“Bilimin sustuğu yerde şiir başlar ve evrenin gizli kapıları şiirle açılır.” Zülfü Livaneli.
Biraz önce sonsuz.us’un tepelerinde okudum. Ama katılmam bu söze, katılamam Sayın Livaneli. Bilim, salt bir gerçeğe ulaşma istenci değil, insanca bir hayret duygusunun nesnelleşmesidir.
Bir şair yıldızlara bakar. Evrenin gizeminden İLHAM alır. Bunu, en başta sevgiyi ifade etmek için kullanır.
Bilim adamı yıldızlara bakar; dünyanın evrenin sınırlarına olan uzaklığının 1,5×10üssü 23 metre olduğunu hatırlar. Duyduğu his hayrettir, ürpermedir, dehşettir, sevgidir, saygıdır, mütevaziliktir, aşktır. Yöntemleri katı matematiksel karalamalara dayansa da, bu yöntemlerin çıkış yolu insancadır. Hatta olabilecek en insanca duyguların birbirine karışıp masaya servis edilmesidir.
Duruşunuza saygımız sonsuzsa da, haksızın Livaneli. Herşeyden önce bilim ile sanat arasında bir hiyerarşi belirlemekte haksızsınız. Bilimin sustuğu yer insanın hayret duyugusunun köreldiği ve şiirin hiçbir zaman varolamayacağı yerdir. Bunu unutmayın …
Bilimi sanata karşı yetersiz gören şu gelenekten gerçekten rahatsızım. Evrenin bir gizemi varsa, o gizemi en iyi ifade edecek kişiler ona en çok merak duyan kişiler olmalıdır. Hiyerarşi belirlenecekse illa, bu şekilde belirlenmelidir.
Bilimi, şiire yetersizlik.. bakış açınız. Diyorsunuz ki bilim insanları en meraklı insanlardır. Bu merakla güdülenirlerken; şairlerin gizemi aramaları karşısında küçültülmeleri haksızlıktır. Gökyüzüne mesafesini bilmek bilim insanının dünyanın şaşırtıcılığını açıklama gayreti, nasıl olur da küçümsenebilir ki!
Acaba Livaneli neden bu şekilde ifade etmiştir?
“Bilimin sustuğu yerde şiir başlar..”
Bilimin susmuş olması, susacağı yargısını mı uyandırıyor?
“…evrenin gizli kapıları şiirle açılır.”
Şiir boşluktan da doğar, şüpheden, umuttan, acıdan, hüzünden de beslenir en çok. Kavramlar şiirle yeniden yaratılır. Yeni ufuklar şiirle aralanır. İddialı cümle gibi görünebilir ama şiir, sanat dalları içinde en zor, en algı açan, üst bir dili ifade ediyor, en azından benim için. Ben bu cümlenin alt okumasında şiirin bilimden de beslendiğini bilerek, ama yine de kavramlar üstü ifade tarzını algılıyorum. Şiir bir nevi yeni dünyalar yaratmak gibi bir şey.
Bilim sanata karşı yetersizdir elbette…
Ben bilim ile henüz güneşin içinde bir kulübe yapamadım ama, şiir ile “güneşi zaptedeceğimizi” söylemiştim (Nazım) örneğin ve akın başladı güneşe o zamandan beri ve ilk yola çıkanlar çoktan güneşe eriştiler.
Haydi bakalım, sen bilim ile böyle bir iddiada bulun, böyle bir cümle kur!
Şiir olmaz ise çıldırır insanlık. Tıpkı din olmasaydı çıldıracak olduğu gibi. Geçmişte din bu alanı doldurmuştur ve bir çok insan Kuranı Kerimin bir diğer bakışla devrinin en iyi şiir kitabı olduğunu bilmez bile. Bir başkası şu biçimde de söyleyebilir belki:
“Bilimin sustuğu yerde din başlar ve evrenin gizli kapıları dinle açılır.”
Ama ben şöyle demek isterim:
“Bilimin ve şiirin sustuğu yerde din başlar ve evrenin gizli kapıları dinle açılır ve açılan kapılardan ne kadar dingil varsa içeri kaçar!”
Not: Bir de ben bu sözün Livaneli nerede söylemiş, merak etim. Bu söz sanki Einstein’e ait gibi geliyor bana…
Aman dinin götürdüğü yere ben gitmeyeyim.
Sizin gibi düşünenlerin aklının altında şu var: Materyalist dünya spiritüel dünya çekişmesi.
Arzular maddeyi, öğrendikleriniz maneviyatı gösteriyor.
Neyse konuyu saptırmayalım. Sanata saygımız büyükse de kimse bilime, sırf deneye dayanıyor diye “çektir git” diyemez. Yeşerdiği duygu durumu en az sanatınki kadar yücedir.
Einstein güya teist olduğunu gösteren çocukluk videolarını paylaşın da tam olsun. Hani şu ısının yokluğu-iyinin yokluğu metaforu gibi.
Şiiri herzaman insanın kendini ifade tarzı olarak algılarım, nesnelerin ifşası değil, sayın Ned.
Bir şairin şiirini okuduğunuzda (veya bir sanatçının eserini) algılanan şey sanatçının duygu durumudur. Ama bilimde elimize geçen yeni veriler bilim adamının tutkusuyla ilgili bize bir ipucu vermez. Onu anlamak için çevrenizdeki birkaç şeyi merak edip o duyguyu 1000 ile çarpmanız gerekir. Ve ben bu duygunun salt merak değil aynı zamanda hayret de barındırdığı kanısındayım.
Söylediklerim size karşıt düşünceleri savunmak maksatlı değil bwallece. Şiir, insanın kurduğu tüm sisteme bir başkaldırıdır. Bir bozma eylemidir. Buna kavramlar dahil. Bilim insanı bu bozmadan faydalanabilir. Çünkü onun dürtüsü de şüpheden gelir, çıkış noktası tanımsızlıktır. Bilim, belki şeyleri yeniden ve yeniden bulma ve tanımladır. Tabii bu da benim yorumlayışım, daha çok değişik yorumlar da yapılabilir.
Bilim de sanat da ortak bir noktadan gelir. Büyü…
Ben her ne kadar bilim tarafında olsam da sanat (konu şiir olduğu için özellikle şiir) tarafını da hissedebiliyorum. Ne bilim ne de sanat doğada yoktur oysa, ama ikisi de evren kurar.
anadolu aydının genel yapısı böyledir,anadolu mistizmidir,kendi içinde güçlüdür amma yetkin değil,
Hep söylerler alışkanlık gereği gibi; Anadolu aydını. Yani Anadolu’nun Aydın ilçesi mi oluyor?
”Aydın”ın yurdu mu olur?