Türkiye deki Özgür Düşünceliler örgütlenmeli midir?

  • Evet, demokratik ve bağımsız (dernek,vakıf vb.) örgütlenmeli
  • Evet, fakat siyasi bir parti çatısı altında örgütlenmeli
  • Evet, fakat uluslararası bir kuruluşun şubesi olmalı (RDF gibi)
  • Evet, ama nasıl olacağını bilmiyorum.
  • Evet, ama gizli olmalı.
  • Hayır, korkuyorum, Turan Dursun vb. gibi öldürülürüz
  • Hayır, korkuyorum, Fazıl Say gibi yargılanırız
  • Hayır, korkuyorum, AKP tepemize biner
  • Hayır, korkuyorum, işimden olurum
  • Hayır, korkmuyorum, ama bireysel mücadele etmek istiyorum
  • Hayır, korkmuyorum, ama uğraşmak istemiyorum, bana ne?
  • Hayır, bana hiç baskı yapılmadı, özgürce yaşıyorum ben.
  • Bunların dışında

40 yorum “Türkiye deki Özgür Düşünceliler örgütlenmeli midir?”

  1. Böyle birşeyin olması imkansıza yakın.

    Örgütlenmek siyasi bir iştir.. Talepler de siyasi arenada dile getirilir.

    Sağ ve sol dünya görüşlerine sahip insanların siyasi talepleri çok farklıdır.. Asla kapsayıcı bir talepler manzumesine dönüşemez.. Ancak ‘din karşıtlığı’ gibi tek bir noktada odaklanır ki, bunun da hiçbir işe yarayacağını sanmıyorum.

    Bir hareket bir ideolojiye eklemlendiği taktirde, kendini o ideolojinin içinde ifade ettiği taktirde işe yarayabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. “Özgür Düşünceli* : Ateist, Agnostik, Deist, Panteist, Dinsiz vb., kısacası aklını ve vicdanını dinlerden arındırmış olanlardır.”

    Bu saydığınız insanlar özgür düşünceli mi oluyor şimdi?
    Diyelim ki bir an, bu insanlar örgütlenmeye karar verdi, bu insanların kuracağı örgüt hangi ihtiyacı karşılayacak?

    Çünkü “örgütler ihtiyaca yanıt verir!”
    “Dinsizlik” hangi ihtiyacı doğurur ki?

    Örneğin garı meşru dünyanın kimi bireyleri ateisttir. Yani diğer deyişle şu mafya dünyasındaki kimi katiller, hırsızlar, soyguncular ateisttir. Siz bu insanlar ile bir araya gelebilir misiniz aynı örgüt içinde?

    Örgüt olayı üretime dayalı olarak var olma olayıdır. Örgüt mutlak şekilde hayatı üreten bir birimin ihtiyaçları doğrultusunda gelişir… İnançlar ya da inançsızlıklar belirleyici unsur olmaz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “”Dinsizlik” hangi ihtiyacı doğurur ki?”

    Dinin doyurmuş olduğu duyguların tatmin ihtiyacını doğurur. İdeolojilere bağlanma veya kendi düşünce kurgusunu üretme ihtiyacını doğurur. Prangalardan özgürlüğüne kavuşmuş beyine sahip olan bir birey entelektüel doyuma ulaşmak isteyecektir.

    Ya da dinsizlik bunları doğurmaz da, sizin de yazmış olduğunuz gibi katilleri, hırsızları vs bireylere iyi bir zemin hazırlar nitekim bu adamlar tanrı yoksa herşey mübahtır demekle vicdanlarını yaralamazlar, ya da yaralayamazlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Burada ‘özgür düşünceliler’ derken, TD sitesinin de mottosu olan ‘Dinlerden Özgürlük’ kastedilmiş.. Veya dini dogma ve hurafelere inanmayan, bilimsel/eleştirel düşünceye sahip olanlar (Ki öyle olsa bile her Ateist, Agnostik bilimsel düşünce tarzını benimseyebilir.. Bu ifade bu tür bir çelişki barındırıyor.)

    Böyle bir hareketi de yüzeysel değerlendirmemek lazım.. Bu haksızlık olur.

    Dinlerden özgür insanların da bir çok talebi vardır.. Özellikle bizim gibi muhafazakarlığın, dindarlığın yükseldiği bir ülkede bu baskı aracına karşı bir çok talep ortaya çıkar.. Eğitimden sosyal hayata kadar bu kesimin ihtiyaçları, talepleri çeşitlidir.. Parası dini olan mafya babalarıyla, şirket sahipleriyle bu hareketin aynı ihtiyaçlara sahip olduğu, aynı talebi dile getirdiklerini iddia etmek konuyu sulandırmaktır.. Hiç kimse kusura bakmasın.

    Bu tür taleplere sahip olmasına rağmen, bu talepler siyasi alanda dile getirileceği için şahsen bunu mümkün görmüyorum.. Bir ulusalcı Ateist ile, liberal veya sosyalist Ateist çok farklı alanlarda kendini ifade eder.. Asla da aynı hareketin parçası olamazlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Tercihim bu. Özgür düşünceli insanlar Baal gibi liberal, Hüseyin gibi sosyalist veya benim gibi sosyal demokrat olabilir. Bu kadar çeşit bir tek siyasi parti çatısı altında kolay kolay olmaz. Ancak seçimlerde iş değişir, böyle bir örgütün diyelim ki iki milyon oyu var, işte o zaman siyasi partilerin programlarına bakılıp, tek bir siyasi parti desteklenebilir. Malum akp’nin karşı çıktığı 12 eylül anayasası var ama onun getirdiği %10 barajını pek seviyor muhterem ileri demokrasi kurucuları. Bu yüzden oyları ziyan etmemek lazım.

    Mümkünse kendi içlerinden bazıları da o desteklenen siyasi partinin içinde milletvekili veya Belediye Başkanı adayı olarak seçime katılmalıdır.

    RDF’yi bilmiyorum, ama arkalarında uluslararası bir örgüt olması Türkiyedeki örgütlenmeyi daha güçlü kılar. Gerektiğinde Avukat desteği, yurtdışından gelen maddi destek, propaganda malzemeleri vb şeyler çok önemli. Ve eğitim ile ilgili kaynaklar, dokümanlar, yine destek olarak gelirse çok daha iyi olur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Özgür Düşünceliler, “biz de varız” demek için elbette örgütlenmeliler. Türkiye’de “din baskısına” karşı koyabilen bir parti yok. Tüm partiler, dini değerleri sahiplenmiş partiler. Dinciliğe karşı çıkmak, düzene karşı çıkmak demektir. Örgütlenme kesinlikle olmalı; siyasi ayağı ise bence bir sosyalist partiyle olabilir-di- ki ne yazık ki yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. “Diyelim ki bir an, bu insanlar örgütlenmeye karar verdi, bu insanların kuracağı örgüt hangi ihtiyacı karşılayacak? Çünkü “örgütler ihtiyaca yanıt verir!” “Dinsizlik” hangi ihtiyacı doğurur ki?”

    Şu an en çok ihtiyaç duyulan andır. gamaronun radyo alıntılarını okuyoruz sadece o değil hani tv hangi radyo hangi gazeteyi açarsanız açın ateistlere veya genel anlamda dinsizlere hakaret etmek olağan bir şeymiş gibi devam etmektedir. Ve bu hakaretlerin hiç birinin önünde durabilecek bir örgüt, dernek, vakıf yoktur. Oysa din hakkında en ufak bir eleştiri bile Türkiye’deysen mahkemeye verilme eğer Arap ülkelerinden birindeysen de idama kadar gidiyor.

    Nietzsche’nin dediği gibi. “Tanrıyı öldürdün, peki şimdi ne koyacaksın yerine.” Dinsizliğin hangi ihtiyacı doğurduğunu merak ediyorsan.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. “Dinsizliğin hangi ihtiyacı doğuracağı” sorusu ekseninden kaymış biraz. İhtiyaçların temeli dinsizlik olamaz demek istiyorum. İhtiyaçlar maddi temellidir. Din faktörü maddi dünyayı yukarıdan aşağıya etkileyen bir faktördür. Dincilerin (?) ihtiyaçları olabilir ama ihtiyaçların dini yoktur!

