YARATMAK

Bir zamanlar
Sonsuz.us’un emekleme döneminde
sonsuz.us’ta bir yazı yayınlandı. Yazıyı daha önce “belgelerim” arasına kopyalamıştım. Daha sonra sonsuz.us’ta bir sorun yaşandı ve yazı kayboldu. Ben kaybolan bu yazıyı olduğu gibi buraya aktaracağım.

Yazı bir satranç sitesinde, oyuncuların başka oyunculara “davet” göndererek satranç turnuvası oluşturması ile ilgili idi. Oyuncunun bunu yapabilmesi için, sitedeki “Turnuva Yarat” kutusunu tıklaması gerekiyordu. Bir dizi oyuncu “yaratma” eyleminin “yalnızca tanrıya ait” bir yetki olduğunu ileri sürerek, siteden “bu kutu isminin değiştirilmesini” istemesiyle başlayan bir tartışmadır. Tartışmayı, sonsuz.us’ta yayınlandığı şekliyle, aşağıda yorum hanesine aktaracağım:

8 yorum “YARATMAK”

  1. “Yaratmak” Deyimi
    Paz, 01/06/2008 – 10:25 — xenix
    http://www.canlioyun.net sitesinde, “Turnuva Yarat” başlıklı bir butonun üzerine çıkan tartışma aşağıda verilmiştir.
    Tartışmaya buradan devam etmek isteyen edebilir.
    1

    çalbaranın ömerin uşağı (34472)
    yaratmak tabiri hakkında

    Değerli site yöneticisi arkadaşlar,gözden kaçan veya önemsemediğimiz bir husus var ki,çok önemli ,hepimiz müslümanız elhamdulillah.Ne zaman turnuva düzenlemek istesem karşıma şu yaratmak tabiri çıkıyor.Herhalde batıdan alınma bir kopya ki bu site,ona dikkat edilmemiş.Yaratmak SADECE ve SADECE ALLAHa mahsustur.Ki,burada başka o manada farklı kelimeler yok değil,oluşturmak,düzenlemek gibi.Dikkatlerinize ve ilginize sunuyorum.Saygılarımla
    13 05 2008 15:07

    Adembey (Şafak:95) (31752)
    Haklısın

    Hocam harikasın….
    Benimde kullanmadığım ve çevremde kullananları uyardığım bir kelime.
    Benide rahatsız eden bir durumdu düşüncelerime tercüman olduğun için sağol…
    Tabi ilgilenirse sevinirim şimdiden teşekkür ediyorum…
    13 05 2008 15:38

    gassal (49440)
    tebrikler

    Güzel bir konuya değinmişsiniz,gerçekten önemli ve hassas bir konu ilgilenilirse iyi olur.Teşekkürler.
    13 05 2008 18:25

    ThE_İMaM_61 (49908)
    saolun

    hocam allah razı olsun yaw ben de turnuva ya katıldım ama sırf o kelime yüzünden içim hiç de huzurlu değil di saolun ki sşz bizim düşüncelerimize tercüman oluyorsunuz tekrar tekrar teşekkür ederiz
    13 05 2008 19:26

    74 vw 1303 s (30092)
    Yaratmak

    Merhaba arkadaşlar,
    Yaratmak’tan kasıt turnuvanın oluşturulmasıdır.Bu durum herkesçe böyle algılanır zannedersem.
    Bu durum yönetici arkadaşlar tarafından değerlendirilecektir.
    15 05 2008 15:39

    FEVZİOĞLU (50880)
    “yatamak” yerine “oluşturmak”

    Bu kelimenin bu tür anlamlarla kullanılmasından rahatsız olanlardan biriyim ben de. Konuyu açan arkadaşıma teşekkür ediyorum. Evet bence de “yatamak” yerine “oluşturmak” kelimesinin kullanılması gayet hoş olur.
    16 05 2008 19:18

    xenix (28)
    Bence de

    Oluşturmak kelimeside kullanılmasın. Çünkü Kuran da bir çok yerde Allah ol diyor ve oluyor. Oluşturmakta Allah’a mahsustur. Yaratmak, oluşturmak, vs bunların hiç biri kullanılmasın. “Turnuva ….” olsun biz anlarız o noktaların ne anlama geldiğini…
    17 05 2008 09:06

    N YILMAZ (46732)
    yeni

    Madem ortak nokta bulamadınız o zaman “Yeni maç” ta olduğu gibi “yeni turnuva”ya ne dersiniz.
    Sevgilerimle…
    17 05 2008 16:58

    Nil-Ay (21716)
    Yaratmak Kelimesi Hakkında

    Bir fıkra geldi aklıma paylaşayım;
    Amerikalılar Tanrının huzuruna çıkmışlar ve “Tanrım artık biz insan yapabiliyoruz” demişler. Tanrıda ” iyi o zaman hadi bakalım yapında görelim” demiş. İçlerinden biri yere eğilip bir avuç toprak almış… Tanrı “durun bakalım… Kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan yapın” demiş.
    Günümüzde yaygın olarak “oluşturmak” kelimesi yerine de “yaratmak” kullanılıyorsa da bazı hassasiyetler göz önüne alınarak “yarat” kelimesine alternatif olarak “oluştur” ya da “düzenle” kelimelerinin kullanılmasının bir mahzuru olmaması gerekir diye düşünüyorum. Diğer kelimeler için değil ama “yaratmak” kelimesi için İslam alimlerinin caiz olmadığı yönünde bildirilmiş görüşleri var. Çünkü yoktan var etmek yalnızca Allah’a mahsustur.
    17 05 2008 22:09

    yaylacı (34188)
    Teşekkürler bacım

    fıkra güzeldi,açıklama da.Site yönetiçisi olarak yaptığınız açıklamalarınıza ve ilginize teşekkür ediyorum.Gereğini yapalım lütfen.
    17 05 2008 22:47

    Nil-Ay (21716)
    “Yarat” kelimesi hakkında

    Söylediklerim sadece bana ait fikirlerdir, diğer yöneticileri bağlamıyor. Ortak bir karara varabileceğimizi düşünüyorum.
    18 05 2008 18:46

    Rainbow (40869)
    cvp

    Bunca yazılanlardan sonra site yöneticilerinin bu konuyla ilgileneceği ve ortak bir karara varılacağını düşünüyorum
    19 05 2008 21:56

    Adembey (Şafak:85) (31752)
    Böylece unutulacak mı???

    Yöneticilerden bir cevap gelmedi acaba bir karara varılamadı mı yoksa bazı konular gibi dikkate alınmayarak unutulmaya mahkumm mu edildi merak ediyorum….
    Sonuç hakkında bir bilgi verirseniz sevinirim…

    Şimdiden Teşekkürler<<<
    20 05 2008 16:29

    xenix (28)
    Anlaşıldı

    Bu konu ile ilgili mesaj alınmıştır.
    Gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra düzenleme ihtiyacı olursa işlem yapılacaktır.
    20 05 2008 22:55

    Akturkeys (14496)
    Sonuç..

    Merhaba, yönetimce yapılan değerlendirmeler sonucunda, sistemdeki “Turnuva Yarat” ifadesinin “Yeni Turnuva” şeklinde değiştirilmesinde mutabık kalınmıştır. İlgili düzenleme kısa bir zaman dilimi içerisinde yapılacatır. Öneri ve ilginiz için teşekkür ederiz..
    21 05 2008 17:28

    çalbaranın ömerin uşağı (34472)
    Teşekkürler

    Böyle mühim bir konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür eder,çalışmalarınızda başarılar dilerim.Gerçekten diğer sitelere göre seviyeli bir site,BİZ BİR AİLEYİZ anlayışı ve duyarlılığı içerisinde hareket ediliyor,bu da sitenin sevilmesine ve büyümesine katkıda bulunacaktır inşaallah.Katkıda bulunan herkese saygılarımla.
    21 05 2008 17:48

    FEVZİOĞLU (50880)
    Teşekkür

    Turnuva bölümünde “yaratmak” tabirleri değiştirilmiş. Çok da güzel olmuş. Yönetici arkadaşlara teşekkürler…
    24 05 2008 13:36

    matazan (32262)
    yaradan

    Bu sitede uğraşacak başka bir şey bulunamadı mı? “ELhamdülillah hepimiz müslümanız” diyen arkadaş nereden biliyorsun hepimizin müslüman olduğunu ya da hepimiz adına nasıl böyle bir söz sarfedebiliyorsunuz?Böyle konuşarak müslüman olmayanları müslüman olmaya mı zorluyorsun?

    Burada yaratmak sözcüğünün kastını hepiniz bildiğiniz halde başka kasıtlar peşinde olduğunuzu düşünüyorum.
    Ayrıca sizin inancınıza göre tanrının bir parcası olan insanda tanrıdan bir eser olamaz mı? yaratıcılık tanrıdan insana doğru birazcık bulaşmış olamaz mı? tanrı bu özelliğini insanlarla paylaşmış olsa kötü mü olurdu? ya da paylaşmadığını nereden biliyorsunuz? ben size söyleyeyim; ozanlar, sanatkarlar tanrının bu özelliğini taşırlar. Ama “hayat acıdır biber de acıdır öyleyse hayat biberdir” diyen düzmantıkla hayata bakanların bunları anlama imkanı yoktur.

    Kendinize müslümanım diyorsanız, gidin “ıraklara” amerikalılarla falan uğraşın bu sitenin huzurunu kaçırmaya hakkınız yok.
    Ayrıca benim adıma da bir daha konuşmayın, çünkü ben müslüman değilim. siz müslümansanız müslüman olmayanların yaşamlarına saygılı olun önce ve müslüman alemine zulmedenlerle uğraşın herşeyden önce.
    25 05 2008 07:37

    selimebrar (49964)
    matazana

    matazan kardeş müslüman olmayabilirsin ama müslüman olanların değer verdiği bir şeye hakaret etmene gerek yok biraz saygıyla karşılayabilirsin.Site yöneticilerinede teşekkürler..
    25 05 2008 11:57

    matazan (32262)
    …

    Hakareti nereden çıkardınız?
    Sözlerimde hakaret değil,”hakikat” ararsanız sevinirim.
    25 05 2008 18:58

    TÜRKÜCAN (49028)
    Yaratmak tabiri hakkında

    Uzun zamandır forumda olan bu konuyu izliyorum bir sözcüğe bu kadar takılıp dinsel anlamlar çıkarıp sonrada bu sözcüğün kullanılmasından rahatsız olan arkadaşları anlıyamıyorum.
    yaratmak sözcüğüğünü kutsal bir kavram gibi görüp sonrada bu sözcükten rahatsız olan arkadaşlara soruyorum ben bir öğretmen olarak okulda her gün çocuklarımıza yaratıcı olun yeni şeyler üretmek için çaba gösterin derken acaba çocukların sorunları irdelemesini problemlere çözümler aramasını üretken bireyler olmalırı için yol mu gösteriyorum yoksa sizin mantığınıza göre günahamı giriyorum…

    TÜRKÜCAN (49028)
    bir sorumda site yönetimine

    sayın yöneticiler bir sorumda size şimdi yeni sözcüğü kuranın bir çok yerinde geçiyor yenilemek yanlızca Allaha mahsustur ben bu yeni turnuva tabirinden rahatsızlık duyuyorum dersem bunun içinde bir karara varacakmısınız

    Piri REİS (44180)
    yaratmak tabiri hakkında…

    Arkadaşlar konuyu başından beri takip ediyorum. Konuyu açan arkadaşa ve duyarlı davranıp gerekli düzeltmeyi yapan site yönetimine de teşekkür ediyorum. Ögretmen olan arkadaşımıza şunu söylemek isterim. Yaratmak tabiri gerçek manada Allah(c.c) yoktan var eden sıfatını ifade eder ve “Yaratmak sadece O’na mahsustur. İnsanlar için kullanılmaz.” Ancak yaratmak tabirini kullanan kişiler bu tabire yan anlamlar yükleyerek (oluşturmak ortaya çıkarmak,meydana getirmek v.b) kullanmaktadırlar. Oysa bir kelimeyi gerçek anlam olarak karşılayan onlarca kelime varken Alllah(c.c) bir sıfatına ait kelimeyle ifadeye kalkışmak dogru degildir, haliyle konuya vakıf kişileride rahatsız eder. Olay birazda dilimizi doğru kullanabilmekle alakalı olsa gerek, yoksa olayları zorlamayla farklı boyutlara çekmenin pekte manası yok. Herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

    FEVZİOĞLU (50880)
    Cevaplar

    Benim kafamın takıldığı bir nokta var. Arkadaşlar düşüncelerini bildiriyorlar, ne güzel , bunda sorun yok. Ama sorunlar şurada başlıyor:
    (1,2,3 ve 4. madde Sn. Türkücan’a; 5,6,7,8 ve 9. madde Sn. Matazan’a cevaptır.)
    1- Dini inancına göre bir insan bu kelimenin kullanılmış olmasındasn rahastsızlık duyabilir; kimse de o kişiye “Sen bu kelimeden rahatsız olamazsın.” diye dayatma yapamaz.
    2- Anlayamadığınız şeylere de saygı göstermeniz gerekir.
    3- Hiç kimse Kur’an’da geçen kelimeler kullanılmasın demedi, konuyu çarpıtmayın.
    4- “Yaratmak” tabiri -inananlar için- sadece Allah’a mahsus bir kelimedir; dolayısıyla da kutsaldır. Bunu eleştirmeye ve “kutsal gibi” demeye kimsenin hakkı yoktur.
    5- Elbette insan Yaratıcı’nın bir eseridir. Ayrıca Allah’ın (Tanrı’nın) yarattığı aklı kullanarak bir eser meydana getirmek nasıl yaratmak olabilir?
    6- “… yaratıcılığı insanla paylaşmadığını nereden biliyorsunuz?” diye soruyorsunuz. Cevap vereyim: Eğer saygı duyarsanız inancımdan biliyorum.
    7- Dünyadaki her şeye sadece akıl penceresinden bakıp da “düz mantık” suçlamaları yapanların anlayamayacağı daha çok şey var dünyada.
    8- Bu site ortamında bu meseleye siyaset bulaştırıp da meseleyi çarpıtmayın.
    9- “Hepimiz Müslümanız.” demek, Müslüman olmayan kimseyi Müslüman yapmaz; Müslüman olmaya zorlamak anlamına da gelmez. Bu cümleden “İnsanları Müslüman yapmaya mı zorluyorsunuz?” diye anlam çıkarıp da “Tanrı’dan insanlara yaratıcılık bulaşmız olamaz mı? Ozanlar da yaratır.” gibi fikirler sunarak siz insanlara inanç mı aşılamak gayretindesiniz? Eleştirdiğiniz şeyi kendiniz mi yapıyorsunuz? Bu çelişkiyi açıklayamazsınız.
    10- Bunları hiç kimseye soru sormak amacıyla yazmadım. Sadece cevap hakkı doğduğı için yazdım. Bu konunun daha fazla ilerlemesini istemiyorum. Yine de yazan olursa cevap vermeyeceğim. Tek diyeceğim şu olur: “Selametle.”

    TÜRKÜCAN (49028)
    sayın Fevzioğlu

    1-Arkadaşlar fikirlerini bildiriyorlar ne güzel bunda bir sorun yok diyosunuz sanırım sizin gibi düşünmeyen arkadaşlar fikirlerini bildirdiklerinde sorun oluyor
    2-Benim yazdıklarımdan nasıl bir dayatma sonucunu vardınız bunuda anlamadım ama sizin yazdıklarınızdan sanki bazı dayatmalar yapıyormuşsunuz sonucuna varılabilir
    3-Anlıyamadığınız şeylerede saygı göstermelisiniz derken aynı zamanda beni saygısızlıkla suçladığınızında farkındasınızdır. Bence sizde sizingibi düşünmeyen insanları suçlamak yerine anlamaya çalışın
    4-Sanırım sizde benim anlatmaya çalıştığım şeyi anlamamışsınız yada işinize gelmediği için anlamamış gibi yapıyosunuz. Bu sefer daha açık anlatayım yinede siteden birkaç arkadaş biraraya geliyor biz bu yaratmak sözcüğünden rahatsızlık duyuyoruz diyor sitede bu sözcüğü kaldırıyor sorum şu burda başka bikaç arkadaş bir araya gelirde biz bu tarihçe sözcüğünden veya bu tercih sözcüğünden yada bu altın üyelik sözcüğünden falanca falanca sebeplerden rahatsızlık duyuyoruz derse site yönetimi bu kelimelerin yerine de yenilerini koyacakmı yoksa bunlar sadece dinsel dayatmalar içinmi geçerli
    5-Bu sitede satranç oynayan herkes yaratmak sözcüğünün sitede hangi anlamda kullanıldığını çok iyi bilmekle beraber amaç bunu polemik konusu yapıp siteyi dinsel içerikli bir site haline getirmek olabilirmi

    statik (33856)
    Görüş meselesi

    Beyhude tartışıyorsunuz.. Bu algılama ve inanç meselesidir, her iki tarafta haksızdır veya haklıdır diye birşey diyemezsiniz.
    Vikipedi bu kavramı aşağıdaki gibi açıklamış.
    yaratmak terimi dogmatik anlamda yaratıcının yaratma sıfatını ifade eder. kelime köken olarak yabancı dilden geldiği için,
    yaratmak tanımı ile bir fikirden şeyler oluşturma tanımı arasındaki fark
    bir kısmın kendini elit, üst tabaka gören kesimler nedeniyle zaman içerisinde anlam dejenarasyonuna uğratılmıştır.
    edebiyat anlamıyla bazı noktalarda kişinin, “”kişisel yorumlarına ve tartışmalara açık kalmıştır.!!!””
    • Tanrısal anlamda ; yaratanın fiili sıfatı yani yoktan var etme ve ona canlılık veren özü, yani ruhu versi olarak düşünülür .
    “Yaratmak sadece O’na mahsustur. İnsanlar için kullanılmaz.”
    yaratmak kelimesini benimseyerek kullanmak, kibiri artırırki bu kibir ise bir noktada eşkoşmak olabilir. eşkoşmak dinen büyük günahlardandır.
    • Sanatsal anlamda ; Soyut düşüncenin maddi materyaller kullanarak oluşturulması ve şekle sokması.
    Türk Dil Kurumunun tanımı
    yaratma
    isim
    Yaratmak işi:
    “Bir sihirli kelimesi içinde şimşekler yaratmaya kadirdi.”- H. C. Yalçın.
    yaratmak
    (-i), din b. (***)
    1 . Allah, olmayan bir şeyi var etmek:
    “Allah, mutlaka dünyayı kullarına sevdirmek için baharı yaratmış olacaktı!”- Ö. Seyfettin.
    2 . (nsz), mecaz Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak:
    “Bir cazibe yaratmak için ne yapmalı diye düşünüyorduk.”- F. R. Atay.
    3 . (nsz), mecaz Olmasına, ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak:
    “Bu haber sinirli bir hava yarattı. Yangın büyük tehlike yarattı.”-
    Bilgilerinize..

    EGEMEN ONAT (35304)
    Akıllı olalım

    Zekanın önündeki perdeleri kaldırmadığımız ve anlamsız tartışmaları sürdürdüğümüz sürece, elalem mars’a gider biz ise; haberlerde balandıra ballandıra anlatmaya devam ederiz…

    ferbit (28593)
    SAYGI

    arkadaşlar herkes istediğine inansın,herkesde karşısındakinin inandığına saygı göstersin lütfen;karşımızdakine sen neden rahatsız oluyorsun deme hakkımız yok madem ki rahatsız olunan bir konu var ki oda halledilmiş bizede saygı göstermek düşer..inançları yargılamayalım..

    FEVZİOĞLU (50880)
    Son Söz

    Selametle…

    efsanevi (44046)
    ilgilisine

    Hamdolsun alnımız aktır;
    Zalimden korkumuz yoktur
    Hakikatin yönü tektir
    Dört diyenler halteylemiş

    efsanevi (44046)
    ??????

