anlaşılabilir iken, zamanla tanınmaz bir çivi yazısı sözcüğe dönüşmüştür.
Öyle anlaşılıyor ki, tam kavramlar ifade eden ve logografik bir yazı türü olan Sümer yazısı, zaman içinde karmaşık Babil ve Asur çivi yazısına dönüşmüş, anlaşılmaz ve uzmanlık gerektiren karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Bu gelişime karşı, doğu Akdeniz kıyılarında Ugarit şehrini kurmuş olan kültür çivi yazısını basite indirgeyerek ilk harfa dayalı abeceyi geliştirmiştir. Akdeniz ve Ege denizinde birçok ada kültürü Ön-Türklerle ilişkili olduğu görüşündeyim. Şöyle ki:

CRETA: Bugün Girit olarak bilinen adanın asıl adı CRT sessiz harfleriyle yazılan ve KRT olarak okunan kök sözcük idi. Bu adın anlam OKART = Oklaştır demektir. Zira –ART takısı /oluştur/ anlamını taşır. Örnekler: Yoğurt, Kanırt, Oturt…vs. Miken medeniyetinin işgalci güçleri KRT kök sözcüğünü KReTa => Creta olarak okumuşlardır. Zira, Girit adasında Miken’lerin gelişinden çok önce Minos kültürü bulunuyordu.

KNOSSOS: Giritteki Minos kültürünün başşehri Knossos idi. Bu sözün aslı KNS sessiz harflerinin (damgalarının) okunuşu olan OK-ON-IS => KNOS bu sözden de belirtgeç takısı alarak KNOSSOS olmuştur. OK-ON-IS ise /Evrensel OK’larız/ demektir. Ön-Türkçe ON kök sözcüğü evren demek olduğunu söylemiştim. Ayrıca -IS takısının belirgeç olduğunu bilmeyen Miken halkı bir belirgeç daha ekleyerek Knoss-ıs şeklinde uzatmışlardır.

UGARİT: Doğu Akdeniz kıyılarında, bugünkü Filistin bölgesinde, kadim Finike kültürünün başşehri idi. Bugün ancak kalıntıları bulunmaktadır. Ancak bu şehirde önemli bir yazı türü bulunmuş ve bu yazının Finike abecesinin atası olduğu saptanmıştır. Bu isim KRT sessiz harfleriyle yazılıyordu ve aslı OKART idi. Yani, aynen Girit adında olduğu gibi K => G dönüşümü olmuş ve OKART => UGART => UGARİT olmuştur.

38 yorum “Sümer Dili ve Yazısı”

  1. Calisma ilginc fakat bilgi yetersizligi mevcut.Örnek olarak akil Kelimesi arapca kökenlidir ve öz türkce degildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Calisma ilginc… ama yeterince ikna edici degil daha fazla bilgi ve dillerin karsilastirilmasi gerekiyor. Ayrica bu yaziyi ciddiye alamiyorum,sebebi bu yaziyi yazan inasanin dil bilgisi sinirli örnek:Ag(akil),yani sümer dilindeki ag kelimesini bugün kulandigimiz türkiye türkcesindeki akil kelimesiyle karsilastiriyor ag kelimesi akil anlamina gelebilir ve bu bence rastlantidir olmasa bile akil kelimesinin etnik kökeni arapcaya dayaniyor yani öz türkce bir kelime oladigi icin karsilastirmak acisindan bir deger ifade etmiyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Ag kelimesini veya kök sözcüğünü “akıl” ile karşılaştırmıyorum. Anlamı akıldır, diyorum. Burada “ag” sözcüğünün asıl eski şekli “ang” olup “anglamak” sözünü günümüzde “anlamak” şekline dönüştürdük. Yani ang olan Ön-Türkçe kök sözcük Sümer diline “ag” olarak geçmiş ve bu da anlam olarak “akıl” demek olmaktadır. Çünkü anlayan ve düşünen yetimize akıl demekteyiz. Arapça ile hiç bir ilgi kurmaya çalışılmıyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Kusura bakmayin sümerce “ag” kelimesini eger “ang” ile karsilastiriyorsaniz, ben yanlis bi elestiri yaptim. Benim deginmek istedigim konu su: siz burada 40 benzer kelime sundunuz ve bir cok arastirmaci daha onlarca kelime sundu ,peki bukadar kelime benzerligi sümerceyi türkce olarak kabul etmeye yetmezmi. Ayrica sümerce dilinin dil yapisi ve Grammeri de bütün diger türkce dillere ve altay dillerinin yapisina benzemekde,öyleyse neden hala uluslar arasi ansklopedik bilgi olarak deger kazanmiyor? neden hala avrupali dil ve tarih bilimcileri hala baska dillerle ve irklarla baglanti kurmaya calisiyorlar? biz mi cok biliyoruz yoksa onlarmi az biliyor? veya avrupali ve amerikali dil bilimcileri art niyetlimi? sanirim art niyetli cünki bukadar kelime benzerligini onlarda fark etmislerdir ve bunun tesadüf olmadigini olamayacagini anlayacak kadar “ag” a sahipdirler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Yer yUzUnde ilk insanin yaranmasi ilmin delilleriyle On Asiyada yarandigi tasdik ediliyor. Ve o insan olu da turk olmustur, konustugu dil de eski turkcedir. Fakat sonralar insandan milletler ve diller torediginde hemen insanlarin ilk kokeni turk, dili de turk olmustur. Yani butun milletler twrkden, butun diller twrk dilinden toremistir. Bunun icin ag kelimesinin arab, yahud diger dil kokenli olmasi meselesi o kadar da onemsenmemeli, cunku o da ilk kokunu twrk dilinden almistir. Calismanin muellifine tesekkur ediyorum!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. sümer ve türk dilleri arasında 168 kelimenin benzerliğini anlatan osman nedim tuna’nın eski bi çalışması var. o çalışmada bilinen en eski türkçeden bahsediyor. siz günümüz türkçesiyle karşılaştırmışsınız. hele bir kapkagag örneği var ; bu ‘kabkacak’tan başka ne olabilir ki!
    keşke sadece sümerce üzerine bi sitede bütün bunlar toplanabilse.
    tşkler

