KADIN VE ERKEK EŞİT MİDİR?
*Bu nasıl bir sorudur ki asırlardır herkes sorar; fakat cevabı bir türlü bulunmaz.Aşağıda yer verdiğim bazı ülkelerin sıralamasında kadına en azından seçme ve seçilme hakkı konusunda (sözde) “eşitlik” veren devletlere bir göz atalım.
*Sonra düşünelim; NEDEN kadınlara seçme hakkı vermek için bu kadar yüzyıl beklendi diye!!!! İlk bilinen demokratik seçimler -eşit olmasa da- M.Ö. IV.yy Antik Yunan şehirlerinde görülür. Soylu “erkekler” dönemin meclisinde oy verip fikrini söyleme hakkına sahıpken kadınlar, köleler ve o Yunan şehrinde doğmamış olanlar oy kullanamazdı. (Öncesi olmakla birlikte) O vakitlerde başlayıp kadının kölelerle eşdeğer tutulması yaklaşık 2200 yıl devam etti -hala da bu devamlılık bitmiş sayılmaz-…! Peki bu, kimin hatası? Yoksa kadınlar eşitliği yeteri kadar istemediler mi?
- Bir annenin çocukların yetiştirilmesindeki payı tartışılamaz derece büyüktür.Şimdi, bir kadının iki çocuğu olduğunu düşünün.Biri erkek, diğeri kız.Çocukların büyüme esnasında, kıza “Sus! Konuşma, ağabeyine karşı gelme!” ; erkeğe de “Sen erkeksin ne dersen olur” şeklinde yaklaşan bu insan yine bir KADINdır.Bunun asırlarca bu şekilde devam ettiğini düşünürsek bir noktadan sonra artık bu durum otomatikleşip olağanlaşınca erkeğin egemenliği kaçınılmaz bir hal almıştır.
*Acaba ataerkil bu düzeni KADIN mı yarattı?
—>Asagida, bazi ulkelerin yillara gore kadinlara secme ve secilme hakki vermesinin siralamasi yer almaktadir.
*Yeni Zellanda —> seçme hakkı 1893 yılında, seçilme hakkı 1918’de
*Avusturalya —>1902
*Finlandiya —>1906
*Norvec —>1903
*Danimarka —>1915
*Kanada —>secme hakki 1917 yilinda, secilme hakki 1920
*Sovyet Rusya —>1917
*Avusturya —>1918
*Almanya —>1919
*ABD —>1920
*Ingiltere —>1928
*G.AfrikaCmhr —> ırklarlarına göre; 1930’da beyaz ırka, 1984’de Hint ırkına , 1994’de de siyah ırka, oy hakkı tanımıştır.
*Turkiye —>1935 (Belediye secimleri icin 1930, muhtar secimleri icin 1933)
*Fransa —>1945
*italya —>1945
*Yugoslavya —>1946
*Romanya —>1946
*Bulgaristan —>1947
*Belcika —>1948
*Arnavutluk —>1958
*Isvicre —>1971
*Isvicre’ye bagli Applenzel—->1990
Yaratmasa bile desteklediği kesin. Ama tabii neden? Ne oldu da, kadın ataerkil düzeni destekledi?
Neden?
G Milat
Başlığı burada da açtığını bilsem, gruba değil buraya yazardım Milat 🙂
Bari oraya yazdığımı buraya alıntı yapayım;
Kadın ve Erkek eşitliği denilen şey, elbette fiziksel özellikler ile ilgili bir şey değildir.. Veya betimsel olarak, ‘Türkiye aile sisteminde kadın ve erkek eşitliği vardır’ da denilemez.. Çünkü biliyoruz ki yoktur.
Bu yüzden ‘Kadın ve Erkek… eşitiği var olması gerekir’ dediğimiz zaman, normatif bir önermede bulunuyoruz..Yani ‘olması gerekeni’ anlatıyoruz.. Ve kesinlikle fiziksel bir eşitlikten değil, ‘eşit hak’ kavramından bahsediyoruz.. Yani kadınlar ve erkekler arasında, sadece etik olarak, insan hakları bağlamında eşitlik söz konusudur, söz konusu olmalıdır.
Kadınlara seçme ve seçilme ‘hakkı’ vermek için, yüzyıllar beklenmedi.. Zaten kısmen demokratik yönetimler, yani genel seçimler Fransız İhtilali’nden sonra oldu.. Ondan önce İngiltere, İtalya’daki şehir devletleri vb. bir kaç yerde yapılan seçimlerde, erkeklerin dahi oy kullanmasında kısıtlamalar mevcuttu.
Fransız ihtilalinden sonra ise özellikle Avrupa ve Amerika’da esen demokrasi rüzgarından sonra, insan hakları bağlamında çok büyük gelişmeler oldu.. Kölelik gibi insan haklarını hiçe sayan uygulamalar kaldırıldı.. Demokrasiler pekişmeye başladı.. Ve 20. yüzyıl başında da, başlıkta belirtildiği gibi kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verilmeye başlandı.
Bu kadar uzun süre beklenilmesinin nedeni ise, kadınların yüzyıllardır 2. sınıf olarak görülmesi zaten.. Fiziksel olarak erkeklere göre güçsüz olması ve çocuk bakımında doğal olarak öne çıkması, onları eve kapatmaya, erkeklern temizlik-yemek ve cinsellik ihtiyaçlarını gidermesine kadar ileri gitmiştir.. Demokratik ülkelerde bu durum büyük ölçüde aşılmışsa da, gelişmekte olan ve gelişmemiş olan ülkelerde durum hala ortaçağın din merkezli karanlık dönemiyle benzerlik gösterir.
Bu arada Türkiye’nin 1935’da seçme ve seçilme hakkı verdiği yazılmış ama bu tam doğru değil (1930 ve 1933 de muhtarlık ve belediye seçimleri olarak belirtilmiş).. M.Kemal yönetimindeki Kemalist rejimde, ABD’deki 1929 Büyük Buhranı’ndan sonra üretim seviyesi düşmüş ve ülke açlık ile mücadeleye başlamıştı.. M.Kemal ise halkı açlıktan kurtaramıyordu, fakat halkı memnun etmesi gerektiğini iyi biliyordu.. Bu yüzden Buhrandan hemen sonra kadınlara bu hakkı (sözde) vermiştir.. Sözde vermiştir çünkü; o dönemde tek parti diktatörlüğü vardı.. Dolayısıyla insanların tek partiden başka alternatifleri de bulunmuyordu.. Bir diktatörlükte insanlara seçim hakkı versen ne olur, vermesen ne olur.
1946 seçimlerinin ise ‘sopalı’ seçimler olduğunu düşünürsek.. Türkiye’de kadınların gerçekten seçme ve seçilme hakkını kazanması, 1950 ylıdır.. Diğer yıllar ise, resmi ideolojinin bize; ‘Avrupa’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmezken, bakın Türkiye’de verildi’ diye dayatması, yalan söylemesidir sadece.
Konuyla ilgili bir yazı için; 5 Aralık 1935: Demokrasiyle yönetilmeyen Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı “verildi”
Bunun cevapları sonsuz.us sayfalarında var.
