TEKDÜZE BASKETBOL VE GÖSTERİ

Pekçoğunuz böyle bir yazıya aşina olmayabilirsiniz, keza konu çok spesifik. Ama dinleyin. Burada bahsi geçen baketbolun dünyanın sözde en üst düzeyde oynanan ligi, NBA olduğunu hatırlatmak isterim. Geç Jordan dönemini ve O bıraktıktan sonra gelen dönemi yakalamış biri olaraktan, Amerikan basketbolunun dişli dünyasının nasıl yavaş yavaş gösteri dünyasına dönüştüğünü tecrübe etmiş bulunuyorum.

Fransız filozof Guy Debord “Gösteri Toplumu” adlı eserini yazdığında yıl 1967 idi. Kendisi daha o yıllarda kapitalist üretim ilişkilerinin bambaşka evreye, bir gösteri evresine dönüştüğü ve bunun toplumların büyük bir çoğunu etkileyeceğini düşünüyordu. Nitekim gösterinin anavatanında oynanan basketbol, geç de olsa bu evreden etkilenecekti. Bahsettiğim pon pon kızlar ve ya seyirciye yönelik boktan devre arası interaktif aktiviteler değil, bizzat oyunun kendisinin dramatik bir şekilde seyircileri coşturmaya yöneldiğini vurgulamak isterim. Beni üzen de bu gösterinin, sporun bizzat kendisine sirayet etmesi.

Jordan sonrası dönemde düşen izleyici rating’leri NBA yönetimini sık sık düşündürüyordu. Dile kolay rakip beyzbol ve Amerikan Futbolu. NHL falan da var. Yönetimin aldığı ilk karar uluslar arası oyuncuların NBA’de daha fazla pazarlanmasını sağlamak oldu. Tabi Türkiye, Çin gibi yeni pazarlarda izlenme oranları yükselse de bu yönetime yetmedi. Basketbol hızlı, atletik ve spektaküler olmak zorundaydı. 90’lar sona ermiş, 80’lerin kırıntısı kalmamıştı. Tarih ilerlemeliydi tabi.
2000’lere geldik. Artık 16’lık veletler daha fazla smaç izlesin, 40’lık abiler, gençlik aşkları Jordan’ı unutsun diye basketbol kuralları ciddi biçimde değiştirildi. Bana göre de ruhu yok eden bu oldu. Öncelikle savunma 3 saniyesi kuralı geldi. Pota altı savunmasında 3 saniyeden fazla bekleme süresi illegal kabul edilince, takımların boy ortalamaları kısaldı. Keza artık hababam içeri dalacak hızlı oyunculara ihtiyaç vardı. Daha sonra dışarıda oynayan oyunculara “hand check” dediğimiz savunmanın temellerinden bir olan savunma oyuncusunun hücum oyuncusuna karşı el kaldırarak savunma devri sona erdi.
Ha bi de maç içinde oyuncuların birbirlerine yaptığı Amerikalıların “trash talk” dediği meydan okumaları da sona erdirildi. Bunlar küfür içermeyen ancak oyunu tatlı bir rekabet içine sokan atışmalardı. Örneğin: Jordan birgün Utah maçında 1.85 boyundaki John Stockton’ın üzerinden smaç vurur. Chicago yedeklerinin arkasında Utah’lı bir seyirci Jordan’a satışır: “Kendi boyuna göre birini bul Mike”. Jordan birkaç pozisyon sonra 2.13’lük Mel Turpin’in üzerinden uçarak bir smaç daha basar ve seyirciye: “Bu sana yeter mi?” diye cevap verir. Bu tarz kelimeleri Jordan, Larry Bird, Reggie Miller, Gary Payton ve daha nicelerinden duyardınız. Bu sporcular sayesinde basketbol, fiziksel dayanaklılık kadar psikolojik dayanıklılığın da söz konusu olduğu bir sporken Şimdi ne oldu? Hemen söyleyeyim.

Birçok yazar savunma üç saniyesi ve diğer bazı savunma kurallarının oyunu hareketlendirdiği, dolayısıyla seyir keyfini arttırdığını düşünürken, bence bu basketbolu spektakülerik adı altında tektipleştirdi. Pozisyonlar arası olan tipik farklılıklar oyuncuların da tipik bir duruşu olmasına izin verirdi. Kimisi ekmeğini taştan çıkarır, kimisi aklıyla oynardı. Son dönemlerdeki atletizm ve hız odaklılık bütün takımın kısalıp, varolan pozisyonları birbirine yaklaştırınca, sporcunun karakteristik duruşu sona erdi. Guard pozisyonunda point guard ve shooting guard varken, şimdi combo guard’lar türedi. Tıpatıp aynısı forvetler için de geçerli. Yeni melez forvete daha bi isim bulamadılar o ayrı.

