YARATICI-SANATÇI PSİKODİNAMİĞİ

*… insan varlığı, sadece bilinç dışıyla ortalıkta dolaşan bir çocuk mudur. Onun bilinci erişkinliği, ülküleri, ileriye dönük elseverce düşünceleri yokmudur? Elbette vardır ve büyük yapıtlar böylesi bir süreçten geçerek, estetik çerçeve içinde var olurlar.

*…Yaratıcılık, varoluşa yeni şeylerin katıldığı zihinsel süreçtir ki insan olma özelliklerinden biridir ve insanın uygarlaşmasıyla ortaya çıkar.

*…Bazı yazarlara göre yaratıcılık; yalnızca saklı değil aynı zamanda değişik ve karmaşık, bileşik bir olgu, birbirinden ayrılması güç yetenekler demeti, hiçbir insan yaratıcı deneyime bir başka insan gibi bakamaz. Çünkü yaratıcılığın tanımı kişiler ve disiplinlere göre değiştiği gibi aynı insanda farklı zamanlarda, farklı anlamlar taşıyabilir. Yaratıcılığın yüzeysel kanıtları elimizde birikmiş bulunmaktadır. Bu, olsa olsa bir buz dağının görünen kısmıdır. Gerisi hala karanlıkta ve olası ki, sonsuza kadar aydınlanamayacak.

devam edecek

42 yorum “YARATICI-SANATÇI PSİKODİNAMİĞİ”

  1. *… Sanatçı, bir bakıma bu yalın, düz anlatım dünyasından karmaşık simgesel, imgesel anlatım dünyasına akınlar düzenlemekte ve ele geçirdiği ganimetleri alıp ikincil sürecin anlam egemen dünyasına taşımaktadır. Bunu yaparken yol boyunca yaşanan etkileşimle birincil sürecin dağınık imgeleri biraz daha derli toplu, biraz daha anlamlı ve yalın hale gelmektedir. Tabi daha sonra da sanatçının o malzeme üzerinde bilinçli olarak çalışması, kesip biçme, yontması başlamaktadır.

    *… Biraz daha farklı bir boyut getiren Areti düşünüşü üç kategoriye ayrılır; birinci süreç irrasyoneldir ve temel olarak bilinçdışıdır.İkincil süreç rasyonel ve günlük normal bilinçli yaşamın bir parçasıdır, üçüncül süreç ise birincil ve ikincil sürecin birlikte olduğu, büyüsel birleşimin (majik sentezin) olduğu, yeni şeylerin yaratıldığı süreçtir. Yani yaratıcı eylemin olduğu, ortaya bir estetik yapıtın çıkarıldığı düşünsel kategoridir.

    devam edecek

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. *…Sanatçı, yaratma sürecinde, bilinç dışının imgeleri, simgeleri, metoforlarını kullanmak amacıyla benzer biçimde birinci süreçten yararlanır. Bu bir yaratıcı ego gerilemesidir, ama yaratıcı kişi iyi bütünlenmiş egosuyla hiç tehlikesizce bu yaratıcı gerileme ile uğraşabilir. Tabi yeterince iyi bütünlenmemiş egosu olan kişilerin de sanatsal yaratma amacıyla uğraşacakları ve psikoza girebilecekleri de belirtilmelidir. Bu kişilerin psikotik atak sırsında ortaya koydukları ürünlerin estetik açıdan yetersiz ve bütünlenmemiş ürünler olması kaçınılmazdır. Ancak atak dışında oluşturdukları yapıtların yine de yeniden sanatsal yapıt düzeyine ulaşması da beklenebilir.

    *…Bir anlamda sanatçılar, insanlığın ortak bilinç dışı deneyim ve kültürel özelliklerini çağa, güne taşıyan kişiler olmakta ve evrensel bir işlev görmektedirler. Ortaklaşa bilinç dışı kişisel değil,evrenseldir, evrenin bireyde yansıyan bölümüdür.

    devam edecek

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Yaratıcılık, düzen-sizliktir. Bir bozma halidir, yıkmadır. Sanatçılar da paralel olarak anarşist, uyumsuz, hasta denilen tiplerdir. Yabancılaştıkları için yaratırlar. Yabancılık=yaratım

    “Ancak dünyaya yabancılaşanlar onu dışarıdan görüp yazabilirdi”

    Not: Yabancı’ya selamlar…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Iste sonsuz us kelimesine hakkini veren icerikte bir yazi. Insanin en temel niteliklerinden birinin yorumunu yazmissin sayin ashtar. Umarim sacma sapan ilahiyatci user’lar forumun diger topic lerine yaptiklari gibi bu topice yunus emreden vr hz aliden alinti yapip girmezler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Konu güncellemesi. (Yaratıcılık ve sanatçılıkla ilgili olmasından dolayı)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Peyote, merak ettim..