Ana hatları şuralardan incelenebilir:
link to tr.wikipedia.org
link to orgonelab.org
Çok ilginç bir konu. Sitede daha önce bir çok başlık altında kısmen sorgulanan bir konu…
Geçenlerde misafir olarak “yetişkin çocuk sendromu” konulu bir toplantıya katıldım. O günkü konu otoriteye karşı savaşım konusu idi. Konuşmacıların çoğunluğu kendilerine en çok annelerinin otorite kurduğunu, bu yüzden annelerinin ölmesini bile istedikleri anların olduğunu söylüyorlardı…
Şaka yollu anlatılır: Hanlar hanı Cengiz Han’a buyruğu altındaki hanlar sorar; “Peki Cengiz Han, sen bizlerin hanısın, senin hanın kim o zaman?” diye sorarlar: Cengiz Han eşini göstererek “İşte benim hanım” der… Rivayet odur ki “hanım” sözcüğü de buradan gelir…
“Oy hanım hanım hanım/ sensin bana yar dermanım” diyerek erkekleri yalvartan hanımların da bir tür gizli iktidar; otorite sahibi olduklarını söylemek olası… Ya da “hanı mendilim hanı/ durmaz ciğerim kanı/ seni seven çoktur amma/ candan sevenin hanı?” diyen zavallım da bunca yalvarmanın sonunda elde ettiği gailbiyetin, herhalde daha sonra acısını çıkartıyor olmalı…
Tabi bu konuda Marksizmin çözümlemeleri var. İşbölümü; işbölümü sonrası bölüşülen işlerde uzmanlaşma; uzmanlaşma sonrası uzmanlaşılan alandaki üretim araçları üzerindeki söz ve yetki “hakkı”;
bu güç sonrası özel mülkiyetin ortaya çıkışı; daha sonra da kadının da özel mülkiyet olarak görülüşü ve oradanda erkek egemen topluma evriliş… Ancak bu sürecin “moleküler düzeyde” incelenmesinin henüz eksik olduğunu düşünüyorum ve nelerin ortaya çıkacağını çok merak ediyorum.
Peki, erkek egemen toplumu kadın istediyse ve kadın bundan hoşnut değilse, niye değiştiremiyor? Yani hala güç kadında ise ve bunca rahatsızlık ortada iken, bu rahatsızlığı ortadan kaldırmaya niye gücü yetmiyor kadının? Yoksa işin özüne inildiğinde memnun mudur kadın ezilmekten?!… Sanmıyorum… Ama kadınlar ne diyecek bakalım bu konuya… Biz belki de susup hiç konuşmamalıyız…
Atatürk’ün kadına bu hakkı verdirmesini günümüz politikacılarındaki fırsatçılıkla eş değer tutmuşsunuz sangre. Peki neden? Atatürk halkı açlıktan kurtaramadı da oy kaybetmemek için mi, diğer partilerden (!) daha çok oy almak için mi bu hakkın verilmesini sağladı?! Diktatörlük dediğinize göre, bu sözde hakkı niye versindi?
Bir ülkenin özgürlük savaşı sonrası yenilenme, dirilme, devrim çabalarını sözde diktatörlükle değerlendirmek, 1935’te verilmiş bir hakkı 50’lere götürmek daha iyi bir kelime bulamadığımdan bana “komik” göründü. Ne diyelim, alkış.
G Milat
Aynen grupta link to facebook.com
yaptigim yorumu buraya da yapiyorum…
link verdigin yazida sirf Kemalizmi yerle bir etmek icin yapilan bazi devrimler asagilanmis.Ben de karsiyim Kemalizme fakat yazida bahsedilen kadar da tiksindirici, dunyanin en igrenc seyi degil.Eksikleri cok fazla ve miladi doldu artik.Sahneden asagi inmeli diye dusunuyorm, bu kadar… Rollerini aldi ve duzgun oynayamadi bu da onun eksik ve yetersiz kaldiginin bir diger kanitidir.
Soz konusu olan paragraf ise; “Bu arada Kemalistler batılı ülkelere kendilerini kabul ettirebilmek için birbiri ardına tepeden inme “devrimler” yapmaya başlamışlardı. Halkın kılığını ve kıyafetini, yazısını, yaşam tarzını ve hatta müzik anlayışını değiştirmeye yönelik olarak zor kullanılmak suretiyle uygulanan bu “devrim”lerin arasında, kadına seçme ve seçme hakkının verilmesi de bulunuyordu.”
Sayın Ned,
Hayır, diğer partilerden daha fazla oy kapmak için değil elbette.. Çünkü tek parti diktatörlüğünde diğer partiler ve muhalefet hareketleri kanlı bir şekilde bastırılmıştı.
Bir diktatörün oy alma gibi bir ihtiyacı olmasa da, yönetimi altında bulunan halkını memnun etme gibi bir sorumluluğu vardır.. Çünkü halkın memnuniyetsizliği; İstiklal Mahkemeleri, Takrir-i Sükun Kanunu, Hıyanet-i Vataniye kanunu ve diğer sıkı yönetim uygulamalrıyla artmaya başlamıştı.. İslamcı hareket bu baskı sonucunda radikalleşmeye başladı ve çeşitli eylemler düzenliyordu.
Linkini verdiğim yazıda da belirttildiği gibi, M.Kemal önce güdümlü bir muhalefet partisi kurdu.. Bu memnuniyetsizliği aşmaya çalıştı.. Fakat halkın bu partiye akın akın yönelmesinden sonra, partiyi kapatmak zorunda kaldı.. Ve rejimin otoriterliğini arttırdı.
Bugünkü hükümetleri, o dönemin rejimiyle karşılaştırmaya olanak yoktur zaten.. Kemalist rejim otoriter ve baskıcı bir rejimdir.. Günümüzde ise kısmen batı demokrasileriyle uyumlu, kısmen demokratik bir yönetim söz konusudur.
İyi ben de, oraya yaptığım yorumu buraya getireyim o zaman Milatcığım;
Bence az bile yazmışlar.. Kemalist rejim bir ‘toplum mühendisliği’ projesidir.. Yani halka tepeden inme bir şekilde, bazı değerleri ‘zorla benimsetme’ hareketidir.. Ve Osmanlının son döneminden, özellikle 1908 ve 1913 yılları arasından çok …daha geriye gitmiştir ülke.
İnsan hakları bağlamında anayasal değişiklikler olması gerekendir.. Fakat halkın kılık kııyafeti, dinlediği müzik, yazığı yazı üzerine yapılan değişiklikler devrim felan değildir.. Bunları artık kabul etmemiz gerekiyor.
Sen ‘şapka kanunu’nu biliyor musun Milat?.. Sırf insanlar şapka takmadı diye o dönemde asılan insanlardan haberin var mı?.. İşin ilginç yanı, şapka takma zorunluluğu bugün de hala anayasada var.. Bundan haberin var mı?.. Şu anda ben anayasal suç işliyorum mesela.
Tabii bu saçma sapan kanun bugün hala var olsa da, uygulanması söz konusu değil.
Bu arada şapka giymemenin cezası, 2 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıymış :))
Demek oyle sevgili Sangre 🙂
Donemin kosullarina ters dusmeyen ve baskici bir cizgiye sahip olan Kemalizm dedigim gibi miladi coktan dolmus ve artik kokustugu icin rafa kaldirilmasi gerekir.Fakat bu demek degildir ki son derece amacsiz, faydasiz, anlamsiz ve basarisiz olmustur Kemalizm… Sancili gecen bir donemin ardinda bazi zorbaliklarin olmus olmasi normaldir diyemeyecegim; lakin gercek su ki hic bir devrim de kansiz olmamistir tarih boyunca…
Bir yiyecegin son kullanma tarihinin gecmis olmasi ve istenilen tadi vermemesi, o yiyecegin bir zamanlar -tadi guzel olmasa da- belli besin degerlerine sahip olmadigi anlamina gelmez. Baska alternatif yiyecekler bulundugu anda birakilmalidir.Ama sen de takdir edersin ki butun yemekler “seker gibi” olmayabiliyor.Sekere en yakinini bulana kadar aramak gerek, o arada da ac kalacak degiliz ya!