    “Dini olmayan ihtiyaçların” giderilmesi noktasında din, siyasal, ruhsal ama kesinlikle bir üst yapı kurumu olarak maddi dünyaya; ihtiyaçlar dünyasına “manevi bir değer olarak” etki eder. “Manevi bir değer” olarak zarar da verir!…

    Maddi temeli olmayan, dini olmayan ihtiyaçlar açısından dinden kurtulmak, ihtiyaçların yapısında ne tür bir değişikliğe yol açabilir? Dinsizlik örneğin cinsel ihtiyaçlarınızı değiştirir mi? Beslenme ihtiyacınızı değiştirir mi? Barınma ihtiyacınızı değiştirir mi? Evinizi camiden uzağa yapmak isteyebilirsiniz belki ama barınmanın kendisinin bir ihtiyaç olmasını değiştirir mi? Hayır…

    Dünyayı ve olayları araştırma noktasında düşünsel, ruhsal bukağılardan kurtulmanız, soruları rahatça sormanız, yanıtları pervasızca araştırmanız sizi daha başarılı kılacaktır kuşkusuz. Ancak ulaştığınız başarı maddi dünyanın tanımlanmasında, ihtiyaçların tanımlanmasında ne tür bir değişikliğe yol açacaktır da, bu değişiklik sizi bir ÖRGÜT kurgusuna sevk edecektir?

    Burada belki “bilimin özerkliği” şeklinde bir tartışma yapılmalı. Üniversitenin, bilimsel araştırma kurumlarının düzen içinde özerk kurumlar olmasının şekli, içeriği, sınırları ya da sınırsızlığı konuları araştırılmalı. Bunların gerekliliği üzerinde durulmalı. İlkel de olsa “laiklik” ilkesini doğuran bu ihtiyaçtır. Geliştirilmesi gereken bence laiklik sorunudur…

    Hayat tek başına anlamı olmayan sıradan şeylerin birliğinden doğan anlam demektir ve “şeylerin” birisi tek başına hayatın kendisi değildir! Parça bütün arasındaki ilişki… Parçanın tanımı bütünün tanımına girmez ama parça bütünün içerisinde yer alır ve parça bütünün içerisinde kendi başına içerdiği ve ifade ettiği anlamdan çok daha farklı bir işlev kazanır…

    Din, hayatın istenen ve istenmeyen bir parçası olarak hayatın tamamı değildir. Örgütler hayatın her hangi bir alanına ilişkin olarak da ihtiyaç haline gelebilir. Örneğin “Karayolları” bir örgüttür. “Su İşleri” bir örgüttür. “Demiryolları” bir örgüttür. Peki “Din işleri”? “Diyanet”?…

    İşte yanlış olan budur! Din işlerinin bir örgüte ihtiyacı olmadığı gibi, dinsizliğin de bir örgüte ihtiyacı yoktur!

    Şimdi burada birileri yine “Diyaneti kim kurdu?” diye Cumhuriyete ve Mustafa Kemal’e saldıracaklardır. Oysa insanın yaşamında bazen koltuk değneklerine ihtiyacı olur. Bu kendi diyalektiği içinde normaldir. Ancak iyileştikten sonra da koltuk değneklerini bırakmamak bir başka hastalıktır ve insanın hızını keser, insanı ve toplumu hantallaştırır. Osmanlı sürecinde imparatorluğun her yerinde; hem sarayında hem de en ücra toprak parçasında din Osmanlının ideolojik silahlarından biri olmuştur ve bu durum insanlarımızı zihinsel özürlü haline getirmiştir! Tekkeler, zaviyeler, medresler dinsel öğretilerin öğrenildiği yerlerden daha çok şeyhlerin, şıhların, dervişlerin, mollaların çıkar örgütleri haline gelmişler vebu örgütlenmelerin hemen hemen hepsi de daha Kurtuluş savaşı sırasında başlayarak bu güne değin Cumhuriyete karşı direnç oluşturmuşlardır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önder kadrolarının bile neredeyse hepsi Cumhuriyetin İlanına karşıdırlar ve bu anlamda Cumhuriyet de bu ülkede bir tür darbedir! Başarılmış bir darbedir! Haklıdır! Yönü ileriye doğrudur! Gericiliğe karşıdır!

    Böyle bir anda DİYANET’İN kurulması, gerici odakların halk üzerindeki etkisini kırmaya yönelik bir “koltuk değneği” konumundadır! Kitleler arasındaki dine olan yönelimin kontrol altına alınması olayıdır. Şimdi gerek var mıdır?

    • gamaro’ya sormak lazım:) O epeydir Fetullah’ın nabzını tutuyor:))-

    Bir şeylere gerek var ama bu dinsizlerin örgütlenmesi değil, aksine dine inananların dinsizler tarafından örgütlenmesi olabilir!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Bence kesinlikle dönemimizin sorunu dindarlıktır. Ateizm’in A’sının anılmadığı bir ülkede dini sorglayan bir sivil toplum örgütü kurulmalıdır(politik parti değil). Richard Dawkins ateizm’i sosyal bi hareket haline getirdi. Türkiye’de böyle bir hareket niye olmasın?

    Ve böyle bir örgüt kurlduğu zaman Celal Şengör’den Ali Nesin’e herkesin desteğini alabilirsiniz. Bir örgütten bir harekete dönüşebilir. Proaktif ve dinamik olur. Bilimsel veriler paylaşılır. Seminerler verilir.

    Taban bulacak bir hareket olacağını düşünüyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. uluslarası bir kuruluşun şubesi olmalıyı işaretledim..

    Böyle olursa içerden bir saldırı olduğunda dışardan siyasi destek bulmak daha kolay olur kanatindeyim.Zira içerden kimsenin bizimkileri koruyup kollamayacağı kesin.

    Xenix dediği gibi, hukuk önünde temsil ancak dernek ,vakıf..vs bir kurumsal bir kimlikle yapılır.Yani bir ateist çıkıp ben ateistim ,falancanın ateistlere hakaretlerini şikayet ediyorum diye mahkemeye gitse eli boş kalır.

    Çünkü kimse tek başına ateizmi ve ateistleri yasal olarak temsil etme hakkına sahip değildir.

    Ayrıca yasalar yapılırken ,mesela bir yasayı mahkemeye vereceksiniz yine ancak kurumsal kimlikle vermeniz gerekir.

    Yani ben bu yasayı ateistlerin hakları açısından gasp olarak görüyorum diye bireysel müracaat etmeniz sonuçsuz kalır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Sayın Aktaş,

    Dinin kendisi de tarihi bir duruşa sahiptir. Aslında ihtiyaçlar meselesini direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan etkiler.

    Neden? Çünkü ateist bir hareket dindarlaşan ve dindarlaşmaya devam eden bir toplum için birleştirici bir antitez olacaktır. Dini görüşün yerini bilimsel düşüncenin alması, insanların soru sorma ve bunlara cevap verme yeteneğini ve alışkanlığını arttıracaktır. Soru sormaya öğrenen insanlar, temel ihitiyaçların karşılanması için de doğru soruları sorup doğru cevapları vermeye meyilli kimseler olacaktır.

    “Din kitlelerin afyonudur” diyerek sizde bilirsiniz ki Marx dini, tarihi bir olgu olarak aktarmıştır. Dinin tarihi sahnede maddi konumu varsa, ateizm’in de bir hareket olarak böyle bir konumu olabilir.

    Büyük konuşmak hata olur ama en azından bir uyanış şart. Bu da günümüz Türkiye koşullarında ateizm ile olur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Sevgili bwallace4ever,

    Din olgusunun da tarihi bir duruşa sahip olduğu yönündeki görüşüne katılıyorum. Söylediklerinin içerdiği tarafı bilerek görmezden geldim yukarıda. Düşünsel, zihinsel olgular da maddi olgular denli etkin rol oynar insan yaşamında. Maddesel olmasalar da bir gerçekliktir! Yani gerçek her zaman maddenin kendisi değildir. Elle tutulur tartılır bir darası yoksa da, duyumsanır etkilere sahiptir. Örneğin yanlış isem ilgili arkadaşlar düzeltsin; tıpda düşünsel rahatsızlıkların fiziki rahatsızlığa, fiziki rahatsızlıkların da düşünsel rahatsızlıklara dönüştüğü, yol açtığı, neden olduğu söylenir… Hani bir insana kırk gün deli denince delirdiği misal… Kaldı ki din sorunu yalnızca ruhsal-düşünsel etkilerden ibaret olmayıp, kurumlaşan ve kurumlaştığı oranda toplumsal yaşama müdahale eden bir yapıya da sahiptir. Bu gerçekliği biliyor ve yine de görmezden geliyorum.

