Bir Soru Bir Konu

Az önce sitenin anlık mesajlaşma panelinde şöyle bir ifade yer aldı…konuyu genelleştirmek ve kişisel hezeyan malzemesi etmemek adına kişilerin mahlas/rumuz adlarının bir önemi olmadığını altını çizerek belirtmek isterim.

xyz: sonsuz, son sözüm inançlara karşı hakaret edilmesin yeter, umarım daha dikkatli olursunuz. Artık bir yazı yazmıyorum.

Bunu okuyan bir başkası cevaben şunu yazdı:

Tanrı: Rezil ettin beni salih!! sen iyi bir köle değilsin!

Bunları okuyan bir başkası:

DEC CAL: sonsuz tanrı nıckıyle gırılen mesajın ve bu benım mesajımında panodan sılınmesını talep edıyorum.

…yazdı.

Ben de bu okuduklarıma istinaden soruyorum:

Neden silinmesini talep edilmekte?

Aklıma gelen olası nedenlerden bazılarını yazayım.

1-Tanrı, muhtemel ötesi bu tanrı Allah, hiç bir zaman mesaj yazmaz ya da yazamaz.
2-Allah herhangi bir insanı muhatap almaz.
3-Tanrı sadece peygamber ile konuşur hatta ona melekleri ile vahiy yollar.

…bunların haricinde nedenler olabilir…onlar nelerdir?

“Silin o mesajı” dedirten neden ya da nedenler nelerdir? Bir cevabınız ve açıklamanız var mıdır? Bu cevabınızın ve açıklamanızın gerekçeleri ne gibi bir bilgi ya da öğretiye dayanmaktadır?

🙂

35 yorum “Bir Soru Bir Konu”

  1. abi siz yemiyor içmiyor uyumuyor sürekli didişiyorsunuz. savaşmayın sevişin beaa:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. “Sordun soruyu
    aldın boruyu
    “

    hesabına dönecek açmış olduğun konun şimdiden söyleyeyim.

    Ben salihxyz, ataan. ali k ve şeref yücel kadar peygamber sabrı göstermem bundan sonra sizin gibilere.

    Sizler

    ” sinekler “

    vardır üşüşürsünüz onla beslenirsiniz yaptığınız bu be kardeşim.

    Ben din adamı değilim hele fikir adamı hiç değilim.
    Kendi inanışlarımı bile aksattığım olur.
    Bana kancayı attın/ız ama üzülüyorum
    İstediğini söyleyen benden istemediğini duyacak.
    Anti demokrasi..

    Sen benle uğraşacağına hapislerden tahliye olan katillerle uğraş kardeş.
    Patır patır tahliye oluyorlar.
    Aman dikkat et diyarbakırdan ve bolu dan tahliye olan hizbullahçılar senin bu yazını okumasınlar. aman ha neme lazım sonra seni buralarda göremeyiz. …..::)))

    Din iman işleri hassas konular .
    Taksimde pürtelaşta oturmaya benzemez.
    Bizzat dinamıtin istünde oturuyorsundurda farkında olmayabilirsin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Tanrı, dona kılığına girip kitap yazdırdığına göre buraya da yazabilir. Belki bu sefer DEC CAL ı seçmiştir, peygamber olarak.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Ne kadar sallarsan salla, son damla düşer DONA.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Sana kırmızı bir don da göndericem dinlerken o donu giyersin parantezcim..

    Yırtık don muhabbeti anladın sen onu

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. ben kendimi eksi artı kollayıcısı ilan ediyorum
    zaten gıcığım var bu işe biliyorsunuz:)) kendime iş edindim tüm eksileri ve artıları düzeltip normale getireceğim haberiniz olsun hehheeeeee

    geçen gamaro da aynı şeyi söyledi, bu gün DEC CAL aynı şeyi söylüyor. xenix de bana katılmıştı bu artı eksi işinde.

    sonsuz: imzalar çoğalıyor, kaç imzaya dikkate alınır bu konu dersin arkadaşım??? :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Giydiğin yırtık, kırmızı donlar sana kalsın.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Sana ayyıldız, kom, ten, ya da zeki’den alıp göndericektim,

    Ama sen kirlisin baksana aklın nerelerde kalmış….
    Don bulamayan lar var. Bunu dikkate al.

    Hatta don giymeyenler bile…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. SELAMLAR..

    • Çok sinirlendiğini ve nedenlerini çok iyi anlıyorum. Birbirimizi henüz tanımasak da bazı şeylerde müşterek noktamızın olduğunu düşünerek sana dostça bir tavsiye niteliğinde bir ricada bulunmak istiyorum.

    • Lütfen sabırlı ol ve kimseye hakaret etme. İstersen bir kaç saat siteden uzaklaş, kendini dinle, sakinleş ve yine dönersin. Bunu özellikle senden rica ediyorum.

    • Şuna da inan ki bunları burada birilerine yalakalık olsun diye söylemiyorum. Öyle biri olsam ATAAN’A destek olduğumu açık açık ortaya koymazdım. Sadece senin iyiliğine olur düşüncesinde olduğum için konuya dalmak istedim.

    • Sen yine de nezaketi ve saygıyı elden bırakma DEC CAL kardeşim.

    • Lütfen..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. :))

    Hezeyan nöbetleri…hatta komasına girmiş arkadaş.

