Sevgili Sonsuz’un fikrini takiben, üzerinde çalıştığım konuyu sizlere de açmak ve sizde ne uyandırdığını duymak istedim.
Alman fotoğrafçı Walter Schels, ölümle olan ilişkimizin “göz” den kaçan ya da kaçırılan bir ilişki olduğu düşüncesiyle, Almanya’daki hastaneleri ziyaret edip ölümcül hastaların, ölmeden önce ve sonraki fotoğraflarını çekmiş. Sonuçta karşımıza çıkan bu etkileyici fotoğraflar, bize sadece kendimizle, ölümle, ya da sevdiklerimizin ölümüyle yüzleşmemiz hakkında değil, aynı zamanda fotoğraf ve ölümün ilişkisi üzerine de pek çok şey söyleyebilir. Schels’e göre Batı toplumlarında insanların çoğu, ölümle yüzleşmekten kaçıyor. Çoğu zaman yakınları ölmekte olanlar, onları, bu yaşamdan ölüme geçiş sürecinde yanlız bırakıyor. Ya öleceğini kabul etmiyor ya da hiçbirşey olmamış gibi davranıyorlar. Ve bu yaklaşım, ölmekte olanları müthiş bir yanlızlık içine itiyor. Schels, fotoğrafları sayesinde hem bizleri ölümle yüzleştirmeyi amaçlamış, hem de kendi çocukluğunda yaşadığı savaş travmasını yenmeyi, yani cesetle yüzleşme korkusunu aşmayı istemiş.
Fotoğraf açısından baktığımda, benim bu fotoğraflarda gözüme ilk çarpan şey “ışık”. Ölmeden önce bize bakan insanların gözlerine ışık yansıtılmış. Yaşam belki de mecazi olarak bu ışık ile betimlenmiş. Ölen beden ise, gözleri kapalı ve artık bu dünyaya ait olmayan bir varoluşun kabuğu olarak huzurla yatıyor.
Fotoğraf üzerine yazan pek çok yazar, fotoğrafın paradoksal bir resmetme aracı olduğunda hemfikir. Çünkü fotoğraf aynı anda hem daha önce “var” olmuş bir kişiyi, bir çerçevenin içine hapsederek, dondururarak “öldürüyor”, hem de bize, resmedilen kişinin (genelde) canlı, yaşamış olduğunun kanıtını sunuyor.
Schels’in fotoğrafları ise hem “canlı” olanı hem de ondan geriye kalan bedeninii yani cesedini aynı anda göstermesi açısından gerçekten de etkileyici…beni buruk bir sessizlik içine itiyor..ya sizi?
Projenin (“life before death”) tüm fotoğraflarını ve üzerine yazılmış yazıyı bu linkte bulabilirsiniz(maalesef ingilizce).
http://www.guardian.co.uk/society/gallery/2008/mar/31/lifebeforedeath?picture=333325401
Sevgimle…
Sunduğunuz fotoğraflar ,sanki kişiler henüz ölmemiş gibi bir izlenim veriyor.
Yakınlarda annemin ölmeden hemen önce ve öldükten sonra (malesef)inceleme durumum oldu. Makinelere bağlı iken yoğun bakımda ki haliyle onu defnetmeden önce yıkarken arasında çok fark olmadığını farkettim.Her iki durumda da yaşam enerjisi yüzünden ve bedeninden çekilmişti.Özellikle defnetmeden önce içim acıyarak ”bu benim annem değil”duygusuna kapıldım. Plastik bebeklere benziyordu yüzü..Duygusuz, ifadesiz, elbette cansız.
Nedense buradaki fotoğraflar bana daha canlılarmış izlenimi verdi . Bir ifade var sanki yüzlerinde..Huzur mu desem,bir şeyi tamamlamanın verdiği rahatlık mı ,neyse,bana öyle geldi..
aslında bu konu yani insanın kendini ölümden uzaklaştırmaya başlaması, şehirleşme/modernleşmeyle beraber ortaya çıkmıştır.
Köy hayatında yada küçük komünal yaşamda, insanlar ölümle iç içedir, mezarlıklar köyün en güzel yerinde ve yol ustundedir, ölüm yaşama yabancı degildir henüz, birbirinden ayri görülmez, tıpkı tibetin ölüm kitabında dedigi gibi, yaşam ve ölüm BİRdir, kitap derki;doğarken sen agliyordun, ölürken sen, herkes agliyor ama sen gülmelisin..
Zihnin, egonun, bedenin hapsinde yasayan insan, ölümü yok farzetmekte, ondan uzaklaşmakta, şehirleştikce, mezarlıkları bile gözünün görmedigi en ücra köşelere yerleştirerek, ölümü yaşamdan ayırmaya çalışmaktadır.