Bu arada bence sapka sana yakisir :)))
G Milat
Açılan forum ile Kemalizm eleştirisinin ne alakası var ben anlayamadım…
Sangre ben de diyorum ki; o dönemde kadına seçme hakkı verilmiş, verilmemiş kimin umurunda? G milat’ın belirttiği gibi tepeden inme yasalar, birden bire avuca düşmüş haklar bunlar evet, eleştirelim. Şapkayı çağdışı buluyorsunuz hala anayasada var diye. Eyvallah da kadına seçme-seçilme hakkının verilmesi niye aynı kefede? Geçmişi eleştirirken soğukkanlı yorumlar yapalım diyorum, derdim bu. Şu açılan konunun altına daha fazla yazmak istemiyorum ama; Libya yazısında BM müdahalesini haklı gören sizin, o dönem için M. Kemal’in tepeden inmiş yasalarını yermesini etik bulmadım.
Arzu ederseniz birakalim Kemalizm tartismasini bu konuda, baska bir baslik acariz orada tartisiriz Kemalizmin eksi ve artilarini…
Simdi sorayim, ataerkil bir topluma sahip olmamizin nedeni sizce nedir?
G Milat
Sevgili Milat,
Ben bu tür uygulamaların, ‘Zamanına göre doğruydu.’ denmesine de karşıyım.. Zamanına göre de doğru değildi, çünkü o zamanlar Batı’da bu tür uygulamalar bulunmuyordu.. Kemalist rejim zamanına göre de otoriter bir rejimdi.. Her ne kadar Hitler dönemindeki Faşizm ve Stalin dönemindeki Sosyalizm uygulamaları gibi totaliter olmasa da, demokrasiyle bir araya gelemeyecek çok fazla uygulama mevcuttu.. Mesela köleliğin Roma’da var olmasını eleştirmezsin, ‘Zamanına göre öyleydi’ dersin, yine de ‘Doğruydu/Yanlıştı’ diye bir değerlendirmede bulunmazsın.. Çünkü bir çok coğrafyada kölelik vardı.. Sadece köleliği, tarihsel içeriğini ‘analiz’ edersin.. Ama Hitler Faşizmini analiz ederken aynı zamanda eleştirebilirsin.. Zamanına göre vahşi bir rejim olan Hitler dönemini, hem analiz edip, hem de ‘Doğruydu/Yanlıştı’ olarak değerlendirebilirsin.
Elbette Kemalizm bir ‘Modernleşme’ hareketidir.. Fransız ihtilalindeki Jakobenler ile benzerlik gösterir.. Yönetici elitlerin, halk için ‘daha iyi’ bulduğu bir fikri, halka rağmen uygulamaya koyarak halkı şekillendirmeyi, ideal/mutlak doğruyu halkın bilmesi gerektiğini söylerek, halkın üzerinde bir mühendislik yapmalarının sonucudur.. Ama o dönemde dahi bunu masum bir şey olarak görmeye olanak yoktur.
Ha o dönemde hiç mi iyi bir şey yapılmamıştır diye soranlar olabilir.. Elbette bir sürü iyi şey de yapılmıştır.. Hatta saymaya kalksam çok uzun sürer.. Ama benim eleştirdiğim konu başka.. Umarım anlatabildim.
Sevgili Hüseyin Aktaş,
Konunun Kemalizm eleştirisine gelmesinin nedeni, başlıkta Kadınlara seçme ve seçilme hakkı olarak 1935 yılı olarak verilmiş tarihin, gerçeği yansıtmadığı, gerçek tarihin 1950 olduğunu söylememdir.. Arkadaşların tepkisi bu konuya ve daha sonra konuyla ilgili verdiğim bir yazıya olmuştur.
Sevgili Ned,
Şapka kanunu ile Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi elbette aynı kefede değil.. Milat, verdiğim yazının içinden, ‘kılık kıyafet, müzik, yazı’ ile ilgili devrimleri ilgilendiren kısmı almıştı.. Ben de o yüzden kılık kıyafet ile ilgili bir kanun olan, ‘Şapka kanunu’nu ve bu kanun uyarınca idam edilen bir sürü insan olduğunu hatırlattım.
Önceden de ifade ettiğim gibi, 1935 genel seçimlerine tek parti katılıyordu.. Milletvekillerini ise doğrudan M.Kemal belirliyordu.. Yani onun istediği kişiler, doğrudan milletvekili oluyordu.
1923 yılında kadınların kurduğu bir parti de, meclis tarafından (M.Kemal diyelim biz) kapatılmıştı.. Yani onların da örgütlü muhalefetine izin verilmiyordu.
Bu yüzden 35’te verilen hakkın, Büyük Buhran sonrasında artan memnuniyetsizliği engellemek ve kadınların da desteğini almak için yapıldığı çok bariz bir şekilde önümüzde duruyor.. Ayrıca demokrasinin olmadığı bir yerde ‘seçim hakkı’ diye bir şey de olmadığı için, bu hakkın gerçekte 1950 yılında kadınlar tarafından kullanıldığı daha kabul edilesi bir görüştür.
Evet BM’nin ‘sadece hava harekatına’ ve Kaddafi’nin halkı katletmek için kullandığı savaş araç gereçlerine zaiyat vermek, etkisiz hale getirmek için müdahalesini olumlu olarak görüyorum.. Bunun bahsettiğimiz konuyla ne alakası var?.. Kaddafi ile M.Kemal arasında bir diktatörlük ilişkisi kurmak dışında, ben pek bir alakasını göremiyorum.
Ben BM’in “iyileştirme” çabası ile M.Kemal’in “iyileştirme” çabasına gösterdiğiniz yaklaşımı eleştirdim. “zamanına göre doğru” ya da “yanlış” demedim. Siz “yanlış” diyorsunuz. Türkiye’nin şu anki durumuna bakıldığında en azından seçim yapabilen, çalışabilen, okuyabilen, milletvekili olabilen (hatta tokatlayabilen ) kadınlar var diyorum. Elbette eleştirelim ama bu başlıkta konuyu bölmemek için daha fazla yazmıyorum. Sevgiler..
Kemalizm neden sadece dinciye batmakta?
Kemalizm sadece dinciye batmamakta. Sevgili gamaro da yazmıştı birara, fena üst araması yapılır diye bu konuda. Marmaramus un bir kaç hafta önceki halini hatırlayın, marmaramus gibi birisi bile şeriatçı din goygoycusu biri olmuştu aynı üst arama neticesinde:))
Konunun geldiği yere bakılırsa mini bir anket şart oldu.
Atatürk zorla! kadına seçme ve seçilme hakkı vermeseydi Türkiye’de kadına ne zaman seçme ve seçilme hakkı verilirdi?
)kapa parantez
Sangre duyduklarını değil doğruluğundan emin olduklarını anlat.. AYDINLANALIM
————————————————————————– ( Türkiye’de kadınların gerçekten seçme ve seçilme hakkını kazanması, 1950 ylıdır.. Diğer yıllar ise, resmi ideolojinin bize; ‘Avrupa’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmezken, bakın Türkiye’de verildi’ diye dayatması, yalan söylemesidir sadece.)
