Anaerkil ve Ataerkil

Bulgulara bakıldığında tarihte önemli bir dönemin anaerkil, tanrıça veya kraliçe düzeninde olduğu daha sonraları ise ne olduysa ataerkile geçildiği görülüyor.

Bu süreçte acaba etkenler ve sebepler neler olabilir? Anaerkilden neden ve nasıl ataerkile geçilmiştir?

Çok kesin şeyler olmamakla birlikte bu konuda biraz tartışılabilir diye hissediyorum.

105 yorum “Anaerkil ve Ataerkil”

  1. ^^Dinlerin çok büyük etkisi var kutsal kitaplarda kadın geri planda peygamberler erkek vs.. ondan öncesi anaerkilsede erkeklerin kadın gücünden rahatsız olup bilek gücüyle kadınları bastırmış olabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. İş bölümü, iş bölümü sonucu üretim araçları üstünde ve alanında uzmanlaşma, uzmanlaşma sonucu sahiplenme, sahiplenme sonrası sınıfsal farklılaşma, ailenin ortaya çıkıp genişlemesi ve klanlara ulaşması, insanın insan için de av olduğu dönemler ve bu dönemlerde klanlar arası savaşta esirlerin iş gücünden yararlanılmaya başlanması. Sonrası bilinen süreç… Köleci toplum ve diğerleri…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Bu çok eski bir süreç değil gibi sevgili aktaş, ama bana sanki daha önceleri bir şeyler olmuş gibi. Belki kabile hayatında veya kabile lideri seçilirken önceleri kadınlar daha sonraları ise erkeklerin rolü baskın oluyor.

    Tanrıça kültünden tanrı kültüne geçişte de bir problem olabilir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Hüseyin bey’e katılıyorum. Tek farkla;

    Ben avcı toplayıcı grupta kadının erkekten daha önce konuşmaya başladığını ve teknolojinin hakiminin o devirlerde kadının elinde olduğuna inanıyorum. Zira gününün büyük bölümünü avlanmaya harcayan erkek’in teknolojiye ve konuşulan dile ayak uydurması gecikmiştir. İşleri tersine çeviren faktörlerin binyıllar sonra TARIM ile başladığını ve hemen akabinde gelen köleciliğin erkek egemenliğini kuvvetlendirdiğini savunuyorum.

    link to sonsuz.us

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Bence erkek erkilinde, kadın erkilinde deneyimlenmesi gerekiyordu. Dengeleri sağlayan bilgiye ulaşmak için bunlarda olmazsa olmazlardan biri. Kadın egemen olsa ne olurdu, erkek egemen olsa ne olurdu yu bilmek gerekiyordu. Bilgi evrim sürecine uyum için bunlar yaşandı. Şunu soruyormuyuz neden erkek ve kadın olarak dünyaya geliyoruz… Sormuyoruz çünkü kadın ve erkek gerekliydi ve öyle oluyor. O zaman toplumların neden kadın neden erkek egemenliği oldu sorusunu da sormamız denge açısından anlamsız olmuyormu,
    Bakın şimdi bizi ne dengeliyor Tarihi süreçte yaşamış ve bilgiye aktarılmış olan değerler. Öyle ise Yaşam mücadelesi içinde herşey olabiliyor. Ben gelecekte İnsanüstü varlıkların egemenliğinin de deneyimleneceğine inanıyorum. Çünkü teknolojik çağdayız ve bu az biraz yaşanmıyor da değil yani. Şu anda teknoloji egemenliği yokmu var… Peki teknoloji egemenliğinin de bilgi olarak tamamlanmasından sonra ne olacak daha üstü….Bu böyle sonsuza gider. Biz bilmesekte bilgi orda sonsuzlukta kendini varetmeyi sürdürecektir…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Kadın için asıl dönüm noktası, yerleşik topluma geçişle başlıyor.
    Erkekler ava giderek,fiziki güç gerektiren işlerle uğraşırken, kadınlar da
    geçici kurdukları barınaklarıyla ilgilenip,çocuklara bakarken bi yandan da toplayıcılık etkinliği sırasında bitkilerle ve toprakla fazla haşır neşir olduklarından, bunun getirisi bi çok bilgiyi de elde etmiş oluyorlar.
    Ve bi gün kadınlar ‘’tohumun büyüsünü ve gücünü’’ keşfediyor:)Kadınların bu keşfinin,müdehalesi ve denetimiyle ”tohumun” yeniden üretilip geliştirileceği fark ediliyor.
    Böylelikle ”neolitik devrim”yani yerleşik hayata tarımla birlikte geçilmiş oluyor.
    Yaşamlarını kendi etkinlikleri ve inisiyatifleriyle sürdürme olanaklarını elde etmiş kadınlar olunca,tarımla ilgili teknik karaları veren, bu süreci denetleyenler de onlar oluyor.Kollektif iş bölümünü örgütlüyorlar ve ne zaman ekim, hasat yapacaklarını belirliyorlar.
    Peki, neye göre belirleniyor ve yapılıyor tarım?
    Tabi ki,mevsimlere,takvime,yani gökcisimlerinin hareketleri ve döngüleriyle ölçebilen zaman dilimine göre.Kadınlar, böylelikle gökyüzü gözlemciliği ve bilgi kayıtlarını tutmayı da öğreniyor.Bu bilgiler anneden kıza aktarılarak devam ediyor.
    Bir çok bilgi ediniyorlar. Hangi bitkiler yenir, şifalı olanlar hangileridir,taşların ve madenlerin yapısı nedir gibi bir sürü bilgi birikimine sahip oluyorlar.Ve o dönemde sınıfsal farklılıklar da olmadığı için ,doğal olarak topluluk etkinliklerinin yönetimiyle ilgili kararları da almaya başlıyorlar.
    Anaerkil düzende sınıfsız, eşitlikçi, paylaşımcı ve barışçı bir toplum ideali üzerine kuruluyor.

    Taa ki; artık toplumun yapmış olduğu üretimin kendi ihtiyaçlarının üstüne çıktığı ve üretim fazlasına varıldığı aşamalara kadar. Dolayısıyla bu fazla üretime kim sahip olacak sorusu sorulduğu anda, onun cevabı da zaten fiziksel güç tarafından veriliyor. ”Yumruğu vuran!” Bu dönüşümü hızlandırıcı en temel ve birinci unsur Ataerkil aile yapısıdır. Erkek fiziksel gücüyle toplumsal ilişkilere ağırlığını koymaya başladıkça, arkasından askerlik ve savaş kavramları da ön plana çıkmaya başlıyor.
    Doğal olarak, çalışmadan sahip olma güdüsü kabul görmeye başladıkça; askerlik, savaşcılık,köleleştirme derken, erkek rolü önemsenmeye başlıyor.Fiziksel güç ve üstünlük,akabinde toprağa ve üretim araçlarına da sahip olmayı gündeme getirdiğinde,’’ mülkiyet’’ kaçınılmaz oluyor.

    Ataerkil düzen yalnızca cinsiyetler arasındaki dengesizliği ve kadının statü kaybını ortaya çıkarmakla kalmıyor, fiziksel gücün de üstünlüğüyle , bildiğimiz anlamda ”sosyal sınıflar” da ortaya çıkmaya başlıyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. “öpüş benimle kraliçem” diyen bir şarkının etkisiyle -yakın zamanda sahibi nezaket gösterip bizzat seslendirdi” : kraliçe, tanrıça olmak yakışıyor canım kadına…bakayım bir daha…yakışıyor yakışıyor 🙂 geniş bir zamanda dönerim konuya:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. “Kutsal kitaplar insanın konuşmaya Hz. Adem ile başladığını ve Tanrı’nın cisimleri adlandırarak Hz. Adem’e bildirdiğini söyler. Bence aksi kanıtlanmadıkça doğru olan görüş budur, kaldıki insanın maymundan geldiğini varsaysak bile konuşmaya başlayan ilk insanı Adem olarak algılamamız gerekmektedir.”

    Yukardaki alıntı oik0s arkadaşın verdiği linkten. Link okunmalı yararlı. Ancak yukardaki alıntıda “dile” getirilene katılamayacağım. Hem felsefi olarak hemde süreç olarak…
    Birincisi; Aksi kanıtlanamayan bir görüşün kendisi de kanıtlanamıyorsa üzerinde durmaya gerek yoktur…
    İkincisi; Dilin doğuşu ve gelişimi doğrudan insanın emek faaliyetiyle ilintilidir. Bu günden bakınca da bunu görmek olasıdır. Örneğin televizyon sözcüğü neden Türkçe değildir? Sözcüğün tanımladığı eşyayı Türkler üretmediği için…

    Xenix anımsar; bir satranç sitesi olan “canlioyun.net” sitesinde “yaratmak tabiri hakkında” başlıklı bir tartışma çıkmıştı. Hatta Sonsuz.us’a da taşınmıştı o tartışma. O tartışma içerisinde bir yorumda bulunmuştum:

    “Her canlı doğar, büyür, kendine benzer bir varlık bırakarak ölür”.
    İnsan bir canlıdır. İnsanın ürettiği dil de insan gibi canlılık özellikleri gösterir. Sözcükler de doğar büyür kendine benzer sözcükler bırakarak ölürler. Dil, insanın yaşam pratiği içerisinde, bu pratiğin de, en çok üretim çalışması içerisinde gelişir.
    İnsanın ilk sözcüğünün, “nefes sesi” olduğunu düşünürüm. İnsanın içi ile dışı arasında hareket eden nefes, ses tellerini geliştirdi. İnsan sesi keşfettiğinde, kendi bedeninden başlayarak dış dünyadaki her ŞEY’İ bir SES ile ifade etti. SES elbette insandan önce de vardı doğada. Doğanın içindeki insan, kendi içindeki (bedenindeki) sesleri keşfettikten sonra, doğadaki diğer sesleri taklit etmeye başladı. Ve “san’at” taklitle başladı!!… İnsan kendini taklit etmeye başladığında ise sanatçılığın kapısındaydı. Sonra derece, derece sanatçı oldu.

    Ben sürecin böyle geliştiğini düşünüyorum…

    oikOs arkadaş diyor:
    “Ben avcı toplayıcı grupta kadının erkekten daha önce konuşmaya başladığını ve teknolojinin hakiminin o devirlerde kadının elinde olduğuna inanıyorum”
    Bu görüşe katılıyorum. Nedenine gelince bugün de kız çocukları erkek çocuklardan erken konuşuyor. Bir yaşında bıcır bıcır olan kızımı deneyimledikten sonra oğlumun iki yaşına değin hiç konuşmayışını (Sonra da suturamadık ya…) araştırırken bunun yapısal olduğunu, kız çocukların “gri hücrelerinin” erkek çocuklara oranla daha fazla olduğunu öğrenmiştim… Bu farkın ozamandan süregelen bir evrim farkı olduğu söylenebilir…
    (Aslına bakılırsa ana karnına düşüş anından yetişkin oluşa değin geçirdiğimiz evreler sanki insanlığın evrimini anlatır gibi… Sularda başlayan hayat; ana rahmi sular içinde/ doğadan beslenen insan anadan besleniyor doğuşta/ emekliyen yavru dört ayaklı olduğumuz dönem/ ayağa kalkış primatların ayaklanışı/ bencilliklerimiz, kıskançlıklarımız, yaşanan ve yaşadıkça yıktığımız yanlışlarımız… neyse uzun…)

    Şimdi masal arkadaşın, oikOs arkadaşın ve benim söylediklerimizin hepsini bir karıp, temele emek faaliyetini yerleştirir, bu temel üzerinde bir “harç” karabilirsek doğru sonuçlar üretebiliriz. Bunun için de belki bir gamaro lazım şimdi:)

    Angelyasam arkadaşın söylediği tersinden bir doğru. Şöyle ki: Bu süreçlerin yaşanılması kaçınılmazdı. Ancak bunu gereklilik olarak açıklayamayız. Devamla “Biz bilmesekte bilgi orda sonsuzlukta kendini varetmeyi sürdürecektir…” savınız da biraz eğreti duruyor, çünkü bilgi kendi kendini üretmez. Bilgiyi insan üretir, yine onun maddi temeli de emek faaliyetidir. İnsanı insan yapan da zaten elleridir!… Emeğidir! Emeksiz hiç bir şeyin olmayacağı bu günden de bellidir… Masal’ın dediği gibi sorun “ihtiyaç fazlası üretim ve buna el koyma” sorunsalıdır…

    Aslında masal’ın altını çizdiği bu konu biraz daha ciddi ele alındığında çok şey ortaya çıkacaktır. İnsanın doğadan beslenme çabası, daha sonra doğaya hakim olma çabasına dönüşmüştür. İnsanın ilk savaşı doğaya karşıdır ve bu savaş içerisinde doğaya yabancılamaya başlamıştır. Doğaya yabancılaşan insan aynı süreç içerisinde insana ve kendine de yabancılaşmıştır. Sorunun kilidi de anahtarı da bu noktadadır… Bugün de evrensel bir barış umut ediliyorsa dünyamızda, insanın ilk barışması gereken doğadır diyorum. Ona hakim olmak değil, onun yasalarını keşfederek, onu gereği kadar üreterek ondan alıp ona vererek başlayacak insanın kurtuluşu… Doğanın dengesini bozarak kendi dengesini de bozan insan, yine doğayla dengeli ve uyumlu bir yaşamı düşlemelidir. Doğayla kurulacak olan bu denge toplumsal yaşamı da biçimlendirmelidir… “Özgürlük zorunlulukların bilincine varmaktır”… İnsan kendi zorunluluklarını; sınırlarını tanımak zorundadır. Onları bilmek insanı özgür kılar. Hücrenin kendi çeperi dışına taşması, gereğinden fazla ve hızlı üremesi kanserdir. Aynı olay toplumsal düzeyde de yaşanmaktadır. Doğayı insanlaştırmalı ve ona bir “birey gibi” saygı duymalıyız. İnsanı da doğallaştırmalıyız belki. Çünkü insan da sonuçta, doğanın bir parçası. Ama öyle bir parçası ki, kafası sanki… Doğa bir beden ve insan onun beyni… Kötü huylar edinmiş bir beyin bu… Travmaları var… Depresyonları var… Açlığı var… Tokluğu var… Yokluğu yoksulluğu var… Var oğlu var… Peki bu hastayı nerde tedavi edeceğiz?… Ellerimizde!!… Beynimizden doğaya ve gökyüzüne uzanan ellerimizde!…

