Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM) ve Hayat nedir ve toplum hayatı nasıl organize edilmelidir?

Öylesine kötü kurgulanmış bir yaşam sistemi içindeyiz ki,
► ya yaşam mücadelesinden başımızı kaldırıp, doğru olduğuna inandığımız bir işlemi yapacak zaman bulamıyoruz;
► ya da, öylesine pasifleştirilmişiz veya umutsuzuz ki, “ne yapsam boşuna, benim bir oyumla veya işlemimle mi bu dünya düzelecek” şeklinde bir davranış içindeyiz.
Bu tür yanlışlıklarımız nedeniyle, geleceğimizi düşünerek,
► ya üç-beş kuruş para kazanarak yarını kurtarma
► ya biraz mal-mülk edinerek çocuklarımızın geleceğini biraz da olsun güvence altına alabilme çabaları peşinde koşuyoruz. Daha başka türlü bir şey yapmak aklımıza gelmiyor.
Hâlbuki çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras, birkaç kuruş para veyahut biraz-mal-mülk değil, hayatın ne olduğu, niçin yaşandığı, nasıl yaşanması, nasıl örgütlenilmesi gerektiği gibi temel konular olmalıdır.
Neden mi?
Hücrelerimize bakalım, onlar gelecek nesillerine neyi miras bırakıyorlar?
Bir beden nasıl oluşturulur, hangi tür faktörlere bağlıdırlar, vs. gibi milyonlarca farklı faktör bilgilerinin bulunduğu bir genetik kitapçık bırakıyorlar. Her yeni nesil hücre de bu kalıtsal bilgilere göre, doğduğu doğal sistem içinde kendisine bir yer bulmaya ve yaşamaya çalışıyor. Kendisine miras kalan bilgilerin doğadaki sisteme uygunluk derecesine göre de başarılı oluyorlar.
İşte bu nedenle bizlerin temel hedefi de, çocuklarımıza nasıl bir toplumsal hayat sistemi miras bırakmalıyız ki, onlar gelecekte onlara bırakacağımız bu miras bilgilerinden yararlanarak, arılar-karıncalardaki gibi işleyen bir süper-organizma tipli bir toplum hayatına kavuşsunlar!
İşte DOM-sistemi böyle bilgiler içeren bir tartışma ortamıdır. Ayrıntılı DOM-sistemi dosyaları
Websayfamda bulunmaktadır.
Saygılarımla
Ismet Gedik

118 yorum “Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM) ve Hayat nedir ve toplum hayatı nasıl organize edilmelidir?”

  1. Belki insan bilinci veya zihni böyle bir işe kalkıştığında kendinden sonra gelecek nesillere stabil bir sistem bırakamıyorlar veya bıraktıklarını sansalar bile değişen yaşam koşulları ile bu sistem geçersiz hale geliyor.

    Yani DNA gibi bir kitapçığın toplumsal yaşama uygulanabilirliği ne derece doğru olur? Hele ki şartların bu kadar hızlı değiştiğini göz önüne aldığınızda.

    (Kaldıki DNA da öyle çok başarılı sayılmaz, biraz şartları zorlaştırsanız hiç birimiz hayatta kalamayabiliriz, ama mesela hamamböcekleri kalır. Bu onların daha iyi bir DNA geliştirdiği anlamına mı gelir?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Arı ve karınca kolonisi benzeri biyolojik modellemeleri tarihe adapte etmek istemek mi yine…

    Ben de bunu anlamıyorum.

    Mısırdaki kast sisteminin Atinavari versiyonu diyelim.

    Ya da Platon’un ütopyası.

    Ama bu idealist toplum ve devlet tasvirinin köle emeği temeline dayanacağını unutmayalım, derim.

    İşçi arılara selam olsun:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Doğada her şey
    1- kuantsal enerji birimi olan (h)nın pozitif veya negatif olarak kullanılması temeline dayanır.
    2- Tüm varlıklar daha rahat bir duruma ulaşma çabası içindedirler.
    3- Daha rahat duruma ulaşma varlığın yapısal-dokusal durumunda değişiklikler yapılmasıyla sağlanır.
    4- Bu şekilde her varlık, doğadaki hangi tür enerji türünden, nasıl yararlanacağı konularında bilgi depolamış olur. Yani bilgi yapı-ve-dokuya işlenmiş olur.
    5- Tüm varlıklar birer kopyalarını çıkararak bu bilgilerin gelecek nesle aktarılmasını sağlama yarışı içindedirler, buna aşk ve seks dürtüsü denir.
    6- Hücreler çevreye uyumlu bedenler oluşturma bilgileri oluşturup, bunu kalıtsal bilgiler olarak nesilden nesile aktarırlarken, insanlar bu konuda bilgisizdirler ve toplum hayatının düzenlenmesi ve korunması için karşılıklı etkileşime dayalı bir çaba göstermezler.
    7- Bu durum insanlar için doğadaki oluşum mekanizmasını bilmiyor anlamına gelir.
    8- DOM-sisteminin nasıl oluşup-geliştiğini anlamadan, hayatımıza bir anlam vermek ve toplum hayatımızı düzene sokmak olanaksızdır. DOM-sistemi hakkında gerekli bilgilere sitesinde ulaşabilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. arı ve karıncaların nasıl koloni oluşturdukları konusu DOM-sistemi bilgileri içinde yer almaktadır. Lütfedip, yazı dizinini okursanız, hayatın anlamını ve nasıl örgütleneceğini anlarsınız.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Belli ki siz anladığınızı düşünüyorsunuz. Neden bizi bir siteye yönlendirmek yerine “lütfedip” anlatmayı denemiyorsunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Karınca veya arılarınıza bişey demedik.

    Biyolojik modellemelerin tarihe uygulanması meselesidir sözünü ettiğim.

    Ve bunun bilim felsefesi içinde yeri bellidir.

    Ben de size 15-20 kitap ismi vereyim, lütfedip okursanız anlayacaksınız.

    (En keyiflisi de şu “anlayacaksınız” kısmı oluyor sanırsam)

    Ha bi de lütfedip..

    Mod süper, tam bir kraliçe arı tavrı hatta.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Hayat çok karmaşık bir sistemdir. Bu karmaşık sistemin anlaşılması, ancak çok çeşitli ilişki sistemlerinin bilinmesiyle olasıdır. Bu kadar bilgiyi, böyle bir ortamda sunmak mümkün olmadığından, ister istemez sizleri belli bir sayfaya göndermek gerekiyor. Nedeni bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. dom (22)- doğal bir Demokrasİ örneği- Arılarda demokrasi (Şekilleri ekleyemedim. Bu nedenle orijinal yere bakılması gerekiyor)
    Doğada her şeyin sahibi, o sistemi oluşturan bileşenlerdir; yani, bedenlerimizin sahibi, içindeki hücreleri; toplumun sahibi, o devlet sınırları içinde yaşayan tüm insanlardır.
    Demokrasi halkın yönetime sahip olması anlamına gelir. Halk ise, söz konusu bölgede yaşayan tüm insanlardır. Dolayısıyla, demokrasilerde din, ırk gibi faktörlere bağlı davranışlarda bulunulamaz. Bu nedenle, demokrasinin gerçekten uygulanması, toplumun iş ve meslek sahipleri arası ortaklık sistemi olarak görülmesine indirgenmiş olur.
    Bazı partiler oy almak için dinsel konuları, bazı partiler ırkçı motifleri kullanmaktadırlar. Bir devlette, belli dinsel görüşler (tarikatlar) veya belli ırkçı görüşler doğrultusunda oluşumlar varsa, o oluşumların (partilerin vs.) demokrasiye uygun davranış göstermeleri beklenemez. Çünkü dinsel duygularla hareket eden bir insan, ait olduğu tarikat şeyhinin görüşüne; ırksal duygularla hareket eden insan, ait olduğu ırkçı grubun görüşüne uygun davranmak zorundadır. Her iki durumda da kişinin davranışı kendi mesleki ve/veya bireysel çıkarlarına göre değil, ait olduğu tarikatın veya klanın görüşüne/çıkarına göre tepeden belirlenmiş olunur. Yani dinsel veya ırksal motifli seçimlerde, şeyhin veya şefin oyu söz konusudur. Bireyin oyu diye bir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla, dinsel veya ırkçı görüşlere dayalı partilerin çoğunlukta olduğu meclisler ve hükümetler demokratik düşünce ve davranıştan söz edemezler, çünkü varlıkları ve ortaya çıkışları demokrasiye terstir.
    Dinsel veya ırksal motiflerin söz konusu olduğu ortamlarda demokrasi söz konusu olamaz, zira şeyh-şef ne diyorsa, peşindeki insanlar da sürü davranışıyla onun peşinden gider.
    Şekil 22.1: Anayasa tüm toplumu kapsayacak nitelikte olmalıdır. Bunun tek çıkar yolu da hem işve meslek kolları arası, hem farklı görüşler arası uzlaşmaya dayandırılmasıdır.

    Batı demokrasileri, krallık gibi otoriter sistemlerde tek elde toplanılan tüm yetkilerin zararlı sonuçlar doğurduğunu fark edince, tek elde toplanan bu güçlerin, farklı güç odaklarına ayrılmasının daha yararlı olacağını düşünerek, yasama – yürütme ve yargı diye birbirinden bağımsız olması gereken üç güç odağı oluşturmuşlardır. Yasama organı (meclis) yasaları yapacaktır; yürütme organı (hükümet ve kurumları) bu yasalara göre devlet işlerini yürütecektir; yargı organı da yürütmenin yasalara uygun olup-olmadığını kontrol edecektir.
    12 Eylül anayasası, devlet yönetimine egemen olmanın yolunu tepedeki Cumhurbaşkanlığı, YÖK ve benzeri otoriter devlet kurumlarına bağlamışken, yeni anayasa değişikliği maddeleri bunu çoğunluk oyunu alacak partinin denetimine bağlamayı hedeflemektedir. Çoğunluğu (%90dan fazlası) Müslüman olan (olduğu varsayılan) bir ülkede de, din propagandalı bir parti hep çoğunluğu sağlayacağına göre, devlet yönetimi tek elde toplanmış olacaktır. Halbuki Batı demokrasilerinde kuvvetler ayrılığı çok önemlidir. Yani yasama, yargı ve yürütme (hükümet) birbirinden tamamen bağımsız olmalıdır.
    Türkiye’de ise şu an, yasama ve yürütme aynı eldedir. Yani hükümet mecliste mutlak çoğunluğa sahiptir ve yasaları istediği şekilde çıkarabilmektedir. Bu nedenle de seçim sistemine %10’luk bir baraj konularak, %30-40’lık oylarla % 70’lik meclis çoğunluğu sağlanacak yöntemler uygulanmaktadır.
    Demokrasinin nasıl işlemesi gerektiğini tam kavrayamamış toplumlarda, yasama organı olan meclisin üyeleri, kendilerini bir iş ve meslek grubu temsilcisi olarak görmezler. Onlar kendilerini ya bir tarikatın, ya bir ırkın yahut da başka tür bir siyasi görüşün temsilcisi olarak gördüklerinden, toplumsal bir birlik ve bütünlük oluşturacak şekilde yasa ve yönetmelikler oluşturulması olanaksızlaşmaktadır. Yasa ve yönetmelikler tüm halkı kapsayacak ve kaynaştıracak şekilde olmayınca da, ne yürütücü hükümet başarılı olabilmekte, ne de halk memnun olmaktadır. İşte asıl sorun, bu noktadan kaynaklanmaktadır. İnsanlarımızın mantığında temelden bir bozukluk vardır. Bu bozukluk nedir? Nerden kaynaklanmaktadır?
    Düşünce ve davranışlarımızın akıl ve mantığa dayandırılması, sorunlarımızın çözümü için önemlidir, çünkü akıl ve mantık bir canlının “sorunlarını çözme yeteneği”dir. Bu yeteneğiniz sağlamsa sorunlarınızı çözersiniz, bozuksa çözemezsiniz.
    Şimdi doğal sistemden bir örnek vererek, demkrasi dediğimiz işletim sisteminin nasıl olması gerektiğini pekiştirelim.
    Arılar ve Demokrasi
    Arıların davranışlarını anlamamıza yarayan ilk araştırmalar 1900’lü yıllarda özellikle Avusturya’lı etnolog Karl von Frisch’in araştırmalarıyla başlar ve onun öğrencilerinden Martin Lindauer’le devam eder. Frisch’e bu temel buluşları nedeniyle 1973 yılında Nobel ödülü verilir. Frisch’in temel keşfinin kalbini, “waggle dance= salınım dansı” denilen arılar arası bir haberleşme yöntemi oluşturur. Bu salınım dansında arı, keşfettiği bir çiçek tarlası veya başka önemli bir noktanın konumunu tarif eder. Bu dans arının, bir saat yönünde, bir de saatin tersi yönde dönüş yaparak dansını sürdürmesiyle oluşur. Arının dans yaparak ilerlediği yön, göstermek istediği noktanın Güneş’le kaç derecelik açı yaptığını gösterir. Dönüşler arasında geçen zaman ise, noktanın ne kadar uzakta olduğunu belirtir. 1 saniyelik sürenin yaklaşık 1 kmlik bir uzaklığa denk geldiği saptanmıştır. Bu dansın ne kadar uzun bir süre devam ettiği ise, kaynak noktanın önem derecesine göre değişmektedir.
    Şekil 22.2: Arılarda haberleşme yöntemi
    Daha sonraki yıllarda Thomas D. Seeley gibi yeni nesil araştırmacıların, daha gelişmiş teknolojik olanaklardan da yararlanarak, arıların davranışlarını araştırmaları arılar hakkındaki bilgilerimizin daha da artmasını sağlamıştır. Şimdi aşağıdaki paragraflarda, Seeley’in “Honeybee Democracy. Princeton University press. 353 s.; 2010” adlı kitabından yararlanılarak oluşturulmuş önemli noktalar sunulacaktır.
    Seeley eserinin başlarında şöyle bir uyarıda bulunur: “There is one common misunderstanding about the inner operations of a honeybee colony that I must dispel at the outset, namely that a colony is governed by a benevolent dictator, Her Majesty the Queen. The belief that a colony’s coherence derives from an omniscient queen (or king) telling the workers what to do is centuries old, tracing back to Aristotle and persisting until modern times. But it is false.” (“İnsanlar arasında bir arı kolonisinin, Kraliçe denilen iyi niyetli bir diktatör tarafından yönetildiği şeklinde yaygın bir inanç vardır. Bir kolonideki düzenin her şeyi bilen bir kraliçe (veya kral) tarafından işçilere ne yapmalarını söylemesiyle gerçekleştiği şeklindeki inanç, taa Aristo zamanından kaynaklanır ve günümüze kadar devam etmiştir. Fakat yanlıştır.”)
    Kraliçe arının görevi yumurtlamaktır. Kış aylarında 7 ay yaşayabilen işçi arıların ömürleri yaz aylarında bir ay kadardır. Bu nedenle, Kraliçe, yaz aylarında her gün 1500’den fazla yumurta bırakır ve bu yumurtalardan 1500’den fazla yeni işçi arı oluşur. Bir kolonide yaklaşık 20-30 bin civarında arı olduğu dikkate alınırsa, bunların onda birinin her gün öldüğü ve yenilerin onların yerini aldığı anlaşılır. Yani bir arı kolonisi muazzam hızlı bir değişim-dönüşüm geçirmektedir.
    Kraliçe arının ömrü ise yaklaşık 2-3 yıldır. Kraliçe arı, koloninin sembolü (bayrağı) rolüne sahiptir. “Queen substance” (kraliçe maddesi) denilen bir hormon salgılar. Kraliçe arıya dokunan her işçi arı bu kokuyu kovanın her yerine yayar ve bu şekilde “kraliçemiz hayatta, yeni kraliçe yetiştirmeye gerek yok” mesajı kovanın her yerinde hissedilir.
    Şimdi bir arı kolonisinin, yani bir “oğul verme” olayının nasıl gerçekleştiğini görelim.
    A-►1- Şekilde görüldüğü gibi, arı kolonileri deneylerin yapıldığı coğrafik koşullarda (40-42 kuzey enlemli) Nisan ayı ortalarına kadar sürekli zayıflarlar.
    Şekil 22.3: Arılarda oğul verme zamanı

    Nisan sonlarından itibaren ise tekrar gelişmeye başlarlar ve Temmuz-Ağustos’ta maksimum kütleye ulaşırlar. Mayıs sonu – Haziran başları ise oğul verme zamanıdır çünkü, peteklerin gözleri bir taraftan toplanan besinlerle dolarken, diğer taraftan da, işçi sayısının artırılması için kraliçe her gün 1500-2000 adet petek gözüne yumurta yerleştirmektedir. Bu nedenle çevrede bol çiçek tozu varsa, kısa bir süre içinde kovandaki petek gözleri çift taraflı olarak dolar.
    İlkbaharda çiçekler açmaya başlayınca, arılar çiçeklerden topladıkları polen ve nektarla kovanları doldurmaya başlarlar. Bol çiçek varsa, bu bolluk, arılarda çoğalma arzusuna yol açar. Oğul verme olayını başlatan faktörün besin bolluğu olduğu, deneylerle de ispatlanmıştır. (Çevrelerine şekerli su kovaları bırakılan arıların, birkaç gün sürekli bu şekerleri ve çevredeki çiçek tozlarını kovanlarına taşımalarından sonra, doldurulacak petek gözü kalmadığında, “oğul verme” işlemini başlatacak yuva arama işlemlerine başladıkları saptanmıştır.)

    Şekil 22.4: Kraliçe büyütme odası
    Peteklerin taban kesiminde kraliçe arıların yetiştirileceği 5-6 tane kese şeklinde özel oda oluşturulur ve kraliçe, bunların içine de birer yumurta koyar. Gerek işçi arılar, gerekse kraliçe olacak arılar, yaklaşık 16 gün içinde olgunlaşıp, koloniye katılırlar. Hangi arıların kraliçe, hangilerinin işçi arı olacakları, onlara verilen besinle belirlenir. Kraliçe olacak olanlar besin değeri yüksek (royal jelly) ile beslenirken, işçi arılar normal besinle ile beslenirler. (Erkek arılar ise, yine normal besinle beslenirler, ama onları oluşturan yumurtalar spermateka’daki spermlerle döllenmeden bırakıldıklarından, “drone” denilen erkek arılar ortaya çıkar.)
    Şekil 22.5: Arıların görüntü farkları

    ►2- “Oğul verme” döneminin başlamasıyla birlikte, tüm koloni üyelerinde bir değişiklik başlar. En büyük değişiklik ise kraliçe arıda gözlenir. Yeni kraliçe adayları her gün beslenip gittikçe büyürlerken, mevcut kraliçe gittikçe zayıflamaya başlar. Zayıflamanın nedenleri şunlardır:
    ◘-a)- İşçi arılar yeni kraliçe adaylarına her gün bol besin verirlerken, mevcut kraliçeye gittikçe az besin verirler.
    ◘-b)- İşçi arılar kendi kraliçelerine hafif düşmanca davranışlarda bulunmaya, onu itip-kakmaya, hafifçe ısırmaya başlarlar. Onunla karşılaştıklarında ön bacaklarıyla kraliçeyi 1-2 saniye kadar sarsarlar. Bu düşmanca tavırlar ana-kraliçeyi sürekli rahatsız eder ve kovan içinde sürekli dolaşmaya zorlar. Hem gittikçe az beslenmesi, hem sürekli harekete zorlanması sonucu, ağırlığının yaklaşık % 25ini kaybeder ve bu şekilde normalde çok hantal ve şişko yapılı olan ve bu nedenle de uçamaz durumda olan kraliçe, zayıflayarak uçacak duruma gelir.
    Bu arada küçük bir not ekleyelim. “Oğul verme” terimi biraz hatalıdır, çünkü yuvayı terk edecek olan yeni nesil değil, eski kraliçe ve onun eski yavrularıdır. Dolayısıyla “oğul bırakma” daha doğru olur.

    ►3- Yuvayı terke hazırlanan tüm arılar karınlarını tıka-basa doldururlar ve bir-kaç gün sürecek bir yolculuğa kendilerini hazır duruma getirirler.

    ►4- Besin bolluğunun ve kovanda petek gözlerinin hepsinin dolu olduğunu algılayan bazı arılar (oğul verme işlemini başlatan arılar) kovanın içinde ve dışında sürekli keşif uçuşları yaparak, uygun hava koşullarını saptamaya ve göç zamanını ayarlamaya çalışırlar. Koloni içinde yeni kraliçe adayının çıkmaya hazır olduğunun, dışarıda ise uygun hava koşullarının mevcut olduğunun saptanması durumunda, “haydi gidiyoruz” sinyali verirler ve ana kraliçe ile birlikte, kovandaki arıların yarıdan fazlası göçe başlar.

    Şimdi geride kalan yuvada neler olduğunu görelim.
    B- ►- Kovan besin açısından çok zenginse ve arı nüfusu hala hızla artmaya devam ediyorsa, ilk erginleşen kraliçe de yuvayı bir grup arıyla terk etmek zorunda bırakılır ve ikinci bir oğul verme olayı gerçekleşebilir. Yuvada kalan genç nesil ve kraliçesi yeni bir koloni hayatı başlatmaya hazırdırlar. Bunun için henüz yuvalarından çıkmamış kraliçe adayları, yeni kraliçe tarafından öldürülürler. Ve hemen sonra genç kraliçe spermatoteka’sını spermlerle doldurmak için balayı-uçuşuna çıkar. Bu uçuş sırasında 5-6 farklı erkek arıyla çiftleşerek, spermatoteka’sını doldurur. Bu spermleri gelecekteki 2-3 yıl boyunca kullanarak, kovanındaki arı nüfusunu sürekli yenileyecektir. (Kraliçeler kendi kovanında yetişmiş erkek arılarla çiftleşmezler!)