Kemalizmi baska bir baslikta tartisalim, simdi biraz konuya odaklansak? 🙂
Ataerkil toplumu biz mi yarattik??
G Milat
Ataerkil toplum, tarımın başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Buzul devrinden sonra ortaya çıktığı varsayılır.
Cevapları iyi değerlendirebilmek için avcı toplayıcı toplum ile tarım toplumu ve feodaliteye(kölecilik) geçiş üzerinde fikir sahibi olmak gereklidir. Feodalite ve kölecilik gücünü dinlerden alır. Birçok konuda konulan yasaklarla, din ve din adamıyla birlikte erk sahipleri de nemalanır. Bu nemalanış kendini kadından ayıran yeni bir olguya yol açmıştır: SAVAŞ…
Savaşla birlikte savaşçıya rol biçilmiş, kas gücü ve eşkiyalık devreye girmiştir. Kadın savaş yoluyla kolay elde edilebilir emtea haline gelmiş ve erkek tarafından değersizleştirilmiştir. Muhammed buna iyi bir örnektir.
Atatürk’e gelince, bazı basit kişilikler toplumda yer edinebilmek için bilgiç fakat tamamen bilgisiz tavırlarla birilerini kötüleme yoluna giderler. Kendi iyidir. Kendi düşüncesi taçlandırılmalıdır bunun mukayesesi yapılması ancak bir kötüyle mümkündür. Tarihte her kişiyi, her tavrı, her düşünceyi kolayca kötüleyebilirsiniz. Ölüler asla size kızmaz.
Ataerkil toplumun yaratılmasında kadının payı var elbette.. Evet biz yarattık.
Avlanmayı, üretimi üretimden gelen güçle zaptetmeyi sahiplenme duygusunu üzerlerine yıktık.. sıcak evlerimize çekildik ..Ataerkil orduya neferler yetiştirdik.. Güçlendirdik ve teslimiyetçiliğimizden dolayı güçsüz düştük.. sonra ne yaptık? Güçsüzlüğümüzü güçlü akıl oyunlarıyla gidermeye çalıştık.. Doğru dosdoğru hak arayışları değil akıl oyunları.
Şimdi soruyoruz Ataerkil toplumu biz mi yarattık? Evet biz yarattık Erkeğin ve Kadının önce insan olduğunu unuttuk. Bir birimizi paranın satın alma gücüyle, güçle kuvvetle..güzellikle , cazibeyle değerlendirmeye başladık.
damla yazdi;”Şapka takmadı diye kimler nerede ne zaman asıldı?
buyrun;
(Cihan Aktaş/1987-88 yıllarında Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar)
İstiklal Mahkamesi istatistiklerine göre,
Şapka Kanunu’nun yürürlüğe sokulduğu iki buçuk ay içinde tam 57 kişi idam edilmiş, yüzlerce kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.
Darağacı yolunda şaşkınlık içinde,
“Kadın şapka giye ki asıla!” diye soran bir bohçacının idamının, kadınlara şapka giyme yolunun hazırlanmasında fayda sağladığından söz edenler olur.
Erzurum’da
Vali ve Kumandan Paşa biraraya gelmiş, Şapka Kanunu’nun muhayyelelere dehşet salmak suretiyle kabulü için bir kadını asma gibi bir karara varmışlardır.
Asılacak kadın,
iki metre boyuyla, “izli” yüzüyle, yılan yılan incelmiş örgüleriyle, siyah puşusuyla ve bütün sabır felsefesiyle, Şalcı Bacı’dır.
Ağzı laf yapan, bazen “bir kitaplık” laf eden bohçacı kadın, bir ihbarın kurbanı olmuştur.
Şalcı Bacı’nın
idamında rol oynayan Kumandan Paşa, Çetin Altan’ın dedesi Tatar Hasan Paşa’dır.
Çetin Altan
bu konuyu anlatırken, söz konusu kadının tarihimizde siyasal suçtan asılan ilk kadın olduğunun altını çiziyor.
Şalcı Bacı’nın
sehpaya çıkmadan önce “Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki!” dediğini aktaran Altan,
“Ben o tarihte doğmamıştım.
Çok ama çok sonradan öğrendim bunları.
Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde”, diyor.
iyi ki
bu mahkemeler faaliyette degil yoksa atatürkün partisin EX baskani ve yandaslarin kellesini alirdi alaturka cagdaslar carsaf acilimi yüzünden..
yurtta sulh,cihanda sulh olsun niyetine..:))
slm.
*Buyrun Kemalizm tartismasi icin anket actim, oradan devam edelim eksi ve artilarini tartismaya..
link to sonsuz.us
*Burada bu konunun butunlugunu bozacak, baska konulara kayacak yorumlar yapmayalim 🙂 Simdiye kadarki yorumlariniz icin ayrica tesekkur ederim.
***Kisaca hatirlatayim.Konu; ataerkil bir toplumun olusumunda kadinin vasfinin ne olduguydu. Dusuncelerinizi beyan etmenizi beni sevindirir.Tesekkurler :)(:
G Milat
Ebubekir yazmış bir masal;İstiklal Mahkamesi istatistiklerine göre,
Şapka Kanunu’nun yürürlüğe sokulduğu iki buçuk ay içinde tam 57 kişi idam edilmiş, yüzlerce kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.
Şapka kanunu yürürlüğe girdikten sonra kimler asıldı? diye sormadım .
kelime oyunları yapma ebubekir.. insanlar karşıt görüşlü olabilir fakat kalleş görüşlü olmamalı.. eleştirmek yalan söylemek değildir..
“YURTTA SULH CİHANDA SULH ” kimlerin işine gelmiyor? deden, baban silah tüccarımıydı?
Not:SnG Milat konunun bütünlüğünü bozmak istemezdim.. cevap hakkımı kullandım.
link to sonsuz.us
linkini verdigim ankette konunun devamini tartisiyoruz.Ilgilenenlere bir kez daha duyurmak istedim.
Kadin konusunda yorumlarinizi almak isterim. Tesekkurler 🙂
G Milat
Konu elbete kemalizme gelecek. Benim bir kadın olarak başımı örtmeme engel olan şey bu toplumda nedir? kemalizm.
Tabi ki ebubekir kadınlar hakkında sadece ve en önemli konuyu türban özgürlüğünü yazıyor. Başka başlıklarda kadınlar hakkında cinsel şylere varana kadar konuşuyorlar,utanıyoruz.
Turban bir kadinlik ayibidir.Dinin dayatmasi ve kadini asagi gormesi sonucunda kadinin ortunmesi ve erkek egemenligini kabul etmesi icin sadece bir arac olarak kullanilir.Neden cinsel icerikli yazilar icin utandiginizi hic dusundunuz mu? Toplumda erkekler tarafindan cinsel arzularinizin bastirilmis olmasidir sizi utandiran! Kendi yarattiginiz ataerkil toplumun sizi ikinci sinif -hatta bazen uc-dort…-onikinci…- vatandas olaraK gorulmesinde kadinlarin hic MI bir payi yok??
En cok kadinlara kiziyorum boyle bir asagilanma karsisinda hic bir sey soylemeyip, susup durumu kabullendikleri icin!!! Bir kadin kendini birey olarak degil de seks objesi olarak goruyorsa sagini solunu kapatma geregi duyar… Turbanin siyasallasmasi ve kamuda legallesmesi konusu ise apayridir.Baska bir baslikta tartsiilmalidir.
