Yıldızlardan Bir Bahçe İstiyorum…

Kendimi saklamaktan korkmadan, söylediğim kişi olabilseydim eğer… Sevgiden bahsederken ve sevgiyim derken, keşke gerçekte sevgi olamadığımı bilseydim eğer… Dosttum derken aslında dost olabilseydim eğer… Başkalarına öğütler sunarken aslında kendimin bunlardan zerre kadar haberim olamadığımı bilseydim eğer… Hata yaptığımda hatamın farkında olup, gerçekten özür dilerken yürekten dilebilseydim eğer…Başkalarında gördüğüm hataları affedebildiğimi sandığım halde, aslında affedemediğimi bilebilseydim eğer…Okuduklarımı, öğrendiklerimi başkalarına satarken aslında, yaşayarak öğrenenlerin daha fazla hissedebildiklerini anlayabilseydim eğer…Çatışarak birilerine saldırarak dengelerimi kuracağımı sanarken aslında kendimi ve başkalarını yok ettiğimi görebilseydim eğer… Egomun insanlığımın önüne geçmesine engel olabilseydim eğer…O zaman iyi mi olurdum?

Ya bu eğerlerin hepsini gerçekleştirebildiysem eğer? Fakat bunları anlayamayan insanlarla birlikteysem eğer o zaman ne olacak? hadi iyiyim ben kötü değilim. Sosyal bir varlık olarak içinde var olmaya çalıştığım toplum beni anlamaktan bu kadar uzakken ne anlamı var bunları anlatmamın ve ifade etmemin, ne anlamı var beni iyi ya da kötü olarak tanımalarının, ne olduğumu ben biliyorum. Biliyorum ki ben kötü olamam istesemde…

Neyim ben? Kimim ben? Ne yapmaya çalışıyorum? Burada ne işim var?

Ne olduğumu öğrenmek için ne olmadığıma bakmak…

Ne hissettiysem açıkca korkmadan söyledim. Nefretimden ve öfkemden, sevgimden bahsettim. Yaşantımdan örnekler verdim. Şiirlerimde, yazılarımda kendimi anlattım. Doğrularımı ifade ettim. Hep birlikte burada var olalım, birbirimizi ve eksikliklerimizi tamamlayalım. Egolarımızı yenelim sevgiyle ellerimizden tutalım birlikte güçlü olalım. Farklılıklarımızı kabul edelim. Gelişelim büyüyelim , birbirimize hakaret etmeden, alay etmeden, hatalarımızı kabullenerek art niyet gözetmeden azıcık küçüçük bir ses dahi olsak özümüzde sevgiyle güçlü olalım dedim. Anladım ki… Sevgiyi hayata geçirmek ve insanlara bir şeyler anlatabilmek hiçte öyle kolay değil. Herkes kendi inandıklarını destekleyen davranışları baz alıyor. Tabii ki bende… Çünkü hep sevginin güçüne inandım ve onun insanları değiştirebileceğine, kötülüklere son verebileceğine…Ama görüyorum ki bunun heyecanı öldüreceğine gelişimi durduracağına inanlar var. Kötülük ve iyilik kavramları vardır ve yoktur. Herşey zıttıyla, birliktelik içindedir. Ama mutlak gerçeklikte olan bir şey daha vardır o da ya çatışarak, saldırarak kötü olarak ve yok ederek amaça ulaşılır yada sevgiyle, iyilikle var etmeye çalışarak… Seçim bizlere ait…

Yuvaya yolculukta dikenler arasından mücadelerle karşınızdaki insanları zorlayarak yada yok ederek, savaşarak ulaşmaya çalışmakta bir seçimdir. O zaman yaşasın kötülük diyebiliriz. Ama gökyüzündeki karanlıkta parlayan yıldızlara bakarak, mis gibi havayı teneffüs ederek, yolda yardıma ihtiyaçı olan insanların elinden tutup kaldırarak, saldırmadan yok etmeden yola devam etmekte bir seçimdir. Ne olursa olsun, kim ne yaparsa yapsın, ben burada en iyi imkanı sağlayacak olanı aklımla ve mantığımla kendi lehime çevirerek devam edeyim, demek te bir seçimdir. Hiç birşey seçmemekte bir seçimdir. Hangisi daha yararlı ve iyi diye bir yorum yapmak yanlış olur ama önemli olan kendim için hangi seçimin doğru olduğunu bilmek ve ona göre davranmak gerekiyor.

