Olsa olsa eşsiz bir ustayım ben,
Bir sanattır her seferinde ölümün varlığınla dans edebilmek!
İnce ince işleyerek örüyorum dantel gibi seriyorum düşünceleri,
Her yere buluyorum, her defa ölmeye adım atıp
Geri dönüyorum…
Yaşamımda derinleşen çatlaklar oluştumu,
Kirli bakımsız insanlar zihnime yapıştımı,
Küsümsenmeyecek bir arzu hissediyorum ölüme…
Bir sakin caddenin sokağında bir kuytu evde
Bir kuytu evin parmaklıksız hapishanesinde,
Ağırlaşan ağdalı gecenin sessizliğinde,
Gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum…
delişey,
Hani gitmiştin sen! 😉
imza: dünya
Ahh Nubelung:)
Tam gidiyordum ki; bir ateş topu gelip lafa tuttu beni, gidemedim…
Tüh!! Yine geç kaldım:)
iyileşmeyen yaralara-kapanmayan boşluklara sahip olmak, nasıl bir şey insanın kendini iyileştirememesi, nasıl bir şey ölüme arzu hissedilmesi?
Bazen mutlu olmak için tek bir sebep bile bulamaz insan ve ölümüyle yokluğunun farkedilecek olma ihtimali onu mutlu eder.O ihtimal üzerine ölmeye istek duyar.Anlatılamaz anlaşılamaz da sadece yaşanır 🙂
Nasıl bir şey?
Hiç iyi olmayan bir şey! Asla iyi olmayan bir şey!kabullenebilirliği hastalıklı görünen bir şey! peki, iyi ve kötü var mı? iyi kime göre iyi? kötü neye göre kötü?
Mutlu olmak için sebep aramaya gerek mi olmalı? yoo yoo hayır mutlu olmak için sebep aranmamalı insan zaten doğarken ağlayarak gelir gülerek gelen hiç duymadım 🙂 sebep yaratılmalı. peki yarattığın sebepler sana ihanet etmişse? inandığın her şey eriyip gitmişse? yine var edebilirim. yine var edebilirim biliyorum ama yine mi yok olacak?
Ölümün yok edici özelliği mutluluğun temeli değil bende. bu farklı bişi! Bu can bezdiren bir tanrının varlığı, bu eziyet eden bir krallığın tutsaklığı, bu anlaşılamamanın yoruculuğu, bu yaşam denen oyunun planlarına esir edilme hali, bu bu bu …
neler diyorum ben yaa!!! ama çok iyi bildiğim
“bu halde doğmadığım! bu düşüncelerle doğmadığım!”
bi kurgu var bu heryerde herşeyde var, tanımlayamadığım, işte bu kurgu, kişinin bireysel özgürlüğüne takılmış pranga… ve çok ağır, el ve ayak bileklerimin kanadığını hissediyorum çoğu kez… canımın çok acıdığını deneyimliyorum ve gitmem gerek diyorum!!!
peki, anlaşılabiliyor muyum:) hiç sanmıyorum:))
Hiç iyi olmayan bir şey, ama belki de iyi bir şey! Bilinmezliği olan bir şey! yaşamı biliyorum en azından kendi yaşamımı tanıyorum. ama ölümü bilmiyorum. Belki buradan daha güzel bir şey, belki de değil…
Yaşam kimsenin vazgeçmek ismediği bir hediye ise ve yaşamımın koşulları bu”’ ise peki yokoluş nedir? Ceza mı? ama bilmiyorum ki gittiğim yerde ne var? ceza diyebilir miyiz?
böylee karmaşık bir süreç işte… bunu da böyle geçirdik:)
Efenim, intihar tabii ki bütün çıkış yolları denenmeden zorlanmadan kalkışılmaması gereken bir davranış olup etik ve dini açıdan da kabul edilemez bir kurtuluş yoludur. Fakat yine de bu önerileri dikkate almayan veya bu önerilerle zaman kaybetmek istemeyen zayıf bünyeler için bir “intihar tarifi” var ki en azından öbür tarafa giderken arkasından “vay be” dedirtebilecek bir sonuç ve görüntüye sahiptir, anlatayım.