    Bir tutam SEVDA gönder bana
    Veysel Garani’nin, Yunus Emre’nin
    Sevdasından olsun
    Mevlâna’nın Mevlâ’sından olsun
    Sevdâların hasından olsun

    theseventy6 (49319)
    yaratmak…

    TÜRKÜCAN’a katılıyorum..
    ne uzayıp giden bu polimiği ne de nereden çıktığını hiç anlayamıyorum,
    düşünce esaslı bir sitede, düşünen insanların arasında yaşanan bu diyalogları anlamakta zorluk çekiyorum.

    tarık emir (43802)
    anlamını düşünmek

    yaratmak sözcüğünün anlamı yoktan varetmektir insanoğlunun maalesef böyle bir kabiliyeti bulunmamaktadır öğrencilerinize yaratıcı olun demeniz öğrencilerinizin yoktan birşey yarattığı anlamına gelmez sadece daha önce bir insanın aklına gelmemiş bir fikri veya çözümü ortaya koymalarıdır bu da o fikir veya çözümün yoktan varolduğu anlamına gelmez ama aksini düşünüyorsanız ilahlık iddiasındasınız dolayısıyla Allah’a yaratmak fiilinde kendinizi ortak etme gayretindesiniz demektir bu ise sadece günahla kalsa iyi İslamdan ayrıldığınız bir kırılma noktasıdır selamlarımla

    ARDAM (50162)
    YARATMAK HAKKINDA

    BU KONUYA BU KADAR TAKILMANIZI ANLAYAMADIM. BU KAFAYLA NEREYE GİDERİZ BİLEMİYORUM.
    BU KELİMEYE TAKILAN KAFALARIN BENCE KENDİNİ SORGULAMASI GEREKLİ VE AYNI ZAMANDA SİTE YÖNETİMİNİDE TABİ Kİ. BÖYLE BİR TÜRKİYEDE BAŞKA BİRŞEY BEKLEMEMİZDE AŞIRTICI OLURDU. ARKADAŞLAR BU SİTE SATRANÇ OYNAMAK İÇİN KURULMUŞ BİR SİTE BUNU UNUTMAYIN LÜTFEN.

    Yönetici (7)
    Üslup

    Tartışma ortamını bozucu ve suçlayıcı ifadeler bulunan yazılar kaldırılmıştır.
    Lütfen üslubumuza dikkat edelim…

    Gökkuşağı (40869)
    statik arkadaşımıza katılıyorum

    Statik arkadaşımız olayı çok iyi açıklamış, olay sadece kelimedeki anlam dejenerasyonudur. Ülkemiz nüfusunun büyük bir bölümünün müslüman olduğu düşünülürse “o kelime” den rahatsızlık duyulması normaldir. Açıkçası beni de rahatsız eden bir kelimeydi. O kelimeden müslüman olupta rahatsız olmayan da olabilir, müslüman olmayıpta rahatsız olmayanlar da olabilir. Biraz tekerleme gibi oldu ama, olayı çok fazla dallanıp budaklandırmanın anlamı yok. Kelime bir kısım arkadaşım tarafından rahatsız edici bulunmuş, site yönetimine başvurulmuş ve yönetici arkadaşlar tarafından bir sonuca varılmıştır. Daha bunu uzatmanın anlamı yok bence

    matazan (32262)
    …

    Gülüm derken, canım derken ısırır insanı kimi diller
    Kimi dindarlar var ki insanı, dinden imandan eder
    Gericilik bu site’ye saldırmıştır. Hem de “saygıyla” saldırmıştır. “Sevgileriyle” saldırmıştır. “Kardeşce” saldırmıştır. Kibarlıkla saldırmıştır.
    Eğilmez başların kazanımı olan ve aslında emek yönüyle hiç hak etmedikleri “demokratik hakları” kullanarak saldırmıştır.
    Her zaman olduğu gibi Dini, Allah’ı “koçbaşı” yaparak saldırmıştır.
    Site yönetimi de ne yazık ki bu gericiliğe taviz vermiştir. Bu tavizi protesto ediyor, bu protestoyu büyüteceğimi de ilan ediyorum!
    “Pat” ile ilgili bir yazı yazmak için siteye girdiğimde “yaratmak tabiri hakkında” başlıklı yazıyı okuyunca, bir yazı yazmıştım. Türkücan öğretmenin yazısıyla tartışma açıldı, uzun konuşacağım!
    “Turnuva yarat” ifadesi masum bir şekilde öylece duruyordu orada. Ta ki “çalbaranın ömerin uşağı” tarafından foruma taşınıncaya değin. Bu girişimin çoktan başlamış olan bir savaşa burada da bir cephe açma girişimi ve bu girişimin ilk “kaması” olduğunu algılıyorum. Tanrıyı ve O’nun özelliklerini ad ederek kaçak bir dövüş sergileniyor. Konuyu foruma taşıyan ben değilim ama ilk karşı çıkan ben oldum. Bu yüzden bu tartışmanın nedeni olamam. Dolayısıyla siteye siyaset bulaştırmak ile beni “suçlamaya” da hakkınız yok, ayrıca siyaset de suç değil.
    Gericilik bizi “kavgaya” davet ediyor. Davetleri kabulümüzdür, ta Heraklit’ten bu yana! Ta dünyanın güneşten koptuğu günden bu yana!
    “Söylediklerinizin bir tekine bile katılmıyorum, ama bunları söyleyebilme hakkınız için asılıp ölmeye varım”
    Ben bu sözü çok severim. Karşıtlarımın bu hakkı için de ömrümce savaştım. Ama bizler bu savaş içerisinde işkencelerden, hücrelerden, darağaçlarından geçerken seslerini çıkarmayan karşıtlarımız, bizim kazandığımız demokratik haklara sığınarak ve dayanarak insanlara saldırıyor şimdi.
    “Her canlı doğar, büyür, kendine benzer bir varlık bırakarak ölür”.
    İnsan bir canlıdır. İnsanın ürettiği dil de insan gibi canlılık özellikleri gösterir. Sözcükler de doğar büyür kendine benzer sözcükler bırakarak ölürler. Dil, insanın yaşam pratiği içerisinde, bu pratiğin de, en çok üretim çalışması içerisinde gelişir.
    İnsanın ilk sözcüğünün, “nefes sesi” olduğunu düşünürüm. İnsanın içi ile dışı arasında hareket eden nefes, ses tellerini geliştirdi. İnsan sesi keşfettiğinde, kendi bedeninden başlayarak dış dünyadaki her ŞEY’İ bir SES ile ifade etti. SES elbette insandan önce de vardı doğada. Doğanın içindeki insan, kendi içindeki (bedenindeki) sesleri keşfettikten sonra, doğadaki diğer sesleri taklit etmeye başladı. Ve “san’at” taklitle başladı!!… İnsan kendini taklit etmeye başladığında ise sanatçılığın kapısındaydı. Sonra derece, derece sanatçı oldu.
    Arapça kökenli “san’at” sözcüğüne Türkçe bir karşılık aranırsa , bu sözcük “yaratım” olabilir.
    Seslerden harfleri de bulacaktı daha sonra insan. Ama önce heceleri buldu. Bu yüzden ilk diller tek hecelidir. Sonra sözcükler geldi. Daha sonra tümceler. Tümcelerle anlatımın ardından şiir geldi, yazı yoktu. Şiirleri unutmamak için uyak (kafiye) imdada yetişti. Daha sonra insan destanları yarattı. İnsanlar destan yaratmaya devam etti. Harfleri buldu, sonra bilgisayarı buldu.
    Bunları hep ama hep yaratıcı insan buldu. Araştıran, düşünen, yapan, hareket eden, verili koşullara boyun eğmeyen insan tipi bunları buldu. Duraksayan, teslim olan, boyun eğen insan tipi ise, ilkine hep engel oldu. Bugün de engel olmaya çalışıyorlar, ama nafile!
    YARATMAK YOKTAN VAR ETMEK DEĞİLDİR!
    Yaratmak
    Bilinenlerle bilinmeyeni bulmaktır!
    Olanlardan olmayanı var etmektir!
    Yaratmak yoktan var etmek değildir.
    “Maddenin Sakınımı Yasasına” göre yoku var etmek, varı yok etmek mümkün değildir. Bu sav yeryüzündeki bir kısım “faninin” tanrıya atfettiği bir özelliktir. Bizim tartışmamız bu değil. İsteyenle bunu da konuşabiliriz. Bu savı savunanlara benim düşmanlığım da yok.
    YARATMAK:
    8. Yüzyılda ortaya çıkmış bir sözcüktür ve insan tarafından yaratılmıştır!
    Anlamı ise: “yakıştırmak, uydurmak, düzenlemek, süslemek” demektir.
    Moğolcadaki carag sözcüğü ile eşzamanlı doğmuştur.. Moğolca “carag” sözcüğü; “gerekli olan şey, gereç” anlamındadır.
    Gene Moğolca “yararlanmak, kullanmak, işçi istihdam etmek” anlamındaki “caru” sözcüğü ile kökence kardeş olan “Yara” sözcüğü de, “yakışan, uyan, uygun olan, denk gelen” anlamında 8. Yüzyıldan itibaren kullanılmış ve “yara-mak” fiili de buradan türemiştir. “yar” köktür, gerisi türemiştir…
    “Carag” sözcüğünün Türkçe kullanımı“yarak” biçimindedir ve “yakışan, gereken; gereç, donanım, alet, silah” anlamları yüklenerek, 18, yüzyıla değin kullanılmıştır”
    Yunus Emre;
    “Bu dünyayı elden bırak
    Ahirete eyle yarak
    Erenlerden olma ırak
    Gel ikrar et erenlere”
    Şeklindeki deyişiyle; bu dünyaya bağlanma / bu dünyadaki yaşamını ahirete yakıştır / ahrete göre düzenle / ahrete göre uydur / ahrete uygun ulaşmanın aracı, aleti, gereci olsun bu dünya, demektedir.
    18. yüzyıldan itibaren bu sözcük “erkek cinsel organı” anlamı yüklenmiş, günümüzde de bu anlamda kullanılmaktadır. Farsça “yarak” sözcüğü, “küçük dost, arkadaşçık” ve ikincil olarak da “küçük havan kolu” anlamındadır. (Çoğu zaman bir aletimizi “arkadaş” olarak niteleriz.) Sözcüğün “cinsel organ anlamı” yüklenmesinde Farsçanın etkisi düşünülmektedir…
    Ben, “yar” sözcüğünün “yaratmak” sözcüğüne ebeveynlik yaptığını düşünüyorum.“Yar” sözcüğü, 11. yüzyılda; “suların açtığı (yardığı) gedik, bayır, hendek” 14. yüzyılda ise “dik uçurum” anlamı yüklenmiştir.(yarları suların açmakta olduğunun bilinci bu devirde açığa çıkmış olmalı…)
    “İKİ” kavramına ulaşmada YAR, esin kaynağıdır. Yarın iki tarafı vardır çünkü ve matematikçilerin kabul edeceği gibi ilk matematiksel kavramlar doğanın gözlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
    Gene 8. Yüzyılda “yar-mak” fiili vardır. “Kesmek, keserek İKİYE ayırmak” anlamındadır. BİR bütünü İKİYE bölmek en ilkel biçimde de olsa, yar-at-mak-tır. Bu eylemi gerçekleştimek için bir ALET gereksinimi vardır ki, “alet” sözcüğünün yüklendiği anlamı, ilk zamanlarda “yarak” sözcüğü (hem de uzunca bir süre) taşımıştır. Alet sözcüğü de günümüzde “erkek cinsel organı” anlamı yüklenmeye başlamıştır. Yorulan, yoğrulan, yorumlanan sözcükler “yoruldukları” yerde (tıpkı insanlar gibi) yüklerini birbirlerine devretmektedirler! (“Deli” Orta Asya’da “yiğit” anlamındadır, “yavuz” sözcüğü ise “berbat” demektir. Bu sözcüklerin bu gün bile zaman, zaman mecaz yoluyla yer değiştirmekte olduğunu dilden anlayanlar çok iyi bilirler.) Farsça anlamıyla “havan ve havan kolunun” ilişkisi mecaz yoluyla, kadın-erkek cinsel birleşmesine benzetilebilir ki, bir çocuk “yaratmanın” ilk adımı da kadın ve erkeğin birleşmesi değil midir? İnsan bence kendi bedenindeki bu eylem yoluyla da “yaratmak” fiiline esinlenmiştir, bu eylemden “yaratmak” sözcüğü beslenmiş, emzirilmiştir. Bunu bugün bile düşünebiliriz:
    Erkek düşer Kadının “uçurumlarına”
    Döker, serper, bengisuyunu
    Mikro okyanuslara mikro dağlar çakılır
    Ve kadın doğurur erkeği ile birlikte
    Sevdalarının çocuğunu
    “Yakışır” çocuk yaşama
    Yeniden, yeniden “düzenlenir” herşeyler
    Yataklar “süslenir”
    Beşikler “süslenir”
    Çocuk “süslenir”
    “Yakışır” çocuk anasına babasına
    “Yakışır” çocuk yeryüzüne…
    Yani bu sözcük insanlar tarafından üretilmiştir. Anlamı “yakıştırmak, uydurmak, düzenlemek, süslemek” demektir. Aranızdan birileri insanın ürettikleriyle tanrıya “yakıştırmalar, uydurmalar, süslemeler” yapmakta ve bunlardan bir “düzen kurarak” kendileri dışındaki her şeyi bu düzene göre düzenlemek istemektedirler. Bozacı da kendileri şıracı da!
    Ben sizleri, Cezayir’den tanıyorum!
    Afganistan’dan, Filistin’den tanıyorum!
    İran’dan “Irak’tan ve çok yakından” tanıyorum!
    Kalple, dille, elle demişti egemenlerinizin hocaları
    Kalple hissedeceksin
    Dille ifade edeceksin
    Elle düzelteceksin!
    Uzun zaman “kalpten kalbe” çalıştınız
    Şimdi dille ifade dönemindesiniz
    Daha güçlendiğinizde
    “Site yönetimine teşekkür” etmeler
    Rica etmeler bitecek
    Bana “matazan kardeş” demeyeceksiniz o zaman
    Sevgiler de dilemeyeceksiniz
    Ellerinizde kılıçlar
    KESECEKSİNİZ
    SİZDEN OLMAYANLARI
    Ama bilin ki
    Bugünden söylüyorum ki
    Ben sizden değilim
    “Başım yüce arşa değin
    Gücünüz yeterse eğin”…

    ARDAM (50162)
    !!!!

    matazan hocam harika bir yazı. Bu duruşunla yanlız değilsin. Bu konuyu açanların ve savunanların niyetlerinin satranç oynamak olmadığını hepimiz biliyoruz. Site yönetimini tekrar uyarıyorum bu tarz girişimlere izin vermeyin yoksa ortada satranç oynayacak kimseyi bulamazsanız.

    tarık emir (43802)
    matazana

    matazan kardeş (aynı yaşlarda olmamız muhtemel )kendi düşüncende olmayanların düşüncelerini saldırı olarak nitelendirmeniz gerici damgası vurmanız demokratik hakları bile hakkettirmemeniz tartışma konusunu kavga olarak algılamanız sizin nasıl bir demokrat portreye sahip olduğunuzun ipuçlarını vermekte bu eleştiriden sonra inşallah beni dövmezsiniz vesselam

    çalbaranın ömerin uşağı (34472)
    matazan’a

    Sana ilk hitabımda kardeş demiştim,kanla kılıçla,savaş,cephe açmakla birilerini ağır bir dille itham eden hastalıklı kafalarla fazla meşgul olacak değilim,asıl gerici siz ve avanelerinizsiniz.Biz müslümanız elhamdulillah,dilimiz ve beynimiz aynı şeyleri söyler,niçin takiyyeye ihtiyaç duyalım,AZINLIK değilizki hamdolsun.Bizim kültür ve medeniyet algımızda senin de yerin var,AMA LÜTFEN HATTİNİ BİL.İnce ayar mukaddeslerimizi alaya alıp saldırı yapma,senin istediğin şu kelime ise ve de rahatlayacaksan söyleyeyim….ARTIK KARDEŞ DEĞİLİZ….Tüm sağduyu sahiplerine sevgiler efendim….Cumanız mübarek olsun

    Piri REİS (44180)
    yakıştımı

    matazan demişki:
    “Ben sizleri, Cezayir’den tanıyorum!
    Afganistan’dan, Filistin’den tanıyorum!
    İran’dan “Irak’tan ve çok yakından” tanıyorum!
    Kalple, dille, elle demişti egemenlerinizin hocaları
    Kalple hissedeceksin
    Dille ifade edeceksin
    Elle düzelteceksin!
    Uzun zaman “kalpten kalbe” çalıştınız
    Şimdi dille ifade dönemindesiniz
    Daha güçlendiğinizde
    “Site yönetimine teşekkür” etmeler
    Rica etmeler bitecek
    Bana “matazan kardeş” demeyeceksiniz o zaman
    Sevgiler de dilemeyeceksiniz
    Ellerinizde kılıçlar
    KESECEKSİNİZ
    SİZDEN OLMAYANLARI”
    ……………………………………………
    Hz. MUhammed (s.a.v) bir hadis-i şerifinede gönderme yapıp bu sitede hiç kimsenin daha önce kullanmadıgı bir uslupla bir yazı yazmışsın sen kendini nasıl tanımlarsın kimlerdensin bilemem, ama böyle bir yazıyı yazmak size yakıştımı ??
    Aurora (30115)
    Kınıyorum
    Kendisi gibi düşünmeyenlere gerici diyen zihniyeti şiddetle kınıyorum.

    FEVZİOĞLU (50880)
    YÖNETİCİLERİN DİKKATİNE!!!

    Bir talep sonrasında gayet ahlakî ve seviyeli bir şekilde sorunsuz giden ve üstelik yönetimce de uygun bulunan bu talebin konusunu sabote ederek dinî çatışma çıkarmaya çalışan(ilk olarak Sn. Matazan çatışma ve hakaretvari sözler sarfetmiştir) ; insanları, sadece rahatsız oldukları bir durumu belirtti diye gericilikle suçlayan ve kendi inançlarını üstün görüp diğerlerini aşağılayıcı ifadeler kullananlar hakkında cezaî işlem yapılmasını talep ediyorum. Madem bu sitede “forum” bölümü var ve insanlar “falanca maçta şöyle böyle oldu” diyerek dileklerini bildirebiliyorlar, “şu başlık şöyle olsa daha güzel olmaz mı” denildiği zaman da böyle tartışmaların çıkmaması lazım. Lütfen bu konudaki bütün yazılar incelensin ve gereken yapılsın.
    Saygılarımla…

    FEVZİOĞLU (50880)
    YÖNETİCİLERİN DİKKATİNE!!!

    Ayrıca Sn. Matazan, başkasına göre kutsal olan değerleri hafife alıcı, Müslümanlığı incitici, dindarlıkla alay edici üslup kulanarak yazılarına devam etmektedir. Siteye üye olurken okuduğum “canlı oyun kuraları ile cezalar” bölümüne istinaden ve sitenin huzuru için matazan(32262) adlı kullanıcının sohbet yetkisinin alınmasını; yıkıcı ve incitici sözlerinin devamı halinde de siteden ihracını talep ediyorum.
    Saygılarımla…

    TÜRKÜCAN (49028)
    YAPTIRIM

    CANLI OYUN YASAI
    içerikli olamaz. Oyun esnasında yapılacak sohbetlerde, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı mesajlar yazmak, DİNİ ve siyasi içerikli konuşmalar yapmak, aşağılayıcı, kaba, ahlak dışı, nefret dolu, tehditkâr konuşmalar yapmak, küfü2. Alınan kullanıcı adları, açılan klüp adları, oluşturulan turnuva adları; anlamca, dini-siyasi ve gayri ahlaki r, argo kelime ve deyimler kullanmak, yasaktır.
    SİTE YÖNETİMİNİN HEPİNİZE YAPTIRIM UYGULAMASI GEREKMEZMİ OZAMAN

    FEVZİOĞLU (50880)
    Türkücan’a Bir Tavsiye

    Eğer senin için bir sakıncası yoksa kardeşim diyerek şunu tavsiye ediyorum: Bu konuda yazılmış yazıların hepsini baştan aşağı oku, tarafsız bir gözle bakarsan tartışmayı kimin başlattığını, aşalayıcı ifadeleri kimin kullandığını daha iyi anlarsın. Ayrıca ben yazımda “bütün yazılar incelensin” derken kendi yazdıklarımı da kastediyorum. O bütün kelimesini özellikle kullandım. Yazdıklarımın arkasındayım; çünkü ben kimseye hakaret etmedim, kimseyi gericilikle suçlamadım. Ben sadece haksız yapılan ithamlara “cevap” verdim ve hakkımı savundum. Eğer bunlar suç grubuna giriyorsa elbette cezama razıyım.

    FEVZİOĞLU (50880)
    Türkücan’a Bir Soru

    Ama sen “hepimize” yerine “hepinize” diyerek kendini niye soyutluyorsun? Sen bu konuda yazmadın mı?

    statik (33856)
    YÖNETİCİLERE!!