    Hala iki yıl öncesi gibi mi düşünüyorsun?

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Keskin kelimeleri, başkalarının zihinlerindeki geniş çölde kaderine terk ederek riske atmışsam da aşağı yukarı aynı düşünüyorum Gamaro. Ama yuvarlaklaştırılması gereken sözcükler var elbette. Örneğin, “hasta”: Aslında buradaki “hasta” ifadesi, sıradışılığın ve uyumsuzluğun bir ifadesidir.
    Bir sanatçı sosyal hayatta uyumlu görünebilir, yanlış anlaşılmasın. Ancak bu onun fikirsel anlamda uyumlu olduğu anlamına gelmez. Bir başkaldırı manifestosu hazırlıyor olabilir, bir eseriyle yeni bir çığır açıyor olabilir. Düzensizlikten kasıt, bozma haline bir göndermeydi. Yani eski fikirler bir yaratıcıda zaten vardır, bir analiz ve sentez süreci ister istemez bir bozma haline dönüşür. Bazen bilerek, çoğu zaman da bilmeyerek deneyimledikleri ve en çok da beslendiği bilgilerin bir harmanıdır yarattıkları.
    Yabancılaşma derken de zihinde demlenme sürecine bir vurgu yapıyorum. Dış etken ve iç etkenlerle birlikte sanatçının pişirmesi, demlemesi, süzmesidir. -Gibime geliyor. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Sanatçı ruhlu diye kime deniliyor o halde?

    Bu dediklerinin hepsine/bir çoğuna sahip olan, ama bildiğimiz anlamda bir “eser” yaratmamış/yaratmıyor olanlara mı?

    Çünkü hem senin, hemde ana metinde yazarın bahsettiği şeyler , sanatçılık veya sanatçı’nın tarifinden ziyade, psikolojik+ ideolojik bir küme oluşturuyor aslında ve bu anlamda sosyal bir bilinç formunun karakteristiklerine ait bir anlatı gibi geliyor daha çok bana. (ve bazı sanatçılar da aslında onları sanatçı yapan şey bu olduğu için değil, bilakis bu bilinç formasyonuna dahil oldukları ve/ama aynı zamanda sanatçı* oldukları için listeye dahil olmuş gibi görünüyorlar gözüme)

    Ya da daha değişik bir ifadeyle söylemek gerekirse, yazılanlar sanatçıyı tarif etmiyor, ama hali hazırda tanımlı olan başka bir şeyle benzeştiriyor, ortak çarpana alıyor.

    O zaman da şu soru çıkıyor..

    Hepsi mi benzeşiyor?

    Benzeştiği halde sanatçı olmayan (ya da benzeşmediği halde sanatçı/yaratıcı olan) sayısız örnekler bulunduğunu düşünüyorum.

    Ve bu haliyle, tüm bu yazılanların, yaptığı bütün “yabancılaşma” vurgusuna rağmen, bizzat sanatçıya/artistik yaratıya ve onu algılayışımıza dair bir yabancılaşma yarattığı kanaati husule geliyor bende.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Konu başlığı da zaten “sanatçı kimdir” değil. Yaratıcılık sadece sanatçılarda yok, bir aşçı da, bir bahçıvanda da var herkesin bildiği gibi. Ama bizim burada tariflemeye çalıştığımız şey, sanatçıdaki yaratım sürecinin psikodinamiği. Yoksa bir aşçının, bahçıvanın yaratıcılığından söz etmiyorum. Yaratım benzer özellikler taşıyabilir, ama farklı zihinsel haritalar izler. Yoksa sanatçının önkoşulu bir eser ortaya koymaktır. Tariflemelerimiz sende genel bir yaratıcılıktan söz edildiğine dair bir his oluşturuyorsa, sanatçıdaki yaratım sürecine dair söyleyeceklerini merak ediyorum o halde.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Sanatçı ruh hastası, sıradışı ve uyumsuz mu ? (UYUM ne ?)

    Acaba bütün deliler sanatçıdır veya ancak uyumsuzlar sanatçı olabilir gibimsi bişey mi ?

    Ashtar makalesinde yaratının delillerini aramışa benziyor. Bana yaratıcı kisvenin manyaklığını arıyor gibi görünmedi.


    Çoğu halde insan beyni birçok lüzumsuz bilgi ile doludur. Bunlardan en önemlileri “AHLAK” ile ilgili olanlardır.