    Olsun.

    Konuda kalalım.

    Tanrı bir insanı direk olarak muhatap alabilir. Hem de araya peygamber veya melek koymadan. İsterse peygamber ya da melek aracılığı ile de konuşabilir…ama onlarla (nedense) sadece vahiy yolu ile konuşur.

    Şura Suresinin 51

    1. Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Perdenin arkasından konuşuyor ise mesaj da yazabilir…

    Ben demiyorum, tanrı diyor.

    Yeni soru:

    Bu perde Ahzab 53 deki perde ile aynı mıdır?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Anlayacağım dilden dedim.

    Bak daha önceki yazılarda belirttim ben din adamı değilim bana ayet yada süre yazıp beni cahil yerine koyacaksan ben zaten cahilim uğraşma. Yazıktır boşa geçen zamanına.

    Senin soruş amacın ne kardeş,

    Hezeyan kelimesi güzel kelime..

    Bakalım sen ne kadar sakin kalıp Hezeyan a kapılmayacaksın….??

    Ateist’sen öyle kal…

    Neden sorguluyorsun kardeş….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Tanrı/yaratıcı bilinmemeli, konuşan, göbekli ya da spor ceket giymiş bir tanrı olur mu? Olmaz. Neden? O zaman ona soru sorarız ve ilan ettiği/edildiği gibi olmadığı anlaşılabilir.

    “İnanmıyorsanız saygı göstereceksiniz.

    Bu kadar basit…
    “

    İnanmayanların sorgulama hakkına da saygı gösterilmesi gerektiğini anlayacaksınız.

    Bu kadar basit…

    “Çünkü sen ve senin gibilerle ne farklı dünyaların insanıyız nede aynı dünyadan bakıyoruz..

    Farklıyız,
    “

    Önemli olan farklılıkların bir arada yaşayabilmesi. Bu eşcinsellere de, travestilere de, inanmayanlarada saygı duyulması gerektiğini anlamayı da içermez mi acaba? Dahası inanmayanların inancı sorgulama haklarına saygıyı da gerektirmez mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Ve beni önemsemeyip iki cümle yazmayanlar,
    Ben de en az sizin kadar dinden ve dinci diye geçinen lerden yaka silktim.

    Askerde mum söndü olayıyla ilgili tertibimi dövdüm 15 gün diskoda kaldım. Yediğim dayak ta cabası.
    İş te bulunduğum konum itibari ile yanımda konuşulmaz alevilik ve dincilik…
    Annem mevlüt okuttu rahmetli dedeme, gelen hoca aleviyiz diye kısa kesti ritüeli.
    Kurban keselim dedik aleviyiz diye bizi ortak etmediler..
    Ama inanmamayı hiç düşünmedim Yaradana.

    Hep karşı geldim yobaz ve cahil dindarlara sıkıldım artık at gözlüğü var genelinde….
    Mücadelem hep bu yönde ama sizler kadar da alaşağı etmiyorum.

    Eşcinsellere, lezbiyenlere yani homoseksüellere gösterdiğiniz saygının Onda birinide inananlara gösterseniz inanın problem kalmaz.
    Buna emin olun.

    Konu kapanmıştır benim için.
    Çünkü ne kadar konuşulsa,
    Ne kadar çizilse sonu gelmeyecek bu konuların…..

    Saygılar…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Mum söndü ile ilgili bana da çok soru geldi. Hele bir tanesinde bir kaç kız arkadaş alevilik hakkında sorular sormuşlardı. İslamla ilgisi nedir, ne değildir falan. Ben bunların sorularını cevapladım epey. Sonra bir şey soracaklar ama utanıyor, çekiniyor gibiler. Anladım o an, dedim içimden mum söndü sorusu geliyor şimdi. Beklenen soru geldi tabi, işte onuda merak ediyoruz diye sordu bunlar utana sıkıla.

    Dedim ki; Cumartesi akşamı gelin. Mum söndü yapacağız, siz de misafir olarak katılın. Orgazmın doruklarını yaşayacaksınız söz veriyorum. Unutamayacaksınız o geceyi.

    Bunlar tabi önce kızardılar, sonra mora doğru çalmaya başladı renkleri. Hiç beklemiyorlardı böyle bir cevap.

    Dedim ya sizin hiç aklınız alıyor mu, taa ne zaman bir şeyhülislamın alevileri kötülemek için uydurduğu bişeye nasıl inanabiliyorsunuz bu çağda?

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Şimdi de…

    BİR KONU BİR SORU

    Bir dizi yapıldı…

    Padişahla ilgili…adı tam aklımda değil. Açıp baksam ne değişecek siz anladınız zaten.

    Ciğeri beş para etmez bir kalitesi var, o kesin…

    …insanlığın ve kalitenin olmadığı ülkelerde accccaip satar illa ki.

    İsrail, Katar, Suriye, Yemen, Irak, İran vs vs yakında ayıla bayıla ithal eder…

    Neyse…zaten o tarafına bakan yok…

    …ama dinci hop oturup hop kalkıyor:

    -Vayyy padişah alemci miymiş, içki mi içermiş.

    E içer! Alemcinin de önde gideniydiler.

    Sen padişah ol sende içersin…içkiyle de kalsan…enfiye, duman ne bulsan da çekersin.

    Ganimetler geliyor…cariyeler, köleler…bıngıl bıngıl.