    Geçmişte bunların yaşanması ( sınıflı toplumların) bilimsel yetersizlikten dolayı kaçınılmazdı. Gelinen noktada artık bilebiliyoruz ama “özel mülkiyeti” hala yenemiyoruz… Başlangıçta “kötü günler için” biriktiren insan, kötü günler için el koymaya, zaptetmeye, fethetmeye, hükmetmeye, el koydukları için düzenler kurmaya, ordular kurmaya, yani devlete ulaşmıştır. sonrasında ise bunu iyi günler için ama, bir kısım insanın iyi günleri için yapmaya devam etmektedir… Sonrası tahmin edilen süreçler işte…

    Tam burada kendime ait bir söze girmek isterdim ama, konuyla ilgili olmasına rağmen şimdilik konunun tartışılmasını bekleyeceğim. xenix güzel bir konu açtı, dilerim geniş bir katılım olur… Yeni bir şeyler ortaya konur…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Aile, annenin etrafında gelişiyor. Yavru anneye muhtaç. Büyüyünceye değin anneyle birlikte oluyor. Bu süreçte “alışkanlık” ortaya çıkıyor. Anneye “alışan” yavru büyüyünce de anneden ayrılmıyor. Birlikte gezmeye başlıyorlar. Yeni doğanlar da aynı sürece katılıyor. Sürü ortaya çıkıyor. İlkel topluluk yani… Topluma dönüşecek olan… Tabi bu süreci yalnızca alışkanlığa bağlamak olmaz. Yardımlaşma, dayanışma var… Sürüden itibaren bir arada yaşamanın gereği olarak başlangıçta kendiliğinden “kurallar” ortaya çıkmaya başlıyor. Kurallarla birlikte tabular oluşmaya başlıyor. Totemler beliriyor. (Freud bu konuyu derinlemesine işlemiştir “Totem ve Tabu” adlı eserinde.) Tanrılardan ve tanrıçalardan önce “totem ve tabu” var. Tabular dönüşerek inançlar, inançlar dönüşerek tanrıları doğuruyor sonraki süreçte. Din henüz bir “bebektir” daha bu dönemde…

    Çocuklar ana soyludur ilk zamanlar. Çünkü çocuğun cinsel birleşmeden olduğu bile bilinmemektedir ilk zamanlar ve baba kavramından önce ana kavramı vardır. Çünkü anadan doğduğu “anadan doğma” gözlenmektedir. Ama ananın karnına nasıl girdiği sonradan öğrenilecektir. İlk etapta çıktığı bilinir ve bağlılık anayadır. Bu yüzden yavru anaya bağlıdır. Erkek de olsa dişi de olsa yavru anacıldır. Aile de böylece ana etrafında gelişir. Aile reisi anadır. Sonraları kabile reisi oluşu da anaya olan bağlılıktır…

    Beslenme henüz doğadan sağlanmaktadır. Kadınlar toplayıcıdırlar. Erkekler avcıdırlar. Toplayıcılık ve avcılık ilk iş bölümü sayılablir. Burada ananın, kısmen hamilelik ve lohusa dönemlerinin, onu mağaraya kapattığını düşünebiliriz. Erkeklerin daha aktif çalışmaya başladıklarını… İlk “gerileme” nedeni de yavrulu ananın erkeğe ya da sürünün diğer bireylerine muhtaçlığı olarak da düşünülebilir… Ancak asıl sorun iş bölümü nedeniyle kullanılan üretim araçları üstünde uzmanlaşanların, uzmanlıkları nedeniyle üretim araçları üstünde söz hakkını elde etmeleridir. “At binenin kılıç kuşananın” olmaya başlamıştır yani. Taş baltalar, taş bıçaklar, yay, ok, mızrak derken bunların “ustaları” peydah olmuştur. Hem üretiminde hem kullanımında. Ustalar “ustalık hakkını almaya” yeltenmişlerdir… Bu ustalar ayrıca diğer kabilelerin üyelerini de avlamaktadırlar.

    “Tanrıça kültünden tanrı kültüne geçiş” erkeğin egemen olmaya başlaması ile birliktedir zaten. Bunda erkeklerin avcı ve avcılık nedeniyle savaşçı olarak evrilmeleri ve daha sonra yabancı kabileleri avlarken, aynı gücü kabile bireylerine de uygulamaya başlaması etkendir. Yani YABANCILAŞMA dediğimiz kavram baş göstermeye başlamıştır. Başlangıçta sürüsü için çalışan erkek, sürüsü için avlanan, öldüren erkek, sonraları kendisi için yapmaya başlar bunu. Güvendiğ “dağ” ustalığıdır!!… Uzmanlığıdır yani…. Onun da nedeni iş bölümüdür, temeli iş bölümüne dayanır… Başlangıçta iş bölümü kendiliğinden (spontane)dir. Ama sonra bilinçli süreçlere dönüşmüştür. Süreci tam ayrıntılarıyla anlatabilmek için Totem Ve Tabu’ya ve “Ailenin Özel Mülkiyetin Ve Devletin Kökeni” adlı yapıtlara bakılmasında yarar var. Benim yorumlarım oraya dayalıdır. Daha detaylı konuşabilmek için yeniden bakmak gerek. Buna da şu an zamanım yok. “Taze bakmış” olanlar ya da bu konuda yeni bilgi sahibi arkadaşların katkısını ben de merak ediyorum. İnsanın geçmişinde yeni bir şey var mı:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Olur mu yahu kesinlikle doğaya karşıt değiliz yoksa kraliçeyle nasıl öpüşebilirim:)

    Evet sana müthiş yakışıyor:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Bilimsel olmasa da sezgisel bir savım var. Bence anaerkilden, ataerkile geçişte en büyük etken yine kadınlardı. Yönetimde olmayan kadınlar veya çirkin (ruhu çirkin) kadınlar. Çünkü günümüzden biliyoruz ki, bir kadın bir erkeği rakibi olarak görmez. Onun rakibi diğer kadınlardır. Diğer kadınları elimine etmeye çalışır.

    Hatta bir kadın erkek için bile süslenmez. Hiç erkeğin olmadığı, sırf kadınların olduğu ortamları düşündüğümüzde bile kadınların hepsi güzelliklerine son derece önem verirler. Ama kadınların olmadığı bir ortamda (mesela askerlik) erkekler aylarca banyo yapmadan bile yaşayabilir.

    Bu yüzden egemenliğin erkeklere teslim edilişinin en büyük etkeni rakip kadınlar olarak görüyorum.

    Hatta diyebiliriz ki, bir çok müslüman ülkede kadınların kapanmasının gerektiğini en çok isteyenler yine kadınlardır.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. xenix bu yorumun biraz omurilikten aşağıda duruyor ama insan bir bütün olduğu için o taraflara da bakılmalıdır… Bir etken olarak araştırılmalıdır. Belirleyen asla olamaz… Ayrıca kadının bir diğer kadını çekememezliği de yine mülkiyet kavramının ortaya çıkması ve sahiplenme duygusu ile ilintilidir.

    Ya da sen bu tartışmaya kadınları da çekmek için mi yazdın bunu şimdi?
    Neydi o fıkra: Amazonlarda bir erkek ölüme mahkum edilir, ama adam bir yol bulur ve kurtulur. Adama son dileği sorulduğunda “beni aranızdaki en çirkin kadın öldürsün” der… Kadınlar en çirkini ararken birbirlerine düşerler ve adam kurtulur…
    Ne bileyim usuma geldi:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır. Çünkü mülk onlara aitti ilk. Erkekler dışarda avlanırken, mağarayı sahiplenen kimdi? Kadın yapısı gereği mülkiyetçi olmalıdır zaten. En azından çocuklarının mülkiyetini taşır doğada ki tüm anneler. Erkekte böyle bir mülkiyetçilik yoktur, sonradan eklenmiştir yapay bir durum. Belki de kadınların baskısıyla yine.

    xenix: Bu söylediklerimin kaynağının üstünde oturuyorum tabi ki.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. “Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır.”

    Alkış!!
    Çok çekici geldi… Düşüneceğim…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Anaerkil düzende,“Sınıf” yaratacak bir mülkiyet üstünlüğü falan asla söz konusu değil. Üretim de, hasat da, paylaşım da kolektif o dönemde.
    Ait olunan bir mülk yok:) Mağralarıyla ilgilenmek sahiplenmek mi oluyor?
    Siz işin magazin kısmıyla ilgileniyorsunuz xenix:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Ben bilgi biz olmasakta orda sonsuzluğunda olacak derken şunu demek istedim. Şu anda seninle bu bilgileri paylaşıyoruz değilmi? Ben öldüm yada bu bilgileri paylaşmayı sürdürmedim seninle ne oldu… Bilgi gittimi ben gidince… Yada sen olmayınca gittimi. hayır birileri devam ediyor. Sonsuz usu çökerttiler diyelim. Bu bilgiler gitti biryerlere…Sonsuzluğun içinde bilgi sonsuza taşınırken bilmediğimiz sonda ne yapar….Ben bunu dedim.
    Ölüm sonrasını bilmiyoruz… sonsuza kadarda gidiyor olabilir gitmiyorda olabilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Doğada ki canlıları incelerseniz, dişi olanların mülkiyet, erkek olanların ise mülkiyeti ziyaret etme güdüsünde olduğunu görürsünüz sevgili efsunn. Biriktirmeyi seven de kadındır genelde.

    Bir erkeğin sahiplenme güdüsüyle kadının ki anlamak için ayakkabılarını saymanız yeterlidir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Mülkiyeti ziyaret etmekle kalmamışlar, çalışmadan sahip olma güdüsüyle yerleşmişler:)
    20 çift ayakkabısı olan erkeklerde var sevgili xenix..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Ben hiç tanımadım öyle erkek. Varsa da biraz metroseksüeldir. 🙂

    Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliği) bunların hepsi aslında mülkiyet izleri taşıyor. Ev meselesine bile baksak, erkek için yaşadığı ev çok ta önemli değildir hani, kafasını soksa yeter. Ama ya kadın için? Mutfağı, banyosu, yatak odası vs vs. Detayları saymak istemiyorum, vaktim yetmeyebilir. :))

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. “Amazonlar” geliyor xenix, başının çaresine bak sen:)) Hem bunlar daha önceki “adam” olayından gerekli dersleri çıkarmış olarak geliyor… Yandın sen şimdi… Ufalayacaklar:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Dostlar, bir ev düşünün. İçeri davetsiz misafir (hırsız vs.) girmesin diye envai çeşit önlem almış mülkün sahibi. Elektrikli tel örgüler, otomatik kilitlenen camlar, falan filan. Yani önlem var oğlu var. Sonra birgün geliyor, bu evin sahibinin tehlikeli bir durumdan kurtulmak için evden acilen çıkması gerekiyor. Ama o da ne, kimse girmesin diye aldığı önlemler yüzünden kendisi de çıkamıyor. Heh heh he! Boşuna dememişler kafes çift yönlü bir aşağılamadır diye….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Olmadı angelyasam;

    Ha öyle olmuş ha böyle tipi cevaplar verilebilir. Velakin konuyu tartışıyoruz veya çabalıyoruz.

    Şunu desek: Tartıştık da ne oldu… O halde niye buradasınız ?

    oik0s : Bilgi bizlerle varolur. (Daha önce tartışılmıştı. Geçmişe bakınız)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Xenix’e:

    Sen bazen karşıdakinin kaatil olduğunu kanıtlamak için, kendisini karşısındakine öldürtenlere benziyorsun…

    Doğruyu göstermek için eğilir, eğrilir insan bazen, sonra senin eğrini alırlar, eğirir dururlar… Gereksinimleri vardır, kazak, hırka falan örerler…

    İyi de sen ne zevk alırsın bundan?…
    Bir kişi daha var böyle bu forumda… Bir de ona sormak gerek… Ne dersin gamaro?…

    Benimki de iş hani… Xenix’den girdim Gamaro’dan çıktım…

    Yok Yok! Ben kendimden çıktım kendime geri dönüyorum şimdi… Bana yolu tarif edin bakalım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Bu konuda bir savım daha var sayın aktaş. Önce bunu konuşalım istedim. Daha sonra ki savım ise şu. Bilirsiniz eskiden şaman yaşam tarzı yaygındı. Ve bu şamanlar genelde kadınlarda oluşuyordu. (Elde ettiğimiz veriler bu yönde.) Fakat ne olduysa, o devirlerde sezgisel güçler zayıfladı, mantık gelişti.

    İşte, mantığın gelişimiyle birlikte yönetim de erkeklere geçti diyorum.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. İnsanlık tarihinde var olduğu ifade edilen “anaerkil dönem” üzerine iyi kötü birşeyler okumuş olmama rağmen, böyle bir dönemin gerçekte yaşanmış olup olmadığına dair (ya da eğer yaşanmışsa bile gerçekten de varsayıldığı gibi mi -ya da nasıl diyeyim, açıkca ve tam olarak nasıl yaşanmış olduğuna dair-) ciddi bir takım arkeolojik/tarihsel deliller var mıdır, açıkcası bilmiyorum. Bu anlamda,(yani işin arkeolojik tespiti, delillendirilmesi ve bu delillerin yorumlanması bağlamında) cehaletimi şimdiden masanın üzerine bırakıyorum.