    Bir de giydirmeler vardır, “Bak oğlum sanatçı olayım deme, onlar psikopat olurlar, Mazallah “marjinal” felan olup hepimize kan kusturursun.” (Bkz. Faşist – Ne alaka demeyin.)

    Bi de sanatçının “s” si olamayıp çaput giymekle işe başlayanlar vardır. Halk arasındaki görüntünün mimarıdır onlar… Yaratıcılıklarıyla değil, görüntüleriyle dolanıp hava atarlar.

    Halbuki sanat bir göstergeler dünyasıdır;

    Bir kendini gösterenler, bir de sanatını gösterenler vardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. “Acaba bütün deliler sanatçıdır veya ancak uyumsuzlar sanatçı olabilir gibimsi bişey mi ?”

    Buna aslında [[Mantık]] konusunda da değinmek gerekir, şimdi farkettim. Bütün yapraklar yeşildir demek bütün yeşiller yapraktır demek değildir.

    Bu durumda, “bütün sanatçılar uyumsuz” deniyorsa “bütün uyumsuzların da sanatçı olduğu” gibi bir sonucun çıkarılmasının pek mümkün olmadığını söylemek gerek. En azından mantıksal açıdan.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Hayır peyote, ben yazıda genel anlamda “yaratıcılık”dan bahsedildiğini söylemedim, ya da böyle düşünerek/algılayarak yazmadım mesajımı.

    Yazıda bahsi geçen ve irdelenen yaratıcılık, basbayağı “artistik yaratış” (yani sanatçının kullandığı öne sürülen) yaratıcılık ve onun dinamikleri elbette.

    Ben de diyorum ki;

    Artistik yaratışa ait düşün/kavrayış/üretim dinamiklerini bu şekilde psiko-irdelemek, beraberinde kaçınılmaz olarak sanatçı tanımına yönelik psiko-yapısal özellikler getirecektir. Getirmiş de zaten, örn. sanatçı anarşisttir, yıkıcıdır*, yabancıdır*, vs.. Yani senin söylemiş olman önemli değil, böylesi karakteristikleri yapısal bir bileşen gibi düşünen çok insan var. Ben de işte tam olarak bu güzergahın anlamaya çalıştığımız artistik yaratış ve sanatçı algısına/tanımına/içeriğine/dinamiklerine yönelik bir yabancılaşma yarattığını düşünüyorum.

    Daha da özeti;

    Artistik yaratışa ait yapısal dinamiklerin anlamlı olarak bu kadar komplike ve savaşçı* olmak zorunda olmadığını, bahsi geçen psikodinamiklerin ancak ve ancak sanatçılar içinde “özel bir kategoriye” dahil olabileceğini düşünüyorum.

    Hatırlarsan, bir kaç yıl önce scaphoid insanlar diye bir yazımı paylaşmıştım.

    Bak işte ordaki scaphoid kelimesinin yerine, senin sözünü ettiğin “genel anlamda yaratıcılık” tabirini koyabilirsin.

    Mesela;

    Scaphoid (yaratıcı) insanlar, tanımsal olarak uyumlu değildirler. Ancak uyumsuzlukları davranışlarından çok düşüncelerindedir. Düşünce alanında uyumlu olmasalar da, sosyal davranışları itibariyle hemen hemen diğer insanlara benzerler.

    Düzensizlik gibi görünse bile, karmaşıklık doğrultusunda tercihlere sahiptirler. Ancak kararsız, dağınık ya da bohem değildirler, sadece ayrıktırlar.

    Scaphoid (yaratıcı) insanlar için en güçlü değerler estetik ve teorik değerlerdir.Çelişkili olmaya yatkın kabul edilebilecek bu değerlerin tüm yaratıcı insanlarda aynı güçte bulunması oldukça şaşırtıcıdır.Bu durum yaratıcı insanların çelişik değerlere sahip olmanın yarattığı iç gerginliklere dayanabildiklerini, belki de çelişkiyi bir şekilde çözebildiklerini gösterir.

    Bu ve benzeri bulgular, hangi meslek grubunda olursa olsunlar yaratıcı insanların kendi karakterlerinin zıt yönlerini açıklamaya, ayrıca makulle makul olmayanı, bilinçle bilinçsizliği, ve de bilimle sanatı uzlaştırmaya daha fazla muktedir oldukları savını desteklemektedir.

    Yaratıcı bir insan kendi içindeki mantıksızlığa saygı duymakla kalmayıp, aynı zamanda bunu kendi düşüncesindeki yeniliğin gelecek vaat eden bir kaynağı olarak görme eğilimindedir.

    Vesaire, vesaire..Az çok böyle işte.

    Ben ama bu özelliklere baktığımda “artistik yaratışa sahip” insan değil, dediğim gibi.. yaratıcı insan görüyorum.