Kendi yarattigimiz ataerkil toplumda yine kendi istegimizle ezilmeye bir tek kelam bile etmemek ve sonrasinda avazi ciktigi kadar “ozgurluuuuuuuuk” diye bagirmak ne kadar mantikli ki?? Ben tutarli bir yan goremedim!
G Milat
Sayın AntiAteist
Bu forum konusu neyi soruyor siz anladınız mı?
Allah aşkına anlatır mısınız ne anladığınızı?
Bakın “allah aşkına” dedim, bu forum konusundan siz ne anladınız? Anladığınız şeyi bize anlatmanızı rica ediyorum…
sayin G Milat,
tamam sizin görüsünüzü aldik yeni bi sey söylediginiz yok bilinenin tekrari olmus..
sizde
resit olmus bi bayanin su veya bu nedenden dolayi basörtüsü takmasina cagdaslik ve ilericilik adina takmissiniz..
insanlarin
tercihine saygi göstermemek hatta tercihleri hukiki güvence altina almamak bir kere evrensel insanhaklari bildirgesiyle bagdasmadigi gibi uygar dünyadaki uygulamalara da uymuyor..
nasil
isimlendirilirse isimlendirilsin
ister türban deyin,isterse basörtüsü hic farketmez
siz üniversite cagina gelmis bir genc bayanin kilik kiyafetine karismaya kendinizde bi hak görüyormusunuz,görmüyormusunuz ?
lütfen
yapay gerekceler arkasina siginmadan cevap verin cünkü
uygar dünyanin gayri müslim üniversiteleri bu konuyu asmis pratikleri ortada..
evet
ilerici gecinen ülkemizin cagdas gericilerinden sürekli duyariz;
benim annem,babaanem vs.söyle örtünürdü böyle yemeni takardi falan filan iyi de sizin anneniz,babaanneniz vs. mini etek de giymezdi,evden disari cikmazdi,dogum günü partileri tertip etmezdi vs. vs.:))
hem
türbanli bir bayan bunlarin hepsini yapmak istiyor,sosyal hayata katilmak icin üniversitede okumak derdinde bu sizi niye geriyor ?
ayrica
türbanli bayanin okuduklari da türbanli olmayandan farkli degil:)
dünya degisti
türkiye degisti
ya siz ?
dogruya direnen yanlisin kurbani olur..
slm.
Bir forumun içine böyle tükürülür işte!…
“dünya degisti
türkiye degisti
ya siz ?”
Dunya hala degismekte, her an bir degisim soz konusudur.Pekala haklisiniz.Fakat anlayamadiginiz sey, tipki Dunya’nin degisimi gibi bir cok dusunce sistemleri, dinler, idealler bilimsel arastirmalar, edinilmis olan bilgiler vs akliniza gelebilecek her sey degisir.“Degismeyen tek sey, degisimin kendisidir” der ya Herakleitos, iste o kocaman bir yalandir! Degismeyen/degistirelemeyen tek sey sabitlenmis fikirlerdir. Hep derim kainattaki butun her seyi degistirebilirsiniz; fakat kaliplasmis dusunceleri ASLA degistiremezsiniz diye… Ahhh su sabit fikirlilik, sen yok musun!!!! (Bilmem laf yolunu buldu mu)
Simdi konumuza gelelim…
*Birincisi ben turbanin siyasallasmasi konusunda herhangi bir yorumda bulunmadim.Ustelik yazdim yukarida “Turbanin siyasallasmasi ve kamuda legallesmesi konusu ise apayridir.Baska bir baslikta tartsiilmalidir.” diye. Her konuyu turbana getirip dayandirmaya calismaniz sizin obsesifliginizdir…
*Ikincisi Turkiye ve diger musluman olmayan ulkelerin basortusu konusundaki tutumlarinin esnekligi nedendir diye dusundunuz mu hic? Efendim, onlar kadina sizin baktiginiz gibi seks araci olarak bakmazlar.Kadin kadinligindan once bir bireydir. Bu yuzden universiteye giden iki genc kizdan birisi cok kisa bir etek, digeri basortulu gidebilir.iki halde de kisi bireysel ozgurlugu olan kilik-kiyafet hakkini kullanir( ki bu bnm icin de gayet normaldir.Ben basimi kapatmak icin zorlanmak istemiyorsam, onlarin da baslarini acmalari icin zorlanmalarini istemem.)
*Iste tam da bu noktada ucuncusu diye baslayacagim sorun ortaya cikiyor. Neden her derdin basi kadin?! Dinlerin geneli kadini ya kapatmak, sarip sarmalamak, ya susturmak, ya asagilamak, ya da arac olarak kullanmaktan yanadir.Surec icerisinde de kadinlara bunu kabul ettirirler ve dayatma ile kadini sindirirler! Bu noktaya kadar erkeklere laf atiyorum, isyan ediyorum gibi gorunse de sozlerim kadinlar icindir.Bunca peygamberleri olan ve onlardan birinin bile kadin olmadigi dinlere inanip, kendinizi ucuncu sinif nesne olarak gormelerine izin verip, bir de bu erkeklerin at kosturdugu toplumsal normlari kabullenerek zaten ataerkil duzeni siz kuruyorsunuz!!!
Evet Dunya degisiyor, Turkiye degisiyor ama maalesef bazi seyler hic degismiyor!! Yazik ve de cok ilginc!
G Milat
Kışkırtıcı bir kampanya çalışması :)))
Benimki Devlet, sizin favoriniz hangisi? 🙂
damla yazmış: “Ataerkil toplumun yaratılmasında kadının payı var elbette.. Evet biz yarattık.
Avlanmayı, üretimi üretimden gelen güçle zaptetmeyi sahiplenme duygusunu üzerlerine yıktık.. sıcak evlerimize çekildik ..Ataerkil orduya neferler yetiştirdik.. Güçlendirdik ve teslimiyetçiliğimizden dolayı güçsüz düştük.. sonra ne yaptık? Güçsüzlüğümüzü güçlü akıl oyunlarıyla gidermeye çalıştık.. Doğru dosdoğru hak arayışları değil akıl oyunları.
Şimdi soruyoruz Ataerkil toplumu biz mi yarattık? Evet biz yarattık Erkeğin ve Kadının önce insan olduğunu unuttuk. Bir birimizi paranın satın alma gücüyle, güçle kuvvetle..güzellikle , cazibeyle değerlendirmeye başladık.”
Şu ana değin konuyla ilgili kadın arkadaşlardan gelen en geniş açıklama bu sanırım…
Bu satırlara diğer arkadaşlar ne diyor ?
Ataerkil toplumu kadınlar yarattıysa (nasıl onlar yaratmasınki bütün erkekleri onlar doğurdu değil mi?!…) bunun nedenleri nelerdir? Ruhsal, fiziki, maddi ve benzeri ve olası nedenler ne olabilir? Bu nedenlerin günümüzdeki varlığı ve etkileri nelerdir?
Konuyu bir daha dağıtmadan tartışacak baba ve ana yiğitler nerededirler acaba?
Bu konu çok önemli, çok!…
Ataerkil toplum biçiminin bir başka adı “erkek egemen toplum”. Kadına eziyet bunun sadece bir parçasıdır. Eziyet etmese de egemenlik erkektedir.