    Aslında konunun bu yönü elbette ayrı bir uzmanlık alanıdır ve mutlaka ki kendi disiplini içerisinde bilimsel gerçekçi ve tutarlı yöntemlerle ele alınıyordur, bundan şüphe duymaya gerek yok. Ama ben yine de “-mıştır, -miştir, olmuştur, -etmiştir” son ekleriyle yapılan tüm bu tasvir ve tanımlamaların (özellikle komünal yaşam, sömürüsüz ortak paylaşım vs.gibi söylemlerin) ne kadarının gerçek ne kadarının ise varsayım olduğu konusunda açıkcası kendimi ikna edebilmiş değilim..Mesela konu bağlamında delil olarak ortaya konulan bir nesnenin (örneğin taş ve sopadan ibaret bir iş aletinin) “bu aletin sap kısmına ait kıvrım, uzunluk ve genişiliği incelediğimizde, kavrama hareketi açısından hem kadın hem erkek el anatomisine uygun olduğunu görüyoruz, bu da bize aletin her iki cins tarafından da kullanıldığını ve iş bölümü açısından da şöyle böyle olduğunu gösteriyor vs..” şeklindeki önermelerin tam olarak nasıl bir gerçekliğe denk düştüğünü değerlendirme noktasında açıkcası bazen kafam karışıyor..Ama neyse, dediğim gibi, belki tüm bunların nedeni benim kendi cahilliğimdir ve şimdilik es geçiyorum.

    Peki anaerkillik üzerine -işin yukardaki kısmını ihmal edersek- neler söylenebilir..

    Sosyal ekonomide kadının hakim rolü oynaması….Bir dizi “mantıklı” varsayım yürütürsek, erkekler tarafından yapılan avlanma işinin daima güvenilir bir geçim kaynağı oluşturamayacağı ve bu bakımdan kadınlar tarafından çocuk ve bahçe bakımı ile eş zamanlı olarak yürütülen -ve henüz uzmanlaşmamış ve kısıtlı- ama istikrarlı bir tarımsal üretimin daha güvenilir bir yaşam kaynağı sunmasıyla ilintili olarak klan içerisinde kadın merkezli sosyal bir güç oluştuğu düşünülebilir. Tüm bunların üzerine, dönemsel olarak esas olan şeyin grup evlilikleri olduğunu ve çocuğun babasının kim olduğunun tespit edilememesi nedeniyle soyun da annne üzerinden ve anne bağı ile belirleneceğini düşünürsek, kadının elinin ne kadar ilkel de olsa ilave bir soy hukuku gereğince de bir miktar güçlenmiş olabileceği sonucunu çıkarabiliriz sanırım.

    Bu sürecin bitişine ve ataerkilliğe geçise yönelik kırılma noktalarından en önemlileri, ilk planda hayvan besleyiciliğine başlanması ve daha sonra oikos’un da belirttiği gibi tarımın hayvancılıktan ayrılması gibi görünüyor. Hayvan beslenmeye başlanması ile kadının klan içerisindeki rolünün (daha önceden erkeklerin avcılığı ile kıyaslandığında her zaman daha güvenilir ve istikrarlı bir yaşam kaynağı sağlayıcısı konumundaki etkisinin) bir hayli azalmış olması muhtemeldir.. Akabinde tarımın hayvancılıktan ayrılması ve hem tarım hemde hayvancılığın sürekli gelişimi ile özel mülkiyet, hayvan/davar sahipliği ve köleliğin derece derece gelişmesi..kölelerin hayvanlarla mübadelesi vs…Daha sonra da zanaatın tarımdan ayrılması filan…Kitabi bilgiler üç aşağı beş yukarı zaten bu şekilde.

    Ama benim burda söylemek istediğim şey aslında daha farklı.. Çünkü anaerkillik ile ataerkillik ayrımında konuşurken, sadece temel tanımlar üzerinden düşünsek dahi dikkatimi çeken bir nokta var..Yazının başında anaerkillik derken, “..klanın sosyal ekonomisinde kadının hakim rolü oynaması” demiştik..Ama benzer bir tanımı ataerkillik ya da anaerkillikten ataerkilliğe geçiş için yaparken şöyle birşeyler dökülüyor nedense ağzımdan; “..klan toplumunun ekonomisine ve yaşayış tarzına yavaş yavaş erkeğin hakim olmaya başlaması..”

    İşte ben de zaten anaerkil sistemin, ekonomisinden ziyade bu “yaşayış tarzına” ait -ve kadın bazlı -bir takım farklılıklar üzerinden kurgulanması noktasında şüpheciyim..

    (Ya da konuyu xenix’in de yaptığı gibi ufak bir espriyle bağlıyayım, “Avcılık işi artık bitti, erkekler ormandan döndü, sonra da köyün içine etti 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Sezgisel güçlerin zayıflaması; ”Mülkiyet” keşfinin yanı sıra,şiddet ve kaba gücün üstünlük sağlayıcı, zorlayıcı gücü keşfedildiğinden olabilir mi?
    Ne oldu da sezgisel güçler zayıfladı?
    Bu konuyu, erkek-egemen sisteminin tam karşı kutbunda, bir kadın-egemen sistem gibi algılayıp da Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliğin) den dem vurmayınız lütfen:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Tarih öncesi dönemde uzun süre egemen olmuş anaerkil toplumların varlığını gösteren arkeolojik buluntuları alttaki bağlantıda görebilirsiniz.

    link to sonsuz.us

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Ben neye ne derim Hüseyin bey, tam olarak anlayamadım ne sorduğunuzu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Gamaro,

    “Sen bazen karşıdakinin kaatil olduğunu kanıtlamak için, kendisini karşısındakine öldürtenlere benziyorsun…”

    diyerek, xenix’e atfettiğim davranışı gösteren bir kişi daha var forumda demek istedim ve “Ne dersin Gamaro?” diyerek sana sorasım geldi işte… Sence var mı yok mu bir kişi daha?…
    Sana sordum çünkü gözlem gücünü gözlediğimi düşündüğümden… Tabi bu soruyu yanıtlaman için, önce tarif ettiğim davranışı xenix’in göstermiş olduğunu onaylaman ve aynı davranışı gösteren bir başka kişiyi ozaman araman ya da şimdiye değin görmüş olman gerekir…
    Cezbetmedi, ya da dikkatini celbetmediyse üstünde durmana gerek yok, boş ver:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Yok, ondan değil Hüseyin bey, sadece her mesajı dikkatlice okuyacak durumda değilim şu an, iş güç nefes aldırmıyor. Mailinize cevap da yazamadım daha, hafta sonu başarabilirim umarım, kusura bakmayın. (Şimdi ben hala bu ikinci kişi ile beni mi yoksa benim dışımda bir başka kişiyi mi kastettiniz onu anlamaya çalışıyorum, şöyle sakin kafayla düşüneyim de bir, sonra yine yazarım:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Xenix in sav larına katılıyorum. Kadın doğasında sezgi, estetik, akıl, düzen kurma, işine gelmez ise bozma 🙂 sahip olma, sahip olduklarını koruyup kollama anlayışı vardır. Bu anlamda kadın yaşamın her alanında kendini var etmiştir. Anaerkil yaşamda kadının bu çok fonksiyonlu yaratıcılığı erkeğin düz mantık düşüncesine karşı onu belki tanrıça yapmış olabilir. Anaerkil toplumun yerini ataerkil topluma bırakmasının nedeni düşünce de sorgulamanın başlaması diye bilirim. Din i, felsefi, edebi, bir çok düşünce kaynaklarının ortaya çıkması erkekleri sorgulamaya yöneltti. soran, sorgulamaya başlayan erkek kadından üstün olduğunu düşündü. Zaman içinde gelişen bu anlayış kadının genel yapabilirliğini sınırlayıp onu evine kapattı. Yalnız son yirmi yıldır görülen bir şey var, teknolojinin gelişip yayılmasıyla değişen düşünce akımlarını, artık kadınların da sorup sorguluyor oluşu. Sonucunda dünyaya, ata, ana değil de, belki bilinç hakim olacak.. Devir i – daim değil, bence yenilenmeye doğru gidiyoruz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. ^^doğurgan ve üretken kadınken ve bu durum kadını kutsal yaparken rızki veren allah insanı yaratan allah diye değişince anaerkilliğin karizması bi sarsıldı bence 🙂 sonrasıda mağlum değilmi zaten hem erkeklerin bilek gücü, savaşçı olması korumacı yapısı olnları üstün kıldı.mantığın gelişimyle erkeğin üstün hale gelmesi derken tam anlayamadım kadın daha sezgisel hareket ediyor olabilir ama bu mantığını kullanmada geri kaldığı anlamına gelmez gbi geliyor ve daha çok dinlerle ilgili olduğunu düşünüyorum anaerkilliğin bozulmasının.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Kadınlar her zaman “yerleşik” ve “ev sahibi” konumundaymış, erkekse daha hareketli, daha değişken, daha dinamik bir rol üstleniyor. Çocukları doğuran, yetiştiren ve sosyal yapıya hazırlayanlar, kadınlar. Barınılan yerleşim yerinin “sahibesi”, kadınlar.Bununla birlikte sınıfsız, eşitlikçi, paylaşımcı ve barışçı bir toplum bilincine sahip olan da kadınlar.
    Anaerkil dönemde bi mülkiyet bilinci yok bence..Daha çok kadının doğası gereği, koruyucu, şefkatli ve sevecen bi bilinç hakim:)
    Sn. xenix’sin savında katılmadığım nokta, erkekler de kadınların baskısıyla oluşan bi mülkiyet bilincinin oluşmuş olması söz konusu değil gibime geliyor.
    Anaerkil dönemde, toprağın doğurganlığıyla kadının doğurganlığı bir tutuluyor.Bu yüzden doğayla, bitki örtüsüyle daha haşir neşirler. Bu durum doğalında,”Ana Tanrıça” kültüne zemin oluşturuyor.Altyapıda eşitlik, paylaşımcılık, ortaklaşa mülkiyet,üst yapıda da koruyucu, sevecen bi anne bilinci söz konusu.

    Ataerkil dönemde ise,erkekler toprakların sahibi olup “üretimin efendisi” haline gelmiş ve bu durum erkekler yönetime geçtikten sonra yaşanıyor.
    İktidardaysan ve gücü aldıysan, insanlar da hala Anne’yi unutamıyorsa, ne yapmak lazım ?Tabi ki ; ortaya ona eşdeğer bir erkek tanrı figürü çıkaracaksın. O da sert, cezalandırıcı olmalı:) vesaire vesaire…
    Ahhh bu erkeklerr, sindirmişler bizi:))

    Not:Hüseyin bey’in,”Amazonlar” geliyor sözü Cellin arkadaşımızı anımsattı.Arada bi gelip;Lululululuuuu ,Leleleleee, lülülülüüüü diyordu:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. “Ben hiç tanımadım öyle erkek. Varsa da biraz metroseksüeldir. 🙂

    Kıyafet, takı, ayakkabı, çanta (büyüklüğü ve güzelliği) bunların hepsi aslında mülkiyet izleri taşıyor. Ev meselesine bile baksak, erkek için yaşadığı ev çok ta önemli değildir hani, kafasını soksa yeter. Ama ya kadın için? Mutfağı, banyosu, yatak odası vs vs. Detayları saymak istemiyorum, vaktim yetmeyebilir. :))
    “

    Hayır. Anadolu’nun ermiş kadınları vardır. Bu kadınlar öyle mülkiyet derdinde olan kadınlar değildi. Kadın ya da erkek ne farkeder? Mülkiyet fırsatı varsa bunu İNSAN değerlendirir. Günümüzde buna hayır diyecek kadın aramak ne kadar doğrudur? Sistem konformizm dayatıyor. Şimdi bu sistemin acımasız işleyişine yenik düşmüş bilinçler üzerinden iz süreceksek yanılırız. Erkeğinde sahip-olmak hastalığı vardır bu izlerde. Evim, arabam, kadınım. Yıkıcı sahiplenme, aşırı ego, narsisizm. Bu kolay bir bilinç durumu değildir. Reklam panoları, görsel medya. Sistem SAHİP-OL mesajını sokakta bile işliyor algılara. İşleyişi farkedip, bilinci dayatılanın ötesinde bir gerçekliğe odaklamak kolay olsaydı toplumlar bu acımasız düzeneğe bu kadar tahammül etmezdi. Ayrıca dinamikler var, o dinamiklerde ezilmemek, ezilmeden varlık sürdürebilme dürtüsü var. Tarım öncesi toplumlarda konfora ulaşmak sorun değildi. Birkere konfor denilen tüketim bilinci endüstri tolumlarındaki gibi hastalıklı bir gereksinimmiydi ona bakmak gerekir. Doğayla daha barışık olan insanlar, doğadan uzaklaşmış insanlara oranla algı anlamında ciddi davranış ve düşünüş farklılıkları sergilerler.

    Sistemin girmediği neresi var? Bu durumda, örneğin karadeniz bölgesinde yaşayan insanlarla, iç anadoluda yaşayan insanlar arasında da bir farklılık kalmıyor. Oradaki insanda akşam televizyonun karşısında. Çocukları sistemi taşıyor o ailelere. Giysilerden, davranışlardan dil’e kadar aktarılan bir vürüs var. Yapaylık var. Bunlardan korunabilmek kişinin içsel yeterliliğiyle de alakalı. Bu içsel yeterlilik kolay ulaşılan bir yer de değil sonra.

    Konu güzelmiş. Eh giriş yapmış gibi oldum sanırım. Çok zor bi konu yahu 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Sevgili yabancı, bahsettiğiniz zaman dilimi çok kısa bir süreç. Bunun oluşması zaten şu an ki bahsettiğiniz sistemin temellierini oluşturuyor. Elbette hala anadoluda olsun başka kültürlerde olsun ermiş kadınlar vardır. Sorun zaten bu kadınlar değil. Ermemiş kadınların bu kadınların yönetimini bir şekilde engellemesi veya yönetimi erkeklere teslim edilmesine katkı sağlaması.