    Bunların bir kısmı sanatçı da olabilirler elbet.

    Ama “genel anlamda yaratıcı” olmak sanatçılığın yapısal bir zorunluluğu olmadığı gibi, her sanatçı da yukardaki dinamikler ve bu dinamiklere yakıştırılan psikolojik-eklentilerle var olmaz.

    Senin yorumunu tırnak içinde biraz keskin görüp konuya dahil olmam, artistik yaratışa dair çok daha basit, sade ve aktif psiko-dinamiklerin by-pass edildiği ve.. dediğim gibi, sanatçının “yabancılaşmasını” takdir ederken bizim ona “yabancılaşma”mız gibi bir durum sezinlememden dolayı oldu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Xenix’ciim ben bütün sanatçıların uyumsuz* olduğunu da düşünmüyorum.

    O tabir (uyumsuzluk) yaratıcı insana dairdir, artistik yaratıcılığa sahip insana değil.

    Diyorum:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Ben sanattan bahsetmedim zaten gamarocum. Sanattan anlamam, [[Mantık]]sal açıdan diyorum. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Anlarsın sen, anlarsın.

    Mantıki denklemi bi de benim dediğim gibi kur diye şeettim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Bana göre sanat benim algımı değiştirebilen şeydir, bunu yapabilene de sanatçı derim.

    Ama çok merak ettim, hem tekdüze, hem standart, sıradan olup da hem de sanatçı dediğin kimler var?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Sevgili xenix:)

    Demediğim şeylerin peşine düşüp (tekdüze, standart, sıradan vs.) yav beni onu demedim faslıyla uğraşamayacağım.

    Mantıksal olarak yanıtlayayım o zaman;

    Aynı senin yeşil ördek (pardon yeşil yaprak:) gibi.

    Artistik yaratış ve sanatçının psiko-dinamikleri derken beliren resim ve akabinde iliştirilen sıfatlar ve nitelikler, belirli bir bileşkede söz konusu dinamiklerin sanatsal üretimi “doğurtmasını” sağlayabilir, ama artistik bütün yaratışların (hatta biraz da bizim özellikle kompleks ve bilinçaltı çağrışımlara açık olmasından aldığımız haza ve belki de duymak istediğimiz şey olmasına rağmen) müsebbibi veya kendisi değildir.

    Aslında, geçen yıl yaptığımız bir tartışmadan sonra, arasıra üzerine düşündüğüm bir konuydu bu, ve sayfalar arasında tesadüfen denk gelince vesilesi oldu.

    İlk sanat eserlerine, paleontolojik çağda /40.000 yıl kadar önce rastlanıyor.

    Ne görüyoruz orda?

    Ellerini resmetmiş, av sahnesi betimlemiş, doğayı çizmiş, muhtemelen bir düdük veya ilkel bir flütle birşeyler de çalıyorlardı, vs..

    Manifesto mu? Anarşist* bir ruh mu? Savaşçı* mı? Uyumsuz* mu?

    Adam, neden kübik takılmamış?

    Eğer ilk-el bir şiir yazdıysa, mor bir güneş demiş midir mesela, hiç sanmıyorum.

    Ya da zaman neden erimemiş Dali’ye rahmet?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Dediğim gibi;

    Ben geçen yılki tartışmamızın ardından, kendim de düşündüm ara sıra.

    Biraz da oikos’un müdehalesi ve hatırlatmasıyla, biz bu iş üzerine kafa yorarken sanatı ve sanatçıyı bazen olduğundan kompleks ve gizemli göstermek derdi ve itkisiyle önümüzde durana mı yabancılaşıyoruz (ya da bir diğer ihtimal: buna benzer bir itkiyle sanatın ve artistik yaratışın bütünü içinde kendimize özel ve bir başka “elit” sanatçı ve yaratı dinamiğini diğerlerine tercih mi ediyoruz?) diye düşündüm.

    Türlü analizlerden sonra yapılan tanımlamaların ve iliştirilen sıfatların, doğrudan olmasa bile dolaylı bir “yabancılaşma” ve dışa vurum olup olmadığını düşünüyorum hala.

    Sanat “eseri” biçim olarak ve beraberinde içerik olarak zaman içinde kompleksleşiyor..(psiko-dinamikleri de kuşkusuz)

    Bunun temel ve maddi* nedeni, sanat ürününün ortaya çıktığı sürecin (yani insanın doğayla yürüttüğü iş/emek sürecinin) dolayımlılık katsayısının sürekli artmasıdır. Bilincin dünyayı estetik bir tarzda kavrayışı ve artistik imajlar halinde yansıtması, başlangıçta sanat ile emek arasındaki ilişkinin dolaysızlığıyla orantılı olarak sade* yalınken, daha sonra emeğin (dünyanın insan tarafından dönüşüme uğratılmasının) daha geniş ve derin boyutlara ulaşmasıyla- dolaylılık katsayısı da arttı.

