Dış Borçlar ve Türkiye’nin En Büyük “özel” Şirketleri

<img src=”https://sonsuz.us/files/dis_borc.jpg” align=”left” style=”margin : 9px />Türkiye’nin en büyük “özel” şirketleri (2009 yıl sonu rakamlarına göre) [1]

İlk 10’u aktarayım;

1- Tüpraş
2- Petrol Ofisi
3- Türk Telekom
4- Turkcell
5- Enka İnşaat
6- Shell&Turcas Petro
7- Philip Morris Sabancı Pazarlama
8- Opet Petrolcülük
*9- Türk Hava Yolları
10- Arçelik

Türkiye’de dış borçlar son hızla artarken özelleştirilen şirketlerden “kar” edememiş olmak arasındaki ters orantıya ne dersiniz? Türkiye’nin 2002 yılındaki dış borçları 128,6 Milyar Dolar iken, 2011 yılında bu rakamın 306,6 Milyar Dolar’a yükselmiş olması sizin de kafanızı karıştırmıyor mu?

THY ile ilgili dosyada yer alan (sözde) usulsüzlük iddialarını göz ardı etmeyerek bu şirketlerin AKP’nin cebini ne kadar doldurduğuna bakalım.. İlk 10’da yer alan bütün şirketleri araştırmak ve verilerini aktarmak vakit alacağından şimdilik yalnızca Tüpraş’ın ortaklık yapısına biraz göz atacağım;

Genel bilgi:

Tüpraş’ın % 79,98’ine sahip olduğu DİTAŞ, bir ham petrol tankeri, bir ürün tankeri ve petrol taşımacılığındaki deneyimi ile Tüpraş’ın operasyonlarında önemli bir yere sahiptir. Tüpraş’ın lojistik ihtiyacını sağlayan bu bağlı ortaklığa, 27 Aralık 2006 tarihi itibariyle bir yenisi eklenmiştir. Opet Petrolcülük A.Ş.’nin % 40 oranındaki Aygaz A.Ş.’ye ait hisselerinin, 380 milyon ABD doları bedelle satın alınması yoluyla Tüpraş, özelleştirilmiştir. Sektörün en hızlı büyüyen şirketi konumunda olan Opet, Tüpraş’ın vizyonu doğrultusunda hizmet alanını genişletme stratejisinin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. [2]

Biraz araştırınca Tüpraş özelleştirilmeden önce piyasalarda ve dünya ekonomisindeki payının hayli büyük olduğunu rahatlıkla görürüz[3]. Özelleştirilmeden sonraki kadrolaşmaya bakıldığında nedense hiç de şaşırmadığımız bir tablo ortaya çıkıyor.[4] Genel kurulundan hademesine kadar AKP’ye mensup insanların doldurulmasından sonra Tüpraş’ın aslında kime satıldığını fark ediyoruz.

IMKB verilerinde özelleştirmeden önce enflasyona göre düzeltilmiş konsoline baktığımızda karşılaştığımız veriler gayet olumlu görünüyor.

—> CARİ DÖNEMDE DURAN VARLIK HAREKETLERİ:

31 Mart 2004 tarihinde sona eren döneme ait maddi duran varlıkların hareketleri aşağıdaki gibidir:

a)Satın alınan, imal veya inşa edilen maddi duran varlıkların maliyeti: 36,198,203 Milyon TL. (31.12.2003 tarihinde 131,555,132 Milyon TL.)

b)Satılan veya hurdaya ayrılan maddi duran varlık maliyeti : 21,997 Milyon TL.
(31.12.2003 tarihinde 21,377,749 Milyon TL.)

c)Maddi duran varlıklarda meydana gelen değer düşüklüğü: 2,794,662 Milyon TL.
(31.12.2003 tarihinde 30,794,556 Milyon TL.)

