Yok Oldular Bittiler…

Aşk, eskiden bir ihtimaldi ve sihirli bir değnekti peri masallarından kalan… Kulak memesi kadar yumuşak ve avuç içi kadar sıcak gerçeğinde kaybolup gitti… Her güne umutla uyanan insanları tanıdım ben. Her sabah aynı heyecanla yatağından kalkıp güne başlayan, uzun yollarda şarkı söyleyen ve yürüyen kara kuru adamlar, vişne reçeli seven tıknaz kadınlar, birbiri ardına şiirler yazan nasırlaşmış parmaklar hatırlıyorum…

Her şeyin bir sonu mu var? Olmalı mı veyahut? Hepsi yok oldular…

Şarkılar söyleyen adamın dili fazlaca şiveliydi. Sanırım benim kolayca anlayabileceğim ve bıkmadan dinleyebileceğim o şarkısında hep aynı nakaratı söylerdi tıknaz kadına:

“Biz parayı istifleyip kullanamayız!! Şarap ve sigara ha bir de güzel çekici kadın, başka ne işe yarar ki para? Köpeğe versen yemez, insan evladı onun uğruna can bile alır.. Sen çok başkasın, zevkleri dürtüp gidiyorsun, hem arkana bile bakmadan. Para seni sarhoş etmiyor şarap kadar…”

Tıknaz kadın tam bir kaçıktı. Abuk sabuk dertleri vardı. Yüzü hiç gülmezdi. Hiç gülmedi… Vişne reçeli severdi kızarmış ekmekle yerdi. O bir adaydı dört yanı arzularla çevrili. Akşam beden kıvrımlarında dolaşan şehveti sabah unutup geçer giderdi. Çoğu kez sevişmenin akıttığı ter damlacıklarının ıslattığı yatağından utangaç bir soğuklukta uyanırdı. Hiç tanımadığı duygularda az sonra boynunu kesecek sevgi yanılgısını arar, çocuk kalmış yüreğinde bakir tarafını hep beklediği aşk için saklar dururdu. Hep yarım kalırdı, hep aç kalkardı yataktan, hiç dokunamadı özgürce hayata ve hiç doymadı ömrünce…

Hayatlarını baştan aşağı yıkayacak yağmurlarda dolaştılar yine de temizlenmedi üzerlerine sinmiş ağır koku ve ziftleşmiş kir tabakası. Milyon tane çift gözün bakışları altında ezilip durdu hayalleri. Dirileştiremedi aksine öldürdü onları aşkın ihtimalleri. Oysa doğarken o sabah ve her sabah heyecanla umutları, onlar buğday kadar bereketli idiler… Yok oldular bittiler…

Ayşe Özen (delişey),

11 yorum “Yok Oldular Bittiler…”

  1. Az daha şiir oluyormuş…
    Dur bakim…
    Aslında şiir bu…
    Düzyazı kılığına girmiş…
    Elbiselerini çıkar bu yazının
    Çırılçıplak şiiri kalsın…
    Her kim ki bir şey anlayacaksa bu yazıdan, şiirinden anlasın…
    Bak işte bu yorum da şiir kılığında düzyazı işte.
    Düzyazı…
    Yazı düz de
    Kışa hazırlan..
    hazırlan…
    Ha zırlanma; hazırlan…
    Yaz başladı işte; aylardan haziran…
    Ne hazin bir an-da yazılmış bir yazı…
    Yazı…
    Yazıyı kazı…
    Yol bakalım yolladığım kazı
    Sonsuzun deli kızı…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Daha bugun is yerinde otururken, 60’larin asklari nerelere saklandilar, ya o 70’lerin ozgur ruhlari diye dusunup dururken bir seyler yazmali bu konuda dedim…

    Sonra geldim siteye baktim Delisey’im yazmis bile 🙂

    Hep derim, bir dakika bile surse ask guzeldir.Bir asktan ne dun ne de yarin beklenir. O an’da oracikta oluverir, birden, oylesine, sorgusuz, nedensiz…

    Tiknaz kadinin hic olamayan askini ne de guzel yazmissin, ellerine saglik…

    G Milat

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Aşk karşılığını bulmamış nesnedir.