BENİ ANLAYAN VE VAR EDEN ORTAMLARDA BİRLİKTE SEVGİ İÇİNDE VAR OLMAK BENİM SEÇİMİM…GÖKYÜZÜNDE KARANLIKLARDA YILDIZLARDAN BİR BAHÇE İSTİYORUM… çok mu ütopik:)))

Sizin seçiminiz hangisi olurdu?

23.10.2008
Mesa/ Ankara

10 yorum “Yıldızlardan Bir Bahçe İstiyorum…”

  1. İyi ki siz ve sizin gibi insanlar varsınız Medisis, seçiminiz gönlümü ferahlatıyor, özüme ışık katıyor. Sevgiyle

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Teşekkür ederim sevgili Agnia… Bende iyi ki sizin gibi bizi gayet iyi anlayan insanlar var diyorum:))) Sevgiyle…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. “Keşke bu kadar insan olmaydık ve bir yarımız başka bir şey olsaydı” demişimdir bu yüzden her zaman. Çünkü tümüyle insan olmak acıtıyor, insanların koyduğu değerler ağır.

    Keşke biraz hayvan, biraz da çiçek olabilseydik. Geçen gün Antep sanayisinde arabamı yaptırırken bir dükkanda çalışan güvercinleri gördüm; yüksek bir yere konmuş değiller ve uçmuyorlardı çünkü, çalışanların arasına karışmıştı; büyülenerek seyrettim.
    -“Gitmiyorlar” demişti dükkân sahibi.
    -“Sakın dokunmayın onlara!” dedikten sonra “Yüreğinizde de hep böyle kuşlar uçsun!” dileğinde bulundum.

    Yüreğimde uçan kuşlar dün beni başka bir yola sürükledi; Antep’ten Urfa’nın Bozova ilçesine geçerken ara bir yola girdim.

    Bir cennet panoromasaydı yol boyunca seyrettiğim; doğa aşka gelmiş, ne kadar güzel renkleri varsa; yeşilini, alını cömertçe sergilemiş, papatyalarla süslemişti her yanı. Ekinler bol yağışın etkisiyle bereket fışkırıyordu.

    Yol başında arabama aldığım adam bu cennette bana verilmiş kılavuzdu sanki.

    Çoğunluğunu kerpiç evlerin oluşturduğu küçük bir köye girdiğimizde, bana okulu göstermesini istedim bu kılavuzdan.

    Dışarıdan bakıldığında asla okula benzemeyen, tek katlı “yığma” denecek türden bir yapının önünde durduk. Arabadan aldığım kitapları götürüp okul müdürüne verdim ve okumayı seven öğrencilere dağıtmasını rica ettim ondan.

    Yeniden arabaya bindiğimizde kılavuzum bana hayranlıkla ve sorgu dolu gözlerle baktı. Dedim ki ona:
    -Ben sahile vurmuş denizyıldızlarını denize atıyorum tek tek. Ve kim ne yapar, ne düşünür orasıyla ilgilenmiyorum.”

    Sekiz yüzyıllık kiliseden bozma olduğu söylenen küçük bir camiden içeri adımımı atarken cennetin en güzel köşesine geldiğimizi düşündüm birden. Böyle bir camiyi ilk kez görüyordum.. Yeşillikler ve papatyalar arasındaki ve kimbilir hangi dönemden kalma bir mermer sütun başlığı bahçede sizi karşılıyordu. Dik ve dar, taş bir merdivenden çıkarak camiye girdiğimizde camiden çok kendimi bir kilisede buldum sanki; yüksek oval pencereleri ve kiliselere özgü küçük kubbeleriyle… Birden sekiz yüzyıl geriye gitmiştim. Ve biraz da Hıristiyan olmuştum.

    Oradan ayrılırken imama;
    -Sakın burada sıkılıyorum deme bana! Eğer Yunus gibi olabilirsen, bak burada konuşabileceğin koca bir tarih, bunun yanında papatyalar ve daha nice şeyle var” dedim.

    O küçük kilise/camiden ayrılıp da arabama binerken bu cennette tek eksiğin müzik olduğunu fark ettim birden. Bir tarih dekorunun ardından çıkıverip de Maria Callas aryasını söyleseydi, ya da bir orkestra kuruluverseydi bu cennetin ortasına ve Mozart’ın, Beethoven’un eserlerini çalmaya başlasalardı… Herhalde kıldığım namazın tadı daha güzel olurdu işte o zaman.