    CANLI OYUN YASASI
    DİNİ ve siyasi içerikli konuşmalar yapmak, aşağılayıcı, kaba, ahlak dışı, nefret dolu, tehditkâr konuşmalar yapmak, dini-siyasi , argo kelime ve deyimler kullanmak, yasaktır.
    Bu konu ile yazılan tüm yazıların silinmesini ve uymayanların siteden uzaklaştırılmasını talep ediyorum.
    Uygulamanızın yanlışlığı nedeniyle konuyu buralara siz getirdiniz. Hiç değilse Sürdürülmesine mani olun!!
    Sitedeki kullanıcıları kamplara böldürmeyin. Yönetici değil lider olun!!! Keyifle oyun oynayamaz hale geldik.

    matazan (32262)
    “turnuva yaratmak”

    “Turnuva yaratmak” sözüne müdahale eden kim? Bu müdahaleye taviz veren kim? Bu müdahalenin nedeni ne? “Yaratmak” sözcüğünün doğuşu , tarihsel gelişimi, bu sözcüğün ve fiilin, tanrıya ait olan “yoktan var etmek” anlamında olmadığını söyledikten sonra, bu konuda söyleyecek sözü olmayanlar şimdi şikayet, yasak, ceza, “HAD BİLDİRME” yollarına başvurmaya kalkıyor. Siz bu yolları müdahale olduğu zaman ve gerekli araştırma yapılmadan bu müdahaleye taviz verilme sürecinde niye dile getirmediniz de, konunun esasına ilişkin tartışmayı kaybedince bu yollara başvuruyorsunuz?… Önce bilgi! Bilgi olmadan iyi yada kötü hiç bir niyetinizi gerçek kılamazsınız. Site “turnuva yarat” ifadesini yerine koysun. benim yazılarımın da hepsini silin.

    @.K€M@L – 28 (36335)
    Yanlış mı – Doğru mu

    Yanlışın üstüne yanlışla gitmek doğru değildir.Matazan kardeş bir hata yaptığının kanısına vardıysa eğer,çıkıp hatasını düzeltir.önemli olan o hatayı ona gösterebilmek.bunuda başarmışsınız.daha fazla üstüne gidip göz çıkartmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

    matazan (32262)
    Pardon

    Pardon A.kemal arkadaşım, kim neyi başarmış anlamadım? Ben diyorum ki “yaratmak” demek tanrıya atfedilen “yoktan var etmek” demek değildir. Böyledir diye “turnuva yarat” sözüne müdahale eden ve bu tartışmayı başlatan ben değilim. Site yönetimi de hiç bir araştırma yapmadan bu müdahaleye taviz vermiştir. Sözcüğün tarihsel gelişimini anlatan benim. (Türkücan arkadaşın “yaratmak tabiri hakkında” başlıklı yazısı altında) Şimdi kimse oraya bakmıyor. Niyeti farklı olanlar, beni cezalandırma(!) yolları arıyor… Ben de diyorum, site yönetimi “turnuva yarat” ifadesini yerine koysun, ondan sonra bu konuda her türlü yazı da silinecekse silinsin. Niyetimiz üzüm yemekse eğer!

    paytak (43414)
    şahsi bir hata değil

    Bu adam kasıtlı olarak belden aşağı vuruyor,edep dışı,argo kelimeler,dini ve dindarları aşağılayıcı ve tahrik edici yaklaşımlar sergiliyor,YÖNETİCİ kardeşimiz bunları silmiyor,fikir özgürlüğü gibi bakılıyor sanırım.Savaşmaktan,kan,kılıçtan sözediyor bunlar sitede bizim dün yazdığımız not,ağır geldi deyu silinmiş,KARDEŞLER DE HATASINI ANLADI,ÖZÜR DİLESİN DİYOR,ADAM SAVAŞI DEVAM ETTİECEĞİM DİYOR YA.Dr.arkadaşların bu konuya eğilmelerini ve teşhislerini çok merak ediyorum doğrusu…….

    fırtınalı (31802)
    nezaket lütfen

    Milletin dinini inancını o kadar aşağıla , sonra da ben bu tartışmayı başlatmadım de,çok ayıp.Seni seviyeye davet ediyorum.Müslüman mahallesinde salyangoz satma buna denir herhalde……

    matazan (32262)
    …

    Yazmakla okumak farklıdır. Anlamak daha farklı. Önce okuyun. Ondan sonra anlamazsanız ilk olmazsınız .

    TÜRKÜCAN (49028)
    üslup

    Bu sitedeki büyük çoğunluğun buna bende dahilim sizden daha az müslüman olduğunu sanmıyorum. Konuyu getiripte müslümanlığa islamiyete karşı bir hareketmiş gibi göstermenizi şiddetle kınıyorum.
    Bu tür yaklaşımlarının acı sonuçlarını daha önce maraşta çorumda çok yakın bir zamandada dinimize sövüyorlar müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar gibi aslı astarı olmayan kışkırtmalarla 37 kişinin diri diri yanması şeklinde sivasta gördük.
    Bu sitedeki herkes ( buna sizlerde dahilsiniz ) TURNUVA YARAT KELİMESİNİN SİTEDE HANGİ ANLAMDA KULLANILDIĞINI GAYET NET BİR ŞEKİLDE BİLMEKTEDİR
    Konuya alon yaklaşımlardın bu konunun bilerek ve isteyerek polemik konusu yapılarak bir tür dinsel propaganda yapmak için kullanıldığı açık ve net olarak anlaşılmıtır.
    Elham dülillah bende müslümanım ama Dini sömürü aracı olarak kullananları siyasi çıkar için dini öne çıkaranlara en ufak bir tartışma konusunu din düşmanlığı gibi gösterip hiç hakketmediği halde dini kalkan gibi kullananları nefretle kınıyorum.
    Müslüman olmama rağmen şeriat sistemiyle yönetilen bir ülkede yaşamak istemediğim gibi yapmak istediğiniz eğer buysa dinsel içerikli bir sitede de satranç oynamak istemiyorum. sevgilerle

    FEVZİOĞLU (50880)
    YETER ARTIK!

    türkücan ve matazanın yaptığı düpedüz takiye, kokuşmuş ve baskıcı bir siyaset polikasıdır. Yeter artık! Bu siteye böyle tartışmaları sokacaksın, ondan sonra zeytinyağ gibi suyun üstüne çıkacaksın; laf kalabalığıyla oraya buraya çamur bulaştırmaya çalışacaksın. Bu ne aymazlık ya! Yok şeriat mış, Sivasmış. Bu kelimeleri burada kullanacaksın ondan sonra İNSANLARI ŞERİAT İSTEMEKLE SUÇLAYACAKSIN. YETER ARTIK. ÇAMURUNUZU DAHA FAZLA BULAŞTIRMAYIN SİTEYE! İş Müslümanlara yapılan alçaklıkları anlatmaya kalsa senelerini alır. Ama bunu dar ve sabit kafalı şahsiyetler anlayamaz, hep bana hep bana derler.
    Elbette insanlar burada “yaratmak” kelimesinin ne anlamda kullanıldığını biliyor. Ama siz buradan ısrarla farklı anlamlar çıkarmaya devam ediyorsunuz, olayı hemen şeritçılığa sürüklüyorsunuz.
    Site yönetimi neden sessiz kalıyor bu hakaretlere aklım almıyor. Pişman mı oldular ad değişikliği yaptıkları için acaba. YETER ARTIK

    uzmanöğretmen (35995)
    fevzioğluna

    Ağzına sağlık azizim,selam ve hürmetler efendim
    • cevapla

    don juan matus (52346)
    Gerginlik Yaratıcılar

    Düşündümde yazım için uygun başlığı bulamadım. “Gerginlik oluşturucular” geldi aklıma olmaz dedim, “Yeni gerginlik” de anlamsız geldi. Her ne kadar yaratmanın allahın bir sıfatı olduğunu söylesenizde gerginlik yaratmanın insanlara has bir şey olduğunu bir kaç başlık okuyarak gördüm.
    Sonuçta birileri “Turnuva yarat” başlığından rahatsız olmuş (dinleri gitmesin diye turnuva açamaz olmuşlar) ve bunu dile getirmiş. Bir kaç kişide desteklemiş ve yöneticiler tarafından karar verilip güzel bir jest yapılarak değiştirilmiş.
    Başka birileride bu süreçten rahatsız olmuş ve o nu dile getirmiş. Bu konuları okuyunca gerçekten Türkçe de böyle kelimeler kullanılmıyor mu diye google da “yaratıcı” ve “yaratmak” diye bir arama yaptım. Ve çoğu çıkan sayfanın “yaratıcı düşünme”, “yaratıcı davranışlar”, “yaratıcı reklamlar” vs vs şeklinde hiç birinin kastedilen yaratıcı ile ilgisi olmadığını gördüm.
    Sonra madem bu kadar geniş kullanımı olan bir kelimenin neden bir satranç oyun sitesinde karşı çıkıldığına bir türlü akıl erdiremedim.

    TÜRKÜCAN (49028)
    yazık ettin kendine

    kaç gündür anlatmaya çalıştığım şey işte bu
    ama bu yazıyı yazmakla yazık ettin kendine bundan sonra ne aymazlığın kalır ne çamurluğun ne din düşmanlığın ne hakaretler yapmışsındır ama farkında değilsindir.

    matazan (32262)
    ermek

    akılvarsa sakatlanmamışsa erer elbet. Ben erdirdim de döküldüler patır patır. Tam mevsimi ya hani, ermiş dutlar gibi… Ve dökülürken ve döküldükten hemen sonra düştükleri yerde, unuttular koptukları yeri…
    Acaba site verdiği tavizin ne olduğuna akıl erdirebildi mi?
    Sitenin “zayıf taşı” olarak seçildi “turnuva yarat” deyimi ve ilk vuruş buradan başladı. Kama ilerleyemiyor şimdi. Tıkandılar ve tıkandıkları yerde de ağızlarından “küfürden” başka bir şey çıkmaz oldu.
    yaratmak: yakıştımak, uydurmak, uydurmak(denkgetirmek), düzenlemek, demektir. Kimse buraya gelmiyor şimdi. Neden?…

    Yönetici (7)
    Uslup II

    Direk olarak kişileri muhatap alan ve ana konu başlığı ile ilgisi olmayan yazılar tarafımdan kaldırılmıştır…

    Entropi (30115)
    Gerdikçe geriyorlar!

    Yazdıklarınızı okudumda don juan matus, güzel yazmışsınız,bir tarafım size hak veriyor. Ama diğer tarafımda başka şeyler söylüyor. Bende küçük bir araştırma yaptım yaratmak kelimesiyle ilgili. Nerelerde kullanılıyor gibi… İnanan biri olarak gidip aramam gereken yerlerde aradım yaratmak kelimesi insanlar için kullanılabilir mi diye, ama hiç bir yerde bulamadım, “caizdir” diyen bir yazı.. hm dedim, demek ki; herkes görmek istediği taraftan bakıyor konuya.. Saygı duymak lazım, kendi adıma duyuyorum da.. Lakin; “gerici” gibi ağır ithamlarla karşılaşınca bu konunun kasıtlı olarak saptırıldığına kanaat getirdim. Ne diyelim, herkes karşısındakine kendisinde olandan verirmiş.
    İsim konusuna gelince; dedimki ; don juan’ın mesajını ben yazmış olsam mesaja ne başlık koyardım;
    “Ortamı Gerenler”…
    nasıl:)

    don juan matus (52346)
    güzel bir fikir yaratmışsınız

    Haklısınız dini sitelerde “yaratmak” fiili ve kelimesi sadece tanrıya atfedilir. Peki bu site islami usullere uygun olarak mı dizayn edilmelidir? İsterseniz, yeni turnuva oluşmadan önce “Bismillahirrahmanirrahim” şeklinde bir ibare çıksın. Malum başlayan her işe o nun adıyla başlamak gerekir.

    N YILMAZ (46732)
    Paranoya ______ !

    Farklı konu başlıkları altında devam even tartışmayı uzun süredir takip ediyorum. Uzun süredir de direniyorum bir şeyler yazmamak için. Ama artık tartışmanın geldiği süreç benim de birkaç satır yazmadan edemeyeceğim bir hal aldı. Nerdeeeen nereye geldik. Şu anki hali olan “Yeni Turnuva” şeklinde değiştirilmesini de öneren benim. Pişman da değilim. Tam da yerine oturdu ve ifade edilmek istenen anlamını da bulduğunu düşünüyorum. Şimdi de tutmuş ifadeyi yöneticiler ilk haline getirsin şeklinde bir talebiniz var. Yöneticiler de “kendi siteleri” hakkında ne yapacaklarına kendileri karar verebilecek durumdadırlar herhalde. Sonuç itibariyle bizler burada misafiriz ve site onlara ait, gelişimler onların tasarrufundadır.
    Uzlaşmacı olduğunu düşündüğüm kişiliğimle her şeye rağmen orta yol bulucu bir konuşma yapmayı düşünmüştüm ama konu ilerledikçe bunun mümkün olmadığını görüyorum. Bu ülkenin insanlarının değerlerini bu kadar pervasızca tartışma konusu yapamaz ve kendi çıkarımlarınız doğrultusunda itham konusu edemezsiniz. Bunu ispatlamak için kendi kurgularınızla olayı bilimselmiş gibi bir hale dönüştüremezsiniz.
    Kimsenin niyeti sizin kabuslarınızda gördüğünüz şekilde bir ülke yada ortam yaratmak değildir. Ne yazık ki bir paranoyanın peşinde koşturan yada ondan medet umanlar bu paranoyanın atındaki ateşi her gün biraz daha alevlendirerek sıcak tutmak istemektedirler. Bu kişiler sanırım herkesin kendilerince belirlenen sınırlar dışında olmasını kabul edemedikleri ve kendilerine değişmez sınırlar çizdikleri için yapılan bir değişikliği de “taviz” olarak nitelendirmektedirler. Bu son cümlem sadece bu sitede yazılanlar ve yazanlar için geçerli değildir. Bu gün ülkenin içinde bulunduğu durum da bundan ibarettir. Ülke insanlarının kendi değerlerini koruma ve insan olmalarından kaynaklanan haklarını talep etmeleri en doğal haklarıdır. Bunların yerine getirilmesi anlamında atılan adımları, bu gibi insanların muhafaza ettikleri “statükoyu delici taviz olarak görme” alışkanlığı artık son bulmalıdır.
    “Herkes eşittir fakat biz daha eşitiz” mantığından vazgeçilmelidir. Artık korkularınızdan ve hallisinasyonlarınızdan kurtulmalısınız.
    Sevgilerimle……..

    don juan matus (52346)
    Anlamadım

    Bu konu bir yerden bir yere gelmedi. Zaten başından beri hep aynı yerdeydi. “Turnuva yarat” ifadesi birilerini rahatsız edip bunu dile getirdikleri anda ve desteklendikleri anda bu konu yaratıldı. Konunun bir yere geldiği yok. Zaten hep aynı yerde.
    Kaldıki sorun, işte sizin bu değerlerin tartışılamaz demenizden kaynaklanıyor. Bunlar tartışılıp masaya yatırılamadığı için baskı yapılıyor zaten. “Bu benim inancım kardeşim saygı göstereceksin” deniyor. Rahatsızlık duyduğumuz nokta burası zaten. Hatta çoğunluk olduğunda bunu daha da hak olarak görüyorlar kendilerine. Ben hiç bir inanca saygı göstermek zorunda değilim. Sizin inandığınız şeye inanmanız için elimden geleni yaparım ama benden saygı istemenize cevap veremem.
    Mesela adam öküze tapıyor, ben buna saygı mı göstermek zorundayım? Yada yarın biri çıkıp benim inancım gereği “yeni” kelimesini kullanmayın derse buna ne derecede saygı göstereceksiniz? İnançlara değil, kişilere saygı gösterilir.

    camkozalagi.com (44070)
    yaratmak tabiri hk.

    İnsan, dünyadan malzeme alır ve yeni bir eser inşa eder. Her ne kadar ona “benim eserim” derse de, bu sahiplenme bir mecazdan öteye gidemez. Kainat galerisindeki güzel eserlere bir yenisi eklenmiştir ve onun da hakiki sanatkarı yine Allah’tır.
    Toprağın bitkiyi, ağacın meyveyi, arının da balı yaratamayacağını anlamak zor değil. Çünkü bunlar bilgisiz, şuursuz ve iradesiz varlıklar. İnsan ise, üstün kabiliyetleri olan bir varlık. Onun şuurlu eliyle ortaya çıkıveren eserlere bakarak Allah’ı hatırlamak her zaman mümkün olmayabiliyor.

    Oysa, dikkatle düşününce, insanın da bir vasıta olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Çünkü insan, eserini bir düzen dahilinde kurarken hiçbir malzemeyi yoktan var etmez, ancak yaratılanı terkip ve tertip eder. Bunu yaparken, kendisine ihsan edilen cihazları ve duyguları kullanır. Akıl, kalp, hafıza, göz, kulak ve eli veren Allah’tır. Onun mülkünde, Onun verdiği aletler ve Onun yarattığı malzemelerle çalışan sanatçı, eserinin hakiki sahibi ve yaratıcısı olamaz.

    İnsanın rolü “dilemek”tir, iradesini hayır için kullanmaktır. Ağaç vasıtasıyla meyveyi yaratan Allah, insan eliyle de beşeri sanat eserlerini halk etmektedir. Şu halde insan, “Şu eseri ben yarattım.” diyemez, ancak, “Bu eser benim vasıtamla yaratıldı.” diye düşünerek “Bu eseri ben yaptım” diyebilir.

    Bilim adamları ve sanatkârlar, kainattaki İlâhî kanunları keşfederken, çeşitli alet ve makineler yaparken Rablerinin kendilerine bahşettiği kabiliyetleri kullanırlar. “Bu kanunu ben buldum, şu makineyi ben yaptım” demeleri, onların bir kanun koyucu ve bir yaratıcı olmalarını gerektirmez.

    Kalbimiz çalışır, kanımız temizlenir, hücrelerimiz yenilenir, vücudumuzda milyarlarca olay cereyan eder, fakat bunların çoğundan bizim haberimiz bile olmaz. Organlarının nerede olduğunu, ne iş yaptığını ve nasıl çalıştığını bilen kaç kişi var? Saçlarımız dökülür, yüzümüz kırışır, belimiz bükülür, dişlerimiz dökülür, nihayet üstüne titrediğimiz hayatımız elimizden alınır, fakat biz, olup bitenlere seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayız.

    Organlarının ve duygularının bile gerçek sahibi olmayan insan, nasıl kendi eliyle yaratılan eserlerin hakiki sahibi olur ve onları ben yarattım diyebilir!?..

    FEVZİOĞLU (50880)
    BUNUN ÜSTÜNE SÖZ OLMAZ!

    Çok güzel kardeşim, ağzına sağlık. Ama ben senin kadar soğukkanlı yazamayacağım.
    Harika açıklamışsın kardeşim. Bu konuda bunun üstüne söz olmaz; ama tarafsız ve ön yargısız bakılırsa. Hala anlamak istemeyenler varsa “ben yaratırım” demeye devam etsin.
    Bu bağlamda sitedeki herkese bir tavsiyem var: Lütfen yazılarınızda “elhamdülillah hepimiz insanız” falan demeyin. Bakarsınız biri çıkar ben insan değilim, sen herkes adına nasıl konuşuyorsun, beni insan yapmaya mı çalışıyorsun? Ben bir yaratı-cıyım diyen” diyen ardam arı çatlamaış bir fitne çıkar.
    Tekrar teşekkürler arkadaş…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. camkozalagi.com (44070)
    yaratmak tabiri hk.

    İnsana yaratıcı denmez
    Sual: Mecaz olarak da, insanlar için “yaratıcı” demek uygun mu?
    CEVAP

    Yaratmak Allah’a mahsustur. Mecaz olarak da insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece yapılmasına sebep olmuştur. Bunları yaratan, Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Demek ki, Edison’u da, elektrik ampulünü de yaratan Allahü teâlâdır. Edison’un bunları yaratması şöyle dursun, mevcut maddeleri bir araya toplayıp, yeni aletlerin yaratılmasına sebep olurken, elinin, ayağının, gözünün, diğer duygularının, çeşitli hücrelerinin, kalbinin, ciğer, böbrek ve diğer organlarının işlemesinden ve kullandığı maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi yoktu. Böyle birine yaratıcı denilir mi? Yaratıcı; bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır. (S. Ebediyye)

    Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Her var olanı, O yaratmıştır. Maddeleri hareket ettirir. Yerlerini değiştirir. Bir zamandan, başka zamana ***ürür. Bir halden başka hale döndürür. Akıllara hayret verecek şeyler yaratır. Bir damla nutfeden ve görülemeyen spermatozoidden bir olgun insan yaratır. Nuh aleyhisselam gibi bir peygamberden; asi, kâfir ve ahmak bir oğul yaratır. Ebu Cehil gibi taş yürekli, örümcek kafalı bir kâfirden, Hazret-i İkrime gibi bir mümin oğul yaratır. En küçük zerre olan, mikroskopta bile görülemeyen atomun derinliğinde; çekirdeğinde, dağları deviren nükleer kuvvetler yaratır. Pancarda şeker yaratır. Yaprakta fotosentez, özümleme kuvveti yaratır. Arıda bal yaratır. Cansız yumurtada, canlı hayvan yaratır. Çiçeklerde güzel kokular, esanslar yaratır. Kuru ağaçta, yapraklar, çiçekler, meyveler yaratır. Su içinde hayvanlar, çiçekler, ağaçlar yaratır. Acı su içinde tatlı su yaratır.

