Tek başınalık.

Tek başınalıkta masumiyet vardır derdi Krishnamurti. Osho’da benzer şeyler söylemişti. Tek başımayım, sessiz bir bekar evinde, sabaha dek o sorumsuzluğu içime çekmek üzere. Maalesef burası da sessiz değil. Hatta hiç olmadığı kadar şamata dolu. Ağlayan çocuklar, ne dediği belli olmayan bir delinin naraları, bagaja iki kolon atmış, hırpani genç magandaların acı dolu, ciyaklayan melankolik şarkıları, onlara inat vızıldayan litrelik meyve suyu kapağı, köşebaşında saati umursamayan hafriyat çalışmaları, vb. Her şey seferber olup tekbaşınalığımı katletmek üzere hareket halinde.

Tek başınalık deyince aklıma çocukluğumun çizgi filmi “red kit” ya da orjinal ismiyle Lucy Lou gelir, kendi kendisini iyileştiren “rambo” gelir, barbar “conan” gelir, en uç noktada “terminaor” gelir. İkinci filmde onu da duygusal hale getirdiler. Hatta o kadar duygusal oldu ki filmin sonunda kendisini eriterek yok etti. Duygular bir makinayı bile yok ederken insanoğlu nasıl hala hayatta kalabiliyor? Evrenin en bilinmez sorusu bu olsa gerek. İnsanoğluna verilmiş en ölümcül lanet bu. Bunca soruna rağmen onu hayatta tutan ego mu?, kişisel önemliliği mi?, Her ne haltsa onun ne olduğunu bilen birisi var mı? Eğer varsa onu yok etme yollarıyla birlikte paylaşırsa sevinirim. Bu sayede, belki biz de kendimizi eriterek bütün saçmalıklardan kurtulabiliriz…

39 yorum “Tek başınalık.”

  1. Makineyi yok eden duyguları değildi. Yapması gerekeni yaptı. Sen de her zaman yapman gerekeni yaparsan sorun kalmaz.

    Tabi birde yapmaman gerekenleri, yapmayacaksın.

    Kısacası, “kusursuz ol”.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Görev tanımında kendini yok etmenin olduğuyla alakalı bir bilgi yoktu. Yapması gereken Oconnor’ların hayatta kalmasını sağlamaktı.

    Tavsiyeler için teşekkürler. Bunları yapmak öyle kolay değil. İçeride coşku üreten, 7/24 çalışan bir fabrika varken hele. Benim asıl merak ettiğim; neyin bizi hayatta tuttuğuydu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “Görev tanımında kendini yok etmenin olduğuyla alakalı bir bilgi yoktu.”

    Eğer böyle bir bilgi olmasaydı veya hesaplayamasaydı kendini imha etmezdi. Kendini yok ettiğine göre, gerekeni yaptığını anlayabiliyoruz. Duygusal bakmamak lazım olaya.

    “Benim asıl merak ettiğim; neyin bizi hayatta tuttuğuydu.”

    Öncül yanlış olduğu için sonuçta yanlış oluyor. “Duygular bizi öldürmeye veya yok etmeye yönelik” dersen, bizi hayatta tutanın duygular olduğu, olasılığını yok etmiş oluyorsun.

    Bir de ne tür yok olmaktan bahsediyorsun? Fiziksel yok olmak, ölmek mi? “Benlik” yok olması mı?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Yahu toruk makto senin bu metalik soğuklukta saçma sapan spiritüel saplantılarına kıl oluyorum. Valla kıl oluyorum kardeşim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Tabi tebrik etmemek de elde değil bu da bir yetenek sonuçta. Pardon Toruk, tebrik ederim yerine kıl oluyorum demişim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. ” Bunca soruna rağmen onu hayatta tutan ego mu?, kişisel önemliliği mi?, “

    İçses şaşırmış, adamın otorite saplantısını sezinlediği için şöyle soruyor ve yuh diyerek böyle tepki veriyor.

    Adam o devasa egoyla nasıl adım atıyor?

    He bu rock ve metal muhabbetlerin narsist kişilik bozukluklarına sahiden kıl oluyorum. İnsan okuduğunu azcık özümser yahu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Bi tavsiye; sevincin de, üzüntünün de geçeceğini bilmek yada geçici olduğunu. Gerçek anlamda bize geçici olduğumuzu vurguluyor. Sevin GEÇECEK, üzül GEÇECEK, eeeeee o zaman önemli değilim, kimse değil. Sadece gülümse hayata:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Her anlamda yok olmaktan bahsediyorum xenix. Enerji olarak devam etmekten, reenkarnasyon için yeni hayat seçmek üzere rehber ruh grubunun yanına gitmekten, spatyomda takılmaktan, kabir azabı ya da cennet bahçesinden, vb. bilinen ölüm sonrası faaliyetlerden değil.

    Yabancı, sonsuzdaki yeni nesil “ısırarak sevişme” akımına senin de dahil olduğunu görmek sevindirici. En azından artık sadece ısırmıyor, sevişiyorsun da.