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) gerçekleştirdiği “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasının 2004 yılı verileri, Tüpraş’ın üretimden satışlara göre Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olduğunu bir kez daha tescil etmiştir. Tüpraş, 500 kuruluşun toplam üretiminin %7,7’sini, kârının %7,6’sını ve ihracatının %3’ünü tek başına gerçekleştirmektedir. Ayrıca Tüpraş, tüm kuruluşların ürettiği toplam katmadeğerin %22,4’ünü tek başına üretmektedir. [5]

Bütün bunların yanı sıra, çoğu TÜSİAD üyesi para babalarının RTE tarafından susturulduğuna en sonki olay olan ‘kadınların kürtaj hakkını’ istedikleri protestoda kendisi de bir bayan olan TÜSİAD başkanı Ümit Boyner’in ağzını bıçak açmayışından anlıyoruz. 2004 yılı öncesi KİT’lerin bolluğundan faydalanıp KOÇ tarafından ortaklığı alınan Tüpraş ise -birçok şirket gibi- hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor.

Ayrıca IMKB tabanından istediğiniz şirketin geçmiş verilerine ulaşabilirsiniz. Tüpraş için bakınız; http://www.imkb.gov.tr/FinancialTabl…tatements.aspx

Konuyla ilgili Mustafa Sönmez’in tahlillerini kendi ağzından aktarayım. Her ne kadar bazı konularda kendisinden çok farklı bir siyasi çizgide olsam da TÜSİAD ve KOÇ-Tüpraş hakkında söylediklerine katılıyorum.

Buyrun:

“(…) Sırtına yüklediği devasa borç yükü ile büyüyen TÜSİAD üyesi sermayenin, düşük kur politikası çıkarınaydı ve bu politikayı sürdüren iktidara mahkum hale gelmişlerdi. Kimler yoktu ki bunların arasında? 3 Haziran tarihli Milliyet’te Zeynep Aktaş’ın haberi, yabancı para pozisyonu ekside olan 177 firmanın ilk 30’unun büyük holdinglerin firmaları olduğunu ortaya koyuyordu. Bu firmaların başında 6 milyar TL ile Koç’un Tüpraş’ı, 5 milyar TL ile Türk Telekom geliyor. AKP muhibbi Zorlu’nun enerji firması , Migros, Oyak’ın Erdemir’i, Aksa Enerji, Ak Enerji, Tofaş, Efes, Türkcell, Torunlar, Vestel, Coca Cola, THY, Acıbadem Sağlık, Arçelik, Boyner- Altınyıldız , döviz borcu olan ve olası bir döviz şokunun kabusunu yaşayan, ekonomide istikrarsızlık olmasın diye, AKP rejiminin her hukuk dışılığını, siyasi cüretini görmezden gelip sineye çeken TÜSİAD üyesi bazı grup şirketleri…”

AKP’nin Tüpraş payından aldıklarını yazmaya gerek bile yok sanırım. Biz hayırlı olsun deyip halkın emeğinden çalınmış “bol kazançlar” dileyerek kitle bilincinin dışında kalmaya devam edelim, e mi!

“İyi uykular halkım” demek de adettendir. Eklemeden edemeyeceğim…


Kaynaklar;

[1] http://www.capital.com.tr/siralamalar/html/2010.htm
[2] http://www.tupras.com.tr/detailpage….lDirectoryID=3
[3] IMKB 31 MART 2004 TARİHİ İTİBARİYLE
SPK’NIN SERİ: XI NO:1 VE
SERİ: XI NO: 20 VE 21 SAYILI
TEBLİĞ’LERİNE GÖRE HAZIRLANAN
ENFLASYONA GÖRE DÜZELTİLMİŞ
KONSOLİDE MALİ TABLOLAR
[4] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost…aspx?id=124770
[5] http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=3075

NOT: Yukarıdaki “dış borçlar” grafiği, Hazine Müsteşarlığı veri tabanından alınmıştır.