    Şu an dünyada ki bütün kadınlar yönetimi istiyor olsa, bunu en fazla 2 (iki) nesil içinde ele alabilirler. Çünkü çocukları yetiştirenler onlar. Erkek çocuklara oyuncak silah alıp erkeklik yapmasını öğretenler onlar, kız çocuklara kölelik yapmasını öğretenlerde onlar. Çünkü onlara da öyle öğretildi.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. ^^Dinlerden sonra demiştim zaten dinlerin etkisi var demiştim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. Sayın roc,

    “doğurgan ve üretken kadınken ve bu durum kadını kutsal yaparken rızki veren allah insanı yaratan allah diye değişince anaerkilliğin karizması bi sarsıldı bence :)”
    diye başlayıp,

    “daha çok dinlerle ilgili olduğunu düşünüyorum anaerkilliğin bozulmasının.”

    satırıyla biten paragrafınızda

    girişte “anaerkilliğin karizmasını çizenin” allaha bağlandığını,

    son satırınızda da
    “anaerkilliğin bozulmasının” dinlerle igili olduğunu söylüyorsunuz. Aradaki satırlarınızda bunun aksi bir şey yok…

    Tartışılan anaerkil dönemse eğer, bu dönemde dinlerin oluşmadığını, Allah düşüncesinin gelişmediğini söylemek istedim…

    Dinlerin ve Allah düşüncesinin temelleri atılmış olabilir belki… “Rızkı veren Allah” düşüncesinin ilkel şekilleri de oluşmuştur kuşkusuz. Çünkü ilahlar doğmaya başlamıştır, İlahların öncesindeki totemler de rızk sağlayanlar olarak görülmektedir ve toteme verilen zararın klanı zarara uğratacağı düşünülmektedir… Tüm bunlara rağmen o dönem insanı rızkın kendi elinde olduğu konusunda bugünkü insandan daha gerçekçiydi bana göre…


    xenix’in parmak bastığı konuyu “magazinsel” anlamda değil de, tarihsel anlamda önemsiyorum. Düşüneceğim demiştim, düşünüyorum: Sınıflı toplumların kaçınılmazlığı, zorunluluğu Marks tarafından açıklanmıştır. İnsanlık tarihinin bu süreçlerden geçişinin zorunlu (gerekli değil, zorunlu) oluşu, anaerkil dönem için de geçerli olamaz mı? Yani toplum sınıflara bölünmeye anaerkil dönemde başlamış olamaz mı? Yani bir an hep kadınların egemen olduğu bir dünya olsaydı da sınıflara bölünmez miydi toplumlar? Egemenin kadın ya da erkek oluşu sınıfsal farklılaşmayı ne kadar etkilemiştir? Hep kadınlar olsa da bence sınıfsal farklılaşma olacaktı ve bunun başlangıç noktası neden anaerkil dönemden başlamasın? Bu araştırılabilir. Eğer kanıtlanırsa da, nasıl bir toplum istiyoruz sorusunun yanıtı olarak bu güne ve yarına ışık tutabilir diye düşünüyorum… Anaerkil dönem hep masumdur gözümüzde. Ama masum olmayabilir mi?…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Soru sorabilmenin bir yetenek olduğunu düşünmüşümdür.
    Konuya müdahil olmadan uzaktan okurken, xenix’in çıkışından sonra bu noktaya gelinebileceğini farketmiştim.
    Yanıtları merakla okuyacağım.

    notumsu;
    şarkıda şöyle diyordu biri
    “masum değiliz hiçbirimiz”

    bir başka notumsu;
    ve bir gün şöyle demişti bir başkası
    “meleklerle bağlantı kurmak için kendine dokunman yeterli”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. ^^ İilk satırdada son satırdada aynı şeyi söylüyorum dinlerden kastım dört büyük din, Allah dan kastım bu 4 büyük dindede aynı olduğu söylenen Allah.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Sayın roc,

    Bahsetiğiniz dinler, anaerkil toplumun değil, köleci toplumların yıkılması süreçlerine denk düşer. Şu bağdaki yazı içerisinde bu konuya değindim: link to sonsuz.us

    Tartışma ise anaerkillikten babaerkilliğe geçiş sırasındaki olaylardır.

    Biz sizden çok gerideyiz yani!!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. ^^Sn Hüseyin Aktaş,
    Sadece dinlerinde ataerkil toplumu desteklediğini söyledim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Sayın Nanik Atak,

    Düşünüyorum:

    -Verdiğiniz kafes örneğini anaerkil dönem için mi vermiştiniz?
    -Eğer anaerkil dönem için verdiyseniz, bu kafesi ören kadın mıdır?
    -Eğer kadınsa bu örgünün “tellerini” ve örülüş şeklini biraz anlatır mısınız? Kısa yazıyorsunuz ama hiç olmazsa başlıkları es geçmeden ve bağlantıları kurarak gidelim…

    Teşekkürler şimdiden…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Sayın Hüseyin Aktaş,

    Ben bu örneği yan binada oturan sevgili arkadaşım Metin için vermiştim. Bir gün bizim Metin’in abisinin düğününe gitmiştik. Bildiğiniz düğün işte. Oynamalar, zıplamalar filan. Biz de baya eğlenirken (Biz evlenmiyoruz ya!! niye eğlenmeyelim di mi?) gözümüz birden Metin’e takıldı. Yüzü dehşet içindeydi. Ne oldu birader dedik haliyle. Arkadaşlar, sizden bir ricam var dedi can havliyle. Eğer bir gün beni abim gibi evlenmeye karar vermiş ve bu hale gelmeye doğru gidiyor görürseniz bilin ki kendimde değilimdir, sopayla döve döve kendime getirin beni, tamam mı? Söz verin lan bana, tamam mı?

    İşte bizim bu Metin bu olaydan 5 sene sonra evlenmeye karar verdi. Biz de arkadaşlarla sözümüzü tutmak için sopalarımızı da aldık, Metin’i ziyarete gittik. Arkadaş ya iyilikle kendine gelirsin ya da bizden istediğin gibi seni döve döve kendine getiririz, seç birini dedik. Bu da bize demez mi ulan manyak mısınız, ne diyorsunuz siz? Neyse, fazla uzatmayayım, Metin’i dövmedik tabi. Ama evlendi. Şimdi halini görünce dövsemiydik acaba diye düşünüp acı acı güldüğümüz oluyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. Konuyla alakası yok yani:)
    Hayır var, evlilik ilk ilmeği olabilir mi insanı kuşatan kafesin örülmesinde?
    Zorluyor muyum yoksa?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Anahtar kelime belki de evlilik. Evlilik kurumunu kadınlar mı erkekler mi başlatmıştır sizce tarihin derinliklerinde?

    Mülkiyetin temelidir evlilik.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. Zorlamıyorsunuz efendim, ona kalırsa daha sırada “ahlak” var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Evet,
    Kitabın adı da öyle başlıyordu:
    “Ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni”

    Evlilikler anaerkil dönemde başlıyor başlamasına da, kurum olarak başlatanlar kadınlar mı erkekler mi? Bu soru da güzel. Tamam da, başlamasın mı yani?

    Kurumsallaşmanın olmadığı yerde de “kırımsallaşma” oluyor günümüz örgütlenmelerinde…

    Evlilik masaya yatırılmalı, ama masadan yine evlilik olarak mı kaldırılmalı, yoksa tamamen ortadadan mı kaldırmalı, yoksa kenarından mı tutulmalı, ne? Ne yapacağız yani?… Yerine ne koyacağız?

    Koysan bir türlü koymasan bir türlü “ko gitsin o zaman” mı diyeceğiz?

    Kekeme bir aşçı varmış. Çırağına “Oğlum şu yemeğe tuz koyar mısın” demiş, çırak başlamış tuzu akıtmaya, Usta “Ko, ko, ko” derken “Koyma lan anasını sattığımın çocuğu” demiş. Ama yemek tuz ağısı olmuş çoktan…

    Önce gerekli, sonra “kekelerken” ayarı kaçıyor evliliğin… Sistemlerin ise son derece kekeme bir dili var…

    Neyse, düşünmeye devam edelim bakalım. Zorlamakta da yarar var mı yok mu bilmiyorum. “Mekanikte zorlama varsa hata vardır” demiştim bir zaman. Fotoğrafçıydım o zaman. Çıraklarım bazen emniyet mandalını açmadan denklanşöre basıyorlardı “Mamiya RB 67” makinasının. Denklanşör düşmeyince de “Usta, çekmiyor bu” diyorlardı. Ozaman söylemiştim; “Zorlama varsa hata vardır diye ama, o çırak zorlamadan nasıl öğrenecekti bunu?…

    Zor bu işler ya:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Evlilik olayına bi çok açıdan bakılabilir.
    İnsanlar, iki bireyin beraber olmasını niye bir anlaşmaya ve duyuruya bağlamışlar ki?
    Evlilik neyin ispatı, gösterisi, güvencesi, dayatması… olmuş diye düşünmek gerekir.
    Bizim toplumumuz da ister tutucu, ister aydın hangi kesimden olursa olsun nedense genelde bi sözlenme , evlenme ilişkiyi resmiyete dökme merakı var.
    İki taraf da birbirini müebbet mahkumu ya da hayat sigortası olarak görüyor.
    Diğer taraftan da, sanki kadının tek başına bir değeri yokmuş, illaki bir erkeğin eşliği ve himayesi gerekirmiş gibi düşünüp sürekli baskı uygulayan ve başının etini yiyen bi toplum var.Örnekler çoğaltılabilir…
    Bir çoğumuz bu dayatmalar sonucu evlenmiş anne ve babaların çocuklarıyız.
    Kadın mı başlattı erkek mi bilemem ama tek bildiğim ve gözlemlediğim evlenenlerin hiç de mutlu olmadığıdır:) İstisnalar vardır ama ben görmedim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Evliliğin amacı mı? Eğer bunu evliliğin kendi tarihselliği içerisinde soruyorsanız, cevap mülkiyet hakkının teminat altına alınmasıdır diye düşünüyorum sevgili Efsun. Ve bu sözleşmenin içinde kadın ve kadının namusu da bulunur. Kadının namusu kavramı zaten kadının mülkiyet hakkının sosyal bir ifadesidir. Ama bugüne gelirsek, tıpkı senin de söylediğin gibi ve daha başka şeyler de eklenebilir şüphesiz…Ki artık ultra sosyaliz, doğal hukuku istesek de işletemeyiz..Yani? Bu mesaj öyle ya da böyle mutluluklar diye biter:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Xenix, “evliliği başlatanlar” diye bir şey yok. İnsanlar dünyaya gelirken evlilik başlamış zaten:) Ama çeşitli aşamalardan geçmiş ve işin ilginci bu aşamaları belirleyen bugün olduğu gibi o zaman da “ekonomik” diyebileceğimiz ama “beslenme ve barınma var olma” çabaları…

    Şimdi sıkı dur ve avcunu yalamaya hazır ol:

    evlilik sürecinin anaerkil dönemin son aşamasında var olan “poligami” ve poliandri”, “pairing” denilen “iki kişilik aile” kurumu tarafından yıkılıyor ve babaerkil dönemde ortaya çıkıyor ve mülkiyetin temeli evlilik değil, mülkiyet evliliği “malları” arasına katıyor…

    Yani aileyi bugünkü biçimde kurumsallaştırmaya başlayan erkek oluyor!…

    Morgan, Freut, Engels, Marks ve daha bir çok bilim adamının çalışmalarını “özetleyen ve ayrıntılı” anlatan August BEBEL’i okuyorum şimdi.
    Bitirince yine geleceğim…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Evet sevgili gamaro, bu mesajlar öyle ya da böyle mutluluklar diye biter:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. Bebel demiştiniz, yoksa “Kadın ve Sosyalizm” i mi okuyorsunuz Hüseyin Bey? Bebel kadının hor görülmesinin ve hatta aşağılanmasının özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla başladığını söyler ve kadına yöneltilmiş inferiorite vurgusunu mülkiyet kavramıyla ilişkilendirir. Aslında ben de benzer bir şeyi söylemek istemiştim, evlilik kurumu kendi tarihselliği içerisinde değerlendirildiğinde, kadın ve kadına ait diğer bileşenlerin mülkiyetinin – diğer malların arasında bir mal olarak ve sözde karşılıklı yükümlülüklerle birlikte -(pek adilane olduğu söylenemez elbette)- teminat altına alınmasına dair sosyal bir sözleşmedir aslında.

    Güçlü bir teorisyen olarak Bebel’i saygıyla anmak durumundayım. Bununla birlikte kadın ve sosyalizm yanyana getirildiğinde herşey günlük gülüstanlık olur mu, şu an için bu bağlamda çok da iddealı birşeyler ekleyebilecek durumda değilim. Ama Bebel’in hasmı Bernstein’ın “sonuç hiçbirşeydir, hareket herşey” önermesi ve bu önermenin sosyal demokrat kimliğinden yola çıkarak söyleyebilirim ki; kadın sorunsalının sosyal demokrasi ile çözülebileceğine inanmak için de biraz saf olmak lazım:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. Unuttuklarımı elden geçiriyorum Gamaro arkadaşım. Evet elimdeki “Kadın ve Sosyalizm” idi zikretmek istememiştim.
    Unuttuklarım diyorum, anımsadıklarım da var ki onlardan biri de, ozamanlardaki “sosyal demokrat parti” tanımlamasının bu günkü “sosyal demokratlar” ile alakası olmadığı, tamamen koministleri ifade ettiğidir. Siz de bunu biliyor olmalısınız. Dolayısı ile önermemiz sosyalizm olabilir hala ama “sosyal demokrasi” olamaz.

    Eklenmesi gereken bir şey daha varki; o zamanki koministlerin, bu günkü koministler olarak algılanan; “reel sosyalizm” olarak tanımlanan süreçteki “koministlerle” de çok farklı olduğudur… Bunlar sosyalizmin sorunları arasında ayrıca tartışılması gereken, Türkiye ve Dünya solunda da uzun süredir tartışılan konular aslında.