    Sorunun buradaki gibi tartışılması, sanırım bizim gibi yarı sömürge devrimcilerine özgü bir durumdur. Kapitalizmin çarpık geliştiği; kapitalizmin kendi iç dinamikleriyle gelişmeyip dışardan geliştirildiği Türkiye gibi ülkelerde, burjuvazi ile din kurumları arasında da kökten bir hesaplaşma yaşanmamıştır. Oysa Avrupa kilise ile hesabını göreli kaç yüz yıl oluyor. Biz bu hesaplaşmayı yaşayamadık. Ulusal Kurtuluş Savaşı yüzü suyu hürmetine dindar insanlar Cumhuriyet devrimlerine destek verdiyse de bu devrimler işte bugüne kadar bireyler içerisinde bir “özdevrime” dönüşmedi. Dönüşmesi için gereken atılımların önü de sürekli kesildi. “Aydınlanmayı” sağlayacak olan kurumlar başta Köy Enstitüleri olmak üzere lağvedildi. Yüz yıllarca sarayın ideolojik örgütü olarak çalışan dini kurumlar ve onların artıkları ise Kurtuluş Savaşının başarılmış olması karşısında yeterince baş kaldıramadı. Baş kaldıranlar ise ezildi. ( İlginç bir anekdot: Baş Komutanlık Meydan Savaşı’nda “baş komutanlığın Mustafa Kemal’e verilmesini o zamanki mecliste hem gericiler desteklemiştir hem de Mustafa Kemalciler desteklemiştir. Mustafa Kemalcilerin destek nedeni bellidir ama gerici molla takımının destekleme nedeni şudur: – Nasıl olsa bu savaşı kazanamaz, o zaman inisiyatif bize geçer!…. ) Bu gerici odaklar o zamandan beri hiç durmadılar. Çünkü onlar açısından din tam bir sömürü alanı idi. Yani senin de dediğin gibi “dinin tarihi duruşu” içerisinde kendilerine müthiş şekilde çıkar örgütleri, işletmeleri oluşturmuşlardı… Cumhuriyet bu odakları dağıttı ama yok edemedi. Çünkü Cumhuriyet, kapitalizmin ideolojik söylemlerini kendisine rehber kılsa da, alt yapı olarak ülkenin sömürgeden farkı yoktu. Aslında Anayasaların sürekli “bol gelme” nedeni de budur! Bol geldi deyip darbe yapana kimseden ses çıkmayışının nedeni de budur. Çünkü kitleler söz konusu demokratik haklar için bedel ödemediler. O demokratik haklar gerçek bir kapitalist ilişki içinde gündeme gelip burjuvazi önderliğinde feodalizme karşı gerçek bir savaş vermediler. Vatan için savaştılar ama karşılığı halifeliğin saltanatın kaldırılması olmayacaktı onlara göre. Ancak Mustafa Kemal’i de kıramazlardı bir yandan….

    Kitlelerdeki bu karışık durumu ise sürekli provake eden bir gericilik bu ülkede her zaman var oldu. Şimdi bu çevreler örgütlendi ve iktidara ortak oldu. Ancak tarih onları da sistemin içine doğru çekmekte. Her ne kadar kapitalizm dışardan içeri doğru gelişmiş olsa da, kapitalizmin argümanları yukarıdan aşağıya topluma yayılıyor olsa da, az yol da alınmadı. Türkiye artık kapitalist bir ülkedir…

    Bir diğer taraftan bu gerici çevreler uluslararası sermaye ile çıkar ilişkileri içerisine girdi. Bu yüzden içeride kendi destekleyenlerine karşı dinsel söylemleri bırakmasalar da, kapitalizmin dışarıdan dayatmalarını da görmezden gelemiyorlar. Gerçek anlamda bir restleşme olamıyor. Ilımlı İslam modeli ile İran tipi bir ülke olmanın yolu kesildi. Şu an için bu ülkenin molla zihniyeti ile yönetilmesi olası değil bana göre. Ancak iktidara ortak olan bu grubun, geçmişten gelen bir takım alışkanlıkları sürüyor. Bu duruma iş bilmezlikleri de eşlik ediyor ama toplumsal muhalefetle çatışa çatışa öğreniyorlar. Acemi nalbant gavur eşeğinde öğrenir nal çakmayı, bunlar da benzer acemilikleri sergiliyorlar zaman zaman. Bu acemiliğin “örgütlü bir acemilik” haline gelerek bir devlet tipi ortaya çıkaracağını sanmıyorum. Ancak dikkati ve mücadeleyi de bırakmamak gerekiyor.

    İşte şimdi bu mücadele araçlarından biri olarak belki arkadaşlar “ateistlerin” örgütlenmesini öneriyorlar. Oysa üretim ilişkilerinin tamamı ateisttir aslında! Yaşamın üretilişi ateisttir. Bu yüzden halkımız “Eşeğini sağlam kazığa bağla da sonra Allah’a yalvar” der. Bunu söylerken Allah’ın eşek korumakla ilgilenmediğinin farkındadır. Yaptığı işe Allah’ın karışmadığının farkındadır… Sorun ateistlerin ayrı bir örgüt kurmasından ziyade, iş hayatının, üretim ilişkilerinin bilimsel ilkeler ışığında kurgulanmasıdır. Dinin toplumsal yaşama müdahale alanlarının kısıtlanmasıdır. Kamusal alanda bilimsel bakışın hakim kılınmasıdır. Peki bu nasıl olacak?

    Lenin bir yerde “Bolşeviğin ahmağı, fabrikada işçiye tanrının olmadığını anlatır” der. Bu işin olabilmesi için hayatı üreten sınıfların kendilerinin farkına varmalarını sağlamak gerek. Onların sahip oldukları gücün farkına varmalarını sağlamak gerek. Enternasyonal şunu söyler:

    “Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
    Nasıl bizleri kurtarır
    Bizleri kurtaracak olan
    Kendi kollarımızdır”

    Çocuğu hastalanınca hastaneye koşan insana neden camiye değil de hastaneye geldiğini sormak gerekir belki…

    Marksist öngörüler, din olgusunun toplumda en son çözülecek çelişki olduğunu söyler. Çünkü kalıntıları yok etmek kalıntıların ait olduğu sistemleri yıkmaktan daha zordur. Çünkü kalıntıların varlığı kültür ile de iç içedir. Kendisini kültür içerisinde kolaylıkla kamufle eder.

    Diyeceğim bu alanda lokal bir örgütlenmenin, örgütlemeye katılması düşünülen unsurların homojen bir özellik taşımayacağından dolayı, bir tek ateistliğin bir örgüt ortaya çıkarabileceğini, ateizmin bir örgüt harcı olabileceğini aklım almıyor. Perakende değil toptan ele almak gerekiyor. Bu da toplumsal dinamiklerin her birinin kendi alanında örgütlenmesi, bunların da ortak bir cephesinin oluşmasıyla gericiliğe karşı savaşın başarılabileceğini düşünüyorum. Bu örgütlenmenin adı da benim anlayışıma göre “parti” örgütlenmesidir! Aydınlar düzeyinde böyle bir örgütün kurulması ise aydınların marjinalleşmesinden başka bir sonuca yol açmaz. Kitleleri “tanrı yoktur” diyerek aydınlatamazsınız. Ama onlara kendi varlıklarını anlatırsanız, onlar bu varlığın farkına vardıklarında, varlıklarını her türlü varlığa ve yokluğa karşı yarışa sokacaklardır ve bu yarış onları istenilen varışa ulaştıracaktır…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Ben de kambura yatıp senin yazdıklarından ,idare edeyim ;-))

    ”Marksist öngörüler, din olgusunun toplumda en son çözülecek çelişki olduğunu söyler… Kitleleri “tanrı yoktur” diyerek aydınlatamazsınız…”

    Marx şu anda Türkiye’nin bulunduğunu durumu hayal bile edemeden 150 yıl önce, o zamana göre doğru olanı yazdı. Oysa şimdi mezarından kalksa bize der ki ”önce dine karşı, bağnazlığa, yobazlığa karşı mücadele edin. Çünkü ezilen proleterlerlin büyük çoğunluğu dindar (dinci) ve dinci bir partiye oy veriyor, ezenler ve orta tabaka da bu dinci partiyi destekliyor, o zaman bırak şu insanlara (+) değer teorisini, temel çelişkiyi filan öğretmeyi, daha kolay ve pratiğinden dindeki yalanları anlat. Önce düşmanın elindeki silahı al, savaşacak cephanesi kalmasın” der bence.