İntiharımız için gerekli olan malzemeler:
-Bir adet piyano teli.
-İnsan vücudunu rahatlıkla tartabilecek sağlamlıkta uzunca bir halat.
-Bir adet çok güçlü tutkal(404 falan değil aşırı güçlü olmalı).
-En az iki kat yüksekliğinde korkulukları sağlam bir balkon.
-Bir adet intihar etmeyi kafasına koymuş depresif insan.
Yapılışı:
Önceden saklayarak balkona götürdüğümüz halatımızı ve piyano telimizi zaten hazır bulunan balkonumuzun sağlam korkuluklarına bağlıyoruz. Yalnız burda dikkat etmemiz gereken şey korkuluklara bağlanan halatın uzunluğunun piyano telinden daha fazla olmasıdır. Bu işlemi tamamladıktan sonra korkuluklara bağlı halatımızın salınan ucunu ayaklarımıza bungee jumping yapacakmış gibi sıkıca bağlıyoruz. Korkuluklarda bağlı olan piyano telimizin ise salınan ucunu boynumuza hafif sıkı bir şekilde bağlıyoruz. Son olarak daha önceden getirmiş olduğumuz güçlü tutkalı iki avcumuza döküp avuçlarımızı da yüzümüze yapıştırıp takriben 15 dakika bekliyoruz. Tutkalın donduğundan emin olduktan sonra korkuluklara çıkıp kendimizi boşluğun kucağına bırakıyoruz…
Sonuç:
Atladıktan sonra halattan önce gerilen piyano teli düşme hızının gücüyle keskin bıçak işlevi görerek kafanızı gövdenizden ayırır fakat tutkalla ellerinize bağlı olan kafa yere düşmez ve son görüntü olarak ellerinde kopmuş kafası bulunan balkondan ters şekilde sarkmış bir vücut ortaya çıkar. Görenler başta da belirttiğimiz gibi belki dehşet içinde “vay be” der.
Ayrıca; siz izleyemeseniz de kopmuş kafasını ellerinde tutan vücudunuz büyük ihtimalle o akşam rtük nedeniyle puslu bir şekilde gösterilse de ana haber bültenine çıkar.
Bu arada son olarak ekleyeyim:
Bu şekilde kafanın vücuttan çok ani bir şekilde ayrılması sonucunda beyin hücreleri hemen ölmediği için başsız vücudunuzu 1-2 saniye de olsa izlersiniz ve bu dünyada gördüğünüz son şey yine siz olursunuz:) Herkesin kendisine sırtını döndüğünü sandığınız fakat aslında sırtını dönen kişi kendiniz…
Kolay gelsin ay balam:)
bulutların arasından, belki karlı bir günün isli sisli renginden, belki de güneşin ilk ışıkları hatta gecenin karanlığından yani yani her an her zaman bana ulaşıp beni gülümsetebileceğini biliyordum bir mesajın:)
mesajı aldım teşekkür ederim:)
Bi mesajda benden olsun Delişey 🙂
Güzel ve çirkin duygular son bulacak ve yaşamamız gerek. Nedenini bilmiyorum ama yaşamalıyız işte. Kaçmak yok öyle 🙂
“Herkesin kendisine sırtını döndüğünü sandığınız fakat aslında sırtını dönen kişi kendiniz…”
Teşekkürler mataramasuko:)
Ahmet TELLİ’nin de selamı varmış:
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma
Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam
Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık
Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde
Ahmet Telli
Bak burada da ben bir şeyler söylemişim sana: link to sonsuz.us
Diyeceksinki; “bana değil”…
Yok ya?:))
“Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam ”
Ben çok teşekkür ederim… Kocaman ve tüm alanı saran bir teşekkür..
Ve acaip bir yüzkızarma ikonu peydah oldu gözlerimin önünde… Gitmiyorda ha!
Hepimiz bağlıyız birbirimize görünmez ipliklerle sen gidersen, biri giderse hepimizden eksilir birşeyler.Reikiciyim demek ki güzelim 🙂