    Hatta bir süre sonra bilincin doğadan nispeten bağımsızlaşıp kendi kendine hayal etme gücüne kavuştuğu yarı-yalıtkan sosyal küreler de oluştu ve işler (bağlantılar) belki daha da karmaşıklaştı.

    Ama o zaman da dediğim gibi; hepsi sanatçıydı.

    Bugün harikulade sesiyle şarkı söyleyen ve bundan keyif alan/aldıran, ya da doğaya veya önündeki elmaya ait realiteyi artistik imajlar halinde tuvale yansıtan, ya da bir enstrüman üzerinde matematiksel olasılıkları yeteneği dahilinde zorlayan ve armoninin güzelliğiyle meşgul olup üreten pek çok insan, ne sıradandır, ne tek düzedir, ne de standarttır. Bir çoğonun manifestosu da yoktur, savaşçı da değildir, uyumsuz* veya anarşist* de değildir. Böyle bilinçaltı atıfları yüksek, kompleks, gitmeli gelmeli psiko-dinamikleri de kullanmazlar.

    Ama sanatçıdırlar.

    Söz-iddia konusu dinamikler, belki belirli örnekler üzerinden ve de eserle karşılaştırarak irdelenebilir, izleri sürülebilir ve bu şekilde kendi içinde bir inceleme/çalışma konusu olabilir, ama bütüne yansıttığımızda sanatçıyı ve sanatsal (artistik) yaratışı acayipleştirir. Artistik yaratıya ve beraberinde kaçınılmaz olarak sanatçıya dair bu tür analizlerin, özünde “bizim istediğimiz” anlamda bir sanatçı ve yaratı dinamiklerini resmetmek olduğunu düşünüyorum kısacası.

    Hani nası derler..

    Sanatçı devrimcidir kardeşim!

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Benim, geçen yılki tartışma diyerek bahsettiğim başlık da bu başlıktı zaten sonsuz.

    O tartışmadan sonra zaman zaman düşündüm ve bazen aşikar bir niyetimiz olmasa ve içeriği dışlamasak bile, kendimizi ifade ederken kullandığımız dilin bizi üzerinde konuştuğumuz konuya yabancılaştırdığı hissine kapıldım.

    Kendi adıma konuşacak olursam, ancak oik0s’un “acayipleşme” vurgusundan sonra, ifadelerime ait “görünüşün” ihmal etmemem gereken diğer yüzlerini hatırladım.

    Bu başlığa gelince;

    Gayet sanatsal gidiyor kanaatimce:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Hayır, oikos’un dediği gibi sanatçıları “deli ve manyak” konuma oturtmuyorum. Ya da gamaro -her nereden çıkardıysa “savaşçı” konumuna da oturtmadım.

    “kompleks ve gizemli göstermek derdi ve itkisiyle önümüzde durana mı yabancılaşıyoruz”

    Hayır. Varolan örneklere, evrensel anlamda kabul görmüş sanatçıların yaşamlarına bakınız o halde. Onların yaşamında tekdüzelik, sıradanlık ve normallik görüyorsanız tüm sözlerimi unutun gitsin.

    Ayrıca yeterince bilmediğimiz bir alanda, bilmediğimiz Millattan Önceki adamı da argüman olarak kullanmak bizi Ockham’ın Usturası’nın altına sokar. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Yine mi tekdüzelik, sıradanlık?

    Tamam, kırmızıya para yatırmaya devam edin, benim için bir mahsuru yok.

    Savaşçıyı da sen çıkardın demedim, senin yaptığın yakıştırmaları ve bunların benzerlerini (savaşçı gibi) yapan pek çok insan var dedim.

    Öncüdür, medeniyeti hoplatır, evrensel şeyin şeyidir, devrimcidir, vesaire, vesaire.

    Neyse, demediğim şeyler için demedim demekten sıkıldım.

    Artistik yaratışın psikodinamiği içinde, biraz da kendi kendini ispatlamasıyla psikanalizi çağrıştıran süreçleri genellediğiniz zaman, o dinamikleri tarihselliğinden koparırsınız.

    Mesela;

    Bilinçaltından çıkıyor.. irrasyonel haliyle şuraya geliyor, sonra beraberinde ganimetleriyle dönüyor.. ardından onun üstünde oynuyor.. birleştirirken magi yapıyor..