    Şimdi de yuvayı terk edip, çevredeki bir ağaç dalında geçici bir süreliğine konaklayan arıların neler yaptıklarına bakalım.
    Şekil 22.6: Bir dalda bekleyen arı kolonisi

    C- ►- Arılar kışın dondurucu soğuğundan korunmak ve bu uzun kış mevsimindeki besin ihtiyacını karşılayacak depolama ortamını oluşturmak için bir yuvaya gereksinim duyarlar. Bu yuvanın hangi özelliklere sahip olması gerektiğini belirlemek isteyen Seeley, gazetelere “arı kovanı bulunduran ağaç aranıyor” seklinde ilan vererek, onlarca doğal arı kovanı saptayıp, bu ağaçlardaki kovanların genel özelliklerini saptar. Bu özellikler şunlardır:
    ◘1- Kovan boşluğu 10 litreden küçük 100 litreden büyük olmamalı;
    ◘2- Kovan girişi kovan boşluğunun alt kenarında olmalı ve boyutu 3.5 cm ile 8.5 cm arası bir boyutta olmalı;
    ◘3- Kovan girişi güneye bakmalı;
    ◘4- Kovan girişi zeminden 1m ile 5m arası bir yüksekte olmalı.

    Şekil 22.7: Bazı denyelerin yapıldığı Appledore adası

    Arıların bu kriterlere göre seçim yatıklarını belirleyen Seeley, bu kriterlere uygun (yani ideal) kovanlar yapar. İnceleme alanını mümkün olduğunca küçük tutabilmek için küçük bir ada seçer (Appledore Island) ve kovanları belirli yerlere yerleştirir. (Bak şekil) Getirdiği çok sayıda “oğulu” adanın belirli yerlerine yerleştirip, bu arıların yuvalarını nasıl seçtiklerini araştırmaya koyulur.

    Bir dal üzerinde geçici bir süreliğine konaklayan arı kolonisi içinden bir-kaç yüz “scouts=izci” arı denilen yetenekli arı çevreyi araştırmak ve öneriler getirmek üzere ayrılırlar.
    Şekil 22.8: İşaretlenmiş arılar
    Kovanların başında görevliler vardır ve kovanları incelemek üzere gelen arılar çeşitli renkte (sarı, penbe, vs) boyalarla işaretlenip-numaralandırılırlar. Ayrıca kolonideki tüm gelişmeleri izleyebilmek için video ve mikrofonlar yerleştirilerek, arıların bu yuvalardan birini nasıl seçtikleri araştırılır.
    Arıların birbirlerini uyarmak veya ikaz etmek için “stop-sinyali” denilen ve 150 ms süreli ve 350 hertz frekanslı çok özel bir sinyal kullanırlar. Bu stop sinyali, arılar arası anlaşıp-uzlaşmakta en çok kullanılan bir etkileşim türüdür. Örneğin, bir arı, yeni bir beslenme alanı bulduğunda, bu noktanın hangi yönde ve ne kadar uzaklıkta olduğunu belirten bir gösteri-dansına başlarlar. Dansın süresi ne kadar uzun olursa, önerilen nokta o kadar önemli olmuş olur. Arı, yeni bir beslenme alanını tanıtmaya başladığında, o noktada hayati bir tehlike olduğunu saptayan bir başka arı, dans eden arının dansını durdurması için, o arının gövdesine kafasıyla toslayarak ve 350 frekanslı stop-sinyali ile müdahale eder. Stop-sinyali ne kadar çok sayıda arıdan gelirse, dans eden arı dansını o kadar kısa bir sürede bitirmek zorunda kalır.
    Şekil 22.9: Arılarda tartışma sistemi.

    Keşif gezisinden dönen izci-arılar, koloniye gözlem sonuçlarını aktarmak için, buldukları yuvanın konumunu gösteren bir salınım-dansına başlarlar. Önerdikleri yuva ne kadar önemliyse, dansın süresi de o kadar uzun tutulur. Dansın sonlarına doğru, başka bir görüşte olan izciler, dans eden arıya yaklaşarak, kafalarıyla ona dokunurlar ve stop-sinyali verirler. Bu şekilde farklı görüş sahipleri görüşlerini savunurlarken, karşı-görüş sahipleri de stop-sinyalleri vererek, itirazda bulunurlar. Bu olay günlerce sürebilir. Bu süreç zarfında izci-arılar grubundan yeni arılar, önerilen yerlere giderek, önerilen yuvanın savunulduğu kadar iyi mi olduğu konusunda kendi görüşlerini oluştururlar ve koloniye gelerek lehte görüş bildirici danslar yaparlar. Bu şekilde en iyi yuvayı savunan izci arı sayısı, yuvalardan biri lehine değişir ve o yuva seçilmiş olur. Yani arılar arasında demokratik bir oylama yapılmış olunur. Belli bir eşik değerinin (quorum) üzerinde oy alan seçilmiş olur.
    (Demokrasinin işlemediği bir durum: İki eşdeğer yuva arasında seçim yapmak zorunda kalındığında, her iki taraf da eşik değeri üzeri bir taraftar sayısına sahip olunca, her iki taraf için de “quorum” değerinin sağlanmış olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda koloni yuvaya gitmek için uçuşa geçer. Ancak havada, bir taraf bir yöne, diğer taraf diğer yöne doğru yönelir ve koloni ikiye bölünür. Bu durumda kraliçe ortada kalır. Bunun üzerine taraflar tekrar geri dönerler. Bu tür bir ikilemli durumda, kraliçe kaybolursa, taraflar kraliçesiz kaldıklarından, eski yuvalarına geri dönerler (Landauer 1955). Kraliçe kaybolmadıysa, tekrar bir yerde toplanıp, yeniden oylama işlemine geçerler.)

    Arılarda gözlenen bu demokratik işlemlerden alınması gereken dersler şunlardır:
    ■1- Arılar, muazzam bir araştırma ve gözlem yapma yeteneğine sahipler, binlerce metrekarelik alanlarda 5-10 cm ölçeğindeki ağaç veya kayaç kovuklarını bulup, milimi milimine konumunu belirleyip, bunu hafızalarında saklayabiliyorlar.
    ■2- Arılar, bir ağaç kovuğunun içine girip, onun içinde çeşitli yönlerde giderek, boyutunu-kapasitesini ölçüyorlar.
    ■3- Arılar tepeden (kraliçeden) gelen bir emirle yönetilmiyorlar; tersine, olaylar veya işlemler, işçi arılar denilen çoğunluk bireyleri tarafından başlatılp, yönlendiriliyorlar. Örneğin yuva bulma işlemi izci arı denilen bir grup tarafından gerçekleştiriliyor. İzcilerin çoğunluğunun oyunu alan taraf kazanıyor. vererek karar alınmasında etkili oluyorlar. Yani doğadaki düzen, bilgi sahibi bireylerin (uzmanların) karşılıklı etkileşimleriyle gerçekleşiyor. (Bu nedenle insanlar arası toplumsal sistem iş-yapanların oluşturacakları odalar arası etkileşimlerle oluşturulmalıdır.)
    ■4- Bilgi sahibi olmayan, ukalalık yapıp, itirazda bulunmuyor; sadece bilgi sahibi (alternatif görüş sahipleri) itirazda bulunuyorlar. (Pembe renklilere itiraz edenler, sarı renkli karşı görüşlülerdir veyahut tersi durum).
    ■5- Arı kolonisindeki bireyler, süperorganizma niteliğndeki bir üst-sistemin bir parçası olduklarının farkındalar ve hep bu süperorganizmanın varlığını sürdürmesi uğruna çalışıyorlar.
    ■6- Bu farkında olma duygusu, genetik-yapı ve dokuya işlenmiş olduğundan, hiçbir arı bu sisteme ters davranamıyor. İçgüdü dediğimiz dürtü bu genetik yapı ve doku tarafından varlığa empoze edilen davranış tarzıdır. İçgüdü tüm varlıklarda mevcuttur; örneğin bir çekülün yerçekimi yasasına uyarak, yeryuvarının merkezini göstermesi de bir içgüdüsel davranıştır. Dış-güdü diye bir dürtü ise mevcut değildir.
    ■7- Genetik bilgiler, 1-2 yılda veya 1-2 nesilde oluşturulamazlar. Binlerce nesi veyahut milyonlarca yılda ancak oluşturulabiliyorlar. Arılar yaklaşık yüz milyon yıl önceleri Kretase dönemi denilen bir devirde ortaya çıkarlar. Ama o zamanın arıları henüz koloni hayatından habersizdirler. Zaman içinde sayıları gittikçe artar. Bu artış, onları bir koloni sistemi içinde yaşamaya zorlayan ana faktördür ve yaklaşık 40 milyon yıl önceleri başarılmıştır.
    ■7- İnsansı varlıklar yaklaşık 5 milyon yıldır vardır ve insan nüfusu da çok hızlı artmaktadır. Bu artış da insanları bir süperorganizma işlevi gören toplumsal birleşmeye zorlamaktadır.
    Yukarıdaki sonuçlardan sonra kendimize şu soruyu soralım: Bir arı kendi isteğiyle dünyaya gelmiyor, bir insan da kendi istediği için doğmuyor. Aynı durum atomlar, moleküller, hücreler için de geçerlidir. Hiçbir molekül, hiçbir atom kendi istediği için oluşmamıştır. Evrenimizde %73 H, % 24 He bulunurken, tüm diğer elementler sadece %3 oranındadır. Yani demir, karbon, silisyum gibi büyük elementler, evrenimizde sadece %3lük bir oranda bulunmaktaysa, evrendeki varlıkların ancak %3ü bilgiye dayalı karşılıklı etkileşimler içinde bir şeyler yapıp, bir düzen içinde bir araya gelebilmişlerdir. Hele hele hücre, hayvan, bitki gibi varlıkların evrensel madde miktarı içinde yeri, milyarlarda bir bile değildir.
    Doğadaki tüm işlemler bilgiye göre olmaktadır. Rasgele çarpışmalar vs. ile bir şey oluşmamaktadır. Peki niye bu varlıklar oluşturuluyorlar ve neden bu doğa ve dünyaya uyum sağlamak için yukarıda özetlenen şekilde çalışmak-çabalamak zorunda kalıyorlar? Hayatın anlamı ne? DOM-sistemini anlayabilmek bu soruyu yanıtlayabilmek demektir.

    Önemli bir not: Araştırmacılar, beyinlerde karar alınmasında da aynen arılar arasında uygulanan yukarıdaki yöntemin kullanıldığını vurgulamaktadırlar: “Honeybee swarms and complex brains show many parallels in how they make decisions. In both, separate populations of units (bees or neurons) integrate noisy evidence for alternatives, and, when one population exceeds a threshold, the alternative it represents is chosen.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Evet siz de 15-20 kitap önerebilirsiniz, malum dilin kemiği yoktur ve her insan binlerce farlklı senaryo üretebilir. Ancak insanların oluşturdukları senaryolar, insanların sorunlarına çözüm oluşturabilecek nitelikte olmalıdır. DOM-sistemi bilgileri tüm-insanlığın tüm sorunlarının nedenini teşhis edebilen dolayısıyla çözüm formülü bulan bir eserdir. Siz hiç başka bir eser biliyormusunuz ki, insanlığın tüm sorunlarının nedenini tek bir teşhise indirgesin?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Güzel. İlgimi çekti yazılanlar. İzin verirseniz ismet bey bir kaç soru sormak istiyorum. Elbette mutlaka yazmışsınızdır fakat birer paragrafla açıklarsanız özet olarak sevinirim.

    • Bu bahsettiğiniz sistem (DOM) daha önce bir örneği yaşanmış bir sistem midir? Tarihte benzeri düşünceler, felsefeler veya ideları var mıdır?
    • Karınca veya arı gibi kolonu yaşam süren canlıların sistemlerini insanlara nasıl uygulamayı düşünüyorsunuz, yapısal farklılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz.

    • Hamamböceği kolonosi veya bir çakal sürüsü yaşam sistemleri de DOM açısından insan yaşam sistemlerine uygulanabilir mi?

    Teşekkür ederim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Arıyı karıncayı sabahlara kadar anlatın da..

    Mevzu o değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. 1- Dom-sistemi insanlık tarihinde bir ilktir, daha önce hiç yaşanmamış-düşünülmemiştir, nedenine gelince, dinamik sistemler fiziğinin yeni keşfedilmiş, zaman kavramının anlamının yeni anlaşılmış ve bilginin eksponanansiyelliğinin yeni bulunmuş olmasıdır.
    2- Karınca ve diğer koloni yaşamı süren organizmalar, daha rahat bir yaşam düzeyine ulaşmak için dinamik sistemler fiziği ilkeleri uygulayarak koloni yaşamına geçmişlerdir. İnsanlar da dinamik sistemler fiziği ilkelerini kullanarak, bir üst-sistem (süper-organizma) içinde bir araya geleceklerdir, çünkü bu evrensel ölçekte uygulanan bir sistemdir. Tek hücreli canlılar da, arılar da, mercanlar da karıncalar da aynı yöntemi uygulamışlardır.
    3- Hamam böceği veya çakal sürüsü, bir toplum değil, adı üstünde bir sürüdür. Sürü yaşamında birey kendini bir süper-organizmanın parçası olarak hissetmez. Çünkü o şekilde programlanmamıştır.
    Saygılarımla
    ismetAB

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Köpekbalığı embriyoları da değildir sanırsam.

    Ya da kanlı agara ekilen mikroorganizmalar..

    Onlar hayatta kalamamışlar, ama arılar…

    Tamam, ben erkek arı olmak istiyorum.

    Kraliçeyi dölleyeceğim.

    Sana gelince;

    İzcisin sen izci kal.

    Ha bi de bilmeyenler susacak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Aslında

    “Peki niye bu varlıklar oluşturuluyorlar ve neden bu doğa ve dünyaya uyum sağlamak için yukarıda özetlenen şekilde çalışmak-çabalamak zorunda kalıyorlar?”

    Aslında çalışıp çabalamıyorlar, içlerinden uyumlu hale gelenler, uyumlu olanlar (veya doğal seleksiyonla elenmeyenler) hayatta kalıyor. Bu da demektir ki evrim ileriye doğru gitmiyor. Yani bir yönü yok veya çalışma çabalama meselesi de değil. Mesela çok ilkel bir canlı olan tuttiroppis ölümsüz bir canlı. Üstelik koloni falan değil tek başına takılıyor. Şimdi bir yanda bu canlı varken diğer canlılar neye göre daha gelişmiş?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Doğada ileriye-gelişmişliğe doğru bir gidiş olmasaydı, bu gün hala her şey atom-altı parçacıkları durumunda olurdu; dünyamızda bir gelişme veya ilerleme olmasaydı, her şey bakteri düzeyinde bir hayatla sınrlı kalırdı.
    Neden ilerleme gelişme olduğunu anlamak için DOM-dizini okunmalıdır. Başka çıkarı yoktur.
    saygılarımla
    ismet

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Diyorsunuz ki yani; arıları insan boyutuna büyüttük mü tamam.

    Ayrıca kelimeye takılmayın.

    Xenix’in ifade etmek istediği şey: nihai (veya belirli) bir amacı olmayan bir değişim ve başkalaşım süreci.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Doğadaki gelişmelerde bir ilerleme, bir gelişme yoksa, o zaman bizler gibi her şeyi sorgulayan ve doğal sistemi araştırıp bir anlam vermeye çalışan bir varlık neden oluştu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. Yazdığım cümleyi bu denli yanlış anlamayacak kadar bilgili olduğunuzu varsayarak tekrar ediyorum.

    Evrimin bir hedefi, amacı, bilinci yoktur. Değişen şartlara göre uyumlu olan canlıların devam ettiği bir arenadır dünya. Siz sadece düşünme ve sorgulama yeteneğinize göre kendinizi diğer canlılardan üstün görüyor olabilirsiniz. Ama bir atom bombası karşısında hamamböcekleri sizden daha üstünken, kendini yenileme konusunda deniz yıldızı veya bahsettiğimiz ölümsüz canlı sizden daha üstündür.

    Bu üstünlük tamamen insansı bir duygunun ürünü. Belki de küçükken öğrendiğiniz dinsel öğretilerin tortuları diyebiliriz.

    Neyin neyden daha gelişmiş daha ilerlemiş olduğunu nesnel değil de kendi yargılarınızla belirleyemezsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. “Doğadaki gelişmelerde bir ilerleme, bir gelişme yoksa, o zaman bizler gibi her şeyi sorgulayan ve doğal sistemi araştırıp bir anlam vermeye çalışan bir varlık neden oluştu?”

    Arılara bakıp ders almak için sanırsam.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Neden arılar? Örneğin neden kaplumbağa değil?

    Arılar akşama kadar çalışıp duruyorlar. Halbuki kaplumbağanın öyle bir derdi yok. Evi de hazır sırtında, yani barınma ve kira derdi de yok. Akşama kadar ağır ve huzurlu bir şekilde yaşayıp karnını doyuruyor. Bunlara ek olarak ömrü de oldukça uzun.

    Arıları bırakalım bence, kaplumbağaya bakalım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Veyahut yunuslar?

    Sırtlanlar? (üstelik klan lideri dişi)

    Olmadı termit.

    Barsak florası hücreleri?

    Burda bizim size yönelttiğimiz sorular, herhangi düzeyde kolonial bir yaşamın anlattığınız kadar iyi veya kötü olmasıyla ilgili değil sayın Gedik.

    Yani karıncalar… veya arılar..

    Gerçekten de harikulade* bir yaşam birliği, düzeni, sistemi, vesiresi içinde olabilirler.

    Ama sorulan bu değil.

    Sorulan (ya da en en azından benim sorduğum) şey; Biyolojik modellemelerin insana ve tarihe uygulama ihtiyacı ve arzusu.

    Daha doğrusu bunun arka planı ve felsefi belirlenmişlikleri.

    Dedim ya niye?

    Karınca kendi evrimi içinde karınca oldu, peki ya insan?

    Karınca alet mi yapar?

    Veyahut bilgi* üretimi ve sosyal pratik içinde doğaya karşıt müdahalesi mi var?

    (insanı olgunlaştıracağım derken, alet yapan karınca:)

    Neyse..

    Aslında biraz şuna benziyor teziniz;

    -Kutusu da çok güzelmiş..

    -Neyin?

    -Saatin..

    -E güzel olur tabi, o bir seiko..

    -Ama bana sorarsan, güneş saati olsun..

    -O niye?

    -Doğayla daha bi uyumlu da ondan..

    -Tamam olsun, seni mi kırcam..

    -Teşekkür ederim.

    -Ne demek rica ederim..

    -Lakin..

    -Evet?

    -Kutusu yine seiko olsun.

    🙂

    Platon’un aristokratik devlet tasvirini bir daha okuyunuz bence.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Şimdi ben aslında ismet.gedik’in mesajlarını tam olarak okumadım(çok uzun), DOM’dan kastı nedir iyi bilmiyorum. Ama arkadaşların yorumlarından anladığım kadarıyla karıncaları, arıları falan örnek almamız gerektiğini düşünüyor. Bu konuda yazacağım…

    Arılar gibi yaşamak ha deyince olacak bir şey değil. Bizim yaşam biçimimizin de arılarınkinin de genetik kökleri var ve bu çok güçlü. Milyonlarca yılda şekillenmiş genotip ve dolayısıyla fenotip(yaşam tarzımız da fenotipimiz sayılır).

    Arı kolonilerinde tam olarak ne hoşuna gidiyor bilmiyorum ama… neyse ben bi okuyayım şu yorumları… Aslında benim dikkat çekmeyi düşündüklerimi yazının sonunda söylemişsin:

    “■5- Arı kolonisindeki bireyler, süperorganizma niteliğndeki bir üst-sistemin bir parçası olduklarının farkındalar ve hep bu süperorganizmanın varlığını sürdürmesi uğruna çalışıyorlar.
    ■6- Bu farkında olma duygusu, genetik-yapı ve dokuya işlenmiş olduğundan, hiçbir arı bu sisteme ters davranamıyor. İçgüdü dediğimiz dürtü bu genetik yapı ve doku tarafından varlığa empoze edilen davranış tarzıdır. İçgüdü tüm varlıklarda mevcuttur; örneğin bir çekülün yerçekimi yasasına uyarak, yeryuvarının merkezini göstermesi de bir içgüdüsel davranıştır. Dış-güdü diye bir dürtü ise mevcut değildir.
    ■7- Genetik bilgiler, 1-2 yılda veya 1-2 nesilde oluşturulamazlar. Binlerce nesi veyahut milyonlarca yılda ancak oluşturulabiliyorlar. …”

    Biz insanlar her birimiz bir birey, ayrı bir birey. Herbirimizin çıkarları bir başkasınınkilerle tam olarak örtüşmüyor. Bir arı kolonisinin üyelerine ise birey demek doğru olmaz, yazılarında dediğin gibi bir süper-organizmanın parçası her bir işçi arı. Bir koloninin tamamı birbiriyle akraba bütün işçi arılar “kardeş”. Kardeşi tırnak içinde yazdım çünkü bizim anladığımız anlamda kardeş de değiller, genetik olarak birbirlerine daha da yakınlar. Yani koloni içi çıkar çatışmaları için nedenleri yok. Ve bir ikincisi… işçi arılar kısırlar. Yani bu kısır üyeleri bir birey kabul edersek doğal seçilim açısından bir değerleri yok, bir anlamda ölü doğuyorlar. Yani ilk bakışta “özveri” gibi algılanan bazı davranışlar için bizden daha çok sebepleri var. Bazı arı türlerinde kraliçe arı işçi arıları kısır tutmak için bazı kimyasallar salgılıyor. Bu kimyasal bir şekilde engellendiğinde veya işte salgılanmadığında koloni içi kargaşa başlıyor, bireycilik akımları yayılmaya başlıyor diyebiliriz :).