    Ayrıca sık sık Tanrı’nın olmadığını belrtmek insanları aydınlatır bence. Ne bileyim ”keşke Tanrı olsa da her 3 saniyede bir insan açlıktan ölmese, hergün yüzlerce insan tecavüze uğramasa” vb şeyler söylemenin, Nietzsche’den örnekler vermenin, ve diğer Ateist filozfların aforizmalarını zikretmenin insanları aydınlatacağını düşünüyorum ben.

    Hatta bana kalsa 7. oku Ateizm yaparım, amblemi bile güncellerim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Ateist olmanın veya deist olmanın elbette tek başına bir ideolojisi yoktu ve örgütlenmek anlamsızdır. Ama ateist olduğunu söylediği için baskı görüyorsa birileri sırf bu sebepten bile örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

    Bunu en iyi eski solcular bilir oysa ama…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Ama ateist olduğunu söylediği için baskı görüyorsa birileri sırf bu sebepten bile örgütlenmeye ihtiyaç vardır.
    Bunu en iyi eski solcular bilir oysa ama…
    (xenix)

    Eski solcular çok şey biliyor aslında.:)
    Senin dediğin 68 Kuşağı döneminde moda idi. Marks’ın kaba bir yorumu doğrultusunda, onun din ile ilgili görüşünü onun kastından farklı yorumlayarak, tanrısız düşünceler, ideolojiler oluşturulmaya çalışıldı. Bunun biraz da çeviri hatasından kaynaklandığı söylenir.

    Marks, “Din ruhsuz dünyanın ruhu, ezilenlerin afyonudur” demiştir. Türk devrimcileri buradan yalnızca “Din bir afyondur” şeklinde çıkarımda bulunmuştur.Ayrıca tam da böyle bir tümce Mao Zedung’da da vardır, Mao tümceyi tam da öyle kurar: “Din bir afyondur” der.

    Afyon nedir?
    Uyuşturucudur!
    Uyuşturucu nedir?
    İki şeydir: 1- İlaçtır, 2- Zehirdir!
    İki özelliği vardır; İyileştirir, teskin eder, acılarınızı dindirir. Buna mukabil fazlası zehir olarak öldürür!

    Marks dinin kitleleri teskin ettiğini söylemiştir. Onların din ile acılarını uyuşturduğunu ve bu yolla çıldırmaktan kurtulduklarını söylemiştir. Çünkü Marks, kapitalist üretim ilişkileri içerisinde insanın, emeğine başkaları tarafından el konulduğu için, önce kendisini insanlaştıran emeğine, daha sonrada onu insanlaştıran emeğine yabancılaştığı için kendi özüne yabancılaşan insan ruhunun acı çektiğini, hatta insanın ruhsuzlaştığını, dinin burada devreye girerek insanı teskin edip yatıştırdığını anlatmaya çalışmıştır…

    68 Kuşağının yaptığı şekilde halkın karşısında “tanrı yoktur” diye açıktan tavır almak, teorik olarak doğru olsa bile, halkın gerici taraflarını(tutucu, gelenekçi tarafları) provake ettiği için, pratikte istenmeyen sorunlar ve sonuçlar doğurmuştur. Tüm bunlardan sonra 78 Kuşağı, 68 Kuşağının bu kaba yorumundan uzaklaşmış ve Marks’ın yanına Lenin’i de koyduklarında daha yukarıda yazdığım “Bolşeviğin ahmağı fabrikada işiçiye tanrının olmadığını anlatır” sözünü bulmuşlardır. Ayrıca Marks’ın da çeviri yanlışları nedeniyle yanlış yorumlandığını görmüşlerdir. 78 bu anlamda 68 başkaldırısının aydınlanma sürecidir denebilir. 68’de karşı çıkılmıştır, 78’de alternatif olmaya çalışılmıştır…

    Tüm stratejlerin hemen kabul edeceği gibi, her hangi bir operasyonda “sıralama” yapmak en önemli ilkelerden biridir. Her hamle ve hareketin kendi sırasında yapılması sizi istediğiniz sonuçlara götürürken, sıralama hatası hedeften saptığı gibi istenmeyen sonuçlara da yol açar.

    Şimdi benim köydeki dayıma gidip de selam vermeden “din bir afyondur” /”tanrı yoktur” diyemezsin. Dediğinde alacağın tepki kesinlikle olumsuzdur. Bir daha da o kapıya ayak basamazsın. İlkinde belki misafirliğin hatırına dayak yemeden çıkarsın ama ikincisinde dananın kuyruğu kopar.

    1970’lerde yaşandığı söylenen, bir grubun bir başka grubu yermek için anlattığı hikaye şöyledir: – Bunlar şimdi İstanbul’dan çıkmışlar ciple, gitmişler Adana’ya. Yol kenarında pamuk çapalayan işçileri görünce durmuşlar. Atlamışlar cipten ve seslenmişler: Huu Huuuu! bakar mısııın bak proleter kardeş, biliyor musun “iki temel sınıf vardır”… Tabi köylüler pala bıyığını sıvazlayarak “ne diyon bacım sen?!” diye üstüne gelmeye başlayınca seninkiler tozu dumana kattıkları gibi tüyerler…

    Şimdi tanrının olup olmadığının tartışılabildiği köyler var. Bu çektiğimiz acıların din kaynaklı olduğunu söyleyebilen köylüler var. Ancak oralarda bunlardan önce yapılan başka çalışmalar var. Önce soru sormayı öğretmek gibi… Bizim militan arkadaşlarımızdan biri İmam Hatip kökenlidir. bize gelişinin nedeni ise şudur: imam hatip lisesindeki hocası bir gün derki; “Komünizm karıncalara özgü bir düzendir”… Hoca bu sözü bu komünizmin insani olmadığı anlamında enjekte etmeye çalışır. Aradan aylar geçer hoca unutur kendini ve bu kez şöyle der: “En iyi düzen karıncaların düzenidir!”

    İşte bizim arkadaşın kafasına düşer çelişki ve soluğu bizim dernekte alır. Sonrası militan bir devrimciliktir. Hatta seminer ve eğitim çalışmalarında görev alacaktır ileride. İmam- Hatip lisesinden kaçarak geldiği dernek ise “ateistlerin derneği” değil, Partileşmeye çalışan bir siyasal hareketin gençlik derneğidir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Tabi tanrının varlığını sorgulayan köylüler vardır. İlahiyattan da arada bir adam çıkar hani.
    Geri dönüp bakınca geçmiş dönem filozofların çoğu teoloji okumuştur, ateist olanları bile (hatta Nietzsche ve Kierkgaard gibi bu konuyu en keskin şekilde eleştirenler bile). Yani dini dogmalardan kurtululuş biraz da kişisel bi serüven.

    Bir amerikalı olsanız yapacağınız başkaldırı tüketim kültürüne olacaktır. Çin’de bu başkaldırı sert üretim koşullarına, Afrika’da etnik ayrımcılığa, Filistin’de ise işgale karşı olacaktır. Türkiye’de bu, din’e karşı olmalıdır.

    Ancak şunu da göz ardı etmemek lazım. Ateist bir hareket ateistleri koruma altına alan kişisel bir hareketten ziyade toplumu aydınlatmaya yarayan bir hareket olacaktır. Temeli bilim olduğu için de taban bulacaktır. İnsanların bilimi reddetmelerinin nedeni onu yeterince tanımamalarıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. “… Ateist bir hareket ateistleri koruma altına alan kişisel bir hareketten ziyade toplumu aydınlatmaya yarayan bir hareket olacaktır. Temeli bilim olduğu için de taban bulacaktır. İnsanların bilimi reddetmelerinin nedeni onu yeterince tanımamalarıdır.”

