Yer açın lütfen, rahat bırakın beni

Madem burada yankılanıyor yazılanlar ve gelip karşımıza dikiliyor öyleyse doğru yere yazıyor olmalıyım. Nereden başlamalı acaba? Tamam şiddet kısmından başlamalı.

Şunu anlayamıyorum lütfen yardım edin. Neden girdiğimiz ilişikilerde ilişkide bulunduğumuz grup, çevre tarafından dönüştürülme, benzetilme girişimlerine maruz kalırız? Aylar önce inançlı olan ve inancın Alevilik mezhebini yaşayan bir adamla karşılaştım, defalarca onunla dost olarak kalabileceğimi ancak doğru olduğuna inandığı şeyi kabul edemeyeceğimi çünkü benim yolculuğumun oradan geçmiyor olduğunu anlatmaya çalıştım ısrarla yanılıyor olduğumu vurguladı ve bundan emin olarak kendi durduğu yerin benim ait olduğum yer olduğu düşüncesiyle her defasında ve bıkmadan usanmadan anlattı anlattı anlattı. Konu her defasında yaratıcının varlığı, vicdan, adalet ve bunlara göre şekillenen insan davranışları üzerinde devam etti. Birçok konuyu tasavvufla Her defasında şu sonuç çıkıyordu; Eğer Alevi bir ailede yetişmişsem içinde bulunduğum halin mutlaka bununla alakalı olduğu ve beni büyüten ailenin inançlı dolayısıyla da vicdanlı insanlar olmasıyla alakalı olduğu bu nedenle benimde onların doğrularını savunan ve onların devam ettiriyor olduğu modeli devam ettiren biri olmam gerektiğiyle ve benim bu gerçeği göremiyor olduğumla çünkü hayatıma giren farklı düşünme formlarına sahip insanlardan almış olduğum etikilenimler içinde olduğum…

Daha öncesinde bu adamın tam tersi bir düşünme biçimiyle, mantık formülasyonuyla düşünen, yaşayan ve davranan bir kadınla tanışmıştım. Onunla tanıştığımda yaşıyor olduğum belirsizlik, bulanıklık, yabancılık içindeydim. Tasavvufun etkisinden çıkmaya çalışıyordum çünkü bu düşünme biçimi kaynağını aldığı inanç sisteminden kaynaklı olarak fazlasıyla ıstıraplı gelmeye başlamıştı. O kadının bunu aşabilmem konusunda çok ciddi bir desteği olmuştu fakat sonuç olarak aynı şeyle karşılaşıyordum. —> BİR BİLİNENDEN ÇIKIYOR BAŞKA BİR BİLİNENE giriyor olduğum gerçeğiyle.

En son dün yaşadığım şey bunları yazmama ve birilerinden bu konuda fikir almaya karar vermeme neden oldu. Bir kahve makinası üzerinden hakkımda dakikalarca süren bir kesme biçme operasyonuna maruz kaldım. Bunu bir paranoya olabileceği ihitmalini de düşünerek hislerim böyle olmadığından oldukça emin olmama neden oluyordu. Teşhis konuldu ve sonuç benim filtrelenmiş bir Türk kahvesi olduğum yönündeydi. Bütün bunların arka planında ise bilinenden özgürleşilebileceğini düşünen bir adam vardı. O adam bendim fakat anladığım kadarıyla benden başka hiçbirinin bunu düşünüyor olduğumdan ya da bunun olabileceğini ve bu yönde içsel bir yolculuk yapılabileceğini düşünüyor olduğumdan haberi yoktu. Anlatmaya çalıştığım zaman karşımdaki algı biçiminin işleyişi karşısında zihnimdekileri susturup rol yapmaya başlıyor olmamda fazlasıyla sıkıcı geliyor artık.