    Yazıda ingilizce bir kısım var orada deniyor ki bu koloniler iyi niyetli bir diktatör(kraliçe arı) tarafından yönetiliyor diye düşünülürdü fakat bu yanlış diyor. Evet yanlış olabilir, ama bunun anlamı arı kolonileri barış içinde yaşıyor demek değil. Yukarıda dediğim gibi bir kolonideki iki işçi arının akrabalık kraliçe arıyla olan kan bağından daha büyük. Yani meseleye ters açıdan bakmak da mümkün. Kraliçe arı işçi arıların üreme makinesi de olabilir. İşçi arıların genlerini basan bir makine. İşçi arı-kraliçe arı ilişkisinde esaret altında olan kraliçe arı da olabilir. Daha uzun yazmak istemiyorum, konu biraz karmaşık ve ben de tam olarak toparlayamıyorum. Gen Bencildir de bu konu detaylı ele alınmış. Tabii gene de tartışmak istersen, ben de daha detaya girerek yazarım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Süper-Organizma şeklinde işleyecek bir toplumsal sistem oluşturmaya yönelik Uzlaşma-Tartışma İlkeleri

    Organizasyonu tepeden tabana örgütlenmiş tüm toplumlarda insanlar toplumsal sistemin kurallarının tepedeki bir zümre tarafından belirlenmesine alışmışlardır. Bu edenle bu tür toplumlarda insanlar arasında anlaşıp-uzlaşmaya götürücü tartışma adabı gelişmemiştir. Tersine, insanlar, ya kendi oluşturdukları veyahut da kendilerine empoze edilen bir görüşü savunma amacıyla tartışmalara girerler. Amaç baştan böyle olunca da, tartışmalar genellikle anlaşmayla değil, kavgayla-savaşla sonuçlanır, çünkü ana hedef ortak bir uzlaşma sağlanması değil, savunulan görüşü, karşı tarafa empoze etme yarışıdır. İnsanları bu tür bir davranışa yönlendiren temel neden ise, doğadaki oluşum (veya yaratılış) sisteminin tepeden tabana doğru olduğu şeklindeki geleneksel hayat anlayışıdır. Doğa bilimlerindeki son gelişmeler ise, Doğadaki Oluşum Mekanizmasının (DOM- sisteminin), tepeden tabana değil, tabandan tepeye doğru ve de tüm öğelerin karşılıklı etkileşimleri sonucu ortaya çıkan bir düzen-ölçütüne (order parameter) uyulması şeklinde işlediğini ortaya koymuştur. Information & self-organisation (bilgi oluşumuna dayalı kendi-kendine örgütlenme) şeklinde özetlenen bu sinerjetik fizik bilgisi henüz insanlar arasında bilinmediğinden, sorunlarının çözümü için bir araya gelen insanlar hala geleneksel “kendi görüşlerini karşısındakine dayatma” yarışını devam ettirmektedirler.

    Sorunların ancak ve ancak karşılıklı ilişkiler ve etkileşimlerle çözebileceğine inanan ve bu amaçla bir araya gelen bizler, geleneksel düşünce ve davranışımızda gerekli düzeltmeleri yapmadıkça, asla hedefe ulaşacak olumlu bir tartışma ortaya kayamayız.

    Ne tür düzeltmeler yapılması şart ve gereklidir?

    1- Tartışmanın ilk hedefi amacı-hedefi belirlemektir. Ne için tartışacağız?
    Hayvan dediğimiz arılar, karıncalar gibi varlıklar birer süper-organizma şeklinde işleyen koloniler oluşturmuşlarken, kendisini doğadaki tek akıllı bilinçli varlık sayan insanlar neden bir süper-organizma şeklinde işleyen toplum oluşturamıyor? İşte amacımız ve hedefimiz bu olmak zorundadır.
    Biz insanların sorunu, kendimizi diğer tüm varlıklardan çok daha bilgili ve mantıklı görerek, her şeyi kendi kafamızdaki bilgilere göre yönlendirmeye çalışmamızdan kaynaklanır. Her bir insan kendisini bir şey sanır, doğadaki diğer varlıkları ise pek önemsemez ve dikkate almaz. Halbuki her şeyiyle doğadaki o önemsemediği diğer varlıklara bağımlıdır. Bunun için önce doğadaki bu karşılıklı bağımlılık ve ilişki sistemi hakkında gerekli fizik, biyoloji, ekoloji, jeoloji, astrofizik gibi temel doğa bilgilerinin temellerini bilmek zorunluluğu vardır. Aksi takdirde “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz” ilkesine ters düşülür. Amaca-hedefe ulaşacak bir fikir üretmek için, gerekli temel bilgilerin edinilmesi şarttır.
     2- Doğa ve dünya sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olan dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemlerde, “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği ilkeleri geçerlidir. İnsan denilen varlık tam anlamıyla bu dinamik sistemler fiziği ilkelerine uygun olarak, az sayıda birkaç veriden yararlanarak, muazzam senaryolar üretebilecek bir yapısallaşmaya sahiptir.
    Bilgi oluşturmaya verilen önem:
    Şekilde duyu organlarına tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu kahverengi ile, hareket organlarına tahsis edilenler mavi renkte, ve yorumlamaya tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu ise beyaz renkte gösterilmiştir. Bir kedinin beyninde hareket, koku, işitme, görme gibi organlara tahsis edilen beyin hücreleri sayısının yorumlamaya tahsis edilen hücre sayısına oranı çok fazladır, bu nedenle insandan hızlı koşabilirler, insandan fazla zıplayabilirler, insandan daha iyi görebilirler ve insandan iyi koku alırlar. İnsanı oluşturan hücreler ise, yorumlama konusuna o kadar önem vermişlerdir ki, bunun sonucu koklama, zıplama, görme, vs gibi yetenekleri körelmiştir. Ama buna karşın yorumlama, senaryolar üretme yeteneği son derece gelişmiştir.

    Şekil: Memeli hayvan beyinlerinde korteks yapısı farkları. Fare, kedi gibi hayvan beyinlerinde (kahverengi) duyu ve (mavi) hareket organlarına ayrılan kesim, beynin çok büyük bir kesimini kapsamaktadır. Beyaz renkte gösterilen “yorumlama” yeteneği bölgesi ise maymunda kısmen gelişmiş, insanda ise, anormal şekilde büyütülmüştür.

    Bunun sonucu, az sayıda veriden, muazzam senaryolar üretecek bir beyin yapısı ortaya çıkmıştır.
    Az sayıda veriden yola çıkarak çok çeşitli senaryolar üretme yeteneği, verilerin çok güvenilir olmasını gerektirmektedir. İşte dikkat etmemiz ve üzerinde önemle durmamız gereken en önemli nokta budur. İnanç dediğimiz çoğu bilgiler, bizlerin gözlemlerine dayalı veriler değil, başkalarının bizlere aktardıkları verilerdir. Bu verileri kesin doğru olarak kabul etmek doğadaki karşılıklı etkileşimlere dayalı bilgi üretmek ilkesine terstir. Her insan kendi doğrularını kendi duyu organlarından gelen direkt sinyallere göre üretmek zorundadır, çünkü doğal sistemin kuralları buna göre işlemektedir.
    “Dilin kemiği yoktur” deriz. Bu durum, bir-kaç küçük veriye dayanarak muazzam senaryolar üretebilecek bir yapısallaşmaya sahip olan insan beyninin bir özelliğidir. İnsanlar binlerce farklı düşünce geliştirebilir. Geliştirilen-oluşturulan bu fikirlerin işe-yararlı olup olmadığı ise şu kriterle belirlenir:
    Bizlerin oluşturacağı bilgiler biz insanların sorunlarını çözmeye yönelik olmak zorundadır. Biz insanların bilgisi ve mantığı, sorunlarımızı çözüp-çözemediğimizle sınanır ve belli olur. DOM-sistemi haricinde toplumsal sorunlarımızı çözecek formülleri olduğunu iddia eden sürüyle siyasi görüş vardır. Sorunlarımızın temel nedeninin nerden kaynaklandığını bilmeyen bu görüşlerin sorunları çözecek bir formül oluşturmaları da olanaksızdır, çünkü teşhisi yanlış olan, tedaviyi de yapamaz.
    Çünkü doğa dinamik bir sistemdir ve dinamik sistemlerde varlıklar “information &self-organisation” ilkesine göre davranırlar. Yani doğal sistem hakkında bilgi oluştururlar ve o bilgilere göre kendilerini organize ederler. İnsanlar da bu doğal sistemin bir paçası olduklarından, onlar da oluşturdukları bilgilere göre kendilerini yönlendirirler.
     3- Ayrıntılarla değil, konunun ana hattı üzerinde tartışmaya başlayacaksın. Ayrıntılara sonradan girilip, gerekli düzeltmeler yapılabilinir. Karşılıklı olarak anlaşıp-uzlaşma, karşımızdakinin fikirlerini en ayrıntısına kadar incelemek ve sunulan görüşün kabul edilebilir kısımlarını ortaya koyup, kabul edilemeyenleri belirtip, üzerinde değişiklik yapılması gereken konuları ayırmakla başlamalıdır.
     4- Bir fikri tümüyle reddetmek, o konuda kişisel olarak daha iyi bir öneri sahibi olunmasını gerektirir. Kişisel olarak bir çözüm formülü olmayan birinin, bir öneriye karşı çıkması, tamamen mantık dışı bir davranıştır. Yani sırf muhalefet yapmış olmak için bir öneriye karşı çıkmak, hatalı bir geleneğin sürdürülmesidir.
    -5- Bir önerinin herhangi bir yönünü tenkit etmeye kalkmadan önce, öneri sahibine “sizin yazdıklarınızdan şunu mu anlamam gerekir?” gibi, önerinin ana fikrini doğru anlayıp-anlamadığınızı kontrol etmeniz gerekir. Bu daha sonraki birçok yanlış anlamayı ve kısır tartışmaları minimuma indirgemek için gereklidir.
     6- Tartışılan konulardaki temel kavramların tanımında karşılıklı olarak anlaşılmalıdır. Bir insan bir şey anlatırken “muz” tarif etmek istiyorken, karşısındaki “salatalık” anlıyorsa, kullanılan bazı terimlerin anlamlarında karşılıklı bir uyuşmazlık olması söz konusudur. Onun, için, (5) nolu kural uygulanıp, hangi terimin tanımında uzlaşma sağlanması gerektiği saptanmalı, o terimin tanımında anlaşılmalıdır.
     7- Doğa çok karmaşık yapılıdır; Olaylar ancak “birçok körün görüşlerinin birbirleriyle uyum içine sokulmasıyla” aydınlatılabilir: İnsanların karmaşık olaylar karşısındaki durumu, bir filin farklı bölgelerini yoklayarak, o fili tanıtmaya çalışan körlere benzer. Filin ayağını yakalayan bir kör, onu ağaç kütüğüne, hortumunu yoklayan kör, onu elastik bir boruya; kulakları yoklayan kör ise, etli bir yaprağa benzetir. Gerçek şekil ise, tüm “körlerin” görüşlerinin senteziyle ortaya çıkartılabilir.
     8- Tartışmalarda karşındakini aşağılayıcı- rencide edici tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
     9- Bir konu üzerindeki tartışmalarda bir sonuca ulaşmadan, başka konular ortaya atarak, hedefi dağıtmamalıdır.
     10- Hiç bir insana, baştan önyargılı olarak, “kötü” bakış açısıyla yanaşılmamalıdır. Herhangi bir insan hakkında peşin bir hüküm sahibi, o insanın söylediklerine pek dikkat etmez. Halbuki, (7) nolu maddede belirtildiği üzere, gerçekler ancak çok farklı bakış açılarının birleştirilmesiyle oluşturulabilir.

    Yukarıda sıraladığım noktalar benim genel görüşlerimdir. Bunlarda hemfikirsek, tartışmalarda dikkate alınmasını öneririm.
    Yok, hemfikir değilsek, hangi noktalarda karşı olduğunuzu belirtirseniz, ortak bir davranış usulünde anlaşabiliriz.
    Bu genel bakış açısıyla bu forum içinde tartışmalarımızı yürütürsek, havanda su döğmekten kurtulup, verimli bir şeyler ortaya çıkartabiliriz.
    Saygılarımla
    İsmet Gedik

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. İsmet Gedik yazmış:
    Hayvan dediğimiz arılar, karıncalar gibi varlıklar birer süper-organizma şeklinde işleyen koloniler oluşturmuşlarken, kendisini doğadaki tek akıllı bilinçli varlık sayan insanlar neden bir süper-organizma şeklinde işleyen toplum oluşturamıyor? İşte amacımız ve hedefimiz bu olmak zorundadır.

    Sorular :

    Doğanın bilinci nedir ? Bu bilinç’in varlığı ve amacı nedir ? Asıl soru varmı dır ? Varsa sen nereden biliyorsun ?

    Not : Etik’in dayatılmasından nefret ediyorum. Sevgili Platon yine karşımızda… Biri de çıkıp Machiavelli dese onu bağrıma basmayı düşünüyorum. Eh ne de olsa sevgi adamıyım 🙂 Osho’ya bile ders veririm hehehe 🙂

    Oik0s : Varlığımla ilgili söyleyebileceğim en dürüst şey : Kelebekleri sevip, karafatmaları sevmediğimdir. (çinliler çıtır kebap yapıp yiyorlarmış denemeyi düşünmüyorum. Bi dakka peki kelebek çıtır yer miyim ? Sanmıyorum. O halde garanti kelebeği de sevmiyorum. O halde ben neyim ? İyisi mi gidip biraz Protagoras okuyup kafa yapim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Valla yemin olsun, ben de son mesajımın sonunda Machiavelli’ye atıf yapacaktım.. Sonra vazgeçtim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. O halde seni bağrıma basıyorum sevgili Gamaro 🙂

    Çoğu zaman “bunu anlamazlar” diye silmek istediğim yazıları, “dur dur! Gamaro anlar” diye silmiyor ve yayınlıyorum. Az yukarıdaki yazı da öyle birşey:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. 1- Elbette ikna etmek için tartışacağız.
    2- Dediğiniz gibi insanlar doğal sistemin parçaları oldukların zaten doğadan hariç bir şey yapamazlar.
    3- Anahattan gidelim.
    4- Katılmıyorum fakat maddenize uyacağım.
    5- Elbette ederiz.
    6- Kesinlikle.
    7- Haklısınız.
    8- Evet
    9- Katılıyorum.
    10- Son derece doğru.

    Buyrun başlayalım.

    Ben şimdi konunun özünü sizden 2-3 paragraf olarak alabilir miyim. (ön giriş, en genel ana hattını)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. “1-Aşağıdaki soruların yanıtlarını merak edenlerdenseniz,

    • Zaman Nedir?
    • Allah nasıl bir güç sistemidir? İnsanlık neden bu güç sisteminin ortak bir tanımında anlaşıp-uzlaşamıyor?
    • Neden ebedi bir yaşam sürdüremiyoruz?
    • Zaman ile hayat kavramı arası ilişki nasıldır?
    • Tavuk-yumurta döngüsünün nedeni nedir?
    • Doğum-ölüm döngüsünün nedeni var mı?
    • Neden arılar gibi işleyen bir toplumsal sistem oluşturulamamış?
    • Canlılığımızı ruh dediğimiz bir kavrama bağlıyoruz. Diğer taraftan bedenlerimizin hücrelerimiz tarafından oluşturulup, tamir edildiğini biliyoruz. Peki ruhumuzla hücrelerimiz arasındaki ilişki nasıl?
    • Doğada kim kimin sahibidir? Atom-molekül-hücre gibi sistemlerin ekstra bir sahip ve yönlendiricileri var mıdır?
    • Atlantis bir efsane mi yoksa gerçek payı var mı?
    • Cennet, Adn veya Eden Bahçesi, Dilmun kavramları nerden geliyor?

    2- Dünyada doğal sisteme uygun gerçek bir toplumsal hayat sistemi kurulmasında öncülük edecek derecede kendinize güven duyuyorsanız,

    3- Çocuklarınıza mutlu bir gelecek bırakmak ve onların sizlerle gurur duymasını sağlamak istiyorsanız, bu kitap tam aradığınız kaynaktır.

    4 kısımdan oluşan kitabın
    1. kısmında doğa ve dünyadaki oluşum ve gelişim mekanizması;
    2. kısmında, insanların neden bu doğal sisteme uygun düşünce ve davranış içinde olmadıkları ve bu sisteme uygun davrandıklarında tüm bireysel ve toplumsal sorunlarının nasıl çözüleceği;
    3. kısımda, doğadaki sistem konusunda daha ayrıntılı bazı gelişim örnekleri;
    4. kısımda, güncel toplumsal sorunlarımızdan en önemli bir kaç tanesine çözüm önerileri sunulmaktadır”

    Biraz baktım da sizin kitabınız varmış ve ana hatlar bunlarmış.

    Güzel… Hep merak ettiğim konulardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Teşekkür ederim..

    Aslında biraz şoktayım.

    Kedi dün doğurmuştu, erken doğum yapmış, çok zayıftı yavrular..

    Çok minik, çok küçük, çok ince..

    Bu sabah öldü birisi..

    Önünden almak istedim, vermedi.

    Geldim akşam, baktım sepete merakla, bu kez ikisi de yok..

    Diğeri de ölmüş muhtemelen..

    Ve yemiş onları..

    Veterinere gittim, dedi vahşi yaşam..

    İz bırakmazlar..

    Biraz da sevgiden mi yoksa?

    ..dedim,

    Demedi bişey.

    Hatta bi belgeselde görmüştüm, aynısını yaptıydı Leopar..

    .

    Sahi..

    Karıncalar da sever mi ?

    Ya da..

    Neyse.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. benim Disi Kedi de ilk yavruladiginda 4 un 1 ini uzakta tuttu ilk gece , yanastirdim ama gene iteledi , sabah o yavru olmustu , yemedi de, bahceye gomdum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Uzuldum. Tum bu olan biten tanrinin zaferi olmali… Hani o yasamin kimyasiyla barisik olmayan tanrinin…
    oysaki UNUTURUZ. Kendi kralligimizin trajedyasinda yasarken bellegimizin gucunu hafife almayi ogreniriz.

    Gul de guzeldir. Ama bu gul solmus…bitmeyen bitis.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Öyle olmalı..

    Süper-organize kolonial yaşam ve sevgi.

    Hatta aşk:)

    Alet yapan karınca fikriyle sabit.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Xenix sen devam edersin artık.

    Strese girip kanser olmak istemiyorum:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. İsmet bey;

    İstediğiniz tartışma kuralları gereği (Kural 3) anahattan gidelim dedik ve size tam olarak şunu yazdım.

    “Buyrun başlayalım.

    Ben şimdi konunun özünü sizden 2-3 paragraf olarak alabilir miyim. (ön giriş, en genel ana hattını)”

    Şimdi bu yazdığım iki cümle yeterince açık değil mi? Eğer ne yazdığımı anlamadıysanız Kural 5 gereği sorabilirdiniz.

    Lütfen kural 3 ve kural 9 gereği bizi ayrıntılara boğmadan, başka konulara geçmeden en derin özetini 2-3 paragrafa indirerek açıklayabilir misiniz?

    (Eğer bu şekle gelemez en az özeti yukarıdaki gibidir derseniz ayrıntılarda boğulmamak imkansız gibi görünüyor. Ama yine de tartışmaya devam etmek istediğimden sadeleştiremiyorsanız lütfen belirtin)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Sayın X,
    Konu hayat gibi 4 milyar yıllık bir bilgi sisteminin özetlenmesidir. Bu kadar karmaşık ve entegre bir bilgi sistemini 2-3 paragrafta özetlememi benden nasıl beklersiniz? Sizler bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, o zaman zahmete katlanıp zaman ayıracaksınız. DOM-sisteminin boş bir şey olmadığını hissetmek için sadece şu iddiası yeterli değil mi: İnsanlığın tüm sorunlarının teşhisini bir tek nedene bağlaması ve bu neden ortadan kaldırışdığında, tüm sorunların çözüme kavuşması!!!!!
    Burada öğrenmek isteyenler varsa, havanda su döğmekten bıkıp, artık doğadaki gerçeklerle yüzleşmek, çocuklarına kullanılabilir bir gelecek dünya mirası bırakmak isteyen varsa,
    buyursun önce bilgi edinsin, sonra fikir ileri sürsün tartışılsın. Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamayacağı malum.
    Saygılarımla
    ismet

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. Bahcelerde domates gel bize bazi bazi…
    Atom karinca dun kustu. Tum koloni kahroldu. Hiyerarsik duzene gecmeye karar verdler. Antenlerini versace basortuyle gizleyen habibe karinca kapitali nereden buldugunu soylemedi. Travesti karinca ajdar yeni sarkisinda menemenspor u elestiriyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. Tersinim teorisi mi daha mantıklı DOM teorisi mi?

    Hangisi akla daha yatkın karşılaştırma yapabilir misiniz?

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. İsmet bey, üşenmedim tüm yazınızı okudum. Hatta şunu da eklemek isterim resimli olsun diye sitenizden okudum.

    İçinde benzer konuların -hatta aynı cümlelerin- tekrarlanması belki ortaöğretim dönemi bir çocuk için yararlı olabilir. Ayrıntılarda ise katıldığım kısımlar var katılmadığım kısımlar var. Ama bütün yazınızın özünün şu bir kaç paragraf olduğunu söyleyebilir miyiz?

    ”
    Günümüz dünyasındaki insanların hayat anlayışları ve doğal sistem görüşlerine bakınca şu iki grup altında toplandıkları görülür:
    è1- Doğadaki denge ve düzenin Allah (God), tanrı, vs. gibi harici bir yaratıcının emriyle oluşturulup-işletildiği inancına sahip olanlar;
    è2- Doğadaki denge ve düzenin evrim denilen, varlıkların rasgele karşılaşmaları ve çarpışmalarıyla fizik-kimya yasaları uyarınca oluşmuş ve doğal seleksiyon denilen bir secici sistem tarafından ayıklanarak devamları sağlanması şeklinde oluştuğu şeklinde bir inanca sahip olanlar.

    Bu hayat görüşü ve doğal-sistem anlayışlarının her ikisinin de, yukarıda adı geçen DOM-sisteminden bir farkları vardır: o da, her iki görüşte de doğadaki düzenin varlıkların aktif, bilgili, bilinçli karşılıklı etkileşimleriyle değil, varlıkların dışında (haricinde) bir yaratıcı (Allah, God) veyahut doğal seçici tarafından kaderlerinin belirlendiğidir!”

    Ve bir diğeri;

    ”
    Türkler insanlık kültürüne önemli bir buluş vermemiş bir toplum olarak bilinir. DOM-sistemini hayata geçirerek, arılar-karıncalar gibi doğal sisteme tam uyumlu bir toplumsallaşma modelini ilk defa hayata geçiren bir Türkiye, dünya tarihine altın harflerle insanlığa en büyük hizmeti sunan bir toplum olarak geçecektir. Böyle bir girişime öncülük eden insanlar arasında yer almanın gururunu yaşamak istemez misiniz?”

