- Hemen ayrılırım, bir daha da konuşmam
- İntikam almaya çalışırım ben de onu aldatırım
- Eşime veya sevgilisine fiziksel zarar vermeye çalışırım
- Eşime duygusal, psikolojik zarar vermeye çalışırım
- Konuşup anlamaya çalışırım, ne yapacağıma konuştuktan sonra karar veririm
- Çok önemsemem, her şey devam eder
- Kendime zarar veririm
- Bunların dışında bir tepki gösteririm
Sevgilim tarafından aldatılırsam hiç bir şey yapmam zamana bırakırım bende bulamadığını bulduğunu bulduktan sonra almış olduğu hazzı yaşamasını akabinde o hazzın kabak tadına dönmesini ve aldatmanın aldatılmayla son bulmasını izler ve beklerim (duyarım) öyle de olur..
Evli olmadığım için suya yazılan yorum misali yazı yazmayayım… (Büyük konuşmamak gerek …..)
Gamaro sen ne yaparsın? en çok ta senin yorumunu merak ediyorum… Hadi şaşırt beni.. Olaya bilimsel, felsefi ve psikoloji tadında bir yorum patlat …
DEC CAL,
Aldatan kişi şeytana uymuş olduğundan aldatılan kişi de allaha (allahın verdiği hükme) sığınmalıdır. (allah ne derse onu yapmalıdır)
Onun için hemen kitabı açar okurum, aldatan kişinin erkek olmasından cihetle ölüm kendisini alıp götürünceye kadar onu eve kapatıp dışarı çıkmasını yasaklayamam ama bol bol kınarım. (Eğer tevbe ederse onu da yapamam sap gibi kalırım)
Veya şu mısvak kokusundan bıktım, ben kocamı aldattım. Derim ki ona koş dört şahit getir biz bekliyoruz… (veya daha en başından dörtlü takılırım ki kocam böyle bir zahmete girmesin, he he:)
Aldatmak ve aldatılmak kavramları bana zaten komik geliyor.
Kimse kimsenin malı değildir. Bu yüzden her hangi birinden sadakat beklemek de aynı derecede komiktir. Beni kimse aldatamaz, çünkü onlardan böyle bir beklentim yok.
xenix: Takiplerim
Eeee, bize sufle yapan bir rabbül sponçbob yok naapalım, he he:)
Ama Simge hanım da bir psikolog olması nedeniyle bilir, her zaman herşeyi söylemek (veya itiraf etmek) şart değildir.
70 yaşına gelmişim misal, iyisiyle kötüsüyle kırk küsür yıllık bir ilişkimiz var.. Güzel günler yaşamışız, sıkıntılara katlanmışız, önce çocuklarımız ardından torunlarımız olmuş filan… Sonra diyecek ki ordan eleman, hayatım hatırlar mısın, hani daha ilk kızımız yeni doğmuştu da Datça’ya arkadaşların yanına gittiydik… Hee, hatırladım tabi noolmuş? Hani dönmemize iki gün kala… Evet evet, hatta araba bozulduydu da sen bi tamirci bulcaam diye saatlerce kaybolduydun ortalıktan..
:))
Di mi ama, ne gerek var?
…
Neyse efenim, konu bence gayet güzel. Lakin koşulları netleştirelim biraz.
Herşeyden önce, eşimin (veya sevgilimin) beni aldattığını nasıl öğrendim?
Bilgisayarını açık unuttu da maillerini mi okudum misal?
Yoksa fantezi olsun diye yaptığı video kaydını mı ulaştırdı bana birisi?
Veyahut bizzat ben, en olmadık yerde ve iş üstüsü mü bastım kendilerini?
Ya da ne bileyim, durup dururken geldi de kendisi mi itiraf etti?
Bu ve benzeri ihtimalleri kurcalarız elbet, dec cal’i mi kırıcam yane?:)
Kendi adıma, ” konuşup anlamaya çalışırım, ne yapacağıma konuştuktan sonra karar veririm ” daha uygun gibi geldi şıklar içerisinden sanırım.
Çok farklı şekillerde, kişiden kişiye göre değişebilecek bir konu aslında.
Toplumsal normlardan türeyerek, günümüze kadar gelmiş olan ve genel olarak herkesin, günümüz şartlarında uygulamak zorunda hissettiği monogamiyi sonradan edindik, şartlandık.
Günlük hayatta uyguladığımız ve belki de bugüne kadar hiç sorgulamadığımız çoğu alışkanlığımıza benzer nitelikte bir durum tek eşlilik. Yaşadığınız ömür boyunca beraber olduğunuz erkeğin / kadının son nefesinize kadar yanınızda olmasını, ömrü boyunca daima sizi düşündüğünü ve düşüneceğini beklemeniz açıkçası bana biraz yapmacık geliyor.
Yani eşlerden / sevgililerden birinin, birliktelikleri süresince başka birine, bir an olsun duygusal anlamda bakmadığına, eski sevgililerini düşünmediğine veya yeni tanıştığı birinden etkilenmediğini söylemesine ben pek imkan vermiyorum.
Elbetteki kesin hükümler vererek, böyle birşeyin imkansız olduğundan dem vurmak da istemiyorum ama gerçekten çok zor geliyor yani.
Birliktelik içerisinde taraflardan birinin, diğerini kıracak şekilde başka bir birliktelik yaşaması veya duygusal olarak başka bir bireye yönelmesi elbette herkesi etkileyebilecektir. Ama ölene kadar aynı kişiden, aynı derecede sevgi, sadakat, artık ne sıfat koyarsanız koyun, her şartta aynı şekilde beklemek bencilce geliyor bana.
Ölene kadar aşkı sürdürmek, aynı şekilde sevmek de bir hayli zor geliyor açıkçası.
Böyle duygulara sahip olup, yürekten yaşayan veya yaşamış olanları da tebrik ediyorum doğrusu.
Kadın / Erkek, birlikteliği içerisinde aldatmalıdır şeklinde anlaşılmasın yazdıklarım 🙂
Sonradan edinilen ve bana göre tamamıyla toplumsal baskı neticesi şartlanılmış bir durumdur tek eşlilik.
Ama imkansız da değildir tabi. Acaba yaşayanlar gerçekten yaşıyorlar mı, yoksa vicdan ve baskıdan ötürü mü böyle iddia ediyorlar..
Asıl bunu sorgulamak, düşünmek gerek.
Aldatilirsam kendimde neyin eksik oldugunu bulmaya, eksikligimi gidermeye calisirim.
Aldatıyorsa bir taraf ortada bir sözleşme var demekki… Ya da karşılıklı oyun oynuyor taraflar ki bir taraf diğer tarafa oyun yapıyor… Çünkü aldatma kavramının kapsadığı alanlara baktığımız zaman, kim kimi aldatır diye sorduğumuz zaman gördüklerimiz genellikle arada bir sözleşmenin olduğu görülür…
Peki sevgi bir sözleşme midir?
Söz vermek bilimsel bir davranış değildir!
Hiç kimseye söz vermediğiniz zaman ve hiç kimsenin sözüne kulak asmadığınız, kimseye inanmadığınız zaman, asla aldanmaz ve aldatılmazsınız!
“bağlanmayacaksın”: link to youtube.com
Aldatılmak, temelinde güven duygusunun zedelenmesidir. İnsanlar ilişkilerini güven çerçevesi içinde yürütürler. Güvenmediğiniz bir insanla yakınlaşmazsınız dolayısı ile sizi aldatmasından kendinizi korumuş olursunuz. Fakat güvendiğiniz kişinin güveninizi sarsması sizde mutlaka etki bırakacaktır sevgili xenix. Bu yüzden aldatılmayı sadece birbirine sahip olma isteğinin bir çeşidi olarak göremeyiz.
Aldattığı kişiye, zamana, nedene ve birçok şeye bağlı olarak değişir tepkim.
Bir süre beklerim ama sonunda yine yapacağımı yaparım, başarım tekmeyi!
Kimse kusura bakmasım ne kendimi ne de sizi kandıracak değilim.. Yok sorunu kendimde ararım, yok o, bana sahip değildir, yok ateistmiş şöyle dermiş müslümanmış böyle yaparmış… Bunların hepsi boş! insanız hepimiz! koşullardan etkileniyor psikolojimiz. kandırmacaya “iyi adam” rolüne bürünmeye de gerek yok.
Allah’ın sözü bu allah’ın, kadın aldatırsa ne yapacağı gayet açık bir biçimde yazılmış işte, ne var?
Bak Allah’ın sözü diyorum, gamaro’nun değil.
Anladın?
(Anlamadıysan da Ali k’ya sor, hani kuran-bilim*, insanbilim, aristo-platon-diyalektik üçgeninde evrenin içkin yasaları ve ahlaka giden yoldan dine ulaşma ve pırlanta gibi İNSAN olma durumları felan…)
Ne diye düt düt yapıyon?
düt düt düt yapanlar ortada efendim!
Ayar çekmeye insanları ha bire her konuda din düşmanlığına davet etmeye ne gerek var? tatmin mi oluyorsunuz:D Ben de ateistim ama eften püften her şeyi dine çekmeyecek kadar da akıl sahibiyim. Siz de haklısınız.sizi dütletenler utansın 😀
sizi iyi düt düt düt’ler 😀
Where are the women here? ;-))
You can discuss a lot about love and belonging to somebody or not – everybody has his own individual truth about that and how to live a relationship – there are many possibilities – from an “open” one, where both partners agree to have other sexpartners (in the sense nobody belongs to anybody) over polyarmory til “close” ones etc…
The main thing is “cheating” is a negative word and it means what it means. Opposite from trust and responsibility for each other and also for the feelings of each other. I will not talk about the reasons for cheating or to find apologies for the “poor” people, like they say, oh I was drunken, I couldnt resist this temptation or my sexual sprouts forced me or any other excuses to feel no bad conscience.
What shall I think, when the same people, who have this alibis, mean “oh sure I am strong, no man or woman can get me, my will is strong – hahaha – but then bathing in cheap and primitive excuses…
The basic of a good relationship is trust and if there are problemes- grown up people talk together before cheating can happen- not after…
And there is never a guarantee that cheating will not be discovered- what a great deal to loose deep trust, love and true friendship for a few minutes of fun. This risk every cheater should appreciate to. So maybe, it is really better to keep silence about one slip and hope it comes not to surface to endanger the relationship. In the other way, to talk together about one slip and to find understanding, maybe the relationship has the chance to come closer together by overcoming this situation. But probably it will never be this kind of “innocent” love again as it was before cheating.
It seems for me that it is a bit like a modern illness of this fast living world today to dress such things in lightness and hide behind a lot of excuses to escape from responsibility and to feel no guilty for the destructive things we do. And to celebrate a kind of paranoic in life which lift us over “normal” people.
To live a good relationship is not easy and can be exhausting, it is work, but also a big chance to learn from each other and to learn about oneself. Of course it needs courage to look in the mirror the partner hold high to look in the own soul – it is easier to run away from oneself and loose in always new stimuluses, but it can be like a bucket with a hole – never can be really full filled? Is it not better to focus on the possibilities and wonders what only in a good relationship can be carried into effect?
