Yokluğundaki Boşluğu…

Yokluğunda ki boşluğu sürekli yemek yiyerek dolduranlardan olmamalıyım. Aynanın karşısına geçip de kendime bakınca bu fikrimi doğrular bir görüntü takılıyor gözüme. Epey incelmişim. Aman gaza geldim!

Ayrılmaların en kötü yönlerinden biri mutluluğu yiyeceklerde aramak olsa gerek. Peşinden de arkada kocaman bir uçak pistini andıran kalçalara sahip olmak sanırım. Sonra gelsin incecik hatunları kıskanmalar. Allahçım bu uzun bacakları, bu fit vücudu bu kadınlara verirken bendeki bu fazlalıklar da neyin nesi? Her şeyimi aldın hiç olmadı güzelliğime dokunma!!!

Kalkıp giyindim Pazar sabahı. Aman bir süs bir pus, sanırsın içimden Petek Dinçöz çıkacak, o denli yani=) nereye gidiyoruz diye sordum kendime. “Yüreğinin götürdüğü yere” dedi iç sesim. Eyvallah…

Hava’nın sıcaklığından süründüğüm boyalar akmaya başladı bir taraftan. Diğer taraftan giydiğim elbiseden akanlar sanırım ter. Ne olacak başka ki? Ayy çok iğrencim ya =) Her yerim öyle dolu ki, öyle şıkırdım, öyle tıka basa ki; anlımda bir kırmızı benekle, yanımda bir horozum eksik=))) (Hintlilerin seyahatlerini hayal edin)

Nedense insanlar beni beğeniyor sanırsam, öyle ya gözlerini benden alamama sebepleri ne ola ki? Sinirden kan beynime sıçramış vaziyette. Ne var yahu altı üstü yüreğimin götürdüğü yere gideceğim. Biraz abarttım belki ama ne var bunda hıı?

Neyse zar zor otobüse bindim. Elbisenin darlığından adım atmak hiç kolay olmadı. Ama başardım hehe. Tabi yırtmacın biraz uzaması haricinde pek sorun yok! Evden çıkalı henüz 20 dakika oldu. İlk faulü gördük anlayacağınız. Kaç kusurlu hareketten biri bilemeyeceğim ama bu gün tüm kusurlu hareketleri göreceğim galiba =))

Tüm zorlukları aşıp( sokaklarda topuklu ayakkabıyla yürümek, elbise giyerek yürümek, takıp takıştırıp yürümek, bol makyaj v.s ) otobüse bindim binmesine, lakin nereye giden otobüs olduğuna bakmayı unutmuşum. Heyyooo… Nasıl olsa yüreğimin götürdüğü yere gideceğim ya ne önemi var nereye gittiğimin? Ama içimden Taksim olsun Taksim olsun diye de geçirmiyor değilim. Öyle ya beni bu halde ancak Taksim paklar =) düşünsenize Eminönü’ne gidene bindiysem ne olacak? “Aman ne olacak hiç bişi olmaz” diye dürtüklüyor içimdeki ses!!!

Otobüsün kliması çalıştığından bindikten 5 dakika sonra kendime geldim ve yanımdaki kıza “affedersiniz nereye gidiyor bu otobüs?” diyebildim. “Beyazıt” yanıtı kızın yüzüne bön bön bakakalmamın sebebiydi sanırım.

Beyazıt mı?

Otomatik düşünce sistemim açıldı birden, Beyazıt, Çemberlitaş, Sultanahmet, Ayasofya, Cağferağa Medresesi, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı… Daha olmadı Cağaloğlu, kitapçılar… Oradan Sirkeci filan …

Bu arada Pazar sabahı olduğunu ve kendi rüküş halimi görmüyorum ama =))) bir de yüreğime sayıp duruyorum “beni sürüklediğin yer buraları mıydı? Ne halt edeceğim ben sabah sabah burada hee? Eğlence neresinde ki bunun?” Yanıt gelmiyor, sanırım o da tırstı=))

Aklıma geliyor birden birkaç kişiyi arayıp sorayım bakalım. Grup yapalım da hiç olmadı iki lak lak yapar eğleniriz. Hem belli mi olur gün doğmadan neler doğar=) Cıksss hiç birinden fayda yok anlaşılan iş başa düştü. Kimi uyuyor, kimi telefonu açmıyor, kimi uykulu yayvan bir konuşmayla “ya kızım karga yemeğini yemeden ne arıyorsun sokakta” diye sorup uykusuna devam ediyor. Ne aradığımı bir bilsem sizi aramayacağım zaten diye düşünüp mecburen yine yüreğime güvenip yürümeye devam ediyorum Çemberlitaş’a doğru.

Yürü yürü bitmiyor kardeşim, ben bu yolları ilk kez yürümüyorum ki? Vitrinlerden görünen aksime bakıyorum, gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Bu nasıl bir yürüyüş? Topuklar neredeyse 9 punto =)) alışkın da olmayınca, sanırsın Asena dans ediyor çalkalaya çalkalaya… “Aman ne yapalım” diye çıkıyor yine bir yerden iç sesim. Benden onay alamayınca susuyor yeniden.