21 yorum “Dış Borçlar ve Türkiye’nin En Büyük “özel” Şirketleri”

  1. Başbakan hani 1930 lardaki demiryolları ile bugünkü demiryollarını karşılaştırıyor ya. Aslında o günkü dış borçlar ile bugünkü dış borçları da karşılaştırmak lazım. Hani geçtim o günün teknolojisi ile bugünün teknolojsini.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. nasıl düşük kur tüsiad sermayesinin lehineydi?

    demek istiyorum ki, şirketlerimiz türk lirası gelirleriyle daha fazla döviz toplayabiliyor ve böylece borçlarını daha kolay ödeyebiliyor olmaları gerekmiyor muydu? o halde 2002 ile 2012 arasında Türiyedeki özel sektörün dış borçları neden 40 milyar dolardan 200 milyar dolara çıktı?

    grafikteki bilginin düşük kur politikasıyla ilgisi nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Aslında önce önemli bir noktaya değineyim. Ülkelerin dış borçlarının çok olması o ülkenin kötüye gidiyor olduğu anlamına gelmez. Örneğin bir ülkenin büyüme hızı(GDP grafiği) incelenirken yılda yüzde yalnızca kaç büyüdüğüne bakmayız. ‘GDP per person’ grafiğine bakmak daha sağlıklı sonuçlar verir.

    ABD ve Japonya’yı ele alalım. ABD’nin yıllık GDP hızı %2.9 iken, Japonya’nınkisi %2.1’dir. Bu açıdan bakarsak ABD’nin büyüme hızının Japonya’dan daha iyi olduğunu düşünebiliriz fakat aslında öyle değil. Kişi başına düşen gayri safi milli hasılanın ABD’de (sürekli nüfus artışından dolayı) düşük olduğunu biliyoruz. Öte yandan Japonya’da 2005’ten beri nüfusta “çekme/küçülme” olduğundan GDP per person verileri daha yüksek oluyor. Bu örneği verdim çünkü Türkiye’de dış borçların atması Türkiye’nin felakete sürüklendiği anlamına gelmez. ABD’nin dış borcu -yanlış hatırlamıyorsam- bütün ülkelerden daha fazla.

    Şöyle bir grafik var. İngiltere, Japonya, ABD gibi ülkelerin kişi başına düşen gelirlerini gösteriyor. Aklıma gelmişken ve hazır lafı da açılmışken vereyim.

    Kısaca, sorun dış borç fazlalılığı değil. Yuklarıdaki yazıda değinmek istediğim asıl sorun, kar amacı güdülerek özelleştirilen şirketlerden yeteri kadar kar edilememesinin ülke ekonomisini kısır döngüye sürüklemesi..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Evet elbette gelmez. Gelişmişlik sanırım kullanılan enerji oranıyla ilgili.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinibelirleyen birçok faktör var. Zenginlikle karıştırmamak gerek. Zenginlik ülkelerin hazinelerinde ne kadar altına sahip olduklarıyla ilgili. Çünkü altın değeri kadar para basabiliyorlar. Her zengin ülke gelişmiş sınıfına konulmayabilir. Bknz. Sudii Arabistan..

    Gelişmişlik düzeyi ise,
    *Kişibaşına düşen milli gelir,
    *Eğitim
    *Demografik yapı ve sosyal durum
    *Teknolojik gelişmeler
    *Yatırım gücü vs

    gibi faktörler göz önüne alınarak belirleniyor.

    Not: Enerji derken ne kastettiğini pek anlayamadım xenix.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. ekonomiden aslında anlamıyorum ama gazete ve tvden konulara ilişkin tartışmaları merakla takip etmeyi de eksik etmiyorum haniii..[futbol izlemeninin sporseverlik sayıldığı ve futbolla ilgili ahkam kesmek için yeterli görüldüğü bir ülkede, ben de ekonomiyle ilgili bir iki kelam etsem sanırım haddimi çok fazla aşmış sayılmam..:))]

    ve anladığım kadarıyla dövizin düşük tutulması yabancı fonlara yaradı ve onlara kazandırdı.

    dolarlarını tl’ye çevirip faize yatırdılar..yüksek faizden kazandıkları tl’lerle ucuz doları tekrar piyasadan toplayarak kolay para kazandılar..dışardan para akışıyla gelişen bu durum banka faizlerini aşağıya çekti..başta hükümet olmak üzere,kolay borçlanma peşindeki herkesin işine yaradı…fakat düşük döviz sonuçta ithalatı arttırdı ,ülkenin üretime dayalı sektörleri için olumsuz bir ortam oluştu.