Gerçi eziyet sadece dayak, küfür ile olmaz ya…
Neyse…
Ataerkillik aslında kocaman bir edepsizlikler silsilesidir. O kadar kocamandır ki bazı halleri oldukça kanıksanmıştır…kabul görmüştür…hatta savunulmaktadır bile.
Bu konuda kelli felli bir çalışmayı yukarıda dikkatlerinize sundum. Kabul gören bir akademik çalışmadır. Kabul gören demek tez, sentez antisentez yöntemi ile delillere dayalı gerçeklerdir.
Kadının eve tıkılmasının nedenleri üremesinin kontrolü amaçlıdır. Üremesini kontrol etme gereği de bereketin olmamasıdır. Doğurması nedenli yaşamsal önemi olan kaynakların yetersizliği nedenli kadını mesul tutmak yerine kadından mesul olmaktır.
Başkasının ya da başkalarının onun adına konuşmasıdır.
Yukarıda verdiğim linkleri hatırlatmak istiyorum.
link to tr.wikipedia.org
link to orgonelab.org
Türkçesi İngilizce olanın orta halli bir özetidir.
Konu ile ilgili detaylı çalışmaları net ortamında bulabilirsiniz.
Ben iki kelime ile özetleyeceğim.
“Çöl Kültürü”
Ataerkillik : Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hakimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur. -alinti-
Anaerkillik : Anaerkillik, toplumda kadının, özellikle “ana”nın etkin (baskın-başat) olma halidir.Matriarka veya maderşahilik olarak adlandırılan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni. Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur; soy kadınlar tarafından belirlenir, hakimiyet kadınlarındır. Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir. Bu kadın üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, ataerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur. -alinti-
Birbirinin zitti gibi gorunen iki toplum biciminin aslinda ic ice gecmis olan iki ogesi vardir : kadin ve erkek
Klan topluluklarindan sonra olusan daha buyuk ve organize toplumlarin olusmasiyla baskin olan taraf toplumda daha cok soz sahibi olmaya baslar. Bicimlenmis haliyle ortaya genel hatlariyla iki cesit toplum cikar : ataerkil ve ana erkil
Toplum ahlaki, normlari, bicimi(ister anaerkil, ister ataerkil) ve hatta kulturu bile toplumun aslinda temel tasi olan kadin tarafindan olusturulur. Buna ornek olarak toplum gibi buyuk bir toplulugu ele almaktansa, cekirdek bir aileyi ele alalim…. Ciftler ilk cocuklari dogana kadar aile sayilmazlar.Sadece kari-koca sayilirlar Ilk cocuktan sonra (gunumuz sartlarindan yola cikarak anlatiyorum) anne emzirme, cocukla yakindan ilgilenme, annelik icgudusuyle cocuga daha cok onem verme vs gibi davranislarla aile tipinin olusmasina onayak olmaya baslar… Ayni zamanda esiyle olan munasebeti de bu olusumu etkiler.
Bu noktada eger kadin, “Cocugum baban ne derse haklidir/ kizar sana/ saygili ol baban o senin/ babandan gizli olmaz ona danisalim” vs gibi gunluk konusmalarda cocugun bilincaltini etkileyecek soylemlerde bulunursa ataerkil bir toplumun ilk halkasini istemeden de olsa olusturmaya baslar.
Tam aksine kadin, ” Tabiki ben bilirim/ benim degerim babaninkinden cok daha fazla – hamilelik, dogum vb kastedilerek-/ kurallar bana saygi cercevesinde koyulmali/ benden gizli hic bir sey yapilamaz” gibi bir yaklasimda bulunmus olsaydi anaerkil bir toplum yaratmis olacakti. Bu tip toplumlara kizilderelilerde rastlandigi dusunuluyor. “the rule by females (mother or wife)” seklinde tanimlanan bu topluluklar anaerkillige uygun bir sekilde yonetildigi varsayiliyor.
Gunumuz toplumlarinda hic bir sekilde anaerkil toplumun varligindan soz edemiyoruz. Cunku orneklerde de gordugunuz gibi kadin bir toplum yaratirken cok onemli bir etken ve bu etkisini ataerkillikten yana kullanmis.
Bunun bircok nedeni sayilabilir.En onemlisi fiziksel farkliliklar.Savaslar.Ilkel toplumlarda toplayicilikta erkegin daha cevik ve hizli olmasi.Veya erkegi biraz poh pohlayinca daha kolay soz dinliyor olmalarini kadinin kesfetmesi:)
G Milat
insanerkil topluma geçmemiz dileği ile bütün dünya olarak. Bunu kızılderililerde ve aborjin gibi ilkel topluluklarda görmek mümkün. Anaerkil duygusal bir toplum yaratır, bilim ve teknoloji ilerleyemez. Ataerkil ise şimdiki gibi bilimin ve sanayinin ilerlediği bir toplum yaratır fakat duygusal ve insani yönü zayıftır, ezmek üzerine kurulu bir sistem.
Icinde bulundugumuz ataerkil toplumda kadin zaman icerisinde savunmasiz hale geldigi ve sesini cikaramadigi icin ya duygusal ya da disiligini kullanan bir birey olmustur. Kadinin narin, kirilgan, savunmasiz, duygusal olmasi yine toplumdaki statusunun yarattigi bir sonuctur. Dogalinda bu denli aglak zirlak olacaklarini sanmiyorum.
Anaerkil bir toplumun duygusal olacagini dusunmuyorum. Daha az savas olan bir ortama duygusal dersek, orasini bilemem… Bir suru bayan biliminsani oldugunu ve bayan dusunur oldugunu unutmamak gerekir. Toplumda one cikamiyorlar diye bu onlari yok sayacagimiz anlamina gelmemeli..
Evet, insanerkil toplumlar yaratilmali. Burada hem fikiriz. Bunu yaratmak icin iki tarafli bir calisma gerek.. Once kadin ataerkilligi olusturmaktan vazgecmeli, sonra erkek bu durumu butun olaganligiyla kabul etmeli.. Surec oldukca uzun olacak diye dusunmeyelik. Yalnuzca iki ya da uc kusak yeter ataerkilligin yikilmasi icin…
G Milat
link to sonsuz.us
Yaradanın verdiği hakları hiç kimsenin alması yada vermesi söz konusu olmamalı aslında,kadın ve erkeği birlikte eğitmeden de bu konu böyle sürer gider…görev ve sorumluluklar,biyolojik farklılıklara göre biraz farklılık göstersede (insan)olmak haklarda eşitliği sağlar tartışmasız…..
“Yalnuzca iki ya da uc kusak yeter ataerkilligin yikilmasi icin…”
Nasıl bir hesap yapıyorsunuz?