    Sorun tam da budur Türkiye’de. Legal olsun illegal olsun, komünist ve sosyalist partilerin hepsi de ateisttir! Program ve tüzüklerinde en küçük bir din taraftarlığı bulamazsınız. Ancak bu partilerin oy oranları %1 civarında takılıp kalıyor. Neden? Çünkü onlar bilimden beslenmeye çalışırken, iktidar olanlar dinden, milliyetçilikten, şövenizimden, ahlaktan, örf, adet, felenek(*) ve hatta folklordan, halkın ne kadar geri tarafı varsa halkı kuşatan, oralardan besleniyorlar.

    Bir de kapital! Yani henüz bu toplumun midesine ve gerisine, daha aşağısına sarkan ideolojiler prim yapıyor. Yani henüz toplumsal olarak omuzdan aşağılarda insanlığımız. Omuzdan yukarı çıkması için EĞİTİM ŞART!

    Her bir yurttaşın üniversite mezunu olup, üretim içinde konumlanması gerçekleştirilmeli. Yani her bir yurttaş bilimden haberdar olmalı. Bilimden haberdar olmak eğitim ve üretim içerisinde mümkündür. Miting meydanlarında parti sloganlarında bu olası değil!

    Hayatı üreten ve sürdüren dinamikler ne ise değiştirecek olan dinamikler de onlardır ki bunların arasında din yoktur! Din yalnızca üretilen hayatın tüketilmesinde kullanılan bir silahtır! Üretimin ruhu, üretim üzerinde söz sahibi olduğunda tüketim üzerindeki üretime ait olmayan her türlü a’salaklık son bulacaktır! İşte bu nedenle kafa ve kol emekçilierinin birlikte olacağı bir sınıfsal örgütlenme bu toplumu ileri taşıyacak bir yapılanma olabilir ve bu yapılanma toplumun sırtındaki, tepesindeki a-salaklıklara son verebilir…

    Yani ben adresi bir kez daha “sınıf partisi” olarak söylemekte ısrarcıyım…

    (*)”gelenek” yazacağıma “felenek” yazmışım, “felek” ile bağ kurduğundan silmiyorum.:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. “Bilimden haberdar olmak eğitim ve üretim içerisinde mümkündür.”

    Sırf bu söze benzerleri için bile bir sürü başlık açıldı aslında. Gerçekten öyle midir? Yoksa bilimi, genelde üretim içinde olmayan tembellik yapan bol düşünmeye vakti olan insanlar mı üretmiştir. (Tabi üretim deyince geniş bir yelpazeyi içine alıyor ve tembellik edenlere bile tembellik üretiyor denebilir.)

    Ben halkın bilimden haberdar olamayacağını hatta olmaması gerektiğini düşünüyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Ben hayatı sürdüren dinamiklerin salt üretim dinamikleri olduğunu düşünmüyorum sayın Aktaş.
    Tekil bireyin psikolojik dürtüleri de buna etmendir. Din de, en iyi insan psikolojisiyle açıklanır. Değiştirilmesi gereken dinamikler önce bu 5 vakit eğilip kalkan insan psikolojisi ve bunun yarattığı sonuçlardır.

    Marx’da ve Hegel de kişinin kendi bilincine varmasını salık vermiş. Bu bilince varmak da, buna karşı engel teşkil eden psikolojik durumların minimize edilmesiyle olur kanısındayım. Dinin etkisinin düşürüldüğü, bunun yerine bilimsel düşüncenin getirildiği bir toplum, vatandaşına daha eşit fırsatlar sunma konusunda daha başarılı bir toplum olacaktır.

    Bilimden haberdar olma durumu da devrimsel değil (ani ve hızlı değil), sivil toplum örgütlerinin belirli bir uyanışa ön ayak olması gibi evrimsel bir durumdur. Bugün bir ateist birlik kurulur. Bu grubun sınırlı bir konudaki başarısı, diğer toplumsal taleplerin dile getirilmesine ön ayak olur.
    Yangına yol açan kıvılcımdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Örgütlenmelidir.
    Hatta aydınlanma hareketi, rönesansımızı yaşamalıyız artık..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. “Sırf bu söze benzerleri için bile bir sürü başlık açıldı aslında. Gerçekten öyle midir? Yoksa bilimi, genelde üretim içinde olmayan tembellik yapan bol düşünmeye vakti olan insanlar mı üretmiştir.”

    Bu forumda bazen hayrete düşüyorum. Gerçekten…

    Üretim deyince neden yalnızca “emtia” üretimi falan düşünülüyor?
    Acaba “kafa ve kol emeği” kavramları size ne anlatıyor?

    Mayakovski’ye kulak verelim:

    ŞAİR İŞÇİDİR
    Bağırırlar şaire:
    “Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
    Şiir de ne?
    Boş iş.
    Çalışmak, harcınız değil demek ki…”
    Doğrusu
    bizler için de
    en yüce değerdir çalışmak.
    Ve kendimi
    bir fabrika saymaktayım ben de.
    Ve eğer
    bacam yoksa
    İşim daha zor demektir bu.
    Bilirim
    hoşlanmazsınız boş lâftan
    kütük yontarsınız kan ter içinde,
    Fakat
    bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
    Kütükten kafaları yontarız biz de.
    Ve hiç kuşkusuz
    saygıdeğer bir iştir balık avlamak
    çekip çıkarmak ağı.
    Ve doyum olmaz tadına
    balıkla doluysa hele.
    Fakat
    daha da saygıdeğerdir şairin işi
    balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
    Ve doğrusu
    işlerin en zorlusu
    yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
    su vermektir kızgın demire.
    Fakat kim
    aylak olduğumuzu söyleyerek
    sitem edebilir bize;
    Beyinleri perdahlıyorsak eğer
    dilimizin eğesiyle…
    Kim daha üstün, şair mi?
    yoksa insanlara
    Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
    İkisi de.
    Yürek de bir motordur çünkü
    ve ruh, onun çalıştırıcısı.
    Eşitiz bizler
    şairler ve teknisyenler.
    Vücut ve ruh emekçileriyiz
    aynı kavganın içinde
    Ve ancak ortak emeğimizle
    bezeriz evreni
    marşlarımızı gümbürdeterek
    Haydi!
    laf fırtınalarından
    ayıralım kendimizi
    bir dalgakıranla.
    İş başına!
    Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
    Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
    değirmene yollansın dosdoğru!
    Unculuğa!
    Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

    Vladimir MAYAKOVSKI

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Üretim deyince ne anladığımı parantez içinde yazdım da fakat anlayamadığım şey şu. Neden her şeye üretim* kelimesini (veya kavramını) entegre etme ihtiyacı var. Ya da şöyle sorayım. Üreten kesimden kastınız nedir veya daha basit sorayım “üretmeyen” olarak gördüğünüz kesim nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Güzel soru… Her ne kadar “”Bilimden haberdar olmak eğitim ve üretim içerisinde mümkündür.” sözümü bükmeye yönelik olsa da güzel soru…

    Evet, üretim deyince neredeyse herkesi içine sokabilirsiniz. Ancak bunların içerisinde olmazsa olmazlar vardır. Olsa da olur olmasa da olurlar vardır. Hiç olmasa daha iyi olacak olanlar vardır. Doğrudan ve dolaylı üretim içinde olanlar diyebiliriz…

    -“üretmeyen” olarak gördüğünüz kesim nedir?