    Karaköy kerhanesini düşün…

    …tamamı senin.

    Dallama oradan bağrıyor:

    Vayyyy, ulu hünkarımız alemci değildi…

    Onlarca kadın…evlilik mevlilik yok…seç beğen yat…

    …mahzen şarap dolu…

    …eleman oradan bağrıyor;

    Padişahım hünkarım…sana bok atılmaktaaaa…vaaah vah.


    Pekiiii:

    Soru şu:

    Hacca giden padişahların isimlerini buraya yazınız!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. ayy bu “küttt” te ne kafamın üstünde yine ne yaptım hocam??? :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. gidenleri bilmiyorum ama sanırım gidemeyen kanuni yanılmıyorsam:) o sebepten türbesinin üstünde hac dan gelen bir tutam toprak bulunuyor. bir tur şirketinin düzenlediği istanbulu tanıyalım gezisinde rehber bey sölemişti. öyle hatırlıyorum…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Osmanlı hanedanından hacca giden tek şahsiyet Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğlu Cem Sultan’dır. Osmanlı imparatorluğu döneminde, ne ondan önce, ne de sonra Osmanlı hanedanının erkek üyelerinden hiç kimse hacca gitmedi. imparatorluğun sona ermesinden sonra son Osmanlı padişahı Vahdeddin, hacca gitti. Ancak eşkıya saldırısı sebebiyle haccını tamamlayamadan, umre yapıp dönmek zorunda kaldı.

    HACCA GiDEN TEK OSMANLI
    Fatih Sultan Mehmed 1481’de öldüğünde büyük oğlu Şehzade Bayezid, Amasya’dan istanbul’a gelerek Osmanlı tahtına çıktı. Konya Valisi olan Cem Sultan, babasının ölümünü geç öğrendiğinden hükümdarlık yarışında geç kalmıştı. Durumu kabullenmeyerek ikinci Bayezid ile taht mücadelesine girdi, ancak 20 Haziran 1481’de Yenişehir Ovası’nda meydana gelen savaşı kaybetti. Canını zor kurtaran Cem Sultan, valilik merkezi Konya’ya dönüp, üç gün dinlendikten sonra halkın gözyaşları arasında şehirden ayrıldı. Cem Sultan, kendisini takip eden ikinci Bayezid’in askerlerinden kurtulup, Mısır’da hüküm süren Memlük Devleti’ne sığındı.
    Fatih’in oğlu Mısır’da törenlerle karşılandı. Mülteci Osmanlı şehzadesine Mısır’da büyük hürmet gösterilip, şerefine ziyafet ve eğlenceler tertip olundu. Cem Sultan, bir süre sonra Memlük Sultanı Kayıtbay’dan hacca gitmek için müsaade istedi. Kayıtbay, şehzadeye hac için müsaade edince, Cem Sultan yanına annesini ve eşini alarak hacca giden kafileye katıldı. Cem Sultan hacca gittiği için o yılın hac kafilesi daha ihtişamlı olarak hazırlandı. Mekke ve Medine’yi ziyaret eden Şehzade Cem, haccını tamamlayarak 1482 Mart’ının başlarında Kahire’ye geri döndü.

    sabah.com.tr

    işim çok valla bu kadarını bulabildim idare edin:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Şimdi KÜT! ün ne anlama geldiğini farketmişsindir delişey. O küt sesi, takla atarken kafanın çarpma sesidir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. xenix,

    valla anlamadım. ne taklası? siz aranızda şifreli mi konuşuyosunuz ne? ben gidim siz rahat konuşun 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Padişahların günahsız, içkisiz, cariyesiz, yaşadığını sananların taklası.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Heee o mu? yok yahu öle birşey. Topkapı Sarayını gez mimarisinden, harem kısmından ve hazine odasından anlıyorsun zaten:) Günah nedir?

    ihtişam abartı saltanat = günah = boyun vurdurup ölüme sebebiyet = padişah = saray entirikaları = hırs v.s

    harem bölümü = cariyeler = seks düşkünlüğü

    yani harem bölümü diye bir yer varsa, havada kalır sanılanlar:> (bu gülüş ağzımı bükerek gülme ikonu)

    beni ilgilendirmez tabi de padişahların seks hayatları görünen köy de kılavuz isemez.

    padişahlara gönderilen hediye tahtların üzerindeki zümrütler, altından işlemeler ve yakutlar…

    eee nerede kadı israfın ihtişamın “günah” sayıldığı nokta???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Valla HoLa öyle bir güzel kaldırmıştı ki topu
    Karşı tarafın tamamı birden blok olmasına rağmen
    Seti alan kusursuz bir sayı idi.
    Cem Sultan’ın itirazı yetmez
    Vahdettin de onları kurtaramaz!

    KÜT!…

    Haydi HoLa, bir daha!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Padişahların hacca gitmeme sebebini, Murat Bardakçı”dan
    tarihin arka odası programında şöyle duymuştum;

    padişah peygamderden büyük sayıldığı içinmiş.

    .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Daha neşeli cevaplar var…yüce Google orada durmakta…açın bakın.

    Padişah hacca giderse bu 9 ay sürermiş…

    İstanbul Mekke yaklaşık 4000 km.
    Normal yürüme saatte 8 km dir.
    Günde altı saat yürüse bu eder 50 km.