    Eğer sizi doğru anladıysam (-ki henüz ne anladığımı yazmadım sizin paragraflarınız bunlar) seçilmiş ve bilinçli (-yani DOM planınıza harfiyen uyan) insanlar istiyorsunuz. Daha doğrusu çözüm öneriniz bu.

    Öyle mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Madem ismet bey doğa koşulundan ve bunun uygulamalarından söz eder durur, o zaman insanın vahşi bir hayvan olduğundan da bahsetsin.

    Bahçemize giren komşunun tavuğunu pompalıyla vuralım. Bi de komşuyu vuralım.

    İşinize gelince hayvan, işinize gelince insan …

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. “Seçilmiş” değil, doğadaki sistem bilgileriyle eğitilmiş insanların, daha rahat ve ekonomik bir yaşam düzeyine ulaşabilmek için kendi aralarında, kendi-bilgilerine göre oluşturacakları bir ortak-yaşam sistemi söz konusudur.Bu sistem atomların moleküller, moleküllerin hücreler, hücrelerin bedenler şeklinde bir araya gelmelerinde etkili olan bir dürtüden kökenlenir ve insanların da uygulaması gereken sistem aynen budur.
    ismet

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. Organik toplum teorisi bile daha elle tutulur bir teori aslında.

    Yani D.O.M’la mukayese bağlamında..

    Kanaatimce bu bir karınca teorisi.

    Karıncalar tekamül etmeli.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Peki ismet bey şunu sorabilir miyim? Bakalım gerçekten anlayıp anlamadığımı kontrol etmek istiyorum.

    Sizin DOM teorinizle işleyen bir toplum ile Şirinler arasında ne fark vardır?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. insanoğlu uçmak için kuşların dna sının kendine ilavesini beklemedi, denizin altında veya üstünde gitmek için balıkların dna sının kendine ilavesini de beklemedi, onları modelledi uçtu ve denizde gitti. neden arıların ya da karıncaların toplumsal örgütlenmesini modellemesi espri konusu oluyor?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. Yok yok.

    Boing’e..

    Hangar fikri çok yanlış mesela.

    Bi kere çok alçakta, ayrıca üstü de kapalı, he he:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Madem ki, N.U. gibi bölünmüş kişilik altında anlamını bilmeden bir sürü cafcaflı sözcükleri peş peşe dizmek marifet, bir tane benden olsun: Diyalektik materyalizmin tarihsel gelişim sürecinde bir çok realistlik ve skolastik yaklaşımla karşılaşılmıştır ve bu yaklaşımların avangart kültür döngüsü içerisinde bir çok pozitivistlik akım doğmuştur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. Çünkü uçmak, yüzmek veya kaymak için “bakılanlar”, bu faaliyetleri geçerli ve uygulanabilir kılabilecek fizik ve mekanik organizasyonlarının ham veya gelişkin formasyonlarını gözlemleme fırsatı verirler bize. Hele ki bu nesneler canlı iseler (ki öyledirler) milyonlarca yıllık bir formasyon turunun somutlaşmış organizasyonunu zaman tünelinden geçirip önümüze getirmiş gibidirler.

    Bu anlamda yapılan taklit, bir kavramın içini keyfe keder doldurup yaşamın üstüne salmak değildir.

    Tabiatın fizik ve mekanik yasalarının organikten inorganiğe taşınması, tabiatın fizik ve mekanik yasalarının organikten inorganiğe taşınmasıdır.

    Yani, yaparsan yaparsın.

    Ya da..

    Organik formasyonlar üzerinden inorganik nesneler üretilmesinin etik’le ilgisi nedir?

    Haa..

    Kambur balinalar denizaltı tersanesi önünde miting yapıp, “ne taklit ediyosunuz bizi kardeşşşiimm?”

    ..deselerdi, bak o zaman işler değişebilirdi.

    Asıl soru;

    Denizaltı yapmakla balina gibi yaşamanın ilişkisi ne?

    Tersinden sorarasak da şöyle oluyor; Şahine baktım, boing yaptım.

    Eee?

    Diyorum ki yani, şimdi ne yapsam?

    Kime?

    Kime olcek, şahine:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Sayın Tartışmacılar,
    Sizlere önceki bir yazıda “Süper-Organizma şeklinde işleyecek bir toplumsal sistem oluşturmaya yönelik Uzlaşma-Tartışma İlkeleri” başlığı altında verimli-yapıcı bir işlevde bulunabilmek için uyulması gereken temel ilkeleri sunmuştum. Katılmadığınız maddeler varsa, sizlerin düzeltme önerilerinizi bildirmeniz rica edilmişti. Bir düzeltme önerisi gelmediğine göre, bu önerileri kabul etmiş olmalısınız.
    Bu ilkeler şunları kapsıyordu:

    “Organizasyonu tepeden tabana örgütlenmiş tüm toplumlarda insanlar toplumsal sistemin kurallarının tepedeki bir zümre tarafından belirlenmesine alışmışlardır. Bu edenle bu tür toplumlarda insanlar arasında anlaşıp-uzlaşmaya götürücü tartışma adabı gelişmemiştir. Tersine, insanlar, ya kendi oluşturdukları veyahut da kendilerine empoze edilen bir görüşü savunma amacıyla tartışmalara girerler. Amaç baştan böyle olunca da, tartışmalar genellikle anlaşmayla değil, kavgayla-savaşla sonuçlanır, çünkü ana hedef ortak bir uzlaşma sağlanması değil, savunulan görüşü, karşı tarafa empoze etme yarışıdır. İnsanları bu tür bir davranışa yönlendiren temel neden ise, doğadaki oluşum (veya yaratılış) sisteminin tepeden tabana doğru olduğu şeklindeki geleneksel hayat anlayışıdır. Doğa bilimlerindeki son gelişmeler ise, Doğadaki Oluşum Mekanizmasının (DOM- sisteminin), tepeden tabana değil, tabandan tepeye doğru ve de tüm öğelerin karşılıklı etkileşimleri sonucu ortaya çıkan bir düzen-ölçütüne (order parameter) uyulması şeklinde işlediğini ortaya koymuştur. Information & self-organisation (bilgi oluşumuna dayalı kendi-kendine örgütlenme) şeklinde özetlenen bu sinerjetik fizik bilgisi henüz insanlar arasında bilinmediğinden, sorunlarının çözümü için bir araya gelen insanlar hala geleneksel “kendi görüşlerini karşısındakine dayatma” yarışını devam ettirmektedirler.

    Sorunların ancak ve ancak karşılıklı ilişkiler ve etkileşimlerle çözebileceğine inanan ve bu amaçla bir araya gelen bizler, geleneksel düşünce ve davranışımızda gerekli düzeltmeleri yapmadıkça, asla hedefe ulaşacak olumlu bir tartışma ortaya kayamayız.

    Ne tür düzeltmeler yapılması şart ve gereklidir?

    1- Tartışmanın ilk hedefi amacı-hedefi belirlemektir. Ne için tartışacağız?
    Hayvan dediğimiz arılar, karıncalar gibi varlıklar birer süper-organizma şeklinde işleyen koloniler oluşturmuşlarken, kendisini doğadaki tek akıllı bilinçli varlık sayan insanlar neden bir süper-organizma şeklinde işleyen toplum oluşturamıyor? İşte amacımız ve hedefimiz bu olmak zorundadır.
    Biz insanların sorunu, kendimizi diğer tüm varlıklardan çok daha bilgili ve mantıklı görerek, her şeyi kendi kafamızdaki bilgilere göre yönlendirmeye çalışmamızdan kaynaklanır. Her bir insan kendisini bir şey sanır, doğadaki diğer varlıkları ise pek önemsemez ve dikkate almaz. Halbuki her şeyiyle doğadaki o önemsemediği diğer varlıklara bağımlıdır. Bunun için önce doğadaki bu karşılıklı bağımlılık ve ilişki sistemi hakkında gerekli fizik, biyoloji, ekoloji, jeoloji, astrofizik gibi temel doğa bilgilerinin temellerini bilmek zorunluluğu vardır. Aksi takdirde “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz” ilkesine ters düşülür. Amaca-hedefe ulaşacak bir fikir üretmek için, gerekli temel bilgilerin edinilmesi şarttır.
     2- Doğa ve dünya sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olan dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemlerde, “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği ilkeleri geçerlidir. İnsan denilen varlık tam anlamıyla bu dinamik sistemler fiziği ilkelerine uygun olarak, az sayıda birkaç veriden yararlanarak, muazzam senaryolar üretebilecek bir yapısallaşmaya sahiptir.
    Bilgi oluşturmaya verilen önem:
    Şekilde duyu organlarına tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu kahverengi ile, hareket organlarına tahsis edilenler mavi renkte, ve yorumlamaya tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu ise beyaz renkte gösterilmiştir. Bir kedinin beyninde hareket, koku, işitme, görme gibi organlara tahsis edilen beyin hücreleri sayısının yorumlamaya tahsis edilen hücre sayısına oranı çok fazladır, bu nedenle insandan hızlı koşabilirler, insandan fazla zıplayabilirler, insandan daha iyi görebilirler ve insandan iyi koku alırlar. İnsanı oluşturan hücreler ise, yorumlama konusuna o kadar önem vermişlerdir ki, bunun sonucu koklama, zıplama, görme, vs gibi yetenekleri körelmiştir. Ama buna karşın yorumlama, senaryolar üretme yeteneği son derece gelişmiştir.

    Şekil: Memeli hayvan beyinlerinde korteks yapısı farkları. Fare, kedi gibi hayvan beyinlerinde (kahverengi) duyu ve (mavi) hareket organlarına ayrılan kesim, beynin çok büyük bir kesimini kapsamaktadır. Beyaz renkte gösterilen “yorumlama” yeteneği bölgesi ise maymunda kısmen gelişmiş, insanda ise, anormal şekilde büyütülmüştür.

    Bunun sonucu, az sayıda veriden, muazzam senaryolar üretecek bir beyin yapısı ortaya çıkmıştır.
    Az sayıda veriden yola çıkarak çok çeşitli senaryolar üretme yeteneği, verilerin çok güvenilir olmasını gerektirmektedir. İşte dikkat etmemiz ve üzerinde önemle durmamız gereken en önemli nokta budur. İnanç dediğimiz çoğu bilgiler, bizlerin gözlemlerine dayalı veriler değil, başkalarının bizlere aktardıkları verilerdir. Bu verileri kesin doğru olarak kabul etmek doğadaki karşılıklı etkileşimlere dayalı bilgi üretmek ilkesine terstir. Her insan kendi doğrularını kendi duyu organlarından gelen direkt sinyallere göre üretmek zorundadır, çünkü doğal sistemin kuralları buna göre işlemektedir.
    “Dilin kemiği yoktur” deriz. Bu durum, bir-kaç küçük veriye dayanarak muazzam senaryolar üretebilecek bir yapısallaşmaya sahip olan insan beyninin bir özelliğidir. İnsanlar binlerce farklı düşünce geliştirebilir. Geliştirilen-oluşturulan bu fikirlerin işe-yararlı olup olmadığı ise şu kriterle belirlenir:
    Bizlerin oluşturacağı bilgiler biz insanların sorunlarını çözmeye yönelik olmak zorundadır. Biz insanların bilgisi ve mantığı, sorunlarımızı çözüp-çözemediğimizle sınanır ve belli olur. DOM-sistemi haricinde toplumsal sorunlarımızı çözecek formülleri olduğunu iddia eden sürüyle siyasi görüş vardır. Sorunlarımızın temel nedeninin nerden kaynaklandığını bilmeyen bu görüşlerin sorunları çözecek bir formül oluşturmaları da olanaksızdır, çünkü teşhisi yanlış olan, tedaviyi de yapamaz.
    Çünkü doğa dinamik bir sistemdir ve dinamik sistemlerde varlıklar “information &self-organisation” ilkesine göre davranırlar. Yani doğal sistem hakkında bilgi oluştururlar ve o bilgilere göre kendilerini organize ederler. İnsanlar da bu doğal sistemin bir paçası olduklarından, onlar da oluşturdukları bilgilere göre kendilerini yönlendirirler.
     3- Ayrıntılarla değil, konunun ana hattı üzerinde tartışmaya başlayacaksın. Ayrıntılara sonradan girilip, gerekli düzeltmeler yapılabilinir. Karşılıklı olarak anlaşıp-uzlaşma, karşımızdakinin fikirlerini en ayrıntısına kadar incelemek ve sunulan görüşün kabul edilebilir kısımlarını ortaya koyup, kabul edilemeyenleri belirtip, üzerinde değişiklik yapılması gereken konuları ayırmakla başlamalıdır.
     4- Bir fikri tümüyle reddetmek, o konuda kişisel olarak daha iyi bir öneri sahibi olunmasını gerektirir. Kişisel olarak bir çözüm formülü olmayan birinin, bir öneriye karşı çıkması, tamamen mantık dışı bir davranıştır. Yani sırf muhalefet yapmış olmak için bir öneriye karşı çıkmak, hatalı bir geleneğin sürdürülmesidir.
    -5- Bir önerinin herhangi bir yönünü tenkit etmeye kalkmadan önce, öneri sahibine “sizin yazdıklarınızdan şunu mu anlamam gerekir?” gibi, önerinin ana fikrini doğru anlayıp-anlamadığınızı kontrol etmeniz gerekir. Bu daha sonraki birçok yanlış anlamayı ve kısır tartışmaları minimuma indirgemek için gereklidir.
     6- Tartışılan konulardaki temel kavramların tanımında karşılıklı olarak anlaşılmalıdır. Bir insan bir şey anlatırken “muz” tarif etmek istiyorken, karşısındaki “salatalık” anlıyorsa, kullanılan bazı terimlerin anlamlarında karşılıklı bir uyuşmazlık olması söz konusudur. Onun, için, (5) nolu kural uygulanıp, hangi terimin tanımında uzlaşma sağlanması gerektiği saptanmalı, o terimin tanımında anlaşılmalıdır.
     7- Doğa çok karmaşık yapılıdır; Olaylar ancak “birçok körün görüşlerinin birbirleriyle uyum içine sokulmasıyla” aydınlatılabilir: İnsanların karmaşık olaylar karşısındaki durumu, bir filin farklı bölgelerini yoklayarak, o fili tanıtmaya çalışan körlere benzer. Filin ayağını yakalayan bir kör, onu ağaç kütüğüne, hortumunu yoklayan kör, onu elastik bir boruya; kulakları yoklayan kör ise, etli bir yaprağa benzetir. Gerçek şekil ise, tüm “körlerin” görüşlerinin senteziyle ortaya çıkartılabilir.
     8- Tartışmalarda karşındakini aşağılayıcı- rencide edici tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
     9- Bir konu üzerindeki tartışmalarda bir sonuca ulaşmadan, başka konular ortaya atarak, hedefi dağıtmamalıdır.
     10- Hiç bir insana, baştan önyargılı olarak, “kötü” bakış açısıyla yanaşılmamalıdır. Herhangi bir insan hakkında peşin bir hüküm sahibi, o insanın söylediklerine pek dikkat etmez. Halbuki, (7) nolu maddede belirtildiği üzere, gerçekler ancak çok farklı bakış açılarının birleştirilmesiyle oluşturulabilir.”

    Şimdi sizlerden gelen görüşlere bakalım:

    Aslında biraz şoktayım. Kedi dün doğurmuştu, erken doğum yapmış, çok zayıftı yavrular.. Çok minik, çok küçük, çok ince.. Bu sabah öldü birisi.. Önünden almak istedim, vermedi. Geldim akşam, baktım sepete merakla, bu kez ikisi de yok.. Diğeri de ölmüş muhtemelen.. Ve yemiş onları.. Veterinere gittim, dedi vahşi yaşam.. İz bırakmazlar.. Biraz da sevgiden mi yoksa? ..dedim, Demedi bişey. Hatta bi belgeselde görmüştüm, aynısını yaptıydı Leopar.. . Sahi.. Karıncalar da sever mi ? Ya da.. Neyse.
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Madem ismet bey doğa koşulundan ve bunun uygulamalarından söz eder durur, o zaman insanın vahşi bir hayvan olduğundan da bahsetsin. Bahçemize giren komşunun tavuğunu pompalıyla vuralım. Bi de komşuyu vuralım. İşinize gelince hayvan, işinize gelince insan …
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Organik toplum teorisi bile daha elle tutulur bir teori aslında. Yani D.O.M’la mukayese bağlamında.. Kanaatimce bu bir karınca teorisi. Karıncalar tekamül etmeli.
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Peki ismet bey şunu sorabilir miyim? Bakalım gerçekten anlayıp anlamadığımı kontrol etmek istiyorum. Sizin DOM teorinizle işleyen bir toplum ile Şirinler arasında ne fark vardır?
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Ayrıca, ekonomik modelden de bahsedelim biraz lütfen.
    Kaynak : link to sonsuz.us

    insanoğlu uçmak için kuşların dna sının kendine ilavesini beklemedi, denizin altında veya üstünde gitmek için balıkların dna sının kendine ilavesini de beklemedi, onları modelledi uçtu ve denizde gitti. neden arıların ya da karıncaların toplumsal örgütlenmesini modellemesi espri konusu oluyor?
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Çünkü uçmak, yüzmek veya kaymak için “bakılanlar”, bu faaliyetleri geçerli ve uygulanabilir kılabilecek fizik ve mekanik organizasyonlarının ham veya gelişkin formasyonlarını gözlemleme fırsatı verirler bize. Hele ki bu nesneler canlı iseler (ki öyledirler) milyonlarca yıllık bir formasyon turunun somutlaşmış organizasyonunu zaman tünelinden geçirip önümüze getirmiş gibidirler. Bu anlamda yapılan taklit, bir kavramın içini keyfe keder doldurup yaşamın üstüne salmak değildir. Tabiatın fizik ve mekanik yasalarının organikten inorganiğe taşınması, tabiatın fizik ve mekanik yasalarının organikten inorganiğe taşınmasıdır. Yani, yaparsan yaparsın. Ya da.. Organik formasyonlar üzerinden inorganik nesneler üretilmesinin etik’le ilgisi nedir? Haa.. Kambur balinalar denizaltı tersanesi önünde miting yapıp, “ne taklit ediyosunuz bizi kardeşşşiimm?” ..deselerdi, bak o zaman işler değişebilirdi. Asıl soru; Denizaltı yapmakla balina gibi yaşamanın ilişkisi ne? Tersinden sorarasak da şöyle oluyor; Şahine baktım, boing yaptım. Eee? Diyorum ki yani, şimdi ne yapsam? Kime? Kime olcek, şahine:)
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Yok yok. Boing’e.. Hangar fikri çok yanlış mesela. Bi kere çok alçakta, ayrıca üstü de kapalı, he he:)
    Kaynak : link to sonsuz.us

    Şimdi bir genel değerlendirme yapalım.
    1- Ortada tartışılması gereken konu ne? İnsanlığın tüm sorunlarına çözüm olduğu iddia edilen Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM).
    2- Bu konuyu tartışmak isteyenler, Tartışma İlkeleri Madde (TİM) -2, 3, 4 ve 5 gereği olarak, DOM-dizini içinde neler bulunduğunu, ana-fikrinin ne olduğunu, bizzat kendileri saptamak zorundadırlar. Bilgi sahibi olunmadan, fikir sahibi olunamayacağından, DOM-hakkında bir bilgi edinmeyenlerin, DOM-u tartışmaya kalkmaları sonucu, yukarıda örneklenen tipte abuk-sabuk itirazlar söz konusu olur.
    İnsanlar yapıcı da olabilirler, yıkıcı da. Bu sonsuz-us ortamında DOM’a yöneltilen eleştirilerin hiçbiri yapıcı değildirler, tam tersine yıkıcıdırlar. Yani burada üzüm yemek isteyenler değil, bağcıyı dövmek isteyenler hep itiraz etmektedirler. Toplum bir yapıcılık gerektirir. DOM-sistemi,
    i- Doğa ve dünyamızın sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir sistem olduğu ve dinamik sistemlerde dinamik sistemler fiziği ilkelerinin geçerli olduğunu;
    ii- Dinamik sistemler fiziğinin “information & self-organisation” olarak özetlenen bir şekilde gerçekleştiğini (Haken 2000);
    iii- Bu “information & self-organisation” sisteminin, hem atomik, hem moleküler, hem hücresel, hem hayvansal, hem insansal düzeyde geçerli olduğu (Haken 1998, 2000, 2002; Mikhailov & Calenbuhr 2002; Portugali 2000)
    ispatlanmışken, “Sahi.. Karıncalar da sever mi ?”, Kanaatimce bu bir karınca teorisi. Karıncalar tekamül etmeli; Sizin DOM teorinizle işleyen bir toplum ile Şirinler arasında ne fark vardır?; Yok yok. Boing’e.. Hangar fikri çok yanlış mesela. Bi kere çok alçakta, ayrıca üstü de kapalı, he he:)” şeklinde abuk-sabuk ve tam bir bilgisizlik ürünü itirazlarda bulunan insanların yapıcı değil, yıkıcı niyetli oldukları aşikardır.
    Ben bağcı dövmek isteyenlerle değil, üzüm yemek isteyen insanlarla bir tartışma ortamı oluşmasını dilerdim. Şayet yapıcı değil de, yıkıcı-kavgacı bir ortam istiyorsanız, böyle bir ortam bana göre değildir.
    Onun için, yıkıcı değil, yapıcı olmak istediğinizi kanıtlayıcı davranışlar ortaya çıkmayacaksa, sizlere bu karşılıklı kavga-yıkıcılık ortamında esenlikler dilerim. Bu tür ortamdaki tartışmalarla toplumsal sistem oluşturulması teorik olarak (Dinamik sistemler fiziği gereği) olanaksızdır.
    Saygılarımla
    İsmet Gedik

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Hocam iyi güzel diyorsunuz da, burası da bazen aile ortamı gibidir, espri de yaparız, ironi de.

    Beklentiniz nedir, seminer salonu disiplini mi?