Oh nihayet telefonum çaldı. Heyecan had safhada niyeyse? Ne sevgilim var ne sevgili adayım, bu telaş niye? Arkadaşlarım Pazar uykusu mu yoksa Tilki uykusunda mı belli değil. Kim bu bankamı acaba? Ay bankadır bu kesin. İnsanlar banka numarasını tanıyıp açmıyorlar diye cep telefonu servisi veriyorlar artık. “Sayın bilmem kimle mi görüşüyorum?, efendim bankamızın milenyum müşterileri arasından seçildiniz( külliyen yalan) size filan filan kredisi kullandırmak istiyoruz. Kısaca, vergisi, faizi şusu busu, sizden bunları alıp mini minnacık bir para verip ne halt ederseniz edin demek istiyoruz. (cümlenin açılımı ve ana fikri budur). Aman bakamayacağım şimdi. Bu trip kime ve niyeyse!

Durmuyor bu telefonun sesi ve ben artık gerçekten ne halt ettiğimin ve edeceğimin planını yapamadan Mecnun’un Leyla’yı arama misali yürüyorum yarısı kazılmış yarısı kapatılmış taşlı yollarda. Telefonun müzik sesi sussun, insanlar beni eskiden Almanya’dan izine gelen elinde çalan radyo, kafasında tüylü şapkasıyla etrafa caka satanlardan sanmasınlar diye bir hamle ile telefonu çıkarıveriyorum çantamdan. Aman Allah’çım, şansım mı döndü ne! Ekranda “Arzum arıyor” yazıyor…

“Canım neredesin yahu duymuyor musun kaçtır çaldırıyorum, uyuyor muydun yoksa?”

Alış- veriş merkezlerinde kaybolan çocukların, annelerini görünce sevindiğinden daha çok sevinip neredeyse sevinçten gözlerim buğulu cevap veriyorum:

“yok ya dolanıyorum Beyazıt taraflarında”

“ne yapıyorsun bu saate orda be”

“ya bırak şimdi ne yaptığımı neden aradın sen beni?”

“soruya bak soruya, hangi tarafından kalktın sen sabahın köründe acaba? Kahvaltı yapalım kavaklıda diyecektim, sonra da planlarız kafamıza göre bir şeyler”

Günün duyduğum en güzel sesi, en güzel teklifi, en güzel planı en en en en en işte yani=))

“Gel beni al buradan, çabuk ol” emir kipi =)) genelde emir kipi kullanmadığım için bir aksilik olduğunu hemen çözdü tabi Arzucum…

Neyse bir yarım saat kadar daha hipnotize olmuş boş boş bakan gözlerle dolandım durdum bir daha da yüreğimin götürdüğü yerlere gitmeme kararı aldım… Zira bu yüreğe takıldım mı kendimi bir gün Amerika kıtasında, aval aval bakınırken bile bulabilirim o kadar yani =)))

Ayşe ÖZEN

5 yorum “Yokluğundaki Boşluğu…”

  1. merhaba arkadaşlar,

    din, iman, atışma, tartışma konularından gınası gelenler… eee gelin işte size günlüğümden bir sayfa açtım:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Delişey, benim de bir 9 puntoluk hikayem var. İnternetten alışveriş yapıyorum çoğunlukla, gece giyilebilecek şık bir ayakkabım yoktu, beğendim aldım, ama topuk boyunu yazarken iç taraftan ölçmüşler, dış taraftan ölçünce 9 puntoluk bir ayakkabı geldi mi? Hey Allahım, benim boyum zaten uzun, giymeyi düşüdüğüm geniş etekli elbisenin altına giyince oldum mu bir deve kuşu, ince bacaklar, dizden üstü kabarık, gövde kısmı yapışık. Kalabalığın içinde yürüsem dönüp 10 kere bakarlar, dev kadın diye:))) Neyse ayakkabı yüzünden gidip yeni elbise alacak halim yok, giydim siyah, mini elbisemi, ama iş yemeği için fazla mini, kalın çorapla dengeledim. Makyaj da tamam, ince ve uzun bir kadın oldum ama yürüme dersen paytak paytak. Biraz üstünde çalıştım tabii, gecenin sonunda topuklarla koşmaya bile başlamıştım:)))
    Şimdi hapsettim kutuya, duruyorlar dolapta.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. evet gerektiği zaman şık oluyor topuklu ayakkabılar, sadece gerektiği zaman:)))

    sen kurtarmışsın durumu ama benimki tam bir işkenceydi. bozuk yollar fln bölee off off:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Yüreğinin sesi seni fena hırpalamış delişey:)9 puntoluk topuklarla, yarısı kazılmış yarısı kapatılmış taşlı yolları düşününce…:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. efsun hiç sorma arkadaşım :))

    barden gibi bende kutuya hapsettim 9 puntoluk ayakkabılarımı sorun yok şimdilik…

    yüreğimin sesi mi ne oldu?

    artık yaramazlık yapmıyo pek:) şimdilik cici, uslu oturuyo bir köşede:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.