    4000/50: 80 gün.

    Yani padişah yürüse gitse…3 ayda gider üç ayda gelir.

    🙂

    Bunun devesi var atı var arabası var…

    …şu dokuz ay nedir?

    Nasıl bir işkembedir bu?

    Bu arada Bekir Coşkun un bu konudaki yazısını okuyunuz…

    …oradan bir paragraf:

    “Dizide gördüğünüz (ki ben ömrümde ilk kez bir diziye oturup baktım) o sevimli küçük Veliaht Mustafa var ya…
    İleride Sultan Süleyman onu boğduracak… Koklayarak öptüğü bebeğini, dilsiz cellatlar boğarken de hırıltılarını yan çadırda dinleyecek…
    İyi mi?..
    *
    “Muhteşem Yüzyıl” dediğiniz, yağmaya ve istilaya dayalı ekonomisi, bebek yaşta annesinden-babasından koparılmış devşirmelerden ordusu, adı ve kimliği değiştirilmiş insanlardan oluşan devleti, saçından sürüklenerek getirilmiş el kızlarının hamama sokulup sokulup padişaha sunulduğu, kalanlarının paylaşıldığı, babanın oğlu, kardeşin kardeşi boğdurduğu ve ha bire kafaların kesildiği öyle bir yüzyıl işte…
    Eksik bile; ya sarayın “oğlan”larını gösterselerdi…”


    “Muhteşem İllet”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. tabi asıl bomba o,

    sarayın oğlanları…

    birde hac konusunda asıl korku,

    dönüşte tahtı bulamamak…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. “Dayak cennetten çıkmadır”

    …denildiği zaman bir alay insan kıvrana kıvrana:

    Çaresiz kalınca şiddet kaçınılmazdır…

    …bazen elde olmadan şiddet oluyor işte…

    …ama işe de yaramıyor değil…

    …şeklinde ipe sapa gelmez açıklamalarda bulunurlar.

    Oysa ki cümle içindeki “dayak” bildiğin baston. Dayanarak yürüdüğün sopa yani.

    Kolunu dayadığın şeye ne diyorsun?

    Kolçak.

    Biçme yaptığın alete bıçkı demek gibi.

    “Dayak” da “dayandığın şey”.

    Musa nın asasıdır dayak…şu yılandan asaya dönüşen.

    Cennetten gelir o yılan.


    Bazen çok basit bir unsur bilgisizlik ve düşüncesizlikler nedenli alakasız bir yerde ele alınmakta.


    Arkadaş oradan beni göstererek diyor ki:

    -Bu Hola var ya din düşmanıdır.

    Doğru.

    Bunun bokta boncuk bulunmuşcasına amplifize edilmesinin bir alemi yoktur.

    Azıcık düşünen şunu sorar:

    -Bir insan nasıl/neden din düşmanı olur.

    Karşıma dinleri alıp Donkişot misali kılıç mı sallıyorum? Elimde bir sinek öldüreceği kutsal kitaplara “al sana al sana” diyerek düşmanlık edilebilir mi?

    Din bir insan için nasıl düşman olabilir?

    Demek din denilen olgu savaşılması gereken bir hale getirilmekte…

    …yani o kitaplar benim sinek öldüreceğimin altında olduğundan değil…

    …birilerinin eline alıp:

    -Buna göre yaşayacaksınız ulan

    …demesi ve sallaması ile oluyor.

    Bazı iman sahipleri ibadetlerini ve inançları çerçevesinde ibadetlerini kendilerinden bir santim bile uzağa sıçratmaz iken bir başkası kalabalıkları kendine itaat ettirme adına dini alıyorlar ve sosyal, kültürel, siyasal hatta bilimsel konular ile karıştırıp çeşitli amaçlar ile gündelik yaşama bir çok kanalı kullanarak servis ediyorlar.

    Burnunun ucuna kadar getiriyorlar yani…

    Özetle denilebilir ki dinleri kendilerine ALET ederek ortalıkta boy gösteriyorlar.

    Elbette bunu yaparken de çuvallıyorlar.

    Çuvallamalarının birincil nedeni ellerindeki kutsal kitapların içinde ne olduğunu bilmiyor olmaları…bilmedikleri için de gereğini yapamıyorlar. Tek bildikleri kitabı havada salladıkları zaman birilerinin buna biat etmeli şeklinde beklentileri.

    Ama olmuyor.

    Dincinin akıl, mantık ve fikir konusunda gidebileceği noktalar oldukça kısıtlıdır…zira dinlerin hemen hemen hepsi teslimiyetçilik gerektirir. Teslimiyet, anlamından da anlaşılacağı üzere kısıtlanmışlık manasına gelir.

    Biri size TESLİM OL dediğinde ne yaparsınız? Eller ya başın üzerindedir ya da ense arkasında…

    …yani hareket kabiliyetinizi kısıtlar.

    Dinler kişilerin bir çok açıdan kişilerin düşünce, hareket ve davranışlarını kısıtlarlar…yasaklar, günahlar, emirler, vaadler…vs vs. Dolayısı ile dinci birinin dinlerden özgür olan biri karşısında gerek fiziksel gerekse düşünsel olsun geniş spektrumlu hareket ve manevra kabiliyeti yoktur…olamaz…olması da mümkün değildir. Kısıtlanmışlık ile büyük manevralara kalkışan her daim ya sendeleyecektir ya da çuvallayacaktır.