    Ki orda bile, espri de olur ironi de.

    Hatta sırf bu amaçla, gastrik ülser tedavisinde dahili ve cerrahi yöntemler konulu bir akademik toplantıya bile katılabilirsiniz. Ve bizzat şahitlik edersiniz, süt tedavisinin bahsi geçtimi ne oluyor bi anda.. kediler, dökenler, pısanlar, son sözü söyleyenler, vesaire.

    Asıl siz, yazılarınızdaki resmiyeti bir nebze ortadan kaldırıp..

    Ya da daha doğrusu, bu kadar rijid bir yazı diliyle değil de, bi tür konuşma üslubuyla kaleme alabilirseniz metinlerinizi..

    E nihayetinde, bilim dergisi editi değil yani.

    Gelelim bilgisizlik ve cahilliğe..

    Sizi felsefi olarak eleştirebilecek yetkinlikteyim.

    Daha doğrusu teorinizi.

    Karınca da sever mi? derim.

    Çünkü alet yapan karınca peşinde olan ben değilim.

    Yapıcı yıkıcı ayrımına gelince..

    En hasta olduğum aforiklerden birisidir zaten;

    Efenim ben eleştiriye karşı değilim, ama yapıcı olmak kaydıyla filan..

    E güzel tabi..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Etik konusunda SİZE yazılanı anlamadığınızı sanıyorum.

    Diğer yandan konuyu bizlere aktarırken birbiriyle ilgisi olmayan argümanları sıralamanız ve kuantumdan paraya, paradan proton kütlesine, oradan aminoasit özetine, manyetik kuvvetten hormona, enerjiye uzanan ve aklı karmakarışık yapan silsilelerle tezinizi kuvvetlendirdiğinizi varsaymanız, açık söyleyeyim bana irite edici geldi.

    Bunca emek ve zaman sarfiyatıyla önümüze koyduğunuzun özeti, EŞGÜDÜMLÜ TOPLUM ÜTOPYASI…

    Aslında insanın birey olma özgürlüğünü yok sayan, insanı eşrobotlar yapmayı hayal eden abuk bir projeden bahsediliyor. Temelini de hücreye bağlıyor. Evet doğru, canlı yaşamın baş aktörü hücredir. Fakat bu proje türleri unutuyor, çeşitliliği yok sayıyor. Sanki kötü bir avatar senaryosu izliyor gibiyim.

    Sonuç: Kendi duygu dünyamı seviyorum. Karıncaları acımadan öldürüyorum. Vahşiyim. Sanat yapıyorum. (bir diğerinin yapamadığı…)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Burada tartışma konusu DOM ve toplumsal örgütlenmedir. Siz DOM sistemini anladınız mı ki, beni etik konusunda eleştiriyorsunuz?
    Önce ormanı görmeyi (hayatı anlamayı) becerin, sonra yapraklarla (etik, vs) uğraşırsınz

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Konu tam Aktaş’lık aslında, yoksa bana mı öyle geldi?

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. “Siz DOM sistemini anladınız mı ki, beni etik konusunda eleştiriyorsunuz?”

    Neden? DOM sistemini anlamadan sizi etik konusunda neden eleştiremiyor insanlar? Şöyle bir göz attım da teorinize bildiğiniz Hitler’in toplum görüşünü yansıtıyor. Herkes aynı bilinçte, herkes aynı istekte, herkes işini yapıyor ve zayıflar işe yaramazlar toplumdan siliniyor. Artık sabun mu yapacaksınız yoksa sürecek misiniz belli değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. “Düşünce ve davranışlarımızın akıl ve mantığa dayandırılması, sorunlarımızın çözümü için önemlidir, çünkü akıl ve mantık bir canlının “sorunlarını çözme yeteneği”dir. Bu yeteneğiniz sağlamsa sorunlarınızı çözersiniz, bozuksa çözemezsiniz.” (İsmet Gedik)

    Siz akıl ve mantığınızın ne kadarının sizin sorun çözme yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsunuz?…

    Ben doğa yasalarının işleyişine uygun olarak oluşan biyolojik oluşumların, toplumsal yaşama, gerek üretim ilişkileri gerekse örgütlenme alanlarına genellenme ya da modellenme düşüncesine karşı değilim. Senin benim karşı olmam da bir şeyi değiştirmez. Zaten yüzyıllardır farkında olarak ya da olmayarak yapılanın bu olduğunu düşünüyorum. Marks ve Engels’in bir çok düşünceyi ortaya koyarken bunu bizzat fizik ve kimya’ya dayandırdığını da gördüğümü düşünüyorum. Fizik ve kimyaya dayanılan yerde biyolojinin konuyla ilişkilendirilememesi bir eksikliktir diye düşünüyorum. Konu altında ilişkili başlıklar arasında yer alan “EVRENİN İNSANLAŞMASI” çalışmamda bunu çok geniş bir şekilde ele alma “girişimim” oldu. Eksik kaldı, ama denedim… İnsan denen canlının hücre yapısının incelenmesi gerektiğini, hücre, doku, organ ve beden arasındaki ilişkilerin, toplumsal bir model olarak araştırılması gerektiğini söyledim.

    Benim davam insanın kendisini tanımasıdır. Edinilmiş tüm bilinç ögelerinden bağımsız olarak hücre ilişkilerinin tabi olduğu yasaların keşfine yöneliktir…

    Ancak ben işe tanrıyı karıştırmadım. Böceklere, hayvanlara vs yaratıklara benzeyelim de demedim. Böceklerin iskelet ve kas sistemlerinin de model alındığı alet ve makinalar vardır. Buna örnekler burada da orada da verilmiş. Ama bir böceğin doğal ortamda insandan üstün bir özelliğine bakarak böceğin hayatını toplumsal alana modelleyelim demedim…

    Evet, konuda Aktaş’lık ilintiler var, ama daha çok taşaklık İNİLtiler var. Sanırım gamaro bundan dolayı bir benzerlik kurdu. Siz devam edin. Beni de tahrik etmeyin bir daha. Tahrik olup da tatmin olamayınca “kuduruyorum” çünkü:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Hayır hayır.

    Hiç öyle iniltiler yok.

    Bilakis şahanı da, boingi de, tersane basan balinası, şirin babası, atom karıncanın aşkı ve neşe* dolu izci arısı da.. gayet önemli konu bağlamında.

    Ama agnostik’in de belirttiği gibi, sayın Gedik’in bizim neyden bahsettiğimizi anladığını sanmıyorum. Hele hele.. Aman herşeyi anladınız da bi etik mi kaldı takılacak demiş ya..

    Metastatik bir cümle sanırsam.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. İsmet beyle tanışıp teorisini dinleme fırsatım oldu. Kısaca şöyle özetleyebilirim.

    Tepeden yönetmek yerine tüm toplum bireylerinin işinin ve konumunun bilincinde ve bilgisinde olarak yönetime kendiliğinden (doğal olarak) katıldığı bir toplum yapısıdır bahsettiği. Yani her hangi bir yönetici sistemin, kuralların ve yöneticilerin olmadığı ama işleyen bir toplum.

    Elbette bunun olup olamayacağı ayrı bir tartışma konusu, olursa çıkacak sorunlar ayrı bir tartışma konusu, tüm toplumun bu şekilde robotlaşmış davranış gösterip göstermeyeceği de ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ama tez olarak, karıncalar, arılar bunu yapabiliyorsa insanlar neden yapamasın şeklinde bir yaklaşımı var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. “Ama tez olarak, karıncalar, arılar bunu yapabiliyorsa insanlar neden yapamasın şeklinde bir yaklaşımı var.”

    Biz de aynı şeyi soruyoruz aslında.

    Ama şöyle;

    ..Karıncalar, arılar bunu yapabiliyorsa, o zaman neden kültür-sanat ve bilgi* üretiminde bulunamıyorlar acaba?

    Diyorum ya: Bu bir karınca teorisi.

    Karıncalar tekamul etmeli.

    Herşeyden önce alet yapabilmeli.

    Sonrası çorap söküğü..

    Hastalar için hastane, yaşlılara bakımevi, sgk provizyon sistemi, tiyatro günleri, nerden geldik nereye gidiyoruz, neden yaşıyoruz vesaire..

    .

    Ama “teorim geldi” şeklinde bir yaklaşımımız olacaksa mutlaka, çok hoş bir deyimle bağlayabiliriz konuyu: Batı’nın bilimini teknolojisini alalım ama ahlakını ı-ııgh.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. Hücrenin kendiliğindenliğini, hücre enerji ilişkisini, doğayı ve uyumu biliyorum. Forumdaki birçok kişi de benim gibi haberdardır ve biliyordur. (Konunun spritüel ve entellektüel ilişkilerini de bildiklerini sanıyorum)

    Bana kalırsa yazarın bilmediği veya kabullenmek istemediği doğanın vahşiliği..; Belki de eksik tarafı…

    Yazarın, kendi sürekliliği ve kendi doğası içindeki insanın konumunu yapay tezlerle yeniden düzenleme ARZUSU doğaya karşıt değil midir ? Arılar arı, karıncalar karıncadır. İnsan ise bunlardan hiçbiri değildir. Ayrıca karıncayı model almış insanlığın daha iyiye gideceğininin garantisi var mıdır ?

    Varsayalım, insan bu modelle refah düzeyini kat kat arttırdı ve aynı karıncalar gibi dünyaya milyarlarca yeni nüfus ekledi sonuçları ne olur ? Artık ekolojik bir dengeden sözedebilir miyiz ? Vahşi kalması daha doğal gözüküyor gibi…

    Agnostik’in “vahşiyim” demesini anlamak gerekiyor. “Doğayı ben çözdüm” demenin, sadece bir kandırmaca olacağının altını çizmek istiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. Çevremdeki insanların çoğu mutsuz, çocuklarımız geleceklerinden umutsuz. Savaşlarda, çatışmalarda, bozuk düzenin sonucu olan kazalarda, vs. her gün yakınlarımızı kaybediyoruz ve üzüntüye, gözyaşlarına boğuluyoruz. Bozuk düzenin bir sonucu olarak işsizlik, çevre sorunları, ekolojik felaketler her gün dahada artıyor. İnsanlar topluma sahip çıkmıyorlar, çünkü toplumun kendilerine ait bir sistem olduğunun farkında değiller. İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu tüm bu sorunların nedeni ise, doğa ve dünyayı yanlış anlamış ve yorumlamış olmasından kaynaklandığı ise, Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM) adı verilen bir eserde gerekli bilimsel argümanlarıyla ortaya konulmuş ve insanlığın tüm sorunlarının çözümünün mümkün olduğu gösterilmiş.
    Durum böyle iken, kendisini “aydın” kişiler olarak gören ve çeşitli medya ortamlarında ahkam kesen binlerce kişinin hala yapraklarla uğraşıp, “etik, evrim, din, vs.” gibi ayrıntılara gömülüp, ormanı (sorunlarımızın temel nedenini) görememesi tam bir şartlanmışlık örneğidir.
    Doğa ve dünyada bir denge ve düzen vardır. Doğa bilimlerindeki yeni araştırmalar bu denge-düzen kuantsal sistem tarafından oluşturulup-yönlendirildiğini göstermektedir. Bu doğa-bilimsel araştırmaların neler olduğu yine DOM-dizininde özetlenmiş bulunmaktadır. Din dediğimiz olgu da, atalarımızın doğa ve dünyadaki oluşum ve gelişimleri açıklamak için oluşturulan görüşleridir. Dolayısyla bilimle dinin iç-içe düşünülmesi gerekir. Bu nedenle web-sayfamın adı “tanriyianlamak” olarak konulmuştur. Bunda tenkit edilecek-gocunulacak, vs. hiçbir nokta yoktur.
    Bu tartışma ortamında bulunan sizlere, ayrıntılarla (yapraklarla) uğraşmayı bırakıp, en temel sorunumuzla, yani toplumsal sistemimizin oluşturulması ve örgütlenmesiyle ilgili olarak fikir oluşturmayı denemenizi (ormanı fark etmek) önermek istiyorum.
    Diğer bir önerim ise, kişilerin takma adlar arkasına saklanarak, kendilerini saklamaya çalışmalarının, uygar bir tartışma ortamındaki kişilere yakışmadığıdır. Neden gerçek kişiliklerinizle tartışmaya katılmayıp, takma isimlerle dolaşıyorsunuz ki! Kendisine güvenen bir kişi neden saklanır ki?
    İsmet Gedik

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Geçen gün bi kafede bi adamla tanıştım, sohbet mohbet derken.. bi anda sevişmek istediğini söyledi bana.

    Olmaz dedim, kabul etmedim.

    O da dedi ki: hadi ordan korkaksın sen korkak!

    Demek istediğim;

    Şu nik meselesi elbise gibidir İsmet Gedik, istediğimin önünde çıkarırım.

    Cıbıllığıyla övünenlerin “cesaret” timsali olmaları da başka bir teori sanırsam.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. “Durum böyle iken, kendisini “aydın” kişiler olarak gören ve çeşitli medya ortamlarında ahkam kesen binlerce kişinin hala yapraklarla uğraşıp, “etik, evrim, din, vs.” gibi ayrıntılara gömülüp, ormanı (sorunlarımızın temel nedenini) görememesi tam bir şartlanmışlık örneğidir.”

    Tamam.

    Fabrika benim olsun, işçi de işçiliğini bilirse sorun kalmaz.

    Lakin bir başka teorim daha var. (alternatif olarak)

    Diyorum ki; Bütün sorunlarımızın temel nedeni sevgisizliktir naçizane.

    Halbuse herkes bi sevse, dünya sevgi topçuğu olacak, siemens de bütün karını afrikaya bağışlayacak.

    Ama işte sevmesini bilmeyince..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. İsmet Gedik

    Gamaro’nun sorularına vereceğin cevaplar önerdiğin düzen hakkında fikir edinmemizi sağlayabilir. Halbuki sen cevap vermediğin gibi, tam tersi, bizi eleştiriyorsun.

    Sözettiğin arılar ve karıncalar gibi bir yaşamda hiç kimsenin şahsi amaçları ve isteği olamaz. Herşeyi toplum tarafından belirlenir. Toplumun beklentilerine uymayanlar, ya da sakat ve yaşlılar gibi üretime katılamayanların akibeti nedir? Diğerlerinin hakkını gözetmek ya da toplum içinde anarşinin yayılmaması, düzenin korunması adına bu insanlar gözden çıkarılabilir mi?

    Senin toplumunda yaşamanın bir amacı yoktur, sadece bir nedeni vardır, topluma katkı amacıyla hangi görev verildiyse onu yerine getirmek.

    Senin toplumunda yaşayanlar hayallerini çöpe atmalıdırlar (bu hayaller toplum düzenine uymayabilirler).

    Senin toplumunda insanlar gereksiz yere soru sorup zaman israfı yapmamalı, ne deniyorsa kabul etmeli ve yerine getirmelidir.

    Senin toplumunda insanlar kesinlikle önemli değildir, önemli olan tek şey toplum düzenidir.

    Sonuç olarak; senin toplumun insanlar için uygun değildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. “Bizim görece kısa ömrümüz doğadaki hareketliliği, değişimi görmek için yeterli değildir. Dolayısıyla doğa bizim için bir fotoğraf karesinden ibarettir, gördüğümüz bu kareyi de denge/düzen olarak yorumlarız.”

    Kaptan arasıra değiniyor bu hususa, ben de çok mutlu oluyorum tabi.. (ah pardon, o bir başka başlıktı sanırsam:)

    Şaka bir yana, ister uzaya bakalım ister doğaya, durum aynen böyle.

    Tarihsel olan ile mantıksal olan izdüşümseldir.

    Daha doğrusu; Mantıksal kategorisi bir film ise, tarihsel olan teker teker her bir karedir.

    Ha ama bütün film tek bir kareden ibaret olursa ne olur?

    Yine izdüşümsel olur.

    Bu işin hilesi de budur:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. Yukarıda yazmıştım ama pek dikkate alınmadı.

    “Doğa ve dünyada bir denge ve düzen vardır. Doğa bilimlerindeki yeni araştırmalar bu denge-düzen kuantsal sistem tarafından oluşturulup-yönlendirildiğini göstermektedir.”

    Bizim görece kısa ömrümüz doğadaki hareketliliği, değişimi görmek için yeterli değildir. Dolayısıyla doğa bizim için bir fotoğraf karesinden ibarettir, gördüğümüz bu kareyi de denge/düzen olarak yorumlarız. Yani diyor(um) ki; yok böle bişii.

    “Din dediğimiz olgu da, atalarımızın doğa ve dünyadaki oluşum ve gelişimleri açıklamak için oluşturulan görüşleridir. Dolayısyla bilimle dinin iç-içe düşünülmesi gerekir. Bu nedenle web-sayfamın adı “tanriyianlamak” olarak konulmuştur. Bunda tenkit edilecek-gocunulacak, vs. hiçbir nokta yoktur.”

    Din dediğiniz amaçla doğmuş olaiblir ama dini bu amaçla sadece mağara adamları kullandı, onları mı örnek alalım? Daha sonrasında felsefe benzer bir amaçla doğdu ve en sonra da bilim. Artık doğayı öğrenmek istiyorsanız tek bir araç var bilim, diğer ikisinin varlık sebebi artık başka işler.

    Ayrıca b unda tenkit edilecek daha çok şey var da, her başlıkta sürekli kendimizi tekrar mı edelim?

    Ve ayrıca hem sizde hem bazı başka insanlarda bu eskiden bazı şeyleri örnek alma çabası nedir ben bunu bir türlü anlayamıyorum. Yok mağara adamları, yok ne bileyim maya takvimi, yok arı, karınca falan. Ulan Mayalar doğru düzgün metali bile işleyemiyordu, dünyanın sonunu nerden bilsinler.

    Neyse konuya dönüp sonra tekrar son yorumunuza döneceğim. Dedim ki yukarıda yazmıştım, tekrarlıyorum. DOM belki güzel bir ütopyadır, onun tartışmasına sanırım sıra gelmedi henüz. Ama biz arılara takıldık. Kendi adıma konuşayım örneğiniz çok yanlış, ve bu ütopyanıza zarar veriyor, ikna edicilikten uzaklaştırıyor. Arılardan bahsetmeden anlatın hayalinizi, hem burada hem kitabınızda. Çünkü bakın dedim ki o büyük arı kolonisi komple kız kardeşlerden oluşuyor ve bunlar iki insan kızkardeşininin genetik yakınlığından daha yakın birbirlerine. İnsan toplumlarında bu yok, bu özellik yok. Arı kolonilerine süper-organizma yakıştırmasının altında yatan sebep bu. bir diğer deyişle, bakın bu çok önemli arıların super-organizma oluşu onların bir fenotipi, fenotipi yani taşıdıkları genlerin bir yansıması. Fenotip, aa şu da olsun bu da olsun denerek olacak bir şey değil.

    Örneğinizin saçmalığını şöyle anlatayım. Mesela ben de bir teori yazayım ayaküstü. Mesela ormana bakıyorum… bir sürü ağaç, yaprakları da var. Bu yaprakları aracılığıyla fotosentez yapıyorlar, sonsuz enerji kaynağı Güneş’ten faydalanıyorlar ve hiç ekmek kavgası yapmıyorlar(aslında yapıyorlar). Biz ise bir parça ekmek için bir gaz kuyusu için birbirimizi parçalıyoruz. Hemen bu yerleşik düzeni terkedelim ve fotosentez yapmaya başlayalım desem. Yani desem… Şu eleştriyi eminim siz de hemen yapacaksınız. Bizim fotosentez yapabilmemizi sağlayan genlerimiz yok. Yok yani bu kadar basit. Arılar tarihin karanlık çağlarından birinde toplanıp “yok agalar bu böyle olmuyor, yeni bir rejim getirelim şu kovana” deyip, bulmadılar bu yaşam stilini. Öyle olsaydı biz de kendimize uyarlardık.

    Ve şu takma ad meselesi. Tartışma ortamı uygar olabilir ama çevresi iyi değil. Kendi bilgisine güvenen bir kişi korktuğu için saklanabilir mesela, misal yani. Adımı öğrenince ne değişecek? Mosey demek istemiyorsan ali de o zaman ne yapayım adını vermek istemeyen bir izleyici de diyebilirsin. Sizin tanımadığınız sıradan biriyim işte.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Bakın Ebu Cehil Kimdir başlığı altında feyspuk kıllamaları:

    “Adnan Kaya · Tedaş’ta Idare müdürü

    Allah’a ve Allah’ın Resulüne hakaretler yağdıran, Onları kendisine düşman ilan eden, Allah Resulünü ve O’nun şahsında islamı yer yüzünden kaldırmaya çalışan böyle çukur bir şerefsize (alçaklık bir seviye ifadesidir ona alçak diyemem o çukur birisidir.) söylenebilecek en adi sözleri söylesem yinede içimden geçen nefret duygularını ifade etmiş olamam. Bire adam sen ve senin gibi Ebu Cehil torunlarına mı düştü bu görev? Bire şerefsiz sen kimsinki böyle bir davette bulunma cüretini gösterebiliyorsun?

    Fatih Saygı · Esnaf’da Iş yeri sahibi

    satanistler sizi

    Fatih Saygı · Esnaf’da Iş yeri sahibi

    lan yavşaksen kimsin yahudi piçi, sende ondansın, ne kadar mallllsın geri zekalı aptal zavallılar, hz.ibrahimin babasıda put yapardı nolmuş amcası oldu diye. işte müslümanlığın adaleti amcada olsa inanmıyorsa cehenneme gide.siz modern çağdaş diye geçinen örümcek kafalılar, eğer çağdaşlık göt kıç açmaksa taş devrine dönün bakın ne kadar çağdaşlar

    Ben Elbistan

    Gardaş yorumunu beğendim ama üslub İslam ahlak anlayışını yakışmamış, affına sığınarak söyledim bizler çok kibar ve nazik olmalıyız çünkü Kur’an öyle der. Tebliğde esas olan yumşak ve sevecen yaklaşmaktır. Saygılarımla. Seizde biliyorsunuz ki;”YER YÜZÜNDE DİN İSLAMDIR”

    Şu sonuncusu hele, yavaş sitelim diyo. Lakin sert de seviyomuş bilahare. Gel gör ki islama yakışmazmış.