    Yokluğun eklentisidir ama ne boş ne eksiktir.

    Tıknaz kadın eksik oysa, vişne reçeliyle kızarmış ekmek bir “başka” melankoli.

    Eline sağlık delişey:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Hayatlarını baştan aşağı yıkayacak yağmurlarda dolaştılar yine de temizlenmedi üzerlerine sinmiş ağır koku ve ziftleşmiş kir tabakası. Milyon tane çift gözün bakışları altında ezilip durdu hayalleri. Dirileştiremedi aksine öldürdü onları aşkın ihtimalleri. Oysa doğarken o sabah ve her sabah heyecanla umutları, onlar buğday kadar bereketli idiler… Yok oldular bittiler…”
    Çok çok güzel parargraf. Ahenk de korkunç, anlam da. Yazının geneli de sonu gelmeyen karamsar bir arayış tadında … On puan …

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. “Oysa doğarken o sabah ve her sabah heyecanla umutları, onlar buğday kadar bereketli idiler…” benide sarstı bu cümle… bekledikce ve tekrar tekrar okudukça daha da içime iniyor taa derinlere… inanın buna lütfen…

    bu öyküyü yazarken ki bu kısa görünen uzun bir öyküdür aslında, burada sadece özet şeklinde paylaştım, inanın kırkımda seksenlik yaşlandım…

    ve teşekkürler 4ever:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. “Düşlemeyi bıraktım.. Bağırmayı da.. Ağlamayı da bıraktım.. Sigarayı bırakamadım.. Okumayı bıraktım.. Düşünmeyi bırakamadım ..

    Uyumayı unuttum, yıkanmayı, kedilerimi sevmeyi, yemek yemeyi de.. Zaten mutfak leş gibi, izmaritlerle dolu tabaklar, saçlarımı kazıttım.. Kimseyle konuşacak birşeyim kalmadı.. bekliyorum…

    Yolum düşmüyor artık deniz kenarına kaç zamandır martıların seslerini de unuttum üstümde bir gece öncesinden kusmuk lekeleri bulunan eski hırkayı giymekte rahatsız etmiyor artık bunları benden nefret et diye yazmıyorum ama istersen edebilirsin buruşmuş kağıtlarla dolu çalışma odam(ız) o çok istediğin(miz) cam kapaklı kitaplığın camları kırılmış ayağıma batınca farkettim tarçın beni görünce korkuyor eskiden eve gelince kucağıma çıkar beni teselli ederdi balkon penceresine ekmek kırıntısı koymadığım için kuşlarda yok artık.

    “Şu sigarayı bırak artık” diyordun ya bana, bende bırakabileceğim halde bırakmıyordum. Senin benim için üzülüyor olmana içten içe sevindiğimden.. “Ben ölürsem üzülür müsün?” dediğimde “Saçma saçma konuşma Allah aşkına” deyip beni hafifçe itelediğinde, ben içten içe gülüyordum. Gece uykunda dönüp bana sımsıkı sarıldığında, hani ben hafifçe kaçmak isterken -ki sen uykunda bile- beni tutardın ya, ben içten içe sıcacık…

    Sokağa çıkmak arkadaşlarla buluşmak konuşmak içmek bunların hepsini unuttum telefonumu kapattım sonra da kaybettim zaten kaybolması iyi oldu aslında akşam olunca sıkılıyorum biraz zaten uyumadığımdan sokakta sesler azalınca sanki hava da temizleniyor herşey çekilince köpekler bazen hiç susmuyor bazen kediler atışıyorlar

    “Aslında herşey çok başka olurdu.. biraz çaba gösterseydin” demiştin ya bana -üzüntülü- hani hiç sesimi çıkarmamış ve pencereye dönmüştüm.. Kapı sesiyle saç tellerime kadar biriken ağrıyı atmak istercesine haykırarak.. Her neyse.. Ben beklemeye devam ediyorum, senin burada kalman doğru olmazdı zaten.. Hoşçakal diyememiştim ya sana,