    Kimya reaksiyonları ve nice fizik ve kimya özelliklerini yaratır. Toprağı bitki haline, bitkiyi hayvan haline döndürür. İnsanları, hayvanları çürütüp toprak maddelerine, su ve gazlara döndürür. Her şeyin tersini de yaptığı gibi, bunun da ters, geri dönen halini yaratır. Bu kâinat fabrikasında her şeyi, hesaplı, düzenli yaratmaktadır. Gelişigüzel, yıkıcı, bozucu görünen değişmelerin, hepsinin de çok hesaplı, çok ahenkli bağlılıklar, akıllara hayret veren bir düzen içinde yaratıldığı, günden güne daha iyi anlaşılmaktadır.

    Allahü teâlânın, hiçbir işinde ortağı yoktur. Her varlığın yaratıcısı yalnız Odur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]
    (Yaratıcı ancak Rabbindir.) [Hicr 86]
    (Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]
    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
    Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka ortağının bulunmadığını bildirirken, insana yaratıcı denmez.
    Yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur
    İnsanlar, mahluk olduğu gibi, bütün işleri, hareketleri de, Allahü teâlânın mahlukudur. Çünkü Ondan başka, kimse bir şey yapamaz, yaratamaz. Kendi mahluk, yaratılmış olan, başkasını nasıl yaratabilir? Yaratılmak damgası, kudretin az olduğuna alamettir ve ilmin noksan olduğuna işarettir. Bilgisi, kuvveti az olan, yaratamaz. İnsanın işinde, kendine düşen pay, kendi kesbidir. Yani o iş, kendi kudreti ve iradesi ile olmuştur. O işi, yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur.

    xenix (28)
    Bu yazı

    Bu yazı size mi ait sayın çamkozalağı? Değilse alıntı yaptığınız yeri belirtmeniz gerekir.

    alinaki (34929)
    ayrıntı

    herkese slm
    ayrıntılarda boğuluyoruz.kelimelerle uğraşıyoruz.arkadaşlar nasıl süper bir devlet oluruz onu konuşalım,fikir üretelim.tüketici bir toplum olmuşuz haberimiz yok.benzin 3.5 ytl olmuş kimsenin umrunda değil.yaratmanın tarifi uzun uzun yazılmış.lütfen ciddi konuları ve bilgileri paylaşalım.

    FEVZİOĞLU (50880)
    HALA AYNI TEKNİK

    Sizinle aynı konu ve bu başlık altında yazmayı artık kemdime ar görüyorum. Çünkü sizin tekniğiniz “gerçeği yalana boyamak ve o yalanı da gerçek gibi insanlara sunma”ya çalışmaktır. Benim işimse hakikat. Bu konu “matazan” adlı kıllanıcı tarafından saptırılmıştır. Ben adı geçen kullanıcıya sadece cevaben bir yazı yazdıktan sonra bu konunun kapatılması gerektiğini sölemiştim. Ama inatla va azimle bu konuyu buralara taşıyanlar oldu. Bunların amaçlarının ve felsefesinin ne olduğu ise ortada: “Benim gibi düşünmüyorsan git!”

    Aynı şeyi söylüyorum, hala laf kalabalığı yapıp da bu konuyu kimin çarpıttığını görmezden geliyorsunuz. Olayı Müslümanlığa, dine, dindarlığa; bilmem Sivas’a Afganistan’a taşıyorsunuz. Anlayamadığınız nokta şu, tabi anlamak isterseniz: Amaç birilerinin rahatsız olduğu bir kelimeyi başka birilerini rahatsız edecek şekilde değiştirmek değil, hiç kimsenin rahatsız olmayacağı bir kelime bulmaktır ve bunun için “öneri”ler sunulmuştur. Ama siz “bir şey benim değilse hiç kimsenin olmasın” düşüncesiyle o kadar insanın teveccüh edip görüş bildirdiği ve uygun görülen bu konuyu hazmedemediniz. Siz insanların dini hassasiyetlerinin olmasından rahatsız olduğunuzu açık açık yazın bence. Her konu 3-5 mesajla kapanırken bu konuya ilginin fazla olup değişik önerilerin gelmesini kendinize yediremediğinizi de yazın. Sizin amacınızın ne olduğunu ben biliyorum: “cambaza bak” oyunu oynuyorsunuz. Sinizin amacınız “sindirilmiş Müslümanlık” oluşturmak. Ama sizin adınıza üzgünüm. Şunun bilin bu tekniğiniz eskidi. Artık insanlar lafa papuç bırakmıyor. Artık insanları bu şekilde SİNDEREMEZSİNİZ. Başka taktikler bulun.

    FEVZİOĞLU (50880)
    Yöneticilere

    Sayın Yöneticiler,
    Silindiğini söylediğiniz yazılar hala duruyor. Bence sadece yazı silmek, en baştan beri insanların kutsal değerlerine saldırı yapanları ödüllendirmek olur. Eğer bunlara göz yumuyorsanız ve bunlara seyirci kalmaya devam edecekseniz bu site formetından uzaklaşıp; sadece bu “ödüllendirilenler gibilerin” oyun oynayabileceği bir siteye dönüşür.

    çalbaranın ömerin uşağı (34472)
    Allah(c.c.)Razı Olsun

    İşte tartışma . fikir belirtme bu seviyede olmalı.Bunlar köhnemiş fikir ve zihniyetlerini : belden aşağı uslup ve duruşla yazılar YAZDIRARAK bizi tahrik edip,sahaya çekmeye çalışıyor.Üstad Necip Fazıl rahmetli ne güzel demiş:herşey akar,su , tarih , insan ve fikir-oluklar çift , birinden nur akar,birinden kir. Saygı ve Sevgilerimle

    FEVZİOĞLU (50880)
    KATILIYORUM

    Katılıyorum Çalbaranın Ömerin Uşağı kardeşim. Üstadın şiiri çok güzel gelmiş aklına, çok güzel bir ifade.
    Bu arada aklıma bir fikir geldi: Canlı Oyun anasayfasına bir anket konur. Böyle konularada anlaşmazlığı önlemek için, demokrasiye gerçekten inananlar için bir oylama ortama oluşmuş olur. Yöneticiler ne der bu fikre acaba?

    xenix (28)
    Demokrasi

    Çoğunluğun dediğinin olması değildir.

    FEVZİOĞLU (50880)
    ?

    Peki Nedir o zaman demokrasi? Açıklarsanız sevinirim sayın xenix.

    xenix (28)
    Demokrasi

    Azınlığın haklarını korumaktır.

    Gökkuşağı (40869)
    uzadı mevzu

    Arkadaşlar yaratmak kelimesini tartışırken bir de demokrasi kelimesi çıktı ortaya, şimdi de onu mu tartışacağız acaba?

    FEVZİOĞLU (50880)
    ?

    Tamam haklısınız, zaten demokrasinin temelinde azınlığın haklarını korumak da var. Peki demokrasi sadece azınlığın hakarını korumak mı? Çoğunluğun hiçbir hakkı yok mu? Ama eğer amacınız azınlığın çoğunluğa tahakkümü ise onu bilemem ve ona katılamam. Azınlığın hakkını koruyalım derken çoğunluğu hiçe sayamazsınız değil mi?

    xenix (28)
    Sayarım

    “Azınlığın hakkını koruyalım derken çoğunluğu hiçe sayamazsınız değil mi?”
    Eğer cümleniz böyle olursa sayarım… Demokrasiden bahsediyorsak.
    Siz azınlık olduğunuz bir ülkede ibadet etmek isterseniz hakkınızı en çok ben savunurum çoğunluğa rağmen.

    Loresima
    Yeni hesap oluştur:)))

    Gayette şık oldu:))))
    Arkadaşlar de Kur’an-ı kerimde birebir belirtilmiş iken;
    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]
    (Yaratıcı ancak Rabbindir.) [Hicr 86]
    (Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]
    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
    Müslümanların konudaki hassasiyetine saygılı olmak gerektiğini düşünüyorum.

    Paz, 01/06/2008 – 16:52 — kodoman (doğrulanmadı)
    Ulema son sözü söylemiş…

    Birileri yaratmanın inançlarındaki tanrıya ait bir sıfat olduğunu söylemiş; Matazan nickli şahıs, kelamın etimolojik tarihiyle birlikte palavra olduğunu ortaya koymuş. Bunu hazmedemeyen kimi şahıslar, başlamışlar bu kişiye “benim inancıma saygı duyacaksın” şeklinde saldırmaya. O konuda da almışlar ağızlarının payını, bu sefer işe ulemayı bulaştırmışlar!
    Matazan gördün mü kılıçları?

    Paz, 01/06/2008 – 17:39 — Entropi
    Önce saygı duyacaksın

    Ben “turnuva yarat” kelimesine karşı çıkanlardanım ama buraya üye oldum. “Yarat” kelimesini bir kere tıklıyorsun burda… Canlı oyun daki gibi her turnuva oluşturduğunda karşına çıkmıyor. sakınsanda bazı yerlerde mecbur kalıyorsun. Buna tıklamakla insan dinden imandan çıkmaz. ama her zaman gözünün önünde olursa ve sen bundan rahatsızlık duyuyorsan o zaman bunu edebinle dile getirirsin. Hem üye olmasalar bu garibanlar kime sövecekler… Körler sağırlar birbirini ağırlar, bu sefer birbirlerine dalarlar.

    Matazan isimli şahıs nerden saldıracağını bilememiş, lafazanlıkla baktı ki olmuyo belden aşağı vurarak işi gericiliğe kadar vardırmış. Ulemadan değil de bir tanrıtanımazdan mı öğreneceğiz doğruyu..komik…
    Edep ya hu!


    Pzt, 02/06/2008 – 08:56 — don juan matus
    Gericilik hakaret midir?

    Bir insanı veya bir davranışı gerici olmakla itham ettiğinizde hakaret mi etmiş olursunuz, yoksa tespit mi yapmış olursunuz.
    Öncelikle gericiliğin ne olduğunu düşünelim. Ben çoğu müslümanın şöyle dediğine şahit oldum. “Evet, gericilik 1400 yıl öncesinin kurallarına ve söylenenlerine bağlı kalmaksa ben gericiyim.” Bilmiyorum bu konuda siz ne diyorsunuz. 1400 yıl öncesinin kurallarına bağlı kalmam günümüz şartlarına mı bakarım diyorsunuz yoksa 1400 yıl önce ne söylendiyse doğru söylenmiştir bende bunu kabul edip ona göre yaşar ve davranırım mı diyorsunuz.

    Pzt, 02/06/2008 – 09:55 — EGEMEN ONAT
    Kelimeler birer hiçtir.

    Dinimizi, kelimeler üstünden korumaya çalışırsak hatalar zincirini başlatmış oluruz. Din başlı başına bir inancı kapsadığı ve allah’la kul arasında kalan bir olgu olduğu için, kimsenin tekelinde olmadan yaşanması gerekir. Kelimeler gelip geçicidir, kalan asıldır.

    Pzt, 02/06/2008 – 13:42 — matazan
    …

    Bu tartışmada bir tek, “Çamkozalağı” ve “Tarık Emir” isimli katılımcıları ayırmak istiyorum. Sorunu karşımda savunma arzusunda olanların içinden ,yalnızca bu iki kişi küfür ve hakaret etmemiştir. Diğerlerinin hepsinin söyleminde doğrudan ya da tevil yoluyla küfür ve hakaret vardır. Sayemde kimin ne kadar Müslüman olduğu da ortaya çıkmış oldu. Öyle ya her şey bir sebebe bağlı değil mi?

    Özellikle Çamkozalağı, konuya gerçek bir Müslüman gibi yaklaşmış, nefisten ve düşmanlıktan uzak, alimce bir dil kullanmıştır. Tartışmaya Çamkozalağı ile devam etmek isterim. Diğerleri tekrar sataşmazlarsa sevinirim.

    Sayın Çamkozalağı
    Çok basit bir sorum olacak: “Allah’ın izniyle Edison’un bulduğu, bulunuşunda Allah’ın Edison’u vesile kıldığı ampulü”, diğer bilim adamlarının bulduğu buluşları, günbegün insan yaşamının iyileştirilmesi için kullanıyoruz da, yine insanın ürettiği, insanın bulduğu sözcükler, insanların iletişiminin kolaylaşması için niye kullanılamıyor? Bunu niye günah sayıyorsunuz?

    Pzt, 02/06/2008 – 14:16 — statik
    Burası bir forum

    Herkes düşüncesini açık açık yazmalı. Ben bununla tartışırım, bununla tartışmam mantığı gereksiz başka bir tartışmayı doğurur. Saygı çerçevesinde isteyen herkes katılabilir. Bu konu kişisel bir konu değil.

    Pzt, 02/06/2008 – 15:34 — Entropi
    Kendi kendimizi kandırmayalım.

    Kendi kendimizi kandırmayalım. Burda kullanılan “gericilik” tabirinin aşağılama manasında kullanıldığı gün gibi aşikar. Ben bunu hakaret kabul ediyorum. İnançlı olmak gericilikse Aristonun, Eflatunun yolundan giden tüm felsefecilerede gerici diyelim o zaman…

    Daha vahimi, tüm inanalara hakaret et, sonra iş tartışmaya gelince onu istemem bu gelsin..yok yaa!

    Pzt, 02/06/2008 – 15:38 — mjora
    Kaçak güreşmek yok…..

    Sayın Matazan kaçak güreşmeyi tercih etmiş gibi gözüküyor….Burda herkes fikirilerini belirtebilir tabiiki saygı çevreçesi içinde olduktan sonra……Saygılı olacaksın ki saygı duysunlar dimi
    Bu arada Çamkozolağın yazısında herşey gayet güzel vede net anlatılmış……eee ”ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadarsın” dememişler boşuna…..

    Pzt, 02/06/2008 – 15:41 — matazan
    …

    Yazı yukarıda! İstediğiniz hukukçuya danışın. Yazıda bir hakaret bulamayacaktır.
    “Bir kum tanesinin sırlarını çözebilseydik, evrenin sırlarını çözebilirdik” diyor Einstein.
    Birşey herşeyden mamüldür. Herşeyin içinde birşey / birşeyin içinde herşey vardır.
    Ararsanız ve yalnızca durduğunuz yerden bakarsanız benim yazımda da bir parça hakaret bulabilirsiniz. Ancak bu öznel(subjektif) bir yargı olur, nesnel(objektif) olamaz. Yazıda bulacağınız bir “parça” ise yazının bütününü hakaret olarak nitelemenize yetmez. Nicel olan nitel olandan küçüktür ve nitelin içindedir. Nitel dominant, nicelse resesiftir. Bir bütünü, o bütünün nicel bir parçasıyla nitelemeniz öznel bir davranıştır.

    Ama bana söylenenlerin hakaret olup olmadığını anlamak için, hukukçu aramaya gerek yok!

    Yaşadığınız ülkenin anayasası çereçevesinde düzenlenmiş toplumsal hayatı, araştırmadan, incelemeden ve çağlar gerisinden gelen kabüllerle değiştirmeye çalışırsanız gerici olursunuz. Birisi de çıkar yüzünüze ne olduğunuzu haykırıverir. Eğer gerçekten bir dava insanıysanız, bu haykırışa önce kulak verir anlamaya çalışırsınız. Anladığınızı kabul ettiğinizde tekrar gözden geçirirsiniz ve karar verir ve sonra “hamlenizi” yaparsınız!

    “Ne varki şeylerin özü de göründüğü gibi olsaydı, hiç bir türlü bilime gerek kalmazdı”… Çoğunuzun yaptığı, arenadaki “boğa” gibi, yalnızca gördüğüne “boynuz” vurmak oluyor. Hal böyle olunca da matadorların elinden kurtulamayacaksınız. Yoksa bir avuç İsrail ile koskoca müslüman dünya bir sonuca varmalıydı değil mi?
    Evet “saygı çerçevesinde” olursa herkesle tartışırım. Bu forumda birisi yazdı, Saygı kişiyedir. Yalan-yanlış, eksik, yarım, sözlerinize saygı duymak zorunda değilim. Onları ifade etme hakkınıza saygı duyarım.

    Pzt, 02/06/2008 – 16:27 — Nil-Ay
    Budur!

    ”ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadarsın”

    Pzt, 02/06/2008 – 16:58 — matazan
    Düzeltme

    Sözü düzeltelim mi?
    “Sen ne kadar anlatırsan anlat, anlattığın karşındakinin anladığı kadardır… ” (Mevlana)

    Pzt, 02/06/2008 – 17:28 — kodoman (doğrulanmadı)
    Saygı da ne ola ki?

    Saygı lafı dilinizden pek düşmüyorda, buna ne mana yüklediğiniz pek belli değil… nedir bu saygı? Neyin, neresine, ne kadar saygı duyulacak? Sizin her beklentinizi karşılamak “saygı” gereği değildir!

    Misal, sizin beklentiniz, inancınız gereği benim hakkımda hiç bir hükümde bulunamaz; Bunu saygı adına sineye çekmemi beklemeyin. Burada gelmişsiniz, toplum arasında kullanılan bir kelamın anlamına kendinizce başka bir mana yüklüyor, bunun adına bir beklentiye giriyorsunuz. Bunun saygıyla falan alakası yoktur: Bu boyun eğdirme çabasıdır.

    Matazan “saldıracağı” yeri iyi seçmiş: Dil biliminden, etimolojiden “saldırmış” ve ağzınızın payını vermiş… Tek bir insan evladı da, kalkıp, hayır efendim, o kelam şuradan şuraya gelmiştir, siz çarpıtıyorsunuz diyememiş… “bize saldırıyor” diyorsunuz. Efendiler, tartışma böyle yapılmaz… buna pis dövüşmek denir. Alırsınız argümanları çürütürsünüz, yapabiliyorsanız; Ortadaki argümanlara “siz bana saldırıyorsunuz” şeklinde karşılık vermek, ucuz ajitasyonlardır;

    Saygıdan önce, münazara nasıl yapılır onu öğrenin.

    Bir tanrıtanımaza mı itibar edersiniz, ulemaya mı umurumda değil, ama toplum ilişkilerinde elbette -“saygı” gereği- uzlaşı gerektirir; Ancak sizin beklentiniz, yüzyıllardır kullanılan bir manayı değiştirip, saygı adı altında, boyun eğdirmektir.
    Ulemaya itibar edenleri hedef kitle edinmiş site kurarsınız, kafanıza göre istediğiniz terminolojiyi kullanırsınız… Zira sanal alemde bunlardan bol var, lakin toplumun geneline hitap eden bir sitenin kullandığı terminolojiye edilen müdahalenin amacı bellidir; Bu toplumun geneline bir müdahaledir ve sistematik bir şekilde bu yapılmaktadır, bana müdahale etmenize onay vermiyorum; Buna saygı mı duyacaksınız yoksa, boyun mu eğdireceksiniz?

    Saygı anlayışınız öylesine dejenere ki, ortadaki çarpıklıkları göremiyorsunuz. Ben “Yeni Oyun” oluşturmam, yeni “Oyun Yaratırım”, buna saygı duyacak mısınız? Neye saygı duyacaksınız?

    Bir tekiniz dahi “saygının” ne manaya geldiğinden haberi yok, toplumun geneline umarsızca bir şekilde saldırıyor, dokusunuzu kendinize değiştirmeye çalışıyor… Buna karşı çıkanlara da umarsızca “tanrıtanımaz”, “allahsız” etiketi yapıştırıp; Saldırmayın diye çığırtkanlık yapıyorsunuz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Salı, 03/06/2008 – 22:51 — 74 vw 1303 s
    Çok şükür..
    .
    ”İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”
    Hz.ÖMER

    Salı, 03/06/2008 – 05:42 — mjora
    Aminn de….

    Şu saygı da ne olaki diyene:
    Saygı duymak demek,sineye çekmek,boyun eğmek demek değildir.Yaratmak deyimine müslümanların neden bu kadar önem gösterdiği birbir belirtilmiş,anlatılmıştır.Kimse kimseyi zorlamıyor,sadece dile getirilmiştir.Sizin dediğiniz gibi şimdi çıkan bişey değildir bu yüzyıllardır var yüzyıllar boyuncada müslüman olan bilirki….yaratmak sadece Allaha mahsusdur.Bilinçli bir müslüman bu konudaki fikirlerini beyan eder,gerekçelerini gösterir.İsteyende hak verir veya vermez asla dayatma söz konusu olamaz.İster ateist olsun,ister hristiyan olsun insanların inançlarına saygı göstermek zorundasınız.Onların fikirlerine emme basma tulumba gibi kafa sallayın denmiyor.Yukarıdaki yazılanlara bakarsanız kim kime haince saldırmış görürsünüz.

    Salı, 03/06/2008 – 09:06 — Entropi
    Bir kimse kör ise, güneşin suçu ne?

    “Kıldan ince ma’nalar var, kulağını eyle yakın!
    Her kürsüde nutuk çekeni, birşey biliyor sanma sakın”!

    Salı, 03/06/2008 – 11:10 — don juan matus
    İnanca saygı??