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Aga (yönetici, ağa),
    ağa farsça bir kelime, türkçedeki bey kelimesine karşılık gelir. Sümer dilindeki aganın benzetilecekse fars-persçeye benzetmesi gerekmez mi?
    liste pek dikkatli hazırlanmamış, bir dil bilimci onayından geçse iyi olacakmış.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. hızla yazdığım ve site yavaş açıldığı için misafir olarak yazmak zorunda kaldım. TTK- Türk Tarih Kurumu ve ırkçı girişimleri konusunda nette yeterli bilgi var, sümerleri türkleştirme konusundaki girişimler de o dönemde kalma hatıralar…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Sümerlerin Türklerin atası olması sizi rahatsız mı etti? Elin gavuru saçma salak benzerliklere kah hintlileri kah bilmem neleri ata kabul ediyorlar ama siz sümerleri(kengerler) kendi yazdıklarına rağmen Türkklerin atası olarak görmüyorsunuz, pess doğrusu! Sizin maksadınız klasik batıcılar gibi Türk sözcüğünü tarihten silmek galiba, yoksa neden tüm yazılı tarih Türkleri köken olarak gösterirken siz bundan gocunasınız ki;?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. İyide Türkçe ile değil ki, Bütün altay dilleri (Moğolca, Japonca, Tunguzca, Kalmukça, Korece vb.) ile benzerliği olduğu iddia ediliyor bu dilin. Ben izole bile olduğuna inanmıyorum, Sümerler eklemeli dile sahip oldukları halde, aslında pro-semit bir topluluktu. Tıpkı elamlılar gibi. Sizin deyiminize göre aynı yerden yani doğudan göç eden ve eklemeli dil konuşan Sümerler Türklerle “akraba” ise eğer, Elamlılarda aynı şekilde olması gerekir. Çünkü Elamca’da da Türkçe ile benzer basit kelimeler ortak olup, yine Altay dillerininde içine girdiği Eklemeli dillere girer.

    Buyrun eklemeli diller listesi içinde, hint-avrupa dillerinden farsça, izole dillerden baskça, kafkas dillerinin tamamı ve antik sami dillerdende bir çok örnek var. Bu özellik sümerleri altay dil grubunu konuşan mongoloid ırka sokmuyor ne yazık ki.

    link to tr.wikipedia.org

    İkinci olarak Türkçe ile benzerlik gösterse bile Sümerlerin Türk olduğunu göstermez. Sümerce’yi yalnızca Altay dil grubuna yerleştirir. Bu durumda Sümerler Türk oldukları kadar Moğol, Japon, Koreli vs. de olurlar.

    Son olarak Ural-Altay dil grubu diye bir şey yoktur. Ural dilleri ayrıdır, Altay dilleri ayrıdır. Ural dilleri Fin-Macar topluluklarının konuştuğu ve Kuzey Asya’da Avrupa’ya göç eden Ural halklarının dilidir. Altay dilleri ise Türkler, Moğollar, Tunguzlar, Kore ve Japonların girdiği ayrıca Eskimoları da muhtelemen kapsayan Mongoloid ırkın dil ailesidir. Haliylede ikisi farklıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Dillerin içindeki ortak sözcükler, dili konuşanların kandaşlığının kanıtı olamaz. Kandaş topluluklar muhakkak ki aynı/ortak sözcükleri kullanırlar. Ancak ortak sözcükler her zaman kandaşlık kanıtı değildir. Komşuluğunun, alış verişin, ticaretin, aynı yollardan, aynı topraklardan geçmiş olmanın kanıtı olabilir…

    Ayrıca Sümerler eğer bu topraklarda yaşamışsa, onların konuştuğu dilden kimi sözcüklerin hala bu topraklarda var olması kesindir ve onları fethedenlerce benimsenip günümüze değin gelmiş olması da şaşırtıcı olmamalıdır. Çünkü fethedenler aynı zamanda fethedilirler ve bu çoğunlukla kültürel aktarımlar yoluyla olur.

    Ortak coğrafyalarda yaşamış insanların bulduğu ilk sözcüklerin ses olarak birbirine benzemesinden daha doğal ne olabilir? Çünkü dilin kendine sözcük t-üretirken izlediği yollardan birisi, doğadaki sesleri taklit etmesidir. “Suyun akışını” Alman ile Türk boyları aynı ses ile seslendirdiyse, Almanlar ile Türkler birbirlerinin önü ardı; aynı soydan olmak zorunda mı? Nitekim Almanca da su “Wasser” sözcüğüdür ve içinde s harfi geçmektedir. W harfinin içinde de u sesi vardır. “Vay anasını satim ya, benzerliğe bak, kesin bir akrabalık var Almanlarla Türkler arasında” mı diyeceğiz şimdi?