    Hem değişik bir üslup da benimsemişsin bu konuda. Normalde insanlar önce ısırıp sonra seviyor. Sen önce sevip sonra ısırmışsın. Burada da yabancılığını belli ediyorsun. 🙂

    Alıntıladığın cümledeki sorunu ne olarak tespit ettin? Devasa egosuyla hayatta kalanların dünyasında yaşıyoruz. Bu enerji tüketen bir şey olduğu gibi aynı zamanda yaşama tutunmamızı da sağlıyor olabilir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Yabancı’nın bahsettiği devasa ego seni imliyor gibi geldi bana Toruk…
    En azından ben öyle algıladım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. siriusE

    “Sevin GEÇECEK, üzül GEÇECEK, eeeeee o zaman önemli değilim, kimse değil. Sadece gülümse hayata:)” demişsin.

    Sana katılıyorum. Bu yazı intihara niyetlenmiş bir melankoliğin vazgeçtikten sonra neyin onu bundan vazgeçirdiğini anlama çabasının ürünüdür.

    Aynı zamanda senin güzel tespitlerin üzerinde de düşünülmüştü.

    Neden geçecek başka şeyler yaşamak için hayatta kalayım ki?
    Hiç bir şeyin önemli olmadığı bir hayatta kalmanın ne anlamı olabilir?
    Sonrasında neyin beklediği de umrumda değilse 1 sn fazla yamama ne gerek var?

    …gibi bir sürü sorunun yanıtını aramış ama bulamamıştım. Herhalde bir gereklilik vardır diyerek aranızda kalmaya karar vermiştim. Belki bu gerekliliği bilen birisi vardır diye de bu saçmalıkları karalamıştım. Sanırım o konuda bilgilenemeyeceğim. Bunun yerine narsist kişilik bozukluğumun olduğunu öğrenmiş oldum. 🙂 Senden de “Sadece gülümse hayata:)” kısmını alıyorum ve gülümsüyorum. Teşekkürler…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Kendimi dışarıda bırakmadım ama sadece benden bahsettiğini de anlayamamıştım.
    Teşekkürler Morgana. Yabancı bana ilk defa kardeşim demiş. Devasa egom buna sevindi. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Toruk, intihara eğilimli biri hiç değilim, az çok tanımışsınızdır artık beni umarım. Hiç bir şey önemli değil,yanı başında bekleyen ölümü düşününce, bundan bahsetmek istemiştim yalnızca ama sende ki narsist kişilik bozukluğunu unutmuşum:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Öyle olduğunu iddia etmedim ki. Cumartesi gecesi benim öyle olduğumdan bahsettim sadece. Yanıbaşımızda bekleyen ölüme sarılmaktan bahsetmiştim yani. Onu neden daha fazla bekletiyordum ki? Hala bilmiyorum ama biraz daha bekleyecek… 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Der Untergang (çöküş) filminin son sahnelerinden birinde teslim olmak istemeyen ve silahını şakağına dayayan o genç asker ne diyordu; “Bizler SS subaylarıyız, savaş bitti ve Führer’den daha uzun yaşayamayız”

    Yani sebep ararsan ille de bulunur da, yine de ölmek için her zaman vakit vardır Toruk. Deli deli konuşma:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Ne zaman ki kendine kıyarsın
    Sen o zaman en fazla bir hıyarsın
    Cumartesi günleri değil sadece
    Haftada sekiz gün bu söz seni uyarsın!…

    Bu saatte senin için U-YANMIŞ olmalıyım Toruk…

    İntihar düşüncesi insanın sadık dostlarından biridir. Ama ne zaman ki kendine kıyarsın, o dostun sana ihanet ettiğini göreceksin!… Yaşama ayna tutmaktır bu. Ama gördüklerin yüzünden aynayı kırmana gerek yok. Ayrıca ayna tersinden göstermektedir durumu…

    Herkes “hayata nişanlı, ölüme sözlü”… Zaten cepte keklik olan ölümü harcamaya gerek yok. O seni günü ve saati gelince harcayacak zaten… hatta her gün bir parça harcamakta zaten. Sen ertesi güne ne arttırabilirim diye bakmalısın.

    “Gam çekme haline divane gönül
    Sana da bulunur ilde neler var
    Ayva mı eksik turunç mu yoksa nar
    Sun elini beri dalda neler var”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Sen gidersen kırılır aynalar
    Sularda batar tüm güneşler
    Ben sonra nerde saçımı tararım?…

    Sen gidersen saçımı başımdan
    Başımı gövdemden yolar
    Çocukların yüzüne nasıl bakarım?…

    Bu yangın nerde söner ozaman
    Alev alev yanarken yeryüzünde sular?…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Gamaro, haklısın, ölmek için yüzlerce sebep var zaten. Bütün bunlara rağmen kalmak için hangi sebebi bulduğumu merak ediyorum. Neyse, sonuç itibari ile kaldık bu çılgınlığın içinde yine. Bari kaliteli bir çılgınlık olsun. 🙂

    Hüseyin, “…Sen ertesi güne ne arttırabilirim diye bakmalısın.” diyorsun da asıl sorun zaten ertesi güne bir şey artmaması, artmasının sorun olması. Yaşam hikayesini silelim, anda yaşayalım, zamanın olmadığı yerde, hiç bir şeyin kalıcı olmadığı yerde, vs. vs. Ben bunun gerçekten özgürlük ve mutluluk olduğundan şüphelenmeye başladım. En güzeli yokluk diye düşündüm. Varlık yoksa; ne acı var, ne mutluluk ne de herhangi bir saçmalık…