    İnanca saygı olmayacağını daha öncede söylemiştim. “Kişilere” saygı olur. İnançlara değil. İnancı yaşama özgürlüğüne saygı olur, inançların dayatılmasına değil.
    Kaldıki inancına saygı isteyenler sadece kendi inançlarına saygı gösterilsin isterler, başka her türlü inancı hakir görmeye çok hazırdırlar. Kuran bile başka inançlara saygı göstermezken siz nasıl bunu savunuyorsunuz anlamıyorum sayın mjora.

    Salı, 03/06/2008 – 11:33 — kodoman (doğrulanmadı)
    Amanın desem?

    Beni rumuzumla muhattap almayan demagog şahsa:

    Bakın yine saygı duymalısın diyorsunuz… Ben ne diyorum; Saygıya yüklediğiniz mana nedir? Sineye çekmek değildir diyorsunuz, ama saygının ne olduğunu bir türlü ortaya koyamıyorsunuz… çünkü ne olduğunu bilmiyorsunuz, pratikte, işinize gelen haliyle kullanıyorsunuz. Size bir slogan vermişler, her sıkıştığınızda o sloganı pankartlarla sunuyorsunuz.
    Yüzyıllar diyorsunuz, matazan, orta asyadan günümüze dek gelen seyirle aksini sunuyor. Orada sunulan argümanların tekini yanlışlama ihtiyacı bile duymadan “bana saldırıyorsun, saygı duy(‘itaat et’ daha makbul)” diyorsunuz ve hala anlamsız bir şekilde yüzyıllardan falan bahsediyorsunuz. Size yüzyıllardır demişlerdir, siz de zerre şüphe etmeden kanmışsınızdır… banane? Ben yutmuyorum, ve sizin hakkımı gaspetme girişiminize “saygı” falan duymuyorum. Çünkü sizin kafanızdaki “saygı” manası, iddia edilenin tam tersi bir seyirdedir.

    Saldırganlık diyorsunuz, tezat bir şekilde onca yazdığım şeyin bir tekine dahi cevap vermeden beni hainlikle itham etmekten çekinmiyorsunuz. Birileri geliyor, tanrıtanımaz olarak varsaydığı kişiye, saygı duymadan “hayır dualar” etmekten çekinmiyor. Diğeri, sözlerinin tekine cevap getirmeden, boş konuşmakla itham ediyor. Sizin saygı ilizyonunuza karşı çıkanlara başka ithamlarınız var mı?

    Var mı bir tane insan evladı, şu iki insanın(kodoman, matazan) sözlerine karşı argümanla gelebilen; yok… ama saldırganız. Hayır, saldırgan falan değiliz, sadece itaatkar değiliz.

    Demogoji yapmakta direten arkadaşlar, toplumumuzun dil kullanım alışkanlıkları hakkında değerlendirme yapmak istiyorlarsa, buyursunlar toplumun geneline hitap eden(yani Vakit gibi olmayan) günlük gazetelerden, forumlardan, bloglardan yalın haliyle “yarat”ı bir aratsınlar bakalım, sonuç ne olacak. Ortaçağ karanlığında yaşamıyoruz, teknolojiyi bir de böyle kullanın.

    Benim için sanatçı, edebiyatçı yaratıcıdır, hatta ben yaratıcıyım… İçi boş saygı sloganlarınızla, toplumun dokusuna müdahale etmekten, bana aksini empoze etmekten ve itaat etmediğim, karşı çıkıyorum diye de türlü ithamlarla saldırmaktan vazgeçin. Varsa kayda değer karşı argümanınız ne ala…

    Yaptığınız şeyin; “- En büyük Yenenspor… -Saygısız, en büyük Allah” demekten farkı yok.

    Salı, 03/06/2008 – 22:04 — mjora
    Gayet net……

    Açıklamalarım gayet net, sade,anlaşılır ,tabiii anlayan için…Saygının,saygı duymanın tarifi daha nasıl anlatılılabilirki
    Saygı:
    1 . Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı özenli,dikkatli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram:
    “İnsanlara saygıyı yitirdin mi yandın bittin, on paralık oldun demektir.”- Y. Kemal.

    2 . Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.
    Boğun eğmek,sineye çekmek heleki dayatmak,saygısız insanların gösterdiğin bir davranış şeklidir.Burda yazılan konuyu başından beri takip etmediğiniz anlaşılıyor bazı arkadaşlarımız gayet güzel argümanları göz önüne sermişler…bunları tekrar etmenin manasını göremiyorum……

    Sayın kodoman siz neyi yaratabileceğinizi söylebilirmisiniz?İyi lafebeliği yapıyorsunuz sizinkide lafta kalıyor……
    Sayın don juan matus…İnanca saygı olamayacığını demişsiniz.Sizin inancınız gereğii öyle olabilir.İslam dininde asla öyle birşey söz konusu değildir.Kişiye saygı duymak demek,onun inancınada saygıdan ibarettir.Dayatmak değil,uymak değil itaaat hele hiç değil….

    İslam, düşünce hürriyetini ve hoşgörüyü savunur

    İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü açıkça sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam, insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi (zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.

    Değil terör ve çeşitli şiddet eylemi, İslam, insanların üzerinde fikri olarak bile en ufak bir baskı kurulmasını yasaklamıştır:

    “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.” (Bakara Suresi, 256)
    “Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin.” (Gaşiye Suresi, 22)

    İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini uygulamaya zorlanması, İslam’ın özüne ve ruhuna aykıdır. Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar. Elbette Müslümanlar birbirlerini Kuran’da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi bir imtiyaz tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.

    Çar, 04/06/2008 – 14:18 — matazan
    “Dinde zorlama (ve baskı)”

    “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur”

    Hayır vardır! Vardır ve doğası gereği “haklıdır” da!

    Tüm dinler Toplumların yaşamına düzen getirilmek için gelmiştir. İnsanlığın Kaos dönemlerine tekabül eder. “Tarihsel olarak Kaostan sonra gelen yönetim biçimi mutlak şekilde diktatörlüktür.” (Russel) Bu yüzden dinler gelirken YASAKLAR ile birlikte gelir. Yasağın olduğu yerde “baskı ve zorlama” da vardır. KÖTÜYÜ yasaklamıştır deseniz de, bu baskı ve zorlamayı ortadan kaldırmaz, ayrıca gereklidir de! Sorun çünkü bir düzen kurma ve HÜKÜM-ET-ET-ME sorunudur. Kaosu savunanlar ve bundan beslenenlerle düzen kurma yanlıları arasında çatışma kaçınılmazdır ve bu çatışma baskı ve zorlamayı doğurur. “BASKI VE ZORLAMA” sonradan terbiye edilir. Toplumun bilinci olayı kavradıktan sonra da kaldırılır.

    Ne ki, Marks’ın “YABANCILAŞMA” kuramı doğrultusunda “baskı ve zorlamaya” alışan YÖNETİMLER, bunu daha sonra da çıkarları doğrultusunda devam ettirme eğiliminde olurlar. Bu da SİYASİ GERİCİLİĞİ doğurur. Siyasi Gericilik ise din de dahil her türlü olguyu EGEMENLİĞİNİ sürdürmek için kullanmaya çalışır. İspanyol faşist diktatör Franko; “Ben İspan’yayı 40 YIL ‘üç F’ sayesinde yönettim” demiştir. Üç F; Futbol, Fiesta, Fedun’dur, fedun din demektir. Bu arada itibar etmesem de “Dünya Kardeşlik Birliği” adlı Mevlana’yı örnek alan bir “tarikat” da Kuran-ı Kerim’in “KORKU FREKANSINDA İNDİRİLDİĞİNİ” söylemektedir. Bu “kız çocuklarını doğar doğmaz kuma gömen” insanları “korkutarak” yola getirmek fikri açısından ve Kuran’daki bir çok cezanın “Cehennemde Yanmak” olması nedeniyle mantıklı da görünmektedir.
    Sonuç olarak, Baskı ve Zor “tarihin ebeleri” arasındadır ve insanlığın yaptığı her doğumda rol üslenmiştir.

    Not: “fedun” sözcüğü ile ilgili şüpheye düşerek bir araştırmaya girdim. Bu sözcüğü hafızama güvenerek yazdım. 25-30 yıl öncesindeki hafıza kaydımdır. Ancak şüphemi yenmek üzere Google’da yaptığım aramalarda, “üç f” deyiminin, İspanyol Diktatörü Franko tarafından değil de, Portekiz diktatörü “Salazar” tarafından Söylendiği iddialarını da gördüm. Gördüklerim bir tür bilinç örtme- yoketme yöntemi olan,”informasyon bombardımanı” da olabilir. Ancak İspanyolca Bilen Arkadaşlar, “din” sözcüğünün İspanyolca’daki karşılığı olan sözcük hakkında bilgi sunarlarsa sevinirim.

    Sonuçta Salazar da söylese bir diktatör tarafından söylenmiştir ve bu diktatör, dini yönetim aracı olarak kullanmıştır, yönetimi ise “baskı ve zoru” içeren diktatörlüktür!… Ancak Salazar yollu iddialarda “fedun” diye bildiğim sözcüğün yerini “fado” diye bir sözcük alıyor ve bu da “bir müzik türü” olarak ifade ediliyor. Ama bu iddia “üç f” ile ifade edilen “f”‘lerden birini yok eder. Fiesta ile fado aynı anlamda olur. Benim hafızamdaki üç f “festival, futbol, din” kavramlarını ifade etmektedir. Franko 40 yıl bunlar sayesinde hüküm sürmüştür.

    Çar, 04/06/2008 – 14:19 — matazan
    Demokrasi Dedikleri

    Bir başka konuyla ilgili olarak yazdığım, daha önce bir başka forumda yayınlanmış yazımı da buraya ekliyorum. Belki bir fikir verebilir umuduyla..

    DEMOKRASİ DEDİKLERİ

    Demokrasi savaşımı verenlerin, bu savaşım yoluyla ulaşmak istedikleri yaşam biçimi ya da oluşturmak istedikleri koşullar, ne yazık ki demokrasinin içinde yoktur. Bir tür paradokstur bu aslında; “bile, bile lades” ya da… Ne var ki sosyal varlıklar, bu savaşım içinde yetişirler!…

    Bertrant Russell der ki; “Kaostan sonra gelmesi gereken yönetim biçimi mutlak olarak diktatörlüktür. Çünkü sorun önce hükümet etme, duruma çeki-düzen verme sorunudur. Daha sonra, kurulan düzenin eksiklerini gidermek için yapılan mücadele, demokrasi mücadelesini oluşturur. Tarihsel olarak demokrasi, diktatörlükten sonra gelir.”

    Gelir de ne olur? Gelmez aslında, gelir gibi olur! Bu geliş-gidişler arasında bir savaştır alır başını gider. “Ömrünüzün yarısı gider talana / sual eylersiniz sizden evvel gelene”…

    Sonuçta demokrasi dedikleri, “EyiLEŞTİRİLmiş” diktatörlüktür aslında! Her ikisi birden bir yönetim aracıdır. En demokratik kabul ettiğiniz sistemler bile bu yüzden diktatörlük reflekslerine sahiptir. Zaman, zaman “kollama ve koruma” kuvvetleri bu refleksleri “active” ederek demokrasiyi kollar, kollarını boynuna dolar ve kurtarırlar…
    Kimse sizi konuştuğunuz için tutuklamaz demokrasilerde. Tartıştığınız ,eleştirdiğiniz için hapse atmazlar, forumdan çıkarmazlar!! Ancak küfür, hakaret, “posta koymak”, “adamın ciğerini sökmek”, düelloya davet etmek, demokrasinin diktatörlük refleksleriyle muhatap olmak zorundadır. Demokrasi dediğimiz sistem buna gerekser (muhtaç) durumdadır.
    Her işte bir hayır olduğu halkımızca söylene gelmiştir ve bu söz tamamen bilimseldir; kötünün içinde iyi, iyinin içinde kötü; şerrin içinde hayır, hayrın içinde şer olabilir. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir”. Demokrasi savaşımında, tutuklanmaktan, hapse atılmaktan ve forumlardan atılmaktan korkmamak gerek. Çünkü bu durumdaki arkadaşlar bol, bol kendilerine zaman ayırma, muhasebe ve özeleştiri yapma, kitap okuma fırsatı bulurlar! İsteyen arkadaşlara “İmla Kılavuzu” ve “Türkçe Sözlük” gönderebilirim!…
    Saygılarımla

    Çar, 04/06/2008 – 14:19 — don juan matus
    Kurandaki saygı

    Kuran’da (inanmayanlara İslama ve Allah’a inanmayanlara) sırf bu nitelikleri yüzünden çeşitli hakaretler edilmektedir. Bazı müslümanlar ise, çeşitli polemikler sırasında duydukları sözlerden rahatsız olup, inançlarına saygı gösterilmesini isterler. Bu garip çelişki nedeniyle Kuran’a ve içerdiği küfür ve hakaretlere şöyle bir göz atalım. Bakalım Kuran’da hangi kelimelerle hakaret ediliyor:

    HAYVAN
    BAKARA (171) : İnkar edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.
    A’RÂF (179) : Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
    FURKÂN (44) : Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.
    MUHAMMED (12) : Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.
    MÜDDESSİR (51) : Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
    MÂİDE (60) : De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
    MERYEM (86) : Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevkedeceğimiz günü düşün!
    YALANCI
    EN’ÂM (28): Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.
    TEVBE (107) : Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.
    NAHL (39) : (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!
    NAHL (105) : Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.
    MÜ’MİNÛN (90) : Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.
    ŞU’ARÂ (222) : Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. (223) Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
    ZÂRİYÂT (11) : Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!
    MÜCÂDELE (18) : Allah’ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah’a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
    AZGIN
    BAKARA (15) : Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
    A’RÂF (186) : Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.
    YÛNUS (11) : Eğer Allah insanlara, onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.
    MÜLK (21) : Peki, Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve nefretle direnip durdular.
    KALEM (31) : Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
    MUTAFFİFÎN (12) : Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkar eder.
    ve daha yüzlerce…
    SAPIK
    FÂTİHA (7) : Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
    BAKARA (16) : İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. (175) İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!) (256) Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    ÂL-İ İMRÂN (90) : Şüphesiz iman ettikten sonra inkar eden, sonra da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. (164) Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
    NİSÂ (116) : Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. (136) Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
    A’RÂF (146) : Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen)yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
    İBRÂHİM (3) : Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler. (18) Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu derin sapıklıktır.
    NAHL (36) : Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.
    HAC (12) : O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.
    NEML (81) : Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
    ŞU’ARÂ (97) : “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
    SEBE’ (8) : “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.
    ZÜMER (22) : Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay haline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.
    FUSSİLET (52) : De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?”
    ŞÛRÂ (18) : Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
    ZUHRUF (40) : Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?
    AHKÂF (32) : Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
    KÂF (27) : Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.”
    ODUN
    ENBİYÂ (98) : Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
    CİN (15) : “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
    AKILSIZ
    BAKARA (13) : Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
    MÂİDE (58) : Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
    KAFİR
    Bu aşağılama sözünü tek tek aramaya gerek yok sanırım, Kuran’ın her yeri inanmayanlar kastedilerek sarfedilmiş bu sözle doludur. Kafir, kelime anlamıyla “küfür eden” demektir. Kullanım anlamı, “Allah’a inanmayan, reddeden”dir. Çünkü Allah’a inanmamak, ona küfür etmektir. Bu da Kuran’ın yaratıcısının mantığı ve yaklaşımıdır.
    BAŞKA İNANÇLARA SAYGI
    EN’ÂM (74) : Hani İbrahim babası Âzer’e, “Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.
    HAC (30) : Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helal kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
    MÂİDE (41) : Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları halde ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler…
    MÂİDE (51) : Ey inananlar! yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
    MÂİDE (64) : Bir de yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar!..
    MÂİDE (82) : (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün…
    TEVBE (30) : yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hırıstiyanlar ise, “İsa Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkar etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!
    AHKÂF (5) : Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler.
    TEHDİTLER
    Allah, kendine inanmayanlara vereceği cezaları sıralarken, en insafsız insanın bile düşünmekten çekineceği sapıklık ve vahşette işkenceler anlatmaktadır. Bunları tek tek örneklemenin gereksiz olduğunu sanıyorum. Kuran, bu kanlı ve acılı ceza yöntemlerinin ballandıra ballandıra anlatılmış detaylı tanımlarıyla doludur. Allah, ihanete uğramış siyasi parti başkanı gibi, gücü eline geçireceği günü beklemekte ve o gün rakiplerine çektireceği pişmanlığı şevkle ve şehvetle anlatmaktadır.

    İslamın Allah’ı, olabildiğince insanımsı, duyguları, hatta aşağılık duyguları olan bir Tanrı görünümü çizmektedir. Kendini inkar edenlere ettiği küfürler ve işkence tehditleri, ne yazık ki değiştirilemeyeceği söylenen Kuran’da yazdığı için, inananların da elini kolunu bağlamakta, karşılık olarak gördükleri hakaretler için onları çaresiz bırakmaktadır. Ama Allah’ın bunu düşünmemiş olması, müslümanların inançlarına saygı duymayanların değil, bizzat kendisinin hatasıdır.
    Bu nedenlerle, müslümanlara, asla ve asla kimseye karşı; “inancıma saygı göstermeni bekliyorum” gibi bir söz sarfetmemelerini tavsiye ediyorum. Çünkü böyle bir sözün arkasını dolduracak dayanaktan yoksunlar

    Çar, 04/06/2008 – 23:43 — 74 vw 1303 s
    Elbet..

    Yaşamış olduğum bana kar, daha ne kadar yaşıyacağım malum.Elbet birgün öleceğim, günahımla sevabımla hesaba çekileceğim.Ama mutlak o gün gelicek, ben onun bilincindeyim.İşte o zaman sizleri Yüce Allah’a şikayet edeceğim.Allah’ ım, dinime ve kitabıma hakaret edildi.İzin ver cezalarını ben vereyim, Yüce Kuran’ da yazılmamış olan bir cezayla ki, yalan dünyaya kanıp büyüklüğünü görmeyenler görsün.
    -Allahım bilmeden yaptığım ve söylediklerim için beni affet.
    -İnna Lillâhi Ve İnnâ İleyhi Raciûn…Senden geldik yine sana döneceğiz.

    Çar, 04/06/2008 – 15:03 — matazan
    Bu Dil, Bu Lisan

    Bu dil, bu lisan
    Yeri göğü yaratan
    Güzel Allah’ın dili olamaz!
    Kuranı Yazan
    Olsa olsa
    Senin benim gibi bir insan
    Haa!
    Kuran üstüne
    Otuz bin Cilt eseri hat’meden
    Ve sözümona “Allah adına” öldürülen bir insan
    Ne demişti?
    “Gerçek Kuran kaybolmuştur”
    Evet bu Kuran
    Tarafımdan
    İlk kez Türkçe olarak okunduğu an
    Değil demiştim, Tanrı Değil bunu yazan
    Bunu Yazan
    Olsa olsa
    Egosu ve hırsları
    Ve öfkesi ve çıkarları olan
    Senin benim gibi bir insan!
    Ey bana tanrı tanımazlık damgasını yapıştıranlar!
    Ben tanrıyı hepinizden fazla TANıRIm
    Sizin yarattığınız gibi bir tanrıyı
    Asla yaratmadı gerçekten
    Tanrının yarattığı hiç bir insan!
    Vardır elbet bu evreni
    Bu göğü bu yeri bir Kuran
    Ama o Kurana inanmak için
    Yetmiyor bana elinizdeki Kuran
    (…)
    Bak ne güzel anlatmış şu dizelerde
    Kafir dediğin Hırıstiyan:
    “TANRI BABA”-
    ( Pierre-Jean de BÉRANGER
    Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu)
    “Tanrı Baba, bir sabah uyanınca,
    Biz insanları düşündü nasılsa,
    Gitti pencereye: “Kim bilir, dedi;
    Belki o gezegen yok oldu gitti.
    Ama baktı, uzakta, çok uzakta,
    Bir köşecikte fır dönüyor dünya.
    Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
    Alsın vallahi bir şey anlıyorsam
    Bu dünyalıların tutumlarından.
    Ey benim minnacık yaratıklarım,
    Ak ve kara, donuk ve yanıklarım,
    Dedi Tanrı, en babacan haliyle;
    Sizi ben yönetiyormuşum sözde.
    Oysa, görüyorsunuz, Allah’a şükür,
    Benim de sürüyle bakanlarım var,
    Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
    Alsın vallahi, çocuklar, bu bakanları
    İkişer üçer atmazsam kapı dışarı.
    Boşuna mı kızlar verdim, şarap verdim size?
    Güzel güzel yaşayasınız diye.
    Nasıl olur da siz benim inadıma
    Orduların Tanrısı dersiniz bana?
    Ne yüzle adımı alıp dilinize
    Top atarsınız birbirinize?
    Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
    Alsın vallahi, çocuklar, bir tek
    Orduyu kumanda ettiysem bugüne dek.
    Şu süslü püslü zibidilerin işi ne
    Yaldızlı tahtlar üstünde?
    Nedir o kasılmaları, böbürlenmeleri?
    Beslediğimiz bu karınca beyleri
    Sözden benden kutsal haklar almışlar
    Benim inayetimle kral olmuşlar
    Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
    Alsın vallahi, benden geldiyse eğer
    Sizleri böyle kötü yönetenler.
    Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;
    Temiz yürekli olun, bana yeter.
    Sevişin, güle oynaya yaşayın,
    Sizi yakar makarım diye korkmayın
    Kralına da, yobazına da basın kalayı…
    Ama keselim, Allahaısmarladık
    Curnalcılar duyarsa yandık
    Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı
    Alsın vallahi, o yüzsüz herifleri
    Sokarsam kapımdan içeri.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Çar, 04/06/2008 – 16:34 — Entropi
    Akıl var, izan var.