    Bir yanım hayvan, bir yanım çiçek, bir yanım başka bir şey olduğu için savrulurum işte böyle arada bir.

    Ve savrulmayı bu yüzden severim.

    Her zaman insan içinde kalmak sıkıyor ve acıtıyor çünkü.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Sevgili medisis yıldızlardan bir bahçe isterken bir güzel dökmüş içini yıldızlara… ne güzel!!
    Ve sevgili kaplumbağa,bu yazınla çocukluğumun bir bölümünün geçtiği yörelere götürdün beni. İçim zaten baharın verdiği coşkuyla kıpır kıpır, gözlerim bööylee…boş bir alan , tarla ,kır falan arıyorken bu yoruma takılıverdim.

    Bir cennet panoromasaydı yol boyunca seyrettiğim; doğa aşka gelmiş, ne kadar güzel renkleri varsa; yeşilini, alını cömertçe sergilemiş, papatyalarla süslemişti her yanı. Ekinler bol yağışın etkisiyle bereket fışkırıyordu.

    Oralarda yani doğu akdeniz ve daha da doğusunda (güneydoğu anadolunun batısı) baharlar gerçekten olağan dışıdır. İlkbaharı sahil kesiminde de, iç kesimlerde de kuzeyde de güneyde de gözlemleyenlerdenim. Ama nedense bilmem güneyde daha bir şenlikli gelir bahar yörelere.
    İnsanların görmezden gelmesine inat toprak adeta kokar. Şubatın ilk haftalarında bakarsınız toprak kıpkırmızı , bakır renkli olmuş. Ertesi hafta kırmızı toprak yerini mosmor kır çiçekleriyle donanmış tarlalara bırakır. Sonraki hafta sapsarı .. sonra bembeyaz papatyalar ve derken kıpkırmızı gözalabildiğine gelincikler donatır boşlukları.
    Mosmor, sapsarı, bembeyaz ve kıpkırmızı diye pekiştirmek gerekiyor. Çünkü oralardaki renk cümbüşünü ben başka yerlerde çok da kolay göremiyorum.
    Bu vesile ile bahar, hepimize güzellikler getirsin dileklerimi sunayım 😉

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Sevgili canu; “Mosmor, sapsarı, bembeyaz ve kıpkırmızı” olarak sıralamışsın renleri. Çok yerinde bir tespit. Ancak özellikle baktım, henüz gelincikler gelmemişti. Ama bunun yerinde antepfıstığı ağaçlarınının dibinde çok muhteşem hardallar yetişmişti. Arabadan indim ve bol bol yayıldım/yedim onlardan.

    Ama gelinciklerin çok geç kalmayacaklarından da eminim. Çünkü daha önceki bir baharda, hem de çok uzakta olmayan bir yerde, hemen yukarılardaki Atatürk Barajı kıyısında gelincik tarlalarını görmüş ve fotoğralamıştım. Sanırdınız ki dünyanın tüm gelincikleri orada toplanmıştı.

    Doğrusu baharlara papatyalar ve gelincikler pek bir yakışmakta.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Harika bir yazı. Elinize sağlık. Severek okudum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Papatyalar ve gelinciklerle dolu bir bahçede hiç fena olmazdı. :)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Sevgili medisis, aklımda kalan manzaralara yaklaşmış bu görüntü. Özellikle arkada ki zeytin ağaçları içimi titretti, özlemimi artırdı oralara.
    Orada ki coğrafik yapı, bilirsiniz uçsuz bucaksız düzlükler ve ovalar içerir.İşte bu ovalar, silme kır çiçekleriyle bezenir bu aylarda..
    Anlaşılan sizin bir fotoğraf arşiviniz var. Hayalimde ki fotoğraf ta vardır kesin orada:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Sevgili canu, çok haklısınız bir fotoraf arşivim var. Olmak istediğim yerlere olan özlemimi onlara bakarak gidermeye çalışıyorum. :)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. “Ama mutlak gerçeklikte olan bir şey daha vardır o da sevgiyle, iyilikle var etmeye çalışmak…”
    Ne kadar güzel hisler, ifadeler…Üç yalnışın bir doğruyu götürdüğü dünyadan hiçbir kötülüğün zerre iyiliği götüremeyeceği dünyaya gidiş yolculuğunuz çok keyifli ve huzurlu olmalı:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.