    Bu soruya “kesim” olarak öğrenci gençlik sokulabilir. Gençlik içerisinde öğrenci gençlik ile işçi gençlik ayrılır. Öğrenci gençliğin önemli bir bölümü üretici değildir. Kimi okullarda staj ve okul döner sermayesi kapsamında öğrenci emeği de üretime katılır. Ancak öğrenci gençliğin büyük çoğunluğu henüz üretmeyendir…

    Ev hanımları da “üretmeyendir” denebilir. Ev hanımlığının üretime dahil olması çok dolaylı yollardandır. Sermayeye çocuk doğurmak, işçi kocasını patrona sömürmesi için hazırlamak gibi tanımlanmamış görevleri vardır. Ev hanımlarının bu emekleri ücretlendirilmese de üretime dolaylı olarak aktarılır. Ancak bu durum onları bilimden haberdar olacak bir yaşamın da dışında kalmalarına neden olur. Çünkü emeklerine doğrudan, sorgusuz sualsiz el konmaktadır ve ev kadını kendi emeğinin analizini yapma olanağından mahrumdur. Kendi emeğini ölçüp biçemez. Onun sözünü söyleyemez. Toplumsal etkileşim açısından silik bir noktada kalır.

    Esasen yaşamını devam ettirmek için çalışan herkes üretimin içindedir. Ancak bunların arasında doğrudan üretimin içinde yer almak ile hiç bir üretimde bulunmamak arasında çeşitli kategoriler oluşur… Mevsimlik işçiler.. Sözleşmeli çalışanlar… “vasıfsız” işçiler… Hamallar…

    Bizi bilimden haberdar edecek olan üretim faaliyeti, hayatın olmazsa olmazlarını içeren üretim alanlarında daha aktiftir. Bu anlamda sorulan soru daha derin bir analizi gerektiriyor. Bu analize göre üretimin içinde olmayan yoktur elbette. Hatta öğrenci gençliğin okullarda hazırlandığı yer de üretim sektörüdür ve bu yüzden onlar da üretim içindedir denebilir. Hiç olmaz ise üretileni tüketerek üretimin içindedir herkes denebilir. Ancak üretim içerisinde sahip oldukları aktivasyonun derecelendirilmesi de bilimden haberdar olmanın derecelendirmesini oluşturacaktır ki bunlardan bazıları “yok” hükmündedir ve o insanların “uyanışlarından” ziyade “uyumalarına” neden olur…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. İnsanın en çok bilim ürettiği dönem, öğrencilik dönemidir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Özgür düşünceli insandan korkmayın

    Bir blog var: link to blog.milliyet.com.tr

    As I understand the way to think in limits starts in the families, from generation to generation giving their traditional education and religion to the next generation, also in the frame of the political system. But its not only a question about religion or education or political laws and orders, free-thinking is in my mind also the ability to learn, their is a choice of own free thinking possible. I think there is a need for those organisations, not to draw people in their organisations, but to show what happened or to open the minds/eyes of the people that there are frames of thinking in every parts of our life, to show what kind they are and which kind of responsibility means responsible free thinking.

    A friend of mine said, it tooks really a very long time, until I realized this frames of my own thinking…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Türkiye Ateist Demokrat Parti Manifestosu

    Koyutlar

    <ol>
    
  27. Bir ateist, evrenin yaratılmadığını bilir. Bu açıdan Büyük Patlama Kuramı’nda açık var. Bir Papa’nın, kuramın yaratıcısı Stephen Hawking’den, kuramını değiştirmemesini istemesi bile, o kuramın reddi için yeter de artar bile…
  28. Evrim kuramını bilir. Canlılar oldukları gibi yaratılmamışlardır. Olabilecekleri tek biçimde de değillerdir.
  29. Mekanik determinizmi kullanmaz. Kaos matematiğini kullanır.
  30. Varoluşun ve insanın teolojisi ve teleolojisi yoktur. Yaşamanın anlamı, nedeni, değeri, her insan tarafından kendisince yaratılacaktır. Standart biyografi yok.
  31. Allah-Tanrı ve diğerleri yoktur. Hepsi insan tasarımından ibaretlerdir.
  32. Beden-zihin ölümlüdür. Ölümden sonra yaşam yoktur. Zihin, şimdilik bedenle birlikte tanımlıdır ama kafa nakli bu konuda ilk epsilon farklı artı-değeri yarattı / mümkün kıldı.
  33. Cennet-cehennem yoktur. İnsan türü, cehennemi Yeryüzü’nde yaratmış durumda zaten… Cennet gereksinimimiz de yok.
  34. Kutsal kitapları insanlar yazmıştır. 4 farklı İncil olması bunun kanıtıdır.
  35. Dinler ölüm korkusundan yaratılmıştır.
  36. İnsan var olduğundan beridir dinlerin de var olması, üstelik, yazıdan ve kentten önce yaratılmış olması, onu doğrulamaz.
  37. Dinler, baskıcı telkin yoluyla yaydırılır. Dinsel hoşgörü bir aldatmacadır.
  38. Tek tanrılı dinler, tanım gereği engizitördür (Hristiyanlık’ta cadı yakma, Müslümanlık’ta ‘katli vaciptir’ hükümleri) ve emperyalisttir (Hristiyanlık’ta Haçlı Seferi, Müslümanlık’ta cihat). Museviler’in Filistinliler’e yaptıkları ortada.
  39. Ahlak ve hukuk, dinden önce gelir. İnsanlar arasındaki ilişkileri, tanrı değil, insanlar düzenler. Dinsel evlilik olmaz.
  40. Tarih, sıfır tanrıya doğru evriliyor. Yine de, nüfusun % 50’si ateist olsa bile, bir süre için bu durum kalıcı olmayabilecektir.
  41. Çokdinlilik mümkündür. ‘Hristiyan+Müslüman’ olsa bile…
  42. Ateizm; tanrısız Budizm, spitiüalizm, deizm, panteizm ve animizm değildir ve tersleri de…
  43. Marksizmin ateizmi teolojik değil, ideolojiktir. Keza, uygulandıkları biçimleriyle Leninizm’in, Stalinizm’in ve Maoizm’in de…
  44. Ateist engizisyon olabilir. Bakınız: Çin 1950-2000.
  45. Baskı yoluyla ateizm, ters sonuçlar verebilir. Bakınız: 1990 ertesi Rusya ve Türki Cumhuriyetler.
  46. Alevilik de şeriatla yönetiliyor ve Sünni şeriatçılığı denli katılar.
  47. Şiiler de engizitördürler.
  48. Şeriatı az ya da çok uygulamayan tek Müslüman ülke Türkiye’dir ama dinsel kökenli onlarca halk isyanı oldu.
  49. Hristiyanlıkta, demokrasi eğilimleri nedeniyle, dinsel yoğunluk çok zayıfladı.
  50. İsrail, hem faşist (siyonist, ırkçı), hem de engizitör (şeriatla yönetilen) olduğu kabul edilen, 21. Yüzyıl’ın biricik devletidir. Vatikan engizitördür ama faşist değildir. Faşist en az 10 ülke vardır ama onlar da engizitör değildir.
  51. Tek tanrılı olmayan dinlerde de engizisyon olabilir, eski uygulamalarıyla vudu dini gibi…
  52. Ateizm, daha çok Birinci Dünya ülkelerinde ve büyükkentlerde yaygındır.
  53. Ateizm, bugünkü anlamıyla 1789 Fransa Devrimi’nden beridir tanımlıdır. Kesinkes, ‘azınlıklar içinde azınlık olmak’ anlamına gelir.
  54. 2100’de en kalabalık nüfus ateistler olacağı için, o zaman ateizmin tanımı farklı olacaktır.
  55. Üçüncü Dünya ülkelerinde, 22. Yüzyıl’a doğru, Kolomb öncesi dinlerine geri dönüşler yaşanma oranı artacaktır. Bakınız: Haiti ve İspanya’da İslam’a 500 yıl sonra geri dönenler örneği.
  56. Yeni dinler üretimi yüzyıllarca daha sürecektir. Eski dinlerin harmanlanması da sürecektir.
  57. Haklar ve Özgürlükler