Modernleşmeyle birlikte, sahip oldukları ve mücadeleleri ile kendini var eden insan için yok olmak, hiç olmak, ölmek, bu mücadelenin sona ermesidir ki,egosal varligin ifade yolu olarak sectigi mücadele, rekabet, herseye sahip olma arzusu, ÖZün hiçlik ve yoklukta (ki yokluk varlıktır ama simdi buna girmeyeyim) TAMlık ve bütünlük anlayisini bastirmaktadir.
İste bu nedenle kendini sadece ego ve onun aşkı olan rekabet/yarışma ile ifade eden insan ölümü ne kadar gözden ırak yaparsa o kadarda korkusunu unutmuş olacaktır..
yaşamın, acı fakat bir o kadar da gerekli olan gerçeği.
kendi şahsıma: insanlıktan sınıfı geçmeye çalışan biri.
İnsanın yüzleşmesi gereken tek şey ölümüdür. Bunun dışında ki herşey kendimizi önemsediğimizden kaynaklı şeylerdir. Bu fotoğraflar bana çok şey hatırlattık. En çok dikkatimi çeken şey, dudaklardaki sönmüşlük. Ölü olduğunu ordan anlayabildim ancak. Gerçi fotoğraflar arasında epey süre farkı var gibi duruyor.
Konuya dönersek, batı toplumu ölümle yüzleşmekten kaçıyor. Doğu toplumları ise binlerce yıldır ölüme gereken saygıyı gösteriliyor.
DJ den alıntılar…
“Ölüm bir kol boyu ötende dururken, saçma düşüncelere, saçma duygulara ayıracak zamanın gerçekten yok senin. Hiçbirimizin zamanı yok bunlara ayıracak.”
“Ruhumuzu tavlayan, çelikleştiren, yalnız, ölüm düşüncesidir.”
“Ölüm bizim en bilge düşmanımızdır. Her ne zaman işlerin yolunda gitmediğini duyumsadığında, k, bu senin için hep böyledir, ne zaman sonunun geldiğini düşünsen, hemen ölümüne dön ve ona danış. Ölümün sana diyecektir ki: “Ben daha sana dokunmadım ki.””
Ölüm,modern kültürün sizi inandırmaya çalıştığı gibi,bir anomali ya da tüm olayların en korkuncu değil,dünyadaki en doğal şeydir.O, karşı kutbu olan doğumdan ayrılmaz,ve onun kadar doğal bir şeydir.Ölmekte olan bir kişinin yanındayken kendinize bunu hatırlatın.
Bir insanın ölümünde bir tanık ve refakatçi olarak bulunmak büyük bir ayrıcalık ve kutsal bir davranıştır.
Ölmekte olan bir kişiyle birlikte iken, o deneyimin hiç bir veçhesini yadsımayın.Olmakta olan şeyi yadsımayın ve kendi hislerinizi yadsımayın.Yapabileceğiniz hiç bir şey olmadığını görmek sizin kendinizi çaresiz,üzgün ya da kızgın hissetmenize neden olabilir.Hissettiğiniz şeyi kabullenin.Sonra bir adım daha ileri gidin: Yapabileceğiniz hiç bir şey olmadığını kabullenin.Kontrol sizde değildir.O deneyimin her veçhesine,ölmekte olan kişinin hissediyor olabileceği acıya ya da rahatsızlığa olduğu gibi,kendi hislerinize de derin bir biçimde teslim olun.Teslim olmuş bilinç haliniz ve ona eşlik eden dinginlik ölen kişiye çok yardımcı olacak ve onun geçişini kolaylaştıracaktır.Eğer bir söz söylemeniz gerekiyorsa ,o içinizde ki dinginlikten gelecektir.Ama sözler ikincil derecede önemli olacaktır.
Dinginlikle birlikte kutsama gelir: HUZUR.
(DİNGİNLİĞİN GÜCÜ – E.TOLLE)
Sevgili dostlar,
Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim…bana ilham olduğunuz kesin…
sevgimle
fu
“Hiç Kimse Hiç Kimsenin Birseyi Olamaz”
Göz Kaptırdığım Renkten , Kulak Verdiğim Sesten,
Affet Senden Habersiz Aldığım Her Nefesten… “N.f.kısakürek”
De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.”(Cuma Suresi, 8)
Pek çok insan, ölümü düşünmek istemez.Yda kendine böyle bir olayı yakıştıramaz… Bu iki resim’in arasında ki fark ise , ölüm bedene geldiğinde insanın çaresizliğini gösteren kare ,gözlerini dunya hayatına kapadığı andır. Kişi ameliyle ölür ve Güzelliğini yada korkusu o anda gösterir…
ölüm, insana yaşadığı sürece kendini hatırlatır…Bir arkadasın yorumunda doğu batı diye ölümün insan tarafından nasıl düşünüldüğünü yazmış. Evet onlar için ölüm onlara artık yalnızca güzel ve tatlı bir uykuyu, huzur ve sakinliği, ebedi bir rahatlığı çağrıştırmaktadır. Bu resimlerde bu düşüncenın ifadesi olsa gerek diye düşünüyorm…
Ölüm kimler için
“Evet onlar için ölüm onlara artık yalnızca güzel ve tatlı bir uykuyu, huzur ve sakinliği, ebedi bir rahatlığı çağrıştırmaktadır.”
pek anlayamadım bu kısmı. Batı toplumu için mi? O zaman neden ölümden kaçıp öleni yalnız bırakıyorlar?