    İslamiyet’ten evvel Arabistan bir çöl ve orada oturan insanlar da yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İptidai bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi korkunç âdetleri vardı. Bu yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için, ne büyük İskenderler, ne Persler, ne Romalılar, Araplarla hiç uğraşmamış, birçok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.

    İşte böyle aciz, zavallı, yarı vahşi olan bir kavim, onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselam sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, olağanüstü bir gayret ile 30 sene içinde, doğuda Türkistan ve Hindistan, batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir. İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen birçok şeyler keşf etmişlerdir. İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs Üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler, bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.

    O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi tarafsız bir tarihçi, (Avrupa’nın manevi inkişafı) ismindeki eserinde şöyle demektedir:

    “O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar, evvela onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak, temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan tarihçiler, İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın medeniyette Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.”

    Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız İmparatoru Napoléon şöyle diyor:

    “Allah’ın varlığını ve birliğini, Musa [aleyhisselam] kendi milletine, İsa [aleyhisselam] Romalılara, fakat Muhammed [aleyhisselam] bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle putperest olmuştu. İsa [aleyhisselam]’dan altı asır sonra Muhammed [aleyhisselam] kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim, İsmail, Musa ve İsa’nın [aleyhimüsselam] Allah’ını Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah, Allah’ın oğlu, Ruhulkudüs gibi, kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor, doğunun barış ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed [aleyhisselam] onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek Allah olduğunu, Onun ne babası ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.”
    Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle diyor ki:

    “Muhammed [aleyhisselam] gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed [aleyhisselam] gelince bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den Granada’ya kadar her taraf birdenbire semaya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti. Onun etrafındaki bütün insanlar, Ondan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.”

    Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider Mahatma Gandhi, İslam dinini ve Kur’an-ı kerimi inceledikten sonra şunları söylemiştir:

    “İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve Onun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki, İslamiyet’in süratle yayılması, kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıki olması ve Peygamberinin büyük tevazuu [alçak gönüllülüğü], sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden İslam dini birçok insanlar tarafından seve seve kabul edilmiştir.”
    Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı Lamartine ise, Türkiye Tarihi adlı eserinde şöyle diyor:

    “Hazret-i Muhammed [aleyhisselam] bir yalancı peygamber miydi? Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.

    Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir “fikir” yani İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekke’de buna dayanması, hemşerileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine’ye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insanüstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şân ve şerefi, zaferleri Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

    Filozof, hatip, peygamber, kanun koyucu, cenkçi, insan düşüncelerini etkileyici, yeni iman esasları koyan ve yirmi büyük dünya imparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran kişi: İşte Muhammed [sallallahü aleyhi ve sellem] budur! İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün; acaba Ondan daha büyük bir şahıs var mıdır? Olamaz!”

    Almanya’da Stuttgart şehrinde 1888 [h. 1305] senesinde, yayınlanmış olan Kürschner ansiklopedisinin (Muhammed ve İslam dini) hakkındaki yazısından bir bölümü şöyle:

    “Muhammed [aleyhisselam], gayet güzel huylu, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir. Doğru sözlülüğü, merhameti, fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır. Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir Müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile, anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur. 630 tarihinde tekrar Mekke’ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde, yarı vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.)”

    Başka bir batılının itirafı

    Bayan Carly Fiorina, dünyanın en büyük şirketlerinden HP’nin yönetim kurulu başkanı. Bu şirket, Microsoft gibi, Linux gibi dünya devlerinden birisi olup esas iştigal alanı Bilişim Teknolojileri. Bayan Fiorina Temmuz 1999’dan beri bu şirkette. Bundan önce 20 yıl ABD’nin telefon şirketi AT&T ‘de üst düzey görevlerde bulunmuş ve AT&T ile ilgili bir firmada başkan olarak çalışmış. Stanford Üniversitesi’nin “Ortaçağ tarihi ve felsefesi” bölümünü bitirmiş ve çeşitli dallarda master yapmış.

    Minneapolis, Minnesota’da 26 Eylül 2001 “Teknoloji, piyasalar ve hayat tarzımız: Gelecekte neler olacak?” konulu bir konferansa, Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildi. Konuşmasının son dakikalarında tarihten örnekler vererek değerlendirmeler yapıp şöyle dedi:

    “Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:

    Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki, o dönemin en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış, sınırları okyanustan okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası olarak, farklı ırklardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden yüz milyonlarca insan yaşamıştı.

    Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil, dünyada çok konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı milletlerden olan askerler, dünyanın belki de hiçbir zaman görmediği bir barış sundu, tebaasına ve dünyaya. Bu medeniyetin tacirleri, Latin Amerika’dan Çin’e ve arada kalan bütün ülkelere ulaşmışlardı.

    Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri olmuştu. Bu medeniyetin mimarları, yerçekimi hesaplarına dayanan binalar yapmışlar, matematik bilginleri, bilgisayarın temel algoritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları, hastalıklara yeni ilaçlar bulmuşlar, uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler ve onları isimlendirerek, bugünkü uzay çalışmalarının temellerini atmışlardı. Edipleri, binlerce romantik ve sihirli hikâyeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı.

    Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür uygularken, bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve bilgiyi, kültürü devamlı canlı tutmuştu.

    Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna sahip, fakat benim sözünü ettiğim medeniyet, 800’den 1600 yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu da içine alan, Kanuni Sultan Süleyman’lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam medeniyetidir.

    Bu medeniyetin bize sunduğu miras, bugünkü Batı medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik.

    Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin sunduğu liderlik mirasa değil, yeniliklere dayanmış, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl ayakta kaldı.
    Şu anki gibi kritik zamanlarda, biz de tarihteki bu medeniyetten ders almalı ve onun gibi sosyal yapı ve liderler yetiştirmeliyiz. Özetle, bu konuya, liderlik mevzuundaki tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. ”
    Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tetkik ederek, bunların içinden yalnız 100 tanesini ayırmakta, bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselamı göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allah tarafından vahiy edildiğine inandığı, muazzam eser Kur’an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.

    Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meşhur ruhiyat mütehassısı yahudi Jules Massermann, 1974 senesinin 15 Temmuzunda yayınlanan Time mecmuasının hususi nüshasında (Büyük liderler nerede?) başlığı altında, tarihte şimdiye kadar gelip geçmiş olan rehberleri tetkik etmekte, bunların hayatlarını tahlil etmekte ve (Bunların en büyüğü Muhammed aleyhisselamdır) demekte ve şu neticeye varmaktadır: (Muhammed aleyhisselamdan sonra, Musa aleyhisselam gelir. İsa [aleyhisselam] ve Buda lider olmaya layık kimseler değildi.) Halbuki kendisi, yahudi olduğu için, Musa aleyhisselamı Muhammed aleyhisselama tercih etmesi beklenirdi. O, bunu yapmamış, hakikatten ayrılmamıştır.
    Amerika’da (En Büyük İnsan) yarışmasında, en çok oy alan yine Muhammed aleyhisselam olmuştur.

    30 sene içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı, en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek, her hangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu, ancak Allahü teâlânın resulünün, yani Muhammed aleyhisselamın bir mucizesidir.
    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:

    (Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.)
    Dinimizislam sitesinden alıntıdır.

    Çar, 04/06/2008 – 20:29 — Entropi
    İslam düşmanları,

    İslam düşmanları, asırlar boyunca yaptıkları savaşlarla ve acı tecrübelerle anladılar ki, imanını yıkmadıkça, müslüman milleti yıkmaya, imkan yoktur. Her ilerlemenin ve yükselmenin hamisi ve teşvikçisi olan İslamiyet’i, gericilik gibi göstermeye yeltendiler. Genç nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları manevi cepheden vurmayı hedef edindiler. Kötülükleri hüner, imansızlığı moda şeklinde gösterdiler. Ateistlerin, ilerici dedikleri Avrupalı ve Amerikalı, Cennete, Cehenneme inanıyor, Kiliseler dolup taşıyor.

    Avrupalıların ahlaksızlıklarına ilericilik diyerek sarılanlar, Avrupalı gibi ahirete inanan müslümanlara gerici diyerek saldırdılar. İslamiyet’ten haberleri olmayanlar, Avrupa’yı, Amerika’yı taklit etmeye ilericilik, müslüman olmaya gericilik diyorlar.

    Halbuki kendileri, fen, tıp, hesap bilgilerinde ve teknolojide, Avrupalılar, Amerikalılar gibi çalışmıyorlar. Ahlaksızlıklarını taklit ediyorlar. Bunlara göre, okuma yazma bilmeyen, ilimden, sanattan haberi olmayan, fakat kendi taşkınlıklarına katılan ilerici ve aydındır.

    Üniversiteyi bitirmiş, ilim, sanat, ticaret sahibi, ahlaklı, faziletli, vergilerini veren, kanunlara uyan ve herkese iyilik eden, hakiki bir müslüman, bu taşkınlıklara katılmadığı için, gerici olmaktadır.

    Böyle ilericiler, gençleri fuhşa, tembelliğe, dünyada felakete, ahirette de sonsuz azaplara sürüklüyorlar. Aile yuvalarının yıkılmasına sebep oluyorlar. Kısacası, gayri müslimlerin yalnız ahlaksızlıklarını taklit edenlere ilerici diyorlar. Müslümanlar gibi, Cennete, Cehenneme inanan Avrupalılara, Amerikalılara da gerici demediklerine göre, müslümanlara, kendi ahlaksızlıklarına uymadıkları için gerici diyorlar.

    Tarihimize de dil uzatıp, parlak ve şerefli sayfalarını karartmaya kalkıştılar. Böylece, gençleri dinden, imandan ayırmaya, İslamiyet’i yok etmeye çalıştılar. Güzel ahlakı ve yiğitliği ile dünyaya şan ve şeref saçan ecdadımızın sevgisini genç kalblere yerleştiren mukaddes bağları çözmek, gençliği dedelerinin şerefinden mahrum bırakmak için vicdanlara hücum ettiler. Bu maskeli dinsizler, böylece, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza çalışıyorlar, diğer taraftan da, İslamiyet geriliğe sebep oluyor, Batı sanayiine yetişebilmemiz için, bu kara perdeyi kaldırmamız, şark dininden, çöl kanunlarından kurtulmamız gerekir, diyorlardı. Bu suretle maddi ve manevi kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza dışarıdaki düşmanların, asırlarca yapmak isteyip yapamadıkları kötülüğü yaptılar.

    Müslümana, dinci, kökten dinci, çağdışı, gerici, irticacı, çember sakallı, örümcek kafalı, yobaz, mürteci, bağnaz, mutaassıp, tutucu, muhafazakâr, softa, aşırı sağcı, anormal insan, ilkel, şeriatçı, tarikatçı, hilafetçi, padişahçı, saltanatçı, fundamentalist, radikal gibi yaftalarla saldırıyorlar, tesettürü, tesbihi, takkeyi bahane ederek dini kötülüyorlar, Müslümanlığa şark dini, hortlatılan kara kuvvet, Kur’an-ı kerime çöl kanunu, ibadete müzik karıştırmaya uygar batı dini, haram işleyenlere sanatçı diyorlardı.

    Bazı dini tabirler

    Allahü teâlânın emir ve yasaklarına İslamiyet denir. İbadetleri yapıp haramlardan kaçan müslümana Salih denir. Dinimizin bildirdiklerinin hepsine inanan, hepsini beğenen ve İslamiyet’e uyana Müslüman denir. Nefsine ve fena arkadaşlara uyarak bazı farzları yapmayan veya birkaç haram işleyen müslümana Fasık denir. Müslüman olmayana, Kâfir denir.

    Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfire Münafık denir. Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olana, irtidad etti denir. İrtidad edene Mürted denir.

    Mürted, müslüman evladı olduğu halde, müslümanlıktan haberleri olmadığından ve hiçbir din âliminin kitabını okumadığından ve okusa da anlamadığından, yalnız bir lutfe, bir teveccühe ve dünyalığa kavuşmak için ve akıntıya kapılmış olmak için, Müslümanlığı beğenmeyen, terakkiye mani diyen ahmak kimsedir.

    Kendini samimi müslüman bildiği halde, âyet ve hadise kendi görüşü ile mana vererek, imanı bozulan, küfre düşen kimseye Mülhid denir. Allahü teâlâya, İslamiyet’e, helâle, harama inanmayan dinsiz kâfire Zındık denir. Zındık, münafık gibi düşüncesini gizli tutar. Zındıklar, komünist olabilir, mason olabilir, ateist olabilir. Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse demektir. Yobazların din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, laiklik yobazı gibi birçok çeşidi vardır. Yobazların her çeşidi zararlıdır.
    Yobaz ve çeşitleri
    Sual: Yobaz ne demektir?
    CEVAP
    Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse demektir.

    Her mesleğin, her ideolojinin yobazı olur. Mesela din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, evrim yobazı, siyaset yobazı, laiklik yobazı gibi çeşitli yobazlar vardır.

    Yobazların en zararlısı, mal, para, makam elde etmek için yabancı ideolojilerin, dinde reformcuların ve mezhepsizlerin propagandalarını yaparak, milletin imanını, ahlakını bozan, satılmış, din, fen ve siyaset yobazlarıdır. Bu yobazlardan bazılarına birer misal verelim:

    1- Cahil yobaz: Din ve dünya bilgilerinden mahrum olanlardır. Bunlar, bölücülük yaptıkları gibi, din düşmanlarına çabuk aldanıp, zararlı yollara kolayca sürüklenebilir. Osmanlı tarihini kana boyayan Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, mehdiyim diyen Celâli gibi kimseler bu yobazlardandır.
    2- Din yobazı: İlimleri biraz varsa da, sinsi maksatlarına, mala, mevkiye kavuşmak için, bilmediklerini veya bildiklerinin tersini söylerler ve yaparlar. İslamiyet’in dışına çıkarlar. Kötülükte, dini yıkmakta, cahillere örnek olur, rehberlik ederler.
    3- Fen yobazı: Gençlerin imanlarını bozmak, bunları dinden, İslamiyet’ten ayırmak için, uydurdukları şeyleri fen bilgisi, tıb bilgisi, ilericilik olarak anlatıp, “Din kitapları bu bilgilere uymadığı için yanlıştır, bunların gösterdiği yolda yaşamak gericiliktir” derler.
    4- Devrim yobazı: Devrim deyimi, Batı dillerindeki revolution deyiminin çift anlamını taşımakta ve hem dönüşme, hem de zorla değiştirme, [ihtilâl] anlamlarındadır. Diyalektik maddeciliğe göre, evrim ve devrim birbirine kökten bağlıdır. Devrim, evrimin zorunlu sonucudur. Devrimci yobazlara göre, bütün dünya, dinden uzaklaşarak mutlaka komünist olacaktır.
    5- Evrim yobazı: Kimi ilk insanın bir hücreden, kimi maymundan, son olarak da ayıdan geldiğini ileri sürenler çıktı. Bilimsel olarak, bunların yanlışlığı ispat edildiği halde, kabul etmez, kendi yanlış görüşünde körü körüne inat edip, maymun soyu olduğunda ısrar eder.
    6- Siyaset yobazı: Kendisi iktidarda olmadığı müddetçe, diğer partilerin hepsi demokrasi düşmanıdır, ülke ise baştanbaşa sefalet ve karanlık içindedir. Muhalifleri iyi bir şey yapsa da desteklemez. Onun vazifesi iyiye köstek olmaktır. Seçimi kaybetse de, zafer yine onundur.
    7- Laiklik yobazı: Önce laiklik nedir? Laikliğin ne olduğunu yetkili bir ağızdan, Anayasa hukuku profesörü Ali Fuat Başgil’den öğrenelim:
    Ord.Prof. Başgil diyor ki
    (Laiklik, Batı hukukunda, din ile devletin ayrılması, devletin din, dinin de devlet işlerine karışmaması, dinin manevi hayatın nizamı olarak hüküm sürmesidir. Laikliğe bağlı olarak üç türlü devlet sistemi vardır:
    1- Laik olan devlet sisteminde: Din ve devlet birbirinden ayrılır ve biri diğerine karşı muhtar (autonome) bir vaziyet alır. Devlet din bezirgânlığı yapmadığı gibi, din düşmanı da kesilmez. Böylece laiklik en iyi bir itidâl ve muvazene sistemidir. Din hürriyeti, ancak laik bir devlette gün görüp yaşayabilir.
    2- Dine bağlı devlet sisteminde: Bu sistemde, bir zamanlar Batı’da olduğu gibi, din görevlileri memurlaşır, birtakım hurafe ve taassuba kapılabilir.
    3- Devlete bağlı din sisteminde: Diyanet siyasete kurban edilir. İktidar, din adamlarına hakim olur. Dini kurumları onlar kurup, onlar kapatır. Maaşını, mükafat ve cezasını onlar verir. Din adamları memurlaştırılarak emir kulu haline sokulur. Hiçbir muhtariyet ve salahiyeti kalmaz. Dinsizlik, din ve din adamları ile alay etmek moda haline gelir.)
    Laiklik birinci maddede bildirildiği gibidir. Fakat laiklik yobazları, üçüncü maddedeki sistemi uygulamaya çalışırlar. Din yobazları dine düşmanlık etmekte, laiklik yobazları da laikliğe düşmanlık etmektedir.
    Ne yobazı olursa olsun, yobazlık aşırılıktır. İslamiyet aşırılıktan uzak orta yoldur.
    Dinimizislam sitesinden alıntıdır.

    Çar, 04/06/2008 – 20:34 — Entropi
    Din düşmanlarının

    Din düşmanlarının taktikleri
    Sual: Din düşmanlarının taktikleri nelerdir? Bunları bilirsek daha dikkatli olabiliriz.
    CEVAP
    Din düşmanlarının [ateist, misyoner vesaire], yıllardır yaptığı saldırılar aşağıda maddeler halinde bildirilmektedir. Bazen mezhepsizler de kısmen aynı taktikleri uygulamaktadır. Bunların maksatları, Müslümanları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak olduğu gibi, itikadlarını sarsmaktır. Asıl gizli maksatları ise kendi dinsizliklerini örtbas etmek, gündeme bile getirmemektir. Kendi dinsizlikleri, bozuk itikadları hiç gündeme bile gelmemektedir. Müslümanlar, kendilerini ve mukaddes en son din olan İslamiyet’i hesaba çekmeye çalışan bu din düşmanlarının tuzağına düşmemelidir.
    Din düşmanlarının bazı taktikleri:
    1- Âlemlerin rabbi Allahü teâlâya inanmıyorlar, yaratıcı falan yoktur diyorlar. Evrimle çoğaldık, ayıdan maymundan geldik diye insanlığı hazmedemiyorlar. Her şeyi cansız tabiat yapıyor diyorlar.
    2- Allahü teâlâya hesap sormaya çalışıyorlar. Niye şöyle yarattı, niye böyle yarattı, böyle yapması adaletli değil, mantıklı değil diye hâşâ Yaratana hesap sormaya çalışıyorlar. Yaratılan, Yaratıcısını nasıl, ne ile, hangi kuvvetle hesaba çekebilir? Bir sivrisineği veya bir buğday tanesini bile yapmaktan aciz olan ahmak insan, hâşâ Rabbini nasıl hesaba çekebilir?
    3- Dinleri kabul etmiyorlar. Buna rağmen bozuk dinleri İslamiyet’e tercih ediyorlar. Bazı saf Müslümanlar da, madem öyle, gelin birlik olalım, ortak noktalar bulalım diye nefes tüketiyorlar.
    4- Âlemlere rahmet olarak gönderilen, son peygamber için, hâşâ postacı idi, Kur’anı getirdi, vazifesi bitti diyerek peygambersiz din meydana getirmeye çalışıyorlar. “Yalnız Kur’an, Kur’andaki din, Herkes Kur’andan anladığına uysun” diyerek dini değiştirmeye, yozlaştırmaya çalışıyorlar.
    5- Bunlar, işlerine gelince hadisi delil gösterirler, gelmeyince de hepsi uydurma derler. Bunların en bariz hile ve taktiği, olmuş bir olayı bozarak, Bektaşi gibi bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak yarım anlatırlar, olayı değiştirerek, yarısını alıp yarısını gizleyerek Müslümanların şüpheye düşmesine çalışırlar. Bunları iyi tanıyıp tuzaklarına düşmemeli.
    6- Âlimler köprüsünü yıkmak istiyorlar. Çoban da anlar diyorlar da, İmam-ı a’zamın, İmam-ı Malikin, İmam-ı Rabbaninin, İmam-ı Gazalinin anladığını kabul etmiyorlar. Hak mezheplere bölücülük diyerek yıkmaya ve herkesi mezhepsiz yapmaya çalışıyorlar.
    7- Eshaba olan itimadı sarsarak, hadislerin ve Kur’anın doğruluğundan şüphe uyandırıyorlar.
    8- Gerçek halife olmadığını, onların hilafetinin sahih olduğunu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadığını, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat edilemeyeceği fikrini yaymaya çalışıyorlar.
    9- Geri kalışımızı ictihad yapılmayışına bağlamak, Kur’an-ı kerimin yalan yanlış şekilde tevil ederek yeni ictihadlar çıkarmak suretiyle dini bozuyorlar.
    10- Resulullah Kur’an-ı kerimi açıklamış, onun hadis-i şeriflerini de âlimler açıklamıştır. Din düşmanları bunları hiçe sayarak herkesin bizzat Kur’an-ı kerimden kendi anlayışının ölçü alınmasını istiyorlar. Böylece herkese göre farklı din meydana çıkarmaya çalışıyorlar.
    Bunları uzatmak mümkündür. Müslümanlar, bunlara dikkat etmelidir.
    Dinimizislam sitesinden alıntıdır.