    şirketlerimizin dış borçlarının artmasının sebebi olarak düşük dövizin gösterilmesinin bağlantısı belki bu mudur?.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Baal,

    Uzun uzun yazmak istiyorum fakat cidden bugün hiç canım istemiyor. Ekonometre’de yayınlanan ve konuyla ilgili bir yazıyı vereyim. Sonra gerekirse eklemeler yaparım.

    **

    Merkez Bankası kredi artışını yüzde 25.0’e düşürerek, tüketimi azaltmaya, ekonomiyi soğutmaya, büyüme hızını yavaşlatmaya çalışıyor.

    Çünkü cari açık (döviz açığı) büyüyor. Mart sonu itibariyle 12 aylık cari açık 60.5 milyar dolar, ocak-mart 3 aylık açık 22.1 milyar dolar oldu.

    Cari açık genelde dışarıdan hisse senedi ve bono satın almak için gelen dövizle ve de dış krediyle kapatılıyor. 2010’da cari açık finansmanı için 34.4 milyar dolar dış kredi kullanılmıştı. Bu yılın ocak-mart döneminde 9.8 milyar dolar dış kredi kullanıldı.

    Cari açık sorununun temelinde ucuz dövize dayalı ucuz ithalat olduğu nihayet anlaşılmaya başlandı ama henüz anlaşılmayan 3 nokta var:

    • Ucuz dövize dayalı ucuz ithalat, sadece cari açığı büyütmüyor, üretimin yapısını da bozuyor. Yerli girdi yerine ithal girdi kullanıldığından katma değer yaratamıyoruz.
    • Banka kredilerini sınırlayarak ucuz dövize dayalı ithalatı küçültme imkânı yok.

    • Hükümetin döviz fiyatını dizginlemede kararlığı sürdükçe, mevcut faiz oranlarında sıcak döviz girişini engellemek imkânsızdır.

    Sorun ucuz dövizde

    Cari açığın bu boyutlarda sürdürülemez olduğunu savunanlar (ucuz ithalatın üretim yapısını nasıl rezil ettiğini dikkate almıyor ama…) iki gelişmeden korkuyorlar:

    (1) Cari açığı kapatmak için devamlı kredi kullanılıyor. Bu ise dış borç stoğunu artırıyor. Bu gelişme Türkiye’ye güveni yok eder. (2) Bir gün sıcak döviz girişi durur ise, Türkiye döviz açığını kapatamaz.
    

    Tersten gidelim:

    (1) Bir gün sıcak para girişi yavaşlar ise, dolar tırmanışa geçer. Dolar yükselince (gerçekçi döviz kuru uygulanınca) ithalat azalır, ihracat artar. Cari açık sorunu ortadan kalkar. (2) Türkiye’nin (AB ölçütlerine göre) dış borç stoğunun milli gelir rakamına göre büyüklüğü 2010’da yüzde 39.5’di.

    Bu çok iyi bir orandır.

    Şimdilik oran iyi de… Acaba cari açık büyüdükçe içeriye giren sıcak para ve kullanılan dış krediler bizim dış borcumuzu nasıl artırıyor? İşte bu konudaki rakamlar kafa karıştırıyor… Mart sonu itibariyle merkezi hükümetin dış borcu 81.4 milyar dolar, özel sektörünki 146.3 milyar dolar.

    Hükümet ve özel sektör borçlarının toplamı 2010’da (büyük cari açığa rağmen) 5.9 milyar dolar arttı. 2011’in ilk 3 ayında ise artış 13.7 milyar dolara tırmandı. 3 ayda hükümet borcundaki artış 3.3 milyar dolar, özel sektör dış borcundaki artış 10.4 milyar dolar. Finans kuruluşlarının borç stoğu ilk 3 ayda 7 milyar dolar, reel kesimin borcu 3.4 milyar dolar büyüdü. İlk 3 ayda kısa vadeli borç artışı 4.3 milyar dolar, uzun vadeli borç artışı 6.0 milyar dolar.