    Not: Yorumlarınız için teşekkürler. Bunlar benim 07.08.2010 gecesi düşündüklerimdi. Hala aynı şeyleri düşünmekle, hala var olmaya devam etme sebebini bulamamakla birlikte, var olmaya devam eden, devam edecek olan bir varlığım. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Daha yapacakların var demek ki :))
    Ayrıca bir anda galeyana gelip 1 günlük bir olayı bütün hayata mal etmekte yanlış sanırım..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. 1 günlük değil ki 32 yıl + 1 gün. 🙂 32 yılda bulamadığım sebebi ileride bulabilir miyim bilmem.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Yazın, bana oldukça çok sevdiğim bir düşünürün can sıkıntısı ve intihar üzerine iki cevabını anımsattı Toruk Makto. Cevap diyorum zira kitap E. Cioran ile yapılan söyleşilerin metinlerinden oluşan “ Ezeli Mağlup” Gece sessizliğindeki tasvirin ölmeyi düşünmekten çok bilinçli bir sıkıntı gibi geldi bana, bu yani benim fikrim tabi öyle olmayabilir. İnsanın temel sorununun yaşamı değil de ölüm ve intihar fikrini alt etmek olduğunu düşünüyorum. Bizi hayatta tutabilecek her şey olabilir ve hiçbir şey olamaz ve aslında yaşamak fikri müthiş çılgınlık A. Camus “Sisifos Söyleni” isimli kitabında ki 25-26 yaşlarında yazmış intihar fikri üzerinde müthiş çalışmıştır ve orada “intiharın insanın içinde bir başyapıt gibi sessizce geliştiği”nden bahseder ama ondan başka bir gün birşeyler yazmaya çalışayım malum insan kitaplardan CTRL-A sağ tuş ile bilgi aktaramıyor 🙂

    Leo Gillet 1982’de Amsterdam’da soruyor Cioran’a: Bu anlam yokluğunda, sizin kitaplarınızın diğer bir konusu olan boşluğa geliyorum. Bununla birlikte iyice düşünüldüğünde, iki tür boşluk var. Bir tarafta boşluğun dehşeti var, diğer tarafta da boşluğun çekimi var. Dolayısıyla bir tarafta can sıkıntısı var, geçen zaman var; diğer tarafta da bir Budist filozofun ıssızlığın özü diye adlandırdıkları şey var. “Ancak boşuğun idrakı ölümü alt etme imkanı verir; zira gerçeklik noksanlığı her şeyde varsa, ölümde niye olmasın ?” diye bahsettiğiniz o boşluk. Boşluğun bu iki türünden söz edebilir misiniz biraz?

    Cioran: (…) İlk bilinçli sıkıntı tecrübemi mükemmel hatırlıyorum. Beş yaşındaydım, gülünç bir şey bu, ama neyse, hatırlıyorum bir öğleden sonra,saat tam olarak üçtü, daha sonra dile getirebileceğim bir tecrübe yaşadım, zamanın varoluştan kopup ayrıldığını hissettim. Zira can sıkıntısı budur. Hayatın içinde varoluş ve zaman birlikte yürürler, organik bir birlik teşkil ederler. Zamanla birlikte ilerlenir. Sıkıntı içinde ise zaman varoluştan kopar ve bizim için dışsal bir hale gelir. Oysa yaşam ve fiil diye adlandırdığımız şey zamana eklenmedir. Zaman oluruz.Sıkıntı içindeyken artık zamanın içinde değilizdir. O olağanüstü titreme, o derin rahatsızlık duygusu buradan gelir; ve nesnel olmalıyım, sonunda bu hali severiz (…)(E. M. Cioran, Ezeli Mağlup, metis yayınları, sayfa:51-exlibrisMarsseh)

    Bir diğer soru; İntihar hakkında ne düşünüyorsunuz? Dur ve yine uzunca bir cevabın bir yerinde Cioran Şöyle der: (…) İntihar fikri olmasa kendimi uzun zaman önce öldürmüş olacağımı söylemiştim. Ne demek istiyordum? Hayatın sadece istendiği zaman bırakılabilmesi fikriyle tahammül edilebilir bir şey olduğunu. Biz ne kadar istersek o kadardır. Bu düşünce, ölgünleştirici ve bunaltıcı olmak yerine, coşku vericidir. Aslında bu everene atılmışızdır, nedenini gerçekten bilmeyiz. Burada olmamız için hiçbir neden yoktur. Ama hayatı alt edebieceğimiz fikri; hayatımızı elimizde tuttuğumuz, istediğimiz zaman gösteriden ayrılabilecek olmamız, coşturucu bir fikirdir (…)(E.M.Cioran, Ezeli Mağlup, Metis Yayınları, sayfa:68-exlibrisMarsseh)

    Hal böyle iken Toruk Makto sanıyorum bizi hayatta tutan güç Cioran’ın dediği gibi dilediğimizde onu alt edebileceğimiz fikridir. Bu kötü mü? Bence bu fikir yaşamak kadar çılgınca güzel….ve ahh..bir de kalbimizin şuracıkta ölsem ama kalbim kalbini hissetse dediği aşka ait oluşu var….ve sanırım yaşam düşüncesini alt eden ölüm düşüncesini alt eden şey aşk….kalbine dolması dileği ile….