    Dillerin içindeki sözcüklerin yalnızca benzerliğine bakmak yanıltır. Bir de neden benzediğine ilişkin yolları araştırıp düşünmek gerekir. Benzemenin binbir türlü nedeni olabilir. kandaşlık en başat nedenlerden biridir elbette. Ancak binbir türlü neden arsından yalnızca kandaşlık nedenini çekip çıkarmak ve buna dayanmak “körün tuttuğunu tarif edişinden” başka bir şey olamaz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Eğer Sümerler türk olsaydı, Türkler çoktan yerleşik bir topluluk olurdu. Halbuki atalarımızın göçebe olduğunu biliyoruz. Hatta Osmanlının son dönemlerine kadar padişah efendimizin! yaz aylarını cümbür cemaat çadırda geçirdiğini bile biliyoruz. 🙂

    Hüseyin’e katılıyorum. Çok zorlama benzetmeler…

    Bi de, Bab; baba imiş, o halde greco-latin kökenli “papa” kelimesi de türkçe… Buradan tüm batının da Türk olduğunu anlıyoruz. Zenciler hariç herkes türk anasını satim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Sekiz yıl önce Nijerya’da çalışırken iş için gitmekte olduğum Obrikom yolu üstündeki Bush Bar’da dinlenme molası verirken arkadaşıma “Gürsel” diye adıyla seslendim. Yanımdan geçen yaşlıca bir zenci bunu duyunca,
    – Siz Türk müsünüz? diye sordu.
    – Evet Türküz, nerden anladınız?
    – Mürsel dediniz de oradan anladım.
    – Aslında Mürsel değil, Gürsel demiştim.
    – Ha Mürsel, ha Gürsel, ne farkeder, ikisi de Türkçe.
    – Karamürsel’in sepetleri ünlüdür. Siz nerden biliyorsunuz Mürsel’i?
    – Siyah Afrika’yı ilk kez keşfeden Kara Mürsel diye bir Osmanlı Türk Beyi imiş. Buraları Osmanlı devletine o dahil etmiş.
    – Çok ilginç ilk kez duyuyorum.
    – Bilemezsiniz, Hristiyanlar ve Siyonistler bu tarihi gerçeği gizlemek için çok çaba harcadılar, sonunda başardılar. Bilen birkaç kişi kaldık, bildiğimizi saklıyoruz, yoksa bizi de yok ederler. Ama onlar Türklerin bütün dünyayı fethettiklerini biliyorlar ve bilinmesini istemiyorlar.
    – Adınız ne?
    – Söyleyemem, bu hayatıma mal olabilir. Bana Kara Tarkan diyebilirsiniz.
    – Peki Kara Tarkan, bu insanlar o zamandan beri mi yaşıyorlar?
    – O zamanlar burada tek tük insan ve biraz da maymun yaşarmış. Kara Mürsel sağdan soldan topladığı cariyeleri ve ele geçirdiği tek tük yerli kadınları dölleyerek bizim atalarımızı meydana getirmiş. Yani bütün Siyah Afrika aslında Türk’tür, hepimiz Türk soyundan geliyoruz.
    – Peki, Türkler beyaz olur, siz neden kara derilisiniz?
    – Eskiden biz de beyazmışız, ama Kara Mürsel Bey, adı üstünde, kara olduğu için döllediklerinin hepsi kara olmuş. Keşke burayı keşfeden Kara Mürsel değil de Ak Şemsettin olsaydı, biz de akça pakça olurduk.
    – Olmadı şimdi Kara Tarkan. Bu senin yaptığına ırkçılık denir.
    – İnsanlar kendi ırklarını, kendi milliyetlerini kendileri tayin edemiyorsa ne anladım bu işten?
    – Ne yazık ki bu söylediğin olanaksız.
    – Bir gün olacak ama.
    – Açıkçası hiç umudum yok.
    – Sir, şimdi eğriye eğri, doğruya doğru. Eğer ırk seçme şansın olsaydı hangi ırkı seçerdin? Sarı mı, Arap mı, Maori mi, Moğol mu, Güney Amerikanın boyunsuz ve koca kafalı yerlilerini mi, yoksa beyaz Aryen mi?
    – Ben yine beyaz ırkı ve Türk milliyetini tercih ederdim.
    – Beyazın da beyazı var. Genç kızlar koca ararken uzun boylu, geniş omuzlu, ince yapılı, filinta gibi olsun isterler. Genç erkekler de kadın seçerken sarı saçlı, mavi gözlü, ince, uzun boyunlu, uzun bacaklı, endamı yerinde olsun derler. Farkında olmadan yaptığınız seçimler hangi ırkı tanımlar? Sen hiç kocam kısa boylu, kısa bacaklı, dar omuzlu, göbekli olsun diyen kız duydun mu? Sen hiç karım kara kuru, yerden bitme, kısa bacaklı, koca götlü olsun diyen erkek tanıdın mı? Adını söylemeye utanıyorsunuz ama hepiniz farkında olmadan Aryen ırkını tanımlıyorsunuz. Hepiniz ırkçısınız aslında. Bütün dünya ırkçı.
    Baktım bu küçük sohbetimiz altından kalkamayacağım bir yöne doğru gidiyor, konuyu değiştirdim ve kinayeli bir şekilde:
    – Sizin durumunuz iyi değil, size Osmanlı lazım, keşke gitmesine izin vermeseydiniz, dedim.
    Kara Tarkan önce durakladı sonra aynen şöyle dedi:
    – Sir, kimse bize bir şey sormadı ki. Kendileri gelmişler, kendileri gitmişler. Biz bakıp durmuşuz yalnızca.