I will not sound as a moraliser 😉 I am tolerant and agree to many kinds of relationships, as long as both participants will not be hurted and feel equal. It is a no go for a good relationship that one partner feels poor, because one is naughty and make things which are at the same time forbidden for the other partner.
I also like to have fun, making jokes with people etc… but in Germany is a saying: “Appetit darf man sich holen, aber gegessen wird zuhause” (You can fetch appetite, but dinner will be at home) ;-))
…and maybe it sounds a bit kitschy, but when one really love, is the pain of a partner not like own pain? How can one enjoy -and without regretting- a cheating by imaging the pain it will cause?
Din düşmanlığına davet mi? Yav ben keyfime bakıyorum, sana ne?
Bi de arkasından tatmin oldunuz mu filan demeseniz de olmaz hani. (Yok ben empotansım, ne yapsam olamıyorum)
Sabahtan akşama 72 çeşit radyoda ötüyo da ötüyo eleman, yok din yok allah yok kamil insan yok ayet yok kuran.. yok aklını kullanamayanlar, yok gözü görmeyenler, yok in yok cin, yok böceğin bokundaki mucizevi protein.. Eee? Kadın aldatırsa ne yapılacağı söylenmiş işte, ne var?
Neyse ama, dedim ya affediyorum:)
Affedelim, ne de olsa affetmek buyukluktendir.
Aldatildin, affet.
Hakaret, affet.
Dayak, affet.
Dogru soyledin ve dokuz koyden dutturuldun, affet.
Ilkokulda Ali sacini cektiyse sevdigindendir, affet.
“Dinimiz amin” de, affet.
Tut kolundan aldatilmak konusunun saga sola cekistir, ona buna yetistir, ver veristir, affet.
Affetmek en cok ulvilere yakisir. Affedelim. Dutlenelim :)(:
G Milat
Hemen ayrılırım birdaha konuşmam ( o kadar kolay değil canım öyle sen gel istediğin zaman sev, istediğin zaman dik sonra beni aldat bende sana küseyim ha ha ha o yüzden bu şıkka oy vermeyin)
intikam almaya çalışırım bende onu aldatırım ( bu şık kulağa güzel geliyor ama yinede değer mi değmez çünkü birisini aldatmak bir bankayı soymakla aynı şey o yüzden kendi ahlak dunyanızda kendinizi bile bile tutuklamak doğru değil o yüzden bunuda geçelim)
eşime veya sevgilisine fiziksel zarar vermeye çalışırım (arkadaşlar öfke sonucu insan saldırılarını kontrol edemez ve verilecek zararın ne şiddette olduğu bilinemez bunun sonucu demir parmaklıklar arkası olabilir bu da istediğin amaca ulaşamamaktır. onlar muradına erer sen de elizabethle tanışırsın bunuda geçtik)
eşime duygusal,psikolojik zarar vermeye çalışırım ( şu dakkadan itibaren eşimin zaten duygusal durumunun zedelenip zedelenmemesi , psikolojinin bozulup bozulmaması beni hiç ilgilendirmez hele bide sizi aldattığı kişi psikoloksa siz bozarsınız yenisi tamir eder o yüzden bu şık çok gereksiz…)
konuşup anlamaya çalışırım konuştuktan sonra karar veririm ( muhakkak konuşurum ama anlamaya asla çalışmam geçelim)
çok önemsemem herşey devam eder ( buna oy vereni çok merak ettim hemen o kişiyle evleneceğim yıllardır aradığım insan tipini buldum yahu sen kimsin sen bi canlı türüsün mekanik değilsin o yüzden atma kesin önemsersin ama sen tabi ondan önce bu işi yaptıysan kesin önemsemezsin)
kendime zarar veririm ( aferin sana bide öl istersen 3 gün ağlarız sonra güleriz)
bunların dışında tepki gösteririm ( evet bunların dışında tepki gösteririm, gösterdim de. sevgilim beni aldattı hemde kendi söyledi. ama ben onu aldatmadım , onu anlamaya da çalışmadım, önceleri önemsemiyormuş gibi davrandım sonra o bana çok aşık oldu böyle sevgili nerden bulunur herşeye anlayış gösteren o yüzden mükemmel bir sevgiliydim. sonraları beni aldattığı kişi bilinmezki birden elektro şok tedavileri filan görmeye başladı aaa kim yaptı acaba sonrada bana aşkının ve bağlılığının tap yaptığı durumda malesef ilişkiye devam edemeyeceğimi söyledim ve onu ben bıraktım. sonrada ondan daha kat kat aşık olabileceğim birisiyle tanıştım ve bir aşk evliliği yaptım. sonuç olarak aldatılmak zor bi şey ama inanın aşık olmak daha güzel çünkü siz çok değerlisiniz kendinize önem verin. bide şunu unutmayın sizi aldatan kişi suçlu değildir onu bu suça teşvik eden onların aileleridir. o yüzden çocuğunuzu dinin onun bunun ahlakı ile yetiştirmeyin. o çocuk kendi ahlakını ve kendi tanrısını bırakın kendisi yaratsın emin olun büyüdüğünde asla hırsız olmaz….
yes wonderful forgiving ;-)) – “I am a man, this is different, men can do that, if you do the same, I will kill you” – isn’t it a wonderful forgiving? hihi
Kadına karşı şiddet
Dünya kadınlarının 3’te 1’i hayatlarında en az bir kez evde şiddete maruz kalıyor. Bu şiddetin kaynağı genellikle eş veya sevgili oluyor.
Türkiye’de kadına karşı şiddet oranı gelişmiş devletlere oranla oldukça yüksek. Özellikle varoşlarda şiddete maruz kalan kadınların oranı %97’lere kadar çıkıyor.
Kadının şiddete maruz kalmasının önüne Ekonomik ve Kültürel gelişme de engel olamıyor. Kadınlar kültürel düzeyleri ne olursa olsun fiziksel ve cinsel şiddet başta olmak üzere, tacizler,fuhşa zorlanma, zorla evlendirmeler,töre cinayetleri, zorla çalıştırma, eğitim özgürlüğünün kısıtlanması vs gibi birçok şiddet çeşidine maruz kalmaktadır. Türkiye’de yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 49,9’ unun aile içi şiddete maruz kaldıklarını göstermektedir.
Töre ve namus suçları
Gelişmekte olan bazı ülkelerde töre ve namus cinayetleri halen işleniyor ve normal kabul ediliyor. Namus cinayetleri özellikle güney Asya ve Ortadoğu ülkelerinin kabile hayatı süren toplumlarında yaygın. Namus cinayeti genellikle İslam ile özdeşleştirilse de özellikle Arap ülkelerindeki bazı Dürzi ve Hristiyan toplumlarında da namus cinayetlerine rastlanıyor. Namus cinayetleri en başta zina nedeniyle işlenirken, evlenmek istemeyen ya da boşanmak isteyen, hatta tecavüze uğrayan kadınlar da eşleri veya akrabaları tarafından öldürülebiliyorlar. Bu toplumlarda kadına hak görülen zulüm ve cezalar aynı “kabahati” işleyen erkeklere uygulanmıyor.
Başta Bangladeş olmak üzere Hindistan, Pakistan, Afganistan, Kamboçya gibi Güney Asya ülkelerinde erkeklerin öç almak için kadınların yüzlerine asit atması suçu çok yaygın. Bangladeş’teki Asit Kazazadeleri Derneği’ne göre, asit saldırısına uğrayanların yüzde 70’ini kadın ve çocuklar oluşturuyor. Yüzde 70’lik kesimin yüzde 30’u da 18 yaş altı genç kızlar. Asit atmanın “gerekçeleri” ise kıskançlık, aile içi şiddet, çeyiz ve toprak anlaşmazlıkları. Ucuza kolayca bulunabilen asit, kurbanlarda ağır yanıklara yol açıyor, yüzleri ve bedenlerinde ağır tahribat yaratıyor. Suçluların hemen hepsi erkeklerden oluşuyor ancak sadece yüzde 10’u kanun önüne getirilebiliyor.
“konuşup anlamaya çalışırım konuştuktan sonra karar veririm ( muhakkak konuşurum ama anlamaya asla çalışmam geçelim)” perspektivistten …
:))))
Bu arada elektroşok mu? Gerçekten mi? :)))
Oyverenlerden biri benim bu şıkka. Ama kusura bakma teklifini kabul edemeyeceğim.
xenix: Takiplerim
Hakkaten senmisin neden onemsemezsinki kesinlikle onemsersin bu arada sasittin valla:)
Neden biliyor musun?
İnsanlarla birlikte oluşumun sebebi onlardan “beklentilerim” değil. Bir kişi ile vakit geçirmek hoşuma gidiyorsa birlikte vakit geçiririm. Hoşuma gitmiyorsa da geçirmem. O kişinin sahibi olmam. Beklentilerimle değil kişiyle birlikte olurum.
xenix: Takiplerim
teşekkürler
ancak bana bu cevap biraz olması gereken bi cevapmış gibi geldi. obje + birliktelik varsa sonucunda önemsememe mutlaka kaçınılmazdır. ancak duygu + obje + birliktelik varsa mutlaka önemsersin senin adına üzüldüm objelerle doldurmuşsun kocaman bir hayatı:(
Duygunun olmadığını nereden çıkardınız? Hoşlanmak diyorum duygudan sayılmıyor mu?
Siz “beklentilerinizi” ilişkilerinize istediğiniz kadar doldurup adına duygu, değer verme, önemseme, sevme vs diyebilirsiniz.
Aslında bu konunun özüne inmek lazım.
Bir ilişki başladığında kişilerin kendi benliklerinin dışında bir de ortak ilişki benliği oluşur. Bu ilişkinin benliği o kadar önemli hale gelir ki kişilerin kendi benliklerine karışır. Sevgiliniz sizi aldattığında aslında 3. şahıs sizin bu sanal ilişki benliğini de becermiş olur. Bu ilişki benliği ile kendi benliğiniz kaynaştığından kendinizi de becerilmiş gibi hissedersiniz. Bu konunun önemli olmasının tek sebebi budur. 3. şahıs tarafından becerilme hissi.
xenix: Takiplerim
sevgi bir sentezdir
bahsettiğin gibi kişilerin benliklerinden yola çıkar ( sevginin karşılıklı bireysel mülkiyeti)
sevgi aynı zamanda insanın homo sosyalist durumundan gelir. Bu yüzden bir parça olduğu kadar bir bütünü de temsil eder. Yani parça bütün arasında bir sentezdir.
Becerme edimini gerçekleştiren bahsi geçen 3. şahıs, işte bu yüzden bu senteze bir hakarettir.
Ben de diyorum ki. Bu sentezin derdidir. Benim değil.
Hayatımda yolumuzun kesiştiği bir kedi var. Dikkat edin kedim demiyorum. Bu kediyi seviyorum ve onunla oynamak, vakit geçirmek, birlikte yemek yemek hoşuma gidiyor. Bir başkası da gelip sevebiliyor. Hatta dişi bir kedi başka erkek kediler tarafından beceriliyor. Peki ben niye kendimi becerilmiş hissetmiyorum?
