“Trendy” olmak

“Trendy” olmak

Bence moda denilen şey, kapitalist üretim biçiminde, üretimin sürekliliği için -doğrudan doğruya sistemin devinim yasalarınca belirlenen- tüketiciler üzerinde psikolojik bir baskı unsuru olarak inşa edilen ve varlık bulan; dahası bunun (modanın) dışında kalınmasının söz konusu dahi olamayacağı yanılsamasının kurumsallaşmış (ete kemiğe bürünmüş) hâlidir.
Peki, buradan kalkarak ne tür sonuçlar çıkarabiliriz?
Öncelikle, üretimin sürekliliği konusu üzerinde durmaya çalışalım.
Kapitalist üretim biçimi, üretilen her şeyin “meta” olduğu; Kapital’deki ifadeyle muazzam bir meta birikiminin hâkim olduğu bir üretim biçimidir. Yani bu öyle bir üretim biçimidir ki; dilini, kimliğini, cinsiyetini vs.sini bilmediğimiz insanların (işçilerin/üreticilerin) ürettiği ürünlerin (metalar) tüketimine dayanır ve bunları üretenler de bu ürünlerin kim ya da kimler tarafından ve nerede tüketildiği bilmez ya da bilemez.
Bu üretimde, kapitalistler, ücretli emek üzerinden “artık değer” sızdırmak suretiyle başlangıçta yatırdıkları sermayeden daha büyük bir fazlalık elde ederler ve bu fazlalığın bir kısmını üretici yatırımlara (yeniden üretime) yatırarak genişlerler (genişleyen yeniden üretim süreci). Bu sürecin iki veçhesinden biri “üretim” diğeri ise “dolaşım”dır. Dolaşım, aslında sermayenin üretim ve yeniden üretiminin bir halkasını ya da onun bir momentini oluşturur. Üretilen meta, sadece ve sadece üretilmek ve stokta bekletilmek için üretilmemiştir. O bir ihtiyaca cevap vermektedir ve bu yüzden her üretilen meta zorunlu olarak bir “kullanım değeri”ne de sahip olmalıdır; aksi takdirde meta boşa üretilmiş olur ve boşa üretilen meta da kapitaliste kâr getirmez. Ya da başka bir deyişle bu, kapitaliste artık değeri gerçekleştirmesine (realizasyon) ve de sermayesini genişleyen ölçekte büyütmesine olanak vermez.
Üretilen meta, “son hâlini” aldıktan sonra üretim alanından çıkar ve dolaşım alanına girer. Dolaşım denilen alan, metanın satıldığı (gerçekleştiği/realize olduğu) alandır ve bu sürecin sonunda kapitalist bir kazanç (kâr) elde eder. Elde ettiği bu kazanç başlangıçta bu metayı üretmek için harcadığı (yatırdığı) paradan (ya da para-sermayeden) daha “fazla”dır. Bunun sebebi de, bu metanın üretiminde kapitalistin kullandığı “değişir sermaye”dir. Bu ise “emek” ve “artı-emek” diye iki veçheden oluşan bir şeydir. İşte sözünü ettiğimiz bu “fazla”lık artı-emek tarafından yaratılır ve kapitalist de buna el koyar. Bir örnekle anlatmaya çalışalım.
Söz gelimi 8 saatlik bir çalışma süresinin ilk 3 saatinde işçi kendi işgücü maliyetine denk gelen değeri (ücret) üretir -ki bu onun hayatta kalması, ertesi gün tekrardan işe gelmesi, kendisi ve ailesi için yaşar kalmasını sağlayan; çoğu zaman asgari düzeyde tutulan bir değerdir. İşçi iş gününün geri kalan 5 saatinde ise patronundan hiçbir karşılık almadan çalışır. Zaten patron da işçiyi işte bu fazladan saatler için istihdam eder. Genel olarak kapitalist üretimdeki “sömürü” bu anlamda kullanılır.
Toparlarsak, üretim çevriminin sürekliliğinin sağlanması için, hem üretimin hem de sermayenin genişleyen ölçekteki üretiminin aksamsız bir süreç izlemesi gerekir. Ayrıca bu sürekliliğin ne kadar hızlı olup olmadığı da önemlidir.
Şunu düşünün, eğer bir metanın kullanım süresi uzunsa, örneğin 10 yıl, o zaman ne olacak? Kapitalistler, insanların bu metayı tüketmeleri için on yıl bekleyecekler mi?
İşte burada moda denilen şeyin önemi ve işlevi ortaya çıkıyor.
Bir kere insanlara, kullandıkları metanın daha eskimeden ve hâlâ işlevini yerine getiriyorken onlara bu metanın eskidiğini, “demode” olduğunu söylediğinizde, insanlar kullanmakta oldukları metayı bir kenara atıp yerine yenisini almaya yönelirlerse, moda denilen şey işlevini aksamadan yerine getiriyor demektir.
Örneğin ben [aramızda kalsın 🙂 ] “hâlâ” MOTOROLA C113a model bir cep telefonu kullanıyorum.
Birçoklarına göre bu bir “takoz” ama dikkatinizi çekerim bu telefon ilk çıktığı zaman takoz olarak değerlendirilmiyordu.
Şimdi aynı işlevi yerine getiren diğer telefonlar moda oldu ve benim kullandığım bu telefon “demode.”
Hani bir reklam var. Ford otomobillerinin ilk yapıldığı tarihten günümüze, otomobilin geçirdiği değişimleri (evrimi?) bir otoyol üzerinde anlatıyor. Önceki üretilenin yeni üretilen tarafından geride bırakılarak, sözde geçmişten buyana Ford otomobillerindeki değişimi vurgulayan reklâmdan bahsediyorum. Ama şu da bir gerçek ki, Ford otomobilleri ilk üretildiği gün de bu gün de insanların tek bir ihtiyacına cevap veriyor: “Ayaklarımızı yerden kesme.”
Benzer şekilde cep telefonları da böyle değil mi? İcat edildiği gün de bu gün de insanların tek bir ihtiyacına cevap veriyor: “Connecting people.”
Peki, madem böyle, nasıl oluyor da insanlar aynı ihtiyaca cevap verdiği hâlde aynı türdeki bir metayı, daha eskimeden, yıpranmadan bir başkasıyla değiştirme ihtiyacı duyuyor? Bize şöyle bir eleştiri yapılabilir: Ama yeni çıkan telefonların farklı özellikleri var: fotoğraf çekmesi, dokunmatik ekran olması, internete bağlanması vs. vs.
Elbette tüm bunlar, tüketim denilen şeyin ardındaki saikler olarak belirleyici olabilir ama asla “temel belirleyici” şey değiller. Moda denilen şeyin insanlar üzerinde oluşturduğu yanılsama ya da sis perdesi aralanmadıkça, çözümlenmedikçe bu tüketim çılgınlığının neden böylesine “çılgınlıklar” sergilediği de her zaman bir muamma olarak kalacak.
Umarım bu tartışma “trendy” olmanın ne’liği konusunda az da olsa bir şeyler söyleyebilmiştir.