    Ben bunları küçümsemek veya hadi leyn demek için filan yazmıyorum.

    Bu modelin tıpkı bir spektro-intro (içe bakış) gibi belirli bir sanat eserine/ onun sahibine uygulanabileceğini ve izlerin (özellikle belirtiyorum) eser üzerinden takip edilerek yorumlanabileceğini, ama artistik yaratışın bütününe genellenmesi halinde ortaya çıkacak şeyin bütün bir psikiyatriyi psikanalizleştirmek gibi garip* birşey olacağını söylüyorum.

    Onun için de soruyorum;

    Yaban taylarını tuvale yansıtan, duvara av resmi yapan, sesini harikulade kullanan ve bir parçayı kimsenin yorumlayamadığı kadar güzel yorumlayan, ya da pianonun tuşları ve müzikal partisyonlar arasında mekik dokuyan tipler.. neresinde duruyor Begson’un çekmesinin?

    Hatta birşey daha söyleyeyim;

    Ahmet Hamdi Tanpınar ile Tuna Kiremitçi’yi yanyana koy.

    Yukardaki model Tuna Kiremiti’de motoru yakacak oranda çalışır görünürken, Ahmet Hamdi’de iflas edebilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. “Yaban taylarını tuvale yansıtan, duvara av resmi yapan, sesini harikulade kullanan ve bir parçayı kimsenin yorumlayamadığı kadar güzel yorumlayan, ya da pianonun tuşları ve müzikal partisyonlar arasında mekik dokuyan tipler.. ”

    Şöyle birşey yok mu ama, kişi ister yaban taylarını tuvale yansıtsın, ister duvara av resmi yapsın, ister sesini çok iyi kullansın; herzaman ‘diğer insanların olağan sınırlarının ötesinde’ birşey yapmak durumunda değil midir? Birşeyi herkesin veya herhangi birinin yaptığı kadar iyi yapan biri sanat yapmış olur mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Evet, yeteneği oranında ve daha sade bir psikodinamikle diğer insanların olağan sınırlarının ötesinde birşey yapmış ve realiteyi artistik imajlar halinde tuvale yansıtmıştır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. O zaman birileri ‘bilinen birşeyi’ diğerlerinden daha iyi yaparak, bir başkası da yeni alanları kazarak ‘olağan sınırların ötesine’ geçerler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Evet rnd, mesela Bedri Baykam!

    Şaka şaka:)

    Dali diyelim hadi.

    Öte yanda garibim Sebastian Bach, ya da Violeta Parra.. çok sıradanlar yanında.

    Psikodinamik seferlerin ganimetinden olsa gerek.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Sevgili Peyote,

    Demedim diyor ama diyor 🙂

    Yaşamlara baktığımızda göreceğimiz en önemli şey PARANIN eksikliğidir.

    Yaşayan bir müzisyen, bir şair, bir yönetmen, bir yazar; ucundan paraya dokunabilir. Velhasıl aynı kolaylık yaşayan ressamlar için neredeyse ütopiktir. (Yaşayan zengin ressamlar da vardır.)

    Mesela klasik çağ ressamları oldukça zengindir zira sipariş üzerine resimler yapmışlardır. Aristokrasinin şımarık zenginleri çoğunu paraya boğmuştur. (Rönesans dönemi de böyledir.)

    Sanatçı derken; Mesela, Sagra da Familia kuşaktan kuşağa geçmiş bir sanat eseridir ve elbet mimarı büyük bir sanatçıdır: O ustanın ötesindedir, çağının daha da ilerisinde…

    Ya da,

    60’lı yıllarda pop art başlatan Andy Warhol… Kendisini “ne yapmış ki” diyebileceğiniz kadar anlamak imkansızdır. Lakin o yeni bir çağ başlatmıştır. Mobilyalardan arabalara kadar bir dönem tamamen pop art çizgileri taşır. Mucidi vardır ve bu kişi bir ressam olan Andy Warhol’dur. (reklam zenginidir hiç de uçuk kaçık değildir.)

    Ya da neredeyse bir deli olan Dali… Fakat adı üstünde DELİ… İşin garibi Freud ile arkadaştır. (Sevgilisi Gala ile hiç yatmamış sadece onu düşleyerek mastürbasyon yapmış biridir.) Gene bu büyük sanatçı oldukça zengindir.
    Hatta belki o müthiş resimlerin ilham kaynağı ağır psikolojik bunalımlar da olabilir, bu bile onun acayip olduğunun kanıtı değildir.