    Dolayısı ile dinler ile özgürlükçülüğü bağdaştırmak, dinler ile demokrasiyi aynı potada kaynatmak abesle iştigalden öte koccaman bir sahtekarlıktır. Şu fıkradaki “pire ilacını pireleri tek tek yakalayıp içireceksin” diyen seyyar satıcının pişkinliğinden farksızdır.

    Kısıtlanmış yani teslimiyetçiliğe gönül vermiş olan birisinin liderlik ederek rahat hareket etmesi ancak ve ancak kendisinden çok daha fazla kısıtlanmışların içinde mümkün olabilir. İşte bundan dolayıdır dinlerin etken olduğu yerlerde dinlere dayandırılan ritueller devreye girer ve topluluklar dinin emrettiğinden beş beter daha fazla kısıtlanırlar. Böylelikle kısıtlanmış beyinler beter kısıtlanmışlar arasında varlık gösterip avantayı kaparlar.

    Senelerdir izlediğiniz TC nin siyasetindeki dincilerin sürekli olarak toplumu mengene misali daha fazla sıkıştırmaya çabalamalarının nedeni işte budur. Daha fazla manevra kabiliyeti elde etmek için.

    Dinlerin önde gelenleri (hangi din olursa olsun) kardinalinden papazına, mollasından imamına, hahamından kabile büyücüsüne kadar tamamı tarihte de görüldüğü üzere varlıklarını idame ettirmek için bu yollara sapmaları kaçınılmazdır.

    Başkalarının hareket ve kabiliyetlerini kısıtlayarak kendine hareket alanı yaratma çabasında olanların karşı karşıya kaldıklarına çıkıp:

    “Din düşmanı”

    …demek ucuz, bayağı ve bir o kadar da kifayetsiz bir zeka gösterisidir.

    Bal tutan parmağını yalar…

    Tuttuğunun bal olduğundan emin isen, parmağını sana yalatanlara kızmayacaksın…

    Kızarsan…

    …soytarı olursun.

    Parmak senin…bal senin.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. “Bundan yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan Topkapı Sarayı’nı geziyordum. Sıra Harem’e gelmişti. Harem’i gezmek isteyenleri rehber gurup, gurup gezdiriyordu. Harem’deki yaşam ile ilgili olarak ise çok dikkatli teknik bir dil kullanıyordu. Harem; Osmanlı padişahının hane halkının yaşadığı mekan diye tanıtıyordu. Padişah bu mekanda eşi ve çocukları ile birlikte yaşardı diye anlatıyordu. Günlük dilde de “Harem” demek o kişinin özel yaşam alanı anlamında kullanılıyor. Haremim denilince bana ait özel yer, yaşam anlatılmak isteniyor. Sözlüklerde de bu kelimenin karşıtı; “Harem; herkesin giremeyeceği yer.” Haremlik; “harem dairesi, evde harem kısmı, herkesin uluorta giremeyeceği yer” diye tanımlanıyor.

    Ama sözkonusu “Osmanlı Harem”i olunca tarihçilerin yazdıklarına bakılırsa olay hiçte bu kadar masum değil. Zaten bu denli masum bir yaşam olsa idi. Konu üstüne yüzlerce kitap yazılamazdı. Ve hala yazılmaya devam edilemezdi.

    Öyle ise konu ile ilgili ilk tanığımız dünyaca ünlü seyyahlardan, Hans Dernchwam’ın Seyahat Günlüğü’nden okuyalım: “…büyük kapının önünden geçerken iç tarafta kapıya uzak olmayan yerde bir kaç hadım haremağası görülür. Köpek çobanı gibi ellerinde sopalarla otururlar. Buradaki uygulamayı bilmeden bir kimse kapının önünde durup içeri bakarsa onu hemen yakalarlar…

    Dünya’nın her tarafında Türkiye’ye getirilen kızların en güzelleri seçilip padişahın sarayına veya harem dairesine alınır. Bunlardan birkaç yüzü saraydaki odalarda mahpus gibi yaşarlar. Bunlara ilk önce Türkçe sonra müslüman adetlerince ibadet yapmaları v.s. öğretilir. Saray terbiyesi verilir.

    Padişah harem dairesine geldiğinde bu masum Hıristiyan kızları onun önünde dizilirler. Sağa sola salına salına yürütülürler. Padişah bunlardan hangisini beğenirse ona bir kese içinde bin akçe atar. Bunun üstüne yaşlı kadın kızı hemen hamama götürür yıkatır, taratır. Padişah’ın yatağı için hazırlar. Haremağaları da o akşam onu padişaha götürürler…Hamile kalmayan kızlar padişahla bir daha temas etmez. Bunlar herhangi bir paşa, sipahi veya çavuş ile v.s. evlendirilir.”(1)

    Görüldüğü gibi Osmanlı Haremi’ndeki yaşam masum bir aile yaşamının sınırlarını çok aşan bir yaşam biçimidir. Bir başka Osmanlı tarihçisi Lamartin bakın haremin masraflarının karşılanması ile ilgili olarak neler yazmış: “…Harem, padişahı öteki bütün işlerinden daha fazla meşgul ediyordu. Kadınlar, kokular ve kürkler yeryüzünde yarattığı cennetin en başta gelen zevkleriydi.