    Evet arkadaşlar, tesadüfen Nijerya’da, Port Harcourt ile Obrikom arasındaki Bush Bar’da tanıştığım Nijeryalı Kara Tarkan, aynen Osmanlıyı bir kurtarıcı olarak hasretle anıyor ve istiyor. Nijeryalıların ve hatta tüm öteki kara Afrikalı’ların da Türk asıllı olduğu böylece kanıtlanmıştır. Emperyalistler ve Siyonistler Afrika’lı soydaşlarımızı gemilerle yeni kıtaya köle olarak satmışlar, pek çoğunu da katletmişler.

    Kahrolsun Emperyalistler, Siyonistler, Masonlar, Sabetaycılar ve Komünistler!
    Kahrolsun ABD, AB, ABC, ABS, Vatikan, Tel Aviv ve Tel Kadayıf.
    Tanrı Türkü Korusun!
    Selamün Aleyküm.

    Arkadaşlar, hadi gene iyisiniz, sayemde Kara Afrikayı da millileştirdik.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. bütün brakisefaller (yuvarlak kafataslılar) aynı ırktan geliyor diye inanılır….kim inanır diye sorarsanız cevabı ırkçı fikirleri ilk üreten merkezlerden itibaren günümüze kadara bu işe gönül vermişlerin hepsi diyebiliriz…onların gözünde ırkların kardeşliği kemiklerin kardeşliğidir.

    haksızda sayılmazlar insanlar kafatası kemiklerinin şekliine göre ikiye ayırılabilirler..

    buradan şu sonucu hemen çıkarmış olmalısınız

    diğer grupta kafatası arkaya doğru yumurta gibi uzun olanlardır.

    Nazilere göre geri ilkel bir ırkı temsil eder bu yumurta şeklinde kafatası olanlar…Dolikosefal denir bu kafa yapısına

    Semitik kavimler dolikosefaldir.

    bugün iç anadoluda brakisefal kafatası yapısı hakimken doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerimizde dolikosefal kafatası yapısı sık görülür.

    bunlar tabi precise değildir.

    yani her önünüze gelenin o şekilde olmasını beklememelsiniz.

    sonrasında kafatasının yuvarlaklığının ölçüsüne göre bu kemik kardeşliği de kendi içinde ayrımlara uğrar..belli ulusları oluşturan ırklarda bu oran belli aralıklardadır.

    beyaz insanlarda az oranlarda dolikosefal ile karşılaşabileceği gibi esmer tenli insanlarda da brakisefalle karşılaşılabilir.

    ama temel arguman brakisefalin diğerine göre daha fazla evrim geçirmiş bir canlıyı temsil ettiği şeklindedir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Homosapiens afrikadan gelmemiş miydi! Aha hepimiz zenciyiz 🙂

    Bişi daha;

    Aryancı mantalite şöyle der :

    Bizim hint-avrupa dilimiz, gramer yapısı nedeniyle diğer dillerden daha semantiktir. O yüzden biz beyazlar üstünüz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. “ama temel arguman brakisefalin diğerine göre daha fazla evrim geçirmiş bir canlıyı temsil ettiği şeklindedir.”

    ironi değil mi bu? yani yazı baştan aşağı safsata görünümü verilmiş olsa da bir hiciv yazısı aslında değil mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. İnsanlık tarihi Brkisefaller ile Dolikosefallerin rekabetiyle doludur. Nice mutsuz aşklar yaşanmış. “Benim Brakisefal’e verecek kızım yok” diyen bir Doliko baba yüzünden Braki Ferhat Doliko Şirin’e kavuşamamış.

    Ama karışık eviliklerden doğan çocuklar da vardır. Onlara Dolly Sefal deniyor. 🙂

    Şaka bir yana, batının ırk ayrımcılığı eskide kalmış olmalı, zira ABD nin politikası bunun tam tersi. Irklar karması yaratmaya çalışıyor. Çünkü her ırkın farklı özellikleri var. Örneğin Brakisefal Çinlilerin 300 gram daha ağır beyne sahip olmaları onlara denge kurma üstünlüğü sağlıyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. yazınınızın yarısını okudum ve geri kalanına tahammül edemedim, kusura bakmayın. günümüz türkçesinde öz türkçeden kalma kaç tane sözcük var ki sümer dilini günümüz türkçesiyle kıyaslıyorsunuz, şahsen anlamadım. türkler kadar herkesi kendi milletinden veya dilinden gibi gösterip kendini bir üst levele taşıma çabasını başka milletlerde pek görmedim (gerçi topu topu kaç milletle beraber yaşadık ki, o da ayrı mevzu.).

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. “ironi değil mi bu? yani yazı baştan aşağı safsata görünümü verilmiş olsa da bir hiciv yazısı aslında değil mi?”

    🙂

    şaka değil sadece 1930 model antropoloji..

    günümüzde ne kadar çirkin, ne kadar itici geliyor değil mi?

    fakat bir zamanlar bilim buydu.

    Nihal Atsız kafatası ölçümleri yapılan bir aletle anadoluyu gezdi ölçümler yaptı yayınlarda bulundu.

    Türk ırkından gelen lerin kafatası ölçüsünü tespite çalıştı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Brakisefalin anavatanı asya kıtasıdır.

    Aryanlar brakisefalin zirve yaptığı milletlerden biridir..Ama ortadoğu hindistanda yaşayanlar ırkdaşları afrikadan gelen genetik etkilerden biraz nasibini almıştır. Etkiden kasıt aryan ırkından olan bazı halklarda dolikosefal kafatasının görülmesini sağlamıştır..Kürtler buna örnek verilebilir..Aryan ırkından gelmelerine rağmen dolikosefal kafatası yapısı yaygındır.