02.10.2011

4 yorum ““Trendy” olmak”

  1. Yazi oldukca guzel ve konusu geregi de pek bir “trendy”…

    Kapitalizmin cikisi ve nedenleri arastirildiginda; aslinda gunumuzdeki kapitalizmden bir nebze olsun daha farkli koklere sahip oldugu gorulur. Aslinda bildigimiz etki tepki seklinde filizlenmis.15.yy’in sonlarina dogru feodalizmin catirdamasi ve sanayilesmede gelisimin baslamasiyla ozellikle Ingiltere’nin uretimde soz sahipligi yapmasi kapitalist zincirin ilk guclu halkasini olusturur.(“ilk guclu halka” dedim cunku ilk halkasinin nasil oldugu bilinmiyor, taa ilk caga kadar koklendirilebilir)

    1. ve 18. yuzyillar arasinda uretimi guclendirmek ve kar payini artirmak icin gelistirilen ekonomik bir sistem olmayi surdurmustur. Mesela, tahta kaleme sahip olanlsrin sayisi az oldugundan metayi artirip kisilerin gelisimden faydalanmari amaclanmis. Tabii ki bunun yaninda bu meta uzerinden kar saglamak da dogal bir ihtiyac sayilmis. Yani aslinda ilk cikisinda her seyi tekelinde bulunduran “feodal” beylere darbe vurmak ve kisilerin uretimden payini almasi amaclanmis….

    Fakat 18.yy’daki gelismeler kapitalizmin odagini ticaretten sanayiye yonlendirince sermaye sahiplerinin rotasi, metanin suyunun suyundan bile kar etme egilimine cevrilmis. Adam Smith’in “Uluslarin Zenginliginin Nedenleri ve Kaynaklari” isimli eserinde klasik kapitalizmin ideolojisini ortaya koyulmus. Bu eserinde tipki Marks gibi toplumun gelismesini asama asama ele almis. Hatta Smith, devlet orgutlenmesinin basit ve olagan bir sonucu olarak ekonomide kapitalist bir durus olmasi gerektigini savunur… Ona gore; bireyin ozgurlesmesi, ekonomide soz sahibi olmasiyla dogru orantilidir. Bu acidan kapitalizmin feodallesmeye karsi verilen savastan gunumuzdeki halini aldigini soyleyebilirim.

    Ayrica bu noktada sunu da belirteyim; Anarko-kapitalistler bireysel bagimsizligi amac edinirler. “adil” denilebilinecek yegane sistemin ozel mulkiyet ve bireyin ozgurlugu arasinda yapilan ozel sozlesme oldugunu savunurlar.