    Neyse..

    Bütün iş yeri sahibi karıncalarla uğraşamıycam valla.

    Karınca dedin mi durcan.

    Çünkü;

    Soru 1: D.O.M uyumlu sistemlerde bu tip karıncalar bilip de konuşanlardan mı olucak, yoksa bilmediği için susanlardan mı?

    Soru 2: D.O.M’suz ortamda yahudi piçuzmanı esnaf karıncaya yav ben doktorum profesörüm desen noolcek?

    Şu olcek;

    Okumuşssun ama adam olamamışsın yavşak.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Öğrencilerimle arazi çalışmalarına gideceğimden, iki hafta kadar yokum ve internet bağlantılarım yok.Saygılarımla
    ismet

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Sağlıkla dönmenizi diliyoruz.

    Bu arada ben bir kaç soru daha sorayım.

    Daha doğrusu mırıldanayım..

    D.O.M’u hakim kıldığımızı düşünürsek misal;

    İlk çağ, ortaçağ, yeni çağ hiç farketmiyecek sanırsam.

    Roma, toprak sahipleri, feodal senyörler, sanayi devrimi, füzyon çağı vesaire..

    Veyahut bugün bile..

    Somali’ye gideceksin mesela, ardından İsviçre, dön geri Afganistan..

    Farketmiyor.

    Demek istediğim;

    Hakim üretim ilişkilerinden, kapital’den ve her türlü servet ilişkisinden (mülkiyetten) bağımsız bir teori.. Tarih ve sınıflar üstü sanki. Nereye gidersek gidelim, uygulanması halinde “kurtulacağız” üstelik.

    Herşeyin teorisi diye ben buna derim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. Ayrıca..

    Arıları işin içine katmadan düşünsen de “boş”..

    İlkelere bakar mısınız?

    Ve en önemlilerinden biri: Bilmeyenler susacak..

    Böyle diyince güzel de, bileni bilmeyeni kim belirleyecek?

    Alın size devlet, aile, kapital, özel mülkiyet..

    Söyleyin şimdi bilen kim, bilmeyen kim?

    Kim susacak, kim konuşacak?

    Alın size tanrı, din, hadis, fıkıh..

    Alın nükleer enerji, alın Fettoş..

    Alın neo-liberalizm..

    Yahu..

    Karıncalar felsefe sözlüğü yazdı da bizim mi haberimiz yok yoksa?

    Neyse..

    Bir bilene sormak lazım tabi:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Şirinler konusu pek ciddiye alınmamış veya dalga geçiyorum sanılmış ama kendileri anlatılan süper organizmaya epey uyuyorlar. Şu linkte detaylı bir analizi var.

    link to sonsuz.us

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. Sayın İsmet Gedik, bir kısım mizahi veya ironik yorumlarımıza bakıp, işin laga-lugasında olduğumuz hissine kapılmış olabilir.

    Lakin sizi temin ederim ki değil.

    Şirinler de değil, ekonomi de değil, kültür de değil, etik de, ahlak da..

    Değil.

    Bilakis hepsi yeterince ciddi.

    Ve de önemli.

    Temel’in fıkrası misal..

    Ki o da aynı hesap.

    Hani şu meşhuur, olmuyor ama beyler, biraz organize olalım’ı var ya..

    D.O.M uyumlu topluluklarda yani..

    E nası olcek işte?

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. Sayın U.A. (Sonsuz.us) benim DOM teorisini şöyle anladığını ifade etmiş:
    “İsmet beyle tanışıp teorisini dinleme fırsatım oldu. Kısaca şöyle özetleyebilirim. Tepeden yönetmek yerine tüm toplum bireylerinin işinin ve konumunun bilincinde ve bilgisinde olarak yönetime kendiliğinden (doğal olarak) katıldığı bir toplum yapısıdır bahsettiği. Yani her hangi bir yönetici sistemin, kuralların ve yöneticilerin olmadığı ama işleyen bir toplum. Elbette bunun olup olamayacağı ayrı bir tartışma konusu, olursa çıkacak sorunlar ayrı bir tartışma konusu, tüm toplumun bu şekilde robotlaşmış davranış gösterip göstermeyeceği de ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ama tez olarak, karıncalar, arılar bunu yapabiliyorsa insanlar neden yapamasın şeklinde bir yaklaşımı var.”
    Kaynak : link to sonsuz.us
    Sayın U.A.’nın bu yaklaşımı pek doğru değil. Şu nedenlerle:
    - 1- Sayın SonsuzUs “her hangi bir yönetici sistemin, kuralların ve yöneticilerin olmadığı” bir sistemden bahsediyor. Ben hiç bir zaman “kuralların ve yönetici sistemin olmadığı” bir sistemden bahsetmedim. Ben kuralların tepedeki bir kişi veya zümreden kaynaklanmadığı, her toplum üyesinin kuralların oluşturulmasında aktif olarak rol aldığı bir sistemden söz ediyorum.
    - 2- Sayın SonsuzUs’un yaklaşımı DOM-sisteminin çıkış noktasını yansıtmıyor. Benim çıkış noktam, doğadaki kuvvet oluşturucu sisteminin (yani varlıkların şu veya bu yöne gitmeleri veyahut şu veya bu şekilde davranmalarına neden olan etkileyici sistemin) nerden kaynaklandığı ve nasıl çeşitlenip-geliştiğinde yatar. Yani doğadaki kuvvet alanları dediğimiz görünmez güç sisteminin nasıl oluştuğunu varlıkların bu güç sistemiyle karşılı olarak nasıl etkileştiklerini açıklar.
    - 3- İnsanlığın temel yanılgısı, doğadaki bu kuvvet oluşturucu, canlılık verici güç sistemini yanlış yorumlamasından kaynaklanır. İnsanlık asırlardır doğadaki kuvvet alanları oluşumunu, varlıkların haricinde olduğunu varsaydıkları hayali bir şeye bağlamışlar ve ruh, bilinç gibi canlılık belirtilerinin bu harici (hayali) şeye bağlamışlardır. Bunda insanların hücresel yapısallaşmasının rolü büyük olmuştur. Şöyle ki:

     Doğa ve dünya sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olan dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemlerde, çevre koşulları sürekli değiştiğinden, bu değişimleri ve onların hangi yönde olabileceği konusunda bilgi edinmek için “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği ilkeleri geçerlidir. İnsan denilen varlık tam anlamıyla bu dinamik sistemler fiziği ilkelerine uygun olarak, az sayıda birkaç veriden yararlanarak, muazzam senaryolar üretebilecek bir yapısallaşmaya sahiptir.
    Bilgi oluşturmaya verilen önem:
    Şekilde duyu organlarına tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu kahverengi ile, hareket organlarına tahsis edilenler mavi renkte, ve yorumlamaya tahsis edilen beyin hücreleri topluluğu ise beyaz renkte gösterilmiştir. Bir kedinin beyninde hareket, koku, işitme, görme gibi organlara tahsis edilen beyin hücreleri sayısının yorumlamaya tahsis edilen hücre sayısına oranı çok fazladır, bu nedenle insandan hızlı koşabilirler, insandan fazla zıplayabilirler, insandan daha iyi görebilirler ve insandan iyi koku alırlar. İnsanı oluşturan hücreler ise, yorumlama konusuna o kadar önem vermişlerdir ki, bunun sonucu koklama, zıplama, görme, vs gibi yetenekleri körelmiştir. Ama buna karşın yorumlama, senaryolar üretme yeteneği son derece gelişmiştir.

    Şekil 1: Memeli hayvan beyinlerinde korteks yapısı farkları. Fare, kedi gibi hayvan beyinlerinde (kahverengi) duyu ve (mavi) hareket organlarına ayrılan kesim, beynin çok büyük bir kesimini kapsamaktadır. Beyaz renkte gösterilen “yorumlama” yeteneği bölgesi ise maymunda kısmen gelişmiş, insanda ise, anormal şekilde büyütülmüştür.

    Bunun sonucu, az sayıda veriden, muazzam senaryolar üretecek bir beyin yapısı ortaya çıkmıştır. İşte insanlar bunu yapmaktadırlar. İnsan beyni çok fazla senaryo, diğer canlılar ise çok az senaryo üretebildiğinden, “Düşünüyorum, öyleyse varım (Descartes)” şeklinde bir yorum yaparak, insanın bilgili ve bilinçli, diğer varlıkların bilgisiz ve bilinçsiz olduğu yanılgısına düşülmüştür.
    Hayali senaryolar üretmek başka şeydir, doğada sürekli değişen çevre koşullarını algılamak ve o değişimlere göre kendine bir yön vermek başka şeydir. Doğal sistemde önemli olan, çevredeki değişim-dönüşümleri algılamaktır, çünkü insanların ihtiyacı olan şey, çevresindeki enerji ve kuvvet dağılımlarının (yani varlıklardaki değişim-dönüşümlerin) nasıl olduğunu saptaması ve ona göre geleceğini planlamasıdır.
    Şimdi insanın mı, yoksa cansız-ruhsuz dediği bir taş parçası veyahut pusula iğnesinin mi doğadaki değişimleri daha iyi algıladıklarını görelim.
    Dünyanın herhangi bir yerinde bir volkan patlaması olsun ve çok yüksek bir volkanik dağ oluşmuş olsun. Bir odada ince bir ipe asılı bir taş parçası, o volkanın ne kadar uzaklıkta ve ne kadar bir kütleye sahip olduğunu en hassas şekilde algılar, ama insan algılayamaz. Bir başka örnek: Bir güneş patlamasıyla dünyamızın atmosferine önemli bir oranda radyasyon girdiğini varsayalım. Bir odadaki bir pusula iğnesi bunu algılar, ama insan algılayamaz.
    Dolayısıyla, bizim kurduğumuz senaryolar bir işe yaramazken, cansız dediğimiz varlıkların algılamaları işe yararlar. Bu nedenle Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım (yani bilinç sahibiyim)” şeklindeki cümlesini şu şekle dönüştürmek gerekir: “Hesaplıyorum, öyleyse varım” Böyle bir düzeltme yaptıktan sonra, cansız dediğimiz varlıkların da çevre faktörlerini algılayıp, kendilerini ona göre ayarlayıcı şekilde, yani belli bir bilinçle davrandıklarını anlamamız kolaylaşır.
    Varlıkların çevre koşullarını algılama ve ona göre kendilerini yönlendirmeleri, hücre-molekül gibi orta-boyutlu varlıklarda dünya ölçeğinde iken, atom-ve atom-altı-öğeler ölçeğine inildiğinde, algılama ve etkileşme çapı evrensel boyuta ulaşır. Atom-altı-öğeler aleminde foton, elektron gibi öğeler, öylesine çevrelerindeki tüm varlıklardan etkilenip kendilerini yönlendirirler ki, fizikçiler asla onların momentlerini ve konumlarını birlikte ölçemezler. Bu nedenle kuantum-fizikçileri, atom-altı-öğelerin tüm evrenle tam bir “interconnectedness=karşılıklı-bağımlılık” “universal interconnectedness of things and events = varlıklar ve olayların evrensel ölçekte karşılıklı bağımlılığını” vurgularlar. “We say that inseparable quantum interconnectedness of the whole universe is the fundamental reality, and that relatively independently behaving parts are merely particular and contingent forms within this whole.” David Bohm 1975.
    Hayatın-Yaşamın anlamı
    Chaisson (2001 ve 2010)un şu grafiğinde doğa ve dünyanın oluşum ve gelişiminin nedeni, dolayısıyla hayatın anlamı görülmektedir.
    Chaisson (2001 ve 2010) yayınlarında “Energy Rate Density = Enerji Akış Yoğunluğu” dediği bir kavram oluşturarak, doğadaki basitten başlayarak karmaşık yapısallaşmalara doğru gelişen evrimleşmenin, bilgi oluşturma potansiyeline bağlı olarak, yapısal bileşimlerin değiştirilmesiyle enerji-akış-sistemlerini daha verimli bir biçimde kullanacak bir değişim-dönüşüme doğru ilerlendiğini sayısal değerlerle gösteren güzel bir çalışma ortaya koyar.
    Bunun anlamı şudur: Doğa ve dünyamız sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir ve bu değişim-dönüşümler hep daha ekonomik bir oluşum-yapı ortaya koymaya yöneliktir. Dolayısıyla hayat anlamsız bir zaman doldurma olayı değil, “nasıl daha rahat bir yaşam sistemi oluşturabiliriz?” sorusuna yanıt arayıcı süreçtir.
    Her insan şekil 1’deki beyin yapısallaşması gereği, bir sürü şey düşünür veya yapar. Ama önemli olan, 70- 80 yıllık bir ömrün sonunda, yapılan işlerin bilançosu çıkarıldığında ortaya çıkan tablodur. Şimdi herkesin bir vicdan muhasebesi yaparak, insanlığın (toplumumuzun) nasıl daha rahat bir yaşam sistemine ulaşabileceği konusunda ne yaptığı sorusuna bir yanıt vermesi gerekir.
    70-80 yıllık bir süreç sonunda bedenlerimiz tekrar bileşenlerine (moleküllerine, vs) ayrılır. Moleküller dünya ölçeğinde enerji-dağılım sistemini algılarlar ve ona göre tekrar yeni üst-sistemler oluşturmak üzere eyleme geçerler. Bizler bu dünyada işe yarar ürünler ortaya koyduysak, o ürünler moleküller, vs. tarafından değerlendirilip, olumlu yönde yeni adımlar atılacak şekilde etki ederler. Kötü ürünler ortaya koyduysak, tersi yönde işlemler oluşmasına olanak sağlamış oluruz.
    Descartes’in terimiyle ifade edecek olursak: moleküller, atomlar, vs. “düşünüyorlar (hesaplıyorlar), öyleyse varlar (bilinçliler)” ve o içgüdüsel bilinçle geleceği düzenliyorlar.
    Kuantlar olmadan elektron (e), proton (p), nötron (n) oluşmaz; e, p, n olmadan atom; atom olmadan molekül; molekül olmadan hücre, hücre olmadan hayvan veya bitki oluşmayacağından, doğadaki tüm varlıklar bu şekilde genetik bir bağlantı içine girmiş olurlar.
    Bu nedenle, elektron-pozitron oranlarında kimyasal değişim-dönüşümlerin gerçekleştiği tüm reaksiyonlarda nötrino denilen ekstra bir öğe çevreye yayılır ve evrensel ölçekli enerji dengelenmesinde yerini alır.

    Hücrelerimiz onlara gösterdiğimiz hedeflere ulaşacak şekilde işlemler yaparlar; yani kuantsal enerjiyi, bizlerin gösterdiği hedefe ulaşacak şekilde yönlendirirler. Bu nedenle “Theory of integrated levels”in şu şekilde saptanan ilkeleri hayata geçmiş olur:
    i-Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; üst düzey alt düzeye yön (hedef) gösterir.
    ii-Herhangi bir düzeyin oluşumunda, karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

    Her varlığın tohumunda (yapısında, bileşiminde) o varlığın oluşum ve gelişiminin nelere bağlı olarak gerçekleştiğinin bilgileri kayıtlıdır. Tohumlar bu nedenle, uygun ortamı bulduklarında büyümeye başlarlar. Bilgi- enerjinin ilgili noktaya akması- kuvvet oluşumu – madde bileşimi arasındaki ilişki ağı bu şekilde gelişir ve information & self-organisation olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği kuralları hayata geçer.

    - 5- Sayın SonsuzUs’un bu davranışından çıkartılacak ders şudur: İnsanlar bir konu hakkında gerekli bilgiyi edinmeden fikir yürütmeye kalkmamalıdırlar; bunu yaparlarsa, hatalı bir görüş-sonuç oluşturmuş olurlar. Sayın SonsuzUs benim yazdıklarımı okuyup-değerlendirmemiştir. Okumuş- değerlendirmiş olsaydı, çıkış noktamı doğru saptamış olurdu. 1-2 saatlik bir sohbet toplantısında ise, 3-4 kişi karşılıklı olarak çeşitli görüşler ortaya atmışlardır, hiçbirinin ayrıntılı olarak görüşlerinin temellerini açıklayacak fırsatları olmamıştır; zaten öyle de planlanmış değildir.
    Son yüzbin yıl içinde atomlar ve moleküller öyle bir canlı varlık oluşturacak şekilde bir araya geldiler (veya getirildiler) ki, bu canlı: “Niye yaşıyorum? Evren ne kadar büyük? Neden doğuyor ve neden tekrar ölüyorum? Hayatın bir anlamı var mı?” gibi binlerce soru soruyor ve bunlara cevap arıyor. Öyleyse bu canlı neden oluştu? Hayatın anlamını ve information & self-organisation kurallarının geçerli olduğu doğa dinamiğini anlamak için bu soruları kendinize sorun ve yanıtlayın!

    - Biz bir şey yaparken veya düşünürken, bu düşünme veya eylem işlemi bedenimizdeki hücrelerce yapılmaktadır. O sırada hücrelerde binlerce kimyasal ve fiziksel reaksiyon olmakta, moleküller birbirlerine dönüştürülmektedir. Bizlerin yaptığı her işlemde o işlemi yapan hücrelerin içlerindeki moleküllerde ve atomlarda yine binlerce spin – polarizasyon – elektrik-yükü, vs. değişimi olmakta, moleküller – atomlar birbirlerine dönüşmektedirler. Atomlardaki dönüşümler onların içlerindeki e, p, n’larda değişim dönüşümlere yol açmakta ve onlar arasında birçok etkileşim olmaktadır. Bu şekilde bizlerin yaptığı en ufak işlemde, içimizde bir sürü iç-içe girmiş kaynayan kazanlar çalışmaktadır.
    Arrogant (kendini beğenmiş) ve ignorant (bilgisiz) bir insan, bir şey düşünürken veya yaparken, bu düşünmeyi ve işi, sanki içindeki hücrelerin bir yönlendirmesi ve işlevi olmaksızın, kendisi yaptığını sanır. Cahillik dediğimiz tam budur! Kendini beğenmişlik (arroganz) ise, her şeyi yapanın bedeni içindeki hücreleri olduğu halde, hücrelerinin önemini fark edemeyip, kendini ön-plana çıkarmaktır.
    Hücreselliğini ve kuantsallığını bilmeyen ve de öğrenmek istemeyen, dolayısıyla arrogant (kendini beğenmiş) ve ignorant (bilgisiz) insanlardan oluşan bir grupta, “bilgi sahibi olunmadan fikir üretilmeye” devam edilmektedir.

    Bir şeyi
    ► Bilen yapar;
    ► Bilmeyen eleştirir;
    ► Yapamayan çamur atar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. Hücreselliğini ve kuantsallığını bilmeyen ve de öğrenmek istemeyen, dolayısıyla arrogant (kendini beğenmiş) ve ignorant (bilgisiz) insanlardan oluşan bir grupta, “bilgi sahibi olunmadan fikir üretilmeye” devam edilmektedir.

    Ben tuzdan geldim. Toprak yarattı beni; sel -> sol -> solitude… Yalnızım. Çok yalnız… Aroganım, cahilim.
    Unuttuğun şey: ki en önemlisi, YALNIZ olduğumdur. Sağımda solumda karınca istemeyişim ise onları ezmekten hoşlandığımdandır.

    Umarım hayatın anlamını ben kadar anlamışındır. Ben evreni çözdüm yahu…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Dahası ateşten geldim ben, güneşime aşığım. O yalnız ben yalnız, işte bu yüzden aşığız.

    O hücre var ya, seneler önce bildim ben onu; bu yüzden ormana, denize, karpuz ve kavuna aitim.

    Gaston bilmişti okuyasım geldi okudum. Anladım ki ben evrenin sahibiyim.

    Mae West “Je n’ai pas un ange” demişti. Ben melek değilim. Gaston ise, “Ateş bireyselliğin biçimsel ilkesidir” demişti, o simyacıya gönderme yaparak; “ateş bir cisim değil, dişi özüne canlılık veren erkeklik ilkesidir”, su karşıtı olmalıydı yani dişi, o halde ATEŞ biçim, su ise töz oluyordu… Yeniden kükürte döndüler sır orda dediler. Cinsel yankılar uyanmadan “yaratılış”dan sözetmeliydiler. Döllenen Dölleyen…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. Sayın Gedik. Cümlemin ilk kısmını kesmeseydiniz aynı şeyi söylediğimiz görülüyor zaten.

    “Sayın SonsuzUs “her hangi bir yönetici sistemin, kuralların ve yöneticilerin olmadığı” bir sistemden bahsediyor. Ben hiç bir zaman “kuralların ve yönetici sistemin olmadığı” bir sistemden bahsetmedim. Ben kuralların tepedeki bir kişi veya zümreden kaynaklanmadığı, her toplum üyesinin kuralların oluşturulmasında aktif olarak rol aldığı bir sistemden söz ediyorum.”

    Benim söylediğim

    ”
    Tepeden yönetmek yerine tüm toplum bireylerinin işinin ve konumunun bilincinde ve bilgisinde olarak yönetime kendiliğinden (doğal olarak) katıldığı bir toplum yapısıdır bahsettiği.“

    Lütfen… Eleştirin ama yapıcı olmak kaydıyla.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. Anladığını sanmıyorum.

    Açıklamaya çalışayım:

    Yaptığın şeye bilim denmez. Bilimsel düşünmeyi engelleyen TÖZCÜ ve CANLICI iddia denir.

    Tözcü iddialar en küçük kanıt olmadan sunulur. Öyledir demek ki öyledir.

    Canlıcı iddialar ise bir örnek verirsek, ateşin canlı bir varlık gibi beslendiği ve iyice doyunca kendi kendini yiyip söneceği düşüncesidir. İlk bakışta doğru gibi gözükür halbuki sadece önyargıdır. Kimya, tözlerin nasıl yanyana geldiğini açıklar fakat tözlerin başka bir tözü nasıl özümsediğini inceleyemez.

    Yukarıdaki savlar benzerdir. İnsanın gözlemci karakteri yerine incelenemez, varsayılamaz, ispatlanamaz fakat her nasılsa apriori tözcü iddialar sunulmaktadır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. Gerçi oik0s benden iyi yazmış.