Yoksa kahve falı sonuçları mı bu?!…
Kahve falına ihtiyaç yokki:)
Kadın ve adam yetiştirdiği çocuklarına eşit davranıp, ayırım yapmadan, beden gücü, düşünce gücünün paylaşımı konusunda eğiterek yetiştirse ve cinsel üstünlüğü (artık o neyse, bi kaç cm lik çıkıntının verdiği bi üstünlük mü, yoksa işve cilve fln mı, kasların gücü üstünlüğü mü? ) sadece yatak odasında kullanılıp etrafa saçmamalarını öğretebilse bi kaç kuşak sonra ataerkil, anaerkil diye bir toplum olmaz diye düşünüyorum bende…
Haa bu kadar basit midir bilemiyorum ama düşününce oluyor gibi:)
M.Kemal’i eleştirmekten zevk alanların, bununla kendilerini tatmin edenlerin burada bu forumda kadın-erkek diye bir konudan konuşabilmelerini M.Kemal’e borçlu olduklarını bilmediklerini sanmıyorum.. Borç borç borç borç borç… belki dikkatlerinden kaçar… Borçlusunuz.. feslilere peçelilere değil M.Kemal’e borçlusunuz…. Düşündüklerini bile ona borçlusun tabi düşünebiliyorsan… Bugün bir fesli görsen, onun yaşantısını incelesen tiksinirsin belki de, ama M.Kemal çıkmış onları insanlığa dahil etmiş… düşünme özürlünün birisi de çıkmış şapka kanunundan konuşuyor, haberin var mı diye soruyor, hayretler içinde kalmış!.. neymiş bugün bile anayasada varmış cezası bilmem kaç aydan başlıyomuş… ba ba ba ba ba…. yaav..! Ulan Kurtuluş savaşına sövmekten zevk alan, sizin başka işiniz, sorununuz yok mu he? yok dimi? adamın başka uğraşısı yok, 4 yaşındaki bir çocuk kadar akıl yürütemiyor, sonra o aklıyla devrime laf atıyor karaktersiz… hepiniz aynı sudan mı içiyonuz napıyonuz? sizin betiminiz şu: aklını kuklalaştıranlar…! en büyük hüneriniz kuklalık yapmak.. içinize işlemiş güdülmek, çoban gördüğünde tatmin olan dümbelekler… düm düm tek! çaaal babam çal…
biri de yeter ya artık kemalizm de bir yere kadar diyor, bırakmak lazım… yav, yav yaaaavvv…. a güzelim; ortada ne var da sen yeter diyorsun? ortada Atatürk’ün düşünceleri üzerine, yaptıkları üzerine bir rejim mi var da Atatürk’e laf atıyorsun?.. , akıl yaşları 4 olan saftiriklerin şapka kanununa bak anayasada ha hah haa deyişlerine mi yeter diyorsun… hadi o 4 yaşında sen? sen bari yapma !
bu kadar sinirden sonra kadın-erkek denen saçmalıktan da bahsedelim de tam olsun… ya ben niye her yoruma “temelsiz” diye başlamak zorundayım?.. bu forumdan mı kaynaklanıyor, yoksa yaşadığımız toplumdan mı anlamadım?..
Bu kadın-erkek konusu temelsiz…..
hazır düşüncelerden oluşmuş… binyıllardır aynı şeyleri burada söylemenin ne anlamı olabilir ki? atalarımızın mağara duvarlarına kazıdığı düşünceleri bizler burada internet duvarlarına kazırsak neyi değiştirmiş oluyoruz… neyi geliştirmiş oluyoruz…
2000 sene önce birisi birşey söylemiş, biz de onu habire tekrarlayıp duruyoruz,
o zamanki insan kendi çevresini gözlemlemiş ve akıl yürütmüş, biz de aman ne güzel yapmış ne güzel söylemiş, tamam bizim düşünmeye gözlem yapmaya artık ihtiyacımız yok deyip, taştan tekerlek yapan insanların gözlemlerini bugün petrolden ve demirden tekerlek yapanlar olarak yeterli görüyoruz. sanki aynı çevre koşullarına sahipmişiz gibi. kendi çevre koşullarımıza 2000 sene öncesinin çevre koşullarıyla çözüm üretmeye yelteniyoruz….. sonra da düşündüğümüzü sanıyoruz… yani demek istemem şu ki:
daha kadın-erkek diye bir tanımın insanların bitaraflarından uydurduklarını göremiyorsak ne diyebilirim ki….
yok ataerkilm,ş yok babaerkilmiş… bakın bu yazıyı oluyanlar üzerlerine alınmasınlar çünkü gerçekler, üzerine alınılacak şeyler değildir…
yok toplum ataerkimiş o yüzden erkekler baskın çıkmış.. ya ben o toplumun bilmem nesine ne yapayım.. ben o toplumu niye tartışayım ki? niye inceleyim, niye saçma sapan tanımlar üreteyim o toplumdan?
ya birisi anlatsın bu baskınlık nasıl bir şey?
kadın ne erkek ne de birbirine baskı yapıyorlar? erkek kadına baskı yapınca erkek oluyor, mesela hırsızlık yapınca insan oluveriyor… haydi bakalım burdan buyrun… az önce erkekti-ataerkildi şimdi insan oldu… neymiş yasalar önünde eşitmiş ama fizyolojik olarak eşit değilmiş.. hırsızlık yaparken kadın erkek insan diye tanmlandı ama iş ataerkil-babaerkile gelince kadın erkek oluverdi..ya ben senin eşitlik anlayışına ne deyim ki?…
o yasalar önünde dediğin yasalar bir kere insanı ayırmış kadın-erkek diye… anne-baba diye…. sen hangi yasalardan bahsediyorsun eşitmişte fzikmiş dış görünüşmüş kas gücüymüş işmiş evmiş, dışarda çalışırmış ta… ya bırakın bunları…. bırakın.. siz biraz daha M.Kemal’e sövün, bi tatmin edin kendinizi, bi oh çekin…
(sözlerimde hakaret görenlere belirteyim bari kulağa hoş gelen notalardan ritimlerden çalsalar da biz de neşemizi bulsak.. çıkardıkları sesler anlamsız ve boş..)
İkisi de uç. Ataerkil, Anaerkil.
Denge gerek denge. Arayışı dahi iyidir.
eğer bu konuda tartışan tüm arkadaşlar yabancının ifade ettiği gibi düşünüyorlarsa bu düşünceye şu bakış açısını ilave etmem gerektiği kanaatindeyim…
denge aranmaz kurulur… siz önce doğada olmayan bir şeyi oluşturduğunuzu söyleyeceksiniz buna ata-ana diye isim vereceksiniz sonra da bunların dengesini arayacaksınız buna da kötünün iyisi diyeceksiniz.. Doğada böyle bir denge türü yoktur dolayısıyla bu arayış pek sonlanacağa benzemiyor…
“Nasıl bir hesap yapıyorsunuz?
Yoksa kahve falı sonuçları mı bu?!…”
Ataerkillik fallara mı kaldı acep:)
Aile kurumunun diger sosyal kurumlar gibi ekonomik iliskilerin dongusuyle sekillendigi ve bu iliskilerin desteklendigi mulkiyet duzeniyle birlikte degistigini kabul etmeliyiz.Bu degisimin yani sira, ailede basat gorevde olan kadinin ailenin yapisini sekillendirdigi de gercektir.Erkek ve kadin iliskilerinde her ne kadar iki taraf da esit hak ve ozgurluklere sahip olmasi gerektigini savunsak da, cocuk uzerinde annenin etkisi, babaninkine oranla kat be kat fazladir. Ataerkillige bir basamak daha eklemis olan Freud, genel analizlerinde “kiz cocuklarinin erkek olma istegi”ne dikkat cekerken, anaerkillik kokan Karen Horney “erkelerin kadinlarin dogurganligini kiskanmasi” uzerine egilip kadinlarin bastirildigini ve ozellikle anne tarafindan bebegin nevrotik durumunun belirlendigi dusuncesini ortaya atar. Gerek cocugun yetistirilmesi, gerekse toplumdaki yerinin onemli olcude belirlenmesi icin annenin rolunu yadsiyamazsiniz.