    Marsseh: seni seviyorum Gökyüzüm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Ve bence zaten bu “çocuk” sırılsıklam aşık ama, “şahidi” şahitlik etmiyor gibi geliyor bana.:) Mahkemeye gelmiyor şahit. Mevcutlu getirsen de olmaz. Şahitlik gönüllülük işi. Ne dersin Toruk? Var mı öyle bir durum?:))

    “Alınan mı morunan mı
    istedim vermediler
    kaçırayım zorunan mı”:))

    Sen iyi bir “sol anahtarı” bul kardeşim:)

    Not: Sol anahtar açıcı anahtardır:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Bence yaşama fikri diye birşey yoktur. Yaşamak vardır. Birde ölmek…İntihar ölme zamanı gelmeden önce yaşamı öldürmektir… Yaşamı öldürdüğünde insan intihar etmek ister. Bazen yaşamı öldüren sebepler o kadar yoğunlaşırki yeter dedirten cinnet anına sürükler insanı. Oysa yaşamak ve ölmek arasındaki geçen sürecin ne kadar kısa olduğun düşünen için, tüm olumsuzlukların yaşandığı ortamlarda olumsuz yoğunluktaki bir olayın onu zaten öldürebileceğini bilmek ama öldürmeyebileceğini de umut etmek yaşamın kendisidir. Ben yine üzerine basarak diyorumki biz insanları yaşatan yegane sebep içimizde varolan sevgi ve bizi Kuşatan yüce kudrettir… Bu kudreti bilen hiçbirşeyden korkmaz intihar etmekte istemez zaten ölecek ne gereği var acele etmeye… İsterse prangalarla bağlasınlar, isterse işkenceye boğsunlar, isterse dünyayı ateşe versinler… Yaşamın kendisi yaşayacak ölümün kendisi de zaten gelecektir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. “Yaşam hikayesini silelim, anda yaşayalım, zamanın olmadığı yerde, hiç bir şeyin kalıcı olmadığı yerde, vs. vs. Ben bunun gerçekten özgürlük ve mutluluk olduğundan şüphelenmeye başladım..” Bence de şüphelen Toruk, yani şüphende bi sorun yok, bilakis gayet güzel şüpheler bunlar. Lakin diyorsun ki sonra sen; “..ve en güzeli yokluk diye düşündüm. Varlık yoksa; ne acı var, ne mutluluk ne de herhangi bir saçmalık..”

    Toruk, ignoratio elenchi yapma lütfen:)

    Şimdi farzedelim ki “varoluş gereklidir” tezini çürütmeye çalışıyorsun sen. Peki bunu yapmak isterken elinde tuttuğun şüphe ve bu şüphenin klavuzluğunda ulaştığın sonuç ( örn. anda yaşamak mutluluk getirmiyor sonucu) çürütmeye çalıştığın tez ile doğal bir çelişki halinde mi ki, sen bu sonucu ispatlayarak asıl tezi çürütebileceğine inanıyorsun? Sence de bi hata yok mu? Ya da tersinden yapalım; Diyelim ki “varoluş gereksizdir” sonucuna ulaşmaya çalışıyorsun, ve bu sonuca ulaşmak için bu sonuçla özdeş başka sonuçları göndemine alıyorsun. Peki söylesene; ” anda yaşamak, zamanın olmadığı yer ve silinmiş hikayeler benzeri söylemlerle gerçek özgürlük ve mutluluğun yakalanamayacağı sonucu” varoluşun gereksizliği sonucu ile özdeş bir sonuç mudur ki, ilkini ikincisine bir ispat teşkil edermiş gibi yorumlama ihtiyacı duyuyorsun ?

    Hakkaten intehar etmeyi düşünüp bi teşebbüste bulundun mu bilmiyorum Toruk, ama intehar düşüncesi, jesti veya girişimi -en azından biz doktorların gözünde- kişinin bir “yardım” çığlığı ve talebidir aslında.. dedim ya, en azından biz doktorlar böyle kabul ederiz bunu. Bu bakımdan spriteül denemeler ve pek çok allengirli uzak doğu yaklaşımlarından önce klasik tıbbi danışmanlık hizmetlerini tavsiye etmek durumundayım sana. Yani kendimi buna mecbur hissettim.

    [Kriz dönemlerinin yaratıcı tabiatı hep yanımızda olsun ve önümüzde uzanan hayatı uzatsın. Kendine iyi bak.]

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Arkadaşlar,akşam yorumlarınıza cevap yazacağım. Şu an dılarıdayım ve bir yanlış anlamayı düzeltmek için yazıyorum. Ben intihar etmiyorum. Fakat konu biraz daha uzarsa ayıp olmasın diye intihar etmek zorunda kalabilirim. :)Yardımlarınız ve iyi niyetli, samimi yorumlarnız için hepinize teşekkür ediyorum. Daha önceki yorumlarımda da belirttiğim gibi, bu o geceye ait bir şeydi. Bundan bahsetmemin nedeni de yabancı ve Sirius’un meseleyi daha iyi anlayabilmelerini sağlamaktı. Konuyu intihardan alıp tekrar bizi hayatta tutanın ne olduğuna getirebilirsek iyi olacak diye düşünüyorum. Yazının amacı bu soruya bir veap bulabilmekti. Geldiği noktada da oldukça faydalı oldu fakat şunun tekrar altını çizmeliyim ki Cumartesiden önce intihar etme ihtimalim neyse şu anda da aynı. Biraz avrupa yakasındaki lazı hatırlattı bana bu durum.

    İntihar edebilirim, etmeyebilirim de, garantisi yok. 🙂
    O nedenle konuyu benim intiharımdan uzaklaştırsak iyi olacak.