    Eski bir Devlet Planlama Teşkilatı uzmanı olarak bana sorarsanız, ekonomi için önemli olan ne dış borç stoğunun artışı, (bugünkü ölçülerde hazmedilebilir) ve ne de sıcak paranın gelmemesidir. (Dünyada para bol, sıcağı gelmez ise, soğuk olanını buluruz). Ekonomi için kötü olan ucuz dövize dayalı ucuz ithalatın bu ekonomiyi içinden kemirmesidir. Kredileri sınırlayarak ucuz ithalatın neden olduğu sorunları ortadan kaldırmanın imkânı yoktur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. anladığım kadarıyla yaptığım yorum isabet bulmuş.

    iki gün önce esfender korkmaz tv konuşmasında normal şartlar altında dolar bugün için 2.05 tl olmalı diyordu..bu onun kişisel görüşü değil hesaplanmış bir rakammış.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Bir hükümet bir bütçe açığı karşısında bütçe fazlası varmış gibi davranarak sivri zekalılık yapıp daha fazla para harcıyor olduğunda haliyle bir bütçe açığı oluşur. Aşağıda, Türkiye Yönetim Bütçesi için tarihsel verileri içeren bir grafik ekledim.

    Şimdi şöyle bir durum var.. Türkiye’de 2011 yılında ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla 1.4 iken, eşit Yönetim Bütçe açığı bildirilmişti. Tarihsel olarak bakarsak, 2001 yılından itibaren 2011 yılına kadar, Türkiye’nin Yönetim Bütçe’si -6,8400 olmakla birlikte; GSYİH 2006 yılının Aralık ayında GSYİH’nin 0.8000 yüzdesi kadar yüksek bir rakama ulaşmıştı.

    Yani, bütçe açığı dış borçlar artmasına rağmen hala hızla artıyor. Sıcak döviz girişi de açığı kapatmaya yetmez.

    2001 yılı Aralık ayında GSYİH -33,0000 gibi rekor bir ortalamayı dahi gördü. Neyse, ekonomi ile ilgili uzun yazmayayım diye başlamıştım 🙂 Şimdilik bu kadarla kalsın..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. “Not: Enerji derken ne kastettiğini pek anlayamadım xenix. “

    Elektrik, petrol, doğalgaz, güneş, nükleer, rüzgar enerjisi vs. yi kastettim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. “Elektrik, petrol, doğalgaz, güneş, nükleer, rüzgar enerjisi vs. yi kastettim.
    ”

    Yukarıda da bahsetmiştim, kastettiğin bakımdan ülkeler zengin olabilir; fakat bu, onların gelişmiş olduğu anlamına gelmez. Örneğin, İngiltere ve S.Arabistan.. S.Arabistan petrol bakımından İngiltere’den hayli zenginken İngiltere gelişmiş ülke sınıfına girer, S. Arabistan değil.

    Yalnızca enerjiyi baz alamayız. Ancak enerji ile elde edilen zenginliğin eğitim, toplumsal tabakalar arasındaki geçisin görünmezliği vs gibi refah düzeyini arttıracak şeylere yatırılması ile, enerji gelişmeye yardımcı eleman olarak kabul edilebilir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Kaynakları değil, kullanımlarını karşılaştırıyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Bu uygulamada tüm geri kalmış ülkeler hiçbir zaman ödeyemeyeceği kadar borçlandırılır, dış borç almak zorunda bırakılır. Buna direnen bir Kaddafi vardı bildiğim kadarıyla sonu malum. İşin ilginç yanı da borç aldığını zannetiğin para Dünya Bankası, IMF, (Birer ABD kuruluşudur ismi yanıltmasın) gibi kuruluşlar tarafından yine büyük ölçüde ABD içinde kalır, para sanal olarak bir banka şubesinden bir başka yere transfer olur. Geri kalmış ülkelerin, işbirlikçi yöneticileri de elbette bundan nemalanır ve bu nemanın bir kısmı da yine o geri kalmış ülkede, bu yönetimi destekleyenelere sadaka (örneğin kömür, bakliyat vb) gibi dağıtılır.
    Ödeyemeyeceğin kadar bu borç yüküne karşılık senin yeraltı ve yer üstü kaynakların da yine bu emperyalist yağmacılara gider. Ülkemizde, Osmanlı zamanında bunun küçük bir benzeri kapitülasyonlardı, dış borçlarımıza karşılık bizim tütünümüze ve çayımıza bile el koymuşlardı. Atatürk önderliğinde verilen bir halk savaşı ile cumhuriyet kurulduktan sonra bu kapütülasyon belasından kurtulduk. 1938’de onun ölümü ve 1950’li yıllardan itibaren de sağcı, dinci, ırkçı iktidarlar bu dış borç miktarını hep geometrik dizi gibi arttırdı.
    Şu anda artık bağımsız değiliz. Emperyalizme karşı en son ekonomik direnişi ise Ecevit (1970’lerde) bize, kendi topraklarımızda ABD’nin karşı çıkmasına rağmen haşhaş ektirerek yapmıştır. Netice de o da 12 mart ve 12 eylül darbeleriyle sonlandı diyebiliriz.