Mülkiyetsiz, beklentisiz, sentezsiz saf sevgililikler dileğimle.
xenix: Takiplerim
peki eğer ilişkine devam edemiyorsan o bu sentezin ayrımlaşmasındanmı kaynaklanıyor? peki o kedi seni sevmekten vazgeçtiyse ne olucak? sen onu sevmekten vazgeçezmezsen eğer buna saf sevgi derim. ancak sende sevmekten vazgeçersen eğer demekki bu sentez vardır ve bozulmuş demektir.
İlişkime devam ederim. Sevgim, onun beni sevmesine bağlı değil, bağımlı değil. Elbette istediği zaman gidebilir ve ona olan duygularımda bir eksilme olmaz.
xenix: Takiplerim
Calimera tarafından Çar, 28/09/2011 – 11:53 tarihinde gönderildi.
yes wonderful forgiving ;-)) – “I am a man, this is different, men can do that, if you do the same, I will kill you” – isn’t it a wonderful forgiving? hihi
God forgives anything u have done bad in this life except attributing a parner to him (not cheating on somebody)..
Soooo, in that case why wouldn’t u forgive me if I cheat on u? huh?
G Milat
Aldatılmak çok acıtsa da sessizce giderim. Bende eksik olan neydi diye sorgularım ve bir sonraki ilişkimde buna dikkat ederim. İleriki zamanlarda arkadaş olarak görüşebilirim ama asla bir daha sevgilim olamaz.
İhanet’e vereceğim tepki ilişkiyi bitirmek yönünde olur. Ayrılmakla ilgili tek bir şık vardı ancak yetersizdi.
Zarar vermemek için elimden geleni yaparım. Ağlarım, zırlarım ancak zarar vermemek konusunda bütün enerjimi harcarım.
Olması gerektiğine inandığım davranış; ona açık olan bütün devreleri kapatmak olacaktır.
Evlilikle birlikte ihanet edilmiş bir eş ve de ihanet etmiş bir eş olmak korkutur beni. Bunu ilk yapmaması gereken de erkektir.
Bunun adının ”ihanet” olması da yanlış. Çünkü ihanet sözcüğü kin ve öfke çağrıştırıyor ve sanki zihinde ilk ortaya çıkan tepkiyi bu şekilde koşullandırıyor söz konusu olumsuz deneyim. Sevgi, saygı ve de özellikle anlayışın korunduğu bir ilişkide ihanetin uzak ihtimal olacağına inanıyorum.
İlişkide olduğum kişi eşim değilse dahi ihanet etmem.
Fakat aşk yalnızca varlığa duyulan bir yoğunluk değildir. İnsanların karşılıklı güvensizliklerinin nedeni uğramış oldukları ihanetlerdir.
Yaşım yolun yarısına gidiyor 18 yaşımdan sonra hayatıma giren sevgiliye ihanet etmedim, ilişkiyi her zaman karşı taraf bitirdi. Yani aynı zamanda terk edilen oldum biteviye 🙂 Çok fazla ilişkim olmamasına rağmen yaşadıklarımdan öğrendiğim şey; aşk adını verdiğimiz yoğunluk varlıktan öte olduğunda yaşanılan acıların daha dayanılır olduğudur. Hazzını kanalize edebilmekle ilgilidir bu kısım. Bu nedenle öznel haz arayışından başka yöne gitmek konusunda sayısız nedenler bilirim.
Açıkçası, bir kadına aşık olmak düşüncesi epey sakındığım ve korktuğum bir deneyim artık. Son zamanlar denemişliğim vardır fakat bu konuda beni engelleyen düşünceleri yenemedim. Belki bulmuş olduğum aşkı taşıyamayacağımla ilgili bir korkudur, belki aşık olduğumda bir kafese konulacağımı bilmektir, belki… Öyle işte.
Ben bu ahval içerisindeyken ve bunun da farkındayken kimseye duygusal anlamda zarar vermemek için de uygun durumlarda da atılabilecek adımı atmam. Bunu da sorumluluk bilirim. Yıllardır böyle geçer durur zaman. Öznel haz iyidir, zararsızdır, yıkıcı değildir çünkü yöneldiği yer bir insan değildir. Ya da ben yanılıyorum yanlış biliyorumdur ancak bununla da yaşayabiliyorumdur.
İhanete dönersek şunu eklemek isterim; ihanet edeceksen ihanete uğrama ihtimalin yüksek olan birini seç. Böylece kabullendiğin ve adil dengeler olsun ilişkide. Bunu da taşıyabilmesini öğret kendine. Var var, böyle ilişkiler ve böyle dünyalar var…
Örneğin ihanete uğradığında sessizce gidebileceğini bildiğin bir kadına ihanet edebilirsin çünkü o bundan almış olduğu yarayı sarabileceğini ifad etmiş zaten. Nasıl kurnazca değil mi? Ooooo! Bu, insanın bu konudaki kurnazlığının ilk ve en basit katmanı sadece… Daha derine indikçe psikoloji kuramlarıyla ve insanın aydınlatmak sorumluluğunda olduğu karanlığıyla dahi buluşur zihin. Soy bakalım kabuğunu ne varmış derininde, hüsran içindeki insan.
Yok öyle bir şık!
Ne konuşup anlaşma, ne kendi içime kapanıp kendimi sorgulama, ne hiç birşey olmamış gibi davranma, ne çıkış yolu arama, ne şu ne bu!
Eşim olana kadar, ya da sevgilim, konuşup anlaşmadık mı? Birbirimizi anlamadık mı? Neden aldatıldım ben? Ne için? Yerime tercih edileni merak bile etmem, onla derdim yok, senin salak davranış tarzın, bu hakaret içeren, incitici davranışındır beni zıvanadan çıkaran. Bittiğini söylersin paşa paşa gidersin nereye istiyorsan, ama hem karnım doysun hem ekmeğim yerinde dursun diyorsan!!!
İki seçenek sunarım:
kurşunu nasıl yersin şekerim? popodan mı? kafadan mı?
yaparım, vallahi de billahi de, sıkıyorsa dene…:)
Bu durumda bile kadına şiddet uygulamam.
Ama adamın penisini keser, tuvalete atar, sifonu da çekerim.
Yapar mıyım? Yaparım…
(Kambur Kerim’in karanlık yüzünü gördünüz işte.)
Not: 21 yıldır evliyim, 22 yıldır da tek eşliyim. Bunu da eşime söylemem, havaya filan girmesin. Zaten bu siteye de hiç girmediği için yazdım.
Kambur Kerim,
ben de eşiniz ve sizi tüm kalbimle kucaklıyorum… sadakatin koluna girip, sevgiyi “aşk” gibi aynı heyecanla yıllara taşıyabilen yüreklere selam olsun diyorum:))
Bence insanın başına gelmediği sürece varsayımlar ve genellemeler yanlıştır diye düşünüyorum.
Hapiste namus olayından yılarca yatan biri çıktığı zaman evlendiği takdirde ve aldatılırsa yıllar önce yaptığı hatayı yapmaz. Öldürmez mesela,
Yada böyle bir olayda olay vuku bulmamışken ben asarım keserim / ben bir şey yapmam ayrılırım diyen biri olay vuku bulduğunda iddaa ettiği şeyin tam tersini yapabilir.
Yani yazının başlangıcında da belirttiğim gibi insanın başına böyle bir olay gelmediği sürece ne yazılsa ne söylense bence boştur.
Bazen cahil diye nitelediğimiz insanlar aydın insanlardan daha olgun davranabiliyor mesela…
Karmaşık olay umarım ben de böyle bir olayın içinde bulunmam.
Sevgililik başka evlilik başka yorumlar gerektirir.Uzun yıllar süren ve paylaşımlarınızdan dolayı sürecek görünen evliliklerde değişikliği flörtü, cinsel heycanı aramayan yoktur.Yok ben aramıyorum diyen de kendi zihninin kıvrımlarında bunu yaşıyordur da diyemiyordur.Bu hisleri dürüstlükle eşinizle paylaşabiliyorsanız yapılan eylemler aldatma değildir.Aldatma diye birşey yok bence ne kadın için ne erkek için.Yüksek farkındalıkla 🙂
Ya ya inanın öyledir 🙂
Mesela “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” gibi, yahut “bekara karı boşamak kolay gelir” gibi. Bazı şeyler insanın başına gelmeden bilmek pek mümkün değildir. Çünkü şuan ki kişi ile başına öyle bir şey gelen kişi aynı kişi olmayacaktır zaten.
Tabi gönül ister kimsenin başına gelmesin 🙂
Benim açımdan aldatma olayı sex veya cinsel abazanlıkla ilgili değil.
Bu olay bir dostuna, yaşamı paylaştığın birine veya arkadaşına attığın kazık, yaptığın kötülüktür.
E bir de birlikte kaçamak yaptığın kişinin iyi-kötü bir eşi varsa ona da kazık atıyorsun. Tanıdığın veya hiç tanımadaığın birine fenalık yapıyorsun.
İnsan kendine sormaz mı ”Ben ne zaman bu kadar kötü bir insan oldum?” diye.
Sevgili sonsuzcular, inanın bana bu tür kötülükler insanı kanser yapar, kalp krizi geçirttirir insana.
Başka biriyle yatmak istiyorsanız, önce var olan ilişkinizi bitirin, doğrusu budur.
Neden kötü insan oluyor anlamadım. Ahlakçılık gördüm sanki biraz :))
xenix: Takiplerim
Ahlak da Felsefe’nin dallarından biri neticede. Veya etik diyelim, kimileri etik için evrensel, ahlak için de yöreseldir gibi ara tanımlar yapıyor da.
Bir arkadaşına kazık atmamak, onu üzmemek, hiç tanımadığın birine (muhtemelen kaçamak yaptığın kişinin partnerine) fenalık yapmamak ahlakçılıksa, varsın ahlakçı olalım bu konuda. Hiç sakıncası yok.
Ben en basit soğuk algınlığından, kansere kadar birçok hastalığın kökeninde içsel, ruhsal bir huzursuzluk olduğuna inananlardanım. Zalim bir insan, iyi besleneceğim diye kilogramı 80-90 TL’lik Altın çilek de zıkkımlansa, temiz kalpli bir insanın 1 TL’lik bir demet maydanozdan bir haftada alacağı C vitaminini alamaz. Altın Çileğin askorbik asidi zalimin bağırsağını parçalar.
Dedem gençliğinden beri sigara içerdi, ben hatırladığımda 5 paket birinci içiyordu hergün, 86 yıl yaşadı. Babam günde 4 paket içerdi, bol da rakı götürürdü 85 yıl yaşadı, Annem’in babası olan diğer imam dedem de çocukluğundan beri bol miktarda saf tütün sarardı 87 yıl yaşadı, herhalde biraz daha dikkat etselerdi 100’ü devirirlerdi. Her 3’ünün de ortak özellikleri son derece kendileriyle barışık olmalarıydı.