    “Bir şeyin alternatifi, o şeyin kendisi olamaz” önermesinden yola çıkarak, erkek egemen bir toplum yapısı olan kapitalizmin alternatifi de yine kapitalizmin kendisi olamayacaktır. Bu yüzden, kapitalizmin alternatifi olarak gelişen sosyalizmin, mevcut sorunlarının çözümlenerek yeniden alternatif olması, tarihsel kaçınılmazlık olarak işleyecek olan bir süreçtir… Gerekli, zorunlu, hem de kaçınılmaz… Dolayısı ile benim önermem yeniden sosyalizmdir… Kendimce bu yerlerde aradığım da, insanlar ne istiyor, nasıl düşünüyor, nefretleri, özlemleri, yığınla, insana dair ne varsa herşeyin sorgulanmasıdır…

    Zaman zaman güzel konular açılıyor burada. Cehaletimizi ve bilgimizi ortaya koyuyoruz. Ortaya sürülen her sözcük bana seni anlatıyor. Sen ise benim, ben o’yum, diğeriyim, ötekiyim berikiyim… Apayrıyız, hep beraberiz, yan yana, önde arkadayız…

    Burada farkına varırsan konu başlığı altına yazdığım ilk yorumda özetlediğim sürecin dışında yeni bir şey bulamadık. Ama sanki olabilirmiş gibi bir soru sordu xenix ve cezbetti beni:

    “Mülkiyet kavramının çıkışı erkekler değil, kadınlar olmalıdır.”

    Bu söz doğrultusunda yeniden bakma gereği duydum… Hala da bakıyorum… Yani aslında anaerkil süreç potansiyel olarak ataerkil süreci ve mülkiyetin ortaya çıkış nedenlerini içeriyordu… İçermese nerden çıkacaktı?…

    Peki durum böyle ise soru şu:
    – İlkel de olsa komünal olan anaerkil süreç mülkiyete yol açmışsa, gelecekte öngörülen komünal yaşam yine mülkiyet ilişkilerinin ortaya çıkmasını her an içinde taşıyacak mıdır?
    Mülkiyeti anaerkil üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığının kanıtlanması şu soruyu doğurmuyor mu:
    – İnsan soyu mülkiyete her zaman mahkum mudur?… Marksizmin gözden kaçırdığı bir şeyler olabilir mi, olursa ne olabilir?…
    Bu nedenle anaerkil üretim ilişkilerini yeniden gözden geçirme gereği duydum.
    Bakıyorum…

    Not: Belleğimde Bernstein’ın da bir yerlerde mahkum edildiği bilgisi var ama bu konu da başlıbaşına ayrı bir konu. Buraya almayalım derim. Ancak şu kadarını da söylemeliyim ki, kadın sorunu yalnızca sosyalizm ile çözülecek bir sorun değildir, bu konuda ayrıca bir mücadele perspektifinin olması gerekir. Çünkü bir erkek sosyalist olabilir ama egemenlik alışkanlıklarını yenmesi daha derin bir hesaplaşmayı gerektirmektedir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Hüseyin bey, ben zaten daha yaptığım ilk yorumda, bir şekilde okuyup durduğumuz anaerkil sistem tasvirlerine pek çok açıdan şüpheyle yaklaştığımı belirtmiştim. Evet, işin bir tarafında dönemin sosyal ekonomisi ,buna eşlik eden maddi altyapı ve genel iş bölümü alanları mevcut ve bunlar nispeten daha kolay ve somutça ele alınabilmeye olanak tanıyan hususlar. Peki ya daha ötesi? Yani anaerkil döneme keyifle atfedilen pek çok üst yapı değeri ve bunların pozitif anlamda vurgulanan sosyal karşılıkları? Mesela bugün ataerkilliğin tarihinden bahsederken sadece üretim araçları ve diğer özel mülkiyet nesneleri üzerindeki erkek egemenliğinden değil, aynı zamanda sosyal hayata ve yaşam tazına diffüze olmuş, öyle ya da böyle kabul görmüş veya ettirilmiş, ve yaşamın ayırt edici ve keskin bir çizgisi olarak pozitif hukuk içerisinde (yani o an yürülükte ve etkin olan toplam hukuk içerisinde, ki bu gelenek ve göreneği de kapsar) ifade bulmuş “erkek egemen bir yaşam tarzından” da bahsediyoruz mutlaka, ya da belirtmeden geçemiyoruz diyelim..

    Peki ya anaerkillik? Ben işte tam da bu noktada, anaerkil dönemin böyle bir karşıtlık gereği içerisinde, yani erkek egemen yaşam tarzının karşıtı olabilecek “anaç” bir yaşam tarzı profiliyle ele alınması noktasında şüpheciyim. Zaten yazının sonundaki cümlemde “..anaerkil sistemin, ekonomisinden ziyade “yaşayış tarzına” ait -ve kadın bazlı -bir takım farklılıklar üzerinden kurgulanması noktasında şüpheciyim..” derken bunu vurgulamak istemiştim.

    Elbette ki yapılmış onca araştırma ve çalışmayı destur bilmeden bir kenara itip “inanmıyorum işte” kolaylığında bir tavır sergilemek anlamında değildi bu itiraz, o zaten benim haddimi fazlasıyla aşar. Ama konu bağlamında okuduğum pek çok şeye rağmen, hala kendi kendimi ikna edememiş olduğum bazı önemli hususların varlığını vurgulamak amacıyla böyle bir ifade kullanmak ihtiyacı hissetmiştim, ve bana öyle geliyor ki, sanki bu noktada sizinle ve xenix’le benzer soru işaretlerini paylaşıyoruz. Çünkü sizin de bir ara dile getirdiğiniz “Acaba söylendiği kadar masum değil miydi?” sorusu bence özünde aynı şüphede birleşiyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Tabi sizin kafanızı kurcalayan bir başka önemli bir nokta, son yorumunuzda da ifade ettiğiniz gibi, “eğer öyle ise, o zaman gelecekte de engellenemez bir biçimde böyle mi olacak, ya da olabilir mi?” endişesi, bunu farkettim. Ve belki de bu yüzden, geçmişte ne olmuştunun önlenemezliğinden yola çıkarak gelecekte de önlenemez olabilecek bir tehdit algısını düşünmek durumunda kalmanın huzursuzluğunu yaşadınız. Hüseyin bey, ben aslında son günlerde daha başka bir konuya kafa yorarken benzer bir huzursuzluk yaşamış, hatta bunu ayrı bir forum konusu olarak açma noktasına kadar varmıştım, yeri gelmişken kısaca onu da paylaşayım;

    Mesela kapitalizmi deşifre eden aslında kim veya kimlerdi? Ya da şöyle soralım, kapitalistler kapitalizmi kimden öğrendiler? Şimdi bu soruyu kapitalizmi herhangi bir anda var edenler ve bu sistemin varlığını devam ettirici yönde eylem ve söylem üretenler açısından düşündüğümüzde şöyle garip bir sonuç çıkmıyor mu karşımıza? Yani birileri bir şeyler yapıyor ve tüm bu yapılanlardan devasa bir sistem çıkıyor.. ama bu birileri aslında bir sistem inşası amacıyla birşeyler yapıyor değiller, bilakis sadece bildikleri kadarıyla birşeyler yapıyorlar, ama yine de her birinin bildiği kadarıyla yaptığı bu şeylerin toplamından devasa bir sistem doğuyor…Ve bu sistem o kadar büyük ve kompleks ki, sistem inşasında görev almış sayısız gönüllü yapı ustası dahi sistemin bütününü tam olarak kavrayabilmiş değil ve eğer Marks amca olmasaydı muhtemelen bir başka büyük öğretmeni beklemek durumunda kalacaklardı…O zaman, bu durum neyin göstergesi olabilir? Mesela, insanın -kendisi doğrudan farkında olmasa bile- yine de zihninde doğal bir sömürü sistemleri inşacılığı çipi veya programı bulunduğunun mu? Yok, cevap konusunda iddalı değilim, ama soru işte…

    Neyse, konu uzayıp gidiyor böyle, uzadıkça da dağılıyor..

    En iyisi kendi kendime birkaç şey daha mırıldanıp gideyim ben..Evet, sadece mırıldanıyorum..Eğer anaerkil dönemin sosyal ekonomisine kadın hakimdiyse, ve ilaveten ilkel bir soy hukuku da kadının elini güçlendirdiyse, kadın bu hakimiyetini dönemin herhangi bir anında ve öyle ya da böyle “özelleştirmek” istemiş olamaz mı?..Yani ilk özel mülkiyet, ilk görece konfor ve kadın..Sonrasında olanlar ise bir tür “servetin el değiştirmesi” hadisesidir belki.. Ya da kimbilir, belki herhangi bir cinsiyetin baskın sosyalliği bile söz konusu değildi en başta…cinsiyetsiz bir klan ekonomisi ve birikim..ve belki de erkek doğrudan cinsiyetsiz bir evreden kendini farklılaştırıp var etti..sonra var ettiği hoşuna gitti ve devam ettirdi..Neyse, aslında hep söylenildiği gibi, çok eskiler üzerine konuşmak her zaman tehlikeli yanlar içerir, iyisi mi ben daha fazla tehlike almayayım ve susayım..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Ve bir de son olarak, demokrasi, sosyalizm ya da daha başka bir şeyle birlikte kadın..Ama gerçek çözüm diye birşey varsa eğer, bence bu bizim şu anki halimize o kadar farklı ve yabancı olmalı ki, dile getirilmesi dahi binlerce yıldır yapılan zihinsel tekrarların kandırdığı doğallığı irrite edebilmeli ve yerleşik algıya huzur vermemeli..Ve bence biz bu şansı kaçırdık, tıpkı bir filozofun söylediği gibi; bambaşka birşeyler kurmak için bambaşka şeyler üretmek yetmez, aynı zamanda eskiye dair ne varsa hepsi unutulmalıdır. Ki biz yaptığımızı henüz unutmadık, belki çocuklarımız..

    [ Bernstein örneği, kadını makyajla güzelleştirmekle gerçek çözümün irkiltisi arasına sıkışmış bir ironiydi Hüseyin bey..Kendileri malum, revizyonizmin babalarındandır, e revizyonizm de başka şeylerin babası oldu tabi daha sonra, ve o şeyler de daha başkalarının..Bu akrabalık ilişkileri içinde gelip sosyal demokraside durduk işte…Elbette espriydi, önce Bebel’in karşıtı olarak çağrışım yaptı, sonra kadın sorunsalının özünü demokrasiyle revize etme derdindekilere sataşmaya kadar uzandı. Ama sizinle bir ilgisi yoktu ve sanırım bu bakımdan biraz yersiz kaçtı. Bazen bir cümle yazıp aradaki iki üç cümleyi içimden söylüyor ve daha sonra içimden söylediğim cümleleri yazıya eklemiş gibi devam ediyorum, farkındayım, ama ben de işte böyleyim, siz gamaro’nun kusuruna bakmayın:) ]

    Bu arada, yazıyı yazdım gönderdim, ve baktım ki çok, ama çok uzun. Ben de bölüp parçaladım ve üç fasılada yolladım. Sanırım böyle daha iyi oldu, size de tavsiye ederim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. “Neyse, aslında hep söylenildiği gibi, çok eskiler üzerine konuşmak her zaman tehlikeli yanlar içerir, iyisi mi ben daha fazla tehlike almayayım ve susayım..”

    “Susma, sustukça sıra sana gelecek”:))

    Hele de bal damlarken kaleminden, susmanın hiç gereği yok.
    Ne diyor türkü:
    “Oynayın gız oynayın durmanın ne karı var”
    Bir diğeri:
    “Halaya girmeyenin eli kolu çözülsün”

    Okudukça coştum da:)

    Gerisini bekliyorum tüm “tehlikeleriyle” birlikte; “görevimiz tehlike”:)

    Görüşmek üzere…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. Ben “dil” üzerine düşündüm aslında son günlerde..Tabi dil üzerine düşününce “düşünce” üzerine düşünmeme gibi bir şansınız kalmıyor..Düşünce deyince bu kez bilgi, kavram, genelleme vs geliyor peşi sıra..Bir de tüm bunları önce klanın sosyal ekonomisi (ya da kısaca geçimi diyelim şuna) ve bu geçime ait iş bölümü vs. gibi alt başlıklar etrafında toparlamaya çalışıp, akabinde kadın ve erkeğe pay etmeye çalışınca…Nasıl desem ki, hem bir şey düşünüyorum, hem de hemen ardından düşündüğüm şeye kendim itiraz ediyorum.. Zemin distabilitesi var:) Vakit bulunca toparlayıp yazabilirim umarım,şimdilik herkese iyi geceler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Konuştuk, konuştuk,… elde var yine sıfır… )) sanırım tebessüm etmek için Erkek ve dişi erkliğe soyunmuş. Çocuklarını anne ve baba paylaşamamış. Biri demiş benim öteki demiş benim. Bakış açısının gelişip bizim olduğuna varabilmesi için bu süreçler yaşandı. Yaşanıyor yaşanacak. Bizler olduğumuz sürece süreçleri konuşacağız sonrası süresiz zaten. Ben kalkıyor aradan…&

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. Kadının konuşmaya erkekten önce başlamış olması bence de çok muhtemeldir. Ya da tam olarak böyle olmasa bile, en azından anaerkil avcı-toplayıcı dönemde kadının erkeğe oranla daha zengin bir dil muhtevasına sahip olduğuna, ya da en azından erkekten daha iyi konuştuğuna inanıyorum. Çünkü dilin ortaya çıkışı ve gelişimi hormonal, biyolojik veya genetik faktörlerden ziyade sosyal pratikle ilgilidir. (Bir insanı sosyal iletişim ve pratikten izole ederseniz hiçbir zaman kendi kendine konuşamaz. Bunun canlı örnekleri arasıra medyaya da yansır, yıllar boyu kümeste saklanarak büyütülmüş çocuklar vs, örn. bunların hiçbiri konuşamaz)

    Bu bakımdan, avcı-toplayıcı dönemin genel iş bölümü içerisinde kadının payına düşen sosyal iletişim ve pratik düzeyinin (çocuk bakımı, bahçe işleri ve tabiatla daha detaylı ve özenli bir birlikteliği gerektiren toplayıcılığın) erkeğin avcılığına oranla daha “sesli” ve daha yoğun bir “pratiğe” olanak tanıdığına ve bunun da kadına gerek konuşmaya başlama gerekse daha iyi konuşma noktasında belirgin bir avantaj sağlamış olabileceğine inanıyorum. Tüm bunlar, tarım devrimine giden yolda yavaş yavaş artan bilgi-birikimin de ağırlıklı olarak kadın emeği, pratiği ve keşifleri üzerinden geliştiği şeklinde de değerlendirilebilir tabi. ( Örn. pek çok öncül tarımsal alet ve edavatın ilk mucitlerinin kadınlar olması çok muhtemeldir)

    Ama tarım devrimini takiben ne oldu sorusuna gelince, benim de xenix gibi pek bilimsel olmayan ancak sezgisel bir başka görüşüm daha var ki; onu da “boş vakit” şeklinde özetleyebilirim 🙂

    Evet, insanoğlu için tarım devriminin çok büyük, hatta muazzam getirileri oldu, orası muhakkak. Örneğin herşeyden önce, o güne kadar sahip olduklarının çok daha ötesinde bir yaşamsal garantiye ulaştı, yani düzenli, istikrarlı ve hatta depolanabilecek ve işler yolunda gitmediği zaman (doğal afetler, kuraklık, avın iyi gitmemesi vs.) kullanabilecek ve böylece ortalama yaşam beklentesini günler ve haftalardan aylar ve mevsimlere kadar uzatabilecek bir geçim ve gıda kaynağına kavuşmuş oldu. Bunun etkileri elbette tartışılamaz.