    Aynı durumun bir benzerini avrupada görmek mümkündür.Mesela nordik halklar ve aryan soylu olmalarına rağmen isveç ve norveçte dolikosefal (uzun yumurta kafa yapısı görülür.)

    Bunun sebebi avrupanın ilk yerleşen insanların şimdi görünenin aksine afrikadan göçetmiş gruplardan olmasıyla açıklanır.

    Yani aryanlar aslında asyada yaşayan bir toplulukken batıya göçetmiş izlandaya kadar bütün avrupayı doldurmuş dolayısıyla oranın yerli (tabi afrikadan geldikleri için dolikosefal olan) halklarıyla kaynaşmışlardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Türk ırkçılarını almanyaya bağlayan sebeplerle ilgili birşeyler ekleyeyim..Alman-Türk imparatorluğu hayallerinin kurulması boş bir ütopya değildir.

    Brakisefal kafatası alp dağlarının çevresinde ve özelliklede bavyera bölgesinde saflaşır.İşte alman ırkçıllığının itici motor fikri bu gözlemlerdir.Aryanların en seçkin evlatları almanlardır.

    Peki türk ırkçıları bu olaya nasıl dahil oluyor?

    Nasıl ki alpler avrupada brakisefal için bir hub bir liman gibi ise bunun benzeri asya’da bir merkez tibet bölgesidir….(nazilerin tibete ilgisinin sebebi budur….Pekin şehrinden tutun, Berlin’e kadar bütün avrasya brakisefaldir.Fakat Alpler ve Tibet bölgesi çevrelerine göre daha yüksek ölçümler veriyor olmalı ki ırkçılar tarafından özel ilgi görmüş)

    Şimdi bunlar zamanında uydurulmuş masallar olarak sayılabilirdi.Yani aryanların asyada yaşayıp hakimiyet kurduğu falan filan fakat arkeolojik buluntularla ve binlerce yıllık mezarlardan çıkarılan cesatler üzerinde yapılan genetik çalışmalarla artık desteklenebilen bir görüştür..

    Geçmişte karadenizin kuzeyi ,ural kafkas bölgesi hatta uygur bölgesinin içlerine kadar uzanan bölge yani orta asya, aryanların yoğun olarak yaşadığı hakimiyet kuduğu bir coğrafyadır.

    Bu coğrafyanın ürettiği halklardan biri de Türklerdir.

    hind-avrupa bir dil konuşmazlar ama çekik gözlülerle de tip olarak benzemezler.

    Kardan Adam’ın bir ara mevlana başlığında bahsettiği Kıpçaklar olsun sarışın türkmenler olsun Aryanlarla Türk diyebileceğimiz toplulukların çok yakın temasları olduğunu düşündürtmüştür.

    Basit ve kabaca söylersek türkler aryanların üvey kardeşi gibidir. :))

    Tabi bunlar 1930 model antropolojidir.

    Bugün için konuşması tu kaka bilgilerdir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. homosapiens le ilgili şunu söyleyim..

    Alaskada yaşayan bir İliut yerlisi de, nijerya yaşayan yarma gibi zenciler de homosapienstir.

    Bu şu demektir cinsel ilişkiye girerlerse çocukları olur..doğan çocuk da üreme yeteneğine sahiptir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Konuyla doğrudan ilgili değil ama bir saplama yapmak isterim.

    Kırgız destanında Manas Han’ın sağ kolu Alman Bet’dir.
    Alman ya da Alaman Pempe insan demektir. Bir kaç ulusun karışmasıyla oluşan bugünkü Almanların bir kolu Asya topraklarından gelmedir. Alman milliyerçileri Asyayı Almanların ana vatanı gibi görmekte, işgalci Rusları kovalamayı planlamaktaydı. Bize de öncü kuvvet piyasasından muamele çekip “rica ederim önden siz buyurun” dediler.

    Turan hayallerinin Almancı İttihatcılar döneminde topraktan fışkırması rastlantı değil, usta bir pompalama sonucudur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. İngilizler Türk’tür

    Belki inanmayacaksınız ama İgilizler Türk asıllıdır ve İngilizce Türkçe kökenli bir dildir. Bunu örneklerle kanıtlayabilirim:

    Yoğurt, ayran, baklava, kebap Türkçe’den alınma
    Süper, market, süpermarket, fifti fifti keza Türkçedir
    Montgomeri, kaban, espadril yine Türkçe
    Viski, rakı, şampanya, bira hep Türkçeden alınma
    Marina, otopark, garaj, bagaj, otobüs Türkçe
    Banka, kasa, çek, mafya, check-in gibi sözcükler hep ama hep Türkçedir.
    Distribütör, patent, liasing, mortgage gibi sözcüklerin Türkçe olmadığını hangi çılgın iddia edebilir?

    Evet arkadaşlar, İngilizler Türktür, Türk kalacaktır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Kafatası ölçümlerinin nedeni ve/veya amacı, insanın evrimi sürecinde geçirdiği değişikliklerin incelenmesidir. İnsanın henüz ellerini kullanmaya başladığı an öncesi ve sonrasına ilişkin buluntularda kafatası hacimlerinin değişik ölçülerde olduğu gözlenmiştir. Bu ölçümlerin amacı insanın beyin gelişimine nelerin etki ettiğini, hangi dönemde ne kadar değiştiğini araştırmaya yöneliktir. Sonradan bu işin suyunu çıkaranların yaptığı gibi milliyet belirleme amaçlı değildir…

    Bir de bu tartışmalar yapılırken bizlere bir dünya haritasının da eşlik etmesi gerekir… Ancak bu haritanın da bilinen en eski dönemlerden itibaren yer hareketlerini de içermesi gerekir. Örneğin bir zamanlar Afrika kıtası ile Avrupa’nın birleşik olduğu ve Avrupa’ya insanın Afrika’dan geçtiği söyleniyor. Yani dünya da henüz bugünkü haliyle yoktur o zamanda.