Ulaşıma zam yapıldığında oturduğumuz bölgede eylemler yapıldı. Galiba 2 ay sürdü bu eylemler ve bende birkaç defa katıldım çünkü içinde yaşadığım yapay gerçekliğin acımasızlığı karşısında tepki vermem gereken anlar olduğunu biliyorum. Bu eylemlerde bulunmam da bu yüzdendi. Onların bağlı olduğu derneğin genel merkezine gittiğimizde orada da işte yeni …..miz diyordu biri. Bütün bunların karşıdaki kişiyi (ben-varlık-biçim-form) onun düşüncelerini önemseden yapıyor olmaları çok tuhaf geliyor bana. Burada yazdığım olaylarda bahsedilen kişiler ve taşıdıkları düşünme formlarının hepsinde bana tuhaf gelen şey olanca hızıyla ve son derece ustaca hamlelerle devam ediyordu oysa benim tarafımda bunlar çoğu zaman gereksiz geliyor.

Psikolojiyle anlamaya çalıştım bu gerksizliği, mistik öğretilelerle anlamaya çalıştım, ucundan kenarından felseyle anlamak istedim. Yoruldum, bezdim ve sonunda derin bir sessizliğe gömülmek isteğiyle başbaşayım. Sesime tercüman olması umuduyla da bir enstrümanın enstrümantel yolculuğuna mazhar olmaya çalışıyorum şimdilerde.

Şimdi benim zihnimde canlılığını koruyan bu etiketsizlik yıllarca birileri tarafında adlandırılmaya çalışıldı ve bu devam ediyor. İçinde yaşadığım geleneksel yapı bunu yapmaya devam ediyor dışına taşıp nefes almak istediğimde dışarıda da bu oluyor. Oysa ben Türk değilim, başka bir ırk da değilim, bayrağım yok. Bütün mesele bunların ve bu gibi etiketlerin zorla bana yapışıtırılıyor olması. Bir tarzın, düşünme biçiminin ve doğurduğu davranış kalıplarının esiri olmak istemiyorum çünkü varmak istediğim yer daha sınırsız bir yer. Bu sebeple çoğu yerde ve çoğu ilşki biçiminde dışarıda kalıyorum. Bu bir bedel belki ancak ben durduğum yerden siyasal alanda ya da herhangi bir alanda hak arayan çoğu insanın kullanmış olduğu özgürlük, barış, sevgi gibi kavramları nasılda tüketiyor olduğunu görüyorum. Buradan yeryüzünde nasıl bir vahşetin döndüğüne tanık oluyorum. Buna tanık olanlarınız vardır biliyorum.

Karın doyurabilmek için bir grubun, düşünme biçiminin gerekliliklerini yerine getirmekle zorlanmak ve buna cezalandırılarak zorlanmak günümüz insanının şekillenmiş olan zihninin ürettiği son derece ciddi bir psikolojik şiddet biçimi değilmidir?

Rahat bırakın, nefes almak istiyorum ve sadece karnımı doyurup olabildiğince kıyıdan izlemek istiyorum. Bu da benim hakkım sanırım. Çünkü beklentilerim beklentilerinizden daha küçük…

19 yorum “Yer açın lütfen, rahat bırakın beni”

  1. Çok mert ve bir o kadar da samimi bir yazı olmuş…

    …çok seviniyorum böylesine güzel ve de bir o kadar gerçekçi, ayağı yere basan yazıları okudukça.

    İçeriğinde o kadar çok, o kadar farklı konular barındırıyor ki…

    …hangisine cevap yazayım şaşırdım.

    Ama yazmak istiyorum…

    …yazacağım da.

    Bu arada bir cımbızlama yapayım:

    “Bütün mesele bunların ve bu gibi etiketlerin zorla bana yapışıtırılıyor olması.”

    Minik bir cümlede ne çok şey anlatıyor yazar arkadaş…

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Ben de bu şiddet kavramının bu ülkedeki gelenek, inanç, ırk üçgeniyle ailede ve sosyal yaşamın diğer alanlarında nasıl canlı tutulduğunu, bireylerin içinde bulundukları baskıcı, katı ahlakçı yapıdan çıkmak istediğinde ne tür yaptırımlara, cezalara, baskılara maruz kaldığını bütün bunların insanın özgür olmasını ve düşünmesini nasıl baltaladığını, insanları nasıl budadıklarını, törpülediklerini hangi psikolojik tezgahlardan hangi yöntemlerle geçirdiklerini (alevi,sünni, sağcı, solcu) yazmak istiyorum.