    Annesi, vezirleri, paşaları ve gözdeleri Sultan İbrahim’e kadın güzelliğinin kaynağı İtalya, Kafkasya, İran, Lehistan gibi ülkelerden cariyeler yetiştirmekte zorluk çekiyorlardı. Durmadan sarayın kazanında kaynayan Arabistan’ın en güzel ve en tahrik edici kokuları, bütün Asya’da güzel kokuların fiyatlarını artırmıştı. Haremde halı ve elbise niyetine kullanılan samur kürklerin fiyatı ise her zamanki fiyatının on katına çıkmış… Samur kürküne düşkünlüğü nedeniyle Sultan İbrahim’in saltanat dönemine “Samur Devri” denilmiştir…

    Kalabalık haremdeki kadınların süsü için yaptığı harcamaları hazine karşılayamadığı için Ceneviz ve Venedik gemilerinin önü kesilip yüklerine el koymak için adamlarını görevlendiriyordu.(2)

    Sultan İbrahim cinsel fantazilerini o denli geliştirirki normal boyutlardaki cariyeler arzularını tatmin etmez. Yardımcılarından iri boyutlu kadınlar bulmasını ister. Bu istemi Lamartine şöyle yazıyor”

    “Sultan İbrahim artık doğa üstü şeyler arıyordu. Bütün beden ölçüleri haddinden fazla büyük olan bir cariye bulunmasını buyurmuştu. Kaya Hatun’un adamları Asya’nın İsviçre’si sayılan Ermenistan’da istedikleri gibi bir kız buldular. Sultan İbrahim bu doğa üstü yaratığa öğle delicesine bağlandıki bütün Haseki Sultanlar ile Kösem Sultan’ın bile padişah üzerindeki etkileri tehlikeye girmesinden derin kayguya düştüler.”(3)

    Osmanlı padişahlarının masum harem hayatlarının olmadığı ortada. Yoksa Osmanlı tarihçileri bu denli cinsel fantazi üretemezlerdi. Ya da tüm yazılanlar yalan olamaz. Bakın bu konuda bir Türk tarihçimiz, M. Çağatay Uluçay ne yazıyor”(4)

    “Gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları içinde en çok kadına düşkün olanı 3. Murat’tır. Hükümdarlığının ilk zamanlarında eşi Safiye Sultan’a bağlı kaldı. Fakat annesi ve kızkardeşlerinin teşvikiyle güzel cariyelerle düşüp kalkmaya başladı. Denildiğine göre hasekilerinin sayısı kırkı aşmıştı. 3 Murat, saraydaki kadınlarla yetinmeyerek dışardaki kız ve kadınlarla da münasebette bulunarak çok aşırı hareketlerde bulunmuştur. Bu sebeple hayatta iken 100 ile 130 arasında çocuğu vardı. Bunlardan çoğu kendisi hayatta iken öldü. Ölümünden sonra 19 erkek 30 kız çocuğu kaldı.”

    Bu yaşam biçimine masum-sade bir harem yaşamı denebilir mi? Sultan İbrahim bir cariyesine Şam Eyaleti’nin gelirini veriyor. 3. Murat’ın annesi Nurbanu oğluna günde bir bakire kız takdim ediyor. Amacı ise diğer kadınların etki alanından padişahı kurtarmak ve kendi dediğini yaptırmak.

    Osmanlı tarihçisi Reşat Ekrem Koçu(5); “Sultan Ahmet’in haremi hümayumunda hepsi güzellikte yekta yediyüzden fazla (evet yanlış okumadınız yediyüzden fazla) müstefrişe cariyenin toplanmasına bunlar arasında padişahı aşırı derecede meşgul eden Gülbeyaz, Gülnar ve Afifi gibi harem yıldızının parlamasına mani olamadı.”

    Yediyüzden fazla kadının hemde Dünya’nın değişik ülkelerinden devşirilmiş kadının yani cariyenin sadece Padişahın seyretmesi için toplandığını iddia edemeyiz. Bu gerçek kendini en çarpıcı biçimde padişahların taht değişimi sırasında görülmektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahlık soy yolu ile babadan oğula geçer. Herhangi bir nedenle padişah ölürse onun yerine varsa en büyük oğlu ya da büyük kardeşi tahta çıkar. Tabii taht için yıllardır süren büyük bir kavga verilmektedir.

    Babası öldükten sonra yerine geçecek olan büyük erkek çocuk tahta oturur oturmaz önce potansiyel rakiplerini halleder. İlk iş olarak taht için tehlike arzedecek amcaları hayatta ise onları ve erkek kardeşlerini öldürür ya da hapseder. Ama hapis kesin yol olmadığı için çoğu kez kardeşleri ve amcaları öldürmek kural olmuştur.

    Bu işin yolu Harem’den geçer. Tahta çıkan Padişa’nın babasının Harem’inde üç gurup kadın vardır. Bunlardan birinci guruptakiler babasından çocuğu olan kadınlar. Onların çocuklarını öldürmek sureti ile hayatları bağışlanır ve kendileri rüşvet karşılığı Osmanlı sarayında görevli çeşitli üst rütbeli kişilerle evlendirilir. İkinci guruptaki kadınlar babasından yani padişahtan hamile olan kadınlardır. Bunların doğumu beklenmez. Bir gece çuvallanarak Sarayburnu’ndan denize atılarak boğdurulmak sureti ile çocuk ve hamile annenin yaşamına son verilir.