Ataerkilligin erkege ve kadina asilanmasi cocugun ilk yillarina denk gelir.Cunku ilk birkac yil icerisinde cocuk, annesi tarafindan genel toplum normlariyla yogrulmus bir ahlak ve davranis seklini ogrenir.Bu ileriki yillarda savunma mekanizmasi ve diger bireylerle olan iliskisi acisindan onemli bir surectir. Simdi diyelim ki gelecek nesilden itibaren butun anneler cocuklarina ataerkillik motiflerinden olan savascilik, bedensel kuvvetin ustunlugu, dinen yaprim uygulanan erkek peygamberlik vs vs bunlari cocuklarina sunmadilar.Ataerkilligin beyinlerden silinmesi icin uc nesil(ortalama 100yil) yeter.Zaten son yillarda Dunya genelinde kadinlarin is dunyasi ve diger bilimsel faaliyetlerde on plana cikmaya baslamasi bu catirtilarin gostergesidir. Tabii ki birden bire olabilecek bir sey degil bahsi gecen “uc nesil” fakat imkansiz da degil.. Her sey nispeten kadinlarin elinde.Bunun icin de kadinlarin anneliklerinin bilincinde olmalari gerekir. Siz bir cocuk yetistiriyorsunuz fakat o cocuk da toplumu olusturan bireyler arasinda yer aliyor. Boylelikle en bastan yapilacak olan yonlendirme, toplumun geneline uzun vadede etki edecektir.
Bir sistemi yıkmanın zorluk derecesi ile onun kalıntılarını yok etmenin zorluk derecesi arasında çok büyük bir fark vardır ve kalıntıların yok edilmesi daha bir zordur. Ataerkillik yıkılsa bile kalıntıları öyle bir kaç kuşak ile yok edilecek bir olgu değildir… Yüzlerce yıl sürecektir.
Toplumların evrimi tepeden inme bakışlar ve programlamalar ile olmuyor…
Bu yüzden “bir kaç kuşak” tespitiniz yerinde değildir…
Yorumdan uc kusak sonra herkes “ataerkil”ligi unutacaktir sonucunu cikariyorsaniz yazdiklarimi anlamamissiniz veya yanlis anlamissinizdir.
Bir toplumsal normun evrilmeden devrilemeyecegini biliyor oldugunuzu dusunerekten, uzun ve cetrefilli bir surece yayilmis olan ve ozellikle kadinlarin en buyuk rolu ustlendigi bir sistemin yikilmasindan bahsediyorum. Tabii ki kalintilari zamanla azalip yok olacaktir. Hic bir degisim birden bire olmaz, olamaz.. Toplumsal degisim; surec, sabir ve ozveri gerektirir.
Isinizi fallara birakmayin derim nacizane..
Falcı gibi konuşan (yazan) ben miyim?…
Fal oldugunu savunan sizsiniz. Fallarla bu kadar hasir nesir olan da ben degilim.
Toplumsal degisimlerin evrimlerini tamamlamadan devrimlerinin yapilamayacagini soylemek falcilik degil, realistciliktir.. Bu degisimin uc kusakla olabilecegini savunmak da falcilik degildir, olsa olsa olasilikciliktir.Ve degisimlerde her olasilik goz onunde tutulmalidir.Uc veya bes hic onemi yok.. Zaten birden bire toptan bir degisiklik olamayacagini da vurguladim, uzun uzun da anlattim.. Hala fal diyorsaniz, kahveler benden olsun Sayin Aktas 😀
Tarih sahnesinde, hic bir toplumsal degisim bodozlamasina olmamistir.Bunun icin uygun ortam ve toplumsal bilinc yerlestirilmelidir. Cekirdekten dallara uzanan uzun, evrimsel bir surecle gelen degisimler koklu ve kalici olurlar.Bahsi gecen ataerkillik de bunlardan birisi.Uc nesil ise olabilirligi icinde sakli olan bir olasilik.. Aile icinde kadin tarafindan baslamais ve cocuk egitimi ve psikolojisine indirgenerek sosyo-psikolojik baglamda incelenip sonuclar elde edilmelidir.
Kadinin gizliden gizliye başat eleman olarak yer aldigi ataerkillik, yine kadin tarafindan yikilabilir.Bu surec icerisinde tabii ki erkeklerin de rolu inkar edilemez.Kendilerine destek olabilecek erkekleri psikolojik olrak yetistirmek de yine kadinin mesuliyetindedir.Nihayetinde ogullari doguran analardir… Butun bunlar icin, oncelikle kadinin kendisi bilinclenmeli.. Ataerkil veya anaerkil bir toplum istemiyorum ben.. Hak noktasinda esitlikci bir toplum derdindeyim. Yoksa kimse kadinla erkek her alanda esit sayilsin demiyor.. Farkliliklar fark ettirilmeden DENKlik saglanmali diyorum🙂
“Evet, insanerkil toplumlar yaratilmali. Burada hem fikiriz. Bunu yaratmak icin iki tarafli bir calisma gerek.. Once kadin ataerkilligi olusturmaktan vazgecmeli, sonra erkek bu durumu butun olaganligiyla kabul etmeli.. Surec oldukca uzun olacak diye dusunmeyelik. Yalnuzca iki ya da uc kusak yeter ataerkilligin yikilmasi icin…”
Bu sözler size aittir G Milat.
Ben bu sözleri tarih ve sosyolooji açısından falcılık sayarım. Söylemek istediğim bu. Ama siz “Isinizi fallara birakmayin derim nacizane” diyerek falcılığı bana yüklemeye çalışıyorsunuz bir de…
Sözlerinizin olasılık hesabı ile ilişkisi olduğunu sanmıyorum. Onu da “matematikçiler” yanıtlasın…
Ha;
“Nasıl bir hesap yapıyorsunuz?
Yoksa kahve falı sonuçları mı bu?!…”
Bu “itirazı” koyma nedenim ise, böylesi konularda tartışır, konuşurken ortaya konulan sözün biraz “tartılarak” söylenmesidir. Siz önce söyleyip sonra tartıyorsunuz. Önce tartıp sonra söylemeyi deneyin, bu denli gereksiz tartışmaya gerek kalmaz o zaman…
“Ben bu sözleri tarih ve sosyolooji açısından falcılık sayarım. Söylemek istediğim bu. Ama siz “Isinizi fallara birakmayin derim nacizane” diyerek falcılığı bana yüklemeye çalışıyorsunuz bir de…”
Olasi bir yanlis anlamaya mahal vermemk icin uzun uzun yazmama ragmen, hala falcilik diyorsaniz.. Size bir soru sorayim: Kahveniz az sekerli mi olsun cok sekerli mi 🙂 Zira orta yolu bulmak istemeyisinizden orta almayacaginiz kesinlesti:)
Tartmak konusuna gelince, bu baslikta yazdigim tartilmamis bir cumle oldugunu dusunmeniz terazinin bir kefesine yukleniyor olmanizdan olabilir..
Tekrar edeyim, degisimler evrimlesip devrilmeliler. Uc kusak konusu ise tamamen kadinlarin cocuklarini yetistirme sekillerine baglidir.Ayrica, uc kusak sonra birden butun insanlik ataerkilligin kalintilarini uzerinden atacak da demememe ragmen surekli o sekilde algilamaniz benim anlatamamamla mi ilgili bilemiyorum…
Nihayetinde -anladigim kadariyla- ikimiz de toplumda erkek veya kadin egemen baskinligini istemiyoruz. Isin ozu, cinsiyet ayrimlarini bir kenara birakip DENKlik saglanmis bir toplum duzeni yaratmak..