    <ol>
    
  58. 18 yaşına dek din belirsiz kalır. 18 yaşında kişi kendi dinini kendi seçer ve yaşamı boyunca istediği zaman din değiştirebilir ve/ya ateist olabilir. Ateistler de herhangi bir dine geçebilirler. Herhangi bir dinin, örneğin Musevilik’in kendine başvuran bir kişiyi değerlendirme hakkı vardır ama reddetme hakkı çok özel durumlar dışında yoktur.
  59. Nüfus kağıdında din hanesi bulunmaz.
  60. 65 yaşından büyükler dinsel sorumluluk taşımazlar.
  61. Gelecekte ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ‘ateizm hakkı’ maddesi koydurmak gerekir.
  62. Din suçları, zaman aşımsız insanlık suçudur.
  63. Ezanlara sınır konulmalıdır. Ses ve yaygınlık sınırlandırılmalıdır. Belli semtlerde ve mahallelerde ezan okunmamalıdır.
  64. Çanlara sınır konulmalıdır.
  65. Oslo’daki, ateistlerin her gün ‘tanrı yoktur’ anonsu davranışı yok. Gürültü yaparak hiç kimse, hiç bir yere varamaz.
  66. Zorunlu cenaze namazı yok.
  67. Zorunlu gömülme yok. Kişi naaşının ne yapılacağına ölmeden önce kendisi karar verir. Mirasçıları reddetse de istek uygulanır.
  68. Zorunlu oruç yok.
  69. Zorunlu namaz yok.
  70. Zorunlu hac yok. Yerine hayır işleri yapılabilir. Fitre ve zekat verilebilir.
  71. Şeriat yok.
  72. Kadınlar erkeklerle eşittirler. Birlikte ibadet etme hakkına sahiptirler.
  73. İntihar haktır.
  74. Ötenazi haktır.
  75. Bedenini anatomi için bağışlamak haktır. Organ bağışı haktır.
  76. Askerler, sürekli seferi olduklarından dolayı, dini vecibelerden muaftırlar. Orduda mescit yok.
  77. Kutsal inek yok. Diğer dinlerin tabuları yok.
  78. Kudüs boşaltılıp insansızlaştırılmalıdır.
  79. Vatikan ve Papalık tasfiye edilmelidir.
  80. Patrikhane ve Ekümenlik tasfiye edilmelidir.
  81. Diyanet İşleri Başkanlığı ve müftülükler tasfiye edilmelidir.
  82. 100.000 caminin 50.000’i kütüphaneye, okula ve sağlık ocağına çevrilmelidir. İmamlar okumayazma kursu vermelidir.
  83. Alevi köylerinde cami yapılmamalıdır. Olanlar, derhal başka kurumlara dönüştürülmelidir. Aleviler’in camileri meyhane yapma hakkı da saklıdır.
  84. Camilerin altında alışveriş merkezleri olmamalıdır. Olanlar; köy odası, okul, kütüphane ve sağlık ocağına dönüştürülmelidir.
  85. 2000 Eylül itibarıyla 70 milyonluk Türkiye nüfusunun % 40’ı dinden muaf, % 10’u ateist, % 10’u laik, % 10’u Alevi, % 24,5’u cuma namazı kılandan engizitöre dek uzanan açıda Sünni Müslüman, % 5’i belirsiz, %o 5’i gayrımüslimdir. Atesitler azınlıktır ama bugüne dek ülkemizde bu konuda bir araştırma can, ırz ve mal güvenliği nedeniyle yapılamamıştır.
  86. 2000 itibarıyla 6 milyarlık dünyada 909.000.000 ateist, 1.943.000.000 Hristiyan, 1.165.000.000 Müslüman, 1.116.000.000 Hindu-Budist, 250.000.000 Animist, 617.000.000 diğer dinlere mensup nüfus vardır. Aynı istatistik, Türkiye’yi % 99 Müslüman gösterdiği ve 2003’te 8,5 milyonluk Haiti ülkesi Hristiyanlık’tan vudu dinine geçtiği için, bu sayılar biraz farklıdır. Ateistler de çoğunluktur.
  87. Aile kurumu tasfiye edilmelidir. Nüfus denetimi arttırılmalıdır.
  88. Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘tek tanrılı dinlerin peygamberlerine küfür’ gibi suç maddeleri kaldırılmalıdır.
  89. Parti

    <ol>
    
  90. Yılda bir ulusal ve/ya kürel ateizm kongresi yapılmalıdır. Diğer dinlerin ateizme yaklaşımlarını göstermesi açısından, ilahiyatçılar da çağrılabilir.
  91. Dünya ateist partiler birliği kurulmalıdır. Bu kurum, BM’de ve AB’de temsil edilmelidir. ABD’de temsil edilebilir, edilmeyebilir de…
  92. Basılı bir süreli yayın organı ve internet sitesi olmalıdır.
  93. Ateist Parti programı değişebilir. Partiye üye olmak için ateist olmak yeterlidir. Üye, üye olduğu süre içinde teist davranışlarda bulunmamayı taahhüt eder. ‘Feminist-ateist’ veya ‘asker kaçağı-ateist’ olabilir.
  94. Ateist Parti üyeleri, isterlerse kendi partilerine bile oy vermeyebilirler.
  95. Ateist Parti, ayrallara / azınlıklara önem verir ve onları açıkseçik tanımlar. Ateist Parti, bu açıdan radikal bir partidir. Ateizmi ikinci plana düşürmeke ve ona aykırı davranmamak koşuluyla tüm ayrallara açıktır. Parti başkanının bir kadın olması uygundur.
  96. Ateist Parti, seçimlere ve TBMM’ye girmek için uğraşmaz. Daha çok bir sivil toplum örgütüdür. Aktif politik eyler. Ancak, gerekirse Meclis’e bağımsız bir aday sokabilir, yaşasaydı Aziz Nesin gibi. Eğer, herhangi bir yer için vasiyeti varsa, Aziz Nesin’e bir mezar yeri hazırlar. Nazım Hikmet’in mezarını ise, Rusya’da bırakır.
  97. Ateist Parti’nin 42 ilde, il ve ilçe başkanlığı düzeyinde örgütlenmesi ırz, can ve mal güvenliği açısından mükün olmayabilir ki bunu devlet görevlileri de sağlamak istemeyebilir.
  98. Ateist Parti’nin ekonomik bir programı yoktur.
  99. Ateist Parti’nin parti marşı yoktur. Marş militarist bir eğilim gösterir. Ateist Parti anti-militarist bir partidir.
  100. Ateist Parti, Siyasal Partiler Yasası’na uyar ama yasaların çok uygunsuz olanlarını ihlal edebilir.
  101. Ateist Parti, partiliğin yanısıra, gelir sağlamak ve daha küçük organizasyonlar düzenlemek amacıyla, dernek ve vakıf olarak da örgütlenebilir.
  102. Ateist Parti, Cumhuriyet döneminin dinsel insanlık suçlarını listeler ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürür.
  103. Ateist Parti, tarihin dinsel insanlık suçlarını listeler. Onları, kurulmakta olan Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’ne yargılanmak üzere taşır.
  104. Ateist Parti, öncelikle üniversitelerde örgütlenir. Bunun için de, öncelikle batı kültürüne açık olanlar yeğlenir. (Herhalde İlahiyat Fakültesi yeğlenmez.)
  105. Türkiye Ateizm Müzesi kurulabilir.
  106. İstanbul’da bir ateizm kütüphanesi kurulmalıdır.
  107. Ateizm belgeselleri (hem fotoğraf albümü, hem film oalark) hazırlanmalıdır.
  108. Ateizm ansiklopedisi hazırlanmalıdır. Yabancı dillerde varolanlar çevrilmelidir. (Eski SSCB’nin hazırlattığı Marksizm veri tabanlı olan gibi…)
  109. Ateizmi tanıtan radyo ve televizyon programları hazırlanmalıdır. Gerekirse, TRT’den hak talep edilebilir.
  110. Ateizm hakkında bir çeviri kitap dizisi yapılabilir.
  111. Ateist Parti, sosyal demokratlarla işbirliği yapar ama adı öyle olup kendileri öyle olmayan CHP ya da DSP ile değil… Geçmişte de HP, SODEP, SHP ve YTP ile değil…
  112. Ateist Parti; (partileri olduğu varsayılarak) Yeşiller’le, Radikaller’le Anarşistler’le, Feministler’le işbirliği yapabilir, yapmayabilir de…
  113. Ateist Parti; milliyetçilerle, muhafazakarlarla, liberallerle, kemalistlerle işbirliği yapmaz. Tanımak için onlarla diyalog kurabilir.
  114. Ateist Parti; anti-koloniyalist, anti-emperyalist, anti-militarist, anti-kapitalist, anti-nasyonalist, anti-etnist, anti-faşist, anti-komünisttir. Bu açıdan sosyal demokratlarla çakışır.
  115. Ateist Parti, eğitim açısından en üst düzeye seslense de, iktidar seçkinleriyle, özellikle de entelejensiya ile işbirliği yapmaz.
  116. Ateist Parti’nin kitleyle ilişkileri kitle-ayral düzeyindedir.
  117. Ateist Parti, fütürolojisttir, İkinci Sanayileşme’cidir, uzaycıdır, anti-globalisttir, Güneyci’dir, Üçüncü Dünyacı’dır. Ülkesiz halkların taleplerini dikkate alır, Türkiye’deki 50-70 tanenin de…
  118. Ateist Parti fesh ve/ya tasfiye edilebilir ve başka bir oluşuma dönüşebilir.
  119. Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  120. Tipik bilgiden yoksun, ön yargılı, seviyesiz ve yobaz düşünce ile yapılmış yorum! Yazıklar olsun!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
    1. Aile Kurumu tasfiye yerine kişisel tercih olmalı. Benim Aslan Partim CHP’ye de biraz çamur atılmış.
      Tüm bunlara rağmen yüreği ve aklı eşzamanlı çalışan insanlar tarafından çok güzel şeyler yazılmış. Alkışlıyorum. Sana da bu güzel paylaşım için teşekkür ederim.