    Önce, insanın şiddetten nasıl kurtulabileceğine kafa yorabilecek zihinsel canlılığı yaklayabilmek istiyorum tabiki.

    Yazar demiş bana sevgili Hola. Yo yo sadece çok canım yanıyor ve bunu ifade edebilmek bunu yaparken de olanı olduğu gibi görebilmek istiyorum. Üstelik burada sıkı yazılar yazmış olup bundan zihinsel bir tatmin elde etme derdinde de değilim. Entelektüel aşamalar vardır ya sever zihinsel mastürbasyonu. Aslında zihin sever mastürbasyonu ifade eden dil, kasılan beden ne yapsın.

    Yok o değil dert, dert sahiden şiddet ve bunu uygularken o hümanist, barışçıl, sevgi yüklü mesajların insanda nasıl bir vahşiliğe dönüştüğü.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Güzel bir yazı olmuş yabancı, bu tür duygu ve düşüncelerde yalnız değilsin, bende uzun bir süre bu sorgulamaları yaptım. Sorguladım, tarttım ve insanları sürekli bir şeyleri taklid ederken buldum.
    Sonra çevrem bana;inanılmaz boğucu , sıradan ve sıkıcı geldi. Bende ceviz kabuğundan bir ev yaptım kendime , sonra onun içerisine girip adeta termosta yetiştirdim , düşüncelerimi. olgunlaşınca dışarı çıkmak istediler termos kabını kırarak kendi varlıklarını devam ettirme yolunda güneşe çıktılar..

    Ve işte; sizinle buradayım..... Termos olmasının sebebi dış dünya ile iç dünyanın izole olması gereklliği, adeta uygun yetişme ortamının sağlanması için gerekli idi...
    

    Tabii ki bu benim reçetem ama belki bir faydası olabilir. Dışarıdan sizi kimse okuyamaz, ama içeride kendinize ait özgün düşünceleri üretip, dışarıdan aldığınız düşünce gıdalarını filtre edip kullanabilirsiniz…
    Kendinize, düşüncelerinize dışarıdan bakabilme ihtimalini de içerir bu durum… Çünkü kendinizi tahlil etmelisiniz ki dışarıdan gelen düşüncelerin sizin için faydalı mı zararlı mı olduğunu düşünebilesiniz.

    Faydalı düşünceler, bünyede alerji yapmayan düşüncelerdir. Zararlılar ise tersi… Ama işlenmeden alırsanız size ait olmaz. Muhakkak işlemelisiniz.
    Termos oluşturmak zor bir süreçtir. Asıl benliğin sınırlarını keşfedip, sınırlamayı gerektirir. Neden özgür olmak istiyorsun, bundan ne anlıyorsun, dışarıdaki insanların baskısı ve serbestliği neden seni rahatsız eder gibi, sorulara özgün cevaplar bularak başlar. Cevaplar sana aittir. Öyle olmalıdır..
    Cam fanus içerisine girmeden önce , neyi niçin yaptığını, nçin öyle düşündüğünü, iteratif bir şekilde sorabilmelisin kendine….
    Ama fanus içerisine koyabilirsen kendini orada özgürdür benliğin, yetişir, büyür ve serpilir sonunda kabına sığmaz.
    ve çevren seni rahatsız etmediği zaman artık toprağın yüzeyinde yeşermiş bir kaç yaprağın var demektir.
    Bu an tehlikelidir, çünkü ilk karşılaşmadır gerçek dünya ile sıcak, soğuk ve rüzgar gerçek dünyaya aittir.
    Tekrar kabuğuna çekilmek isteyebilirsin, ama Termos kabında edindiğin tecrübe seni artık oraya girmenin de bir faydası olmayacağını, hatta artık bunu istemediğini farkedebilirsin..