    İnsanın gelişimi ve yeryüzüne yayılması jeoloji ile birlikte incelenmesi gerekir. Çünkü insanı “yaratan” ilk elde coğrafyadır. İnsan da daha sonra geliştiği oranda “coğrafya yaratmaya” yeltenmiş ve yaratmıştır. İnsanın bu çabasında ise özellikle ateş bir devrimdir ve ateş sayesinde insan buzullara “saldırmış” ve sıcak kuşaklardan soğuk kuşaklara doğru yönelmiştir…

    İnsanın evrimi jeoloji ile birlikte ele alınmadan tam anlaşılamayacağı gibi, kafatasları ya da diğer kemik ölçümleri de yapılmadan, insanın geçirdiği değişiklikler anlaşılamayacaktır. yani ölçülen yalnızca kafatası da değildir. Uyluk kemikleri de ölçülmektedir. Onların açıları, eğimleri falan da inceleme konusudur. Tartışmalarda genellikle bugünün verileri üzerinden dayanaklar ve ölçütler oluşturuluyor ve bazı şeyler bu yüzden komik görünüyor. Ancak hiç bir şey; ne insan ne de yeryüzü bugün olduğu gibi değildi geçmişte…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. İnsan ırklarının araştırılması alman nasyonel sosyalizmiyle kirletilmeseydi….yani avrupanın göbeğinde yaşayan yahudiler sırf semitik oldukları için topluca öldürülmeyle karşılaşmasaydı…emin olun bugün lise biyoloji kitaplarında bile bu konular bulunacaktı.

    Homosapiens detaylı incelendiğinde bazı ırkların diğerlerine göre çeşitli açılardan farklılıklar gösterdiği inkar edilemeyecek derecede barizdir.

    Olimpiyat finallerinde yüz metre koşucusu bir tane beyaz gösteremezsiniz…bu afrikada yaşayan insan ırklarının üstünlüğüdür..bunu salt biyoloji bilimine katkı sağlamak için tartışmanın ,söylemenin veya yazmanın bir suç veya faydasız bir iş olarak değerlendirilmesi..Evrimsel biyolojinin önemsizliğini iddia etmek gibi birşeydir.

    Farkındaysanız evrim karşıtları bile aaynı argumantasyonla darwinizmi,evrimcileri yaftalamaya çalışmaktadır.

    Eğer ırklar üzerinde söz söylemek,araştırma yapmak bilgi edinmek size göre itici,faydasız,hatta insanlığa karşı suç ise evrim karşıtlarıyla paralel bir bakışınız olduğunu umarım farkediyorsunuzdur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. sıkıntı çeşit çeşit. ırk ne mesela? ırkın tanımını yapabilen var mı? hadi diyelim yaptı, bu biyolojiye nasıl eklenecek, önerisi olan var mı?
    onu geçtim şimdi, ona kenarda hazır laflarım var ama daha fahiş hatalara değinmek istiyorum.
    bir defa, bilişsel evrim daha çok lamarkçıdır. konu başlığı ilk yazıdan beri bunu ıskalıyor. şu son gelinen noktada canlılığın evriminin darwinci olduğunu kabul etmemek ise epey sıkıntılı birçok soruna yol açar. yani bizim bildiğimiz canlılık tek bir ata hücreden evrimleşti, o an itibariyle şu ana kadar projeksiyonu yoktu, amacı belirsizdi, amacı zaten epey değişti zamanla. çünkü şartlar sıkça değişti. dış şartlarla baş ederken rekabet edilen diğer canlılar da değişti. bilindiği kadarıyla olaylar “bir projeksiyonu olan” lamarkçı açıklamanın dediği gibi olmadı. evrimin yönelimi yoktur, evrim hedef gözeterek atılmış bir taş değildir. bu sebepten hedefe daha yakın düşen “daha çok evrimleşmiş” taşlardan bahsedemeyiz. benim ilk itirazım bunaydı. hala da buna, o ayrı.
    süreden tam emin olmamakla beraber yaklaşık bir 200 senedir ısrarla “daha çok evrimleşmiş” gibi tabirler biyolojiye sokuldu, aklı başında her eleştiri göz ardı edildi bu konuda. ve aydınlanmış insanlardan oluşan tartışma topluluklarında, buralarda, aydınlanmış görünen kişiler tarafından bu mesnedi olmayan tanımlar tekrar edildi durdu.

    bu konu ırkların üstünlüklerinin tespitini vurgulayan bir dilde başlatılmadı. (başlatılmamış desem daha doğru belki, bu sitede o yazı kadar eski değilim).
    şimdi geldiği yer ise başlangıçtaki vahameti ikiye katlamış halde.

    biri kalkmış etkileşim halindeki dilden kültürel ata tespiti yapıyor, diğeri evrime amaç biçiyor.. hiçbir nesnel faydayla ilişkilendirilemeyen kafa tası ölçümlerinden nerelere geliniyor.