    Marsseh’in değindiği gibi, en azından bu opsiyonun elimizde olması güzel. Aktardıklarınızı çok beğendim. Akşam üzerine bir şeyler yazmak isterim. Konuya en yakın, hatta merkezindeki yorum (son cümleler hariç) marseh’inkiydi. O açıdan bakabilirsek doğru bir yerlere doğru yol alabiliriz diye düşünüyorum. Tekrar teşekkürler, görüşmek üzere…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Vallahi anlayamıyorum ki ben, Toruk sen o cumartesi gecesi efkarlanıp yaşam/ölüm çeşitlemelerine mi fokuslandın, yoksa gerçekten köprüye çıktın da son anda iptal tuşuna mı bastın?

    Bu arada ben sebep var demedim, istenirse bulunur dedim. Savaş kaybedilmiş, Führer artık yok, gurur ve onur bunu gerektirir. Hayırlı olsun mu diyeyim geçmiş olsun mu, şaşırdım valla:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Marsseh’e

    “Zaman oluruz.Sıkıntı içindeyken artık zamanın içinde değilizdir. O olağanüstü titreme, o derin rahatsızlık duygusu buradan gelir; ve nesnel olmalıyım, sonunda bu hali severiz”

    Galiba ben de sevdim. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin önemli olmadığını, o haldeyken gerçek anlamıyla hissedince var olmanın da hiç önemli olmadığını görüp yok olmayı merak ediyor insan. Daha doğrusu yok olup kurtulmayı. Özgürlük, hak hukuk gak guk gibi bir anlam kazanmaya başlıyor. Bu evrende hak hukuk yok. Vaat edilen özgürlük de olmayabilir. Varsa da o an umrunda bile olmuyor.

    Yazımdaki sorumun cevabı bu olabilir;

    “Aslında bu everene atılmışızdır, nedenini gerçekten bilmeyiz. Burada olmamız için hiçbir neden yoktur. Ama hayatı alt edebieceğimiz fikri; hayatımızı elimizde tuttuğumuz, istediğimiz zaman gösteriden ayrılabilecek olmamız, coşturucu bir fikirdir ”

    Buraya katılmıyorum;

    “ve ahh..bir de kalbimizin şuracıkta ölsem ama kalbim kalbini hissetse dediği aşka ait oluşu var…”

    Önceleri öyleydi ama şu an Hüseyin’in dediği gibi sırılsıklam olduğumu sanmasamda buna sahibim. Yine de beni hayata bağlama konusunda pek işe yaradığını söyleyemem. Sadece üzerimde oluşturduğu suçluluk duygularının ağırlığı ve sorumluluğu sayesinde bir şeylerin yarım kaldığını hissedip kendimi kandırarak tutunabilirdim. Yok yok, bu kadar zayıf olduğumu sanmıyorum. Hayata bu şekilde tutunan bir zavallı olmaktansa kibirli bir ceset olmayı tercih ederim.

    …ve en önemlisi de kritiği yapılması gerekli olan bu yorum. Kendi başlığımda yazıldı diye demiyorum, 🙂 gerçekten de şu ana dek sonsuz.us’da gördüğüm, konunun özü ile alakalı yapılmış en iyi yorumdu. Şu ana kadar aldığım en iyi cevaptı. Katkın için teşekkürler marrseh…

    Hüseyin AKTAŞ’a

    Biraz benzer bir durumun etkisini yok sayamam. Yaşadığım hiç bir şeye benzemeyen bir durum. Anahtar ile alakalı yazdıklarını hayretle okudum. Sol anahtarı değil ama boynunda bir anahtar vardı. Aynı gün olması ilginç geldi. Bunun dışında, bir aydan beri yaşadığım bir anahtar krizi var ki sonunda gerçekten kriz denebilecek bir olaya imza atmamda büyük etken oldu. Anahtar sembolü üzerine uzun uzun düşünsem iyi olacak. Hani “Allah söyletti” denilir ya. Allahı bilmem, evrenle de aram pek iyi değil, sonsuzluk desen limoni. Tin diyeceğim ama ona da kılım. Bir şey söyletti sanırım sana bunu. 🙂

    Bu arada dostluğun için teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Önemsenmenin dayanılmaz hafifliğinden mi bilmem ama iyi hissettirdi.

    Gamaro’ya

    Yahu beni google a başvurmaya mecbur bırakmasan olmaz mı? Oks, Lys bilgim pek fazla değil biliyorsun. 🙂 “ignoratio elenchi” yaptığımı düşünmüyorum. Görüşlerim tez, önerme vb. şeklinde bütün insanlığın beğenisine sunulmuş şeyler değildir. Ben gereksiz görüyorum. İsteyen buyursun, gerekli görsün. Kimseye bunu ispatlayacak değilim. Belki üzerinde biraz düşündürürüm ki amacım bu da değildi. Ben sadece soruma cevap aradım ve buldum. Bu anlamda açtığım başlık neredeyse mucizevi bir şekilde anlam buldu. Kimileri için anlamsız, hatta sığlıkla ele alınarak, gerçek manada “ignoratio elenchi” üslubuyla, mizah maskesi altında gereksiz karikatürlerle yorumlansa da bunları kişisel algılamıyorum.

    Temennilerin ve tavsiyelerin için teşekkürler. Klasik tıbba ihtiyacım var mı bilmem ama henüz onların kapılarını çalmayı düşünmüyorum.