    Ama aynı insan tarım devrimi ile çok değerli bir başka şeye de sahip oldu; yani zamana. Ve daha öncesinde gününün nerdeyse tamamına yakınını besin/gıda temini için harcar ve hayatta kalabilmek adına bundan asla taviz veremezken, bir anda dünyanın “boş vakti” ile tanıştı. E şeytana vakit lazım tabi , ya da kimbilir:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. Tarım o “boş vakti” getirdi. Patates ise o “boş vakti” ve “tokluğu” arttırdığı için Avrupa’da büyük bir devrim yarattırdı. İnsanlar avlanmak veya ucu ucuna doymak şekilde ucuza ve daha az işlemle doymaya başladı. Bu da onlara düşüncede adım atmalarını sağladı.

    Ne tuhaf değil mi? Gelişmeler mucitler sayesinde, mucitler ise boş vakti olan adamlar sayesinde oluşuyor.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Sadece boş vakit mi? Ya savaşlar ve olağanüstü durumlar?

    Mesela naziler dünyanın dört bi yanına dalmasalardı.. yani bi ihtimal, ne nükleer enerji, ne elektron mikroskobu, ne jet tipi motorlar, ne de roket ve uzay proğramlarıyla henüz tanışmıyor olabilirdik xenix 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Buradan iyi tartışma konusu çıkar gamaro.

    “Sadece boş vakit mi? Ya savaşlar ve olağanüstü durumlar?”

    Savaşlar gerçekten uygarlığın ilerlemesinde ne derece etkili.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Times
    2 Haziran 2011

    Bilim dünyasını şaşkına çeviren keşif

    Bilim insanlarının, 1.7 ile 2.4 milyon yıl öncesinden kalma fosilleşmiş dişler üzerinde yaptığı bir araştırma, ilk insanlar hakkında ilginç bir gerçeği ortaya koydu.

    Araştırmaya göre, ilkel kabilelerdeki erkekler doğdukları yeri terk etmezken, kadınlar eş bulmak için başka kabilelere gidiyordu.

    Diş fosilleri üzerindeki incelemeler, iki insan türünde “yabancı gelin” kültürünün doğmuş olabileceğine işaret etti.

    Bugün Nature dergisinde yayımlanan çalışma, Güney Afrika’nın Sterkfontein ve Swartkrans mağaralarında bulunan iki insan türüne ait 19 diş fosili üzerinde yapıldı. Diş minesinden elde edilen bulgulara göre, kadınlar yetişkinliğe erişince yaşadıkları yeri değiştiriyordu. Buna karşın, erkeklerin yüzde 90’ı yaşadıkları mağaraları terk etmedi.

    Güney Afrika’da iki farklı kazı alanında bulunan dişler, Australopithecus africanus ve Paranthropus robustus insan türlerine ait.

    GELENEK NASIL BAŞLADI BİLİNMİYOR

    Araştırmanın başındaki isim, Colorado Üniversitesi’nden Sandi Copeland, “İlk insanların coğrafi hareketleri hakkında elde ettiğimiz bulgular, bize kadınların doğdukları yerleri kendi tercihleriyle terk ettiklerini gösterdi” dedi.

    Araştırmada, kadınların iki insan türünün bulunduğu bölgeye dağıldığı tespit edildi. Her iki türün de, bugünün modern insanına çok benzediği belirtildi. Copeland, “günümüzde de bu geleneğin özellikle Çin ve Hindistan’da devam ettiğini, evlenen kadınların eşlerinin evine yerleştiğini” belirtti. Ancak bu geleneğin nerede doğduğu bilinmiyor. Copeland, bu geleneğin insanların yaşadığı bölgenin geçmişinden kalmış olabileceğini ifade etti.

    A. africanus türü, 2 ile 3 milyon yıl öncesinde yaşadı. Bu türün, P. robustus ile akraba olduğu düşünülüyor. Modern insanlara benzeyen P. Robustus ise, 1.2 ile 2 milyon yıl önce yaşadı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. less is more

    Sevgili Sonsuz

    Benide şu aile tipi şaşkına çevirmişti hocamdan ilk dinlediğimde ;

    Hopi Ailesi
    Arizonada yaşayan kızılderililerde görülmüş anayersel bir aile tipi.Erkek çocuk babaya bakarak gelecekte nasıl davranacağını görür,öğrenir.Evlenince kızın ailesine gidecektir onlarla birlikte yaşayacaktır.Ailenin tek görevi aileye nüfus katmaktır.Erkeğin hiçbir değeri yoktur.Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir.Yani erkek zavallı durumdadır.
    Erkeğin evlilik yaşına geldiği şu şekilde anlaşılır;
    Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır.Bu şartlar sağlanırsa erkek artık ergenlik çağına gelmiş bir kızla birlikte olabilir fakat kızın birden fazla sevgilisi vardır istediği herkesle birlikte olabilir evleniceği kişiyi seçene kadar.Hamilede kalabilir fakat istediğiyle evlenir illa hamile kaldığı kişiyle evlenmek zorunda değil zaten kiminle birlikteliği sonucu hamile kaldığınaıda bilimiyordur muhtemelen.Kadın erkeği seçer ve evlendiği zaman hamile olması yada doğurduğu cocuk herhangi bir sorun teşkil etmez.Burada önemli olan tek bişey vardır oda gönül koyulanla evlenme gönülsüz evlilik yok.Kızımız istediğinide bulduğunda günlerce tören yapılır.Evlilik önemli bir seramonidir.

    less is more

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Anaerkil ataerkil…

    Dinciye sorsan ne der?

    Yau bırak allaağsen.

    Der…

    Çünkü neden?

    Eeee, accık okuyup sürekli düşünür de ondan:)

    Tipoloji işte napcan.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. “Erkek çocuk babaya bakarak gelecekte nasıl davranacağını görür,öğrenir.Evlenince kızın ailesine gidecektir onlarla birlikte yaşayacaktır.Ailenin tek görevi aileye nüfus katmaktır.Erkeğin hiçbir değeri yoktur.Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir.Yani erkek zavallı durumdadır.
    Erkeğin evlilik yaşına geldiği şu şekilde anlaşılır;
    Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır
    .”

    Bu pasajda dikkat çeken bir kaç noktayı konunun daha önceki tartışılan bölümleriyle ve konunun asıl sorgusuyla ilişkilendirdiğimizde gıcık kaptığım bir kaç husus var:

    “Gelen erkeğin tek işlevi döl vermektir”: Yani tohumluk tosun gibi bakılan erkek ta o dönemden kalma bu görevinden dolayı, bu gün de önüne geleni tohumlamakla görevli sayıyor kendini. Bu kez ne diyorlar ama: “Kocam beni aldattı Güzin abla”… Güzin abla da şöyle diyor: “A salağım biz zaten tarih boyunca erkeği önüne gelene binsin diye yetiştirmedik mi?”…
    Yani anaerkil dönemin kadınlarının erkeğe biçtiği rol sonradan kadınları aldatan erkek tipolojisini oluşturuyor… Sonra da suçlu erkekler oluyor…

    Canlılık evriminde ilk erkek nasıl oluştu acaba? Muhtemeldir ki bazı çiçeklerde olduğu gibi kadın kendi gövdesinde erkeklik organını da taşıyordu? Sonra ki üremelerde bir ayrışma ve kendileşme yaşanmış olabilir. Bugün bazı bitkiler de insanlar gibi erkekli dişili ekiliyor. Örneğin avakado meyvesi bir erkek bir dişi olarak yan yana dikilir. Tek başına dikilen ne dişi ne de erkek avakado meyve vermez… İncir, dut gibi ağaçların da erkeği ve dişisi vardır. Ama incir ve dutun dişileri de henüz erkeklik organlarını üzerinde barındırır… Söylemek istediğim erkeği kadın yarattı bence. Zaten ailenin oluşmasında da kadının rolü tek etken. Anne etrafında başlayan hayata alışan yavrular, yetiştikten sonra da kazandıkları alışkanlık nedeniyle anneyi terketmeyince, anne etrafında bir sürü oluşmaya başlıyor. Tabi bu sürüde “zavallı erkek yavrunun” büyüyünce görevi ne? Döl vermek! Ver koçum dölünü! Ama yeter mi? En iyi döl verenin seçilmesi gerek! Nasıl? Dövüşün lan! Böylece kadın kendine en sağlıklı dölü verecek erkeği bulmak için, “zavallı erkekleri” sinsice dövüştürür… Sonra ne olur?

    Sonra efendim, erkek dövüşmeyi öğrenir işte! Belki arenalarda aslanlar ile gladyatörlerin, sonra da kölelerin dövüştürülmesi köleci topluma anaerkil dönemden kalma bir mirastır…

    Şimdi kodu mu oturtan bir erkeğe sahip midir kadınlar? Sahiptir! Ah şu sahiplik! Ne tatlıdır …mına koyum!
    Sonra ne yapılırmış?:

    “Çocuğa güç sınavı uygulanır,dayanıklılık testi yapılır.Şiddet eğitim olarak görülür.Gördüğü tüm şüddete karşı ağlamamalıdır”
    Ulan tüm bunları yaptıktan sonra bu zavallı erkeklerden ne bekliyorsunuz daha?

    Sonra ne oluyor? Erkek dövüş ve döl vermede ustalaşmıştı değil mi? Bu “erk” insanı insan gibi bırakır mı? Erk bu, şişede durduğu gibi durmaz ki! Avakadonun erkek olanı gibi sonradan bağımsızlaşan erkek başlıyor kendine uygun bir sistem araştırmaya. Erk onda, ereksiyon onda ama bazı gereksiyonlardan dolayı da kendine bir düzen kurmaya karar veriyor! Kuruyor, kuruyor, kuruyor! Önüne gelen kadına veerkeğe vuruyor! Kadın orada süs biberi gibi duruyor!

    Sonuç mu?
    Kadınlar kendi yatattıkları frenkeştayn tarafından evlerine hapsediliyor! Tamam, üretim ilişkileri, çelişkileri, uzmanlaşma falan da, bu üretim ilişkilerinde zavallı erkeğe neden hep güce bağlı işler yıkılıyor? Bu kadınların kurnazlığı değil mi? Zaten kadınların gri hücreleri erkeklerden fazlaymış. Ama erkek ne diyor? “Güç bende” diyor! “Zor oyunu bozar” benim gücüm senin gri hücreni bozar” diyor! Ondan sonra ne oluyor? Yorgun argın geliyor eve
    “Yıka len ayaklarımı” diyor erkek! “Yemek nerde kaldı len?” diyor! “Bak işe gidiyorum, evden dışarı çıkmak yok” diyor. Çünkü biliyor; ta anaerkil dönemde kadın istediği erkekle birlikte erkeğini kekleyebilir! Bekaret kemeri falan takıyor sonra! Ahlak kuralları geliyor arkadan!
    Kaç kadına sordum: “Bir erkekte ne ararsın?”

    Bu sorunun yanıtı olarak “güven” birinci sırada, “sadakat” ikinci sırada, “seks” üçüncü sırada! Bakıyorum sonra: Ulan diyorum, doğada kadınlar ile erkekler arasındaki ilişkide erkek kadına bir tek üreme konusunda muhtaç! Ama kadın erkeğe hem üreme, hem barınma, hem de beslenme konusunda muhtaç! Yani diyorum ki üç temel güdüde; beslenme, barınma, üreme alanlarında zaten doğuştan gelen bir eşitsizlik var. Mağaraya doğru yola çıkıyorum: Kadın hamile kalmış, yüklü, ağırlaşmış hareketleri (üreme), avlanamıyor, ona kim yiyecek (beslenme) getirecek? Erkek!… Kadın yüklü, kadın ağır, onu diğer yırtıcılardan kim koruyacak? Erkek! Sonra doğuracak kadın, lohusalık döneminde iyice yavalayacak ve hatta tam doğurma sırasında başında bir bekçi gerek. Öyle ya, o dönemde taze yavruyu yemeye hazır bir sürü çakal var etrafta ve hatta yamyamlık da henüz revaçta, çünkü insan daha kendi suretinin farkında değil ve bir başka insanı insan olarak değil, bir AV olarak görüyor, her an hemcinsini yemeye hazır bir yamyam sürüsü ortalık! Bu süre içinde lohusayı kim koruyacak? Erkek! Bebeğin beşiğini (barınma) kim yapacak? Erkek! Eeee, bunca görevin bir yıpranma tazminatı olması gerek!… Erkeğin bu işler karşılığında kadından bir alacağı olması gerek! daha çok çetrefilli işler çıkar buralardan… Savaşa kim gidecek? Erkek!…

    Biliyor musunuz çoğu kadınlarda hala erkeği bir köle gibi kullanma isteği var! Bu yüzden kadın erkek ilişkilerinde kadınlar için “güvenlik” 1. sırada, “bağlılık” ikinci sırada, seks-“üreme” üçüncü sırada yer alıyor ki üreme bir kadın için hiç de kolay bir iş değil zaten. Çok zahmetli ve acılı bir süreç! Toplumsal öğretilmişlikler ve çevre baskısı olmasa hiç bir kadının çocuk doğurmak isteyeceğini sanmıyorum!
    Tüm bu olup bitenlerin arasına bir de sevgi ve aşk diye bir yalan sıkıştırmışlar ki, tüm bu ihtiyaçların giderilme sorunlarına kılıf yapılıyor! Bu ihtiyaçlar olmasa aşk da ne ki? Çünkü bu ihtiyaçlar giderildikten sonra neden biter aşk dedikleri? Hatta çoğu insan için daha ilk sevişmeden sonra biten bir şeydir adına aşk dedikleri! Varlığını sürdürme kaygısından başka bir şey var mı insanın yaşamında? Herşey buna bağlı değl mi? Şimdi aranızda bana “yanılıyorsunuz, biz hala birbirimizi seviyoruz” diye kendini kandırıp da beni de kandırmaya çalışanlar çıkabilir! Onlar için ben şuraya bir külah bırakayım da müsadenizle gideyim!…

    Kadının tarihe fırlattığı bumerangtır erkek!
    Şapkamızı önümüze koyup barışma zamanı şimdi!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. tersinim yazdı;

    “Tersinim teorisinin toplumsal görüşü anaerkil aile üzerinedir.
    Bu konuda tartışmak, fikirlerinizi öğrenmek isterim.
    yermeye, sövmeye, karalamaya, alaya almaya gerek görmeden.
    İnsan gibi.
    Var mısınız?”