Sadece düşünün, savunma kuralları yumuşarsa, hücum serbestlik kazanır. Hücuma kıyak geçen bir basketbol kuruluşunun nihai hedefi gösteridir, oyun değil. Bu da ister istemez NBA’de oynamak isteyen her liseli gencin sıkı bir basketbol temeline (fundamental) ve ya iyi bir basketbol zekasına sahip olmasını güçleştirken, yegane dertleri 1 metrenin üstüne sıçramak ya da sahayı bilmem kaç saniyede katetmek olur… Bu arada pota altının acınası halini saymıyorum bile. Bir insan 2.10 cm ve 120 kg olup nasıl uzaktan şut çeker(örnek Mehmet Okur). İşte NBA, bu pota altı bebekleri ve içeriye kaçan farelerle doldu taştı. Gökkuşağı griye çaldı.

Kısacası basketbolla ilgili o ufak detaylar nereye gitti diye sorarım kendi kendime. Akıl dolu hareketler, fırsatçılıklar, psikolojik saldırı, hakeme itiraz, fiziksel temas, isyankarlık, sorunlu tipler, klasik rekabetler, saha içi sürtüşmeler ve bunların hepsinden doğan güzel basketbol hikayeleri. Ve sorduğum soruya Debord yapıştırır cevabı: Gösteri toplumu …

4 yorum “TEKDÜZE BASKETBOL VE GÖSTERİ”

  1. Zaten ben bu amarikalıları pek anlayamıyorum. Takım sporlarına yaklaşımları açısından bunu söylüyorum.

    Ben de aşağı yukarı aynı dönemlerde NBA izlemeye başladım. Ama sıradan bir izleyiciyim diyebilirim, ağırlıklı olarak playoffları takip etmeye çalışıyorum. Kural değişikliklerini, veya işte yönetimin çeşitli konulardaki kararlarını bilecek kadar yakından takip etmiyorum. Mesela en başından beri anlayamadığım şey şu allstar maçları :). Gazozuna maç yapılıyor olmasına rağmen hem salon doluyor, muhtemelen ratingleri de çok yüksektir. Bu amarikanlar bundan nasıl zevk alıyor bir türlü çözemiyorum. 90’ların sonunda veya 2000’lerin başında Avrupa’da da denendi belki hatırlarsınız. Bir veya iki yıl sürdü sürmedi sonra vazgeçildi. Türkiye basketbol liginde de 5-6 sene öncesine dair sanki bi yerli-yabancı sezon ortasında bi gösteri maçı yapılmıştı galiba. Gene tutmadı. Avrupa halkı sporu bir gösteri olarak görmüyor kanımca. Bu anlayış fark ıda senin dikkat çektiğin değişimi kolaylaştırıyor olabilir bwallace.

    Sonra bir de bu franchise mı ne diyorlar takımlara. Buradaki sistemi de tam bilmiyorum. NBA asıl firma mı oluyor nedir, takımlar mı onun ürünlerini üretiyordur nasıl bir bakış var bilmioyrum, işletme de bilmiyorum. Neyse yani burada da Avrupa’dan farklı. Bizdeki gibi bir yerel kulüp anlayışı yok. Hangi şehir daha karlıysa takım hop orada oynmaya başlıyor. Şehre sirk gelmesi gibi bir şey. Wimbledon futbol takımını satın alanlar kulübü Milton Keynes’e taşımışlardı da rakip taraftarlar bilmem ne franchise diye dalga geçmişlerdi zamanında Londra’da.

    NBA hakemleri kolay kolay steps çalmıyor mesela aklıma gelen ufak bir ayrıntı gene konuyu destekleyebilecek. En iyisi Kaan Kural’dan konuyla ilgili bir yazı rica etmek :).

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Haklısın kaptan. NBA’in finansal sistemi bi harikadır o ayrı bak. Tüm takımların bütçeleri eşittir. Bütçeyi aşan astronomik vergiler öder. Sistem olarak dünyada örnek oluncak bir altyapıya sahiptir. Franchise konusunda da haklısın. Bunlar aslında çok da batan konular değil bana. All star maçı falan da değil sıkıntı.

    Konu oyunun geldiği tek düze nokta. Atletizm odaklı basketbol. Ve bu temel olarak spor ile ilgili değil kesinlikle tüketimi fışfışlayan gösteri kavramıyla ilgilidir.

    Yakında olimpiyatlara da sıra gelir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Avrupa allstar maçlarının ilgi çekmemesi bence avrupada oyuncuların etrafında, amerikadaki gibi bir hayran kitlesinin oluşmaması.. amerikada bazı oyuncular neredeyse kendi başlarına kült haline geliyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. E tabi 20 bin seyirci sahada çarpışan 10 kişiyi izliyor. O 10 kişiden kült çıkma olasılığı bir hayli yüksek.

    Ayrıca Olimpiyatlarda yer alan sporculardan en fazla kazanan 20’sinin 12sini falan Amerikan Basketbol takımı oluşturuyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.