    Çar, 04/06/2008 – 20:41 — mjora
    Kuran-ı kerim de saygı, vede zorlama

    Şimdi öncelikle sayın don juandan başlayalım:

    Yazdıklarınızı ilkokuldan bir çocuğa gösterseniz o bile bir teşbih olduğunu bilebilir.Hayatımızın bir çok alanında teşbihlerden faydalanılmıştır.

    Teşbih ve temsil yoluyla anlatım, soyut veya düz anlatıma nisbetle daha etkili, daha kalıcıdır. Böyle bir anlatımdan, hem üst düzey idrake sahip kişiler hem de onlar seviyesinde olmayan herkes, hisselerini beraberce alırlar.

    Bu anlatım tarzı, zaman ve mekân üstü olan Kur’ân-ı Hakîm’in her zemin ve zamanın insanına beraberce hitap etmesini mümkün kılar. Bu üslup, aynı zamanda, çeşitli anlayışlara zemin hazırlaması açısından da ayrıca önem arz eder.

    Nazil olduğu dönemden bu güne, hemen her kesimden insanın Kur’ân’ın dersinden istifade etmelerinin mühim bir sırrı, onun teşbih ve temsillerinde gizlidir. İnsanlara iletilecek mesajı olanlar, böyle bir üsluba müracaat etmekten müstağni kalamazlar. Tüm insanlığa yol göstermek için gönderilen Kur’ân, bu açıdan teşbih ve temsille anlatımın zengin misalleriyle doludur.

    Dinler neden vardır?Sayın matazanda yazısında ifade etmiş tüm dinler Toplumların yaşamına düzen getirilmek için gelmiştir.Gelirkende tabikiii yasakları beraberinde getirmiştir.Yanlız zorlama olayı kabul edilemez bilakis Kuran-ı kerimde bu açıkça dile getirilmiştir.

    Din dediğimiz olgu tamamen inanca dayalıdır. bir kimsenin bir şeye zor kullanarak inandırılması ise olası değildir. özellikle islam’da zorla veya baskı altında yapılan ibadet ya da kazanılmış görünen iman değersiz kabul edildiğinden, kesinlikle doğru bir önerme özelliği taşır. yine islam’a göre birine zorla herhangi bir şey yapmak başlı başına yanlış olduğundan şu sonuca varılabilir:

    Dinde zorlama yoktur, islam’da hiç yoktur..Kimse kimseye imanı ya da herhangi bir ibadeti zorla yaptıramaz. Zaten zorlanan kişi onu samimi olarak yapmaz. Fakat;

    Bazı emirler vardır ki ibadet yönü olmakla birlikte toplumsal bir yönü de vardır. Bu tür emirler ibadet ciheti nazara alınarak değil topluma bakan yönü nazara alınarak meşru yaptırımlara bağlanabilir. Tabiki bu, İslamî kişiliği taşıyan bir toplumun bu kişiliği korumak için alacağı tedbirlerdir ki bunun örnekleri geçmişte bir çok toplumda gözlenmiştir.
    İslamî olsun yada olmasın her toplum kendi toplumsal yapısının bozulmaması için birtakım yaptırımlar uygular. Mesela belli bir İslami seviyesi olan bir toplum o toplumda oruç ibadetininin olmadığı anlamını taşıyan; açıktan orucun yenmesi fiilini yasaklayabilir. Fakat kesinlikle evinde gizli bir şekilde oruç tutmayan kişiye karışamaz. Bu bilinse bile o kişi açıktan bunu ihlal edip toplumun bu değerini yok saymadığı için ona herhangi bir yaptırım uygulanamaz. Çünkü ibadetlerde zorlama yapılamaz.

    Buradaki müdahele ibadetlerin kişiye uygulatılması için değil toplumun yapısının korunması için alınan tedbirlerdir. Çünkü toplumsal boyutta yapılmayıp ferdi günah olarak kalan bir fiile karışılamaz. Bırakın toplumsal yönü olan ibadetleri, had cezaları dahi toplum nazarına çıkmadıkça yani ferdi bir günah olarak kaldıkça yaptırım uygulanmaz ve ceza verilmez.

    Ayrıyeten cahiilye dönemini hatırlamak isterim sizlere….

    Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydınlık ve bilgi devri olduğu için, Arabistan’da İslâmiyet’in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa’dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana “cahiliyye” devri adı verilmiştir.

    Cahiliyye, insanın Allah’ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilâhî hükümlerine değil de kişinin kendi hevâ ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir ve yasaklara, siyasî sistem ve düşüncelere inanmasıdır. Kur’an-ı Kerîm’de: “Onlar hâlâ Cahiliyye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah’dan daha iyi hüküm veren kim var?” (el-Mâide, 5/50) buyurulur. İslâm’ın hakim olmadığı ortamlar Cahiliyye çağlarıdır. Çünkü ilâhî bilginin kaynağından yoksun olan ortamlardır. İslâm’ın gelişinden önceki dönemde yaşayan müşrikler Allah’a isyan etmiş onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardı. Cahiliyye Arapları’nın sürdüğü hayattan ve içinde yaşadıkları ortamdan bazı örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:

    Kizlari Diri Diri Topraga Gömerlerdi
    Tefecilik Yaparlardi
    Fuhus Cok Büyük Orandaydi
    Cahiliyye Araplar’ı arasında fuhuş da nadir şeylerden değildi. Cariyelerini zorla fuhuşa sürükleyenler vardı. Kur’an-ı Kerîm’de bu hususa işaretle: “İffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. ” (en-Nûr, 24/33) buyurulur.
    Kadına değer verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, adeta bir eşya gibi telakki edilip miras alınırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açık biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen ayette: “Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size helâl değildir. ” (en-Nisâ, 4/19) buyurulmuştur. (Şevkânî, Fethu’l-Kadir, I, 440).
    Sayın Don juan madolyona hiç bu yönden baktınızmı? 1) Herkese karşı tadlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
    “Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.”
    2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
    Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur.
    “Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selâmette bulunur.”
    Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Size gönderdiğim İslam dininden razıyım, [bu dini kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına riayet edenlerden razı olur, onları severim.] Bu dinin tamam olması, ancak cömertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dininizin tamam olduğunu her gün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberani]
    vs……..
    gene gel! gene gel! her ne isen gene gel! kafirsen, atese tapiyorsan, puta tapiyorsan da, gene gel,
    bu bizim dergahimiz umutsuzluk dergahi degil,
    yüz kere tövbeni bozmussan da gene gel! ‘

    Çar, 04/06/2008 – 23:38 — Narin
    Tebrikler………

    Bir konu bu kadar dallandırılıp ,budaklandırılabilir…..Anlamak mı istemiyoruz? gerçekten anlamıyormuyuz. Sanırım önce bu konuda mutabık olmak lazım!!!

    Per, 05/06/2008 – 01:07 — matazan
    Hayvan Yükü

    “Az söz er yükü çok söz hayvan yükü” demiş Yunus Emre.
    “Lafın tamamı aptala söylenir” der atasözü. Mesajlarımızı kısaltırsak, ve bir konuyu bitirmeden diğerine geçmez isek, tartışma verimli olabilir. Bu hatayı şu ana değin ben de yaptım. Bu anlamda bu yazım özeleştiri olsun.
    Konu “yaratmak tabiri” idi.

    Ben “yaratmak” sözcüğünün, Tanrı’ya atfedilen “yoktan varetmek” anlamını tarih boyunca yüklenmediğini iddia ettim. Bu konuyu çürüten kimse çıkmadı. Önce bu konuyu bitirelim.

    Tekrar ifade ediyorum:
    1- yaratmak; yakıştırmak, uydurmak, düzenlemek, süslemek anlamında doğmuştur.
    2- Bu benim yorumumla, ” olanlardan olmayanı varetmek, bilinenlerden bilinmeyeni bulmak” anlamındadır.
    3- TDK sözlüğünde bu sözcük diğer bir çok sözcükte olduğu gibi, eksik açıklanmıştır. Bu TDK’nın bir zaafıdır. TDK Sözcüğe 1. sırada yüklediği anlam ile şunları yazmaktadır:”1.(Allah) olmayan birşeyi var etmek”
    a)TDK bu tanımda “olmayan bir şeyi YOK-tan var etmek” dememiştir. Vardan var etmek insanidir. Yoktan var etmek Tanrısaldır. TDK bu ayrımı vermelidir. Mevcut sözlük bu anlamda eksiktir. Sözcüğün din, felsefe, fiil anlamındaki kullanım alanlarını ayırmalıdır.
    b) Bu sözcüğü insan üretmiştir, Tanrısal anlamındaki “yoktan varetmek” anlamı, sözcüğün mecazi anlamıdır.
    4- İnanan insanların açısından bakınca, Herşey “Allahın izniyle olmakta, İnsan bunlara vesile olmaktadır” fikri vardır. Böyle olduğunu kabul edelim. O zaman Sayın “Çamkozalağı” arkadaşa sorduğum soruyu yineliyorum: ” Allah’ın izniyle, Allah’ın insanları Vesile kılmasıyla, İnsanın ürettiği elektriği, ampulü, ilacı, arabayı, işte bilgisayarı, interneti kullanmak günah olmuyor da, sözcükleri kullanmak niye günah olsun?”
    Hz. Eyüp yarasına düşen kurtları alıp yarasına koyarken, derman için “Kafir ve Katil” Amerika’ya sığınan “arkadaşlarınıza” ne diyeceksiniz Ozaman?
    “Gün tükendi karşı dağın ardında
    Koca yürek bir tek kurşun derdinde
    Ölse gerek yiğit, kendi yurdunda
    Yürü atım rahvan, atım tez yürü”…
    Önce bu konuları tüketelim, diğerlerini de tartışalım. Buyrun!

    Per, 05/06/2008 – 05:22 — mjora
    Sayın matazan

    Anlamamakta ısrar ediyorsunuz sonrada TDK eksik açıklamıştır diyorsunuz.Olaya hangi açıdan baktığımız belli biz yaratmak kelimesinin TDK ilk verdiği anlamı tartışıyoruz….Yaratmak Allaha masusdurYoktan var ededilen,bunu insanlar için veya olaylar için kullanırsan caiz omadığı bildirilmiş..yoktan olan birşeyi nasıl yaratabilirsinizki?Sadece var olandan yeni birşey oluşturabilirsiniz.Yaratmak iki türlüdür:

    1- Hiç yoktan var etmek. Mesela yerleri, gökleri; göklerdeki gezegenleri, yıldızları ayı güneşi, suyu, havayı, dağları, denizleri, madenleri, atomları, elektronları, molekülleri ve hareketlerini yani yoktan var edilen her şeyi Allahü teâlâ yaratmıştır. (Enam 101)

    Mucize, keramet, sihir de yoktan yaratmaktır. Allahü teâlâ, bir şeyi yaratmak istediği zaman ona (OL) der, hemen o var olur. (Yasin 82)

    2- Yarattığı bir şeyden, başka bir şey yaratmak. Öğeleri, oksitleri, asitleri, bazları, tuzları birbiri ile birleştirerek, parçalayarak milyonlarla organik ve inorganik cisimler meydana getirmek suretiyle yaratmak. Bugün bilinen 105 basit cisim [element = eleman, öğe] yok idi. Bunların hepsini sonradan var etti. Allahü teâlâ, Hazret-i Adem’i topraktan (A.İmran 59), insanları nutfeden (Nahl 4), cinleri ateş alevinden (Rahman 15) canlıları sudan (Enbiya 30) yaratmıştır. İnsanların, hayvanların ve bitkilerin hareketlerini, işlerini de yaratan Allahü teâlâdır. (Saffat 96) Mesela bir tohumdan ağaç, ağaçtan da meyve yaratması böyledir. Demek ki, mevcut şeyleri, fiziko-şimik, fizyolojik veya metafizik kanunlarla, bir şekilden başka hassalı şekillere çevirmek de yaratmaktır.

    Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, her şeyi bir sebep, bir vasıta ile yaratmaktadır. Sebepleri yapan, var eden, bunlarda aktiflik, etki kuvveti yaratan da Odur. Cisimlerin fizik ve kimya özellikleri, fizik, kimya, biyoloji olayları, reaksiyonları, Onun yarattığı sebeplerdir. Elektrik, ısı, mekanik, ışık ve kimya enerjilerini ve tepkimeleri hasıl eden çeşitli kuvvet şekillerini sebep olarak yaratmıştır. Bu sebepleri, cisimleri yaratmasına vasıta kıldığı gibi, insan aklını, insan gücünü de, kendi yaratmasına vasıta kılmıştır. Mesela, kömürün tutuşma sıcaklığına kadar ısınarak yanma olayının başlamasına, bir kibrit alevi sebep olmakta ise de, kömürün oksitlenmesini, yanmasını yaratan Odur. Kibrit, yanma olayının yaratıcısı değildir.

    Bunun gibi, tuz asidi içinde, çinko eriyip, çinko klorür adında, yeni özellikte bir bileşik cisim meydana geliyor. Bu iyon şebekesini çinko atomları ve asit molekülleri yarattı denilemez. Çünkü, çinko klorür denilen iyon şebekesindeki, çinko ve klorür iyonlarının atomlardan meydana gelişindeki elektron değişiminde ve bunun sebeplerinde, iyonlar arasındaki çekme ve itme kuvvetlerinde, çinko ve asit bir şey yapmamıştır. Çinko klorürün meydana gelmesinde, insan seyirci kalmış, iyon şebekesini hasıl eden tepkimeyi, özellikleri, kuvvetleri, Allahü teâlâ yaratmıştır.

    Demek ki, insanın aklı ve gücü de, tabiat kuvvetleri gibi, Allahü teâlânın önceden yarattığı maddeler, özellikler, kuvvetler, enerjiler arasındaki şartları, dengeleri değiştirerek, yeni bir dengenin, bir sistemin yaratılmasına bir sebep, bir araçtan başka bir şey değildir. Arşimet, bir kanun yaratmamış, daha önce var olan özellikler arasındaki bir bağlantıyı görebilmiştir. Evlenen de çocuk olmasına ortam hazırlıyor, yoksa çocuk yaratmıyor. Kirlenip başı bitlenen ateist de bit yaratmıyor. Megafon ve elektrik ampulü gibi aletlere son şeklini veren Edison, bunları yaratmamış, yapılmasına sebep olmuştur. Hepsini yaratan Allahü teâlâdır.

    Sebeplere kuvvet veren Allahü teâlâdır

    Yoktan yarattıklarının dışında, Allahü teâlâ, bir şeyi yaratmasına, başka şeyleri sebep yapmıştır. Bu sebepler arasında insan gücü de varsa, yaratılan şeye Yapay cisim denir. Mesela, cam, TV, bilgisayar yapay cisimdir. Sebepler arasında insan gücü yoksa, buna Tabii cisim denir. Petrol, deri, ağaç gibi. Bunların kullanılır hale gelmesine insan gücü de sebep olmaktadır. Bu tabii maddeler için tabiat yarattı, yapay maddeler için de, insan yarattı denilemez. Mesela, balı arı, buğdayı toprak, bebeği ana baba yarattı demek gibi yanlış olur. Çünkü bunlar yaratmıyor, yaratılmaya sebep oluyor.
    Allahü teâlânın her şeyi sebeplerle yaratması sosyal hayata düzen vermektedir. Sebepsiz yaratsaydı, âlemdeki bu düzen olmazdı. İnsan da ne yapacağını bilemez ve çalışamazdı. Mikroplar hastalığa, bulutlar yağmura, katalizörler birçok kimya reaksiyonlarının hızlanmasına; hayvanlar, bitkisel maddelerin et, süt, bal haline gelmelerine, yapraklar organik maddelerin sentezine sebep oldukları gibi, insanlar da, uçak, otomobil, ilaç gibi birçok şeyin yapılmasına sebep olmaktadır. Bütün bu sebeplere kuvvet veren Allahü teâlâdır. Sebeplere, yaratıcı demek, (Yaratıcı yok, her şey kendiliğinden olur) demektir ki, akla uygun olmayan cahilce bir sözdür. Çünkü, yok iken var olmak bir iştir. Fizik ve kimya kanunlarına göre, her iş, bu işi yapan bir kuvvet olduğunu gösterir.
    Mecaz olarak da insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece yapılmasına sebep olmuştur. Bunları yaratan, Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Per, 05/06/2008 – 06:20 — matazan
    totoloji

    Arkadaşım,
    Rica ediyorum, beni tekrar oku! Düşüncen ve söyleyeceğin değişmez ise, tek kelimeyle “Değişmedi” de, O zaman yeni bir yazı yazacağım. Gerisi totoloji oluyor…

    Per, 05/06/2008 – 06:55 — mjora
    tabiii totoloji olur dimi şimdi……..

    Sizinle çok sade dil bir kullanıyorum hatta herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir seviyeki…..insanlara faydalı olalım….Biz burda yaratmak kelimesini tartışıyoruz değilmi?öncellikle sorularıma cevap verirseniz çok daha iyi olacak….siz neyi yaratabilirsiniz?hiç olmayan bir şeyi yaratın hadi bakalım hodri meydan….Şimdi anlayabildinizmi? yok olan birşey yaratamazsınız yoktan var edemezsiniz hiçbir insanoğlu bunu yapamaz biz bunu anlatmaya çalışıyoruz……..Yaratmak kelimesi onun için çok önem arz ediyor……Yaratamıyacağınız birşeye yarattım derseniz ki çok mantıksız….yaratabiliyorsanız argümanlarınızı koyun ortaya yoksa lafebebeliğini herkes yapar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Per, 05/06/2008 – 06:52 — Misafir (doğrulanmadı)
    arkadaşlar bu konu asıl

    arkadaşlar bu konu asıl ekseninden uzaklaşıp çok farklı yorumlar yapıldı. ben özellikle matazan arkadaşa şunu sormak istiyorum: yaratmak deyimi T.d.k dada birincil manada :
    1 . Allah, olmayan bir şeyi var etmek:
    “Allah, mutlaka dünyayı kullarına sevdirmek için baharı yaratmış olacaktı!”- Ö. Seyfettin.
    2 . (nsz), mecaz Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak:
    “Bir cazibe yaratmak için ne yapmalı diye düşünüyorduk.”- F. R. Atay.
    3 . (nsz), mecaz Olmasına, ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak:
    “Bu haber sinirli bir hava yarattı. Yangın büyük tehlike yarattı.”- .
    arkadaşlar link to tdk.gov.tr… linkinden bakabilir. yine vikipedide:
    yaratmak terimi dogmatik anlamda yaratıcının yaratma sıfatını ifade eder. kelime köken olarak yabancı dilden geldiği için,
    yaratmak tanımı ile bir fikirden şeyler oluşturma tanımı arasındaki fark
    bir kısmın kendini elit, üst tabaka gören kesimler nedeniyle zaman içerisinde anlam dejenarasyonuna uğratılmıştır.
    edebiyat anlamıyla bazı noktalarda kişinin, kişisel yorumlarına ve tartışmalara açık kalmıştır.!
    Tanrısal anlamda ; yaratanın fiili sıfatı yani yoktan var etme ve ona canlılık veren özü, yani ruhu versi olarak düşünülür .
    “Yaratmak sadece O’na mahsustur. İnsanlar için kullanılmaz.”
    şeklinde kullanılmıştır.
    Ortada yaratmak tabiriyle birincil manadaAllah(c.c) ın yoktan var eden sıfatının ifade edildiği gerçegi varken kendini müslüman olarak tanımlayan bir kişi bu kelimenin sıradan şeylerde kullanılmasından rahatsız olma ve bu rahatsızlığını ifade etme hakkı yokmudur. ( siz hayır bu kelime yanlış olarak bu şekilde tanımlanmıştır yada insanlar yanlış olarak bu kelimeyi bu şekilde algılamıştır diyebilirsiniz ama toplumdaki ve bir çok insandaki algılama size göre dogru yada yanlışta olsa budur.) Denilebilir ki bu kelime kullanılırken mecaz olarak kullanılıyor.(bunu zaten bende daha önceki yazımda ifade etmiştim) bir kelimeyi gerçek anlamda karşılayan onlarca kelime varken bir kesimi inançsal açıdan rahatsız eden bir kelimede israr edilmesi, uzlaşı birlikte huzur içinde yaşama kavramlarıyla örtüşürmü. Olaya dönersek site yönetimin böyle bir talebi uygun görüp herkesçe kabul görebilecek bir kelimeyle degişmesi uzlaşı kardeşlik, birlikte sorunsuzca yaşama olgularınamı bir katkıdır. Yoksa bir çatışma unsuruna prim vermekmidir. Birde bu teklifi yapan kişiler rica dilinimi kullanmışlar yoksa degiştirmezseniz varya şeklinde tehdit dilinimi kulanmışlardır. Birde toplum olarak böyle basit meselelerde bile hemen kılıçları kuşanıp birbirimize saldırmamız. ben sizleri Afganistanda,cezayirden v.b bilirim tarzı usluplar sergilemek dogrumu?