    Neye göre sorusunu sormak istiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Ben henüz yazarken Gamaro’nun yazısı yoktu ve Bedri’den bahsetmek istiyordum fakat sıkılıp yarıda kestim. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Ben de kırmızı derken siyahı kastediyorum:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Örnekleri çoğaltalım; Dostoyevski! İdam sehpasından alınmıştır, epilepsi hastasıdır, maddi sıkıntılar içinde yazdıklarını satarak geçinmiştir, kumarbazlığı vardır falan. Bir sıradanlık var mı?
    Gelelim Tolstoy’a, evden kaçıp kaçıp durmaktadır, Hıristiyan anarşistidir ve de zengindir, hiç sıkıntı yaşamamıştır bu anlamda. Tolstoy, sıradan mı? Uyumlu mu?
    Sıradan değiller dediğiniz kadar, sıradışı niye diyemiyorsunuz?! Ve hatta verdiğiniz tüm örnekler, daha doğrusu Oikos’un tüm örnekleri, Gamaro’nun Tuna Kiremitçi dışındaki diğer örnekleri. (Parra’yı da yeni tanımış oluyoruz, paylaşımları sayesinde).
    Her neyse, bu insanlar arasında sıradan birini göremedim.
    Sait Faik! En müthiş sıradan!
    “Yazmasaydım, çıldıracaktım” bu cümleyi normal bir insan mı kurmuştur?
    Ahmet Hamdi mi sıradan, uyumlu?
    “Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında” diyen adam sıradan mıdır? Normal midir? Uyumlu mudur?
    Keza Bedri Baykam! Aman da çok sevilir, toplumca bağrımıza basarız! Adamı öldürüyolardı yahu! Neyse…

    Dali’deki deli-dahi arasındaki ince çizgide gelgitleri olmasa bile, yani o kadar uç olmasa bile, kişisel bunalımları, dünyayla, toplumla problemleri olan ve evet yaşamın ucunda yaşayan insanlardır. Bu anlamda uyumsuz, sıradışıdırlar.
    Oikoscuğum tepkiselliğinden, senin “osurdum, boya püskürttüm” sanatçı oldum türündeki kişilerle ilgili derdin olduğunu düşündürdün. Yanılıyorsam da söyle, ancak benim onlardan bahsetmediğim şimdiye kadar anlaşılmıştır herhalde.
    Acayiplik kelimesini de kullanan ben olmadığıma göre, bu algınız nereden kaynaklanıyor, diye soruyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Sevgili Peyote..

    Ha bu arada, mesajlara böyle sevgili diye başlamak da şey demek oluyo sanırsam; hey dostum bak burda yazıyorum arada sert de yapabilirim ama bilmelisin ki asıl derdim seninle değil filan… he he:)

    Ama sevgili peyote, bu iş de bohem’e döndü valla. (ya da biraz sanki)

    İnsanların yaşamları boyunca karşılaştıkları dramatik, epik, ya da işte nasıl diyeyim.. az buçuk düzenli bir hayat içinde karşılaşılması pek de olası olmayan deneyimler, maceralar, bedeller, cezaevleri, idam sehpaları vs. olmasıyla bahsi geçen yaratıcı psiko-dinamiklerin nasıl bir özdeşliği var?

    Bir yaşam tarzıyla psikolojik bir konumu eş tutup sıradanlık, tekdüzelik dersek..

    Psikodinamik işte..

    Demek ki ne kadar kompleks ise, veya bilinçaltı atıflar ne kadar güçlü ise, o denli allengirli oluyo yaşam.

    Ganimettendir kesin.

    Malum, psikodinamik sefer:)

    Victor Jara mesela, bu yüzden karşıydı emperyalizme. (kesinlikle sıradışı)

    Öte yandan, yanlışsam özür ama üniversitedeyken yaptığım okumalardan aklımda kaldığı kadarıyla Shekaspeare de çok anasının gözüydü sanki, yaşam olaraktan:)

    Neyse.

    Başlangıçta da dediğim gibi;

    Sevgili peyote..

    🙂

    Yanlış anlama, derdim Bedri’yle:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Bi de, Dostoyevski..

    Yani ben mi yanlış hatrlıyorum (google filan yapıp kontrol etmedim ama) belleğimde kendileri yaşarken öyle az buz değil, bayağı bir vole vurmuştu diye hatırlıyorum sanki.

    Eserleriyle tabi.

    Dibi gördüğü de olmuş, lakin yazdığının hep iyi para edeceğini biliyordu üstad.

    Bu anlamda, biraz da Mustafa Denizli’ye benzetiyorum ben onu.

    Bi miyon doları üç ayda yedim abi..

    Dert deeğil, seneye bi takım çalıştırsın gene yaparsın aynı parayı:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Verimlii bir başlık oluyor. İlgiyle izliyorum.