İmam olan dedem muska da yazardı, bir gün kendisi evde yokken ben bir fırlamalık yaptım, gelen kadına evden kaçan kocasının geri dönmesi için ” Alişimin kaşları kara…” yazıp, sigaranın yaldızına sardım, üçgen yaptım, iyice kapattım verdim. Hasadı kaldırıp parasını Ankara’da pavyonlarda yiyen köylü de 10 gün sonra döndü evine, karısına. Kadın tekrar teşekkür etmek için uğradığında, dedem hiç çaktırmadı ve kadın gittikten sonra ben yaptığımı korka korka itiraf edince , cami imamı olan bir adam önce biraz azarladı, sonra kahkahalarla güldü bu işe, ve nihayet , ”bir daha yapma, insanları aldatmak iyi bir şey değil” vb. birşeyler dedi.
Yani demek istediğim, iyi ve hoşgörülü olmak insanın çevresine ve kendisine verdiği çok güzel bir meziyet ve sağlık nedeni bence.
Neyse kafaları şişirmeyeyim, çenem düştü yine.
Sağlıcakla kalın.
Ya taraflar razıysa Kambur Kerim, kimsenin kimseye ait olmadığı bi ilişkide aldatmak diye birşey zaten olmaz bu kazık atmak demek değildir ki…
Sizin dediğiniz doğru mutlu evlilikler ömrü uzatır, huzur sağlıklı yaşamın yoludur; ama bu yolda partnerler olmalı; öyle ki bazen geride kalır bazen bir yere uğrar takılır partnerin sonra yine gelir yanına o yol sizindir asıl yanınızdaki adam ya da kadın sizin değildir her an aynı hızda yürünmez manzara kaçar sonra 🙂
Sorun sizin neyi seçip neyi seçmediğiniz değil aslında sevgili kambur kerim. Siz tercih etmeyebilirsiniz. Sahiplenmeyi sahiplenilmeyi sevebilirsiniz. Ama bunu yapmayan insana kötüdür, kötü insandır demek ahlakçılıktır.
Soruna en başından bakalım. Sizin ahlak kriteri dediğiniz şey; bundan binlerce yıl öncesinden bir kabile şefinin erkeğe “bu senin kadınındır bundan başkasına bakarsan kötüsün,” kadına da “bu senin erkeğinden bundan başkasına bakarsan namussuzsundur” şartlanmasından başka bir şey değildir.
O kabile şefi (veya otorite) bu davranışların dışında bir davranış geliştirdiğinde kötü, ahlaksız, namussuz şeklinde etiketleme derdindedir otoritesini sürdürmek için. Sizin yukarıdaki yaptığınız yorum “namus cinayetini” bile haklı gösterebilecek cinsten.
Kimse kimsenin malı veya sahibi değildir. Bu yüzden kimse de kimsenin değildir. Yıllarca sizinle birlikte olan bir kadın, bir başkasını isteyebilir bugün, şu anda. Onunla bir hayat geçirmeyi değil sadece bir anlık sevişmek bile isteyebilir. Bu onu ne kötü insan yapar ne namussuz yapar ne de fena birisi yapar.
xenix: Takiplerim
İlk önce Mor’a yanıt vereyim. Tarafların eş değiştirdiği ve buna rıza gösterdiği birliktelikleri ben yalnızca, sinema, dizi kitap vb sanal ortamlarda gördüm.
Bunların yaptığı bir aldatma değildir. Bir iş akdi yani hizmet sözleşmesi bence. Aldatma olmadığı için de bu konuda tartışmak anlamsız. Gerçek yaşamda böyle bir şeye şahit olsaydım daha farklı bir yorum yapabilirdim. Neticede pratik, hiçbir zaman teorinin yerini tutmaz bu gibi sosyal konularda.
Sayın xenix; insanlar neden birlikte yaşar, homo veya hetero olsun fark etmez yanıt aynı. Yaşamı paylaşmak için. Kafa yapısı, duyguları birbirine hoş gelen, gönüldeş olabilen çiftler, mutluluğu paylaşabilen, sıkıntılı zor günlerinde yaslanacak bir omuz, dertleşecek bir yürek arayan insanlar birlikte yaşar.
Evrime inanıyorsak bunun sosyal tarafına da inanmalıyız. Binlerce yıl evvelki kabile reislerinin tutum ve davranışlarını günümüz penceresinden eleştirmek haksızlık olduğu gibi mantığa da sığmaz. ( Hele senin gibi bir sivri zeka, teşhisi hemen koyar ;-)) Kabile şefi de o günün gereklerine uygun olarak, hukuğun olmadığı bir yerde, binlerce yıl önce bir takım kurallar koymuştur, olay bu kadar basit.
Kabile şefinin yaptığının bir üst versiyonunu papaz St.Valentin yapmış Roma’da evliliğin yasak olduğu bir dönemde sevgilileri gizlice evlendirmiştir, hem de canı pahasına. Yağmacı kapitalist sistemin suni dayatmalarını kabul etmesem ve hiçbir 14 Şubat da sevgilime hediye almasam da St.Valentin’in anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Benim gözümde en büyük din adamıdır.
Namus ve töre cinayetleri ise başlı başına bir eğitim sorunudur. Ben 17 yaşında bir kız babasıyım, kızım (nikahsız) sevdiğinden gebe kalmış olsa ve onunla ayrılmış olsa ben kesinlikle çocuğunu doğurttururum, hiç kimseyi takmam, torunumu olduğu gibi kabul eder en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırım. Çocuğun babasına da inan tüm yüreğimle söylüyorum evlen filan diye tek kelime etmem. Kızıma da pek fazla kızmam, en fazla acele etmişsin derim.
Bütün bunlara rağmen ben kızların bakire olarak evlenmesi taraftarıyım. Şimdi başta Gamaro olmak üzere bir sürü itiraz gelecek, yandım ;-))
Veya şöyle de diyebilirsiniz, kızlar sevişsin, herşeyi yapsın ama kızlık zarı yerinde dursun, bu mu bakirelik bu mu namus? Evet çok çelişkili bir durum ama bence insanın yaşamını paylaşacağı birine fedakarlık yaparak bedensel bir hediye vermesi gibi bir durum bu. Evlilik müessesi de erkek için zor bir yaşam şekli olduğundan bence böyle bir hediyeyi hak ediyor evlenen erkekler.
Bunu da anlarım, kız gelmiş 35 yaşına hala bakire, e o zaman yatmalı artık biriyle, daha fazla vakit kaybetmenin anlamı yok, çünkü bakire olarak ” kerizce ” ölmek de var.
”Kimse kimsenin malı veya sahibi değildir. Bu yüzden kimse de kimsenin değildir. Yıllarca sizinle birlikte olan bir kadın, bir başkasını isteyebilir bugün, şu anda. Onunla bir hayat geçirmeyi değil sadece bir anlık sevişmek bile isteyebilir. Bu onu ne kötü insan yapar ne namussuz yapar ne de fena birisi yapar”
Bu paragrafın bayağı demagoji kokuyor. Sol düşünceli insanlar asla karşısındaki kişiyi ” malı ” olarak görmezler. Ben de Nicole Kidman, Sharapova, Shakira, Phenelope Cruz vb biriyle veya yoldan geçerken tesadüfen gördüğüm, hiç tanımadım biriyle yatmak isteyebilirim. Benzer şekilde eşim ve tüm insanlar bu tip şeyler düşünebilir, sevişmek isteyebilir.
Şimdi sıkı dur, suç düşünüldüğü anda var mıdır? Tanımadığın veya tanıdığın birine karşı içinden geçen sevişme isteği suç mudur?
Yanıtlar elbette kocaman bir HAYIR. Ancak olay gizlice eyleme dönüşürse bu benim gözümde kötülüktür. Ancak medeni kanun bildiğim kadarıyla zina’yı suç olmaktan çıkardı, zina yalnızca boşanma nedeni, yani karım veya kocam evde zina yapıyor diye polise gittiğinizde polisin eve baskın yapmaya hakkı yok. Bu durumda evimde terörist veya hırsız var demek lazım.
Sağlıcakla kalın.
Kambur Kerim eş değiştirme fantezilerinden bahsetmemiştim bende yanlış anlatmış olabilirim 🙂 eşim biriyle birlikte olursa bundan rahatsız olmam hatta aldatma olarak düşünmem hayatımıza devam ederiz diyorum.Gizlice sinsice yapılmaz aslında verilen tepkilerle gizlice yaptırılır bu eylemler.Saygı duyuyorum, evliliği evlilikteki yoldaşlığı kadının ve erkeğin rollerini es geçmiyorum ama sevdiğimi her türlü gizli sinsi işlerden özgür bırakmaktan yanayım…Eşler ya da sevgililer olduğu gibi, hissettiği gibi olursa daha doyurucu mutluluklara kapı açılır.Açık, şeffaf ilişkiler diyorum 🙂
Nedir bu tahakküm? Cinsel yoldan bulaşan hastalıklardan zararlı ve tedavi edilemez bir zihinsel vajina davası peşinde insanlar.
Tiksinç oldu artık, birinin ötekine kendi dışında gerçekleşmiş bir gıyabı olaydan ithamı?
En enteli, en danteli, en okumuşu, en gün görmüşü bile hazır dedikoduya.
Yaptıkları pisliklerin kendi nazarlarındaki yerinden, başkasının nazarındaki yerine göre utanç duyabilen bir el gördü mantığı.
Bu kadar mı ahlak denen şeyin tarifi? Cinsellik bu kadar hükümlümü?
Aldatmak, aldatılmak bu kadar mı çap meselesi?
Kambur Kerim,
Afrika kabileleri için kızların bakire olması korkulu rüyadır. Bu bölgelerde, hiçbir erkek bakire bir kızla evlenmek istemez çünkü kızın bakire olması, onun çekici olmadığı, daha önce bir erkeğin onu hiçbir şekilde arzulamadığı anlamına gelir. Hatta bakire kızların vajinalarının içinde yılan olduğu ve bekaretini alacak erkeğin penisini sokacağı düşünüldüğü için, evlenme yaşına gelen kızlar bir meydanda toplanır ve başka köyler veya kabilelerden gelen erkekler bu kızların bekaretini alır ve giderler. Kızlar ancak bu olaydan sonra evlenebilir.
Yani dönem dönem insanların inançları değişiyor ama kabak hep bayanların başına patlıyor.
Şöyle bir söz vardı, kimin, hatırlamıyorum şimdi: “Erkeklerin kadınlar üstüne yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır; çünkü onlar hem yargıç hem de davacıdır.”
Kambur, sizin ufak tefek çelişkileriniz yok, ciddi ciddi kimlik bunalımınız var. Sol diye bir tanıma sığınmışsınız, esamisini göremiyoruz. Sol sadece bir parti taraftarlığı değildir. Hayata bakışınız, vizyonunuz size solcu olup olmadığınızı söyler. Bir kere solcu yanılsamasından çıkın!
Kadınların üzerinde ahkam kestiğiniz “bekaret” bir lanettir! Maalesef pek çok kadın, daha ergen olamadan bir dolu korkuyla hayata başlıyor. Neymiş yatıp yatmamış olması kadını değerli kılarmış? Yahu bu dinci psikoloji değildir de nedir?!
Ataerkil bir soydan gelip öyle de kalmışsınız, yazık!
” Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek
YARİN YANAĞINDAN GAYRİ
her şeyde
hep beraber
demek için…” ( Şeyh Bedrettin)
Nazı Hikmet’de büyük harfle vurgulu söylemeye çalıştığım dizeyi kendi şiirine almıştır.
Benim kimlik bunalımım yok, ama senin anlayışın kıtsa ben ne yapayım sevgili ned. Ben bakirelik hakkında çelişkili olduğumu belirttiğim ifademi zaten baştan söyledim ve buna itirazlar gelecek dedim. Ben mükemmel değilim, hiçbir zaman en doğru şekilde düşündüğümü iddia edecek kadar budala değilim. Ama ben böyle düşünüyorum, bu benim subjektif veya objektif görüşüm.” Yer Altından Notlar” da Dostoyevski ” Batıl inançlarım olmayacak kadar iyi eğitildim, ama ben batıl inançlıyım der.” Sence ne demek istiyor Dostoyevski, onun da kimlik bunalımı var mı?
Çelişki, Marxist diyalektiğin temelinde vardır, solcu olanlar bunu bilr. Herşey karşıtı ile beraber bir arada bulunur, insanın kendi barışık olduğu, uzlaştığı, uzlaştığını sandığı ama ruhunun gönlüne yalan söylediği fikirler de insanı insan yapan bazı değerlerdir. Önemli olan bunlarla korkmadan yüzleşebilmek, doğru veya yanlış kendini ifade edebilmektir. Maalesef bu ifade tarzında sol zihniyetin ne olduğunu tam olarak kavrayamamış şahıslar da, bunu ciddi kimlik bunalımı olarak görebilir. Ne diyebilirim.
İyi oyuncuların, masa başında yaptığı vezir, kale, fil vb fedaları, etraftan seyreden kıt bilgili, deneyimi eksik oyuncular asla yorumlayamaz. Vezirin kimliğini, değerini bilmiyor der senin yorumunda aynen böyle olmuş kusura bakma.
Femme fetale, yazdıklarına katılıyorum.
Mor, eşinin aldatmasına göz yuman bir kadın veya erkek benim reel hayatta arkadaşım olamaz, üzgünüm, onu yolda görsem selam bile vermeden geçerim.
Sağlıcakla kalın.
Sanırım ben anlatamadım. Yoksa sizin ortalama vasat bir zekadan daha fazla olduğunuzu düşünüyorum sayın k. kerim.
Baştan alalım isterseniz. Lütfen dikkatli okuyun.
Siz kendi hayatınızda ister eşcinsel ister grup seks ister eşinizi aldatır isterseniz de aldatmazsınız. Bu sizi bağlar. Ama siz kalkıp bunu genelleyip şöyle yapan insan “kötü insandır” , “ahlaksız insandır”, “namussuz insandır” derseniz bu gösterilen tepkiler az bile aslında. Bu yüzden kızgınlığınıza hakim olup ne yaptığınızı size daha iyi anlatmaya çalışacağım.
Madem bilim ve evrim dediniz. O zaman şu yorumumu okuyunuz.
Evrime göre insan çok eşlidir. Bu yüzden tek eşli yaşayanlar “kötü insan” hatta biraz da “salaktırlar” ayrıca bilimsel olmadıkları gibi doğalarına aykırı davrandıklarından “namussuzdurlar” dersem ben; aslında sizin yaptığınızdan pek farklı bir şey yapmamış olurum. İşte bu ahlakçılıktır.
Ama bilimsel olarak insan gerçekten çok eşlidir. Evrimsel açıdan da öyle. Fakat bu yaşam türleri tercihtir. Ve bu tercihlere sizin kalkıp namussuzluktur, kötü insandır vesaire demeniz sizi ahlakçı yapar. Ahlakçılık da burada dincilerin yeterince yaptığı ve tepki aldığı bir şeydir.
(Ayrıca marksizmin çelişkileri ve diyalektik bağlantınız ve kızlık zarı ile ilgili görüşlerinize hiç girmeyeceğim. Yorumlarınız uzunlaştıkça hatalar artıyor.)
xenix: Takiplerim
Ah Kerim ah! Sizin anlayışınız gibi geniş (!) bir anlayışa sahip değilim elbette 🙂 Diyalektik felsefenin özü, çatışmadan doğan senteze yöneliktir. Ama solun tanımı da yerinde saymadı; cinsiyet eşitliği, çevrecilik, ırkçılık karşıtlığı gibi konulara yöneldi. Peki nerede, sizde o değişim? Pervasızca “bekaret” takıntınızdan bahsediyor, çelişki durumunda olduğunuzu söylüyorsunuz. Çelişkide sabit kaldığınızı tekrarlıyor, kuvvetlendiriyorsunuz. O nedenle bana diyecek bir kaç kelime kalıyor; gelenekçi, takıntılı, dar ve sabit bir bakış!
Bu konuyu ben tek taraflı son sözlerimi söyleyip kapatıyorum. Bu konuda yazılanlara da artık yanıt vermeyeceğim.
Önce Sayın xenix’e: İnsanlaa arasındaki, duygu sevgi temelli ahlak veya etik kurallarını ahlakçılık olarak yargılamak yanlıştır. Ahlakçı olmamak için savunulan örneğin, çok eşlilik fikirleriniz Türkiyede sol düşünceye zarar verir. Yani çok eşliliği savunan herhangi bir parti binde yarım oy bile alamaz ve ahlak kavramını da gider dincilere, yobazlara, ırkçılara kaptırırsınız onlar da tepe tepe kullanır ve neticede 19 Mayıs törenlerinde gençlerin şortlarına eteklerine bile tahammül edemeyen bir toplumun temelleri atılır. Çocuklarınız ve torunlarınız da bizim büyüklerimizin kafası çalışıyormuş ama nasıl böyle büyük gaflar yapmışlar diye ağlaşır.
Sayın ned: Ben bekaret takıntılı değilim, siz benim yazdıklarımı doğru yorumlayamıyorsunuz. Anladığım kadarı ile Avrupa’nın %90’ı diyalektik felsefenin özünü anlamış ve solcu. Çünkü bakirelik kavramını önemsemiyor. Vay be neler varmış ben bilmiyor muşum.
Arkadaşlar, arasıra Anadolu insanın nabzını tutun, onlara dokunun, bu aşk, sevda türküleri nedir? Biraz düşünün…
Sağlıcakla kalın.
“namus kavramı” ahlakçılıkmıdr? bu konuyu uzun uzun işlemiştik. Namus sadece 2 bacağın arası değil demiştik…
Fakat;
Eşin seni aldatacak ve sen diyeceksin ki;
ben doğanın adamıyım, olcak o kadar…zaten çok eşli olmazsa doğaya karşı gelmiş olurum falan ..öyle mi demek istiyorsunuz yani?
Taksim’de donsuz gezebiliyorsanız,
evet siz; o zaman doğaya karşı gelmeden yaşayansınız.
midesizlikle ahlakcılığı karıştırmayın lütfen…
Bekaret ayrı bir konu…aldatmak ayrı…
O yüzden herkes her haltı yer kimsenin ruhu duymaz, o yüzden aldatma diye bir kavram çıkar ortaya çünkü herkes herkesin tepesindedir eylemleri düşünceleri sınırlamaya çalışırlar.İstekleri arzuları sınırlayamazsınız oysa… Tabi varsa…Gerçekten hayatı paylaşmak nedir? Sevdiğini etiyle kemiğiyle ruhuyla sadece kendine ait sanmak onu bir diş fırçası gibi görmektir, bencilliktir.
Ne zaman konu eşcinsellik olsa “hadi beyler soyunun sevişiyoruz”
ne zaman konu çokeşlilik olsa “hadi beyler yatırın karılarınızı masaya”
dediğimizi sanan bir grup insan oluyor hep. Üstelik bunlar dinci değil kendini solcu gören ama muhafazakarlığın dibine vurmuş kişiler oluyor genelde. Halbuki yazılanları anlayacak ortalama zekaya da sahipler.
Israrla diyorum ki. Sizin özel hayatınız, ne yaptığınız, ne yapamadığınız beni, bizleri ilgilendirmiyor. Lütfen başkalarının da neler yaptığı sizleri ilgilendirmesin. Yok “kötü insan”, yok “namussuz”, yok “midesiz” falan demeyin. Sizin nasıl yaşadığınız değil başkalarının nasıl yaşadığına karışmanız sizi ahlakçı yapıyor. Mesela size göre eskimolar hem midesiz hem kötü insan hem namussuz hem de selam dahi verilmeyecek insanlar.
xenix: Takiplerim
mesela,”Gelecekteki karısının bekâreti konusunda endişelenen erkek önce kendi bekâretini kanıtlamak zorunda.”(İslami Çalışmalar Yüksek Konseyi)
sagci/solcu/ateist/teist fark etmez,”erkek´in aldatmasi ayri bir konu kadin´in ki ayri” diye düsünen “bekaret”(gelenek)savunuculari
kadina/kiza yasakladiklari,haram saydiklari evlilik öncesi cinsel iliskiyi kendilerine helal saymaktadirlar..
mesela,genc ve bekar olan muhammed bakir bir kiz ile evlenme imkani oldugu halde kirk yasinda dul haticeyle evlendi halbuki ülkemizde genc ve bekar bir erkek katiyen dul ve yasli bir kadin ile evlenmez,evlendirilmez basta aile/sülale ve cevre müsaade etmez..
cagdaslik MI demistiniz:))
slm.
Cinselliğin ahlaksızlığa açıldığı görüşü, sınıf kimlikli üst insan psikozundan başka bir şey olmadığı açıktır.
Yaklaşım, yumurtadan çıkan civcivin kabuğunu beğenmeme kompleksiyle arkadaki maymunun öndeki maymunun kıçını görüp gülmesiyle özdeş….
İnsanın durduğu yere, bir gelme süreci vardır. Ve bu süreç toplumsal bilinçaltı aidiyetiyle yukardan aşağıya bakıp, aşağılama kompleksi gösteren insanın özünde kendisinin de yaşadığı görece dolaylı bi aşağılamadır.
İnsanların toplumsal cinsiyet üzerine sorunları varsa, özel yaşamlarındaki aile birliği ve bütünlüğü düşüncelerini bir gözden geçirsinler.
ya ben hala anlamadım.
Konu aldatmamı?
yoksa cinsellik mi?
bir kadının 3 veya 5 erkeği olabilir mi?
ya da erkeğin 3 ya da 5 kadını olabilir mi?
bir sürü laf salatası yaparak, çağdaş düşünce dernekleri havasına girmeden cevaplayın lütfen…
Konu çok basit; aldatma durumunda ne yaparsınız?
herkes düşüncesini yazmış, ama ne hikmetse birileri tarafından horlanan bir düşünce sentezi oluşmuş. Çok da kendinden emin ve doğruluğundan asla şüphe etmeyeceği tavırlar arasında, fikirlerini kibir kokan çağdaşlıkla harmanlayıp horlanan düşüncelerin üstüne serpiştirilmiş…
üstüne üstlük, muhafazakar, sofu, bağnaz kılıfına yerleştirilmiş (bu arada solculukda sokuşturulmuş ne alakaysa?)