    “…yoksa gerçekten köprüye çıktın da son anda iptal tuşuna mı bastın?”

    Köprüde ya da masadan kalkarken, votka şişesine uzanırken veya ayakkabıları kapının önüne koyduktan sonra olsun, bir şey fark eder mi?

    Führer ya da yarın yanağı, (önce omuzları yazmıştım. 🙂 ) umurumda bile değil. Kendi ipimi kendim için çekerim.

    angelyaşam’a

    Müslüman olduğum zamanlarda, Süleymaniye camii taraflarında bilimle desteklenmiş bir dini sohbete katılmıştım. Konu ilgimi çekmişti. Şundan dolayı;
    Anlatan sonsuz cehennemin nasıl bir şey olduğunu açıklamaya çalışırken “yok olmayı hiç bir varlık istemez” demişti. Yok olmak yerine cehennemde var olmayı tercih edermiş. Zaten bir müddet sonra oraya alışırmış, ateş onu yakmazmış. vs…

    Oysa ki, o sohbetten 3 yıl önce Allah’a beni yok etmesi için dua etmiştim. “Ne cehennemi ne de cenneti istiyorum, sadece beni yok etmeni istiyorum “diye.
    Yok olmayı hiç bir varlığın istemeyeceği tezini o toplantıdan 3 yıl önce çürütmüştüm. Neyse, sonrasında hiç böyle bir dileğim olmadı. Zaten artık dileğim olamazdı, çünkü din kalıbı dışındaydım ve artık bunun dilekle değil, tercihle gerçekleştirilen bir şey olabileceğinin bilincine varmıştım. Belki de bu bir yanılsamadır. Kimse kendi bilinciyle bile yok olamıyordur. Sonuçta hikayeyi biliyorsun. Geçen cumartesi bunu bir de din kalıbı dışında düşündüm. Tezi ikinci kez, o toplantıdan 7 yıl sonra çürütmüş oldum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Tezini insanlığa sunman flan gerekmiyor Toruk, kendi kendine de tez yazar insan ve bak zaten sen de yazmışsın mesajının sonuna çürüttüm o tezi diye. Doğruların, önermelerin, sonuç ve çıkarımların senindir elbette, gözümüz yok merak etme:)

    Şaka bir yana, bir web sayfasında herhangi bir nikle yazmanın ötesinde iş biraz da nick sahibinin kanlı canlı ve gerçek yaşamına gelince -hele de bu gerçekliğin etrafında intihar vs. benzeri kelimeler uçuşuyorsa- insan ne yapacağını, (daha doğrusu okuduklarını nasıl değerlendirmesi gerektiğini) çok iyi bilemiyor. Hele ki herşeyin çok açık olmadığı bir mesaj zinciri içerisinde ve kişiler arasında doğrudan bir tanışıklık yok ise.

    Bu bakımdan farklı tavırlar sergilenmiş olmasına şaşırmamak gerek diye düşünüyorum, mesela ben köprünün ucuna kadar gelip geri mi döndün ve eğer böyleyse klasik anlamda tıbbi bir danışmanlık almanı öneririm derken son derece ciddiydim. Çünkü herşeyden önce gerçekten anlayamamıştım (zaten bunun için sordum) ve ayrıca sen her ne kadar köprüye gelmişken veya masadan kalkarken veya votka şisesine uzanırken olsun ne farkeder desen de, aslında farkeder. Lakin bunun detayına burda girmenin bi anlamı olmayacak elbette.

    Neyse Toruk, benimkisi senin adına duyduğum endişeydi ve onu paylaştım. İntehar fikriyle uğraşmak yaşamı alt edebilmenin bir aracı mıdır bilmiyorum.. Bence yaşam bulaşıcıdır ve her türlü kavramsal sarkıntılığa yatkın bünyesiyle ölüme bile bulaşır. Sağlıkla kal.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. “Önceleri öyleydi ama şu an Hüseyin’in dediği gibi sırılsıklam olduğumu sanmasamda buna sahibim.”

    Bu tümcene kırılır evren!… “Aşka burun kıvırma sakın” Ona sahip de olunmaz. Kastın belki farklı ama yanlış tümce diyorum…

    İnsanın anahtarı solundadır Toruk, bulduğun sol anahtar değilse medenice ayrılın:))
    Kimin söylettiğini bilmiyorum ama bir ateist olarak şu dize benim:

    deliyiz işte
    tanrıların diliyiz işte

    İyi geceler yaramaz çocuk, beni dün gece korkutmuştun, bu gün rahatım…

    Not: Sana bir kart vermiştim, sen bana vermemiştin, kendine kıyacak olursan kartını vermeden gitme, çok gücenirim:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Eh işte böyle forumlarda yazışmanın nedenlerinden birisi benim için. Kanlı canlı yaşamın içinden gelenleri görmek cazip geliyor. Yoksa kitaplar ve internet sitelerinde bilgi zaten var. Bu da diğer şeyler gibi tercih meselesidir.
    Söz topicden dışarı, 🙂 bazen bunu teşhircilik, kendini küçük düşürme, zayıflık vs. gibi niteleyenler çıkabilir.

