Ölüm Dansı…bağnazlığın,melankolinin,tutkularda yoğunluğun çok şiddetli bir biçimde yaşandığı Ortaçağ Avrupası’nda dance macabre yani ölüm dansının,sıradan insanlar arasında bu kadar beğenilmesinin bir boyutu da eşitlikçi ve demokratik bir söylemi taşıyor olmasıdır.
Ölüm dansı,ortaçağ dünyasının insanı için yaşarken erişebileceği tek sosyal adalet biçimidir:ölüm,bütün sınıfları ve tabakaları birbirine eşit kılmaktadır.Dinlerin “kurumlaşmasını”güdüleyen en önemli husus da budur.
özellikle ortaçağın sonlarına doğru dinsel hayatta öte dünyacı bir atmosfer hakimdir.dinsel düşünce,içeriğindeki bu öte dünyacılık boyutunu gitgide görselleştirerek,somutlaştırarak anlatmaya yönelmiştir.bu durum,dinsel yöntemlerle hayatın estetize edilişinin halk için en kolay estetize ediş biçimi oluşundandır.kişisel hayat da toplumsal hayat da dinsel/inançsal kavramlarla dolup taşmaktadır.yaşanan gündelik hayatta ve onun tasvirlerinde her şey İsa ile “ruhun kurtuluşu”ile ilgilidir.bütün nesneler,bütün insan eylemleri bunlarla bağlantılıdır.gündelik hayatla dinsel hayat iç içedir.Ve,ruhsal bir bilinç oluşturmaya yönelmiş gibi görünen bu durum,aslında,tam tersi bir durumun ifadesidir:öte dünyacı bir görünüme bürünmüş bir DÜNYACILIK!
not:bu paylaşımı daha önce facebook academia gurupda yapmıştım.ortaçağ’ın sosyolojik yapısı ve ölümün estetize ediliş biçimi danse macabre görseliyle çok sayıda arkadaşın ilgisini çektiği ve beğenisini kazandığı için sonsuz us’da da paylaşmak istedim.
güncelleyelim.
dinlerin kurumlaşmasına materyalist ve tarihsel süreçte marksist bakış ve güzel bir örnektir danse macabre ritüeli.
hiçbir sosyalist arkadaş yorum da bulunmamış.
içinde atatürk yok ya ondandır 😀
” Tanrılar olsaydı, Tanrı olmadığına nasıl katlanırdım. Tanrı bir düşüncedir, doğru olan herşeyi eğri yapan ve dimdik duran herşeyi döndüren. Her şeyi gören, insanı da gören Tanrı: Bu Tanrı ölmek zorundaydı. İnsan böyle bir Tanrı’nın yaşamasına katlanamaz.” (NietzsCHE)
Maalesef NietzsCHE’nin dans ile ilgili bir tümcesini anımsayamadım. Atatürk’ün ise dans ederken güzel fotoğrafları var. Eh, bu da bir sosyal demokrat’ın sınırlı usuna yansıyan dans, ölüm, Tanrı ve Atatürk ile ilgili birşeyler.
Sosyalistlerin eksikliği burada da belli oldu galiba, biraz yavan oldu benim yazdıklarım 🙂
estağfurullah kambur kerim..
sosyal demokrat’ın neden sınırlı usu olsun?
türk toplumu olarak sosyal demokrasi’ye bile sahip değil iken,bazı devrimci arakadaşlar gibi sosyalizm sloganları atacak kadar ussuz değilimdir ben.
sosyal demokrasi’ye sahip olmadan sosyalizm beklentisi sadece bir hayaldir.ancak sosyal demokrasi olan bir sistem sosyalizm’e evrilebilir.bu forumlarda osmanlı’nın yıklımasının ardından neden sosyalizm’e geçilmedi diyen insanlar bile gördük.
evrim olmadan devrim olmaz…
danse macabre ritüeline gelince;
ortaçağ avrupası’nın kurumlaşan din olgusunu yansıtması açısından çok önemli bir gelenek bence.
ölüm;yoksul ile zengini,hasta ile sağlıklıyı,güzel ile çirkini,umutlu olan ile umutça en düşük kesimi eşitleyecek tek demokratik gerçek değil midir?
işte bu demokratik söylem,sistem/egemenler/otorite tarafından insanlara ,şayet isyan etmeyip sabrederlerse “öte hayat formuyla”,
cennet gibi bir hayat vaadetmiştir.
ruhani kisve altına bürünen bu söylem tam da tersine,öte hayat formuna sokulan bir dünyacılıktır.
insanlık tarihi boyunca,yapılan savaşların ve dökülen kanların sebebinin temelinde “ekonomik üstünlük kurma”arayışı bulunmaktadır.fakat bu üstünlük kurma arayışı,rant mücadelesi dinsel kimlikler,etnik kökenler kılıfıyla mistifiye edilmiştir.adı din savaşları olmuştur,milli mücadele olmuştur.
yakın tarih öncesine kadar abd de zencilerin gördüğü zulüm bile temelde biyolojik farklılıklara gönderme yapmaz.sorun,ekonomiktir.
din sosyolojik toplumsal bir olgu.dinlerin kurumlaşmasının en büyük sebebi “mutlak adalet arayışı”.
fakat bizim sosyalistlerin ilgisini çekmez bunlar…koysaydım bir mustafa kemal resmi hemen damlarlardı şovenistler 🙂
“Ölüm dansı,ortaçağ dünyasının insanı için yaşarken erişebileceği tek sosyal adalet biçimidir:ölüm,bütün sınıfları ve tabakaları birbirine eşit kılmaktadır.Dinlerin “kurumlaşmasını”güdüleyen en önemli husus da budur.”