    Gedik’in misketini alıp ona satmış.

    Arada boyamış.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. Sayın Gedik,

    Son derece ciddi olduğumuz konusunda sizi ikna edemeyeceğiz sanırım.

    Kapital diyorum, özel mülkiyet diyorum, aile diyorum..

    Fabrikalar kimin olacak yahu?

    Hadi bunu geçelim.

    Bugün radyoda dinledim yine.

    Ordan çağrıştırayım.

    Görülmeyen nedir?

    Yoksa size görünüp de bize görünmeyen mi demeliydim?

    Misal;

    Anlattı amcam..

    Ateist dermiş ki, görmediğime neden inanayım..

    Ama televizyonda duysa, bilim adamlarının açıkladığına göre alev topu halinde kocaman bir meteor geliyor.. dense üstümüze…

    İnanırmış.

    E be mübarek, hani görmediğine inanmazdın?

    Görmediğin meteorun alevler saçarak geldiğine inanıyorsun da.. ateşten cehennem var diyene neden inanmıyorsun?

    İnanmıyor işte.

    (FARK burada)

    Haa..

    Son sözüme gelince;

    Bilen yapar.

    Bilmeyen eleştirir.

    Yapamayan çamur atar.

    Pışşt..

    Karınca değilim ya..

    E olamayacağım da..

    Çamur attım bak.

    Hayret bişey yau..

    Bu ne zevksiz bir dildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. Sağol Gamaro,

    Baktım da şimdi Mae West araya iyi girmiş. Hahahaha 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. sevgili arkadaşlar, hemen herkesin yazısını okumaya çalıştım, çoğunluk DOM sisteminin ne söylediğini tam olarak anlamamış. çünkü zahmet edip okumamışsınız ama pek şiddetli eletiriler var…hemen herkes karınca konusuna takılmış, sanki İsmet Hoca, “insan olmaktan vazgeçelim arıveya karınca olalım demiş gibi” enteresan eleştirler… gençlerin yeni modası bu ola gerek, konuyu okuma ama eleştir, nasıl oluyrosa… bir arkadaşımız da İsmet hocanın dilini beğenmemiş, sanki kendi dili edebiyat parçalıyor da…

    DOM un kısa özetini soruyor bazıları, ben kısaca anladığımı yazayım: doğada her sistem, onu oluşturan alt ögelerce sahiplenilir ve kontrol edilir. atomun sahibi elektron proton nötron gibi atomaltı ögeler, molekülün sahibi onu oluşturan atomlar, hücrelerin sahibi onu oluşturan moleküller, bedenlerin sahibi de onu oluşturan hücrelerdir. öyleyse tolpumun sahibi de toplumu oluşturan bireylerdir. bireyler bu hakkını şimdiye kadar kral, şah, padişah, ağa, patron, parti lideri başkan vs gibi şahıslara devretmiş ve karar verme sürecini dışında durmuştur. (sosyalist sistemde de bu pek değişmedi, ayrıca dikkatinzi çekerim, bu konuda anarşistler haklı olarak lider ve parti egemenliğine hep itiraz ettiler, ama örgütlü bir alternatif sunamadılar) işte DOM bize burada lider veya grup egemenliği olmaksızın büyük çoğunluğun kendini ifade edebileceği ve toplumsal sistemi sahiplenebileceği yeni bir yapılanma öneriyor. bunun biçiminin nasıl olacağı ise bizim işimiz değil, sistemi kuracak o günkü insanların bileceği birşey. bizim tek arzumuz, insanlar doğayı tanısın, işleyiş sistemini bilsin, doğadaki yerini bilsin ve kendi geleceğini kendisi planlasın.

    fabrikalar ve üretim araçlarının mülkiyeti ve aile gibi sorular var. . DOM bu gibi sorunların çözümünü o günkü insanlara bırakmaktan yana. doğrusu da bu. o gün ne olabilir, bu konuda ben şahsi düşüncelerimi yazayım: bugüne kadar üretim araçlarının özel mülkiyeti insanlara sadece felaket getirmiş. doğada zaten özel mülkiyet diye birşey yok. devletleştirme de çözüm olamamış, zaten bu haliyle devletin varlığı başlı başına problem. DOM lider ve liderli sistemlere karşı olduğuna göre, mülkiyet de kişi yada dar bir gruba ait olamaz, tüm topluma ait olmalı. biçimi ve pratikte uygulaması nasıl olabilir, bunu hep birlikte çözeceğiz. aile konusu da o günün insanlarının nasıl tercih edeceği ile ilgili bir şey. biz dayatma hakkına sahip değiliz.

    DOM sisteminin yaşlı ve özürlüleri yok edeceği bu yüzden de kabul eidlemez sistem olduğuna dair bir eleştiri vardı. bu da tamamen DOM sistemini anlamadan uydurulan bir eleştiri. DOM insanlara arılar veya karıncaları taklit edin demiyor. biz onlardan daha gelişmiş beyne sahipsek daha iyi ve daha insani bir sistem kurmalıyız diyor. ve bunu tüm insanlar hep bilrlikte kurmalıyız, bizim adımıza başkaları karar vermesin, tüm halkın katılacağı demokratik bir sistem inşa edelim. bu sistemin nasıl işleyeceğini de hep birlikte ortaya koyacağız, belli kalıp ya da kurallarla kendimizi sınırlayamayız, çünkü doğa dinamik bir sistem, sürekli gelişen ve kendini yenileyen bir sistem, bizim toplumumuz da her daim kendini yenileyebilmeli, doğadaki yerini, doğanın imkanlarını, sınırlarını bilerek hareket etmeliyiz. bütün insanlar muhteşem bir orğanizma, kimse kimsedem üstün ya da aşağı değil. bütün bireyler toplumun eşit üyeleri…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. “sevgili arkadaşlar, hemen herkesin yazısını okumaya çalıştım, çoğunluk DOM sisteminin ne söylediğini tam olarak anlamamış. “

    Biz zaten IQ ortalaması 140 olan salaklarız. Ondan anlamamışızdır.

    “çünkü zahmet edip okumamışsınız ama pek şiddetli eletiriler var…hemen herkes karınca konusuna takılmış, sanki İsmet Hoca, “insan olmaktan vazgeçelim arıveya karınca olalım demiş gibi” enteresan eleştirler… “

    Bunu karınca ve arı kolonilerini örnek veren ismet beye sormak lazım. Madem konuyla alakası yok bu örneklerin ne işi var? Karınca kolonisi dediğiniz şey çoğu zaman ilk felakette dağılır gider. Ayrıca bir karınca kolonisinin toplam beyin hücreleri insan beyin hücrelerinden daha fazladır. Eğer bilgi hücrede olsaydı karınca kolonisi insandan daha bilinçli, daha farkındalıklı, daha algısı yüksek olurdu. (Bakın yoktur demiyorum daha fazla olurdu diyorum.)

    ”
    gençlerin yeni modası bu ola gerek, konuyu okuma ama eleştir, nasıl oluyrosa… bir arkadaşımız da İsmet hocanın dilini beğenmemiş, sanki kendi dili edebiyat parçalıyor da…”

    İsmet bey teorisini bir paragrafla özetini dahi çıkaramıyor. Gereksiz ayrıntılar içinde hem okuyucuyu hem kendini boğuyor.

    “DOM un kısa özetini soruyor bazıları, ben kısaca anladığımı yazayım:”

    Buyrun

    ” doğada her sistem, onu oluşturan alt ögelerce sahiplenilir ve kontrol edilir.
    “

    Yanlış öncül.

    “atomun sahibi elektron proton nötron gibi atomaltı ögeler, molekülün sahibi onu oluşturan atomlar, hücrelerin sahibi onu oluşturan moleküller, bedenlerin sahibi de onu oluşturan hücrelerdir. “

    Yanlış sonuç.

    Atomlar atom altı parçacıkların farklı davranırlar. Çünkü “bütün”, parçaların toplamından büyüktür. Bunun için Bose-einstein yoğunlaşmasını inceleyebilirisiniz.

    “öyleyse tolpumun sahibi de toplumu oluşturan bireylerdir. bireyler bu hakkını şimdiye kadar kral, şah, padişah, ağa, patron, parti lideri başkan vs gibi şahıslara devretmiş ve karar verme sürecini dışında durmuştur. (sosyalist sistemde de bu pek değişmedi, ayrıca dikkatinzi çekerim, bu konuda anarşistler haklı olarak lider ve parti egemenliğine hep itiraz ettiler, ama örgütlü bir alternatif sunamadılar) işte DOM bize burada lider veya grup egemenliği olmaksızın büyük çoğunluğun kendini ifade edebileceği ve toplumsal sistemi sahiplenebileceği yeni bir yapılanma öneriyor.”

    Fizikten geçtik sosyal bilime. Bunca tarih, diyalektik, eşya, zihin, yazı, dil bir kalemde çizilmiş atomlardan veya karıncalardan bir yapılanma öneriyor. Merak içindeyim ne olduğunu.

    ”
    bunun biçiminin nasıl olacağı ise bizim işimiz değil, sistemi kuracak o günkü insanların bileceği birşey. bizim tek arzumuz, insanlar doğayı tanısın, işleyiş sistemini bilsin, doğadaki yerini bilsin ve kendi geleceğini kendisi planlasın.”

    Ee hani öneri? Sizin işiniz değilse kimin işi? O günkü insanlar kim? Neden bugün için bir öneriniz yok? O kadar atom, elektron, karınca, doğa anlatıp sonra da 0 öneri…

    “fabrikalar ve üretim araçlarının mülkiyeti ve aile gibi sorular var. . DOM bu gibi sorunların çözümünü o günkü insanlara bırakmaktan yana. doğrusu da bu. “

    O gün?? Niçin bugün değil? Bunca okuyup DOM teorisini anlamış biri olarak hiç mi öneriniz yok?

    “o gün ne olabilir, bu konuda ben şahsi düşüncelerimi yazayım: bugüne kadar üretim araçlarının özel mülkiyeti insanlara sadece felaket getirmiş. “

    Felaket?? (Göreceli bir kavram. Özel mülkiyetin olduğu ülkeler ve insanlar refah içinde yaşıyor diyenler de çıkabilir)

    “doğada zaten özel mülkiyet diye birşey yok. “

    Bir başka yanlışınız. Doğada özel mülkiyet vardır, bir sürü canlıda gözlenebilir.

    ”
    devletleştirme de çözüm olamamış, zaten bu haliyle devletin varlığı başlı başına problem. “

    Hep eleştiri hep eleştiri, çözüm yok. Oysa neydi tartışma ilkeleriniz? Çözüm öneriniz yoksa eleştirmeyeceksin. (Saçma bir tartışma ilkesi olsa da kendinizin uyması gerekir)

    “DOM lider ve liderli sistemlere karşı olduğuna göre, mülkiyet de kişi yada dar bir gruba ait olamaz, tüm topluma ait olmalı. “

    Tüm toplum bir grup değil mi zaten?

    “biçimi ve pratikte uygulaması nasıl olabilir, bunu hep birlikte çözeceğiz. aile konusu da o günün insanlarının nasıl tercih edeceği ile ilgili bir şey. biz dayatma hakkına sahip değiliz.”

    Hala o gün diyorsunuz. Sanki kıyamet günü. O gün geldiğinde her şey yoluna girecek falan. Ee DOM bugün için ne diyor? Cevap yok.

    “DOM sisteminin yaşlı ve özürlüleri yok edeceği bu yüzden de kabul eidlemez sistem olduğuna dair bir eleştiri vardı. bu da tamamen DOM sistemini anlamadan uydurulan bir eleştiri. “

    İş, üretim yapmayan koloni üyeleri temizlenecek denildi.

    “DOM insanlara arılar veya karıncaları taklit edin demiyor. biz onlardan daha gelişmiş beyne sahipsek daha iyi ve daha insani bir sistem kurmalıyız diyor. ve bunu tüm insanlar hep bilrlikte kurmalıyız, bizim adımıza başkaları karar vermesin, tüm halkın katılacağı demokratik bir sistem inşa edelim. “

    Geldik demokrasiye. Milattan önce bilmem kaç. Hem başkaları dediğiniz kim? Ben sağlığımla ilgili bir mevzuda neden kendim karar vereyim? Giderim işinin uzmanı doktora. Yönetim derseniz herkesin yönetimde olması zaten saçma.

    “bu sistemin nasıl işleyeceğini de hep birlikte ortaya koyacağız, belli kalıp ya da kurallarla kendimizi sınırlayamayız, çünkü doğa dinamik bir sistem, sürekli gelişen ve kendini yenileyen bir sistem,”

    Doğanın kendini yenilemesi ne demek? Oksijenle Hidrojen bugün reaksiyona girmeyelim falan mı diyorlar mesela? Veya aralarında oylamayla fizik kanunlarını mı değiştiriyorlar?

    “bizim toplumumuz da her daim kendini yenileyebilmeli, doğadaki yerini, doğanın imkanlarını, sınırlarını bilerek hareket etmeliyiz. bütün insanlar muhteşem bir orğanizma, kimse kimsedem üstün ya da aşağı değil. bütün bireyler toplumun eşit üyeleri…
    “

    Eee DOM un önerisi nedir? Herkes eşit?? Bu mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. Olur olur..

    Sevgiyle herşey olur.

    Ne zaman?

    O gün geldiğinde..

    Müthiş:)

    Bugün bir araya gelip naapcaz peki?

    Bi ona bi buna filan mı?

    .

    Eğer şimdiye kadar kendilerine, yav bu fabrikalar bu mülkiyet nası olacak diye bir kere bile sordularsa ben de ne olayım.

    Çünkü neydi?

    Bilmeyenler susacak.

    Var ya..

    Sizden bi dom olmaz:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. Adam açık açık söylüyor; bir sistem düşünüyorum, ama nasıl birşey olacağını bilmediğim gibi, herhangi bir öneri de getiremiyorum. Bu işi ilerideki zamanlarda yaşacak olan insanlardan bekliyorum.

    Ama eleştirenleri tembellik, aptallık ve katillikle suçlamayı bu ilerideki insanlara bırakmıyor, kendisi hemen yapıştırıyor etiketi.

    Ayrıca bu arkadaş Xenix’in Dom hakkındaki açtığı diğer başlığı da okumamış, ya da okumuş ama anlamamış görünüyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. Bunca saçmalığın nihayi bildirgesi “Demokrasi”ymiş meğerse…

    Müthiş yenilikçi buldum:)

    Xenix iyi yazmış tebrikler 🙂 Velakin yaz geldi bi denize götürmedin. Çabuk ol kumsaldaki karıncaları izleyip Dom planları yapçaz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. Yok öyle beleşe sıvışmak.

    Başlığa bakın yahu, hala duruyor en tepede;

    Hayat nedir ve toplum hayatı nasıl organize edilmelidir?

    Eee?

    Nası organize olcez şimdi?

    Cevap; onu da o günkü insanlara bırakmak lazım..bunu da dayatmak olmaz.. şunu da kotra, bunu da tufita..

    🙂

    Halbuse neydi?

    Bütün dertlerimizi çözecek, hatta insanlık tarihinde yaşanan bütün sorunların gerçek(!) bir analizini yapıp herşeye deva olacak bir başka teori tanıyor muyduk filan…

    Sahi bunu kim söylediydi?

    Ebem mi?

    Bunca propogandanın ardından gelinen nokta: Biz bilemeyiz o günün insanı bulir.

    E hani bilmeyenler susacaktı taman?

    Şaka mısınız nesiniz anlamadım ki.

    Hiç etik bulmadım vallahi.

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  84. Ya da şöyle soralım;

    Mesih İsa, tanrı kadar tanrı mıdır?

    Muhammed essah mıdır?

    Aslı ve Nuray..

    Ay çok pardon, Aslı ve Astar..

    var mıdır?

    🙂

    Hadi bakalım, yollayın izci arıları araştırsın.

    Sonucu kovanla paylaşsın.

    Bilenle bilmeyen ayrışsın.

    Aydınlatın, domun, bişeyler yapın!

    He he:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  85. sevgili gençler merhaba…
    xenix’e: salak olduğunuzu söylemedim, aksine çok zekisiniz… ama gerçekten beni şaşırtıyorsunuz. çoğu arkadaşta söylenmek isteneni özel olarak anlamama çabası var gibi, nasıl etsem de eleştirsem mantığı…
    ben “üretim araçlarının özel mülkiyetinin” doğada olmadığını söyledim. “o gün geldiğinde” diye bir yaklaşım yok DOM sisteminde. bir süreçten bahsediyoruz. bugün için önerimiz bu: liderlerden kurtulun, örgütlenin, kendi geleceğiniz kendiniz karar verin. (sağlığıkla ilgili konuda elbet uzmanı karar verir…) herkesin yönetimde olması neden zaten saçma, bedendeki milyonlarca hücre bir “lider hücre” tarafınfan mı yönetiliyor?

    Tuzla’ya:aptallık ve katillik ten bahsetmedim ama evet tembelsiniz, okumaya üşeniyorsunuz…diğer DOM başlığını 1 ay kadar önce okudum. bizim Facebook sayfasında ve Evrim Ağacı sayfasında İsmet Hocanın cevabı var.

    oik0s’a: evet önerimiz bir tür demokrasi, elbette yeni, eğer zahmet edip okusaydınız, tüm toplumun katıldığı ve lideri olmayan bir demokrasi.

    gamaro’ya: lidersiz bir örgütlü toplum yapısı öneriyoruz, sizce bu şaka mı? fabrikaların ve tüm üretim araçlarının ne olacağını düşünmediğimizi nerden çıkardın? bu konu yıllardır üzerinde tartışılan konu, kısaca sosyalist sistemdeki uygulamanın yürümediğini yazmıştım. ayrıca para konusu da var, bugünkü haliyle para çok tehlikeli ve zararlı bir araç, bankalar da sistemin en acil kurtulunması gereken asalakları…

    hepinize soruyorum: lidersiz bir toplum örgütlenmesine ne diyorsunuz, beğenmiyorsanız siz ne öneriyorsunuz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  86. Bu dom bşalığının etiketleri biraz alaksız galiba, daha çok anarşik bir şeyler anlatılıyor.

    Ben size sorabilir miyim toros; sanırım lider’i doğal bulmuyorsunuz. Peki, bu liderler neden varlar o halde?

    Bir de üretim araçlarının özel mülkiyetinin doğada olmadığını yazmışsınız. Doğal kaynakları olduğu gibi kullanmak dışında üretim yapan kaç canlı türü var ki zaten insan haricinde. Bir elin parmaklarını geçmez heralde. Yani hangi üretim aracından bahsediyorsunuz onu tam anlayamadım. Çiçekleri mi kastediyorsunuz? Sonsuz taneler. Bir gölcük de üretim aracı sayılıyor mu, sonuçta su içiyor hayvanlar? Sorularım samimi, ne de olsa komünizm’e falan fazla hakim değilim. Yani bir gölcük üretim aracı sayılabilir mi? Eğer sayılıyorsa ne yazık ki onu mülkiyetine almaya çalışan canlı türleri oldukça fazla. Birçok canlı türü biliyorsunuz bir bölgeyi sahipleniyor ve hatta bölgesini canı pahasına savunan bazı türler de var. Siz ne dersiniz bilmiyorum ama mülkiyet o kadar da doğaya aykırı değil bence.

    Bazı arkadaşlar biliyor ama yazayım gene, ben aslında anarşik biriyim. Sizin nihai düşünüz bana aykırı olmayabilir, bu yorumumda eleştirdiğim o değil. Mülkiyeti de savunmuyorum, liderleri de. Benim de düşüm anarşik bir toplum veya en fazla çok zayıf bir otoristesi olan bir iktidar olabilir. Ama sizin bu “hipotezi”nizle ayrıldığımız nokta şu. Ben tamam anarşizm olsun istiyorum ama bunun doğal olduğunu düşünmüyorum hiç. Böyle bir düzende yaşamak için insanları zorlamak gerekeceğini düşünüyorum. Bir bşalık vardı xenix.. hani ekonomiden bhasediyordun… her neyse ben o bşalıkta xenix’e çok katılıyordum aslında. Şu an dünya’da, ekonomi’de olsun siyasette olsun toplumsal yapımızda aslında tam da bir el değmemişlik var, çok doğal yani. Kuyruksuz maymun atalardan modern insana gelen bikaç milyon yıllık süreçte yaşam biçimimiz de işte tam günümüzde olduğu şekle bürünmüş(kenidliğinden), geçmişte hiçbir dönemde bu düzene insan müdahale etmemiş. Yani bu düzenin asıl kötü tarafı tam da bu bana göre; doğal olması. Doğal olmayan, insan icadı bazı ekonomik rejimler bulmalıyız. Bu konuda şu ana kadarki en başarılı denemeyi de belki Karl Marx yapmıştır bilemiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  87. Toros

    (Bu arada Mustafa Çokbilir ile Toros aynı kişi mi sormak istiyorum. Malum, tembeliz ve bunu araştırmak yerine sormak daha kolayımıza geliyor)

    Bir ay kadar önce okumuşsunuz ve anlamışsınız. Güzel. Ben sizin ne anladığınızı söyleyeyim;

    Lidersiz, parasız, bankasız bir sistem düşünmüşsünüz ama bu sistemin nasıl birşey olacağını, nasıl yürüyeceğini idrak edemediğiniz için bize “siz lidersiz bir toplum isteyin, gerisi süreç içinde gelecektir” diyorsunuz.

    Benim de bir önerim var; dünyadaki yedi milyar insan hergün organik artıklarıyla bu güzelim dünyayı kirletiyor. Gelin buna dur diyelim. Siz organik artık üretmeden yaşamayı isteyin, gerisi süreç içinde gelecektir nasıl olsa…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  88. “çoğu arkadaşta söylenmek isteneni özel olarak anlamama çabası var gibi”

    Hayır, ne söylediniz de anlamadık?

    “”o gün geldiğinde” diye bir yaklaşım yok DOM sisteminde.”

    • bunun biçiminin nasıl olacağı ise bizim işimiz değil, sistemi kuracak o günkü insanların bileceği birşey.
    • DOM bu gibi sorunların çözümünü o günkü insanlara bırakmaktan yana. doğrusu da bu.
    • aile konusu da o günün insanlarının nasıl tercih edeceği ile ilgili bir şey.