      ”Dilimin sınırları dünyamın sınırları anlamına gelir” (Wittgenstein)
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  121. “Özgür Düşünceli* : Ateist, Agnostik, Deist, Panteist, Dinsiz vb., kısacası aklını ve vicdanını dinlerden arındırmış olanlardır.”

    Sonsuz, bu mudur özgür düşünce? Sen tanrısın çünkü, kuantum bunu göstermiştir, hem kuranda da sen halifesin falan deniliyor diyen özgür beyinlerin roland yarıklarına sokayım ben.

    Özgür düşünceli insanların bu üstteki gruplara mensup olan insanların içinden çıkma ihtimali çok yüksek elbette. Ancak özgürlük kendi tabiatınca sınır koymaya karşı olmalı değil mi? Yani doğa anaya “inanan” ile isa ya inanan arasında ne fark var. Ya da kuantum eşşekleri ile 4 karıya nikah basan kanuni pezevengin beynindeki düşüncenin özgürlüğünü kıyaslarken nasıl oluyor da sadece dindar olduğu için 5 handikapla başlıyor?

    Özgür düşünce bilimsel yöntemi benimseyen insanların fikirleridir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  122. “Yani doğa anaya “inanan” ile isa ya inanan arasında ne fark var.”

    Doğa anaya inanan derken ne kastediyorsun? Kafanda nasıl bir tanım olduğunu bilmeden ne fark olduğunu söyleyemem.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  123. Alıntılar wikipediadan sonsuz, deizmle ilgili olarak, “Deizm veya yaradancılık, tüm dinleri reddeden ancak Yaradan’nın varlığına inanan inanç biçimidir. Dinler reddedildiği için peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günah, ibadet, ahiret, cennet, cehennem, melek, cin ve şeytan gibi kavramların hiçbirinin Deizm inancında yeri yoktur. Yalnızca evreni ve doğa kanunlarını koyan, bunun ardından evrene ve insanlığa hiç bir müdahalesi olmayan Yaradan’a inanılır.”

    Ateizmle ilgili ise, “”Ateizm, tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımı.

    Görüldüğü gibi senin özgür düşünceli insan kategorilerinde birbiriyle çelişme durumu söz konusu. Ki bundan daha beteri ikiside kendinin haklı olduğunu savunur haliyle. Ve işte özgür düşünce burada devreye girer. Argümanları kuvvetli olan ateizmdir ve ateizm insan düşüncesinde belli bir bölgeyle ilgili olarak doğruya ulaşmanın doğru ve gerçekçi yolu olabilir.

    Sonuç olarak bir deistin “özgür düşüncesi”, Ahmet Mahmut ÜNLÜ’nünkinden şekil olarak farklı olsada yöntem olarak ikisi de hatalıdır ve belli derecelerde dogmatiktir, bağnazdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  124. Peki deizm ile ateizmin ortak yanlarına göre değerlendirmeyi düşündün mü?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  125. Ortak yanları olması önemli değil ki. İslam ile deizminde ortak yönü var. Sorun ortak olmayan yanları da değil, düşünce metodolojisi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  126. O tanımı ben yapmadım ama oradakilerin ortak yanlarının materyalizm olduğu söylenebilir. Bu da düşünce metodojisi açısından bir tutarlık sağlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  127. Böyle bir hareket “iktidar” olduğunda hiçbirşey yapamaz.

    Burdaki yapamamak, bir bilgisizliğin sonucu değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır.

    Şöyle ki;

    Bilimden taraf olmak, bilimsel düşünce ve yöntemi dogma karşısında daha “organize” konumlandırmak ve buna uygun bir siyasetle yaşama -belli ölçülerde- müdahale etmek elbette mümkündür, ama iş ekonomi-politik’e gelince.. kendileri demiş zaten: ekonomik bir programları yokmuş. (zaten olamaz)

    Eee?

    Geldin iktidara, işçi grevleri var… Geldin iktidara, dış borç bilmem kaç milyar dolar.. cari açık.. Gayrı safi milli hasıla.. Üretim araçları, özel mülkiyet.. Ulusal gelirin %80’inin %20 lik bir azınlık yiyor.. sağlık, eğitim hizmetleri.. özelleşmeler.. tın, mın, zın…

    Sonra?

    Biz bilimsel yöntemden yanayız, kişi istediği gibi gömülebilmeli..

    🙂

    Ha ama bunları böyle yazdım diye, bu tip bir hareketin olmaması gerektiğini de söylemiyorum.

    Olmalıdır.

    Allerji yapmalıdır.

    Şaşırtmalıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  128. Berna yılmazın maddelerinin içinde çok tuhafları var.

    “Bu açıdan Büyük Patlama Kuramı’nda açık var. Bir Papa’nın, kuramın yaratıcısı Stephen Hawking’den, kuramını değiştirmemesini istemesi bile, o kuramın reddi için yeter de artar bile…”

    Ne demek bu?

    “Beden-zihin ölümlüdür. Ölümden sonra yaşam yoktur. Zihin, şimdilik bedenle birlikte tanımlıdır ama kafa nakli bu konuda ilk epsilon farklı artı-değeri yarattı / mümkün kıldı.”

    ??

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  129. Ben o kadar detaylı okumamıştım, genel olarak ateist (veya dünya işlerine karışmayan bir tanrı anlayışını sahiplenen) bir hareketin nerelere kadar ulaşabilip nerelerde yetersiz kalacağı üzerinde bişeyler karalamaya çalıştım.

    Antik yunan da böyle değil miydi zaten?

    Tanrılar var ama din yok.

    Sonuç: Köleci aristokrasi.

    🙂

    Neyse..

    İlk cümleyi biraz anlayabiliyorum.

    İkincisi içinse.. bilmiyorum ne demek istemiş hakkaten yani:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  130. “Ateist Parti; (partileri olduğu varsayılarak) Yeşiller’le, Radikaller’le Anarşistler’le, Feministler’le işbirliği yapabilir, yapmayabilir de…”

    :)) “Yapmayabilir de” … O günkü kafaya göre yani :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  131. Anayasanın en kritik maddelerinden ‘din ve vicdan hürriyeti’ni ele alan dört partinin temsilcileri laiklik konusunda anlaşamadı ancak ateistlere güvencede uzlaşmaya vardı.

    TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, iki gün boyunca anayasanın en kritik maddelerinden olan ‘din ve vicdan özgürlüğü’nü görüştü.

    Laiklik krizinin aşılamadığı komisyon, ‘ateistlere anayasal güvence’ konusunda ise uzlaştı.

    CHP ve BDP, ‘inanmayanların haklarının güvenceye alınması’ hususunda ısrarlı oldu, AK Parti’nin yumuşaması ve MHP’nin desteğiyle ateistlere anayasal güvenceyi sağlayan fıkra şu şekilde kaleme alındı: ‘Herkes din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük; inanma, inanmama, inancını değiştirmeyi de kapsar.’

    Ntv

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.