    Kisaca, kapitalizmin cikisi ve amaci boyle..

    Bizim sandigimiz -ve yukaridaki yazida anlatilan- kapitalizm ise, tam anlamiyla I.Dunya savasindan sonra (sanayi devrimin kacinilmaz etkisiyle) ham madde bulmak amacinda gudumlenen devletlerin gucsuzlerin is gucunu somurmesiyle olusmustur. I.Dunya Savasi’na dek Ingiltere’nin hegomonyasinda olan kapitalist sistem, savas sonrasinda ABD’nin de bu yarisa girmesiyle yon degistirmis. Iste ondan sonra metalasmanin pohpohlandigi kapitalizm ortaya cikm
    S. Gunumizde de bunun etkisini -somurulen devletlerden biri olarak- coooook rahat bir sekilde goruyoruz.

    Geleyim bahsi gecen “trendy” olmaya… 🙂

    Ozellikle teenager’lari ve bayanlari hedef alan bu trend olma cabalari reklamlarla, modayla, kitaplarla, filmlerle vs halka empoze ediliyor. Amac, ihtiyaciniz olmadan da size bir seyler aldirabilmek.. Ayrica surekli trendi takip eden bireyler siyaset ve yonetimle ilgili olmadiginda daha kolay yonetileceginden devletler bu trendy olma cabalarina destek verirler.

    Moda ise, bunun disinda ve aslinda tam da icindedir. Teksktil sektorunun 16.yyda yine Ingiltere’de gelismeye baslamasiyla moda canlilik kazanmis. Daha seckin gorunmek adina olusturulmus bir akim. Herkes esit miktarda faydalanirsa moda kotu degildir. Anacak ve anacak moda kullanilarak ihtiyac fazlasi alim yapilirsa metalasmaya baslar ve kotu olur. Ben de hala 1700’lerin kiyafetlerine bayilirim. Hatta cok da benzer giyinirim. Dar korse gibi kesimlenmis eski Fransiz bayanlarinin giydigi gibi dantelli bustiyerlerim coktur. Gunluk hayatta da daha cok etek tercih ederim. Moda bu anlamda kotu degildir.

    Teknolojiye deginilmis:) Azicik da sitem var sanki.. Su anda bu yorumu -simdiye kadar yaptigim bircok yorum gibi- telefondan yazdigimi dusunecek olursam, teknolojiyle insanlara “daha iyi”nin sunulmasina da karsi degilim. Fakat modayla benzer sekilde sirf trendy diye ihtiyac fazlasi telefon alindiginizda kapitalizmin bir piyonu olursunuz… Yoksa kendi sinirinizi bildiginiz surece kapitalizmle geldigi sanilan teknolojiden yararlanmanin bir kotulugu yoktur bence…

    Kapitalizmin trendy olmayi ovmesinin tek nedeni metanin halka ihtiyaci olmadan dayatilmasiyla elde edilen karin,artirilmaya calisilmasi. Secim sizin. Piyon olmak da bundan yeteri kadar faydalanmak da size kalmis.

    Yani kapitalizm, diktigi agacin golgesinden kar edemezse uzerinde meyve toplamaya cikmis olan sizi bile satar…

    G Milat

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Peki bu ihtiyaç fazlasını satın almanın arkasındaki bilişsel durumlar nelerdir sayın G Milat. Benim asıl merakım bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “Peki bu ihtiyaç fazlasını satın almanın arkasındaki bilişsel durumlar nelerdir sayın G Milat. Benim asıl merakım bu.”

    Korkudur.

    Sistem sizin ihtiyaçtan fazlasını almamanız durumunda; aç kalma korkusu, beğenilmeme korkusu, sokakta kalma korkusu, ilgisiz kalma korkusu ile besler.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Cevreye ayak uyduramamak, sosyal hayattan dislanmak korkusu… Ve yapilan eylemin iyi olduguna inanmak, inanc…

    Xenix’in tespiti oldukca yerinde…

    Bir de yapilan sey ne denli kotu olursa olsun bireyleri bunun iyi olduguna inandirirsaniz, kotulukler bir anda cennet bahcesi olur. Mesela Amerika’da siyasal bilimler, uluslar arasi iliskiler, dis ticaret, iktisat (yani kisaca iktisadi ve ekonomik bilimlerden herhangi birini okuyan) bir kisinin kapitalizm tanimlamasiyla Turkiye veya baska bir yerde okuyanin tanimlamasi arasinda cok buyuk farklar vardir…

    Bunun nedeni kisiler icindeki bulunduklari sistemin iyi olduguna inanirlarsa bu yonetim bicimi kolelik de olsa hic kuskusuz o sisteme itaat ederler…

    Korkudan dolayi inancaginiz gibi, inandiginizdan dolayi,da,korkabilirsiniz. Tipki dinler gibi. Yonetim sekilleri de benzer ozellikler iceriyor.

    G Milat

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.