Ve bu da yetmemiş;
sınıf kimlikli üst insan psikozunda karar kılınmış(!)…(aslında cinselliği ahlaksızlık olarak görmememe rağmen)
hakkaten çok çağdaş(!) buldum fikirlerinizi…
üçte yetmez beş tane! ver ver ver ver!… ver allahım ver!! (hürmüz de sizdenmiş)
Evet olabilir..
Kime ne?
xenix: Takiplerim
pratikte hürmüzü gecmeyi hedefliyorum :)’ tek esliler bizden degildir’ diye de dernek kurucam taksimde donsuz gezeni de dernek baskani yapicam 🙂
statik, anlamadığınızı görüyoruz 🙂
deyip sonra “kadın bakire olmalı” gibi abuk sabuk bir cümle kurulursa buna da “çelişki” denirse sözlerimiz eksik bile kalır. Horlanan, aşağılanan, mal gibi görülen kadındır. Maalesef bunu göremeyen, yukarıdaki anlayışı kabullenen, sahip çıkanlardır.
Çok da kendinden emin ve doğruluğundan asla şüphe etmeyeceği tavırlar arasında, fikirlerini kibir kokan çağdaşlıkla harmanlayıp horlanan düşüncelerin üstüne serpiştirilmiş…
Evet sevgili Statik horlamak ilk fikirdir: Kendi olamamak ve başkası üzerinden kendine bir gerçeklik yaratmak.
Dahası,
sorun olan; erkeğin ve kadının olamadığı herşey olan diğeridir. O ahlaksızdır. O kötülüğün ve şeytanın ta kendidir.
Tespitlerin hepsi cinselliğe çıkacaktır. Varılan nokta ise yetersizliktir. 🙂
zurna davula sormuş;
– neden bu kadar gerginsin?
– ee.. senin zırt dediğin yere geldik de…
Hakkaten zurnanın zırtına geldik…
xenix yazdı;))
“”Evet olabilir..
bir kadının 3 veya 5 erkeği olabilir mi?
ya da erkeğin 3 ya da 5 kadını olabilir mi?
Kime ne?””
Eğer, örnekteki kadın (karınız)eşinizse; haklısınız… kime ne? hatta ve hatta bana ne! daha da hatta ve hatta sanane!…
bu durumda bana, fikrinize saygı duymaktan başka bir şey kalmıyor…ne diyeyim daha;)
Yok eğer kendi eşimse; ben de derim ki çüşş yani…o zaman, sende benim fikrime saygı duymalısın ve hatta sanane;)
mor yazdı;)) çok güldüm gerçekten;))
“”taksimde donsuz gezeni de dernek baskani yapicam :)””
Senin derneğin başkanı şimdi Antalya’da…
kim mi?
Tecavüzcü çoşkun;))) tam aradığın bi başkan, ne dersen yapar…rayiç=100$
ned yazdı;))
“”Horlanan, aşağılanan, mal gibi görülen kadındır.””
“”Maalesef bunu göremeyen, yukarıdaki anlayışı kabullenen, sahip çıkanlardır.””
Bakirelik konusunda haklısın…
ama;
Horlanan, aşağılanan, mal gibi görülen kadındır..deyipte; erkeğin çok eşliliğine evet diyorsan, kendinle çelişmiyormusun?
Zira erkekler çok eşliliğe yatkındır, çok eşli bir erkek kadını mal gibi görür…
zaten xenix’de bunu söylüyor, “ben kadına mal gibi bakarım arkadaş, kadında bana öyle baksın farketmez” diyor…
ve hatta bazen kızarak; size ne? diyor…
bazen de doğa öyle istiyor diye kıvırıyor;)
küçükken de öyleydi O… Misket oynarken ütüleceğini anladığında misketleri kapar doğru evine kaçardı;)
sizin bu fikri destekliyor olmanız tam bir muamma;)
Aradığım ortalama zekayı da bulamadım.
Ben kimse kimsenin malı veya sahibi değildir diyorum. Buna karınız/kocanız da dahil.
Konu cinsellik olunca kan beyinde olmuyor heralde :))
xenix: Takiplerim
statik; o zırt sesini şimdi siz çıkardınız.
Kimin eli kimin şeyinde belli olmayan iliskiler olsun demiyorum sadece gun gelirde sevdigim baskasini isterse olabilir diyorum bu aldatilmak degildir.
Bende gun gelir baskasini istersem bu ayip degildir, doyumsuzluk degildir.
Zurna gibi zırt demedikce iliskilerde ozgurluk iyidir; zira kimse kimseye ait degildir.
coskuna gelince o yaslandi artik daha genc biri lazim bana o da yetmez! 🙂
mor diyorki;
sevgilini serbest bırak, geri geliyorsa daha uzağa bırak!
katılıyorum, özgürlük iyidir…
xenix’in kan beynine sıçramış;)
“Ben kimse kimsenin malı veya sahibi değildir diyorum. Buna karınız/kocanız da dahil.”
Evet bende onu diyorum…
yahu! bu gördüğün mallar sana ait demedik ki zaten…niye alındın ki?
kadına bakış açın; sana ait olmayan bir mala bakıyorsun gibi duruyor…hazine malı mesela;) ortak kullanım alanı gibi bir şey (OKA);)
orta malı bunlar, tabiki sana ait değil, tabiki kimse kimsenin malı değil!
…yazımı bir kez daha oku!
ve zekama laf etme;)
xenix bi daha yazayım kafan karışmasın…
kadına bakış açın; sana ait olmayan bir mala bakıyorsun gibi duruyor…
tüm kurgular bu tümce üstüne kurulmuştur;)
Sonunda ahlakçı zihniyet pırtladı. (Gerçi her yorumda pırtlıyordu ya, ne demişti oikos insan kendinin olamadığı her şeyi ahlaksızlık olarak değerlendirir)
Kadını “mal” gibi, “orta malı” gibi, “hazine malı” gibi değerlendirebildiğin, aklından geçirebildiğin sürece ne yazılanı anlayabilirsin ne de söyleneni.
Kimse yaşadığı cinsellik yüzünden mal falan değildir statik. Mal yok, unut malı falan.
Mallık, yazılanı anlamamaktır.
xenix: Takiplerim
Mallık, yazılanı anlamamaktır.
aynen katılıyorum
mallığa itirazın varsa;
o zaman kadına bakış açını daha anlaşılır yazacaksın.
Tabi varsa bir bakış açın;)
Sadece bu başlıkta bile 10 dan fazla yorum yaptım, kadına bakış açım hakkında. Ortalama zekaya sahip insanlar bile yazdıklarımı anladılar.
Acele etme statik, kan beynine doğru gittiğinde sen de anlarsın.
Anlayamasan da dert etme…
xenix: Takiplerim
1)Aldatmak ve aldatılmak kavramları bana zaten komik geliyor.
Kimse kimsenin malı değildir. Bu yüzden her hangi birinden sadakat beklemek de aynı derecede komiktir. Beni kimse aldatamaz, çünkü onlardan böyle bir beklentim yok.
2)”çok önemsemem herşey devam eder ( buna oy vereni çok merak ettim hemen o kişiyle evleneceğim yıllardır aradığım insan tipini buldum”
Oyverenlerden biri benim bu şıkka. Ama kusura bakma teklifini kabul edemeyeceğim.
3)Neden biliyor musun?
İnsanlarla birlikte oluşumun sebebi onlardan “beklentilerim” değil. Bir kişi ile vakit geçirmek hoşuma gidiyorsa birlikte vakit geçiririm. Hoşuma gitmiyorsa da geçirmem. O kişinin sahibi olmam. Beklentilerimle değil kişiyle birlikte olurum.
4)Duygunun olmadığını nereden çıkardınız? Hoşlanmak diyorum duygudan sayılmıyor mu?
Siz “beklentilerinizi” ilişkilerinize istediğiniz kadar doldurup adına duygu, değer verme, önemseme, sevme vs diyebilirsiniz.
Aslında bu konunun özüne inmek lazım.
Bir ilişki başladığında kişilerin kendi benliklerinin dışında bir de ortak ilişki benliği oluşur. Bu ilişkinin benliği o kadar önemli hale gelir ki kişilerin kendi benliklerine karışır. Sevgiliniz sizi aldattığında aslında 3. şahıs sizin bu sanal ilişki benliğini de becermiş olur. Bu ilişki benliği ile kendi benliğiniz kaynaştığından kendinizi de becerilmiş gibi hissedersiniz. Bu konunun önemli olmasının tek sebebi budur. 3. şahıs tarafından becerilme hissi.
5)”Becerme edimini gerçekleştiren bahsi geçen 3. şahıs, işte bu yüzden bu senteze bir hakarettir.”
Ben de diyorum ki. Bu sentezin derdidir. Benim değil.
Hayatımda yolumuzun kesiştiği bir kedi var. Dikkat edin kedim demiyorum. Bu kediyi seviyorum ve onunla oynamak, vakit geçirmek, birlikte yemek yemek hoşuma gidiyor. Bir başkası da gelip sevebiliyor. Hatta dişi bir kedi başka erkek kediler tarafından beceriliyor. Peki ben niye kendimi becerilmiş hissetmiyorum?
Mülkiyetsiz, beklentisiz, sentezsiz saf sevgililikler dileğimle.
Yukarda ki yorumlarından,
” kadına bakışı” gösteren bir harf bul senin zeka sorununu çözecem…
sorun ne biliyormusun?
senin, kadınlara henüz bir bakış açın bile yok..
eğer olsaydı, hakaret yağdıracağına adam gibi yazardın..burda bir takıntın var.
haa bi de; herkesi zeka sorunu ile suçluyorsun…burda da bir takıntın var..
misketlerini al! unutma!
Bence senin kafan karışmış statik:)
İnsanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşarlar, bunu anlamak neden bu kadar zor?
İster çok eşli, ister tek eşli, bu kimseyi bağlamaz.
(Bağlar diyorsan, ahlakçı olduğunu da kabul etmiş oluyorsun)
Neye tepki veriyosun sen şimdi?
Bazı insanların, kendilerini hiçbir zaman sınırlandırmayıp akıl ve isteklerine sınırlar getirmekten kaçınmasına mı?
Ve bu insanların, kendi gibi olduğunda nefes alıp, özgür olabilmesine mi?
Evlilikleri, ilişkileri gözlemediğimde karşıma çıkan tablo hep şu oluyor;
Eşini aldatan ama boşanamayan, sevgilisini aldatan ama ayrılamayan buldukları her fırsatta birbirlerine, ikiyüzlü davranıp rol yapan ve cesur davranamayıp maskesini çıkaramayan çiftler…
Bu neden kaynaklanıyor dersin?
Sevmeyi, karşındaki insana sahip olmak ve onu kendi istediğin şekilde değiştirmeye zorlamak. ( kadını yada erkeği malın olarak görmektir).
İnsanların ait olmaya ihtiyacı olduğu kadar, birey olabilemeye de ihtiyacı vardır.
Ama bu dengeyi herkes kendi içinde kuramıyor maalesef…
Aslında hiç kimseye sahip olamayız, sadece olduğumuzu sanırız ,zorlarız ve bi şeyleri bitiririz…
Aslolan nedir biliyor musun?