    Yani kısaca; kozanı ör ve bir kelebek olacağın zamanı bekle…

     Ancak muhakkak ve muhakkak kendini tanı, kendini tanı, kendini tanı...
     Önemseme o kadar insanları....
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. “Reçete bir garip reçete. “

    :)) Teşekkür ederim;

    Bir garip olduğumu söylerler, bende Yunusun kastettiği garip gibi olmayı isterim doğrusu..
    Hani şiirinde bahsettiği;

    <blockquote><em>"
    Bir garip ölmüş diyeler,
    Üç günden sonra duyalar,
    Soğuk su ile yualar
    Bana seni gerek seni..
    "</em></blockquote>
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Toplum, bireyi kendine benzetmeye çalışır. Sistematik ve düzenli olarak bireyi katleder. Yabancı’nın haklı serzenişine katılıyorum; “azcık bi geri durun yaw! hadi ordan!”

    Napalım; güçlü hem de çok güçlü olmalıyız, kendimizi, özgürlüğümüzü korumak için..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Cam fanus tek özgür olabildiğimiz yer, sonuna kadar katılıyorum. Toplum içinde yaşadığımız sürece fanusumuz olmalı dostlar. Gerçek hayata dokunuşlarımız ise kaçınılmaz.
    Gerçek hayat gri, fanus hem gri hem renkli. Gri hayat bizim fırça darbelerimizi bekliyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Bence yine mekanik… Bir arkadaşımız söylemişti: akustik… bence akustik olarak da eksik.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. “bence akustik olarak da eksik.”

    Sesin çoğu fanusun içinde kaldığından olabilir mi ? 🙂
    Başkaları değildir burada önemli olan, ses ve akustik benim narsist kulaklarım içindir….

    Bu arada özgürlükle ilgili çok ilginç bir özellik farkettim kendi deneyimlerimle… O da şu;
    Özgürlük isteyen kişi yani sahiplenecek kişi tarafından belli kurallara göre kısıtlandığında
    genişleyebiliyor.
    Ama eğer kısıtlayan dışarıdan ise, o zaman daralıyor.
    Kimsenin özgürlüğünüzü kısıtlamasına izin vermeyin, onu siz kendi kontrolünüzde kısıtlayın.
    Ve bunu özgürlüğünüzü kısıtlamaya kalkacak topluma gösterin. Teklifsizce…. Umursamadan…

    Sonucunu, göreceksiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Ben akustiği, sizin belirttiğiniz anlamda (ses) kullanmamıştım.

    Ama sizinle sizin anladığınız anlamda “anlaşabilmek” için bir cümle daha yazmayı gerekli görmüyorum.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. merhaba,
    bu yazının altında bile bir kendine benzetme çabası görmek beni hiç şaşırtmadı.
    anlaşılma çabanıza da hayranım.
    çevrenizde o kadar insan varken neden burada bunları yazıp duruyorsunuz?
    kendinize başka mutluluk bahanesi bulamıyor musunuz?
    aslında kendime sorduğum sorular bunlar ama isterseniz üstünüze de alınabilirsiniz.
    misafir değilim aslında ben de bir üyeyim ama böyle veya öyle görünmesinin bir önemi yok artık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Aslında naif bir ifade tarzıyla hakkı olanı gereksiz bir şekilde rica ederek isteyen birinin (gereksiz çünkü hak bu naiflikte biraz zor alınır ) serzeniş olabilecek kadar tepkisel bir rahatsızlığı var. Fakat adam bezmiş, sahiden bezmiş çünkü bir diğerinin nefes alışını engeleyecek denli zihinsel adlandırmalar yapmak dünyanın bugünki haline neden oluyor. Aslında fazlasıyla derinde bu nedenle algılanması hayli zor bir saf-öz’ün olduğu gibiliğine yapılan sonsuz belirlemeler ve adlandırmalar ve bunların nedenleri, doğurduğu davranış biçimleri o davranışların yıkıcı sonuçları.

    Blmiyorum belkide dozu kaçmış bir paranoya olarak algılanır ya da ”bu kadarına ne lüzum var, uygun frekanslara uyum sağlayarak yaşamak çözüm olabilir” demek yapıcı bir öneri görünebilir kimilerince.