    Emperyalizm bu borç batağındaki ülkelerde istediği an kriz çıkartabilir, sıcak parasını borsadan çıkarabilir, iktidarı devirebilir, bugün işbirliği yaptığı yönetcilerin yarın yurt dışındaki gizli banka hesaplarında birirken bu özelleştirme yağmasından yığılan servetleri açıklayabilir, bu da böyle birşey.

    Bir ülkeyi ekonomik veya politik kriz ile yıkamıyorsa, oradaki lideri veya liderleri suikast ile ortadan kaldırır. Örneğin İranda Şah öncesi Musaddık veya Panama eski devlet başkanı (ismini anımsayamadım). Saddam gibi suikastla öldüremeyeceği biri de olursa ülkeyi bizzat askeri ile işgal eder. Ancak Irak deneyiminden sonra Suriye’de görünen şu ki artık kendi askeri yerine yöresel, dinci, mezhepçi, ırkçı güçleri besleyerek bir işgal ve enerjiye hakim olma planı izliyor.

    Allahtan Türkiye yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini uygulayan büyük vizyonlu, sıfır sorunlu dış politika şiarı ile son derece başarılı bir dış politika izliyor da bizler de yurdumuzda cebimizde bol para ve toplumsal barış içinde yaşıyoruz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. YAĞMACI KAPİTALİST SİSTEM!

    LAFA GELİNCE MANGALDA KÜL BIRAKMAZSINIZ, CHP NE OLUYOR CHP?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Sosyal Devlet ilkesini savunur, sosyal demokrat bir partidir. Sosyal Demokrasinin ne olduğu konusunda yüzlerce yayın bulabilrsin. Bir de Sovyet tipi sosyalist sisteme karşı olarak kurulmuş Sosyalist Enternasyonel üyesi bir partidir CHP. Sosyal demokrasinin en güzel örneği de geliri olmayan her ailede, kadının banka hesabına yatırılacak olan Aile Sigortası adında, karşılıksız, en az asgari ücret düzeyinde maaşdır. Zahmet edip araştırırsanız daha detaylı öğrenebilirsiniz. Yine Sosyal Devlet ilkesi gereği CHP eğer iktidara gelseydi her üniversite öğrencisine verilen burs miktarını asgari ücret düzeyine çıkaracaktı, yani üniversiteye kazanan bir öğrenci hiç ailesine yük olmadan tahsilini tamamlayacaktı. Özel Yetkili Mahkemeler de CHP iktidarında anında kapatılacaktır.

    ”Dilimin sınırları dünyamın sınırları anlamına gelir” (Wittgenstein)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. EN İYİ KAPİTALİST CHPLİ KAPİTALİST, YAĞMACI DÜNYA KAPİTALİZMİYLE HİÇ ALAKALARI YOK! BURS VERİYORLAR:)))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Dış borç ve ülkelerin ekonomik durumlarını konuşurken CHP’nin konu ile ilgisizliği sırıtmış. CHP olsa da olmasa da Türkiye, 3. sınıf bir kapitalist ülke olmaya çalışmaya devam edecektir. Sırf CHP var diye emperyalizm alıp başını yürümüyor. Konu, CHP olunca fikrimizi yazıyoruz. İsteniyorsa, ayrı bir düzlemde o da incelenebilir fakat burada gereksiz olmuş bence.