    üstüne, evrim karşıtlarının doğal olarak kullanmaktan çekinmediği ve politik bağlamda evrim savunuculuğu yapan insanları köşeye sıkıştırmak için hayli başarıyla yıllardır gündemde tutulan sosyobiyoloji uygulamalarına geliyor laf. evrimi en saf haliyle anlama ve günlük dile uyarlama taraftarı olan insanlara (burada kendimi kastediyorum) karşı-evrimciler üzerinden saldırılıyor. megabitler israf olmaya devam ediyor.

    henüz ahlaki boyuta girmedim. sanırım sırada o var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Bahsettiğin şekilde bir projeksiyon iddia edildiğini veya ettiğimi nereden çıkardın? burası önemli gösterir misin?

    “”daha çok evrimleşmiş” gibi tabirler biyolojiye sokuldu”

    ne demek istiyorsun?evrim gradian değildir demeye mi çalışıyorsun? eğer öyleyse çok talihsiz bir başlangıç yapıyorsun haber vereyim..

    ırk kavramı biyolojiye çok rahat yerleşir o konuda senin tasan olmasın… hatta birçok şey yerine oturur..biyoloji biliminin temeli olan teori böylece anlam kazanır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. gradian ne? sıcaklık gradyanı, hız gradyanı gibi bir anlamda mı kullanıyorsun? canlıların atadan farklılaşması anlamında mı? birden fazla kalıtsal özelliğin belirleyici olduğu karmaşık bir canlıda gradyan tanımın ne? önce onu söyle
    eğer benzer şekilde benim projeksiyondan kastımı merak ediyorsan, projeksiyon bir amaç, önceden kestirilen bir rota, bir başka zihindeki kurala göre kendi kuvvetiyle ya da dış etkiyle hareket eden herhangi bir nesne ya da birey. açıklayıcı oldu mu bu haliyle?

    “evrimleşme mertebesi” yorumunu göstermemi istiyorsun.
    hatırlatırım, bir yazı içinde düzeltme ya da belli şartlara göre yorumlama ihtiyacı duymadan

    “ama temel arguman brakisefalin diğerine göre daha fazla evrim geçirmiş bir canlıyı temsil ettiği şeklindedir.
    “

    yazabiliyorsun.
    “diğerine göre” dediğin nedir bilmiyorum, çok yuvarlak tanım bu. savunuyor musun belli değil.
    evrimleşmek bir mertebe değil, evrimleşme çabasında daha başarılı olan tür yok. böyle bir çaba yok, projeksiyon yok. bunu idrak etmiş misin? anlamam mümkün değil yazdıklarından. ve anlayamamam benim kapasite sorunumun ötesinde nedenlere bağlı. hoş, alıntı yapma kuralları bellidir. en anlayışı kıta göre anlatman gerekir bazı şeyleri. özellikle ırkçı, milliyetçi tipleri kendine çekecek cinsten konularda yazılar yazıyorsan, anlayışı ve zeka beklentini iyice düşürmelisin (bu sonuncu cümle tamamen kişisel yorumumdur, konu dışı olabilir).

    yazdığın yazının yörüngesi de belli değil. tam buradan çıkarttığım budur. ihtilaflı metni ortaya sunan sensin. bundan rahatsız olan benim. tek tek itiraz mı edeyim, yoksa bu yazdıklarını okuyup fakat ayıklayamayacak durumda olan her bir okuyucu için ayrı ayrı özet mi geçeyim? onun yerine sen özdenetimini arttırsan daha iyi değil mi?
    bu haliyle neyi doğru kabul ettiğin zaten anlaşılmaz durumda. kiminle tartıştığımı da anlayamaz oluyorum. iş çene yarıştırmaya dönüşüyor.

    ha bi de, ırkı yerleştir biyolojiye, hazır yerleştirilmişi varsa onu göstersen de olur. şimdilik şu haliyle sadece iddia edensin. kast ettiğin nedir merakla bekliyorum çünkü şu an ırktan anladığını ikinci defadır sormuş bulunuyorum.

    ne yapsam bilmiyorum. elimde bir sosyobiyoloji kitabı var, önsözüne biz bu kitabı çevirdik ama bak bu konuların bilimselliği şu sebeplerden ihtilaflıdır diyen çevirmenlerin önsözünden alıntı mı yapayım?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Tecahülü arif nedir bilir misin?

    şair veya yazar aslında bilir ama bilmiyormuş gibi yazar

    seni okuyunca aklıma bunu getiriyorsun.

    Benim neyi savunduğumun konuyla ilgisi nedir?

    Mevzuyu bilimsel olarak mı ele alacağız yoksa kişisel görüşlerimizi mi tartışacağız.

    Faşistim veya değilim…Üstün bir ırka inanıyorum veya inanmıyorum bunların konuyla ilgisi yok.

    Burada inançlardan bahsetmiyoruz.

    Elle tutulabilir.Gözle görülebilir.Ölçülebilir birşeyden bahsediyoruz.

    Ayrıca bu bilgilerin 2. dünya savaşından önce olduğunu da belirtmişim.Savaşın sosyopolitik etkisine vurgu yapmışım..bunları gözü gören herkes farkedecektir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. “gradian ne? sıcaklık gradyanı, hız gradyanı gibi bir anlamda mı kullanıyorsun? canlıların atadan farklılaşması anlamında mı? birden fazla kalıtsal özelliğin belirleyici olduğu karmaşık bir canlıda gradyan tanımın ne? önce onu söyle”

    önce konuyu bilmeyecek arkadaşlar için gradyanı biraz açıklayalım..