    Ben hep varım senin meydan okumalarına ama sonra vazgeçiyorsun.

    Bu başlıktan devam edebiliriz, anaerkil dendiğinde ne düşünüyorsun önce onu öğrenmem lazım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. Bir şeyden vazgeçtiğim filan yok sevgili xenix

    Sadece zaman meselesi.

    Yaptığımız araştırmalarda ulaştığımız sonuç ilk aile yapısının anaerkil olduğudur.

    Gerçektende yaşam bir kaç istisna dışında dişi üzerine kurulmuştur.

    Bu tür ailelerde kadın (dişi) ailenin mutlak hakimidir.

    Baba anneye (dişiye) yardımcı konumundadır.

    Annenin önceliği ailenin bütünlüğü dolaysıyla yavrulardır.

    Birinci derecede görevi yavruların sağlıklı olarak büyütülüp yetiştirilmesidir.

    Bu nedenle annenin bu yöndeki kültürel düzeyi çok önemlidir.

    Bütün bu konular rahatlıkla çoğaltılıp, açılabilir.

    Fikir ve yorumlarınızı beklerim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. Güzel gidiyoruz.

    Peki anaerkil toplumlarda tanrıça kültünün olmasını ve inanılan, tapınılan tanrıların dişil ve doğurgan olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    İlk aile yapısı anaerkilse adem-havva yaratımına inanmıyorsunuz veya inanıyorsanız nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. Şöyle ki;

    Meselaaa..

    Hemen bir benzetme yapayım;

    Anadolu köylerinde evin reisi erkek gibi görünür ama o dışa doğru bir şekil olarak bir simgedir daha çok. Bilenler bilir ki evin gerçek kol gereni annedir, anne olmasa çocuklar süt içmez, büyümez, gelişmez, evde yemek yapan olmaz aile açlıktan ölür gider tabi o zaman hanımağa diyorlar işte dikkatinizi çekerim çünkü kadın olmazsa soy devam etmez halbuki erkek olmasa büyürler ama doğuran olmadıktan sonra nasıl büyüsün?

    Bir başka benzetme de şöyle;

    Şimdi aslanlarda kim avlanır?

    Kadın aslan tabi.

    Sürünün reisi kim halbuse?

    Erkek.

    Şimdi bu nasıl oluyor o zaman, kadın olmasa erkek aslan aç kalacak?

    Velem yekhün;

    Olaya böyle bakıldımı bütün sorular aydınlığa kavuştu maşallah, kadınlar başımızın tacıdır anaerkil süper bişii kuş gibi hafifledim çok teşekkür ederim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Recep bey çemkiriyor, bir yanında türbanlı diğer yanında başka türbanlı;

    “Halkının büyük bir çoğunluğu müslüman olan bir ülkede bugüne kadar bir olimpiyat düzenlenmedi.”

    Sahada ise, basketbolcu kızlar şortlarıyla maç yapıyor, kolları, yüzleri, bacakları doğal olarak açık…

    Şimdi soruyorum:

    Neden olimpiyatları sizin gibilere versinler ? Sizler kadınlarınızı, kızlarınızı kapatacaksınız bunun en doğru yol olduğunu söyleceksiniz fakat diğerleri açarak size gelecekler. Böyle saçma bir mantık duydunuz mu ?

    O kız yıllarca spor yapacak bedenini, zekasını o yönde geliştirecek, sporun gerektirdiği gibi giyinip meydana çıkacak, türbanlı eşlerin öküzleri de alkışlayacak! Vay be!.. Ne güzelmiş, tam hurmalık…

    Haşemayla spor yapar bunnar….:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. Kimi arkadaşlar konuyu dağıtıp siyasallaştırıyorlar. Kimi de konuyu dinsel bir kimlik vermeye çabalıyor.

    Konumuz bildiğim kadarıyla Adem lle Havva değil. Kadın ve kızlarımızın kapanması ya da kapanmaması hiç değil.

    Konumuz doğal aile yapısı olan anaerkilden baberkil aile yapısına nasıl ve niçin gelindiğidir.

    Kanıma göre bu oluşumun başlıca nedeni erkeğin bedensel olarak daha güçlü olması ve bencilliğidir.

    Bunun daha başka nedenleri daha olabilir.

    Örneğin kadınları ailesinden koparan sosyal ve ekonomik nedenler.

    Bu konuda fikirlerinizi öğrenmek isterim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Hurmacı arkadaş!

    Yıllar önce cevabımı vermişim, zahmet edip oku..!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. İlk aile yapısı anaerkildir diyen siz değil misiniz? Ben de soruyorum merakımdan. Adem-havvaya inanıyorsunuz diye biliyordum. Onlar ilk aile değil mi?

    Hayır inanmıyor da olabilirsiniz o zaman sormazdım tabi böyle bir soru. Size de masal geliyor olabilir.

    Fakat benim anlayamadığım nokta sizin anaerkilden ne anladığınız?!

    Kadının baştacı edilmesi falan mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. sayın oik0s son derece haklı.

    Sitede bu konuda yazılmış çok değerli yorumlar var.

    Sıra ile okumaya çalışıyorum.

    Sevgili xenix

    Konuyu Adem ile Havva’ya indirgeyip dinselleştireceksek hiç başlamayalım.

    Teolojik yönü benim için ayrı bir konu.

    İnsanoğlu ortaya çıktığında ailenin de var olması gerek.

    Diğer canlılara (hayvanlara) benzer bir aile yapısı insanlara uymaz.

    Nedeni ise insan yavrusunun çok nazik ve nazlı olması, yetişkinliğe ulaşıp kendi başına yaşayabilmesi için çok uzun senelere, büyük fedakarlıklara, emeklere ihtiyaç duyulmasıdır.

    Baba olmadan bir kadın bunu asla başaramaz. Kadın olmadan da baba.

    Fakat yine de ailenin, yavruların geleceği büyük oranlarda kadının omuzlarındadır.

    Bu konuda fikirlerinizi yazarsanız memnun olurum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. “Nedeni ise insan yavrusunun çok nazik ve nazlı olması,”

    Ne oldu tersinim?
    Senin beş metrelik ilk insanlar güme mi gitti?
    İlk insanların yavruları da bugünki gibi nazik miydi?

    Oku oku, seni yaratan sitenin adıyla oku:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. Merhaba Hüseyin Aktaş beyefendi.

    İlk insanların yavruları da bugünki gibi nazik miydi? diye sorduğunuza göre ben de:

    -İlk insanların yavruları günümüz yavruları gibi nazik ve nazlı, gelişmeleri yavaş değil miydi?

    Yani

    Bir kaç aylık olduğunda tıpkı maymun yavruları gibi daldan dala atlayabiliyor muydu?

    Bu konuda kanıtınız ne?

    Diye sorarım.

    Cevap lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. Breh breh..

    İnsan yavrusunun marifetlerini öğreniyoruz:)

    Peygamberin Çocukluğu daha değişikti. Daha iki Aylık iken,her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu.Üç Aylık olunca Day durmaya çalışıyordu.Dört Aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu.Beş Aylık olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Altı Ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı.Yedi Aylık iken her tarafa gidebiliyor,koşabiliyordu. Sekiz Aylık iken,konuşuyor,konuşulanı anlayabiliyordu.On Aylık iken Ok atabiliyordu. İki Yılı doldurduğu zaman,oldukça, iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu.Onu Annesine götürdük, Amma,biz,Onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, Yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.

    Neredeyse tüm internet kayıtlarına yerleşmiş apaçık gerçek! Buyrun buradan yakın:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. Bu sitede en çok şey öğrenenlerden birisi tersinim. Bunu inkar edemeyiz. Çoğu insan sıfırdan başlayıp bir yol katediyor, ama eksiden gelmek çok daha büyük başarı.

    Fakat şuna bir açıklık getirmek gerekiyor. Anaerkillik, kadına değer vermek, onu baş tacı yapmak, kadını namus meselesi haline getirmek, onu koruyup kollamak veya ona iyi davranmak falan değildir. Hatta bunların varlığı ataerkilliği devam ettiren ve destekleyen faktörlerdir.

    İbrahimi dinler ise anaerkillikle hiç alakası olmayan tam tersine ataerkillik üzerine kurulu bir kültürdür. Bu yüzden bir insanın hem ibrahimi bir dine inanıp hem de anaerkilliği savunması iki durumun sonucu olabilir.

    Ya anaerkilliğin ne olduğunu bilmiyordur. (ki, durum bunu gösteriyor)
    Veya dinsizleşme yolunda büyük adımlar kat ediyordur. (umudumuz elbet bu yönde ama kolay olduğunu söyleyemem)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. Sevgili xenix ile oik0s boş şeyler yazmışlar ve bizi bilim dışı başka bir alana çekmeye çalışmışlar.

    Gerçekte sayın Hüseyin Aktaş’ın bir sorusuna bir soru ile cevap vermiştik. Ve cevabını ondan beklerdik.

    Evet sayın xenix!

    Kadınlarımız bizim cennet kokulu annelerimiz, bacılarımız, reyhan kokulu kız çocuklarımız ve baştacı eşlerimizdir.

    ONLARIN OLMADIĞI BİR DÜNYAYI DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMEM.

    Anaerkil aile yapısından anladığım ise açıktır.

    Bu tip aile yapısında ailenin reisi annedir. Baba ise biyolojik yapısına uygun görevleri yapan bir yardımcıdır.

    Anne, baba, abla, ağabey ve kardeşler… aileyi oluştururlar.

    Her birey kendilerine biçilen görevileri yapar.

    Sayın Hüseyin Aktaş’tan sorumun cevabını bekliyorum.

    Not.Sevgili xenix! Bilimle uğraşmamız bizim inancımızı azaltmadı. Tam tersine varoluşun mucizelerine bilinçli olarak ulaştıkca inancımız bir kat daha arttı ve güçlendi.

    Şimdi hem bilinçli, hem inançlıyız ELHAMDÜLİLLAH.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. Ailenin var olma gerekliliğini insan yavrusunun korunmaya muhtaç olmasına dayandıran sensin Tersinim efendi! Ben de diyorum ki ilk zamanlarda da insan yavrusu günümüzdeki kadar korunmaya muhtaç mıydı? Senin iddiana karşı soruyu soran benim. Bu sorunun yanıtını bilmiyorsan, araştırmamışsan, o halde bu iddiayı bilim adına nasıl ortaya sürüyorsun? Uydurup uydurup yazmak nasıl bir bilimsel anlayıştır?!…

    Eğer senin iddian doğru ise, korunmaya muhtaç doğan diğer canlılar niye insanlar gibi aile oluşturmuyorlar acaba?…

    Doğduğu ortamda dış dünyanın saldırılarına, tehlikelerine açık olan kimi canlılar, doğar doğmaz ayağa kalkıp sürüye katılacak ya da kendi yaşam ortamlarına uyum sağlayıp bağımsız yaşamlarını sürdürebilecek şekilde evrilmişlerdir… Bu durum da başlangıçtaki insan yavrularının günümüze göre daha kendi başına olabilir olduklarının kanıtıdır!…

    İnsan yavrusu bin yılların yaşam tarzının sonucu olarak doğuştan gelen içgüdüsel yetilerini yitirmiştir. Ancak bazı yetilerin kalıntısı hala vardır. Örneğin bir bebeği havaya attığın zaman bebek “iç geçirir”; bu durum insanın genetik kodlarına işlemiş olan “boşluk ve düşme korkusunun” kalıntısıdır. Bu da gösterirki ilk insanların çocukları “balkondan düşmez” örneğin. Yani ilk insanların yavrularını balkondan düşecek diye korumaya gerek yoktur. Bir diğer örnek, hemen hemen tüm canlıların doğuştan yüzme yetisi de vardır, buna insan yavrusu da dahildir ancak insan yavrusuna doğduğu andan itibaren yapılan yardımlar bu yeteneğin körelmesine neden olmuştur. (Sovyetlerde bir ara “suda doğum” yaptırılmakta ve doğan yavrular doğar doğmaz yüzme reflekslerini kullanmaktaydı.) Kısaca kimi davranışların izini sürdüğünüz zaman, bu davranışların geldisine baktığınızda, insan yavrusunun günümüzde olduğu gibi, bu denli korunmaya muhtaç olmadığını görebilirsiniz.