    Amaaa gerçekliğe indiğiniz zaman yani insan ilişkilerine yakından baktığınız zaman rahatsız olacak kadar fazla ”dönüştürülme” ”benzetilme” çabası olduğunu görmek beni tuhaf bir boşluğa atıyor. Bu bir anlamda gerekli çünkü yaşamın içindeki bölünmüş, ayrışmış ve kutuplaşmışlık güvenlik ihtiyacını gidermekte çözüm oluyor. Bu nedenle belirli bir sosyal yapının içine eklemlenmek sayısız iç gerilim için sağlıklı bir çözüm sağlıyor. Yine de bilgenin tarif ettiği yön gereği ötesinde bir gerçeklik aramak için en geriye, olabildiğince dışına çıkma ihtiyacı duyulan dönemler için bu çözüm tatmin edici olamayabiliyor ya da kişi bu konuda beceriksiz. Bunu beceremiyor, eklemlenemiyor ve öyleliğini ifade edemediği anlarda boğulmaya başlıyor.

    Bilgenin tuttuğu tabelada şöyle yazıyordu —> Bilinenden nasıl özgürleşilir?

    Bir kadın olan başka bir bilge de —> Bu oluşturulmuş, belirli bir kültürün ürünü olan, korku, kaygı dolu hastalıklı özümüzün ötesindeki gerçek öz’e nasıl dokunuruz?

    Benim açımdan bunun birçok aşaması geçilemeyecek kadar zarar görmüş durumda. İşte belkide doğru olan bu yani bunu bilmek ve bütün mükemmellik arayışından kurtulmak ama bir gerilim başlıyor yine ve o gerilim de bu isyanı ortaya çıkarıyor. Aynen Nibelunga’nın ifade ettiği gibi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Ah Yabancı ah! Saçma gelen o kadar çok şey var ki… İnsan toplulukları birlikte yaratıcı olacaklarına, birbirlerini sürekli geri çekiyorlar. Öyle böyle değil, ben isyanlardayım, serzeniş ötesi haldeyim. Gak diyorum, guk diyeceksin diyorlar. Hak diyorum, huk denir diyorlar. Ben de hala vahşilik taşıyabilmiş bireyselliğimin bir parçasıyla gaka gak, haka huk demeye devam ediyorum. Planlarımdan biri, bana planlarından söz eden toplum insanını hiç onaylamamak. Saçmalıklarını alkışlamamak. Gariplik ben de kalsın napim!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. “bu yazının altında bile bir kendine benzetme çabası görmek beni hiç şaşırtmadı.”

    Konuşmak veya yazmak direkt olarak budur, yani kendine benzetme çabası yoksa herkes fikrini kendine saklardı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Bilgenin tuttuğu tabelada şöyle yazıyordu —> Bilinenden nasıl özgürleşilir?

    Aslında bu sorunun cevabı basittir..

    İnanarak…

    Malum iman GAYB’a dır..Yani bilinmeyene……
    özgürleşmekte onun dışına çıkıp onu hakimiyet almak ise, bunu bilmediğine inanarak sağlayabilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Bilmediğine inanmak mı, bilinmeyene inanmakmı XINteorisyen, yoksa bilginin abartıldığı kadar bir değere sahip olmadığına inanmak mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. “Gayb, bilinmeyen değildir bilinmeyenin adlandırılarak bilinenin içinde işlenmesidir ayrıca.

    “

    Şöyle diyor bilge; Görüyor ve gördüğünü adlandırmaya çalışıyor zihin oysa sadece görüyor olma hali gereklidir. Fakat bu böylesi gözü dönmüş insan toplulukları içinde ne kadar mümkündür ya da ne kadar gereklidir bilemiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Tam olarak uyanamamış ve hala yarı uykulu (o derece kabuk bağlamışım) bir gezer olsamda yaratıcılığın kollektif gücüne doğru aktığımı hissediyorum.

    Sayın XINTeorisyen;

    Bilinenden özgürleşmenin inanmakla mümkün olduğunu söylemekle inanmamakla mümkün olduğunu söylemek arasındaki fark nedirki?

    İnanmanın getirisini vicdan olarak öne süreceksek inançsızlığınkini de sağduyu olarak öne sürebiliriz ve yanlış da olmaz.

    Önemli olan hangi zihinsel alanın diğerinden daha duru olduğumudur? Bunu belirleyen nedir?

    Gayb, bilinmeyen değildir bilinmeyenin adlandırılarak bilinenin içinde işlenmesidir ayrıca.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.