    Bende de aşk var ama bir işe yaramıyor anlamında kullanmıştım Hüseyin. Bulmadım sadece gördüm. Zaten anahtar elimde olsa bile kilit nerede, anahtarı nasıl kullanırım, ne yöne çeviririm bilmiyorum. Gerek de görmüyorum artık. Var oluş gereksizse aşk da öyle olmalı.

    Tanrıların dilinden anlamıyorum ama deliyiz kısmına katılıyorum. Sana kart attım. Kıyma ihtimalim hep var olacağı için kartımı geciktirmeden gönderdim. Sana kıyamam… 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. “Zaten anahtar elimde olsa bile kilit nerede, anahtarı nasıl kullanırım, ne yöne çeviririm bilmiyorum.”

    Kilit genellikle önünde olur
    Anahtarı daima ileri doğru sok
    geri çevirme
    sağa sola en çok sola doğru çevir
    bir tarafa çok çevirince
    hani yuvarlanmaya başlayınca
    tüm kilitlerin açıldığını göreceksin!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. “Köprüde ya da masadan kalkarken, votka şişesine uzanırken veya ayakkabıları kapının önüne koyduktan sonra olsun, bir şey fark eder mi?

    “

    ben de bu cümleyi sevdim. Ve hatta tam da ayakkabılarını kapı önüne koyarken yaşam sorgusunu tamamlamış büyük sükut içinde ürkütecek sadelikte karar vermiş bir karakter düşündüm.
    Aslında çoklukla böyle küçük, tekrarlı ve sıradan eylemler içinde büyük cevaplar bulduğumuzu düşündüğümü söylerim. Bizi hayatta tutan şey üzerine uzun zaman önce yazdığım bir öykünün karakterinin sözleri geldi aklıma: (…)

    “İşin çok yoğun olduğu, evrakların babil kulesi kararlılığı ve inadıyla yükseldiği anların birinde rimelli upuzun kirpiklerinin altından büyük bir gezegen gibi ışıldayan siyah gözleriyle yanındaki masada çalışan arkadaşına sezdirmeden bakar oyunu düşünürdü..Kendisinin ve milyar canlının gezegende kalmasının gizli ve aslında apaçık gereği olan oyunu…var eden, varlığı amaçlı ve istendik hale getiren şikayet edildiği hallerde bile elllerinden alınsa “kendisini yaşamın anlamsızlığında zuhur eden” oyun. Bir kahramana şunu söyletti: Kendimi hiç ama hiç önemsemediğimi söylememin bile popüler bir hiyerarşik şiddet doğurduğunu itiraf ediyorum..ve bir bilge, oluşunu nitelemeyendir.Bunu kahramanına söyletti çünkü kendisi çalışıyor..fikirler arasında, evraklar ve daireler, şubeler ve hayatlar arasında …oyunun nesnesi arzunun ki kadar uçucu…
    “

    (…) (ADA-düz ve ters-http://www.sonsuz.us/node/2409)

    belki cioran’a tam da burada kişisel bir katkı yapmalıyım: beni ve tanıdığım birçok kişiyi hayatta tutan şeylerin başında “oyun” geliyor. Bence evin önünde oynamasına ilk kez izin verilen bir çocuk bir taş, taşın altında bir solucan, bir yaprağın ışıkla gizemli gölgelerini, bir arkadaşı, bir şekeri, bir kahkahayı, bir sobe’yi, bir diz kanamasını bulamasaydı o gün intihar ederdi. yaşına bakmaksızın. yani demek istediğim evren her çağımızda ilk günden oyuna davet eder bizi…oyunsuz dayanılmaz, aşkın bir çılgınlık işidir. sanırım aşkın eş’lik de aşk ile mümkün…tabi bu benim için böyle, oyunu ve arkadaşımı (Gökyüzüm’ü) bırakmak istemem.. keyifsizimdir belki umutsuz bir an için ama oyun çağırır giderim, olmadı oyun kurarım…

    evrene atılışımızın gereksizliğine ve sonuca “bu da oldu işte, üstü kalsın” diyen şair de (cemal süreyya) yokluyor belleğimi…velhasıl ben paylaştığın sıkıntı deneyimini ve aslına bakılırsa bizi insan olma durumu hakkında düşünmeye yönelten her türlü duygu aktarımını seviyorum. Bunu kırılgan, zayıf vs. olarak değerlendirmiyorum. Mevzu intihar etmek, etmemek değil de bütün bir düşünce tarihinde etkisini göstermiş varoluş soruları diye düşündüm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. “Kendimi hiç ama hiç önemsemediğimi söylememin bile popüler bir hiyerarşik şiddet doğurduğunu itiraf ediyorum..ve bir bilge, oluşunu nitelemeyendir.”

    …hele bu iki cümle inanılmazdı. Çerçeveletip duvara asılması gerekir ki bunu yapan kişi, her an hatırlayarak hiç bir ortamda hiyerarşik şiddet yaratmayan birisi olabilsin.

    “hatta tam da ayakkabılarını kapı önüne koyarken yaşam sorgusunu tamamlamış büyük sükut içinde ürkütecek sadelikte karar vermiş bir karakter düşündüm.”

    Aslında asıl ilgim içeriğe. Fakat bu içeriğin ortaya dökülmesinde kullanılan edebi dil bana varoluşun gereksizliğine olan inancımı tekrar sorgulamamı fısıldadı. Ortaya çıkan böyle güzelliklerin kalıcı olmayışını kabullenmek varoluşu kabullenmek kadar zor.