    Harem’deki üçüncü gurup kadınlar ise; Padişah ile ya da yeni padişahın babası ile birlikte olup hamile kalamayan cariyeler ile daha Padişah ile birlikte olmak için sıra bekleyen cariyelerdir. Bunlarda devlet hazinesinden verilen rüşvetlerle saraydaki çeşitli üst rütbeli memurlarla evlendirilerek harem boşaltılmış olur.

    Böylece tahta oturan padişah; hem taht varislerini hemde Harem’deki babasının çocuk doğurmuş, hamile olan ve potansiyel çocuk doğuracak kadınlarını saraydan uzaklaştırmış olur. Yani Harem’i yeni padişah boşaltır. Tabi Harem boşaldıktan sonra sıra bu seferde yeni padişah için Harem’i cariyelerle doldurmaya gelir. Ve bu iş böyle devam eder. İşte Osmanlı’nın Harem hayatı. Görüldüğü gibi padişahların Harem yaşamı hiçte masum bir Harem yaşamı sayılamaz.

    Tabii, saray adeta padişah ailesinin erkeklerinden temizlenip meydan kadınlara daha doğrusu Valide sultanlara kalınca bu kez Taht üstünde etkili olabilmek ve Saray’ın nimetlerinden Sürgit faydalanmak için bu kezde kıran kırana bir Valide Sultanlar Savaşı alıp yürür. Ve çoğu kez de Osmanlı tarihi’nde sıkça rastlanıldığı gibi Validesultanlar çocukları yani Padişahlar üstünde oldukça söz sahibide olmuşlardır.

    1) Hans Dernchwam, İstanbul veAnadolu’da Seyahat Günlüğü S.183-189

    2) Alponse de Lamartine, Osmanlı Tarihi C.2. S. 671

    3) Alponse de lamartine, Osmanlı Tarihi C. 2 S. 671

    4) M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları veKızları S. 43

    5) Reşat Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları S. 244.
    “

    Alıntı;
    Cemal ŞENER/ Makaleler 20.08.2003

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Ben yaklaşık 3-3,5 yıldır televizyon seyretmiyordum. Biraz bbc, biraz Zdf, pro-7 falan.. O da binanın her evine ulaşan ayarı bozuk bi uydudan, ulusal kanal zaten yok.

    Ama bir dönem gelip de annem babam beni daha çok ziyaret etmeye başlayınca, üstüne bi de hastalık ameliyat durumları vs. eklenip uzunca bi süre onları yanımda tutmak isteyince… baktım sıkılıyolar hakkaten.. Hani DVD desen bi yere kadar, e babam haber dinlemek istiyor zaten, açık-oturum siyaset meydanı felan.. ha bi de hepi topu bi maç keyfi var adamın bunca senedir, bi sürü psiko-tip sahne alır her pazar, gül babam gül işte.. Şansal’ı Erman’ı, Ahmet Çakar’ı Tamburacı’sı..

    -Erman hocam bak allah korumuş valla neresine geliyo o pıçak yan hakemin..
    -Neresine Şansal’cım?
    -Kasık galiba, öyle değil mi Endeeeer? (rejideki çocuğa sesleniyo mikrofondan) kasık di mi o kasık? (sonra daha fısıldak bi tonda) kasıkmış hocam, sol kasık diyo Ender..
    -Heee..sol kasık demek, peki ya biraz daha sağa gelseydi ne olurdu bu hakem kardeşimize?
    -Aman hotçam, mazallah atardamar..
    -Ne atardamarı Şansal, biraz daha sağa diyorum yahu
    -E hocam işte atardamar dedik ya
    -Haaa, demek atardamar..peki ya sonra, buyur işte yok-damar.

    🙂

    Neyse efenim.. Baktım hakkaten canları sıkılıyo, -bendeniz bütün gün işteyim zaten-, gittim digitürk taktırdım ben de, hemi de maçlısından. Ama sonraki kısım da şöyleydi.. Akşam eve geliyorum misal, giyin-soyun duş faslı filan derken hooop buyrun masaya yemek hazır.. Yemek hazır olmasına hazır da, önümüzde de yüzküsür bi ekran.. ajans haberleri, araya giren reklam.. sahi o ne öyle, reklama atlayınca otomatikmen mi çıldırıyo şu volüm denen nesne?.. Sonra bi kaşık salla tabağa ve cacık.. ama bi dakka.. dedim ya haber saati işte..

    -Şantiyede kavga, satırlar sopalar konuştu..
    -An be an ölüme yakalandı
    -Ablasına tecavüz edeni arkadaşıyla birlikte boğdu, sonra da yaktı
    -Pazarcı zabıta kavgasında silahlar konuştu
    -Polisin müdahalesi sertti
    -İtfaiye dar sokağa giremeyince..
    -Kurtarma rezaleti..
    -Tüp patladı..
    -Kediye kızdı sahibini bıçakladı..

    Ben buna bi kaç gün dayanabildim sadece…İnfilak edecekmişim gibi bi his sardı..Ve sonra annemle babamın yüzlerine baktım çaktırmadan..hala sevecen ve sağlıklılardı..Takdir ettim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Akşam bizde pişen yemeklerden derlediğim tabağı alıp yan komşuya gittim…
    …Orhan Abi evine tadilat yaptırıyor; mutfak tezgahı, ocak, fırın, davlumbaz sökülü, ortalık dandini.