Paylaşmak ,saygı duymak ve maskesiz olmak…
Not: Ahh ahh! ben karşılaşamadım arkadaş, karşılaşan beri gelsin:)
Muhakkak ki birbirimizin görüşlerine katılmak zorunda değiliz ama katılmasak da, onaylamasak da, iğrenç de bulsak, hakaret vari duygular bile uyandırsa, bunları bir süzgeçten geçirip ifade edip, karışımızdakine saygısızlık düzeyine getirmemeliyiz.
Kim başlattı, kim devamını getirdi, yoksa başka bir başlıktan mı gelen bir durum çok bilmiyorum ama şu yazışma tarzının öncelikle sizin kendi fikirlerinize değer verilmesini engellediğini belirtmek isterim.
Bir yazar da şöyle bir şey demiş: “genc ve bekar olan muhammed bakir bir kiz ile evlenme imkani oldugu halde kirk yasinda dul haticeyle evlendi halbuki ülkemizde genc ve bekar bir erkek katiyen dul ve yasli bir kadin ile evlenmez,evlendirilmez basta aile/sülale ve cevre müsaade etmez..”
Madem bu konuya girilmiş, bahsi geçen Muhammed’in evlendiği dul Haticenin madddi olarak dolu olmasının bu evlilik kararında ne kadar etkili olduğu da tartışılabilir sanırım. Hem de yer yer islamiyetin 4 kadın imkanını bile az bularak, çok daha fazlası ile aynı anda evli olmakta bir sakınca görmeyen Muhammed, madem bu kadar çok eşlilik düşkünü birisiydi, sıkıyorduysa, maddi gücü yüksek olan ilk eşi Hatice ile evli iken bir ikincisini nikahlamayı göze alsaydı da, o eşinin sağladığı tüm maddi imkanları, çevre imkanları, saygı imkanlarını kaybedip, bu gün adını bile duymadığımız birisi olarak kalsaydı. O zaman helal olsun derdik aldığı 2., 5., 10. karısını almasına. İster 6 yaşında bebekle evlensin, 9 yaşında gerdeğe girsin, ister 54 yaşında iken 18 yaşında ki ile evlensin, bizim açımızdan hiç sorun teşkil etmezdi 🙂
Aslında bir başkasıyla ilişkiyi sakıncalı görmenin altında güvensizlik var.
Diyor ki ; eşim benden başkasını beğenirse isterse acaba bende ne eksik var bende ne bulamadı da gitti ona, onu tatmin edemiyor muyum ?
Bu bakış açısı egoyu dürtükler, ardından aldatılma duygusu girer ‘aldatan’ (ki bence yanlış bir terimdir) kişinin iyi niyeti , midesi, sindirim sistemi, doyumu doyumsuzluğu sorgulanır.Aldatılan kendini sorgular acır , üzülür ya da öfke duyar ya da yaralanır vs..
Ama “eşim birini isterse birlikte olursa da devam ederiz sorun olmaz” diyen insan tamdır eksiği olmadığı gibi bunu doğal karşılıyorsa fazlası da vardır bu bir bakış açısıdır, öyle bir bakış açısı ki; karşısındakine verdiği kıymet kendisine verdiğine eşittir.
Sevdiği kendi gibidir, hatta bazen kendine bile itiraf edemediklerini paylaşır.
Ve bu bakış açısının karşılıklı rastlanması nadir bulunan bir şeydir.
Her ne kadar artık başlık dışında çıkmış olsak da, zaten tüm sohbet ve tartışmalar başladığı konuya sadık kalmaz dimi?
Arada dikkatimi çeken birisi ve yazdıkları oldu, Mor’un yazdıkları…
Dönüp tekrar okudum ve görebildiğim kadarı ile ben doğru anlamış isem ve aldığı cevapları da doğru anlayabilmişsem, Mor’un demek istedikleri farklı algılanmış.
Öncelikle Mor’un yazısında, “taraflar razı ise” derken, “Hadi fantezi yapalım” diyen iki kişiden ve bunların gidip başkaları ile yatmasından bahsetmiyor.
Öyle bir toplum yapısı gözünüzde canlandırın ki, bu toplumda tek eşlilik diye bir dayatma yok, kimse kimsenin eşi değil, kimse kimseye ait değil, hayatı bir yola benzetirsek, kendi hayatımız, kendi yolumuz, bu yolu yürürken bize yolun bir kısmında yâda yol boyunca eşlik eden yol arkadaşlarımız oluyor ama bize ait değiller, belki bir ara bizden geri kalıyor yahut farklı yola sapıp, tekrar yanımıza gelebiliyorlar. Aynı şey bizim içinde geçerli.
Eğer böyle bir şey olursa zaten kimsenin kimseyi aldatması diye bir durum olmayacağı anlatılmak isteniyor ki, doğru bir tespit.
Gerçek sevginin de karşınızdaki kişinin özgürlüklerini, seçimlerini, isteklerini, arzularını kısıtlamadan, olduğu gibi, eğerlerle sevmemek olduğunu belirtiyor.
Kâğıt üzerinde hepsi doğru ama işte bunu sağlamak için de bu bakış ile yetiştirilmek, toplumun bu kabullere baskılı yaklaşmaması filan yâda bunları doğru olarak görüp, hayatlarına yozlaşmadan sokabilecek, baskılara karşı direnip, bakış açısını değiştirmeden yaşayabilecek insanlar lazım.
Bu uygulanabilir, uygulanamaz. Uygulayan insan ne kadar yeterli yani tam düzeyinde olması gerekir filan bilemeyeceğim ama sonuçta kâğıt üzerinde Mor’un tespitleri doğru gibi geldi.
Bu arada eğer yanlış anlamış ve yanlış anlaşıldı derken asıl ben yanılmışsam özür dilerim.
Mor’un tespileri ile Masal’ın yazdıklarını okuyunca, bir noktada birleştiklerini görüyorum ve ben de bu iki yazarın fikirlerinin (her ne kadar uygulanmasının zorlukları ile böyle birşeyi rahatsızlık yaşamadan uygulayabilecek insanların bahsedilen tamlığa sahip olmasının zorluklarını bilerek) kağıt üzerinde doğru tespitler taşıdığını düşünüyorum.
Bunları demek istemiştim hamlet 🙂
uygulama konusunda topluca uygulanamaz belki ama ben kendi adıma uygularım kimse kimsenin ilişkisinin içinde değil ki bu iki kişiyi ilgilendirir.Kapılar ardında yaşanır ilişkiler,
bu bakış açımla toplumda çok da saçma bir yerde de durmuyorum dostlarım var ailem var; nasıl ki giydiğiniz donun rengini her gün her önünüze gelene anlatmıyorsanız ilişkinize bakışınız da sizin için özeldir..Çok da toplumu bağlamaz bu durum.
sonsuzun ortamı bu paylaşımların seviyesini koruyor diye bunlar burda rahat konuşuluyor; ki burda da yanlış anlaşılmalar oluyor aklımız bi gidip bi geliyor 🙂
Kaos’un başladığı nokta:
(Aynen SAMAST konusunda olduğu gibi)
Serbest bırakmakla ilgilidir.
Kadın veya erkek aldatır. Başınıza gelirse yapacağınız en olumlu şey kendinizi serbest bırakmaktır.
“Aldatsa da ilişkime devam ederim” diyenler olabilir. Burada ise söz konusu; bakış açısıdır. Amma sizin bakış açınız değil, diğerinin bakış açısı… Ahlakçılık burada başlar.
Akp’nin ekmeğine yağ sürmeyin.
Sizi doğru anlamış olmaktan ve doğru anladığımı da ifade edebilmiş olmaktan dolayı mutluyum 🙂
Tabi ki katılıyorum, ille toplum tarafından kabul edilmiyor ve uygulanmıyor olsa da, bu düşünceye uygun yaşanması imkansız değil.
Ama bunun yanında bu düşünce tarzının bir tehlikesi de, benimsemeden, ruh sağlığı açısından benimsemek zorunda kalmak olabilir!
Mesela bir Hülya Avşar düşünce tarzı vardır. Sayın Avşar, eşinin kendisini aldattığı ayyuka çıkınca, “tüm erkekler aldatır” fikrinin sıkı savunucusu olarak kendisini rahatlatmaya çalıştığını düşünüyorum. Yani diyor ki, ben değil, herkes aldatılıyor, onun için mutluyum. Aldatılmıyorum diyenin kocası fark ettirmeden aldatıyordur diyerek, herkesin itham altında bırakarak bir anlamda kendi acısına destek buluyordu.
Demek istediğim bu düşünce tarzını normalde benimsemeyip, sırf engel olmak isteyip olamadığı partnerinin yaptıklarını bu kalıp içinde değerlendirmek kendisini rahatlatıyor diye, yahut partnerine yakalanma korkusu olmadan, onu ikna edip, rahatça istediğini yaşamak için art niyetli kullanma aracı olmasın 🙂
Ama sonuçta herkes kendi yaptığından ve seçiminden sorumludur di mi? İsteyen istediğini yapsın tabi ki, istediği gibi düşünsün.
Di hamlet:)
Herkes kendi yaptığından ve seçimlerinden sorumludur.
Karşı taraf bunu kabul eder yada etmez, bu da onun sorunudur.
Ama ben, her daim ilişkilerde maskesiz olunması taraftarıyım.
Evet oikos.
Ahlakçılık birilerinin birilerine ne yapmaları gerektiğini, eğer bunları bunları yapmazlarsa “orta malı”, “namussuz”, “kötü insan”, “kaşar” vs olacaklarını söylediklerinde başlar. Ha bir de bunu haklıymış gibi söylerler, inanırlar yani buna.
Ahlakçının sorunu cinsellik değil, sorunu cinselsizlik.
xenix: Takiplerim
Ülkemizde eğer aldatılan erkek ise çoğu zaman sonuçları sevgilisine fiziksel zarar vermekle sonuçlanıyor. Eğer aldatılan kadınsa eşine psikolojik zarar vermeye veya kendine zarar vermeye çalışıyor ki çoğu zaman bize gelenler bu durumda oluyor. Bunların dışında bir çoğu ilişkiyi tamamen bitirip konuşmazken çok az bir kısmı intikam almaya yöneliyor. Her şey aynen devam eder deyen kişilerde var fakat bu genellikle cinselliğin çok sorun olmadığı rahatça yaşandığı ülkelerde daha fazla gözleniyor. Elbette bize kimse bu yüzden gelmedi. Fakat tartışmaların gidişatındaki en büyük sorun tüm ülkelerde de yaşanan bir sorun: Erkek ile kadın aldattığında farklı değerlendirilme sorunu.
Haklısınız simge hanım.