Sevgili sonsuz , Ölüm Kimler için demişsin ” Kainat üzerinde olan tüm herkez içindir ölüm… Yalnız şu vr ki , Ölüm bir kurtuluş değildir… düşünülmesi gereken kısmı ölümden sonrasıdır…
“Evet onlar için ölüm onlara artık yalnızca güzel ve tatlı bir uykuyu, huzur ve sakinliği, ebedi bir rahatlığı çağrıştırmaktadır.”
pek anlayamadım bu kısmı
Batı toplumu için mi? O zaman neden ölümden kaçıp öleni yalnız bırakıyorlar?
Onlar ölümden kaçmıyorlar. Ölümün onlar için sonsuz huzur olduğunu ebedi mutluluğun başlangıcı olduğunu düşünüyorlar…
Haytın Bir felsefesi vardır… Doğmak Ve Ölmek … Ama nasıl Ve Ne Şekilde Ölmek ?…
“Hiç Kimse Hiç Kimsenin Birseyi Olamaz”
Göz Kaptırdığım Renkten , Kulak Verdiğim Sesten,
Affet Senden Habersiz Aldığım Her Nefesten… “N.f.kısakürek”
Konuyu okudunuz mu? Konuda batı toplumunun ölümle yüzleşmekten kaçtığı bu yüzden ölenleri yalnz bıraktığı üzerine bir araştırma var. Ama siz batı toplumunun ölümden kaçmadığını aksine ölüm onlar için huzur ve sakinliği ebedi bir rahatlığı çağrıştırdığını söylüyorsunuz.
Bu ikisi arasında bir çelişki var diyorum.
Mevlana da ölümü “şeb-i arus” olarak görmüştür bu aklıma geldi ,asıl sevgiliye kavuşma gecesidir onun için.Batıda böyle bir algılayışla karşılaşıyor muyuz acaba?Doğu ölümü bir son olarak görmemiş ve kabulleniş içinde olmuşlar.Türklerde,Mısırlılarda vs.öldükten sonra yaşama inanılır.Batı zamanla belki bildiği ve kabul ettiği bu inanışını yitirdi ve şu anda ölümü bir son olarak görmeye başladı.Son ve bitiş bu da onları ürküttü.Kaçış başladı ölüm fikrinden.
(birinci resimde sağ kulağındaki küpe dikkatimi çekti her ikisinde de duruyor.)
Bir çok akrabamın (erkek) cenazelerinin yıkanması ve kefene sarılması işlemlerinde bulunup yardımcı oldum.
Kefene sarılı cesetleri mezara yerleştirirken Aklıma hep şu geldi.
Koca dünyaya sığamayan insan gel gör ki yaklaşık 2 metreye sığıyor. Hemde rahatça..
Ve her ölüm de bizi titreten şu düşünce.
Sonumuz kara toprak ise biz neyin mücadelesini veriyoruz.
Neyi paylaşamıyoruz.
Nedir bu kibir
Nedir bu kendini beğenmişlik.
Hırsımız niye….
Bir kaç gün sonra yine eski modumuza geçiş…
Ölüm bence mutluluğun başlangıcı…
Çünkü yıkayıp kefene sardığım cesetlerde ve yukardaki kişilerin öldükten sonraki halleri çok farklı.
Daha bir huzurlu ve dinginler.
Hepimiz bir gün ex olacağız….
Aslında doğduğumuz andan beri ölmeye başlıyoruz…dolayısı ile ölümü yavaş olsa dahi her an yaşıyoruz.
Tesadüfen nefes alıyoruz yani…
….Ölmekte olan bir yakınımızın yanındayken genellikle ölmekte olan kişinin önderlik etmesi gerekir.Eğer ölüyorsanız veya ölüm konusunda panığe kapılıyorsanız ve arkadaşlarınız ve aileniz mesafeli duruyor ve kaçamak karşılık veriyorsa, burada-ve- şimdide kalıp doğrudan konuyla ilgili konuşmanızı öneririm. Örneğin, “Korkularımı ifade ettiğimde direkt olarak yanıt vermediğinizi görüyorum.Senin gibi yakın arkadaşımla konuşmanın bana çok yardımı dokunur.Bu senin için çok zor, çok fazla mı olur ?”….
Ebeveynlerin çocuklarına ölümle yüzleşme konusunda model olabileceği…
Irvin Yalom un “Güneşe bakmak Ölümle yüzleşmek ” kitabından yukarıdaki alıntıları sizlerle paylaşmak istedim. Eğer okumayanlar varsa, Yalom’un bu kitabı bu konuda yazılmış en güzel bir eserlerden biridir.
Mayonez için Güncelleme