    Lütfen tartışmaya devam :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Başlık için wallace, ben de gayet sanatsal gittiğini söylemiştim yukarda:)

    Yazarlar bilinçaltı duraklardan ganimetlerle dönerek katkıda bulunuyorlar, magi yapıyorlar ve çoooooook!

    Uyumsuzlar:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. Diyorki benim için sanatçı dikkafalı-muhalif, tuhaf ,eciş bücüş olmalı.

    Öteki oradan atlıyor hemen; “öyle diyemezsin.”

    Neden?

    Duvara bizon çizen mağara adamının parası eksiktir de ondan. 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Hayır Gamaro, hayır.
    Adamların ne kendileri, ne yaşamları, ne de eserleri sıradandı diyorum. Daha ne kadar söylemeliyim bilmiyorum. Bu konuda çok fazla öznel değerlendirme yapılabildiğinden, ölçütü evrensellikten yana koysak çok daha nesnel yanıtlar verebiliriz diye düşünüyorum.

    Bazılarımızın hayatı, Orhan Pamuk’un dediği gibi “Bir kitap okudum ve hayatım değişti” gibi olmayabilir. Ama kendi adıma, bana bu iddiayı sunan adamlar ve kadınları izliyorum. Onların kendine has, ayrıksı dünyaları ve sıradışı bakışlarıyla bir nebze olsun hayata tutunmaya çalışıyorum. Sait Faik ile bir an için duygudaş kalabiliyorum: Yazmasaydı, çıldıracakken okumasaydım, tutunamayabilirdim, diyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Sevgili Peyote,

    Diyemezsin diye bişi yok, ne istersen onu dersin 🙂

    Sait Faik ile duygudaş kalmak ile Sait Faik’i sıradışı zannetmenin ilgisini bulamadım.

    Şu güzel ama :..

    Onları kendinden çok farklı bir yere koyman…

    Hiç bir itiraz olamaz. Meselenin kaynağını oluşturan da bu bence…

    Oik0s: Bu arada Peyote yakından tanıdığım çok cici ve sevdiğim biridir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. Sıra dışı olmak cüretkerlik ile olan bağlantısı nedeni ile yaratıcı sanatçının özellikleri arasına giriyor .Yaratma anı çok bir çaba gerektirmiyor , pıt diye birşey çıkıyor .. Marcel Duchamp koyuyor pisurı alın size sanat .. ve gerçekten sanat .. gerçi kavramsal sanat şarlatanlığa çok müsait ama buna öyle diyemezsiniz .

    Bu cüretkar ruhun illa dış görünüme yansımasına da gerek yok adam Batman in uşağı görünümünde bile olabilir.

    Yaratıcı sanatçı deyince yaratıcı olmayan sanatçı diye de bir kavram çıkıyor , bu mesela bir soprano,vs, veya beste yapmayan ama çok iyi bir kemancı falan gibi. Bu kişilere sanatçı değildir diyemeyiz .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Peyote ben de bu insanların ayrı kafalarda olduklarını düşünüyorum. Sadece sanatçılar da değil filozofların da çoğu böyle. Örneğin Kant, Nietzsche, Heidegger …

    Ancak bunu bilinçaltı halleriyle açıklamak çok ÖZCÜ bir yaklaşım. Yetenek, sosyal gelişim vb gibi değişken etkiler bu adamların kafasına daha fazla etki ettiğini düşünüyorum. (2 sene önce ben de senin gibi düşünürdüm bu arada).

    Geleneksel sanattan çok anlamam, daha iyi anladığım bir konu olan sinemadan örnek vermek gerekirse, David Lynch’inde Dali kafasında olduğu ve rüya ve bilinçaltı durumlarından çok etkilendiği söylenir. Bu tabirler onu ayrı bir platforma yerleştirir. Ama onun ayrıksılığı aslında; tekniğiyle, anlatımıyla, kullandığı imgelerle diğerlerinden ayrı hatta benzersiz bir yönetmen olmasında gizlidir. Yani bir bilinci anlarken onu diğerlerinden (diğer bilinçler veya teknik gelişmeler vs) yalıtmamak önemlidir.

    Yani, bilinçaltı kavramını ben de kabul ediyorum, tamam. Ama bilinçaltının şişede durduğu gibi durduğunu düşünüyorum :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. All writers are vain, selfish, and lazy, and at the bottom of their motives there lies a mystery. Writing a book is a horrible, exhausting struggle, like a long bout of some painful illness. One would never undertake such a thing if one were not driven on by some demon whom one can neither resist nor understand. For all one knows that demon is simply the same instinct that makes a baby squall for attention. GEORGE ORWELL
    link to truththeory.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.