Dinlerin konusunun, metafizik ve ahlak olduğunu tekrar tekrar söylemeye gerek duymuyorum. İslam tüm bunlara ilaveten, şeriat adı altında sosyolojik bir düzen kurmaya çalışmış ve günlük hayata karışmıştır. İnsanın nasıl giyineceği, nasıl davranacağı hatta nasıl tuvalete gideceği, adım adım belirtilmiştir. 1400 yıl öncesine ait bir çöl kentinin, örf ve adetlerini yansıtan bu küçük toplumsal hareket, yeni fetih ve gasplarla etki alanını büyütmüş ve günümüze gelinmiştir.
Her ne kadar dinlerin tanrı işi olduğu söylense de, ben dinlerin bizlere öğretilen ÖĞRETİLER olduğunu düşünürüm. Bilim illa insanın dini ile bağlantılı olmasa da dinlerin psikolojik etkileri düşünen insanı etkisizleştirecek potansiyele sahiptir ve örnekleri tarihte mevcuttur. Bazı cesur insanların görüşlerini yalın dile getirebilmesi çoğu kez erk odaklarının iki dudağına bağlıdır. Ve toplum, anlaşılmaz bi devamlılıkla bu iki dudağı DİN ve AHLAK ile sürekli beslemiştir. Karanlık ortaçağ denen avrupa dönemi, kesinlikle ve kesinlikle DİN odaklı olageliştir. Bu dönemde din, hem bilimi hem ahlakı elinde bulunduran erk olarak düşünceyi durdurmuştur. Avrupanın 500-1500 yılları arası sürecek bu 1000 senelik karanlıktan kurtulması ancak Luther ve onun din reformlarıyla mümkün olabilmiştir. Avrupa bu karanlık dönemde hiç bir önemi olmayan hristiyan bilimi! ve alimleri! üretmiş ve birçok eser vermiştir.
Aynı dönemde Doğu, avrupadan hiç farklı değildir. Hem doğuda hem batıda güya bilim adamlarınca aranan ve bulunması istenen argüman felsefe taşı gibi simya işleridir. Simyacılık bir nevi müneccimlik (falcılık) ile aynı kategoride olan daldır ve onlardan asıl istenen tanrının somut kanıtlarıdır. Çoğunlukla Aristotales ve Platon görüşlerinden uyarlanan anlamsız makalelerle tanrı ispatlanmaya çalışılır. Matematik ise, yunan aydınlanmasından gelen ivmeyle belli bir noktadır. Bu karanlık dönemde neredeyse yeni (yapıcı) hiç bir fizik ve kimya buluşu yapılmaz. Bazı zehirler ve deneme yanılma yoluyla hastalara verilen bitki özleri dışında, 1000 sene boyunca insanlık hiç bir ilerleme göstermez. Aynı şey “edebiyat” için de geçerlidir. Eski Mısır ve Yunan’dan beri kullanılan yöntemler ve dogmalar klise ve cami için, hem belirleyici hem evrensel argümanlardır.