Hapishanelerin taşları arasında kalan kırık dökük dizelerimden anımsadığım, idam cezasının eleştirisi ile ilgili şöyle bir şey vardı:
-herkes
bir kez
asılıverse
kurtuluruz idamlardan…
Ölümü anlamak için herkesin bir kere ölmesi gerekir!
Ölüm başka türlü nasıl anlatılır insanlara?
Geçen yine bu forumda yazmıştım: “Oysa ölüm tüm hesapları resetliyor…” demiştim. (link to sonsuz.us)
Yukarıda alıntıladığım sözleri okuyunca yine bunları anımsadım. Bir de aklıma şu geldi; çocukluğumun gecekondularında oturmakta iken zenginlerin oturduğu semtlerde ölümler olurdu. Zenginlerin semtleri apartmanlardan ve villalardan belli idi… Her iki farklı mahallelerde de ölümler olurdu. Yoksullar ile zenginleri ayırt etmeyi çabuk öğrenmiş bir çocuk olarak, ölüm olayını yoksulun da varsılın da eşit yaşadığını farketmiştim. Ölünün ardından dökülen gözyaşının zenginde ve yoksulda farklı olmadığını görmüştüm….
Ama bir de şu vardı;
Zengin biri öldüğü zaman garip bir şekilde mutlu olan yoksullar olurdu.
Bu insanlar “işte şimdi bizi anladınız mı” dercesine geride kalan zengin yakınlarının gözlerine bakardı.
Sanki “nasılmış acı çekmek?” diye sorarlardı bakışlarında.
Artık kendilerinin bundan sonra “anlaşılacağı” ümitvarlığı içinde bir barış havası eserdi; zengin yoksul çelişkisi üzerinde…
Yoksullar bu durumdan hoşnut olurdu. Çünkü bu sayede zenginlerden kendilerine bir şeyler gelirdi. Ölen adamın elbiseleri dağıtılır, onun sevabına yemek verilir, bunlar yoksulların zenginlerden alacaklarının tahsilatı gibi algılanırdı… Sanki kısa çöp uzun çöpten hakkını alırdı…
Yani yoksullar için ölüm bir tür ekonomik gelir kapısı idi… Bu yüzden yoksullar için ölüm mutluluk yollarından biriydi belki…
Neyse, ölüm karşısında herkes eşit gerçekten. Ölümün insanları eşitlediği gibi yaşamın eşitlemesi olanaklı mıdır? Ölüm neden eşitler insanı?
Ölüm hareketsizdir. Hareket ölüm ile yaşam arasındaki tek farktır. Hareketin olduğu yerde ise eşitlik daima bozulur. Bu yüzden mutlak eşitlik yoktur ya da mutlak eşitlik ancak ölümle sağlanır. Ancak ölümün bizlere yine de kazandırabileceği bir şeyler olabilir. Herkes gerçekten ölümü hayal edebildiğinde hırslarının bir çoğundan vazgeçmesi gerektiğini görecektir. Bir çok çabasının insan soyu için boşuna eziyet olduğunu görecektir…
Bu durumu bir çok din çoktan keşfetmiş ve birde ölümün bu düzenleme gücünü arttırmak için öteki dünya düşüncesini geliştirmiş ve dünyadaki yaşamın yaşanma şekline ödül ya da ceza koymuştur. Başlangıçta toplumsal yaşamı düzenleme amacıyla ortaya çıkan din belki bu anlamda bir süre gerçekten insan topluluklarını olumlu da etkilemiştir. İnsanları hırstan ve nefisten uzak tutmaya çalışmıştır. Örneğin Marks da kapitalizmi eleştirirken, kapitalistin yedi sülalesine yetecek denli servet sahibi olmasına rağmen hala kar peşinde koşmasınının nedenini hırsa bağlar. “Kar Hırsının” kapitalisti yönettiğini; güdülediğini söyler. Daha sonraki süreçte bizzat dini önderlerin kendileri hırsa ve nefse yenik düşünce işler arap saçına dönmüş, olayı sorgulayan bilimsel düşünce ise, öteki dünya ve tanrı ile ilgili sorgularında dinin dayandığı temelleri yıkmıştır.
Din bu nedenle artık toplumsal yaşamı düzenleme gücünü yitirmiştir. Ancak ölüm olayı hala düzenleyici etkisini sürdürmektedir!… Bu yüzden belki de hepimizin bir kere öldükten sonra dünyaya gelmesi gerekmektedir. Bu olası değil elbette ama insan soyu ölümü böylesine derinlemesine sorgulayabilecek genelleme yeteneğine sahiptir. Bu sorgulamayı yapabilen insanlar yaşam ile de ölüm ile de barışıktırlar. Ya da ölüm ile barışabilen insanlar yaşam ile de barışıktır ve yaşamak onlar için yAŞamaK‘tır!…
teşekkür ederim bu harika mesaj için hüseyin bey.
“herkes
bir kez
asılıverse
kurtuluruz idamlardan…
Ölümü anlamak için herkesin bir kere ölmesi gerekir!
Ölüm başka türlü nasıl anlatılır insanlara?
Geçen yine bu forumda yazmıştım: “Oysa ölüm tüm hesapları resetliyor…” demiştim. ”
fazlasıyla romantik bir o kadar da gerçek işte…
ayrıca yazınızın bütününde dinlerin kurumlaşmasında ki kapitalist mantık ve marks’ın sosyoljik tespitleri tam yerini bulmuş.
arşiv’de tutulması gereken bir yazı.
tekrar teşekkürler..