Zihniyet ataerkil ve kadın namus olarak görüldüğü sürece bu değişmeyecektir.
xenix: Takiplerim
Sayın Masal, öncelikle “di” cevabınıza bittim, çok zekice ve insanı afallatan bir cevap olmuş. Sonrasında çok önceki bir “dimi?”sorumun cevabı olduğunu anladım, anladığım için de keyif aldım, kendiminde kullandığı bir ifade olması nedeni ile de ayrı bir yakınlık hissettim. 🙂
Her neyse… Konumuza dönmek gerekirse…
Sayın Masal, bu söyledikleriniz çok güzel ve çok doğru. Keşke, gerçekten, her daim, en azından yakın ilişkilerimizde maskesiz olsak. Düşününce, bunu sürekli uygulayınca, ilk başlarda garipsenseniz de, zamanla en azından sizi tanıyanlar, yakından, uzun süreli iletişimde olduğunuz kişiler, sizi bu şekilde kabul edecek ve onlarda en azından size karşı maske takma ihtiyacı hissetmemeye başlayacaklardır belki. Bunun sonucunda oluşacak samimiyet, yakınlık çok güzel olacaktır.
Ama bunu uygulamak kolay değil. Hani kanka denilen kişiler vardır, onların yanında kendimizi çok iyi hissetmemizin nedeni budur. Hiçbir maskeye ihtiyaç hissetmez, olduğumuz gibi olabiliriz. Eğer tüm ilişkilerimizdeki maskelerimizi atsak aslında çok rahatlatıcı bir durum olur ama yine de “Tamam bugünden sonra tüm maskeleri atıyorum” desek, tüm çevremiz bizi delirdi herhalde gözü ile görür, 1 yıl filan epey bi garip gözlerle bakılan birisi oluruz. Hele iş ortamı gibi ortamlarda maskesiz olunmasına kimse alışık olmadığı için dışlanma, işten atılma hatta birçok zorlukla karşılaşma durumumuz olabilir.
İnsanların aslında hayal kırıklıklarının nedenleri arasında da hem kendi taktıkları, hem de karşısındakilerin taktıkları maskelerin önemi büyük. Hem kendisini tam olduğu gibi göstermiyor karşısındakine, hem de karşısındakini olduğu gibi tanıyamıyor. Bunun neticesinde bir gerçek yüzünü görünce hayal kırıklığı oluşuyor. Aldatmalar, baskılanmalar, bir çok olumszuluğun nedeni altında maskeli yaşam olduğu söylenebilir ama bu kadar hakvermeden sonra maskesiz yaşayabilir miyim sorusuna dolu dolu bir evet cevabı veremiyorum 🙁 (Hatta hayır cevabını yapıştırmaya yakınım)
Ne maskeler gordum icinde insan yok, cok nadir insanlar gordum yuzunde maske yok 🙂 insan once kendine maskesiz olacak ki esi dostuna da olsun. Bir birlikteligi mukemmellestiren toplumun yapistirdigi kimliklerinden ayrilip ‘kanka’ kadar rahat ve maskesiz olabilmektir.
Hamlet,
Di cevabıma bitmişsiniz ama kalbiniz durmamış, heyecandan ve aşırı etkilenmekten dolayı yere yığılıp kalmamışınız. Sadece afallamışsınız..
Olmadıı olmadıı olmadııı…!:)
Neyse… Konumuza dönmek gerekirse,
Ben ilişkiler deken; kankamız ve sosyal çevremizi kastetmemiştim.
Konu başlığı ( eş, sevgili ) olduğu için belirtme gereği de hissetmemiştim.
Diğer türlü bende evet cevabı veremezdim:)
Sayın Masal,
öncelikle “Di” cevabınıza bittim ama dediğiniz gibi kalbim durmadı, hafif bir sekte geçirmek ile yetindi, heyecandan ve aşırı etkilenmekten dolayı yere yığıldımsa da yığılıp kalmayıp, ayağa kalkmayı başardım ama bunun sizi üzeceğini tahmin edebilmiş olsam, ayağa kalkmak için çaba sarfetmez orada kalırdım. Bir dahakine umarım sizi memnun edebilecek bir neticeye ulaşabilirim. Tabi bunun için sizin “Di” benzeri cevaplarınıza muhtacım.
Benim de çok sık kullandığım “neyse” ifadeniz ile devam etmek ve konumuza dönmek gerekirse,
Sizin ilişkiler derken kanka ve sosyal çevrenizi kastetmediğinizi anladım ve eş, sevgili paylaşımından bahsettiğini anladım. Ben de sadece kanka paylaşımından örnek vererek, insanın o sırada olduğu gibi maskesiz olmasının insanı aslında daha mutlu edeceğini belirtmek istedim.
Siz yine evet diyebildiğiniz bir alan bulabiliyorsunuz. Ben her şekilde tam bir evet cevabı vermekte zorlanıyorum.
Tam deminki cevabımı bitirdiğim yerde Sayın Mor’un yazdığı mesaja cevap vererek devam etmem çok uygun olacak.
Önceki mesajımı “Ben her şekilde tam bir evet cevabı vermekte zorlanıyorum.” diye bitirmiştim.
Sanırım benim temel sorunum, kendime dürüst olamamak.
Sayın Mor’da dikkat çekmiş zaten: “insan once kendine maskesiz olacak ki esi dostuna da olsun.”
Sanırım ben önemli bir kontrol mekanizması kuruyorum kendime ve bu kontrol mekanizmasına sahip olmam nedeni ile arka dünyamda, yani başkalarına açmadığım, beyin kıvrımlarımda sakladığım dünyamda daha uç noktalara ulaşabiliyorum. Orası uçlaştıkça, maskesiz şekilde onu ön plana getirmem daha imkansız hal alıyor ve hatta belki de kendim bile maskeli yüzüme bakmayı tercih edebiliyorum.
Tamam hastaneye yatmam lazım biliyorum ama zararsızım, şimdilik erteliyorum 🙂
Hayır, hastaneye falan yatmanıza gerek yok.
Eğer bir başkasına “maskesiz ol” demeden önce kendinizin ne olduğunu söylüyorsanız, siz de problem yoktur. Problem ne olmanız gerektiğini söyleyenlerdedir.
Öte yandan, tüm samimiyetinizle kendinizi anlattığınız an ise, en maskeli olduğunuz andır. Zira diğeri böyle kabul edecektir.
Toplum maskeleri baştacı eder.
Acele faşist oluverirsiniz. Uzak durmak iyidir.
aaawwww yazııııık 🙂
Gelecek için planım:
İlerde 10 15 tane sevgilim olucak. Ama hepsi çok zeki adamlar.. Birinin matematiği iyidir, birinin felsefesi.. Bir gün biriyle görüşeceğim diğer gün başka biriyle. Hiçbirini aldatmış hissetmeyeceğim, ya da onlar tarafından aldatıldığımı. Bir akşam birisiyle (seviştikten sonra) astronomi hakkında konuşmak varken, bir başka akşam bir diğeriyle felsefe hakkında konuşmak varken.. öğrenmek, bilgi edinmek varken.. neyleyim sahiplenmeyi, sahiplenilmeyi :)) hayattaki tek derdim eşimin/sevgilimin beni aldatmış olması olmayacak. Hayat bunu dert etmek için bence gerçekten çok kısa.
haha çok çok ağrıma gider. “bunu bana nasıl yaparsın” diye sarılıp ağlarım. akabinde sorarım: “ama beni de seviyosun dimi” baktım yüz vermiyo kendime zarar vermekle tehdit ederim. oda olmazsa uzaktan izlerim napiim. elma artık beni sevmiyo ama ben seviyorum yapcak bi şey yok;(
lisede aldatılmıştım. aşktan öldürüp ayrıldım hala kendine gelmeye çalışıyo. hobimdir ara ara yüz verip gönderirim. yapmiycaktı kendi kaşındı
şıklar baya komik ama. kendime zarar veririm ne ya:))) bizim neslin espri konusudur bu. “kendime bi zarar vermekten korkuyorum” “durmadan ağlıyorum ağlamaktan kusuyorum” “ölüyorum anlasana” haha
İlişkinin duygusal derinliğine göre farklı tepkiler verilebileceği üzerinden yorum yapılabilir.
Yeterince düşülmeden cümle kurmuş olduğumu görüyorum. Öznel olan ve nesnel olan arasındaki nüansların belirleyici etkilerini düşününce…
Yıkıcı olan özneldir zaten.
Aşk da iki öznel yönelimdir bir diğer anlamı ile. Fakat konu başlığında ”aşık olduğunuz kişi” vurgusu yer almıyor zaten. Bu nedenle öznel yönelimin bileşenleri, aroması, salgılanan hormonlar, yüklenmiş olan anlam, nasıl bir duygu durumu içinde çarpışmış olmak gibi ayrıntılar tepkinin şiddetini, yıkıcılığını belirleyecektir. Bu gibi durumlarla karşılaşan kişi zihinsel olarak belirli konularda uyarılmış bir kişilik ise otokontrol (kendi kendini yönetme yetisi) mekanizması yıkıcı bir edimde bulunmasına izin vermeyecektir. Kendini eğitebilmiş bir insanın diğerlerinden ayrıldığı noktalardan biri de bu oluyor.
Sen beni nasıl aldatırsın böğürtüsüne gerek yoktur. Aldatılan kişinin yapması gereken duygu ve düşüncelerini toplayıp o kişiden gitmek olabilir en fazla. Bitmiş ise bitmiştir, yaşıyor olsa aldatılmış olmazdın. Kayıp hanesine kayıt edip yeni bir zirveye doğru tırmanışa geçmeli.
Şiddet uygulayacak kadar denetimsiz bir zihne sahip olmak sağlıksız bir kafaya işarettir…
Küfredebilir, öfkeni dindirmek için sesini yükseltebilir, ağlayabilir, agresif türlü yansıtmada bulunabilirsin lakin bu seni şair de yapabilir, yeni bir insanın yaratılmasının ateşleyicisi bir deneyim de olabilir.
İşte bilinç altı, toplumsal öğrenilmişlikler, ahlaki yargılar aşırı sahiplenmeci bir inanış ve yaşayış tarafından ele geçirmiş ise zihni, ortaya çıkacak sonuç az çok anlaşılır ve bilinir bir sonuçtur.
Bu nedenlerle okumalı, entel dantel uğraşı, boş ve gereksiz zırvalıklar, bildik teraneler gibi cahil cahil geçiştirmeden önce oku ki öz denetim sahibi olabilesin hiç yoktan…
Ayrıca neden ihanet etme ihtiyacı ortaya çıkmış?
Nemfomanyaklar konu dışı uç bir örnek olsa gerek.
Çok da billur bir konu değildir…
Ufak bir dipnot.
Ne kadar bilimsel şeyler yazılsa ve çizilse de bu konuda insanın başına geldi mi (umarım hiç kimsenin başına gelmez) Tahsili ve kültürü ne olursa olsun şiddeti beraberinde getiriyor. Gördük ve görüyoruz da..
Olmuşa çare yok 🙂 Kimse kimsenin sahibi değil ayrıca aldatacaksa biri kafaya koyduysa artık geçmişler olsun 🙂
Her bitiş bir başlangıç olabilir.Üzüntünün esri olmak yerine sevincin parçası olmalı.
http://www.milliyet.com.tr/uzman-cavus-dehseti–gundem-1953730/
Yukarıda haber de görüldüğü gibi..
Zor bir ülkede yaşıyoruz..