    Benim de yorum yapmama gerek var mı? Bunlar sizin cümleleriniz.

    “herkesin yönetimde olması neden zaten saçma, bedendeki milyonlarca hücre bir “lider hücre” tarafınfan mı yönetiliyor?”

    Herkesin yönetimde olmamasının zıttı bir lider vardır demek değildir. Öncelikle bunu bilmek gerekir. Ayrıca işinde uzman bir doktorun siyaset, politika, yönetim gibi bir alanla uğraşmasını istemem.

    “hepinize soruyorum: lidersiz bir toplum örgütlenmesine ne diyorsunuz, beğenmiyorsanız siz ne öneriyorsunuz?”

    Mesela Şirinler köyü. Lider yok, üretim araçları herkesin elinde, yönetim yok, herkes her haliyle kabul edilmiş, herkes işini yapıyor, hiç kimse yönetimde değil.

    Hatta DOM dan daha güzeli, tembel şirin bile toplumdan dışlanmamış…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  89. Sandığının tersine gayet iyi okudum ve anladım.

    Bu tez bize olması gerektiği gibi sosyolojik kanıtlar sunmuyor. Hatta düz mantıkla gidersek bu tez ile herhangi bir üniversitenin yüksek lisans programını bitiremezsiniz.

    Açıkçası sosyolojik kanıtlar yerine, bize ucube bir hayat modelini empoze etmeye çalışıyorsunuz.

    Lidersiz demokrasinin neden ve nasıl en iyi sistem olacağını söylemiyorsunuz. Bak önerdik diyebilip küstahça bir tavırla aynı saçmalığı devam ettirebiliyorsunuz. Eeee ??? diyorum ben de…

    Karıncaların kendi üretim ve ve sözettiğiniz BİRleşik tarzlarıyla SOYLARINI devam ettirdiği biliyoruz fakat mutlu olup olmadıklarını bilmiyoruz. Bildiğimiz en iyi şey ayağı sakat karıncanın yargılanma yapılmaksızın diğeri tarafından yiyecek olarak kullanıldığı… Kısaca yamyam bir topluluktan sözediyorsunuz. Bireysel akıl yürütüyorlar mı ? O da Hayır!.. Sanat var mı ? Hayır !..

    İnsan da ürüyor, geçmişte milyonlarca iken şimdi milyarlarca… Kısaca karınca nasıl kendi üretim olanaklarıyla soyunu devamı için üreyip çoğalıyorsa(başka bir başarısı yok) insan da aynı başarıyı fazlasıyla göstermiş durumda; hatta yeterince çoğalmış bile diyebiliriz. O halde mevcut sistem başarılı 🙂

    Sen iyisi mi dua et gerisi gelir. Allllleaaaaaah

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  90. Karıncaları araştıran bir uzman, yuvalarının önüne bir şeker koyuyor. Bir kısmı bunu haber alıp yemeye başlıyorlar. Derken şekerin üzerine biraz rakı döküyor; bir kısmı kaçıyor, bir kısmı yiyor, sarhoş oluyor. Kaçanlara da, yiyenlere de başka renkte boya ile işaret ediyor; kaçanlar yuvaya haber veriyorlar, bir müddet sonra kalabalıkla gelip sarhoş olanları öldürüyorlar.

    !

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  91. ..Karıncayı kovmak için yapılan duaya gelince, bu konuda değişik dualar neticesinde karıncaların evi terkettiğine dair hayli bilgiler vardır.

    Ahnef b. Kays, Ahmed b. Hanbel’in bir sandalyenin üzerine çıkıp, “Ey karıncalar size zorluk çıkarmak istemiyorum. Ne olur evimi terk edin” şeklinde bir ricada bulundukları ve karıncaların gittiği bildirilmiştir..

    Ayrıca bazıları “üç ihlas-felak-nas” surelerini bir kağıda yazdıkları ve ardından da “Neml suresinin 18. ayetinde yer alan “ya eyyuhe’n-nemlu’dhulû mesakinekum=Ay karıncalar yuvalarınıza giriniz!” cümlesini okuduğunu ve karıncaların evi terk ettiği bildirilmiştir.

    Neml suresi 18. ayeti zaten çok ilginçtir. Karıncanın düşünce, idrak ve iradeye sahip olduğunu gösterir. Ama benim anlamadığım, işçi ve savaşçı karıncaların hepsi kısır dişilerden oluşurken kuran’da neden eril kipiyle ifade edilmiştir?!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  92. Hz. Süleyman devridir Kuraklık ve kıtlık her yeri kavurmaktadır. Hz. Süleyman mü’min bir toplulukla beraber, şehrin dışına, yağmur duasına yönelmiştir.

    Yolda bir karınca dikkatini çeker… Zavallı hayvan sırtüstü yatmış, ayaklarını göğe doğru uzatmış, debelenip dua etmektedir.

    Karıncanın duasına kulak kabartır, Hz. Süleyman… karınca demektedir ki: “ALLAH’ım bizi Sen var ettin… Ve Senin rahmetin olmadan biz yaşayamayız Ya, bize su verirsin ya da bizi helak edersin. Emir, ferman Senindir.”

    Gözleri yaşarır, peygamberin… Ve az sonra Cebrail’in getirdiği bir haberle de coşar, taşar, ağlamaya başlar..Cebrail, o karıncanın duasının kabul edildiği haberini getirmiştir.”

    Peygamber yanındaki topluluğa döner: “Dönün” der “Siz başkasının duasıyla sulanacaksınız.”

    !

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  93. Etik’ten bişey anlamıyorsunuz.

    Hatta size göre etik; ay çok ayıp heç olur mu yauuvv… demek gibi bişey.

    Tanrı’dan hiç anlamıyorsunuz.

    Bi de “tanrıyı anlamak” diye blog spot neyim yapmışsınız (yuh)

    Diyeceğim;

    D.O.M teorisyenleri, göya bilimsel takılcam diye yaratıcıyı inkar ettikleri müddetçe, karıncanın gerçek hikmetini anlamak noktasında hiçbir netice elde edemeyecektir.

    Yukardaki ibret vesikaları bunun ispatıdır.

    (Dileyen, satılmayan malın üzerine yedi kere okur, o gün satılır)

    Haaa..

    Biliyorum da konuşuyorum, o kadar hadis var.

    Hadi bana bilmediğimi ispatlayın!

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  94. Xenix, kaptan, oik0s ve Tuzla konuya ateistçe yaklaşmışlar.

    Onlar da yanılıyorlar ama ateizm bizim eski ve şerefli düşmanımızdır.

    Savaşacağı zaman sürer savaş boylarını ve mertçe gelir.

    Asıl tehlikeli olanlar, Gedik ve benzerleridir.

    Tanrıyı labaratuvarda, protonda, elektronda, mikroskop altında hokus pokus etmeye çalışan bu sinsiler tayfasıdır.

    Bakın yine söylüyorum;

    Bilmeyeneler bi sussun yahu!

    Susmuyolar amiiriğğm..

    Het 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  95. Hayret bişe yau..

    Almışlar karşılarını bir kaç kibar nazik ateisti..

    Efenim yok benim görümcem daha güzel de seninki şöyle..

    Laf olsun torba dolsun.

    🙂

    Oysa bizim elimizde, hadisle sabit bir biçimde dua eden (hemi de ayakları göğe dönük debelenerek)

    ..ayetle sabit bir biçimde düşünen, analiz yapan, irade kullanan (neml/18)

    ve ayrıca, ey karınca, bakın size zorluk çıkarmak istemiyorum denildiğinde halden anlayıp efendice uzaklaşan bir mahlukat var.

    (Rakı içip sarhoş olan karıncanın ölümle cezalandırıldığını ortaya koyan bilimsel çalışmalar da cabası)

    Şimdi sen tüm bunları görmezden geleceksin..

    Sonra?

    Yok efendim, lidersiz toplum..

    Allah var allah!

    Haha haha:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  96. Asıl tehlikeli olanlar, Gedik ve benzerleridir.Tanrıyı labaratuvarda, protonda, elektronda, mikroskop altında hokus pokus etmeye çalışan bu sinsiler tayfasıdır.

    Müthiş bir tespit, katılmamak mümkün değil. İsmet Gedik açık açık cevap versin, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna, kutsal kitabımız Kur’anı Kerim’e inanıyor mu? Peygamberlere ve allah’a inanıyor mu inanmıyor mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  97. Ayrıca, samimi bir mümin olarak beni hala ikna edemediğinizi de hatırlatmak isterim.

    Ve bir müslüman olarak şunu söyleyeceğim: Asıl bilmeyen* sizsiniz.

    Biraz da burdan devam edin.

    İzci arılar dansa başlayabilir, ben de arada sinyal gönderip kendi fikrimi şeyedeceğim:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  98. “fabrikaların ve tüm üretim araçlarının ne olacağını düşünmediğimizi nerden çıkardın? bu konu yıllardır üzerinde tartışılan konu, kısaca sosyalist sistemdeki uygulamanın yürümediğini yazmıştım. ayrıca para konusu da var, bugünkü haliyle para çok tehlikeli ve zararlı bir araç, bankalar da sistemin en acil kurtulunması gereken asalakları…”

    Valla hiç de üzerine düşünmüş gibi durmuyorsunuz imanıma.

    Neymiş?

    Yıllardır üzerinde tartışılan konuymuş..

    Sosyalist düzende yürümediği daha önce belirtilmiş..

    Ayrıca para konusu varmış..

    Çok zararlı bi araçmış..

    Bankalar da asalakmış, hemen kurtulunması gerekiyormuş..

    Ha bi de bugünden dayatma yapmak olmazmış.

    .

    Eee?

    Düşündüm dediğiniz bu mu yani?

    Ekonomi-politik’e bak..

    Yav..

    DOM DOM diye bi araya gelip naapıyonuz allaaseersen?

    Karı tavlamaca filan mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  99. Hep aynı işkembeden kübra atışlar:

    Bu düşüncenin daha önce vakıf olduğum, ESP (Evrensel sevgi planeti), B.İ.R. (Birleşik insanlık realitesi) gibi safsata kombinasyonlardan hic bir farkı yok.

    “Sevgi… Bir olcez, Gerçekleri! görebilen yeni bir nesil oluşturacaz” gibi komedilerinin buluşmalarında hiçbir şeycik olmaz; Genelinde aval ağızlar açılır, gözler pörtler, salyalar akar az sonra uydurmalar bitince, birbirlerinin götüne bakmaya başlarlar, daha sonrası hayal gücü geniş arkadaşların insiyatifiyle sınırlıdır.

    Dom denilen organik oluşumlar böyle meydana gelir. Hayırlısı olsun. Daha fazla reklam yapmayalım:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  100. 🙂

    Daha önce de değindim, biyolojik modellemelerin tarihe uygulanmasının ne menem idea- abuzittin bir şey olduğunu karınca kararınca (:) ifade etmeye çalıştım.

    Cevap: Ismet hoca karınca olalım mı dedi?

    Yok anam, demedi:)

    E sormak lazım tabi; O küçümseyip durduğunuz (hani ağaçlara bakmaktan ormanı göremediğimiz ) etik, nası bişey aceba sizler için?

    Karıncanın şurasını örnek alırsak sorunlarımız çözülüyor, ama burasını alırsak olmaazzz !

    Alla allaa..

    Şurasını neye göre alıyosunuz da burasını almıyorsunuz o zaman?

    Süper- organize çalışkanlar, alıyoruz..

    Zayıfı, yaralıyı elemine ediyorlar, almıyoruz..

    Sebep?

    Yani ne bileyim..

    Biri iyi diğeri kötü olduğu için filan mı?

    Aaa..

    İYİ mi dedim ne?

    Onu da karıncadan öğrenmişizdir kesin.

    İlahi:)

    En başında söylemiştim. Bu bir karınca teorisi: Karıncalar tekamul etmeli.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  101. Kaptan Mosey: bir gölcük üretim aracıdır, ama tüm gölü sahiplenip, başka hayvanlara para karşılığı su satmaya kalkan bir hayvan yoktur.
    Tuzla: evet, M.Çokbilir ve Toros aynı kişi. Bizim önerimizi beğenmiyorsunuz, iyi de kardeşim sizin öneriniz ne? Dalga geçmek yerine ciddi bir öneriniz var mı?
    Xenix: zamanımın yetersizliğ nedeniyle tam olarak kendimi ifade edemeyebilirim. Söylemek istediğim şu: Kendimiz için alacağımız kararlar olabilir ancak, gelecek toplumun nasıl yaşayacağına biz karar verme hakkına sahip değiliz. Tek yapabileceğimiz şey onlara iyi bizimkinden daha iyi bir düzen bırakmak,…
    Günümüzde toplum yapısı bizi mutlu etmiyor. Bunun değişmesini istiyoruz. Birçok insan da bun u istiyor. Problem bu: Bu değişim nasıl olmalı?
    Marks , kapitalizm kötü bir sistem, kapitalzimi yıkın, proleterya diktatörlüğü ile sosyalizmi kurun sonra komünizme ulaşırsınız demiş. Son derece haklı ve doğru tesbit. Ancak şimdiye kadarki uygulamalar asıl hedefe, lidersiz, devletsiz, sınıfsız topluma ulaşmayı başaramadı. Çünkü toplum çoğunluk olarak yönetimde söz ve karar sahibi değildi. İşçi sınıfı veya halk adına komünist partiler devleti yönetti. Partilerde de asık suratlı politbüro tüm kararları alıyordu. Başarısızlığın asıl nedeni bence de budur. Dünyada bunun farkında olan sistemi değiştirmeye çalışan bazı partiler var. Mesela Küba’da KP parlamentoya aday gösteremiyor. Meslek ve sivil toplum örgütleri aday gösteriyor. Devlet başkanının parlamentonun kararlarını veto etme yetkisi yok. Ama en güzelini Zapatistalar yaptı, partinin merkez komitesi yok… Latin amerikada bazı şehirlerde önemli kararlar şehit meydanında toplanan tüm halkın katılımıyla alınıyor.
    Bizim istediğimiz de daha iyi bir model oluşturmaya çalışmak. İsmet Hoca, doğayı incelerken bir şeyi farketmiş: doğadaki her varlığın asıl sahibi, onu oluşturan alt ögelerdir. Toplumun sahibi de bireylerdir, bütün insanlar zekidir ve doğru bilgilerle yetişirse sorunları çözmeyi bilir. O halde bizi bir azınlık grup ya da lider yönetmemeli. Toplum kendi kendini yönetmeyi öğrenmeli…
    Şirinler Köyüne bir itirazım yok, bizim amacımız da öyle bir yapı oluşturmak.
    oikOs: Lidersiz demokrasinin iyi tarafı, tüm halk yönetime katılır, kendi geleceğine kendisi karar verir, birileri tarafından soyulmaz, bu nedenle günde 8-12 saat çalışmak zorunda kalmaz. Daha az çalışır, kendine daha çok zaman ayırır, sanat yapar bilimle uğraşır, daha çok seyahat eder… evden işe işten eve robotluğundan kurtulup insan olur…
    diğerlerine cevap vermeye gerek yok. İstedikleri gibi karınca dualarına devam etsinler…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  102. Bir “teori” yayınlamışsınız, bu sitede paylaşmışsınız, biz de burada yorumcuyuz. Teorinizi olumlu veya olumsuz eleştiriyoruz. “Nasıl bir dünya düşlüyorsunuz?” başlığı olsaydı hayallerimizi paylaşırdık biz de.

    Gölcüğü kimseyle paylaşmamak mülkiyet değil yani? Peki tartışmayacağım. Peki ya kendisiyle çiftleşmesi karşılığında birkaç dişiye gölcüğü kullanmalarına izin vermek? Burada hala bir takas(satış) yok diyebilir miyiz? Bunu nasıl açıklayabiliriz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  103. Lidersiz demokrasinin iyi tarafı, tüm halk yönetime katılır, kendi geleceğine kendisi karar verir, birileri tarafından soyulmaz, bu nedenle günde 8-12 saat çalışmak zorunda kalmaz. Daha az çalışır, kendine daha çok zaman ayırır, sanat yapar bilimle uğraşır, daha çok seyahat eder… evden işe işten eve robotluğundan kurtulup insan olur…
    diğerlerine cevap vermeye gerek yok. İstedikleri gibi karınca dualarına devam etsinler…

    Bu cevaptan sonra bütün kütüphaneleri yakmalı…

    Tüm halk yönetime katılırmış. Hadi ya sahi mi ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  104. “…iyi de kardeşim sizin öneriniz ne? Dalga geçmek yerine ciddi bir öneriniz var mı?”

    Bundan iki anlam çıkarıyorum;

    Birincisi, hernekadar cansiperane savunsak da, bizim önerimizin çok kötü olduğunu biliyorum, eğer sizin daha iyi bir öneriniz varsa dinlemek isterim.

    İkincisi, bizim önerimiz çok çok mükemmel, harika birşey. Çekemediğiniz için çamur atıyorsunuz.

    Hangisi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  105. Ha siz dua’ya takıldınız demek..

    Gerisi tamam da, bi dua yani.

    Anlama özürlülük için bi lidere gereksinim duyulmuyor sanırsam.

    İyi teoriymiş, takdir ettim.

    Aaa..

    Bak yine “iyi” dedim.

    Kesin doğadan öğrendim.

    🙂

    Yeri gelmişken..

    İyi nedir söyleyeyim;

    En güzel kıza en uzun açıklamayı yapmak.

    İyidir mesela.

    (Gölcük durumları:)

    Doğa’da bireysel emeklilik yok biliyonmeeaa?

    Ha haaa:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  106. Sayın toros. Ben sizin iyi niyetinizden şüphe etmiyorum. Elbette herkes durumundan şikayetçi ve bir çözümü olmalı şeklinde arayışlar içinde. İsmet bey de bu durumdan müzdarip belli ki. “Neden olmasın” şeklinde bazı öneriler bazı çıkarsamalar (ki çoğu yanlış) yapıyor. Ama asıl farkedemediğiniz şey bir çözüm sunmuyor oluşunuz.

    Mesela “para”… Çok tehlikeli ve zararlı bir şey (dediniz).

    Alternatif? Takas sistemi mi? Altın mı? Çek, kambiyo falan mı?

    Yani sorun tespiti var, eleştiri var. Ama çözüm yok.

    Oysa foruma girdiğinde ne demişti ismet bey?

    Çözümü olan konuşsun eleştirecek olan sussun. (Yani şu cümlesi bile kendine olan inançsızlığının bir göstergesidir ayrı konu)

    Basit sorular soruyoruz ama karşılığında kendinizin dahi bilmediği, bilinmeyen alanlar üzerine -sırf haklı çıkma gayesiyle- cevaplar alıyoruz.

    Ne demiştir Feynman.

    Eğer bir konuyu büyükannenize anlatamıyorsanız, o konuyu henüz kendiniz de anlamamışsınız demektir.

    Ben bakın yine basit bir soru sormak istiyorum. Basit bir cevap bekliyorum tabi karşılığında. (sizin düşüncelerinizi o günün insanlarının düşüncelerini değil)

    İnsanın doğasında* yönetmek, güç isteği de vardır. Diyelim ki lidersiz toplum oluşturma çalışmalarına başlandı ama toplumun %5 i lider olmak istiyor ve toplum düzeninizi bozuyor. Bu kişileri ne yaparsınız?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  107. sevgili arkadaşlar, önerimiz bu: toplum, kendi sorunlarını kendi çözmeli, bir lider veya lider grubuna sorunların çözümünü bırakmamalı. çünkü sorunlar bir lider veya dar bir grubun çözemeyeceği kadar karmaşık. bu yüzden benden tek tek sorunlara nasıl çözüm bulacağımın yanıtını istemeyin. birey olarak elbette önerilerim olabilir ama sorunların çözümü için önce örgütlü toplum olmak zorunlu…

    xenix: lider olmak isteyenlere bunun daha önce büyük sorunlar yarattığını anlatırım ve onları vazgeçirmeye çalışırım. başka ne yapabileceğim birşey yok…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  108. “xenix: lider olmak isteyenlere bunun daha önce büyük sorunlar yarattığını anlatırım ve onları vazgeçirmeye çalışırım. başka ne yapabileceğim birşey yok…”

    Liderler bu konuda duyarlı kişiler olsalardı zaten şimdi sorun olarak gördüğümüz şeylerin pek çoğu başımıza gelmemiş olurdu.

    Belki grupça iyi niyetle bazı çözümler üretmeye çalışmışsınız ama aynı zamanda da hiçbir şey düşünmemişsiniz. En azından bu haliyle tasarladığınız bu şeye teori değilde hipotez hatta hipotez bile fazla gelir siz sadece problemi belirlemişsiniz -ki o zaten hepimizin malumu. Ve ayrıca şunu da söylemeliyim; kusura bakmayın ama… tanrıyı anlayarak falan hiçbir soruna çözüm üretemezsiniz, şimdiye kadar hiçbir sorunu çözmedi…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  109. DOM’u sitesinde inceledim.

    Sayın İsmet Gedik kardeşimiz güzel bir çalışma yapmış ama yeni bir şey ortaya koymamış

    Doğal Oluşum Mekanizmaları özünde bir başka isim ve mantıkla evrim teorisinde zaten var.

    Kardeşimiz bilimsel materyaller kullanmış ama ulaştığı sonuçların bilimle uzaktan yakında ilgisi yok.

    Konunun temel sorunlarına mümkün olduğunca dokunulmamış.

    Örneğin DOM’A TEMEL ALDIĞI BİLGİNİN NE OLDUĞUNU YADA NE OLMADIĞINI açıklaması gerekirdi.

    Bilidiği gibi bu evrim teorisinin temel soruınlarından biridir.

    Bu neden DOM rahatlıkla evrim teorisine bir alternatif türetme çabası olarak nitelenebilir.

    Yine de….

    İsmet Gedik kardeşimize başarılar dilerim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  110. Ken Wilber’in de hepsini araklamamışlar, bir kısmını sadece. Geri kalanı kendi uydurmaya çalışmaları olduğu için tutmuyor zaten teorileri.

    link to sonsuz.us

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.