    “Eğitim: bireyde istendik davranış geliştirme
    Soru: kimin isteğiyle..
    Cevap: her zaman da aydınlık olması dileğiyle”

    Her zaman aydınlık olması da dayatılan başka bir mesele. Ben bunu bize evrenin dayatmış olmasını tercih ederdim. Fakat henüz itiraz etmek üzere kime başvuracağımı bile bilmiyorum.

    Mevzuyu tam kalbinden ele alıp, maksimum katkıyı sağlayan birisinin bu tür bir mevzunun paylaşılıyor olmasını zayıflık olarak niteleyeceğini ihtimal dahilinde görmem mümkün değil. Konu topicden dışarıya derken aynı zamanda ciddiydim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. “Bu dünyadaki görevinin bitip bitmediğini anlaman için işte bir ölçüt..Yaşıyorsan, bitmemiştir..” diyor, Richard Bach

    Hah görevinin ne olduğunu merak ediyorsan, onu kendine sormalısın. Çünkü herkesin hayatı kendine. İnsan kendini anladığında, bildiğinde zaten görevini de anlamış demektir. Bu arada ben kişinin kendisini tanımasından bahsetmiyorum, kişi kendisini bilmeli ki görevini da kavrayabilsin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Hikayedeki ada hanım diyor ki “bir bilge, oluşunu nitelemeyendir.” Ben de ona katılıyorum. Eğer bir görevim olduğunu kabul edersem, bunu yapmış olurum.

    Zaten görevliyim diyen birisi, bilerek ya da bilmeyerek kendini önemsemiş olur. Varoluşun gerekliliğini kabul etmiş olur. Oysa ki bütün bunlar bir gizem. Görevimin ne olduğunu hiç merak etmiyorum. Çünkü bir görevimin olduğuna inanmıyorum…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Tek başınalık için herkes, herşeyi demiş etmiş, kendimiz bile zaman zaman kendi afakanlıklarımızda, kendimizi avutup durmuşuz…:)

    Değişen ne olmuş? koskoca bir hiç olu vermiş… Ta ki o Tek başınalığın… çocukken henüz 4-5 yaşlarındayken ki, kendini birey olduğunu duyumsadığın ana kadar değilmiymiş…

    Tek başınalık nedir ki? amaçsızlıktır bana göre, duygusuzluk değil, duyguların denetimli divaneliğidir bana göre. Duygu insanı var eder, ama bu hüzün, huzur, mutluluk gibi terimlerin var olması ile değildir… Nötrdür tek başınalılö… aşk yoktur, insanın bildiğini sandığı sevgi yoktur. korku yoktur, hüzün yoktur. tek başınalık yabanidir. Anca tehditkarlığı anımsadığı vakit, duygularının denetimini bırakı verir. Bu hatamıdır? bana göre değildir… bu bir öpğrenmemidir? istediğini demekte özgürsündür… Haa sorduğun şeyin bir yolu-yordamı varmıdır? hiçbir fikrim yoktur…

    Sadece demekte olduğum tek şey vardır… o da kişi, devindiği vakit, kendini sürünün içinde özgür bıraktığı vakit, tek başına olur… Nasılmıdır bu? tabii ki farkında olmaktır.. farkında olmak, güç ister, sabır ister.. duygularının kölesi dahi olsan bunu senin bilmeni ister… farkındalık ağır bir yük gibidir, içinde devindiğin vakit uçup gittiğini varsaysanda sadece su gibi akmaktasındır olan halinden…

    Duygunun yokluğunda, zamanın dünyanın durduğu o anda tek farkedilen hal. yerden 1 metre kadar yükseklikte olan saydam bir dalgalanmadır. işte o uzakta varsaydığımız adına ölüm, hiçlik, tanrı, v.s dediğin haldir… bir farkı yoktur… dilediğin şeye inanır, dilediğin şey olabilirsin… insanlar sana saldırır, insanlar seni değiştirmeye çalışır… iyide bu konuda senmisindir suçlu olan insanlarmıdır suçlu olan? eğer tabii ki bir günah keçisi aramakta isen sadece olan hal için…

    İnsan bu saydamlığı farketiği an… artık hiçbirşey aynısı gibi olmaz.. aynı delilikleri aynı saçmalıkları yapmaya devam eder pek tabii ki, ama sçmaladığının farkındadır bunu yapan kişi.. kişi dediğimede bakma… bu toruk makto, sucu, v.s gibi değil… sadece devinilmektedir o an…

    Sen benden daha iyi bilmektesindir ki.. duygu dediğin hal aslında kendini ben diye nitelendirdiğin andadır… ister uçucular dersin, bundan alı koymaya çalışana istersen başka türlü isimler verirsin o anda…

    sen, sen olduğunu duyumsamaktan çok SEN olduğunu duyumsadığın vakit, cehennemin aslında nasıl yürekten çıkan bir güç olduğuna tanıklık edersin.

    Toruk Makto, belkide klanları birleştirmek yerine, yapacağı yemeği için değişik bitkileri araşırmaya, tepelere doğru yürüse daha farklı bir isim verecektir duygu dediği hale…:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. insanlar içinde tek başınalık var;
    anlaşılmamak ya da anlaşılamamak; tek başınalık;
    bi duygu düşünce durumunu ya da yaşam algısını/coşkusunu birileriyle ya da belki bi çoğunlukla birlikte paylaşamamak çok yalnızlık belki;

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.