    Ancak sen “kanıt” deyince “cinayeti işleyen suç aleti” gibi bir nesne aradığından ve bu nedenle beni sözüm ona köşeye sıkıştıracağını düşündüğünden “kanıt” diyorsun. Kanıt her zaman bir nesne değildir, bazen pozisyoneldir, konumsaldır, bazen davranışsaldır. Ancak sezgisel değildir. Sen aklına ilk gelen sezgiye dayanarak “bilim üretirsen” çuvallarsın ve soruya yanıt vereceğin yerde cehaletini örtmek için karşı soru sormaya yönelir ya da kaçar gidersin tartışmadan. Ta ki bizden unutmamızı beklersin. Ya da çok sıkışınca internetten uzun boylu adam resimleri bulup bunları “Seylan adalarında kusursuz şekilde yaratılmış olan BEŞ METRELİK İLK İNSANLARA KANIT” diye kanırtmaya çalışırsın. Oysa benim bir mesleğim de fotoğrafçılıktır ve “photoshop” ile sana otuz metrelik adam da üretirim ben, aklın uçuklar…

    Haydi kanıtla bakalım şu beş metrelik adamları da “meydan kız görsün”!… Ha bir de Adem ile Havva anan ilk döllerini piyasaya saldığında Adem mi üstteydi Havva mı? Yani hangisinin erki diğerini bastırıyordu? Gerçi xenix kibarca sormuş ama sen yenik düşeceğin alanda durmazsın! Sen ve senin gibilerin genel karakteristiği bu… Ancak ben de derim ki, millete soru sormadan önce senin iddialarına sorulan sorulara yanıt ver!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. Anaerkil aile yapısından anladığım ise açıktır.

    Bu tip aile yapısında ailenin reisi annedir. Baba ise biyolojik yapısına uygun görevleri yapan bir yardımcıdır.

    Anne, baba, abla, ağabey ve kardeşler… aileyi oluştururlar.

    Her birey kendilerine biçilen görevileri yapar.

    Reyhan kokan hurmacı cevap vermiş.

    Ya Marsseh keşke o çorapları otobüs şoförü yerine bu arkadaşa verseydin:)

    Bu hurmacıdan olsa olsa müthiş Komedyen olur.

    Bak canım, Herşeyden önce Anaerkil derken bahsedilen çekirdek aile değildir. Anaerkil toplum yapısından sözedilir. Bu yapıda bir reis yoktur. Ailenin fertlerine dayı, amca, dede vs… diye hürmet edilmez saygı duyulmaz. Ne iş yapıyorsa hürmet o yaptığı işedir. Yapının korunmasında görev alan bugün olduğu gibi gene erkeklerdir. Erkek o devirde de kadından güçlüdür.

    Amma…

    Kadın özgürdür. Gitmesi halinde başka erkeğin kadını olacaktır ve klanın büyümesi ve güçlenmesi gecikecektir. Üstelik kadın, teknolojiye erkekten daha çok hakimdir. (Dikiş, elbise, yemek, evin yapımı, sağlık, büyü vs…)

    Bu nedenlerden klanda söz sahibi kitle kadınlardır. Fakat ERİL değillerdir.

    Anlat şimdi…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  84. Doğduğu ortamda dış dünyanın saldırılarına, tehlikelerine açık olan kimi canlılar, doğar doğmaz ayağa kalkıp sürüye katılacak ya da kendi yaşam ortamlarına uyum sağlayıp bağımsız yaşamlarını sürdürebilecek şekilde evrilmişlerdir… Bu durum da başlangıçtaki insan yavrularının günümüze göre daha kendi başına olabilir olduklarının kanıtıdır!…

    Doğduğu ortamda dış dünyanın saldırılarına, tehlikelerine açık olan kimi canlılar, doğar doğmaz ayağa kalkıp sürüye katılacak ya da kendi yaşam ortamlarına uyum sağlayıp bağımsız yaşamlarını sürdürebilecek şekilde olmaları geçmişte insan yavrularının aynı melekelere sahip olduklarının (üç beş dakikada ayaklanıp koşabildikleri vb…) kanıtı olur mu?

    O zaman bu melekeler sahip olan insan yavruları niçin günümüzde sahip değil de seneler boyu anne ve babasının bakımına muhtaç oluyor?

    Yani

    Varsayımızı doğru kabul edersek (ki herhangi bir kanıtınız yok) İnsan yavrusu yaşam alanında geçmişinde sahip olduğu bir şeylerini kaybetmiş yani tersinime uğramıştır.

    Yukarıdaki cümleniz evrimin değil tersinimin kanıtı olur pek sayın Hüseyin efendi.

    Eğer insanlar diğer canlılar gibi evrilmiş ise başlangıca göre daha gelişkin olmaları gerekir ama tam tersine KİMİ ÖZELLİKLERİNİ KAYBETMİŞ YA DA ZAYIFLATMIŞ yani gerilemiştir.

    Bunu ben değil siz söylüyorsunuz.

    Yazınızın diğer bölümleride hemen hemen aynı anlamda.

    Kanıtlarımızda ortada ve yaşıyoruz.

    Tersinime katkınız için teşekkürler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  85. Bu sitede ne kadar çok bilmiş ukala var.

    Bir ukalada şunları yazmış

    Herşeyden önce Anaerkil derken bahsedilen çekirdek aile değildir. Anaerkil toplum yapısından sözedilir. Bu yapıda bir reis yoktur. Ailenin fertlerine dayı, amca, dede vs… diye hürmet edilmez saygı duyulmaz. Ne iş yapıyorsa hürmet o yaptığı işedir. Yapının korunmasında görev alan bugün olduğu gibi gene erkeklerdir. Erkek o devirde de kadından güçlüdür.

    Sanki toplumlar ailelerden oluşmuyormuş.

    Anaerkilliği hiç olmazsa araştırsaydı ukalamız.

    Araştırmayı değilde alay etmesini iyi beceriyor.

    Dedik ya

    Her şeyi bildiğini zanneden, bu nedenle araştırmaya gerekli görmeyen ukala.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  86. İlla salak demek lazım.

    Anaerkil toplumda Aile içinde söz sahibi olan ERKEKTİR. Bir daha yazayım istersen: ERKEKTİR. Kısaca kadının üzerinde gücünü kullanır. Hatta kadınlarının… Fakat toplumun diğer bireylerinin zararına davranamayacağından gücünün sınırları vardır. Anlaman çok zor…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  87. “İnsan yavrusu bin yılların yaşam tarzının sonucu olarak doğuştan gelen içgüdüsel yetilerini yitirmiştir.”

    Bu tümcemi düzeltmem gerekir. “Doğuştan gelen” sözünün götünden anlaşılma olasılığını atlamışım… Çünkü bazıları “doğuştan” sözcüğünü “yaratılıştan” olarak algılıyor… “Tanrının yarattığı gibi” olarak algılıyor…

    “doğuştan gelen” diyerek kastedilenler de, daha önceki yaşam pratiklerinde kazanılmış, edinilmiş yetilerdir. İhtiyaca ve koşullara göre değişen davranışlardır!…

    Bugünden geriye doğru baktığımda bir an zamanı ilk insanlar döneminde “dondurarak” bakınca böyle bir deyim kullanmış oldum. Ancak kastedilen yaratıcıya inananların söylediği gibi “insanın ilk yaratılışında var olan yetiler” falan değildir söylenmek istenen. Evrim sürecinde böyle bir şey olası değil zaten. Evrim süreçlerinde her şeyin bir öncesi daima vardır. Sabit bir hal bulmak olanaksızdır. Ancak yaratılış taraftarlarına göre insanların yaratılış öncesi yoktur. Bir anda bugünkü gibi yeryüzüne salınmışlardır. Tersinime göre de günümüzden çok daha yetenekli ve bilgili olarak yeryüzüne salınmışlar ama hem fiziki olarak hem de bilgi olarak bozunuma uğramışlardır.

    İşte bu yüzden şimdi tersinim lafı götünden anlamaya devam ederek, benim “doğuştan gelen yetiler” sözümü kendisine kanıt olarak almaya kalkmıştır.

    Oysa “ihtiyaç organ doğurur” sözünü genellersek, ihtiyaç yeti doğurur da denebilir. Bu yüzden yetenekler de koşullara göre sürekli değişir…

    Şimdi çözemediğim ise tersinim gibi dangalıkların, insan soyunun hangi ihtiyacına karşılık peydah olduğudur!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  88. Şu cümleni de düzelt Hüseyin efendi:

    Tersinime göre de günümüzden çok daha yetenekli ve bilgili olarak yeryüzüne salınmışlar ama hem fiziki olarak hem de bilgi olarak bozunuma uğramışlardır.

    Bu senin cümlen

    Biz insanların (şimdiki insanlardan daha çok bilgili) bilgili olarak var edildiğini yazmadık. Bunu sen ilave etmişsin (neden acaba)

    Bilgi ve ilim tarih boyunca nice insanların göznurlarıyla, çalışmalarıyla gelişmiş, bu duruma gelmiştir. Ve insanlığın ortak malıdır.

    Bilim kullanıldıkca artar.

    Tersinim bu gerçeğin farkındadır.

    Bu nedenle EVRİMLEŞEN TEK ŞEY BİLİMDİR sloganını kendine temel almıştır.

    Yazılarımızı GÖTÜNDEN çıkanlara göre yorumlayarak saptırmaya çalışma.

    Hüseyin efendi.

    İnsan yavruları iki aylıkkken, iki aylık maymun yavruları gibi DALDAN DALA ATLIYOR MUYDU GERÇEKTEN?

    ZAMAN İÇİN DE BU YAŞAMSAL MELEKELERİNİ KAYBETTİ DE BU GÜNKÜ HALLERİNE Mİ GELDİ?

    Bu varsayım gerçek ise yavrularımız geçmişte farklı yaşamsal melekeler sahipti. Zaman içinde kimi melekelerini KAYBETTİ. Kaybettiği için TERSİNİME UĞRAMIŞTIR.

    İşte tersinim budur Hüseyin efendi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  89. Hüseyin efedimiz Oysa “ihtiyaç organ doğurur” sözünü genellersek, ihtiyaç yeti doğurur da denebilir. Bu yüzden yetenekler de koşullara göre sürekli değişir her halde bu cümleyi ardını önünü düşünmeden yazıvermiş.

    Bir daha sonraki yazısında düzeltir.

    A dangalak.

    Henüz iki aylıkken kendini kurtarabilen, yaşama tutunabilen bir yavrumu daha iyi (gelişkin) yoksa seneler boyu anne ve babasına bağımlı, bu sürede yaşamaktan aciz bir yavru mu?

    Hangi ihtiyaç onun bu YAŞAMSAL melekelerinin kaybolmasına neden oldu? Yerine hangi YAŞAMSAL melekeler geldi?

    SEN DAHA EVRİMİ BİLE ANLAMAMIŞSIN.

    YAZILARININ ÖZÜ KÖR BİR DİN KİNDARLIĞI.

    Aptallık parayla mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  90. İnsanlar sık sık hatalar yapar.BU NORMALDİR.

    Ama aynı hatayı iki kere yapana APTAL VE SALAK denilir.

    Osuruk’lumuz bakınız ne yazmış:

    Anaerkil toplumda Aile içinde söz sahibi olan ERKEKTİR. Bir daha yazayım istersen: ERKEKTİR. Kısaca kadının üzerinde gücünü kullanır. Hatta kadınlarının… Fakat toplumun diğer bireylerinin zararına davranamayacağından gücünün sınırları vardır. Anlaman çok zor…

    A aptalım, a salağım

    Anaerkil ailerde aile resisi ERKEK ise;

    BABAERKİL AİLELERDE AiLE REİSİ KİM diye sormazlar mı?

    Bir bilene sormak bir kaynağa (örneğin bir sözlüğe) bakmak bu kadar mı zor?

    Salakların kralı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  91. Bu konuda kaç kitap okudun lan ? Bi tane okudun mu acaba ?

    Ne gerzekler var şu dünyada… Akıllara zarar, sahtekar, yalancı, düzenbaz olup cennete gidecek hurmacı…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  92. Bakılacak yer ise SÖZLÜKmüş ??? Ne desek boş…

    Babaerkil ne imiş ?

    Kurana bak hırto hahaha:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  93. Haydi ordan osurukcu.

    Gerekirse sözlüğe de bakacaksın başka kaynaklarda

    Bilimin kaynağı araştırmadır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  94. Alfabeyi bilmiyor ama yazım hatalarını inceliyor.

    Araştırmacı ya:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  95. Hüseyin efendi GERÇEK KALİTESİNİ GÖSTERMİŞ.

    Kem söz sahibe aittir.

    Ayrıca sitenin mütedeyyin ar sahibi sakinlerine söz verdik, kötü söz söylemeyeceğiz, yazmayacağız diye.

    Ama hak edene de gereğini yapmak gerek. Adalet bunu gerektirir.

    Hüseyin efendinin yazdıklarını aynen iade edelim de hem kötü söz yazmayalım, hem de haksızlık etmeyelim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  96. Yukarıda bir arkadaşımızın bahsettiği gibi, kısmi olarak yerleşik düzene geçişle başlamıştır ataerkile geçiş. Lakin, bu ilk geçişi asıl geçiştir diye belirtemeyiz.
    Irk olarak daha dar çerçeve de kesine yakın geçiş dönemlerini belirlemek için türklere bakalım mesela.
    Türkler için, islamiyete geçişle büyük oranda anaerkil kafa yapısının asimile edildiğini görebiliriz. Anaerkil sisteme en büyük darbe bu olmuştur türkler açısından. Anaerkil sisteme vurulan darbeler asla bitmemiştir, bitmeyecektir de. Sanayi devrimi vs…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  97. Anaerkil aile yapısının geçmişinden çok geleceği ilgilendirmeli bizleri.

    Ama! Geçmiş bilinmeden gelecek de kurgulanamıyor.

    Yaptığımız araştırmalarda en sağlam, bu nedenle en doğru aile yapısının anaerkil olduğu sonucunu ulaştık.

    Anaerkil (ama gerçek anaerkil) aile yapısını kurgulayıp işletebilen toplumlar geleceğin fatihleridir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  98. Sekiz olmasa da en az bir cilt dolduracak olan, yazdığın sekiz cilte kanıt olarak yine bu yazdığın sekiz cilti gösterdiğin ifadelerinden…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.