    Hoşçakal…”

    Oğuz ATAY,

    bu sözcükler bıcak oldu kalbimi deşti, fazla acıttı çok fazla…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Yoğun bir çalışma temposu sonrası bir kahve molası vardır ya hani; mis gibi kokan rahiyası burnun ucuna gelir, aman efendim o ne keyiftir o !!! Kahve severler bunu çok iyi bilir, işte bu yorumlar benim için öyle… çokkça teşekkürler…

    sözcüklerle vals edenler için şiir ve şiirsellik oldukça keyifli… lakin ben elimde şarap kadehi, bilinenin aksine ağzımda bir kaç badem tanesi, alelade çalan tempolu bir müzik eşliğinde ayakta sallanıyorum kuralsız nizamsız… ortaya da böyle ancak soyulduğunda geriye bi kaç şiir kırıntısı kalabilirse ne alaa:) bu arada “sonsuzun deli kızı” çok hoştu…

    tıknaz kadının “hiç” olmayan aşkı ve “eksik” bir tıknaz kadın…

    aşkı bulamamdığından mı eksik, eksikliği mi aşka engel… bunu bu ara kendisine ulaşabilirsem öğrenip paylaşacağım sizlerle…

    sonsuzun delikızından…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. İnsanların birbirlerinden beklentileri giderek artıyor sanırım eskiden yaşam standartı yada ne biliyim en azından cinsel konular bu kadar net kesin bilinmiyordu ve bu kadar yaygın konuşulan şeyler değildi bu kadar acık net bir hayat aşkın kötü yanlarını insanların gözüne sokuyor olabilirmi? ha bide insanlar daha da aç gözlü olmaya başladı cogu kez karşı taraftan isteklerini kendileri yapmıyolar, ve buda karşılıklı anlaşmazlıklara ve sonundada iletişimsizlige yol acıyo aşk kalıcı bişey değildir bence güzel olan yanı aşkın yerini saygıya bırakmasıdır ama artık sadece şehvetli birliktelikler vadesi dolunca acı verici kavgalara yol acıyo sanırım. Neyse sözcükler karıştı biraz aklımda.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. ilişkiler bazında insanların üzerinde uygulanan sosyal baskı, adeta vinçle konulan koca bir kaya parçasını andırıyor ağırlığıyla. bu ağırlığın verdiği rahatsızlık kişide arı kovanına çomak sokar misali, var olan tüm tüm duyguların öfke ve umutsuzlukla havaya dağılmasına sebep oluyor. topla toplayabilirsen daha sonra heryanı dağınık duyguları…

    sonuç: huni kafaya, çalar saat ayağa… hopppaaaaa:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Yaklasik 3 ay once okumusum bu yaziyi..

    Dolabimda duran visne receli mi hatirlatti bilmem.. Icim burkuldu, derin derin dusundum tiknaz kadinin akibetini.

    Sonra dedim.. Nese gelsin tiknaz kadina gunle gelsin, gunesle gelsin ve heeep gelsin.. Aydinlansin icimizin kara’lari..

    Aniden, sebepsizce bircok sey isteyiverdim onun icin…

    Bir garip yabancinin dilinden sarkilar soylensin tiknaz kadina dair.. Ask fermanlari yazilsin herhangi bir yabanil yabancidan… Suruklensinler askin sehvetinden bitap dusene kadar, dag tepe bayir. Bir olsunlar.. Cunku asik olmak aslinda “bir”olmaktir. Baska bir bedende vucut bulmaktir. Tenleri de dokunsun, soluklari da karissin, ruhlari da sarmalansin istedim onlar icin…

    Hem kendileri kalsinlar hem de birbirleri olsunlar istedim.. Oylece istedim nedense..

    Oyle iste..

    G Milat

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. bu yazıyı her okuduğumda bende de bir burukluk oluşuyor. dileklerine katılmamak mümkün değil:) görüşemiyoruz tıknaz kadınla biz epeydir.

    soracağım görüştüğümüzde mutlaka eksikleri tamamlayabilmiş mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.