    O da “madem öyle gel bakalım dubleye” dedi…

    TV de “Fatmagül ün suçu ne” var.

    -Şimdi bu herifler bu kıza sıraya giriyorlar ve kız o adamlardan biri ile evleniyor öyle mi…
    -Yooook kocası yapmadı seyretti.
    -Ulan hadi diğerleri sapık, gözü dönmüş psikopat…tecavüz ediyorlar…bu pezevenk olduğu gibi izliyor ve herkes elini kolunu sallayarak geziyor.
    -Yooook sapık değiller sadece sarhoşlardı…hap içtiler galiba.
    -Yahu tamam ha sapık sapıttı ha uçmuştu sapıttı…sonuçta sapıttılar. Diğeri neden polise gitmiyor.
    -Üfff beee, bilmiyorsun, izlemiyorsun ama konuşuyorsun…kocası da hap almıştı.

    İkinci yudum civarı sergilenen sahne şu;

    Bir herif kapıyı çalıyor, bir kadın açıyor ve herifi görür görmez kapıyı geri kapatmaya çalışıyor; “defol, hangi yüzle geldin buraya” diye başlıyor adama giydirmeye…kadın adama “bak sana ne güzel hediyeler, ciciler aldım” diyor. “İstemiyorum hediyeni” diyerek kapıyı kapatmaya uğraşıyor;

    -Ulan bu dizide herkes tecavüz meyillisi midir…hem haneye hem kadına niyetli bu…
    -Yahu bilmeden konuşma…bu çocuk Fatmagül ün tecavüzden önceki sevgilisi…

    “Haaaa o zaman bu yaptığı normal” gibisinden bir cevap beklentisi içinde Orhan Abi…

    -Şimdi bu eski sevgilisi olan çocuk da tecavüzü…gitti vurdu birini vallahi…ama susması için buna para teklif ettiler…

    …paralar oradan, hediye alıyor.

    Sinir katsayımın yükselme hızı içtiğim dubledeki votkanın tüketilme hızını da tetikledi ve;

    -Hadi bana müsaade.


    Senaryoda olan biten her türlü saçmalığı ve salaklığı kendine normalleştirmiş…sen de izle sen de normalleşirsin şeklinde bir anlam çıktı.

    İzleyen milyonların kafalarının içinde konuk olmuştum, bir duble vakti kadar…

    Kardeşim!!!

    Ben anlamam…bildiğim şu ki; bir kaç kişi bir kıza tecavüz ediyor…birisi de seyrediyor…anladığım kadarı ile olay örgüsü içinde yer alanlar da bu durumu biliyor…ortada bir suç var ama polise kanuna giden yok…

    …herkes birbirinin bokunu gömmekte…

    …ve milyonlarca insan bu saçmalıklar silsilesini öküz gibi seyrediyor.

    Ben değil reytingler bunu ortaya koyuyor.

    Ben bunu gerçekten anlayamıyorum…Anlayamadığım ve içinden çıkamadığım için gerçekten salak olduğumuzu düşünerek kestirip atıyorum.

    Bana mı öyle geliyor…yoksa gerçekten hatırı sayılır bir salak sürüsü müyüz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. TCDD’nin aylık yayınlanan dergisi ’Raillife’nin Şubat sayısında Mehmet Aycı imzasıyla 48 ve 49’uncu sayfalarda;

    ’Trenden kaçan oğlan’

    …başlıklı bir makale yayınlandı.

    Derginin künyesinde Genel Müdür Süleyman Karaman’dan sonra yer alan Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Mehmet Aycı, yazının bir bölümünde şöyle dedi:

    “Mustafa Çetin Baydar anlatmıştı. Tren Erzurum’a geldikten sonra Yeşilçam’da artist olma heveslisi Erzurum kızları, trenle İstanbul’a kaçarlar, türlü maceralar yaşadıktan hatta çam dibine yatırıldıktan sonra, tabii artist olamadan ancak ’kız gittim, kadın geldim’ havasında tekrar memleketlerine dönerler.

    Yeşilçam’a varmadan yolda belde İstanbul’da ikna edilenler ayrı, pişman olanlar da ayrı, film çevirmeye başlayanlar yandı gülüm keten helva hikayesidir. Ve bu hikayenin kaçıs kısmı trenlidir. Gözünü sevdiğim memleketimde kaç kız bavulunu günler önceden hazırlayıp dağlar yakışıklısına kaçar gibi trenle artist olmak için kaçmıştır, bunun istatistiği yoktur, Allah bilir. Kaçanlardan artist olan var mıdır, bunu da Yeşilçam’ın insan hatiratısını çıkarmakla mesul sinema tarihçilerimize, ne sinema tarihçisi, özenti tarihçilerimize sorulmalıdır. Tren sadece kaçışa tanık olmuştur, vallahi de billahi de bu işte vebali yoktur.” .

    İmamdan bürokrat, yazar, editör, müşavir ederseniz aha böyle inciler okursunuz.

    Bu arada derginin adı da oldukça hoş…

    “RAILLIFE”

    Ucubelikte sınır tanımayanların bir bırakması daha…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.