    Herkesin hakkı avucuna..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Sizin açtığınız konu başlığında AKP adı geçiyorsa, bunun alternatifi olabilecek bir parti isminin de geçmesinden daha doğal ne olabilir? Şeyler biribiriyle ilgilidir, siz diyalektik materyalist felsefeyi bilmesiniz de gerçek bu. Bu ülkede tek kişinin kararı ile ucube olup heykel yıkılıyorsa, parasız eğitim isteyen gençler yıllarca tutuklu kalıyorsa, yayımlanmamış kitaplar suç unsuru ise, ÖYM’ler de her türlü hukuksuzluk yaşanıyorsa… tüm bunlara demokratik bir şekilde son vereceğini vaad eden bir partinin ismi elbette zikredilir, aynı yukarıdaki dış borç örneğindeki gibi. Ayrıca burası sonsuz, tartışmalar da sonsuz şekilde dallanıp budaklanabilir, konudan konuya da geçilebilir, bunlarda olmayan şeyler değil.
    Xenix’in dediği gibi ben kişiselleştirme yaparım, öyle ortaya konuşmayı pek fazla tercih etmem, ne yapayım neysem o’yum işte.
    Bu size son yazım, artık açtığınız konu başlıklaraına da hiç yorum yapmayacağım, hatta altında hiç ilgilenmiyorum diye bir tercih olsa doğrudan onu tıklayacağım. Olası sataşmalarınıza ve yanıtınıza da asla karşılık vermeyeceğim. Artık benim için son derece sıkıcı, ilgilenilmesi tamamen vakit kaybı olan sanal bir yorumcusunuz burada.
    Sonsuza kadar elveda.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. İlla ki alt yazı geçmek zorunda mıyım?

    Kamburcum K9’um.. Senin lehinde bir şeyler söyledim yukarıda. Kısaca misafire atıfta bulundum. Anlamayışına şaşırmak istiyorum bir gün de…

    Daha açık yazayım. Ciddi bir cevap beklemeyesin.. Şimdi, sen gelmişsin, hanım hanım fikrini yazmışsın. Ne güzel.. Misafir seni provoke etmek istercesine, ağacı ilgisiz bir dalından sallamak istemiş. Haa ama sen sallanmaktan mutluysan, fantezilere karışmıyoruz.

    CHP hakkındaki fikirlerimi de birçok kez yazdım burada.. Kısaca, sol bir parti olarak görülmemesi gereken bir paticiğimiz. Ama atsan atılmıyor satsan satılmıyor.

    Neyse, konu ekonomiye dönerse tekrardan uğrarım. 😉

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. “özel” şirketlerden birisi daha: THY!

    Geçenlerde serbest bir sunum yapmamız istendi. Herhangi bir şirketin dış pazarı, ekonomik gelişimi, e-commerce yapılanması gibi konular üzerinde durmamız istendi. THY seçeyim dedim. Hem de ne zamandır, Hazineden ve İMKB’den göz attığım bir şirket dedim..

    Neyse, Presentation’u hazırlarken karşılaştıklarım beni şaşırttı. Aşağıya şimdilik bir chart koyuyorum. Sonrasında yine gelip açıklama kısmını yazarım. Şimdilik biraz rahatsızım, canım yazı yazmak istemiyor. Fakat unutmadan da bunu eklemek istedim.

    Rakipleri arasında THY’nin yeri:

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Benim bu konuda basit bir mantığım var hem bireyler hem devletler için.

    “Kazandığından fazla harcamayacaksın. Eğer borç alıyorsan da borcu geri dönüşü(katma değer sağlayan) olan alanlara harcayacaksın.”

    İnşallah Türkiye’de gereksiz harcamaların hem bireysel hem de devlet bazında azaldığı, çalışan, üreten, ürettiğini karlı bir şekilde satan topluma dönüşür de bizde bu dış borçmuş, cari açıkmış, kişi başı milli gelirmiş düşünmeyiz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.