    Canlılar zamanla evrimleşir diyoruz ama bu yavaş bir süreçtir.Yani biranda dinozorlar kanatlanıp uçmaya başlamazlar..Birçok genetik değişikliğin yavaş yavaş birikmesi ve bu arada canlı türlerinde azar azar değişme olması evrimin temel çalışma prensibidir.

    söz konusu canlı insan olduğuna göre insan evriminin belirleyici organı olan beyine bakılması gerekir.(Mesela dik yürümek kalça kemiği önemldiir. Baş parmağı kullanma becerisi falan da önemlidir.ancak bunlar artık eski öneminin yitirmiş gözükmektedir.)

    son yıllarda bulunan fosiller sayesinde artık biliniyor ki, dik yürüme ve elleri kullanmayla insan olma sürecinin bağlantısı çok zayıftır.İnsan ataları dik yürümeye başlandıktan milyonlarca yıl sonra bile aynı kafatası hacmine sahip olmuştur

    Bizi insan yapan beynimiz olmuştur.

    O halde evrimini dikkatle izlememiz ve tartışmamız gereken organ beyindir.

    Birden fazla kalıtsal özelliğin konuyla ilgisi nedir anlamadım..Mutlaka birşeyle ilgisi vardır ama burayla ilgisi nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. “ha bi de, ırkı yerleştir biyolojiye, hazır yerleştirilmişi varsa onu göstersen de olur. şimdilik şu haliyle sadece iddia edensin. kast ettiğin nedir merakla bekliyorum çünkü şu an ırktan anladığını ikinci defadır sormuş bulunuyorum.”

    Bir canlı grubunda ( illa insan olmak zorunda değil..at ırkları, köpek ırkları hatta bitki ırklarınden bile bahsedebiliriz.) doğal olarak gözleyebildiğimiz fiziksel özellikler vardır..Bunlar kalıtımsaldır atasında da benzer özellikler görülür..yavrusunda da.

    Ve bu özellikler onları grup olarak diğerlerinden doğal şekilde ayırıyorsa işte bu ayrıma ırk denilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. “eğer benzer şekilde benim projeksiyondan kastımı merak ediyorsan, projeksiyon bir amaç, önceden kestirilen bir rota, bir başka zihindeki kurala göre kendi kuvvetiyle ya da dış etkiyle hareket eden herhangi bir nesne ya da birey. açıklayıcı oldu mu bu haliyle?

    “evrimleşme mertebesi” yorumunu göstermemi istiyorsun.
    hatırlatırım, bir yazı içinde düzeltme ya da belli şartlara göre yorumlama ihtiyacı duymadan

    “ama temel arguman brakisefalin diğerine göre daha fazla evrim geçirmiş bir canlıyı temsil ettiği şeklindedir.
    ”

    yazabiliyorsun.”

    Brakisefalin ortaya çıkışının önceden kestirilip ayarlandığı falan yok…brakisefal zaten evrimsel sürecin içinde kendiliğinden çıkmış vaziyette..ama diğerinden üstün olduğu düşünülüyor..

    üstelik yazdıklarım orada böyle plan,proje,projeksiyon kastım olsa daha açık seçik yazardım…bir tane cümleyi çekip söylemediğim bir şeyi anlam olarak yüklemen yanlış

    “”diğerine göre” dediğin nedir bilmiyorum, çok yuvarlak tanım bu. savunuyor musun belli değil.”

    diğerinin ne olduğunu da zaten yazmışım…. on kere yazmama gerek yok diye düşünmüştüm..yine de aynı düşüncedeyim..gereksiz bir yüklenme arayışı içindesin.

    yukardaki cümleyi cımbızlayan projektör gibi gözlerinden nasıl kaçıyor bunlar anlamıyorum.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. ,,

    En çok dingir’e takıldım

    dıngır dıngır – dingir dingir , tıngırtı-dıngırtı,dingirti gibi;

    Tengri ifadesi vikipedi sayfasında moğolca karşılığı “denger” ya da “denger etseg” olarak verilir; (denk-er ya da denk er etsek olabilir mi bu bilmiyorum)
    dengerdi, tenğerdi, benzeri ifadelerle yanılmıyorsam Kutadgu Bilig alıntıları var;
    Bu ifadenin iki çevirisi var gibi birincisi denkleşirdi, ikincisi kuşun uçuşu (denge ile yüzüşü-uçuşu)
    Diğer lehçelerdeki karşılıklarda incelenebilir, vikipediden;

    “d” genellikle “t” ile ve “g” genellikle “k” ile belirtilebiliyor;

    Ben sessel çağrışımlar üzerinden gideceğim çünkü bende güçlü olarak şu hissi uyandırdı; Telli bi çalgının akortlanması-seslerin uyumlanması-denkleştirilmesi;
    Birde dingir-dinkin-dingin-dingi(dinme) ya da “tin” sözcüğü ile benzerleri ve “din” sözcüğü ve kavramı

    Şimdi tıngırtı, Bi şeyler tıngırdatta dinleyelim;
    tıngır-mıngır (şöyle-böyle,vb.)

    tangırtı-tungurtu daki tangır zaten tangrı benzeri; her neyse ; ben sustum; Ama buradaki teneke yada metal sesi gibimi?

    Tangırt diye bi şey düştü, Tangırt diye bi gürültü koptu, benzerleri yanımıyorsam Yöresel ağızlarda olmalı ya da var;
    Gökten bi şey düşmesi ve bi şeye çarpması benzeri çağrışımlar;

    ,,

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.