    Per, 05/06/2008 – 07:29 — don juan matus
    Saygı ve Yaratmak

    Sayın mjora, ben şimdi size “Muhammede ve dinine inananlar düpedüz sapıklık içindedir, onların durumu bu dünyada hayvanlardan farksızdır.” desem . Bunda her hangi bir saygısızlık görür müsünüz? Görmez misiniz?

    Sayın entropi, getirdiğiniz yazılar o kadar yanlış şeylerle dolu ki o yüzden okumaya gerek duymadım. Örnek bir cümle “Din düşmanlarının [ateist, misyoner vesaire], yıllardır yaptığı saldırılar aşağıda maddeler halinde bildirilmektedir.” Daha amcamız misyoneri din düşmanı sınıfına sokuyor. Halbuki misyoneler dini yayan kişilere denir.

    Tekrar sayın mjora, hemen insanların yarattığı şeylere örnekler verelim o zaman. İlk başta şu kullandığımız harfler (bunlar doğada serbest halde var mıydı yoksa) sonra konuştuğumuz kelimeler (yaratmak kelimesi dahil. buda insanlar tarafından yaratılmıştır) oynadığımız oyunlar (örneğin satranç, insanlar tarafından yaratılmıştır) ve liste o kadar uzar ki…

    Per, 05/06/2008 – 13:14 — mjora
    Bakınız……

    Sayın don juan sizin yazdığınız düpedüz saygısızlık,terbiyesizlik,haddini aşmaktır.
    İslam dini ne güzelde belirttmiş:
    (Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir.) [Müslim]
    ayrıca;Güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlüdür. Kızmaz, kızsa da zararlı iş yapmaz. Büyüklenmez, son derece mütevazı, alçak gönüllüdür. Kendisine başvuran herkesi dinler ve imkan buldukça yardım eder. Vakarlı, kibar, ağır başlı, haysiyetlidir. Ailesini ve vatanını sever. Ana babasına, hocasına, âmirine karşı saygılıdır. Kumar oynamaz, uyuşturucu kullanmaz, sarhoş olmaz, yalan söylemez, hırsızlık, gasp yapmaz, kimsenin hakkına tecavüz etmez. Hiç kimsenin canına, malına, ırzına dokunmaz. Hasetçi değildir. Başkasının zararına sevinmez. Onlara karşı kin beslemez. Üç günden fazla dargın durmaz, küsmez. Yumuşaktır, fakat pasif değildir. Cömerttir, cimri değildir. Dedikodu etmez, suizanda bulunmaz. Sözünde durur kimseyle alay etmez, onlara zulmetmez. Hainlik etmez. Sahtekâr değildir. Fitne çıkarmaz, özür dileyeni affeder. Vaktini boş geçirmez. Lüzumsuz şeylerle uğraşmaz. Ancak faydalı şeylerle meşgul olur.
    Yukarıdaki emir ve yasaklar sadece İslamiyet’te vardır. Müslüman, bu emir ve yasaklara uyduğu ölçüde mükemmel insandır. Tam uyabilirse mükemmelliği de tam olur. Allahü teâlânın evliya kulları böyledir. İslam dini kadar, açık ve mantıki hiçbir din yoktur. Bu dinin esasını anlayan, seven ve uygulayan bir kimse, dünya ve ahirette mutlu olur. Eğer bütün insanlar, İslam ahlakı üzere yaşasalar, dünyada ne kötülük, ne hile, ne savaş, ne şiddet ve ne de zulüm kalırdı. Bunun için, mükemmel bir insan olmaya gayret etmek lazımdır.
    ve don juan…………insanların yaratttığı şeylerden bahsetmişsiniz.Misalde vermişsiniz.Peki irdeleyelim bakalım.Satrancı çok seviyorum ordan devam edeyim.Satranç insanlar tarafından yaratılmıştır….HAYIRRRR.Akıl diye birşey var.İnsanlar bu akıllarını kullanarak satranç oyununu ortaya çıkarmıştır.Düşünce olarak satranç oyunu ortaya çıkmıştır….Satranç için neler gerekli şimdi……Düşündük, bulbulduk eeee hadi yaratalım….alla alla…. nasıl yaratacaz şimdi….yoktan var edemeyiz dimi…..olan madddelerden yararlanacağız olay budur ARKADAŞIM……..

    Cum, 06/06/2008 – 08:20 — matazan
    Benden Dine Küfür ve Allah’ı İnkar Beklemeyin

    Sayın mjora
    Bazı sözcükleri ne kadar da kolay kullanıyorsunuz?

    “Anlamamakta ısrar ediyorsunuz” diyorsunuz. Bu cümleniz Tartışma adabı açısından “saygısızlığı” içeriyor. Sizin inançlarınıza göre de “küfre sapma noktasıdır” bu. Beni saygı gösterilmeyecek biri olarak değerlendiriyorsanız, bu yaklaşımı da sizin açınızdan size fazla görmüyorum. Ama siz kendinizden başka hiç kimseye saygı duymuyorsunuz! Bunu anlamak yazılarınızdan hiç de zor değil. Çünkü “harfler içteki sırları açığa vuran vasıtalardır”…

    “Rica ediyorum beni tekrar oku” dedim, okumadığınız o kadar belli ki… Asla karşıtlarınızın düşüncelerine açık değilsiniz. Kötü olan da şu dur ki, sizin kendinize ait hiç fikriniz ve fikirlerden oluşturduğunuz düşünceniz yok. Tamamen başkaları tarafından üretilen ve sizin açınızdan “ölü düşünce” olan bir kafa yapınız var.

    Türk Dil Kurumuna nasıl da iltica ediverdiniz. Cumhuriyetle birlikte kurulan TDK günlerdir orada dururken dayanak yaptığınız yoktu. Benim açıklamalarımdan sonra sarıldınız ona. Ancak ona sarılışınız da diğer eylemlerinizden pek farklı değil, çünkü bir yerde dayanak yapmaya çalıştığınızı bir yerde reddediyorsunuz:
    “Olaya hangi açıdan baktığımız belli biz yaratmak kelimesinin TDK ilk verdiği anlamı tartışıyoruz….”

    “Mecaz olarak da insanlar için yaratıcı demek yanlıştır.”

    Bu iki cümle de sizin yazınızda geçiyor. Birincisi başta ikincisi sonda.

    Tdk’nın yaratmak sözcüğüne birinci sırada “yüklemeye çalıştığı” anlama katılıyorsunuz, ikincil üçüncül anlamlarına katılmıyorsunuz. Buna “işinize geldiği gibi davranmak” denir. Siyasal adı oportünizm, münazara içinde ise, demogoji, sosyal hayatta da ikiyüzlülük, denir.

    TDK bu tartışmanın “gambitiydi” benim açımdan. Gambiti kabul ettiniz. “Karşılıksız aldığınız bu taş”, başınızı yaracak şimdi!
    Türkçe
    Benim
    Anadilim
    Ben dilimin
    Hem kölesi
    Hem de efendisiyim.
    Yeter artık bindiğiniz
    Dilimin üstünden inin
    Dilime yüklediğiniz Arapçayı
    Gidin Arapçaya bindirin
    Çok istiyorsanız Arapçaya kul olmayı
    Siz de Arabistan’a gidin gelmeyin
    Açık, açık kovuyorum Türkçemden
    Türkçemden olmayan her şeyi ülkemden!
    Sizlerle yaptığım tartışma, aynı zamanda bir anadil savaşıdır. Bu savaşta sonuna kadar gideceğim. O arkadaşınıza da söyleyin, ben bu uğurda, doğuştan kınalıyım!…
    “Yaratmak”
    Bu sözcüğün neredeyse topraktan ve sudan var oluşunu anlattım size. Var edilişini, Türkçeye YAR edilişini. YAR olduktan sonra YARA oluşunu. YARADAN sonra YARAK oluşunu. YARAKTAN sonra YARAT oluşunu. YARATTAN sonra mastar alıp YARATMAK oluşunu. Anlamının “YAKIŞTIRMAK, UYDURMAK, DÜZENLEMEK, SÜSLEMEK” oluşunu.
    Siz ne yaptınız? Yazdıklarımı hiç okumadınız! SİZ OKUMANIN BİLE NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLMİYORSUNUZ! Ben sizleri sözcük, sözcük okumaktayken… Hele de aranızdan birileri yarak sözcüğüne takıldı kaldı ve beni “edep dışı” olmakla suçladı! Bir aracı, bir gereci hırsızlıkta, cinayette, insanı yok sayan, herhangi bir eylemde kullanırsanız bile, edep dışı olan o araç-gereç değildir. Şeyler hele de sözcükler ve hatta edep yerinizdeki sözcükler, edebin dışında değildir. Edep dışı olan iradenizle (varsa tabii) koyduğunuz eylem ve davranış olabilir.

    “Yaratmak”

    “Ben” bu sözcüğü doğurduğumda Müslüman değildim. Arap ise hiç değildim.

    Ben Arap sömürgenlere boyun eğmeyen Türklerin soyundan geliyorum.

    Binlerce Türkün katledilişinden, Türk kentlerinin Araplar tarafından yakılıp yıkılışından. Binlerce kızımızın cariye edilişinden, binlerce gencimizin pazarlarda köle olarak satılışından sonra, nihayet İslam Türklerin yaşamına girdi. “Kelimeleriyle, kelamlarıyla, manalarıyla” gelip oturdular Türkçemin üstüne. Haraca bağladılar, emeğimizi çaldılar, dilimizi kestiler! “Dinde zorlama yokmuş”. Yok olan sizlerdeki tarih bilincidir! Yok olan sizlerde bilinçtir. Sizlerde var olan yalnızca inançlardır, onlar da size ait değildir!

    “Yaratmak”

    Bir gün TDK Sözlüğü içinde şöyle açıklanacak bu sözcük:
    1- Yakıştırmak, uydurmak, düzenlemek, süslemek
    2- Olanlardan olmayanı, bilinenlerden bilinmeyeni bulmak ve yapmak
    3- Mecazi olarak, (Allah için) yoktan var etmek
    “olmayan şeyler” iki türlü var olur: 1) olan-dan 2) olmayan-dan
    “Allah’ın özelliği” diyerek “yaratmak” sözcüğüne yüklediğiniz anlam “yoktan var etmektir” “vardan var etmek” Allah’ın doğal olarak gücü içerisindedir. Ulaşılamayacak olan ve sadece O’na ait olan ise, “yoktan var etmektir”. Vardan var etmek, insanlar içindir. Yoksa sizin inançlarınız artık “cüzi iradeyi” de mi yok sayar oldu. Cüzi iradeyi de aldıysanız “zavallı insanın” elinden, nesi kaldı insanın yeryüzünde? Nesine günah yazacaksınız artık insanın? Kimi yakacaksınız cehennemde? Kim ödüllendirilecek cennette? Kimi neden niçin sorguya çekecek sorgucu melekler?
    Gelin bakalım Şimdi TDK içine!

    İmdat simidi gibi yapıştığınız Türkçe sözlüğe:
    1 . Allah, olmayan bir şeyi var etmek:
    “Allah, mutlaka dünyayı kullarına sevdirmek için baharı yaratmış olacaktı!”- Ö. Seyfettin.
    2 . (nsz), mecaz Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak:
    “Bir cazibe yaratmak için ne yapmalı diye düşünüyorduk.”- F. R. Atay.
    3 . (nsz), mecaz Olmasına, ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak:
    “Bu haber sinirli bir hava yarattı. Yangın büyük tehlike yarattı.”- .
    TDK’NIN böyle açıklamış olması sizin iddianızı doğrulamıyor! Kaldı ki siz yalnızca birinci maddeyi kabul edip diğerlerini kabul etmek istemiyorsunuz.
    1. MADDE:
    “Yoktan var etmek” vardan var etmeyi kapsadığı için, bu maddenin şöyle yazılması gerekirdi;
    1. Allah, olmayan bir şeyi yoktan var etmek.
    Burada eksik olan “olmayan” sözcüğüdür.
    “Yaratmak” sözcüğünün Türkçede doğuşu itibarıyla, birinci maddenin “mecazi” olarak bu sözcüğe yüklenmiş olması gerekirdi. Ancak bu yönü kapatıyorum ve bir an için TDK’NIN açıklamalarının ortak doğru olduğunu kabul ediyorum: O ZAMAN DA SORUYORUM:
    TÜRKİYE’DE, TÜRKÇE SÖZLÜKTE, AÇIKLANAN SÖZCÜKLERİN
    İKİNCİL ANLAMLARINI KULLANMAYI HANGİ HAKLA YASAKLIYORSUNUZ?
    “Turnuva Yarat” ifadesi Allah’a şirk koşmak mıydı yoksa yeni bir turnuva düzenle anlamında mıydı? İkinci anlamda olduğunu bile bile müdahale etmeniz, inançlarınızla anayasal çerçevede düzenlenmekte olan toplumsal yaşama müdahale etme isteğinden başka bir şey değildi. İnançlarınız şahsınıza aittir. Toplumsal yaşam ise herkese aittir. Sayısal olarak çoğunlukta olmanız bu müdahalenizi haklı çıkarmaz!
    Evet, yasaklamıyorsunuz canım, rica ediyorsunuz, “ama gücü bulunca” yasaklayacağınızın delilerini fersah fersah gösteriyorsunuz! “Haddini bil” deyiveriyorsunuz! Araplar da tarihte DÖRT FERSAH YOL BOYUNCA AĞAÇLARA ASTIKLARI TÜRK ERKEKLERİYLE GÖSTERMİŞLERDİ!

    İBRET OLSUN DİYE 40 BİN TÜRKÜ KILIÇTAN GEÇİREREK GÖSTERMİŞTİ!

    Ben haddini bilen ve hiç kimsenin haddine zarar vermeden haddini aşmak isteyen bir insanım! Haddiyle yetinmeyenim! Tüm fetih ve buluşlarımın temelinde bu isteğim vardır! Sizler bunu yok edemezsiniz! Sizler asla o güce sahip değilsiniz ve de erişemeyeceksiniz. Bunun için sizlerin “külli iradeye” sahip olmanız gerekir. Killi-çamurlu iradelerle olmaz o iş!…
    Beni yoktan var etmeye davet ediyorsunuz! Hodri meydan diyorsunuz! Önce siz bir yapın ben de yapmazsam ne olayım…

    Beni tanrı tanımazlığa zorluyorsunuz, küfre zorluyorsunuz! Aklınızca dine küfredersem, Allah’ı inkar edersem daha kolay “mat edeceksiniz” beni. Benden hiç kimse ne size ne dininize küfür beklemesin. Hiç kimse Allah’ı inkar etmemi de beklemesin. Benim derdim yedi kuşaktan beri molla olan dedemin inancı değil! Egemenlerin en zalim dönemlerinde ezilen insanları avutan, acılarını DİNdiren Din değil! İnsanları sömürenler, Dinleri insanları sömürmek için kullananlar benim derdim! Onları “hem külli hem de cüzi irade” önünde “hesaba çekmek” boynumun borcu olsun!

    Ben beni yitirdim kavganın çelik potalarında
    Haddimi yıktım haddimin haddehanelerinde
    Çilehanelerden dardan geçtim de geldim
    Hakikat ile yalanı ortadan biçtim de geldim
    Emeğin ve hakkın yolunda inançlarımı ve bedenimi
    Darağaçlarına astım da geldim
    El açmak size yakışır el vurmak bana
    El açtığınız el kapılarına restimi çektim de geldim!
    Ahmed Arif’ten bir şiirle noktalıyorum. “Cevap hakkı” doğurmazsanız bu tartışmayı burada bitiriyorum.
    “Beşikler vermişim Nuh’a
    Salıncaklar hamaklar
    Havva Anan dünkü çocuk sayılır
    Anadoluyum ben
    tanıyor musun
    Utanırım,
    Utanırım fıkaralıktan,
    Ele, güne karşi cıplak…
    Üşür fidelerim,
    Harmanım kesat.
    Kardeşliğin, çalışmanın,
    Beraberliğin,
    Atom güllerinin katmer actığı,
    Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
    Kalmışım bir başıma,
    Bir başıma ve uzak.
    Biliyor musun
    Binlerce yil sağılmışım,
    Korkunç atlılarıyla parçalamişlar
    Nazlı, seher-sabah uykularımı
    Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
    Harac salmışlar üstüme.
    Ne İskender takmışım,
    Ne şah ne sultan
    Göçüp gitmişler, gölgesiz !
    Selam etmişim dostuma
    Ve dayatmışım…
    Görüyor musun
    Nasıl severim bir bilsen.
    Koroğluyu,
    Karayılanı,
    Meçhul Askeri…
    Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
    Sonra kalem yazmaz,
    Bir nice sevda…
    Bir bilsen,
    Onlar beni nasıl severdi.
    Bir bilsen, Urfada kurşun atanı
    Minareden, barikattan,
    Selvi dalından,
    Ölume nasıl gülerdi.
    Bilmeni mutlak isterim,
    Duyuyor musun
    Öyle yıkma kendini,
    Öyle mahzun, öyle garip…
    Nerede olursan ol,
    İçerde, dışarda, derste, sırada,
    Yürü üstüne üstüne,
    Tükür yüzüne celladın,
    Fırsatçının, fesatçının, hayinin…
    Dayan kitap ile
    Dayan iş ile.
    Tırnak ile, diş ile,
    Umut ile, sevda ile, düş ile
    Dayan rüsva etme beni.
    Gör, nasıl yaratılırım,
    Namuslu, genç ellerinle.
    Kızlarım,
    Oğullarım var gelecekte,
    Herbiri vazgeçilmez cihan parcası.
    Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
    Gözlerinden,
    Gözlerinden öperim,
    Bir umudum sende,
    Anlıyor musun
    Kaynak: Ahmed|Arif

    matazan: insanınyarattığı tanrının dışında bir tanrı var mıdır, buna bilim araştırıyorum diyor, birkısım insan ise o tanrıyla kendi yarattıklarını karıştırarak İMAN ediyor. iman ise aklın son eylemi ve intiharı oluyor. bu intihar ile ölmüyor ama sakat kalıyor.

    matazan: bu savunma aracı daha sonra tıpkı devlet organında ve hayatın her alanındaki icatlarda olduğu gibi, yine insana yöneltilen bir silaha dönüşmüştür

    matazan: bu insan ruhunun, beyninin, acılara, yetersizliklere karşı bir savunma tepkisidir

    matazan: yeri göğü, evreni yaratan bir tanrı var olsa bile yeryüzündeki her türlü tanrıyı insan yaratmıştır


    Şimdilik okunadursun…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Sonsuz,
    Metinlerin daha kolay okunabilmesi için gereksiz ayrıntıları (tarih, saat vs.) kaldıralım mı?

    Örneğin kişi adlarını koyulaştırarak önüne iki nokta (:)koyalım.
    Bir konuşmacıyı (yazarı) “koyu” bir konuşmacıyı “açık” konuşturalım.
    Ne dersiniz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Yorumları düzenledim. Kullanıcı isimleri, yorum başlığı ve tarihler koyu şekilde.

    Fakat bu tartışma sonsuz.us da olmamıştı. Belki bahsettiğiniz tartışma şu olabilir.

    link to sonsuz.us

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Bu gün bu başlıkla ilgili olarak bir başka sayfada şunlar yazıldı;

    “Aktaş’ın yazdığı kompozisyon olamayan (kendi tabiriyle) Sap- Saman örnekleri:”

    Yaratıcına söyle
    Bir tane matazan yaratsın
    Yaratamaz.
    Kimisi anlarsa
    Sap ve samandan anlar
    Yaratmaktan anlamaz!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.